65. Ayet
فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.[330]
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَٓا اٰتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.[330]
Derken kullarımızdan bir kulu buldular ki biz, katımızdan ona rahmet ihsan etmiştik ve katımızdan ilim belletmiştik.
Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz, kendi yanımızdan, bilgi öğrettiğimiz kullarımız içinden birisini buldular
Orada kendisine tarafımızdan rahmet sunduğumuz ve katımızdan ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Kendisine rahmetimizi ve ’ilmimizi ihsân iylediğimiz bir ’abdimize [1] rast geldiler.
Derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve bilgimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki biz ona nezdimizden bir rahmet vermiş ve ledünnimizden bir ılim öğretmiştik
Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Derken (onlar) kullarımızdan (öyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş ve kendisine tarafımızdan (özel) bir ilim öğretmiştik.
(Derken orada) Kullarımızdan bir (seçkin ve erişkin) kul buldular ki, Biz ona katımızdan (üstün bir) rahmet (nimet ve fazilet) vermiştik ve Kendi tarafımızdan (çok özel) bir ilim (gayb ve kader bilgisi: İlmi Ledün) öğretmiştik. (Hadis-i Şeriflerde bu Zat’ın Hz. Hızır olduğu anlatılmaktadır.)
Derken katımızdan, kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan¹ bir ilim öğrettiğimiz¹ Bizim kullarımızdan bir kul² buldular.
pes buldılar bir ķul ķullarumuzdan ya'nį ħızr virdük aña raḥmet ķatumuzdan daħı ögretdük aña ķatumuzdan bilmek.
Derken kullarımızdan (öyle) bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine nezdimizden (haas) bir ilim öğretmişdik.
Derken ikisi, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu (Hızır'ı) buldular.(1)
Derken (deniz kenarında sığındıkları kayanın yanında) kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim de öğretmiştik.*
Sonunda Musa ve yardımcısı kendisine yanımızdan bir rahmet verdiğimiz ve katımızdan ilim öğrettiğimiz kulumuzu buldular.
O aralık kullarımızdan öyle birini buldular ki, Biz ona kendi esirgeyiciliğimiz eriştirdik. Hem de kendi katımızdan bir ilim de öğrettik.
Kayaya geldiler. Orada kullarımızdan bir kulu [²] buldular ki biz ona nezdimizden bir velâyet [³] vermiştik. Ona öz yanımızdan da bir ilim de [⁴] öğretmiştik.
İkisi de kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan [ledunnâ] da bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.¹⁵
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Ve orada kullarımızdan bir kul buldular ki, biz katımızdan O'na rahmet verip, özel bilgiyle donatmıştık O'nu.
Derken, kullarımızdan birini buldular ki ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik.
Ve o kayanın yanı başında, Peygamber olan Hızır adında bir kulumuzla karşılaştılar ki, Biz ona katımızdan engin bir lütuf ve rahmet bahşetmiş ve yine katımızdan, onu evrenin bilinmezliklerine ve ilâhî takdire dâir, her Peygamberin sahip olmadığı bazı özel bilgilerle donatmıştık.
Orada, katımızdan rahmet verdiğimiz ve ledünnümüzden / tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz, “kullarımızdan bir kul” buldular.
Geri dönüş yolunda, biraz sevgi biraz da bilgi yüklediğimiz değerli kullarımızdan birine rastladılar. ( hızır )
Derken orada kullarımızdan bir kul buldular. Biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan ilim öğretmiştik! Artık o ayetlerimizin anlatmak istediği gerçekleri bilen biriydi.
(Derken), kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve ona tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul bulmuşlardı. [*]
Derken (oraya varınca,) kendisine katımızdan bir rahmet ve tarafımızdan bir ilim¹ öğrettiğimiz kullarımızdan² bir kulu buldular.
Ve orada kendisine katımızdan üstün bir bağışta bulunarak (özel) bir bilgiyle donattığımız kullarımızdan birine rastladılar. ⁷³
Derken orada kendisine rahmet/vahiy verdiğimiz ve katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan biriyle karşılaştılar.
Orada, dindar, ahlâklı, hayırhasenat sahibi mü'min, salih kullarımızdan birini buldular. Nezdimizden ona rahmet, peygamberlik vermiştik. Yüce katımızdan kendisine ilim öğretmiştik.
Sonunda orada, kendisine katımızdan bir lütufta bulunarak (ilmimizden) bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.[²⁴¹⁴]
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona kendi indimizden bir rahmet vermiştik. Ve ona nezdimizden bir ilim öğretmiştik.
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
(Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
Orada, kendisine esenlik verip, katımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.
Pes ṭapdılar anda bir ḳulumuzdan ki Ḥıżr ‘aleyhi’s‐selāmdur ki virdüg‐idi añanübüvvet bizüm ḳatumuzdan. Daḫı ögretdük aña bizüm ‘ilmümüzdenġayb ‘ilminden.
Orada bizim seçkin kullarımızdan öyle bir has kulumuzu buldular ki Biz ona lütfedip, nezdimizden rabbanî bir ilim öğretmiştik.
(Orada) Kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiştik ve ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.
Orada tarafımızdan rahmet virdiğimiz ve 'ilm-i ledünnîyi öğretdiğimiz kullarımızdan bir kulı buldılar.
Sonra kullarımızdan bir kulu buldular. Ona katımızdan bir ilim öğreterek ikramda bulunmuştuk.
Derken kullarımızdan kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu buldular.
Orada kullarımızdan bir kul buldular ki, katımızdan ona bir rahmet vermiş, tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.
Derken, katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.
Nihayet kullarımızdan bir kul (olan Hızır'ı) buldular ki, biz ona, katımızdan bir vahy vermiş ve tarafımızdan (gayblara dair özel) bir ilim öğretmiştik.
Kendi katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve kendimizden ilim öğrettiğimiz, ibadımızdan bir abdi (kulu) buldular.
Orada katımızdan kendisine rahmet verdiğimiz ve yine katımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz kullarımızdan birini buldular.[302]