4159. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ هِشَامِ بْنِ حَسَّانَ، عَنِ الْحَسَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مُغَفَّلٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ التَّرَجُّلِ إِلاَّ غِبًّا .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ anlattı; Hişâm b. Hassân'dan; el-Hasan'dan; Abdullah b. Muğaffel'den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (saçı) gün aşırı (ara sıra) taramak dışında (her gün süslenip taranmaktan) nehyetti."
4160. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ الْمَازِنِيُّ، أَخْبَرَنَا الْجُرَيْرِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، أَنَّ رَجُلاً، مِنْ أَصْحَابِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَحَلَ إِلَى فَضَالَةَ بْنِ عُبَيْدٍ وَهُوَ بِمِصْرَ فَقَدِمَ عَلَيْهِ فَقَالَ أَمَا إِنِّي لَمْ آتِكَ زَائِرًا وَلَكِنِّي سَمِعْتُ أَنَا وَأَنْتَ حَدِيثًا مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم رَجَوْتُ أَنْ يَكُونَ عِنْدَكَ مِنْهُ عِلْمٌ . قَالَ وَمَا هُوَ قَالَ كَذَا وَكَذَا قَالَ فَمَا لِي أَرَاكَ شَعِثًا وَأَنْتَ أَمِيرُ الأَرْضِ قَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَنْهَانَا عَنْ كَثِيرٍ مِنَ الإِرْفَاهِ . قَالَ فَمَا لِي لاَ أَرَى عَلَيْكَ حِذَاءً قَالَ كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُنَا أَنْ نَحْتَفِيَ أَحْيَانًا .
Bize el-Hasan b. Alî anlattı; bize Yezîd el-Mâzinî anlattı; bize el-Cüreyrî haber verdi; Abdullah b. Büreyde'den nakledildiğine göre; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bir adam, Mısır'da bulunan Fadâle b. Ubeyd'e (görmek için yolculuk yapıp) gitti. Yanına varınca dedi ki: "Haberin olsun, ben sana (sadece) ziyaret için gelmedim. Lakin ben ve sen Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bir hadis işitmiştik. Sende onun hakkında bir bilgi bulunduğunu umdum (onun için geldim)." (Fadâle): "O nedir?" dedi. (Adam): "Şudur, şudur" dedi. (Sonra Adam): "Neden seni saçı başı dağınık (bakımsız) görüyorum? Halbuki sen bu yerin (Mısır'ın) emirisin" dedi. (Fadâle): "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizi irfâhın (lüks, konfor ve süslenmenin) çoğundan nehyederdi" dedi. (Adam): "Neden senin ayağında ayakkabı görmüyorum?" dedi. (Fadâle): "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bize bazen çıplak ayakla yürümemizi emrederdi" dedi.
4161. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِسْحَاقَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي أُمَامَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ كَعْبِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ، قَالَ ذَكَرَ أَصْحَابُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَوْمًا عِنْدَهُ الدُّنْيَا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَلاَ تَسْمَعُونَ أَلاَ تَسْمَعُونَ إِنَّ الْبَذَاذَةَ مِنَ الإِيمَانِ إِنَّ الْبَذَاذَةَ مِنَ الإِيمَانِ " . يَعْنِي التَّقَحُّلَ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ هُوَ أَبُو أُمَامَةَ بْنُ ثَعْلَبَةَ الأَنْصَارِيُّ .
Bize en-Nüfeylî anlattı; bize Muhammed b. Seleme anlattı; Muhammed b. İshâk'tan; Abdullah b. Ebî Ümâme'den; Abdullah b. Ka'b b. Mâlik'ten; Ebû Ümâme'den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı bir gün onun yanında dünyayı (dünyalığı) konuştular. Bunun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "İşitmiyor musunuz? İşitmiyor musunuz? Şüphesiz bezâze (giyimde sadelik/mütevazılık) imandandır. Şüphesiz bezâze imandandır." - Yani (bezâze ile) tekahhülü (giyim kuşamda sadeliği/kuru yaşamı) kastetti. Ebû Dâvûd dedi ki: O (ravi), Ebû Ümâme b. Sa'lebe el-Ensârî'dir.
4162. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا أَبُو أَحْمَدَ، عَنْ شَيْبَانَ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُخْتَارِ، عَنْ مُوسَى بْنِ أَنَسٍ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَتْ لِلنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم سُكَّةٌ يَتَطَيَّبُ مِنْهَا .
Bize Nasr b. Alî anlattı; bize Ebû Ahmed anlattı; Şeybân b. Abdurrahman'dan; Abdullah b. el-Muhtâr'dan; Mûsâ b. Enes'ten; Enes b. Mâlik'ten nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in, (zaman zaman) kendisinden koku süründüğü bir sükkesi (koku kutusu) vardı."
4163. Hadis
حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ دَاوُدَ الْمَهْرِيُّ، أَخْبَرَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنِي ابْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ سُهَيْلِ بْنِ أَبِي صَالِحٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " مَنْ كَانَ لَهُ شَعْرٌ فَلْيُكْرِمْهُ " .
Bize Süleyman b. Dâvûd el-Mehrî anlattı; bize İbn Vehb haber verdi; bana İbn Ebî'z-Zinâd anlattı; Süheyl b. Ebî Sâlih'ten; babasından; Ebû Hureyre'den nakledildiğine göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kimin saçı varsa ona ikram etsin (ona iyi baksın, temiz ve taralı tutsun)."
4164. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ عَلِيِّ بْنِ الْمُبَارَكِ، عَنْ يَحْيَى بْنِ أَبِي كَثِيرٍ، قَالَ حَدَّثَتْنِي كَرِيمَةُ بِنْتُ هَمَّامٍ، أَنَّ امْرَأَةً، أَتَتْ عَائِشَةَ - رضى الله عنها - فَسَأَلَتْهَا عَنْ خِضَابِ الْحِنَّاءِ فَقَالَتْ لاَ بَأْسَ بِهِ وَلَكِنِّي أَكْرَهُهُ كَانَ حَبِيبِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَكْرَهُ رِيحَهُ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ تَعْنِي خِضَابَ شَعْرِ الرَّأْسِ .
Bize Ubeydullah b. Ömer anlattı; bize Yahyâ b. Saîd anlattı; Ali b. el-Mübârek'ten; Yahyâ b. Ebî Kesîr'den nakledildiğine göre; Kerîme bt. Hemmâm ona şöyle anlatmıştır: Bir kadın Âişe'ye radıyallahu anhâ geldi ve ona kına yakmayı sordu. (Âişe) dedi ki: "Bunda bir sakınca yoktur. Ancak ben ondan hoşlanmıyorum. Çünkü sevgilim Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun kokusundan hoşlanmazdı." Ebû Dâvûd dedi ki: (Âişe bu sözüyle) başın saçının boyanmasını kastetmektedir.
4165. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَتْنِي غِبْطَةُ بِنْتُ عَمْرٍو الْمُجَاشِعِيَّةُ، قَالَتْ حَدَّثَتْنِي عَمَّتِي أُمُّ الْحَسَنِ، عَنْ جَدَّتِهَا، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها أَنَّ هِنْدًا بِنْتَ عُتْبَةَ، قَالَتْ يَا نَبِيَّ اللَّهِ بَايِعْنِي . قَالَ " لاَ أُبَايِعُكِ حَتَّى تُغَيِّرِي كَفَّيْكِ كَأَنَّهُمَا كَفَّا سَبُعٍ " .
Bize Müslim b. İbrâhim anlattı; bana Gıbta bt. Amr el-Mücâşiiyye anlattı; dedi ki: Bana halam Ümmü'l-Hasan anlattı; ninesinden; Âişe radıyallahu anhâ'dan nakledildiğine göre; Hind bt. Utbe: "Ey Allah'ın Nebisi! Benimle biatleş" dedi. (Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Ellerini (kına ile boyayıp rengini) değiştirinceye kadar seninle biatleşmeyeceğim. Zira onlar (mevcut halleriyle) yırtıcı hayvan pençesi gibidir."
4166. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ مُحَمَّدٍ الصُّورِيُّ، حَدَّثَنَا خَالِدُ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا مُطِيعُ بْنُ مَيْمُونٍ، عَنْ صَفِيَّةَ بِنْتِ عِصْمَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - قَالَتْ أَوْمَتِ امْرَأَةٌ مِنْ وَرَاءِ سِتْرٍ بِيَدِهَا كِتَابٌ إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَقَبَضَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَدَهُ فَقَالَ " مَا أَدْرِي أَيَدُ رَجُلٍ أَمْ يَدُ امْرَأَةٍ " . قَالَتْ بَلِ امْرَأَةٌ . قَالَ " لَوْ كُنْتِ امْرَأَةً لَغَيَّرْتِ أَظْفَارَكِ " . يَعْنِي بِالْحِنَّاءِ .
