4. Ayet
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ
Onlar ki, zekâtı öderler.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ
Onlar ki, zekâtı öderler.
Ve öyle kişilerdir onlar ki zekatlarını verirler.
1,2,3,4,5,6. Namazlarında gönülleri titreyen; boş işlerden kaçınan; zekât veren; eşleriyle, odalıkları olmadıkça, utanç yerlerin koruyanlar; inanlılar kurtulurlar, bunlar ayıplanmazlar
Onlar, zekât vermek için çalışırlar.
1,2,3,4,5,6. Mü’minler, tevâzu’ ile namâz kılanlar, fenâ söz söylemekden ictinâb idenler, zekât virenler, ferclerini harâmdan muhâfaza idenler ve ihtiyâcât-ı nefsâniyelerini zevcelerine ve sağ el ile (yani helâl sûretde) tedârik itdikleri câriyelerine hasr idenler hiç bir levm ve ’itâba dûçâr olmazlar.
Onlar ki, zekâtı verirler;
Zekatı pratiğe geçirirler.
Onlar ki zekât vermek için çalışırlar
Onlar ki, zekat (vazifelerini) yerine getirirler,
Onlar zekâtı (sadakayı) verirler.
Onlar (kurtulacak olanlar) zekât (verecek şekilde helâl kazanmak ve zekât vergisini uygulayacak adil bir düzeni kurmak) için çalışıp gerekli çabayı sarf edenlerdir.
Ve onlar, zekât için¹ çalışanlardır.
daħı anlar kim zekātı eyleyicilerdür.
(Öyle mü'minler) ki onlar zekât (vazîfe) lerini yapanlardır.
Ve o kimseler ki, onlar zekât (vermek) için çalışanlardır.
Ve (yine) onlar (o inanan erkek ve kadınlar) ki her zaman (toplumun yoksul, işsiz ve muhtaç kesimine) zekâtlarını vererek (hem servetlerini hem de gönüllerini temizlemeyi) devam ettirirler.
Her zaman zekâtlarını vererek (mallarını temizlemeyi) devam ettirirler.
O inananlar ki zekatlarını verirler,
2, 6. O mü/minler ki namazlarında huşu/da bulunurlar [²]. Beyhude şeyden yüz çevirirler, zekâtlarını da verirler. Utanacak yerlerini de haramdan saklarlar. Meğer ki zevceleriyle cariyelerine karşı olsun. Çünkü bunlar ile kınanmazlar.
Onlar arınmak için [zekât]¹ çaba sarf edenlerdir.
Onlar, zekâtı ifa edenlerdir.
Arınmak için yapılması gereken zekatı, gerektiği şekilde yerine getirirler.
Zekâtı verirler;
Onlar ki, hem kendilerini, hem de başkalarını arındırmak üzere, İslâm toplumunun sosyal güvencesi olan zekâtı bir kurum hâlinde yaşatma ve yaygınlaştırma görevini yerine getirir ve ayrıca, zekât verecek bir duruma gelmek için meşrû çerçevede çalışır, gayret gösterirler.
Zekât’a / Arınma’ya yatkın olanlar!
zekatı / aklama vergisini verenler,
Zekât-ı İkame ederek; her türlü haramdan, pislikten, kötü hareketlerden, gıybetten, iftiradan, dedikodudan, haksızlık yapmaktan, dünyevi çıkarcılıktan uzak dururlar. Varlıklarını ihtiyaç sahibi olan fakirlerle, yoksullarla, yolda kalmışlarla, yetimlerle paylaşırlar.
Onlar arınmak için çalışanlardır. [*]
2,3,4. O (mü’minler) namazlarında huşu¹ sahibidirler ve boş söz (ve yararsız şeyler)den yüz çevirirler, zekât² (görevlerini) yerine getirirler.
arınmak için yapılması gerekeni yaparlar; ¹
Onlar ki, zekât ile arınmak için çaba gösterirler. 2/267- 271, 9/60, 76/8
Mü'minler vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekât verir duruma gelmek, zekâtı vermek ve hayırları çoğaltmak, vicdanları temizlemek için çalışanlardır.
onlar ki, arınmak için gerekeni yaparlar;
Ve o mü'minler ki, onlar zekatı da ifâ edenlerdir.
Zeka t görevlerini yerine getirirler.
Onlar ki, zekâtı öderler.
Onlar, arınmak için hareket edenlerdir.
Daḫı anlar kim zekātı virür, ḫayr işlerler.
Onlar zekâtı ifa eder (kendilerini maddeten ve manen arındırırlar). [91, 9-10; 41, 6-7]
Onlar zekatı verirler.
Zekâtlarını virirler.
Onlar zekât için[*] çalışırlar.
Onlar zekâtı verirler.
Onlar zekât için çalışırlar.(2)
Zekâtı vermek için faaliyettedir onlar.
Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir;
Onlar ki, zekâtlarını verirler.
Onlar ki, zekât için çalışırlar.
Arınmak için çalışırlar.