3920. Hadis
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا الْحَسَنُ بْنُ مُوسَى الأَشْيَبُ، حَدَّثَنَا حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ، عَنْ عَاصِمِ بْنِ بَهْدَلَةَ، عَنِ الْمُسَيَّبِ بْنِ رَافِعٍ، عَنْ خَرَشَةَ بْنِ الْحُرِّ، قَالَ قَدِمْتُ الْمَدِينَةَ فَجَلَسْتُ إِلَى أَشْيِخَةٍ فِي مَسْجِدِ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَجَاءَ شَيْخٌ يَتَوَكَّأُ عَلَى عَصًا لَهُ فَقَالَ الْقَوْمُ مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَنْظُرَ إِلَى رَجُلٍ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا . فَقَامَ خَلْفَ سَارِيَةٍ فَصَلَّى رَكْعَتَيْنِ فَقُمْتُ إِلَيْهِ فَقُلْتُ لَهُ قَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ كَذَا وَكَذَا . قَالَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الْجَنَّةُ لِلَّهِ يُدْخِلُهَا مَنْ يَشَاءُ وَإِنِّي رَأَيْتُ عَلَى عَهْدِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ رُؤْيَا رَأَيْتُ كَأَنَّ رَجُلاً أَتَانِي فَقَالَ لِيَ انْطَلِقْ . فَذَهَبْتُ مَعَهُ فَسَلَكَ بِي فِي مَنْهَجٍ عَظِيمٍ فَعُرِضَتْ عَلَىَّ طَرِيقٌ عَلَى يَسَارِي فَأَرَدْتُ أَنْ أَسْلُكَهَا فَقَالَ إِنَّكَ لَسْتَ مِنْ أَهْلِهَا . ثُمَّ عُرِضَتْ عَلَىَّ طَرِيقٌ عَنْ يَمِينِي فَسَلَكْتُهَا حَتَّى إِذَا انْتَهَيْتُ إِلَى جَبَلٍ زَلَقٍ فَأَخَذَ بِيَدِي فَزَجَلَ بِي فَإِذَا أَنَا عَلَى ذُرْوَتِهِ فَلَمْ أَتَقَارَّ وَلَمْ أَتَمَاسَكْ وَإِذَا عَمُودٌ مِنْ حَدِيدٍ فِي ذُرْوَتِهِ حَلْقَةٌ مِنْ ذَهَبٍ فَأَخَذَ بِيَدِي فَزَجَّلَ بِي حَتَّى أَخَذْتُ بِالْعُرْوَةِ فَقَالَ اسْتَمْسَكْتَ قُلْتُ نَعَمْ فَضَرَبَ الْعَمُودَ بِرِجْلِهِ . فَاسْتَمْسَكْتُ بِالْعُرْوَةِ . فَقَالَ قَصَصْتُهَا عَلَى النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ . قَالَ " رَأَيْتَ خَيْرًا أَمَّا الْمَنْهَجُ الْعَظِيمُ فَالْمَحْشَرُ وَأَمَّا الطَّرِيقُ الَّتِي عُرِضَتْ عَنْ يَسَارِكَ فَطَرِيقُ أَهْلِ النَّارِ وَلَسْتَ مِنْ أَهْلِهَا وَأَمَّا الطَّرِيقُ الَّتِي عُرِضَتْ عَنْ يَمِينِكَ فَطَرِيقُ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَأَمَّا الْجَبَلُ الزَّلَقُ فَمَنْزِلُ الشُّهَدَاءِ وَأَمَّا الْعُرْوَةُ الَّتِي اسْتَمْسَكْتَ بِهَا فَعُرْوَةُ الإِسْلاَمِ فَاسْتَمْسِكْ بِهَا حَتَّى تَمُوتَ " . فَأَنَا أَرْجُو أَنْ أَكُونَ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَإِذَا هُوَ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَلاَمٍ .
Bize Ebû Bekr b. Ebî Şeybe anlattı. (Dedi ki): Bize el-Hasen b. Mûsâ el-Eşyeb anlattı. (Dedi ki): Bize Hammad b. Seleme anlattı. (O) Âsım b. Behdele'den, (o) el-Müseyyeb b. Râfi'den, (o da) Haraşe b. el-Hurr'dan (naklen) rivayet etti. Dedi ki: Medine'ye geldim ve Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in mescidinde yaşlıların yanına oturdum. O sırada asasına dayanan yaşlı bir zat geldi. Oradakiler: "Kim cennetlik bir adama bakmak isterse buna baksın" dediler. O zat bir direğin arkasına geçti ve iki rekat namaz kıldı. Yanına gittim ve ona: "İnsanlar (senin hakkında) şöyle şöyle söylediler" dedim. Dedi ki: "Elhamdülillah. Cennet Allah'ındır, oraya dilediğini koyar. Ben Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir rüya gördüm. Rüyamda sanki bir adam bana geldi ve: 'Yürü' dedi. Onunla gittim, beni büyük bir yola çıkardı. Solumda bir yol göründü, girmek istedim; 'Sen oranın ehli değilsin' dedi. Sonra sağımda bir yol göründü, ona girdim. Nihayet kaygan bir dağa ulaştım. Elimden tuttu ve beni fırlattı/yürüttü, birden kendimi zirvede buldum. Ama duramıyor ve tutunamıyordum. Zirvede demirden bir direk ve tepesinde altın bir halka vardı. Elimden tuttu ve beni fırlattı, (halkaya) yapıştım. 'Tutundun mu?' dedi. 'Evet' dedim. Direğe ayağıyla vurdu (ve direk gitti). Ben kulp'a yapışmış halde kaldım." Dedi ki: "Bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattım. Buyurdu ki: 'Hayırlı (bir rüya) görmüşsün. O büyük yol Mahşer'dir. Solunda görünen yol cehennem ehlinin yoludur; sen onlardan değilsin. Sağında görünen yol cennet ehlinin yoludur. O kaygan dağ şehitlerin mertebesidir. Yapıştığın kulp ise İslam'ın kulpudur (Urvetü'l-Vuskâ). Ölünceye kadar ona sımsıkı sarıl.'" İşte ben (bundan dolayı) cennet ehlinden olmayı umuyorum. O zat Abdullah b. Selâm idi.