Bize Muhammed b. Muhammed es-Sûrî anlattı; bize Hâlid b. Abdurrahman anlattı; bize Mutî' b. Meymûn anlattı; Safiyye bt. İsme'den; Âişe radıyallahu anhâ'dan nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Bir kadın perdenin arkasından elinde bir mektup olduğu halde Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e işaret etti (elini uzattı). Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem elini (tutmayıp geri) çekti ve: 'Erkek eli mi yoksa kadın eli mi, bilmiyorum' dedi. (Kadın): 'Hayır, kadın (eli)' dedi. (Rasûlullah): 'Eğer (gerçekten) kadın olsaydın, tırnaklarını(n rengini) değiştirirdin' buyurdu." - (Ravi), kına yakmayı kastetti.
4167. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، عَنْ مَالِكٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، أَنَّهُ سَمِعَ مُعَاوِيَةَ بْنَ أَبِي سُفْيَانَ، عَامَ حَجَّ وَهُوَ عَلَى الْمِنْبَرِ وَتَنَاوَلَ قُصَّةً مِنْ شَعْرٍ كَانَتْ فِي يَدِ حَرَسِيٍّ يَقُولُ يَا أَهْلَ الْمَدِينَةِ أَيْنَ عُلَمَاؤُكُمْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَنْهَى عَنْ مِثْلِ هَذِهِ وَيَقُولُ " إِنَّمَا هَلَكَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ حِينَ اتَّخَذَ هَذِهِ نِسَاؤُهُمْ " .
Bize Abdullah b. Mesleme anlattı; Mâlik'ten; İbn Şihâb'dan; Humeyd b. Abdurrahman'dan nakledildiğine göre; O, Muâviye b. Ebî Süfyân'ı Hac ettiği yıl minberde iken işitmiştir. (Muâviye) bir muhafızın elinde bulunan bir tutam saçı (perçemi) aldı ve şöyle dedi: "Ey Medine ahalisi! Âlimleriniz nerede? Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şunun gibisinden (saç eklemekten) nehyederken işittim. O şöyle buyuruyordu: 'İsrailoğulları, ancak kadınları şunu (saçlarına takmayı) edindikleri zaman helak oldular.'"
4168. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، وَمُسَدَّدٌ، قَالاَ حَدَّثَنَا يَحْيَى، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، قَالَ حَدَّثَنِي نَافِعٌ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم الْوَاصِلَةَ وَالْمُسْتَوْصِلَةَ وَالْوَاشِمَةَ وَالْمُسْتَوْشِمَةَ .
Bize Ahmed b. Hanbel ve Müsedded anlattılar; dediler ki: Bize Yahyâ anlattı; Ubeydullah'tan; dedi ki: Bana Nâfi' anlattı; Abdullah'tan nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, (saç) ekleyen, ekleten, dövme yapan ve dövme yaptıran (kadınlara) lanet etti."
4169. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عِيسَى، وَعُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، - الْمَعْنَى - قَالاَ حَدَّثَنَا جَرِيرٌ، عَنْ مَنْصُورٍ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنْ عَلْقَمَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ لَعَنَ اللَّهُ الْوَاشِمَاتِ وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ . قَالَ مُحَمَّدٌ وَالْوَاصِلاَتِ وَقَالَ عُثْمَانُ وَالْمُتَنَمِّصَاتِ ثُمَّ اتَّفَقَا وَالْمُتَفَلِّجَاتِ لِلْحُسْنِ الْمُغَيِّرَاتِ خَلْقَ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ . فَبَلَغَ ذَلِكَ امْرَأَةً مِنْ بَنِي أَسَدٍ يُقَالُ لَهَا أُمُّ يَعْقُوبَ . زَادَ عُثْمَانُ كَانَتْ تَقْرَأُ الْقُرْآنَ ثُمَّ اتَّفَقَا فَأَتَتْهُ فَقَالَتْ بَلَغَنِي عَنْكَ أَنَّكَ لَعَنْتَ الْوَاشِمَاتِ وَالْمُسْتَوْشِمَاتِ . قَالَ مُحَمَّدٌ وَالْوَاصِلاَتِ وَقَالَ عُثْمَانُ وَالْمُتَنَمِّصَاتِ ثُمَّ اتَّفَقَا وَالْمُتَفَلِّجَاتِ قَالَ عُثْمَانُ لِلْحُسْنِ الْمُغَيِّرَاتِ خَلْقَ اللَّهِ تَعَالَى . فَقَالَ وَمَا لِي لاَ أَلْعَنُ مَنْ لَعَنَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُوَ فِي كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى قَالَتْ لَقَدْ قَرَأْتُ مَا بَيْنَ لَوْحَىِ الْمُصْحَفِ فَمَا وَجَدْتُهُ . فَقَالَ وَاللَّهِ لَئِنْ كُنْتِ قَرَأْتِيهِ لَقَدْ وَجَدْتِيهِ ثُمَّ قَرَأَ { وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا } قَالَتْ إِنِّي أَرَى بَعْضَ هَذَا عَلَى امْرَأَتِكَ . قَالَ فَادْخُلِي فَانْظُرِي . فَدَخَلَتْ ثُمَّ خَرَجَتْ فَقَالَ مَا رَأَيْتِ وَقَالَ عُثْمَانُ فَقَالَتْ مَا رَأَيْتُ . فَقَالَ لَوْ كَانَ ذَلِكَ مَا كَانَتْ مَعَنَا .
Bize Muhammed b. Îsâ ve Osman b. Ebî Şeybe -mana olarak (aynı şeyi)- anlattılar; dediler ki: Bize Cerîr anlattı; Mansûr'dan; İbrâhim'den; Alkame'den; Abdullah (b. Mes'ûd)'dan nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Allah, dövme yapan kadınlara ve dövme yaptıran kadınlara lanet etsin." Muhammed (rivayetinde): "Ve (saç) ekleyenlere..." (dedi). Osman (rivayetinde): "Ve (kaşlarını) aldıranlara..." (dedi). Sonra (her iki ravi şu ifadede) birleştiler: "Güzellik için dişlerini seyreltenlere, Allah azze ve celle'nin yarattığını değiştirenlere (lanet olsun)." Bu (söz), Benî Esed'den Ümmü Ya'kûb denilen bir kadına ulaştı. -Osman (rivayetinde): "Kur'an okuyan bir kadındı" (ilavesini yaptı).- Sonra (ikisi) birleşti: (Kadın) ona geldi ve: "Senden bana ulaştığına göre sen dövme yapanlara ve yaptıranlara lanet etmişsin..." dedi. Muhammed (rivayetinde): "Ve (saç) ekleyenlere..." (dedi). Osman (rivayetinde): "Ve (kaşlarını) aldıranlara..." (dedi). Sonra (ikisi) "dişlerini seyreltenlere" ifadesinde birleştiler. Osman: "Güzellik için Allah Teâlâ'nın yarattığını değiştirenlere..." (dedi). (Abdullah) dedi ki: "Ben Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in lanet ettiğine neden lanet etmeyeyim? Halbuki O (bu hüküm), Allah Teâlâ'nın Kitabında (vardır)." (Kadın) dedi ki: "Andolsun Mushaf'ın iki kapağı arasındakileri okudum ama bunu bulamadım." (Abdullah) dedi ki: "Vallahi eğer onu (dikkatlice) okusaydın mutlaka bulurdun." Sonra şu ayeti okudu: { وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا } "...Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının..." (Haşr 59/7). (Kadın) dedi ki: "Ben bunlardan bazılarını senin hanımının üzerinde (var) görüyorum (sanıyorum)." (Abdullah): "O halde gir ve bak" dedi. (Kadın) girdi, sonra çıktı. (Abdullah): "Ne gördün?" dedi. Osman (rivayetinde) dedi ki: (Kadın) "Bir şey görmedim" dedi. Bunun üzerine (Abdullah) dedi ki: "Eğer o (dediğin durum) olsaydı, o bizimle (nikahımızda) olmazdı."
