1. Ayet
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَۜ
Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
اِنَّٓا اَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَۜ
Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
Şüphe yok ki biziz sana kevseri veren.
Kevseri verdik sana
(Ey Peygamber!) Biz, sana Kevser'i (iyilik, bereket, mutluluk, güzellik gibi bol nimet) verdik.
Biz sana Kevser’i virdik.
1, 2, 3. (Resûlüm!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir.
Biz sana bolca nimetler verdik.
Biz verdik sana hakikatte kevser
Muhakkak biz sana Kevser'i verdik.
(Habibim!) Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
(Ey Nebim!) Şüphesiz Biz Sana "Kevser"i (dünyada herkesten fazla fazilet ve izzeti, ahirette ise şefaat yetkisini) verdik (ki şükrünü yapasın.)
Kuşkusuz Biz¹ sana kevseri² verdik.
bayıķ biz virdük saña uçmaķdaġı ırmaġı yā çoķ ħayr .
(Habîbim) hakikat, biz sana, Kevseri verdik.
(Habîbim, yâ Muhammed!) Şübhesiz ki biz sana Kevser'i(2) verdik.
(Resulüm!) Şüphesiz biz sana Kevser’i (risâlet, nübüvvet, Kur’an, hikmet, bitip tükenmez birçok hayrı, iyilik ve ilim) verdik. *
Biz sana bol nimetler verdik.
İşte Biz sana kevser suyunu verdik.
Biz sana kevseri vermişiz [⁷],
(Ey Peygamber!) Muhakkak ki Biz sana sayısız nimet verdik [kevser].¹
Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.
Ey Muhammed! gerçekten biz sana dünyada pek çok hayırlar verdik. Ahirette de cennet ve cennetteki kevser havuzu ve ırmağını vereceğiz.
Şüphesiz biz sana bitip tükenmez nimetler verdik.
Gerçekten Biz sana, dünyada her türlü iyiliğin, güzelliğin ve bereketin; âhirette ise ebedî cennet nimetlerinin kaynağı olan bu Kur’an’ı vahyetmekle, insanoğlunun sahip olabileceği en büyük nîmeti, Kevseri verdik.
Biz, sana KEVSER’i / Ümmet Çokluğu’nu verdik.
Resulüm! biz cennette en güzel köşeyi sana ayırdık.
Ey resulüm şüphe yok ki, biz sana hayır ve bereket verdik! Hatırla o anı, sen şaşırmış bir vaziyette idin! Sana hidayeti verdik! Sana doğru yolu gösterdik! Seni yetim bulup yetiştirdik! Sana dünyada verdiğimiz hayır ve bereketler gibi, ahirette de birçok hayır ve bereket vermişizdir.
Şüphesiz ki sana [Kevser]’i (bol nimet) verdik.
(Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz sana Kevser’i¹ verdik.
BAK, Biz sana bol nimet ¹ verdik:
– Biziz sana her türlü hayrı cömertçe bahşeden. 68/1...6, 93/1...11
Biz Kevser'i, peygamberliği, Kur'ân'ı, hayrı ilke edinen bir ümmeti, dünya hâkimiyetini, âhiret saadetini, lütfumuz ve ihsanımızla sana verdik.
GERÇEK şu ki Biz, sana her hayrı cömertçe bahşettik:[⁵⁹¹⁰]
Şüphe yok ki, Biz sana Kevser'i verdik.
(Ey Muhammed, oğlun olmadı diye senin için "Ebter- Nesli tükenmiş" diyen de var. Oysa) Biz sana kuşkusuz Kevser’i müyesser kıldık.
Şüphesiz biz sana Kevser’i verdik.
Biz sana sayısız nimetler verdik.
Biz saña yā Muḥammed ḥavż‐ı kevẟeri virdük.
Biz gerçekten sana verdik kevser.
Biz sana Kevser'i (bol ni'met, ilim ve büyük şeref) verdik.
Biz sana Kevser'i virdik.
Sana çok şey verdik[*].
Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik.
Biz sana Kevser'i verdik.
Hiç kuşkusuz, biz verdik sana Kevser'i/iyilik, bereket, mutluluk, güzellik, soy ve aydınlığın tükenmezini.
Şüphesiz, biz sana Kevser'i verdik.
(Ey Rasûlüm), gerçekten biz sana (cennetdeki Havz-ı) Kevseri = pek çok hayırları verdik.
Biz, gerçekten sana bol bir hayır (sevap, etba, bereketli bir nesil ve Cennet) vermişiz.
Biz sana çok hayır/Kevser'i verdik. [814]