49. Ayet
لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ
İnsan, hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
لَا يَسْـَٔمُ الْاِنْسَانُ مِنْ دُعَٓاءِ الْخَيْرِۘ وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ فَيَؤُ۫سٌ قَنُوطٌ
İnsan, hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.
İnsan, hayır istemekten hiç usanmaz ve bir şerre uğrarsa da iyideniyiye yeise düşer, ümitsizliğe kapılıp gider.
İnsan iyilik istemekten usanmaz, bir kötülük dokunursa, hemen keser umudunu büsbütün
İnsan, hayır istemekten asla bıkmaz, kötü bir olayla karşılaşınca da endişeye kapılarak bütün ümitlerini kaybeder.
İnsan hayır içün Allâh’a du’â itmekden usanmaz fakat bir şerre uğradığı vakit me’yûs olur, şübheye düşer.
İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir.
İnsan, iyilik istemekten bıkmaz. Ancak kendisine bir kötülük dokunduğunda umutsuzdur, kötümserdir.
İnsan hayır istemekten usanmaz da kendisine bir şer dokunuverirse hemen ümidi keser, ye'se düşer
İnsan hayır istemekten usanmaz, fakat kendisine bir kötülük dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer.
İnsan (kendisi için mal, sıhhat, izzet ve güç gibi) iyilik istemekten usanmaz, fakat kendisine (fakirlik veya hastalık gibi ya da daha başka) bir musibet dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer (de Allah’ın rahmetinden ümit keser).
İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, artık o, hemen ye’se düşen bir ümitsiz (kesilir ve üzülüp kederlenir).
İnsan iyilik¹ istemekten bıkıp usanmaz. Eğer kendisine bir kötülük dokunursa, hemen karamsarlığa kapılır ve ümitsiz olur.
üşenmez ādemį ya'nį kāfir eyü nesene dilemekden ya'nį mal baylıķ. daħı eger yoķanur-ise aña yavuz pes nevmįd olıcıdur ya'nį raḥmetten.
İnsan hayır taleb etmekden usanmaz. Eğer Ona bîr şer dokunursa (bakarsın ki) o, şimdi (Allahın fazl-u rahmetinden) ümîdini kesmiş, (bu) ümîdsizliği açığa (da) vurmuşdur.
İnsan, (nefsi hesâbına) hayır istemekten usanmaz. Ama kendisine kötülük dokunsa, hemen (kalben) çok ümidsiz olur, (yüzünden de belli olacak kadar) ümidsizliğe düşen biri olur.
İnsan, iyi (ve güzel olan) şeyleri istemekten (asla) bıkıp usanmaz (daima mal, mülk ve servetinin artmasını diler). Eğer ona kötü bir şey dokunursa, (bunun bir imtihan olduğunu göz ardı ederek) hemen endişeye kapılır, (yaşama) ümidini tamamen kaybeder.
İnsan mal istemekten hiç mi hiç bıkmaz usanmaz. Eğer insana bir şer dokunursa, hemen moralleri bozulur, ümitsizliğe düşer.
İnsan iyilik istemekten hiç usanmaz. Ancak başına bir sıkıntı gelince artık bezginleşir, umutsuzlaşır.
İnsan iyilik istemekten usanmaz, fakat kendisine bir fenalık dokunursa pek meyus, ümitsiz olur.
İnsan iyilik [hayr] istemekten [du’â’i hayr] usanmaz. Ona bir kötülük [şer] dokunduğunda ise hemen üzülür ve ümitsizliğe düşer [kanût]²².
İnsan hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, hemen ümitsiz ve karamsar düşer.
İnsan, hayatın güzel şeylerini isteyip aramaktan asla bıkmaz. Kötü bir olayla karşılaşınca da, endişeye kapılarak ümidini kaybeder.
İnsan, iyi şeyleri istemekten usanmaz; başına bir kötülük geldiğinde ise büsbütün ümitsiz ve karamsardır.
İnsanoğlu, iyi ve güzel olan şeyleri istemekten asla bıkıp usanmaz fakat başına bir kötülük gelince de, bunun bir imtihân olduğunu göz ardı ederek hemen endişeye kapılır, yaşama ümidini tamamen kaybeder. Sahip olduğu her şeyin kendisine Allah tarafından bağışlanan gelip geçici bir nîmet olduğunu idrâk edemediği için, onları kaybettiği anda müthiş bir sarsıntı geçirir.