4170. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ السَّرْحِ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، عَنْ أُسَامَةَ، عَنْ أَبَانَ بْنِ صَالِحٍ، عَنْ مُجَاهِدِ بْنِ جَبْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ لُعِنَتِ الْوَاصِلَةُ وَالْمُسْتَوْصِلَةُ وَالنَّامِصَةُ وَالْمُتَنَمِّصَةُ وَالْوَاشِمَةُ وَالْمُسْتَوْشِمَةُ مِنْ غَيْرِ دَاءٍ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَتَفْسِيرُ الْوَاصِلَةِ الَّتِي تَصِلُ الشَّعْرَ بِشَعْرِ النِّسَاءِ وَالْمُسْتَوْصِلَةُ الْمَعْمُولُ بِهَا وَالنَّامِصَةُ الَّتِي تَنْقُشُ الْحَاجِبَ حَتَّى تَرِقَّهُ وَالْمُتَنَمِّصَةُ الْمَعْمُولُ بِهَا وَالْوَاشِمَةُ الَّتِي تَجْعَلُ الْخِيلاَنَ فِي وَجْهِهَا بِكُحْلٍ أَوْ مِدَادٍ وَالْمُسْتَوْشِمَةُ الْمَعْمُولُ بِهَا .
Bize İbnü's-Serh anlattı; bize İbn Vehb anlattı; Üsâme'den; Ebân b. Sâlih'ten; Mücâhid b. Cebr'den; İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "(Saç) ekleyen, ekleten, (kaş) alan (yolan), aldıran, hastalık olmaksızın dövme yapan ve yaptıran (kadınlar) lanetlendi." Ebû Dâvûd dedi ki: Vâsıle'nin tefsiri; saçı(nı) kadınların saçıyla birleştiren (ekleyen) kadındır. Müstevsıle, kendisine bu işlem yapılan kadındır. Nâmisa, kaşı incelinceye kadar (kıllarını) yolan kadındır. Mütenammisa, kendisine bu işlem yapılan kadındır. Vâşime, yüzüne sürme veya mürekkeple benler (dövmeler) yapan kadındır. Müstevşime, kendisine bu işlem yapılan kadındır.
4171. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرِ بْنِ زِيَادٍ، قَالَ حَدَّثَنَا شَرِيكٌ، عَنْ سَالِمٍ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، قَالَ لاَ بَأْسَ بِالْقَرَامِلِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ كَأَنَّهُ يَذْهَبُ إِلَى أَنَّ الْمَنْهِيَّ، عَنْهُ شُعُورُ النِّسَاءِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ كَانَ أَحْمَدُ يَقُولُ الْقَرَامِلُ لَيْسَ بِهِ بَأْسٌ .
Bize Muhammed b. Ca'fer b. Ziyâd anlattı; dedi ki: Bize Şerîk anlattı; Sâlim'den; Saîd b. Cübeyr'den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Karâmil (ipek veya yün iplerden yapılan saç bağları) kullanmakta bir sakınca yoktur." Ebû Dâvûd dedi ki: O (Saîd), sanki nehyedilen şeyin (sadece) kadın saçları (gerçek insan saçı eklemek) olduğu görüşüne gidiyor. Ebû Dâvûd dedi ki: Ahmed (b. Hanbel) şöyle diyordu: "Karâmilde bir sakınca yoktur."
4172. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، وَهَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، - الْمَعْنَى - أَنَّ أَبَا عَبْدِ الرَّحْمَنِ الْمُقْرِئَ، حَدَّثَهُمْ عَنْ سَعِيدِ بْنِ أَبِي أَيُّوبَ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي جَعْفَرٍ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " مَنْ عُرِضَ عَلَيْهِ طِيبٌ فَلاَ يَرُدَّهُ فَإِنَّهُ طَيِّبُ الرِّيحِ خَفِيفُ الْمَحْمَلِ " .
Bize el-Hasan b. Alî ve Hârûn b. Abdullah -mana olarak- anlattılar; (dediler ki): Ebû Abdurrahman el-Mukri onlara anlattı; Saîd b. Ebî Eyyûb'dan; Ubeydullah b. Ebî Ca'fer'den; el-A'rec'den; Ebû Hureyre'den nakledildiğine göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kime güzel koku sunulursa onu reddetmesin. Zira o, kokusu güzel, taşınması hafif bir şeydir."
4173. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، أَخْبَرَنَا ثَابِتُ بْنُ عُمَارَةَ، حَدَّثَنِي غُنَيْمُ بْنُ قَيْسٍ، عَنْ أَبِي مُوسَى، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِذَا اسْتَعْطَرَتِ الْمَرْأَةُ فَمَرَّتْ عَلَى الْقَوْمِ لِيَجِدُوا رِيحَهَا فَهِيَ كَذَا وَكَذَا " . قَالَ قَوْلاً شَدِيدًا .
Bize Müsedded anlattı; bize Yahyâ anlattı; bize Sâbit b. Umâre haber verdi; bana Guneym b. Kays anlattı; Ebû Mûsâ'dan nakledildiğine göre, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kadın koku sürünür de (kokusunu) hissetmeleri için bir topluluğun yanından geçerse, o şöyledir, şöyledir." (Ravi) dedi ki: (Rasûlullah onun hakkında) çok ağır bir söz söyledi.
4174. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ، مَوْلَى أَبِي رُهْمٍ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ لَقِيَتْهُ امْرَأَةٌ وَجَدَ مِنْهَا رِيحَ الطِّيبِ يُنْفَحُ وَلِذَيْلِهَا إِعْصَارٌ فَقَالَ يَا أَمَةَ الْجَبَّارِ جِئْتِ مِنَ الْمَسْجِدِ قَالَتْ نَعَمْ . قَالَ وَلَهُ تَطَيَّبْتِ قَالَتْ نَعَمْ . قَالَ إِنِّي سَمِعْتُ حِبِّي أَبَا الْقَاسِمِ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ " لاَ تُقْبَلُ صَلاَةٌ لاِمْرَأَةٍ تَطَيَّبَتْ لِهَذَا الْمَسْجِدِ حَتَّى تَرْجِعَ فَتَغْتَسِلَ غُسْلَهَا مِنَ الْجَنَابَةِ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ الإِعْصَارُ غُبَارٌ .
Bize Muhammed b. Kesîr anlattı; bize Süfyân anlattı; Âsım b. Ubeydullah'tan; Ebû Ruhm'un azatlısı Ubeydullah'tan; Ebû Hureyre'den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: Bir kadın onunla karşılaştı. (Ebû Hureyre) ondan yayılan güzel kokuyu hissetti. Eteğinde de bir toz bulutu vardı. (Ebû Hureyre): "Ey Cebbâr'ın (Allah'ın) cariyesi! Mescitten mi geldin?" dedi. (Kadın): "Evet" dedi. (Ebû Hureyre): "Onun için mi koku süründün?" dedi. (Kadın): "Evet" dedi. (Ebû Hureyre) dedi ki: "Ben, dostum Ebu'l-Kâsım sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: 'Bu mescit için koku sürünen hiçbir kadının namazı, dönüp cünüplükten (temizlenmek için) guslettiği gibi gusledinceye kadar kabul edilmez.'" Ebû Dâvûd dedi ki: İ'sâr, toz (toprak) demektir.
4175. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، وَسَعِيدُ بْنُ مَنْصُورٍ، قَالاَ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ أَبُو عَلْقَمَةَ، قَالَ حَدَّثَنِي يَزِيدُ بْنُ خُصَيْفَةَ، عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " أَيُّمَا امْرَأَةٍ أَصَابَتْ بَخُورًا فَلاَ تَشْهَدَنَّ مَعَنَا الْعِشَاءَ " . قَالَ ابْنُ نُفَيْلٍ " عِشَاءَ الآخِرَةِ " .
Bize en-Nüfeylî ve Saîd b. Mansûr anlattılar; dediler ki: Bize Abdullah b. Muhammed Ebû Alkame anlattı; dedi ki: Bana Yezîd b. Husayfe anlattı; Büsr b. Saîd'den; Ebû Hureyre'den nakledildiğine göre, Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kadın buhur (tütsü/koku) sürünürse, bizimle beraber yatsı namazına katılmasın." İbn Nüfeyl: "(Yani) son yatsı namazına" dedi.
