54. Ayet
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der.
Der ki: Ne oldu o, bakıp gördünüz mü acaba?
Başka biri de: «O ne halde bilir misiz?» diye soracak
Yanındakilere: “Siz onun nerede olduğunu biliyor musunuz?” diye sorar.
51,52,53,54. İçlerinden biri: "Benim dünyâda bir dostum var idi. Bana "Tekrâr dirilmeği hakîkat mı zan idiyorsın? Ölüb de kemik ve toprak oldukdan sonra tekrâr muhâkeme olunmaklığımız mümkün midir? dir idi." diyecek. Ve sonra "Bakar mısınız" diyu ’ilâve idecek.
54, 55. (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi. İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
(Yanındakilere,) "Bakar mısınız?" der.
Nasıl der bir bakıştırır mısınız:
"Siz onu tanır mısınız?" der.
(Sonra o kişi, yanındakilere) der ki: “Siz ona bakar mısınız? (Onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?”
(Bu konuşan kişi yanındakilere dönüp) "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?" diye (soracaktır.)
“Siz yakından bilenler misiniz?” derdi.
eyitti ya'nį ķaayıl “hįç siz baķıcılar misiz?”
(O sözü söyleyen zât, ihvanına) der ki: «Siz (onun iç yüzüne) vaakıf olucular mısınız?»
(Sonra o kişi yanındakilere:) “Siz (onun hâlinden) haberdâr mısınız?” dedi.
(Sözüne devamla) "Şimdi (dünyada beni ve insanları saptırmaya çalışan o arkadaşımın ne durumda olduğunu) bilmek ister misiniz?’’ der.
Allah (cennetteki her iki konuşana) “Bunu öğrenmek ister misiniz?” dedi.
Bir başkası der: "Şimdi o arkadaşınızı görebiliyor musunuz?"
Başka biri «— Onun ne halde olduğunu biliyor musunuz? [¹]» diyecek.
(Yanındakilere) “Şimdi onun hâlini bilmek ister misiniz?” dedi.
(Konuşan yanındakilere) Der ki: “Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?”
Konuşan o kimse diyecek ki: “Onun ne durumda olduğuna dönüp bakmak istermisiniz?”
Ve ekler: “Şimdi dönüp bakar mısınız (ona)?”
“Bakın arkadaşlar, bu zâlimin şimdi ne durumda olduğunu görmek ister misiniz?”
Dedi ki: -“Siz buna muttali’ misiniz?”.
Anlatan adam neden sonra: " Sahi hiç onu göreniniz oldu mu? " diye sorar.
Sonra yanındakilere cehennemi göstererek: "Bakar mısınız?" dedi.
(Mümin kişi), “(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?” diyecektir.
(Konuşan, ¹görevli meleklere): “Siz (onun şimdi) ne durumda olduğunu biliyor musunuz?” diye soracak.
[Ve] ekleyecek: “Bakmak [ve onu görmek] ister misiniz?”
Öteki: – Şimdi onun ne durumda olduğunu bilmek ister misin? Der. 7/50...54
Allah: “Siz, onun halini görmek ister misiniz?” buyurur.
(Sözüne devamla) sordu: “Onun halini görmek ister misin?”
Dedi ki: Siz (onun halinden) haberdar olmak ister misiniz?
“Acaba onun durumu nasıl? Sizler onun durumundan haberdar mısınız?" der.
Dedi ki: Siz onun haline muttall oldunuz mu?
-ona ne olduğunu görüyor musunuz? der birisi.
Allāh eyide: Siz anuñ ḥālini görmek isterseñüz, baḳup görüñüz, diye.
54, 55, 56, 57. “Şimdi ister misiniz onu size göstereyim? ” Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur. “Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım! ” [7, 43]
(Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi.
"Acabâ o ne haldedir? Ona muttali' olan var mı?" dir.
“Yukarıya (Araf’a)[*] çıkıp bakar mısınız?” der.
Der ki: "Siz ona bakar mısınız?"
“Şimdi ne halde olduğunu biliyor musunuz?” der.
Dedi: "Siz de bir araştırır mısınız?"
(Konuşan yanındakilere) Der ki: 'Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?'
(Sonra o sözcü, cennetteki kardeşlerine): “(Şimdi size o arkadaşı göstermek için cehenneme) bir bakar mısınız?”der.
“Hiç çıkıp baktınız mı?”
“Siz onun durumuna vâkıf olmak ister misiniz?” dedi.