68. Ayet
وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰى مَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ خُبْرًا
“İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَكَيْفَ تَصْبِرُ عَلٰى مَا لَمْ تُحِطْ بِه۪ خُبْرًا
“İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
İç yüzünü kavramana imkan olmayan birşeye nasıl sabredebilirsin ki?
İç yüzünü bilmediğin bir şeye nice susabilirsin?»
67-68. (Kul,) şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamayacağın bir bilgiye nasıl sabredebilirsin ki?”
67, 68. O: "Benimle bulunmağa sabır idemezsin, ma’nâsını anlayamıyacağın ba’zı şeylere nasıl sabır idebilürsin?" cevâbını virdi.
(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?
"Bilmediğin bir şeye nasıl dayanabilirsin?"
Havsalanın almadığı şey'e nasıl sabredeceksin?
"İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?"
(Ve ekledi:) “İç yüzünü (hikmet ve hakikatini) kavrayamadığın bir şeye nasıl (sabredip) dayanacaksın?”
"(Bu halini de pek yadırgamam ve kınamam) Çünkü iç yüzünü bilmediğin (hikmet ve hakikati öğretilmediğin) bir şeye, nasıl sabredip dayanacaksın?" diye (hatırlatmıştı).
Haberdar edilerek iç yüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?
“daħı nite ķatlanasın anuñ üzere kim ķaplamaduñ anı śınamaķdın yaña!”
«(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabr edersin?» dedi.
“Hem içyüzünü kavrayamadığın (ve zâhiren yanlış anlaşılan) bir şeye (bir peygamber olarak) nasıl sabredeceksin?” (dedi).
Ve (sana bilgi vermeden önce) “İlim açısından ihata edemediğin bir şey hakkında nasıl sabredebilirsin ki?”
Sonra (neden olduğunu) kavrayamadığın bir olaya nasıl sabredebilirsin ki?” dedi.
Sen iç yüzünü bilmediğin bir işe nasıl olurda katlanabilirsin?"
67, 68. O, dedi ki benimle bulunmaya sabır edemezsin, ilminin, iç yüzünü kavrayamadığı bir şeye nasıl sabredersin?
“İçyüzünü bilmediğin/hakkında bilgin olmayan şeylere nasıl sabredersin?” dedi.
(Böyleyken) “İlim açısından ihata edemediğin bir şey hakkında nasıl sabredebilirsin?”
“İç yüzünü kavramana imkan olmayan tecrübe alanı içine girmeyen bir şeye, nasıl dayanabilirsin ki?”
O kul, “Doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin, (iç yüzünü) kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin?” dedi.
“Öyle ya, iç yüzünü bilemediğin ve daha önce öğrendiğin dînî hükümlere ters gibi görünen şeyler karşısında nasıl sabredebilirsin ki?”
-“Bir haberini kavramadığın şeye nasıl sabredersin?”.
Aklının sarmadığı bir şeye dayanamazsın. "
"Çünkü ben etrafımızda olacak olayların iç yüzünü bilirim! Sen iç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
(İç yüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredeceksin?” [*]
(Devamla): “(Sırrını) kavrayamayaca-ğın bir bilgiye nasıl dayanacaksın?” (dedi.)
“çünkü tecrübe alanı içinde kavrayamayacağın şeye nasıl katlanabilirsin ki?” ⁷⁴
– İç yüzünü bilmediğin şeylere nasıl katlanabilirsin ki? Dedi. 2/216
“İç yüzünü bilmediğin, hakikatini kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin?” dedi.
“Kaldı ki sen, tecrübî bilgi kapsamına tümüyle girmeyen şeye nasıl (ve neden) katlanasın ki?”
«Ve hakikatından tama men haberdar olmadığın bir şeye karşı nasıl sabredebilirsin?»
İçyüzünü kavrayamadığın bir işime karşı nasıl sabredebilirsin?" dedi. (Böylece onunla arkadaşlık yapamayacağını bildirmiş oldu, fakat Musa ısrar edip)
"İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
Gerçek yönünü bilmediğin bir şeye nasıl sabredebilirsin?
Daḫı nice ṣabr ide bilürsin ol nesneye ki sen anuñ ṣabrın bilmezsin.
67, 68. “Doğrusu” dedi, “sen benimle beraberliğe sabredemezsin. Bütün yönleriyle kavrayamadığın meseleler karşısında nasıl kendini tutabilirsin ki? ”
Sana bildirilmeyen bir şeye nasıl dayanabilirsin?
"Ve 'ilminin ihâta itmediği şeye nasıl sabır idersin?" didi.
“İç yüzünü bilmediğin bir şeye nasıl dayanacaksın?"
Özünü etraflıca kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"
“İçyüzünden haberdar olmadığın birşeye nasıl sabredebilirsin ki?”
"Havsalanın almadığı bir şeye nasıl dayanacaksın?"
(Böyleyken) 'Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?'
İç yüzünü bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin?
“Bilgisini elde edemediğin bir şeye karşı nasıl sabredeceksin?” dedi.
“Hakkında hiçbir bilgin olmayan şeylere sen nasıl sabredeceksin?” dedi.