4176. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، أَخْبَرَنَا عَطَاءٌ الْخُرَاسَانِيُّ، عَنْ يَحْيَى بْنِ يَعْمَرَ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، قَالَ قَدِمْتُ عَلَى أَهْلِي لَيْلاً وَقَدْ تَشَقَّقَتْ يَدَاىَ فَخَلَّقُونِي بِزَعْفَرَانٍ فَغَدَوْتُ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَىَّ وَلَمْ يُرَحِّبْ بِي فَقَالَ " اذْهَبْ فَاغْسِلْ هَذَا عَنْكَ " . فَذَهَبْتُ فَغَسَلْتُهُ ثُمَّ جِئْتُ وَقَدْ بَقِيَ عَلَىَّ مِنْهُ رَدْعٌ فَسَلَّمْتُ فَلَمْ يَرُدَّ عَلَىَّ وَلَمْ يُرَحِّبْ بِي وَقَالَ " اذْهَبْ فَاغْسِلْ هَذَا عَنْكَ " . فَذَهَبْتُ فَغَسَلْتُهُ ثُمَّ جِئْتُ فَسَلَّمْتُ عَلَيْهِ فَرَدَّ عَلَىَّ وَرَحَّبَ بِي وَقَالَ " إِنَّ الْمَلاَئِكَةَ لاَ تَحْضُرُ جَنَازَةَ الْكَافِرِ بِخَيْرٍ وَلاَ الْمُتَضَمِّخَ بِالزَّعْفَرَانِ وَلاَ الْجُنُبَ " . قَالَ وَرَخَّصَ لِلْجُنُبِ إِذَا نَامَ أَوْ أَكَلَ أَوْ شَرِبَ أَنْ يَتَوَضَّأَ .
Bize Mûsâ b. İsmâîl anlattı; bize Hammâd anlattı; bize Atâ el-Horasânî haber verdi; Yahyâ b. Ya'mer'den; Ammâr b. Yâsir'den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: "Geceleyin ailemin yanına geldim. Ellerim çatlamıştı. Bana (iyileşmesi için) zaferan sürdüler. Sabahleyin Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gittim ve ona selam verdim. Selamımı almadı ve bana 'merhaba (hoş geldin)' demedi. (Bana): 'Git, üzerindeki bu şeyi yıka' buyurdu. Gittim ve onu yıkadım. Sonra (tekrar) geldim, fakat üzerimde ondan bir iz (leke) kalmıştı. Selam verdim, (yine) selamımı almadı ve bana 'merhaba' demedi. 'Git, üzerindeki bu şeyi yıka' buyurdu. Gittim ve onu (iyice) yıkadım. Sonra geldim ve ona selam verdim. (Bu sefer) selamımı aldı ve bana 'merhaba' dedi. Ve şöyle buyurdu: 'Şüphesiz melekler kâfirin cenazesinde, (bolca) zaferan sürünmüş kimsede ve cünüp olan kimsede (hayırla/rahmetle) hazır bulunmazlar.'" (Ravi Hammâd) dedi ki: "(Nebi), cünüp olan kimseye uyuyacağı, yiyeceği veya içeceği zaman abdest almasına ruhsat verdi."
4177. Hadis
حَدَّثَنَا نَصْرُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ بَكْرٍ، أَخْبَرَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي عُمَرُ بْنُ عَطَاءِ بْنِ أَبِي الْخُوَارِ، أَنَّهُ سَمِعَ يَحْيَى بْنَ يَعْمَرَ، يُخْبِرُ عَنْ رَجُلٍ، أَخْبَرَهُ عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، - زَعَمَ عُمَرُ أَنَّ يَحْيَى، سَمَّى ذَلِكَ الرَّجُلَ فَنَسِيَ عُمَرُ اسْمَهُ - أَنَّ عَمَّارًا قَالَ تَخَلَّقْتُ بِهَذِهِ الْقِصَّةِ . وَالأَوَّلُ أَتَمُّ بِكَثِيرٍ فِيهِ ذَكَرَ الْغُسْلَ قَالَ قُلْتُ لِعُمَرَ وَهُمْ حُرُمٌ قَالَ لاَ الْقَوْمُ مُقِيمُونَ .
Bize Nasr b. Alî anlattı; bize Muhammed b. Bekr anlattı; bize İbn Cüreyc haber verdi; bana Ömer b. Atâ b. Ebi'l-Huvâr haber verdi; o Yahyâ b. Ya'mer'i, kendisine Ammâr b. Yâsir'den haber veren bir adamdan naklederken işitmiş. -Ömer (b. Atâ), Yahyâ'nın o adamın ismini söylediğini fakat Ömer'in onun ismini unuttuğunu iddia etti.- (Şöyle ki); Ammâr: "Bu olay (ellerimdeki çatlaklar) sebebiyle halûk (zaferan) süründüm..." dedi. (Ravi) dedi ki: İlk (önceki hadis) çok daha tamdır. Onda (Nebi'nin emrettiği) yıkama zikredilmiştir. (İbn Cüreyc) dedi ki: Ömer'e (b. Atâ): "Onlar ihramlı mıydı?" dedim. "Hayır, o topluluk mukimdi (ihramlı değildi)" dedi.
4178. Hadis
حَدَّثَنَا زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ الأَسَدِيُّ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ حَرْبٍ الأَسَدِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو جَعْفَرٍ الرَّازِيُّ، عَنِ الرَّبِيعِ بْنِ أَنَسٍ، عَنْ جَدَّيْهِ، قَالاَ سَمِعْنَا أَبَا مُوسَى، يَقُولُ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ يَقْبَلُ اللَّهُ تَعَالَى صَلاَةَ رَجُلٍ فِي جَسَدِهِ شَىْءٌ مِنْ خَلُوقٍ " . قَالَ أَبُو دَاوُدَ جَدَّاهُ زَيْدٌ وَزِيَادٌ .
Bize Züheyr b. Harb el-Esedî anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Abdullah b. Harb el-Esedî anlattı; dedi ki: Bize Ebû Ca'fer er-Râzî anlattı; Rebî' b. Enes'ten; iki dedesinden; dediler ki: Ebû Musa'yı işittik, diyordu ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, vücudunda halûktan (zafran içeren koku) bir şey bulunan bir adamın namazını kabul etmez.” Ebû Dâvûd dedi ki: İki dedesi Zeyd ve Ziyad'dır.
4179. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، أَنَّ حَمَّادَ بْنَ زَيْدٍ، وَإِسْمَاعِيلَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَاهُمْ عَنْ عَبْدِ الْعَزِيزِ بْنِ صُهَيْبٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ التَّزَعْفُرِ لِلرِّجَالِ وَقَالَ عَنْ إِسْمَاعِيلَ أَنْ يَتَزَعْفَرَ الرَّجُلُ .
Bize Müsedded anlattı; Hammâd b. Zeyd ve İsmail b. İbrahim'in, onlara Abdulaziz b. Suhayb'den; Enes'ten anlattıklarına göre; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem erkeklerin safran sürünmesini yasakladı.” İsmail'den [gelen rivayette] dedi ki: “Adamın safran sürünmesini [yasakladı].”
4180. Hadis
حَدَّثَنَا هَارُونُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ الأُوَيْسِيُّ، حَدَّثَنَا سُلَيْمَانُ بْنُ بِلاَلٍ، عَنْ ثَوْرِ بْنِ زَيْدٍ، عَنِ الْحَسَنِ بْنِ أَبِي الْحَسَنِ، عَنْ عَمَّارِ بْنِ يَاسِرٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ثَلاَثَةٌ لاَ تَقْرَبُهُمُ الْمَلاَئِكَةُ جِيفَةُ الْكَافِرِ وَالْمُتَضَمِّخُ بِالْخَلُوقِ وَالْجُنُبُ إِلاَّ أَنْ يَتَوَضَّأَ " .
Bize Hârun b. Abdullah anlattı; dedi ki: Bize Abdulaziz b. Abdullah el-Üveysî anlattı; dedi ki: Bize Süleyman b. Bilâl anlattı; Sevr b. Zeyd'den; Hasen b. Ebi'l-Hasen'den; Ammâr b. Yâsir'den [naklederek]; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu [haber verdi]: “Meleklerin yaklaşmadığı üç [kişi vardır]: Kâfirin leşi, halûk (zafran içeren koku) sürünen kimse ve abdest alıncaya kadar cünüp olan kimse.”
4181. Hadis
حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُحَمَّدٍ الرَّقِّيُّ، حَدَّثَنَا عُمَرُ بْنُ أَيُّوبَ، عَنْ جَعْفَرِ بْنِ بُرْقَانَ، عَنْ ثَابِتِ بْنِ الْحَجَّاجِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ الْهَمْدَانِيِّ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ عُقْبَةَ، قَالَ لَمَّا فَتَحَ نَبِيُّ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم مَكَّةَ جَعَلَ أَهْلُ مَكَّةَ يَأْتُونَهُ بِصِبْيَانِهِمْ فَيَدْعُو لَهُمْ بِالْبَرَكَةِ وَيَمْسَحُ رُءُوسَهُمْ قَالَ فَجِيءَ بِي إِلَيْهِ وَأَنَا مُخَلَّقٌ فَلَمْ يَمَسَّنِي مِنْ أَجْلِ الْخَلُوقِ .
