108. Ayet
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟
Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.[224]
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَنَزَعَ يَدَهُ فَاِذَا هِيَ بَيْضَٓاءُ لِلنَّاظِر۪ينَ۟
Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.[224]
Elini koltuğuna sokup çıkarınca bakanlar gördüler ki bembeyaz, parılparıl parlayan bir el.
Elini de çıkardı hemen, bakanlara akpak göründü Firavun ulusundan, öne gelenler dediler ki: «Bu usta bir büyücüdür!
Ve elini (koynuna sokup) çıkardı ki, bir de ne görsünler o, bakan kimseler için parlak ve ışık saçıyordu!
[108. âyet meali baskıda yok.]
Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.
Elini çıkardı, bakanlar için bembeyaz oluverdi.
ve elini sıyırdı çıkardı, ne baksın o bakanlara bembeyaz parlıyor
Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli bembeyaz olmuş, bakanların gözünü kamaştırıyordu.
Ve (bir de) elini (koynuna sokup) çıkardı, (bir de ne görsünler, koynuna sokmadan önce normal olan eli) bakanlara (hayranlık verecek derecede, bembeyaz olmuş ve nurlar saçar bir hâlde) parıl parıl parlıyor.
(Bir de) Elini (soktuğu koltuk altından) sıyırıp çıkardı, o da anında bakanlara (nurdan ışıklar saçarak) bembeyaz (görünüvermişti).
Ve elini çıkardığı zaman, eli bakanlar için bembeyaz parlayıverdi.
daħı darttı elini pes ol vaķt kim ol aķdur baķıcılara.
Elini çıkardı. Ne görsünler: O da temâşâ edenlere (ışıklar saçan) bembeyaz (bir el).
Ve elini (koynundan) çıkardı, bir de ne görsünler, o da bakanlara bembeyaz (nûr saçan bir el)!
Ve elini (koynuna sokup) çıkardı ki, bir de ne görsünler o, bakan kimseler için bembeyaz (ışıl ışıl parlayan) bir el hâline gelmiş! *
Elini koynundan çekince, bakanlar elinin bembeyaz olduğunu gördü.
Musa elini kaldırınca da eli bakanların gözüne parlak göründü.
Elini de cebinden çekip çıkardı. O, hemen temaşa edenlerin gözlerini kamaştıracak derecede bembeyaz oldu.
Elini çıkardı. O da ne? Bakanlar için bembeyaz.³⁷
Elini çıkardı, (bir de ne görsün) bakanlara bembeyaz (oluverdi)!
Elini koynundan çıkardı, ne görsünler bembeyaz, pırıl pırıl parlıyor.
Ve elini çıkardı. Bir de ne görsünler, o da seyredenlerin gözleri önünde bembeyaz oluvermiş!
Ve elini koynuna sokup çıkardı; bir de ne görsünler, koynuna sokmadan önce normal olan eli, şimdi görenlere hayranlık verecek derecede ışıl ışıl, bembeyaz! Böylece Firavunun ve adamlarının, Mûsâ’nın doğru söylediğine dâir en ufak bir kuşkuları kalmadı. Fakat kibir ve ihtirâsları onları imandan alıkoydu. Bu yüzden, Mûsâ’nın dâvetini etkisiz kılmak amacıyla plânlar kurmaya başladılar:
Elini çıkardı; hemen o Bakanlar için bembeyaz!
Seyircilerin gözü önünde elini çıkardı cebinden, o da bembeyaz oluverdi.
Musa eline güç veren bütün ayetleri ortaya koymaya başladı. Musa’nın anlattıkları yeni bir düzeni anlatıyordu. Yeni düzende kölelik yoktu. İnsanlardan Tanrılar yoktu. Bütün insanlar eşit haklara sahipti. Yalancılık, riyakârlık yoktu. İnsanlar üzerinden çıkar sağlamak yasaktı. Musa insanların önüne bembeyaz bir sayfa açıyor, insanlığın kimliği, kişiliği, yaşamı yeniden çiziliyordu.
Elini de (koynundan) çıkarmıştı. Bir de ne görsünler, o (eli) bakanlara bembeyaz (görünmüştü). [*]
(Sonra) elini (koynundan) çıkardı. Bir de baktılar ki o da seyredenlere bembeyaz (görünüverdi.)¹
Ve (sonra) elini yukarı kaldırdı: Oo! Bir de baktılar, bembeyaz, ışıl ışıl! ⁸⁵
Ve elini koynundan çıkardı, o anda o seyredenlere bembeyaz bir el oldu! 26/33, 28/32
Mûsâ elini koynundan çıkardı. Eli bembeyaz, ışıl ışıl olmuştu. Bakanların gözünü kamaştırıyordu.
Ve elini çıkardı: Bir de baktılar ki, göz kamaştırıcı bir parlaklık![¹²³⁷]
Ve elini (cebinden) çıkardı, o hemen bakanlar için bembeyaz (bir nûr) kesildi.
Ve elini koltuğu altından çıkardığında -bir de ne görsünler- eli, (etrafa ışıklar saçan) seyredenleri hayrete bırakan (nurlu bir el olup) bembeyaz kesilmemiş mi?
Elini (koynundan) çıkardı. Birden o, bakanlar için, bembeyaz oldu.
Elini koynuna soktu. O şimdi bakanların (gözünü kamaştıran) bembeyaz bir el idi
Elini daḫı çıḳardı ḳoynından, ol vaḳtda ol nūrı güneş nūrını eritdi görenlere.
107, 108. Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere bırakıverdi, bir de ne görsün: o koskoca bir ejderha kesilmiş! Elini sıyırıp çıkardı, bir de ne görsün: Bakan kimseler için parlak mı parlak, ışık saçan bir el haline gelmiş! [20, 18-22] {KM, Çıkış 4, 2-8}
Ve elini (böğründen) çıkardı, birden o, bakanlar için, bembeyaz parlayan bir şey oldu.
Ve elini koltığı altından çıkardı, onun, görenlerin gözlerini kamaşdıracak kadar parlak ve beyaz oldığı görüldi.
Elini çıkardı, ona bakanlar için bembeyaz oluverdi.
Ardından elini çıkardı. O da bakanlara bembeyaz görünüverdi.
Elini çıkardı; o da bakanların gözlerini alan bir beyazlıktı.
Elini çekip çıkardı; birden o el, bakanların önünde bembeyaz kesildi.
(Bir de) Elini sıyırdı, o da anında bakanlara bembeyaz (görünüverdi).
Bir de elini (koynundan) çıkardı ki, ne görsünler; seyredenlere, eli bembeyaz ışık saçıyor.
Elini koynundan çıkardı, ona bakanlar için bembeyaz bir ışık saçıyordu.
Elini çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.