İnsan Hayr’a dua etmekten usanmaz. Eğer ona Şerr isabet ettiyse tam bir ümitsizdir.
İnsan, iyilik istemekten bıkmaz. Başına bir iş geldi mi hemen ümitsizliğe kapılıp kıvranır.
İnsan çıkarcı davranarak hep kendine hayırlı şeyler ister. Bundan da asla bıkmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır. Bütün dünyası kararır.
İnsan, hayır (mal) istemekten bıkmaz. Kendisine bir kötülük dokunursa hemen üzülüp ümitsizliğe düşer. [*]
İnsan, hayrı¹ istemekten asla bıkmaz. Fakat ona bir kötülük dokununca da endişeye kapılır ve ümidini kaybeder.
İNSAN, [hayatın] güzel [şeyler]ini isteyip aramaktan asla bıkmaz: kötü bir olayla karşılaşınca da endişeye kapılarak bütün ümitlerini kaybeder. ⁴²
Şu insan mal mülk istemekten asla bıkıp usanmaz. Ama başına bir sıkıntı gelince de ümidini yitirip karamsarlığa düşer. 11/9-10, 16/52...55
İnsan iyilik, hayır istemekten usanmaz. Kendisine bir kötülük dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer.
İnsan özgül ağırlığı olan karşılıklar istemekten asla bıkıp usanmaz;[⁴²⁸⁹] ama başına kötülük bildiği[⁴²⁹⁰] (bir şey) gelecek olsa, bu kez de umudunu yitirip karamsarlığa kapılır.
İnsan iyilik istemekten usanmaz ve eğer kendisine bir fenalık dokunursa hemen ümidini kesmiş,ye'se düşmüş olur.
(Kâfir) İnsan, hayır istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa, umutsuzluğa düşer, üzülür! (Böylece Rabbine nankörlük eder)
İnsan, hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince hemen umutsuzluğa düşer.
İnsan iyiliği dilemekten usanmaz. Ona bir kötülük isabet ettiği zaman hemen ümitsizliğe düşer ve boynunu büker.
Uṣanmaz ādem oġlanı ḫayr istemekden ve eger özine şer degse bizden ümīẕin keser.
İnsan mal mülk istemekten usanmaz, ama kendisine maddî sıkıntı dokununca hemen ye'se düşer, ümitsiz olur. [96, 6-7; 10, 12]
İnsan hayır istemekten usanmaz (daima malının artamasını diler). Ama kendisine bir şer dokundu mu hemen üzülür, ümitsiz olur.
İnsân kendisine hayır du'â itmekden usanmaz, eğer ona bir şer isâbet itse derhâl ye'se düşer ve ümîdini keser.
İnsan iyi şeyler istemekten usanmaz. Başına bir kötülük gelince de üzülür ve umutlarını yitirir.
İnsan iyiliği istemekten bıkmaz. Ama kendine bir kötülük dokunduğunda hemen karamsarlığa düşer, ümitsiz olur.
İnsan iyilik istemekten usanmaz. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise hemen ümitsizliğe düşer, karamsarlaşır.
İnsan, hayır istemekten/hayır için dua etmekten bıkıp usanmaz. Kendisine bir şey dokunmaya görsün; hemen ümidini keser, yıkılır.
İnsan, hayır istemekten bıkkınlık duymaz; fakat ona bir şer dokundu mu, artık o, ye'se düşen bir umutsuzdur.
(Kâfir olan) insan, hayır (mal, evlâd, zenginlik ve sıhhat) istemekten usanmaz da, kendisine bir darlık dokunuverirse, hemen ümidi keser, ye'se düşer.
İnsan, hayır ve mal istemekten bıkmaz, usanmaz. Fakat kendisine bir şer dokunduğu zaman, bitmiş bir şekilde ümitsizliğe kapılır.
İnsan, iyiliği istemekten usanmaz. Fakat ona bir kötülük dokunursa, bir de bakarsın ümitsizliğe düşer.[514]