Bize Eyyûb b. Muhammed er-Rakkî anlattı; dedi ki: Bize Ömer b. Eyyûb anlattı; Ca'fer b. Burkân'dan; Sâbit b. Haccâc'dan; Abdullah el-Hemdânî'den; Velîd b. Ukbe'den [naklederek]; dedi ki: “Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'yi fethedince, Mekke halkı çocuklarını ona getirmeye başladılar; o da onlara bereketle dua ediyor ve başlarını okşuyordu. [Velîd] dedi ki: Ben de halûk (zafran içeren koku) sürülmüş bir halde ona getirildim. Halûktan dolayı bana dokunmadı.”
4182. Hadis
حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ بْنُ عُمَرَ بْنِ مَيْسَرَةَ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ زَيْدٍ، حَدَّثَنَا سَلْمٌ الْعَلَوِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، أَنَّ رَجُلاً، دَخَلَ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَعَلَيْهِ أَثَرُ صُفْرَةٍ - وَكَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم قَلَّمَا يُوَاجِهُ رَجُلاً فِي وَجْهِهِ بِشَىْءٍ يَكْرَهُهُ - فَلَمَّا خَرَجَ قَالَ " لَوْ أَمَرْتُمْ هَذَا أَنْ يَغْسِلَ هَذَا عَنْهُ " .
Bize Ubeydullah b. Ömer b. Meysere anlattı; dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd anlattı; dedi ki: Bize Selm el-Alevî anlattı; Enes b. Mâlik'ten [nakledildiğine göre]: “Bir adam, üzerinde sarılık (sarı koku) izi olduğu halde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna girdi. —Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir kimsenin yüzüne karşı hoşlanmadığı bir şeyi nadiren söylerdi.— Adam çıkınca şöyle buyurdu: ‘Şuna söyleseniz de üzerindeki bu [sarılığı] yıkasa.’”
4183. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ، وَمُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ الأَنْبَارِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، عَنْ سُفْيَانَ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ مَا رَأَيْتُ مِنْ ذِي لِمَّةٍ أَحْسَنَ فِي حُلَّةٍ حَمْرَاءَ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم زَادَ مُحَمَّدُ بْنُ سُلَيْمَانَ لَهُ شَعْرٌ يَضْرِبُ مَنْكِبَيْهِ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ وَكَذَا رَوَاهُ إِسْرَائِيلُ عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ قَالَ يَضْرِبُ مَنْكِبَيْهِ وَقَالَ شُعْبَةُ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنَيْهِ .
Bize Abdullah b. Mesleme ve Muhammed b. Süleyman el-Enbârî anlattılar; dediler ki: Bize Vekî' anlattı; Süfyan'dan; Ebû İshak'tan; Berâ'dan; dedi ki: “Kırmızı bir hülle (takım elbise) içinde, saçı omuzlarına dökülen (limme sahibi) hiç kimseyi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den daha güzel görmedim.” Muhammed b. Süleyman şunu ekledi: “O'nun omuzlarına değen saçı vardı.” Ebû Dâvûd dedi ki: İsrail de Ebû İshak'tan bunu böylece rivayet etti; dedi ki: “[Saçı] omuzlarına değiyordu.” Şu'be ise dedi ki: “[Saçı] kulak yumuşağına ulaşıyordu.”
4184. Hadis
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الْبَرَاءِ، قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم لَهُ شَعْرٌ يَبْلُغُ شَحْمَةَ أُذُنَيْهِ .
Bize Hafs b. Ömer anlattı; dedi ki: Bize Şu'be anlattı; Ebû İshak'tan; Berâ'dan; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kulak yumuşağına ulaşan saçı vardı.”
4185. Hadis
حَدَّثَنَا مَخْلَدُ بْنُ خَالِدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، قَالَ كَانَ شَعْرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى شَحْمَةِ أُذُنَيْهِ .
Bize Mahled b. Hâlid anlattı; dedi ki: Bize Abdurrazzak anlattı; dedi ki: Bize Ma'mer haber verdi; Sâbit'ten; Enes'ten; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in saçı kulak yumuşağına kadardı.”
4186. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا إِسْمَاعِيلُ، أَخْبَرَنَا حُمَيْدٌ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَ شَعْرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِلَى أَنْصَافِ أُذُنَيْهِ .
Bize Müsedded anlattı; dedi ki: Bize İsmail anlattı; dedi ki: Bize Humeyd haber verdi; Enes b. Mâlik'ten; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in saçı kulaklarının yarısına kadardı.”
4187. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ نُفَيْلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ أَبِي الزِّنَادِ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ كَانَ شَعْرُ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم فَوْقَ الْوَفْرَةِ وَدُونَ الْجُمَّةِ .
Bize İbn Nüfeyl anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman b. Ebi'z-Zinâd anlattı; Hişâm b. Urve'den; babasından; Âişe'den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in saçı; vefre'den (kulak yumuşağına inen saçtan) uzun, cümme'den (omuzlara inen saçtan) kısaydı.”
4188. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا إِبْرَاهِيمُ بْنُ سَعْدٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ شِهَابٍ، عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُتْبَةَ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ كَانَ أَهْلُ الْكِتَابِ - يَعْنِي - يَسْدِلُونَ أَشْعَارَهُمْ وَكَانَ الْمُشْرِكُونَ يَفْرُقُونَ رُءُوسَهُمْ وَكَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم تُعْجِبُهُ مُوَافَقَةُ أَهْلِ الْكِتَابِ فِيمَا لَمْ يُؤْمَرْ بِهِ فَسَدَلَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم نَاصِيَتَهُ ثُمَّ فَرَقَ بَعْدُ .
Bize Musa b. İsmail anlattı; dedi ki: Bize İbrahim b. Sa'd anlattı; dedi ki: İbn Şihâb bana haber verdi; Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'den; İbn Abbas'tan; dedi ki: “Ehl-i Kitap —yani [onlar]— saçlarını serbest bırakırlar; müşrikler ise başlarını (saçlarını) ayırırlardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine emir verilmeyen konularda Ehl-i Kitab'a uymaktan hoşlanırdı. Bu sebeple Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (önce) perçemini serbest bıraktı, sonra daha sonra ayırdı.”
4189. Hadis
حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ خَلَفٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الأَعْلَى، عَنْ مُحَمَّدٍ، - يَعْنِي ابْنَ إِسْحَاقَ - قَالَ حَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرِ بْنِ الزُّبَيْرِ، عَنْ عُرْوَةَ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها قَالَتْ كُنْتُ إِذَا أَرَدْتُ أَنْ أَفْرِقَ رَأْسَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم صَدَعْتُ الْفَرْقَ مِنْ يَافُوخِهِ وَأُرْسِلُ نَاصِيَتَهُ بَيْنَ عَيْنَيْهِ .
Bize Yahya b. Halef anlattı; dedi ki: Bize Abdul'a'lâ anlattı; Muhammed'den —yani İbn İshak'tan— dedi ki: Bana Muhammed b. Ca'fer b. Zübeyr anlattı; Urve'den; Âişe'den radıyallahu anhâ; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in başını (saçını) ayırmak istediğimde, saç ayrımını başının tepesinden ayırır ve perçemini iki gözünün arasına salardım.”
4190. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ هِشَامٍ، وَسُفْيَانُ بْنُ عُقْبَةَ السُّوَائِيُّ، - هُوَ أَخُو قَبِيصَةَ - وَحُمَيْدُ بْنُ خُوَارٍ عَنْ سُفْيَانَ الثَّوْرِيِّ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَلِي شَعْرٌ طَوِيلٌ فَلَمَّا رَآنِي رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " ذُبَابٌ ذُبَابٌ " . قَالَ فَرَجَعْتُ فَجَزَزْتُهُ ثُمَّ أَتَيْتُهُ مِنَ الْغَدِ فَقَالَ " إِنِّي لَمْ أَعْنِكَ وَهَذَا أَحْسَنُ " .
Bize Muhammed b. el-Alâ anlattı; dedi ki: Bize Muâviye b. Hişâm, Süfyan b. Ukbe es-Süvâî —ki o Kabîsa'nın kardeşidir— ve Humeyd b. Huvâr anlattı; Süfyan es-Sevrî'den; Âsım b. Kuleyb'den; babasından; Vâil b. Hucr'dan; dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim; uzun saçım vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem beni görünce: ‘Zübab, zübab (uğursuz, uğursuz)!’ dedi. [Vâil] dedi ki: Geri döndüm ve onu (saçımı) kestim. Sonra ertesi gün ona geldim. Şöyle buyurdu: ‘Ben seni kastetmemiştim; [ama] bu daha güzel.’”
