Taranma (Süslenme) Kitabı

Ebu Davud · Sünen-i Ebu Davud (Standart Arapça Metin) · Türkçe çeviri

4169. Hadis

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، وَعُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَعَنَ اللَّهُ الْوَاشِمَاتِ وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدٌ وَالْوَاصِلاَتِ وَقَالَ عُثْمَانُ وَالْمُتَنَمِّصَاتِ ثُمَّ اتَّفَقَا وَالْمُتَفَلِّجَاتِ لِلْحُسْنِ الْمُغَيِّرَاتِ خَلْقَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ ‏.‏ فَبَلَغَ ذَلِكَ امْرَأَةً مِنْ بَنِي أَسَدٍ يُقَالُ لَهَا أُمُّ يَعْقُوبَ ‏.‏ زَادَ عُثْمَانُ كَانَتْ تَقْرَأُ الْقُرْآنَ ثُمَّ اتَّفَقَا فَأَتَتْهُ فَقَالَتْ بَلَغَنِي عَنْكَ أَنَّكَ لَعَنْتَ الْوَاشِمَاتِ وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ ‏.‏ قَالَ مُحَمَّدٌ وَالْوَاصِلاَتِ وَقَالَ عُثْمَانُ وَالْمُتَنَمِّصَاتِ ثُمَّ اتَّفَقَا وَالْمُتَفَلِّجَاتِ قَالَ عُثْمَانُ لِلْحُسْنِ الْمُغَيِّرَاتِ خَلْقَ اللَّهِ تَعَالَى ‏.‏ فَقَالَ وَمَا لِي لاَ أَلْعَنُ مَنْ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى قَالَتْ لَقَدْ قَرَأْتُ مَا بَيْنَ لَوْحَىِ الْمُصْحَفِ فَمَا وَجَدْتُهُ ‏.‏ فَقَالَ وَاللَّهِ لَئِنْ كُنْتِ قَرَأْتِيهِ لَقَدْ وَجَدْتِيهِ ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏ وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا ‏}‏ قَالَتْ إِنِّي أَرَى بَعْضَ هَذَا عَلَى امْرَأَتِكَ ‏.‏ قَالَ فَادْخُلِي فَانْظُرِي ‏.‏ فَدَخَلَتْ ثُمَّ خَرَجَتْ فَقَالَ مَا رَأَيْتِ وَقَالَ عُثْمَانُ فَقَالَتْ مَا رَأَيْتُ ‏.‏ فَقَالَ لَوْ كَانَ ذَلِكَ مَا كَانَتْ مَعَنَا ‏.‏

Bize Muhammed b. Îsâ ve Osman b. Ebî Şeybe -mana olarak (aynı şeyi)- anlattılar; dediler ki: Bize Cerîr anlattı; Mansûr'dan; İbrâhim'den; Alkame'den; Abdullah (b. Mes'ûd)'dan nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Allah, dövme yapan kadınlara ve dövme yaptıran kadınlara lanet etsin." Muhammed (rivayetinde): "Ve (saç) ekleyenlere..." (dedi). Osman (rivayetinde): "Ve (kaşlarını) aldıranlara..." (dedi). Sonra (her iki ravi şu ifadede) birleştiler: "Güzellik için dişlerini seyreltenlere, Allah azze ve celle'nin yarattığını değiştirenlere (lanet olsun)." Bu (söz), Benî Esed'den Ümmü Ya'kûb denilen bir kadına ulaştı. -Osman (rivayetinde): "Kur'an okuyan bir kadındı" (ilavesini yaptı).- Sonra (ikisi) birleşti: (Kadın) ona geldi ve: "Senden bana ulaştığına göre sen dövme yapanlara ve yaptıranlara lanet etmişsin..." dedi. Muhammed (rivayetinde): "Ve (saç) ekleyenlere..." (dedi). Osman (rivayetinde): "Ve (kaşlarını) aldıranlara..." (dedi). Sonra (ikisi) "dişlerini seyreltenlere" ifadesinde birleştiler. Osman: "Güzellik için Allah Teâlâ'nın yarattığını değiştirenlere..." (dedi). (Abdullah) dedi ki: "Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in lanet ettiğine neden lanet etmeyeyim? Halbuki O (bu hüküm), Allah Teâlâ'nın Kitabında (vardır)." (Kadın) dedi ki: "Andolsun Mushaf'ın iki kapağı arasındakileri okudum ama bunu bulamadım." (Abdullah) dedi ki: "Vallahi eğer onu (dikkatlice) okusaydın mutlaka bulurdun." Sonra şu ayeti okudu: { وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا } "...Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının..." (Haşr 59/7). (Kadın) dedi ki: "Ben bunlardan bazılarını senin hanımının üzerinde (var) görüyorum (sanıyorum)." (Abdullah): "O halde gir ve bak" dedi. (Kadın) girdi, sonra çıktı. (Abdullah): "Ne gördün?" dedi. Osman (rivayetinde) dedi ki: (Kadın) "Bir şey görmedim" dedi. Bunun üzerine (Abdullah) dedi ki: "Eğer o (dediğin durum) olsaydı, o bizimle (nikahımızda) olmazdı."