4191. Hadis
حَدَّثَنَا النُّفَيْلِيُّ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ ابْنِ أَبِي نَجِيحٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ، قَالَ قَالَتْ أُمُّ هَانِئٍ قَدِمَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم إِلَى مَكَّةَ وَلَهُ أَرْبَعُ غَدَائِرَ تَعْنِي عَقَائِصَ .
Bize En-Nüfeylî anlattı; dedi ki: Bize Süfyan anlattı; İbn Ebi Necih'ten; Mücahid'den; dedi ki: Ümmü Hânî dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'ye geldi; [saçında] dört örgü vardı.” —Yani [dört] bağ (vardı).—
4192. Hadis
حَدَّثَنَا عُقْبَةُ بْنُ مُكْرَمٍ، وَابْنُ الْمُثَنَّى، قَالاَ حَدَّثَنَا وَهْبُ بْنُ جَرِيرٍ، حَدَّثَنَا أَبِي قَالَ، سَمِعْتُ مُحَمَّدَ بْنَ أَبِي يَعْقُوبَ، يُحَدِّثُ عَنِ الْحَسَنِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ جَعْفَرٍ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَمْهَلَ آلَ جَعْفَرٍ ثَلاَثًا أَنْ يَأْتِيَهُمْ ثُمَّ أَتَاهُمْ فَقَالَ " لاَ تَبْكُوا عَلَى أَخِي بَعْدَ الْيَوْمِ " . ثُمَّ قَالَ " ادْعُوا لِي بَنِي أَخِي " . فَجِيءَ بِنَا كَأَنَّا أَفْرُخٌ فَقَالَ " ادْعُوا لِي الْحَلاَّقَ " . فَأَمَرَهُ فَحَلَقَ رُءُوسَنَا .
Bize Ukbe b. Mükrem ve İbnü'l-Müsennâ anlattılar; dediler ki: Bize Vehb b. Cerîr anlattı; dedi ki: Babam anlattı; dedi ki: Muhammed b. Ebî Yâkub'u, Hasen b. Sa'd'dan; Abdullah b. Ca'fer'den naklederken işittim; [dedi ki]: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, Cafer'in ailesine [onların yanına gitmek için] üç gün mühlet verdi; sonra yanlarına geldi ve şöyle buyurdu: ‘Bugünden sonra kardeşime ağlamayın.’ Sonra: ‘Bana kardeşimin çocuklarını çağırın,’ buyurdu. Biz getirildik; sanki kuş yavruları gibiydik. Bunun üzerine: ‘Bana berberi çağırın,’ buyurdu. Ona emretti, o da başlarımızı tıraş etti.”
4193. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ عُثْمَانَ، - قَالَ أَحْمَدُ كَانَ رَجُلاً صَالِحًا - قَالَ أَخْبَرَنَا عُمَرُ بْنُ نَافِعٍ عَنْ أَبِيهِ عَنِ ابْنِ عُمَرَ قَالَ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنِ الْقَزَعِ وَالْقَزَعُ أَنْ يُحْلَقَ رَأْسُ الصَّبِيِّ فَيُتْرَكَ بَعْضُ شَعْرِهِ .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; dedi ki: Bize Osman b. Osman anlattı —Ahmed dedi ki: O salih bir adamdı—; dedi ki: Bize Ömer b. Nâfi' haber verdi; babasından; İbn Ömer'den; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kazâ'dan (saçın bir kısmını tıraş edip bir kısmını bırakmaktan) yasakladı. Kazâ; çocuğun başının [bir kısmının] tıraş edilip, saçının bir kısmının bırakılmasıdır.”
4194. Hadis
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، حَدَّثَنَا أَيُّوبُ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم نَهَى عَنِ الْقَزَعِ وَهُوَ أَنْ يُحْلَقَ رَأْسُ الصَّبِيِّ فَتُتْرَكَ لَهُ ذُؤَابَةٌ .
Bize Musa b. İsmail anlattı; dedi ki: Bize Hammâd anlattı; dedi ki: Bize Eyyûb anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den [nakledildiğine göre]: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem kazâ'dan yasakladı. O (kazâ); çocuğun başının tıraş edilip, ona bir zülüf (perçem) bırakılmasıdır.”
4195. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ أَيُّوبَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم رَأَى صَبِيًّا قَدْ حُلِقَ بَعْضُ شَعْرِهِ وَتُرِكَ بَعْضُهُ فَنَهَاهُمْ عَنْ ذَلِكَ وَقَالَ " احْلِقُوهُ كُلَّهُ أَوِ اتْرُكُوهُ كُلَّهُ " .
Bize Ahmed b. Hanbel anlattı; dedi ki: Bize Abdurrazzak anlattı; dedi ki: Bize Ma'mer anlattı; Eyyûb'dan; Nâfi'den; İbn Ömer'den [nakledildiğine göre]: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem, saçının bir kısmı tıraş edilmiş ve bir kısmı bırakılmış bir çocuk gördü. Onları bundan men etti ve şöyle buyurdu: ‘Ya hepsini tıraş edin, ya da hepsini bırakın.’”
4196. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا زَيْدُ بْنُ الْحُبَابِ، عَنْ مَيْمُونِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ ثَابِتٍ الْبُنَانِيِّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ كَانَتْ لِي ذُؤَابَةٌ فَقَالَتْ لِي أُمِّي لاَ أَجُزُّهَا كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَمُدُّهَا وَيَأْخُذُ بِهَا .
Bize Muhammed b. el-Alâ anlattı; dedi ki: Bize Zeyd b. Hubâb anlattı; Meymûn b. Abdullah'tan; Sâbit el-Bünânî'den; Enes b. Mâlik'ten; dedi ki: “Benim bir zülüfüm (perçemim) vardı. Annem bana: ‘Onu kesmeyeceğim; çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu uzatır (okşar) ve tutardı,’ dedi.”
4197. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا يَزِيدُ بْنُ هَارُونَ، حَدَّثَنَا الْحَجَّاجُ بْنُ حَسَّانَ، قَالَ دَخَلْنَا عَلَى أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ فَحَدَّثَتْنِي أُخْتِي الْمُغِيرَةُ، قَالَتْ وَأَنْتَ يَوْمَئِذٍ غُلاَمٌ وَلَكَ قَرْنَانِ أَوْ قُصَّتَانِ فَمَسَحَ رَأْسَكَ وَبَرَّكَ عَلَيْكَ وَقَالَ " احْلِقُوا هَذَيْنِ أَوْ قُصُّوهُمَا فَإِنَّ هَذَا زِيُّ الْيَهُودِ " .
Bize Hasen b. Ali anlattı; dedi ki: Bize Yezid b. Hârûn anlattı; dedi ki: Bize Haccâc b. Hassân anlattı; dedi ki: “Enes b. Mâlik'in yanına girdik. Kız kardeşim Mugîre bana anlattı; dedi ki: ‘Sen o gün bir çocuktun ve iki boynuzun (iki yanda lülen) veya iki perçemin vardı. [Enes] senin başını okşadı, sana bereket diledi ve şöyle dedi: Şu ikisini tıraş edin veya kısaltın; çünkü bu Yahudilerin tarzıdır.’”
4198. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ سَعِيدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم " الْفِطْرَةُ خَمْسٌ أَوْ خَمْسٌ مِنَ الْفِطْرَةِ الْخِتَانُ وَالاِسْتِحْدَادُ وَنَتْفُ الإِبْطِ وَتَقْلِيمُ الأَظْفَارِ وَقَصُّ الشَّارِبِ " .
Bize Müsedded anlattı; dedi ki: Bize Süfyan anlattı; Zühri'den; Said'den; Ebû Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırarak [şöyle rivayet etti]: “Fıtrat beştir —veya beş şey fıtrattandır—: Sünnet olmak, etek tıraşı olmak, koltuk altını temizlemek, tırnakları kesmek ve bıyığı kısaltmak.”
4199. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مَسْلَمَةَ الْقَعْنَبِيُّ، عَنْ مَالِكٍ، عَنْ أَبِي بَكْرِ بْنِ نَافِعٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِإِحْفَاءِ الشَّوَارِبِ وَإِعْفَاءِ اللِّحَى .
Bize Abdullah b. Mesleme el-Ka'nebî anlattı; Mâlik'ten; Ebu Bekr b. Nâfi'den; babasından; Abdullah b. Ömer'den [nakledildiğine göre]: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bıyıkların iyice kısaltılmasını ve sakalların bırakılmasını emretti.”
4200. Hadis
حَدَّثَنَا مُسْلِمُ بْنُ إِبْرَاهِيمَ، حَدَّثَنَا صَدَقَةُ الدَّقِيقِيُّ، حَدَّثَنَا أَبُو عِمْرَانَ الْجَوْنِيُّ، عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ وَقَّتَ لَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حَلْقَ الْعَانَةِ وَتَقْلِيمَ الأَظْفَارِ وَقَصَّ الشَّارِبِ وَنَتْفَ الإِبْطِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا مَرَّةً . قَالَ أَبُو دَاوُدَ رَوَاهُ جَعْفَرُ بْنُ سُلَيْمَانَ عَنْ أَبِي عِمْرَانَ عَنْ أَنَسٍ لَمْ يَذْكُرِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ وُقِّتَ لَنَا وَهَذَا أَصَحُّ .
Bize Müslim b. İbrahim anlattı; dedi ki: Bize Sadaka ed-Dakîkî anlattı; dedi ki: Bize Ebû İmrân el-Cevnî anlattı; Enes b. Mâlik'ten; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bize; etek tıraşı olmayı, tırnakları kesmeyi, bıyığı kısaltmayı ve koltuk altını temizlemeyi kırk günde bir [yapmak üzere] vakit belirledi.” Ebû Dâvûd dedi ki: Ca'fer b. Süleyman bunu Ebû İmrân'dan; Enes'ten: “Bize vakit belirlendi,” diyerek rivayet etti ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'i zikretmedi. Bu [rivayet] daha sahihtir.
4201. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ نُفَيْلٍ، حَدَّثَنَا زُهَيْرٌ، قَرَأْتُ عَلَى عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ أَبِي سُلَيْمَانَ وَقَرَأَهُ عَبْدُ الْمَلِكِ عَلَى أَبِي الزُّبَيْرِ وَرَوَاهُ أَبُو الزُّبَيْرِ عَنْ جَابِرٍ، قَالَ كُنَّا نُعْفِي السِّبَالَ إِلاَّ فِي حَجٍّ أَوْ عُمْرَةٍ . قَالَ أَبُو دَاوُدَ الاِسْتِحْدَادُ حَلْقُ الْعَانَةِ .
Bize İbn Nüfeyl anlattı; dedi ki: Bize Züheyr anlattı; [dedi ki]: Abdulmelik b. Ebî Süleyman'a okudum; Abdulmelik de bunu Ebû'z-Zübeyr'e okudu; Ebû'z-Zübeyr de bunu Câbir'den rivayet etti; dedi ki: “Biz bıyıkları Hac veya Umre dışında [uzaması için] bırakırdık.” Ebû Dâvûd dedi ki: İstihdâd, etek tıraşı olmaktır.
4202. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا يَحْيَى، ح وَحَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، - الْمَعْنَى - عَنِ ابْنِ عَجْلاَنَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ جَدِّهِ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " لاَ تَنْتِفُوا الشَّيْبَ مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَشِيبُ شَيْبَةً فِي الإِسْلاَمِ " . قَالَ عَنْ سُفْيَانَ " إِلاَّ كَانَتْ لَهُ نُورًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ " . وَقَالَ فِي حَدِيثِ يَحْيَى " إِلاَّ كَتَبَ اللَّهُ لَهُ بِهَا حَسَنَةً وَحَطَّ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةً " .
Bize Müsedded anlattı; dedi ki: Bize Yahya anlattı; (H) ve yine bize Müsedded anlattı; dedi ki: Bize Süfyan anlattı; —manen— İbn Aclân'dan; Amr b. Şuayb'dan; babasından; dedesinden; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Beyaz kılları koparmayın. İslam'da bir kıl ağartan hiçbir Müslüman yoktur ki...” Süfyan'dan [rivayetle] dedi ki: “...kıyamet gününde o (beyaz kıl) onun için bir nur olmasın.” Yahya'nın hadisinde ise şöyle dedi: “...Allah onun sebebiyle ona bir sevap yazmış ve ondan bir günahı silmiş olmasın.”
4203. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي سَلَمَةَ، وَسُلَيْمَانَ بْنِ يَسَارٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، يَبْلُغُ بِهِ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " إِنَّ الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى لاَ يَصْبُغُونَ فَخَالِفُوهُمْ " .
Bize Müsedded anlattı; dedi ki: Bize Süfyan anlattı; Zühri'den; Ebu Seleme ve Süleyman b. Yesâr'dan; Ebû Hureyre'den; Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırarak [şöyle rivayet etti]: “Şüphesiz Yahudiler ve Hıristiyanlar [saç ve sakallarını] boyamazlar. Onlara muhalefet edin.”
4204. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ عَمْرِو بْنِ السَّرْحِ، وَأَحْمَدُ بْنُ سَعِيدٍ الْهَمْدَانِيُّ، قَالاَ حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ جُرَيْجٍ، عَنْ أَبِي الزُّبَيْرِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ، قَالَ أُتِيَ بِأَبِي قُحَافَةَ يَوْمَ فَتْحِ مَكَّةَ وَرَأْسُهُ وَلِحْيَتُهُ كَالثَّغَامَةِ بَيَاضًا فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " غَيِّرُوا هَذَا بِشَىْءٍ وَاجْتَنِبُوا السَّوَادَ " .
Bize Ahmed b. Amr b. es-Serh ve Ahmed b. Said el-Hemdânî anlattılar; dediler ki: Bize İbn Vehb anlattı; dedi ki: Bize İbn Cüreyc anlattı; Ebu'z-Zübeyr'den; Cabir b. Abdullah'tan; dedi ki: “Mekke'nin fethi günü Ebu Kuhâfe getirildi. Başı ve sakalı beyazlıkta sâgame (beyaz bir ot) gibiydi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: ‘Bunu [bu beyazlığı] bir şeyle değiştirin, ama siyahtan kaçının,’ buyurdu.”
4205. Hadis
حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، حَدَّثَنَا مَعْمَرٌ، عَنْ سَعِيدٍ الْجُرَيْرِيِّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُرَيْدَةَ، عَنْ أَبِي الأَسْوَدِ الدِّيلِيِّ، عَنْ أَبِي ذَرٍّ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ أَحْسَنَ مَا غُيِّرَ بِهِ هَذَا الشَّيْبُ الْحِنَّاءُ وَالْكَتَمُ " .
Bize Hasen b. Ali anlattı; dedi ki: Bize Abdurrazzak anlattı; dedi ki: Bize Ma'mer anlattı; Said el-Cüreyrî'den; Abdullah b. Büreyde'den; Ebu'l-Esved ed-Dîlî'den; Ebu Zerr'den; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Şu beyazlığın kendisiyle değiştirildiği en güzel şey kına ve ketemdir.”
4206. Hadis
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ يُونُسَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، - يَعْنِي ابْنَ إِيَادٍ - قَالَ حَدَّثَنَا إِيَادٌ، عَنْ أَبِي رِمْثَةَ، قَالَ انْطَلَقْتُ مَعَ أَبِي نَحْوَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَإِذَا هُوَ ذُو وَفْرَةٍ بِهَا رَدْعُ حِنَّاءَ وَعَلَيْهِ بُرْدَانِ أَخْضَرَانِ .
Bize Ahmed b. Yunus anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullah —yani İbn İyâd— anlattı; dedi ki: Bize İyâd anlattı; Ebû Rimse'den; dedi ki: “Babamla birlikte Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e doğru gittim. Bir de baktım ki O, üzerinde kına izi bulunan vefre (kulak yumuşağına inen saç) sahibidir ve üzerinde iki yeşil hırka vardır.”
4207. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ الْعَلاَءِ، حَدَّثَنَا ابْنُ إِدْرِيسَ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ أَبْجَرَ، عَنْ إِيَادِ بْنِ لَقِيطٍ، عَنْ أَبِي رِمْثَةَ، فِي هَذَا الْخَبَرِ قَالَ فَقَالَ لَهُ أَبِي أَرِنِي هَذَا الَّذِي بِظَهْرِكَ فَإِنِّي رَجُلٌ طَبِيبٌ . قَالَ " اللَّهُ الطَّبِيبُ بَلْ أَنْتَ رَجُلٌ رَفِيقٌ طَبِيبُهَا الَّذِي خَلَقَهَا " .
Bize Muhammed b. el-Alâ anlattı; dedi ki: Bize İbn İdris anlattı; dedi ki: İbn Ebcer'i işittim; İyâd b. Lakît'ten; Ebû Rimse'den; bu haber hakkında [şöyle naklederken]: “Babam O'na dedi ki: ‘Şu sırtındakini bana göster; çünkü ben tabip bir adamım.’ (Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ‘Tabip Allah'tır. Bilakis sen şefkatli [bir bakıcı]sın; onun tabibi onu yaratandır.’”
4208. Hadis
حَدَّثَنَا ابْنُ بَشَّارٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ إِيَادِ بْنِ لَقِيطٍ، عَنْ أَبِي رِمْثَةَ، قَالَ أَتَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم أَنَا وَأَبِي فَقَالَ لِرَجُلٍ أَوْ لأَبِيهِ " مَنْ هَذَا " . قَالَ ابْنِي . قَالَ " لاَ تَجْنِي عَلَيْهِ " . وَكَانَ قَدْ لَطَخَ لِحْيَتَهُ بِالْحِنَّاءِ .
Bize İbn Beşşâr anlattı; dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı; dedi ki: Bize Süfyan anlattı; İyâd b. Lakît'ten; Ebû Rimse'den; dedi ki: “Ben ve babam Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldik. [Nebi] bir adama —veya babasına—: ‘Bu kimdir?’ dedi. O da: ‘Oğlumdur,’ dedi. Buyurdu ki: ‘Onun suçu(nun cezası) sana ait değildir.’ Ve O (Resûlullah), sakalına kına sürmüştü.”
4209. Hadis
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عُبَيْدٍ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ ثَابِتٍ، عَنْ أَنَسٍ، أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ خِضَابِ النَّبِيِّ، صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ أَنَّهُ لَمْ يَخْضِبْ وَلَكِنْ قَدْ خَضَبَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا .
Bize Muhammed b. Ubeyd anlattı; dedi ki: Bize Hammâd anlattı; Sâbit'ten; Enes'ten [nakledildiğine göre]; kendisine Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in [saçını] boyaması hakkında soruldu. O da; O'nun boyamadığını, lakin Ebu Bekir ve Ömer'in radıyallahu anhümâ boyadıklarını zikretti.
4210. Hadis
حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّحِيمِ بْنُ مُطَرِّفٍ أَبُو سُفْيَانَ، حَدَّثَنَا عَمْرُو بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ أَبِي رَوَّادٍ، عَنْ نَافِعٍ، عَنِ ابْنِ عُمَرَ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَلْبَسُ النِّعَالَ السِّبْتِيَّةَ وَيُصَفِّرُ لِحْيَتَهُ بِالْوَرْسِ وَالزَّعْفَرَانِ وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ يَفْعَلُ ذَلِكَ .
Bize Abdurrahim b. Mutarrif Ebû Süfyan anlattı; dedi ki: Bize Amr b. Muhammed anlattı; dedi ki: Bize İbn Ebî Ravvâd anlattı; Nâfi'den; İbn Ömer'den [nakledildiğine göre]: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem sebtiyye nalınlarını (tüysüz deriden yapılmış ayakkabıları) giyer; sakalını vers ve zaferan ile sarıya boyardı. İbn Ömer de bunu yapardı.”
4211. Hadis
حَدَّثَنَا عُثْمَانُ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا إِسْحَاقُ بْنُ مَنْصُورٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ طَلْحَةَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ وَهْبٍ، عَنِ ابْنِ طَاوُسٍ، عَنْ طَاوُسٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ مَرَّ عَلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم رَجُلٌ قَدْ خَضَبَ بِالْحِنَّاءِ فَقَالَ " مَا أَحْسَنَ هَذَا " . قَالَ فَمَرَّ آخَرُ قَدْ خَضَبَ بِالْحِنَّاءِ وَالْكَتَمِ فَقَالَ " هَذَا أَحْسَنُ مِنْ هَذَا " . قَالَ فَمَرَّ آخَرُ قَدْ خَضَبَ بِالصُّفْرَةِ فَقَالَ " هَذَا أَحْسَنُ مِنْ هَذَا كُلِّهِ " .
Bize Osman b. Ebî Şeybe anlattı; dedi ki: Bize İshak b. Mansur anlattı; dedi ki: Bize Muhammed b. Talha anlattı; Humeyd b. Vehb'den; İbn Tâvus'tan; Tâvus'tan; İbn Abbas'tan; dedi ki: “Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından, [saçını] kına ile boyamış bir adam geçti. [Nebi] buyurdu ki: ‘Bu ne güzel.’ [İbn Abbas] dedi ki: Sonra kına ve ketem ile boyamış bir başkası geçti. [Nebi] buyurdu ki: ‘Bu, şundan daha güzel.’ [İbn Abbas] dedi ki: Sonra sarı ile boyamış bir başkası geçti. [Nebi] buyurdu ki: ‘Bu, hepsinden daha güzel.’”
4212. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو تَوْبَةَ، حَدَّثَنَا عُبَيْدُ اللَّهِ، عَنْ عَبْدِ الْكَرِيمِ الْجَزَرِيِّ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم " يَكُونُ قَوْمٌ يَخْضِبُونَ فِي آخِرِ الزَّمَانِ بِالسَّوَادِ كَحَوَاصِلِ الْحَمَامِ لاَ يَرِيحُونَ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ " .
Bize Ebu Tevbe anlattı; dedi ki: Bize Ubeydullah anlattı; Abdulkerim el-Cezerî'den; Said b. Cübeyr'den; İbn Abbas'tan; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ahir zamanda [saç ve sakallarını], güvercin kursakları gibi siyaha boyayan bir kavim olacaktır. Onlar cennetin kokusunu koklayamazlar.”
4213. Hadis
حَدَّثَنَا مُسَدَّدٌ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَارِثِ بْنُ سَعِيدٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ جُحَادَةَ، عَنْ حُمَيْدٍ الشَّامِيِّ، عَنْ سُلَيْمَانَ الْمَنْبِهِيِّ، عَنْ ثَوْبَانَ، مَوْلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا سَافَرَ كَانَ آخِرُ عَهْدِهِ بِإِنْسَانٍ مِنْ أَهْلِهِ فَاطِمَةَ وَأَوَّلُ مَنْ يَدْخُلُ عَلَيْهَا إِذَا قَدِمَ فَاطِمَةَ فَقَدِمَ مِنْ غَزَاةٍ لَهُ وَقَدْ عَلَّقَتْ مِسْحًا أَوْ سِتْرًا عَلَى بَابِهَا وَحَلَّتِ الْحَسَنَ وَالْحُسَيْنَ قُلْبَيْنِ مِنْ فِضَّةٍ فَقَدِمَ فَلَمْ يَدْخُلْ فَظَنَّتْ أَنَّ مَا مَنَعَهُ أَنْ يَدْخُلَ مَا رَأَى فَهَتَكَتِ السِّتْرَ وَفَكَّكَتِ الْقُلْبَيْنِ عَنِ الصَّبِيَّيْنِ وَقَطَعَتْهُ بَيْنَهُمَا فَانْطَلَقَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهُمَا يَبْكِيَانِ فَأَخَذَهُ مِنْهُمَا وَقَالَ " يَا ثَوْبَانُ اذْهَبْ بِهَذَا إِلَى آلِ فُلاَنٍ " . أَهْلِ بَيْتٍ بِالْمَدِينَةِ " إِنَّ هَؤُلاَءِ أَهْلُ بَيْتِي أَكْرَهُ أَنْ يَأْكُلُوا طَيِّبَاتِهِمْ فِي حَيَاتِهِمُ الدُّنْيَا يَا ثَوْبَانُ اشْتَرِ لِفَاطِمَةَ قِلاَدَةً مِنْ عَصَبٍ وَسِوَارَيْنِ مِنْ عَاجٍ " .
Bize Müsedded anlattı; dedi ki: Bize Abdulvâris b. Said anlattı; Muhammed b. Cuhâde'den; Humeyd eş-Şâmî'den; Süleyman el-Münbehî'den; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in azatlısı Sevbân'dan; dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yolculuğa çıktığında, ailesinden en son görüştüğü kişi Fâtıma olurdu. Döndüğünde de yanına ilk girdiği kişi Fâtıma olurdu. (Bir keresinde) bir gazveden döndü. [Fâtıma] kapısına bir örtü veya perde asmış, Hasan ile Hüseyin'e de gümüşten iki bilezik takmıştı. [Resûlullah] geldi ancak içeri girmedi. [Fâtıma], O'nun girmesine engel olan şeyin gördüğü [manzara] olduğunu anladı. Derhal perdeyi söküp yırttı ve iki çocuğun üzerindeki bilezikleri çıkarıp ikisinin arasında paylaştırdı. Çocuklar ağlayarak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gittiler. [Resûlullah] o [gümüşleri] onlardan aldı ve şöyle dedi: ‘Ey Sevbân! Bunu Medine'deki falan aileye götür. Şüphesiz bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir; onların güzel [nimetlerini] dünya hayatlarında yiyip tüketmelerini hoş görmüyorum. Ey Sevbân! Fâtıma için asabdan (sinirden yapılmış) bir gerdanlık ve fildişinden iki bilezik satın al.’”