23. Ayet
وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ
Andolsun o, Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.
Arabic Uthmani · Diyanet İşleri
وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ
Andolsun o, Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.
Ve andolsun, onu, apaydın tanyerinde gördü.
Apaçık bir ufukta, evet O'nu görmüştür!
Şüphesiz (Muhammed) onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
(Cibrîl) şark ufkunda râe’l ’ayn gördi.
Andolsun ki, onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
Onu apaçık bir ufukta görmüştür.
Vallahi gördü onu açık ufukta
Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü.
Kasem olsun ki, onu (Cebrâîl’i, aslî sûretiyle) apaçık ufukta görmüştü.
Andolsun O (Peygamber), onu (Cebrail’i ve İlahi tecelliyi) apaçık bir ufukta (iken de) görmüşlerdir.
Ant olsun o, onu açık ufukta gördü.¹
daħı bayıķ gördi anı yir gök ķıranında bellü.
Andolsun ki O (saahibiniz) onu apaçık ufukda görmüşdür.
And olsun ki, onu (Cebrâîl'i) apaçık, ufukta gördü.
Ve muhakkak (tebliğle görevlendirilen arkadaşınız) onu, (o vahiy meleğini daha önce), açık ufukta görmüştü.
O, (daha önce) vahiy meleğini açık bir ufukta görmüştü.
Ant olsun ki o, Cebrail’i güneşin doğduğu apaçık ufukta görmüştür.
* O, elçiyi el ayak yetişmeyecek yüksek bir kenarda görmüştü.
Andolsun onu/Cibril’i apaçık ufukta görmüştür.⁸
Şüphesiz o (Peygamber), onu (Cebrail'i) apaçık bir ufukta görmüştür.
Andolsun Muhammed vahiy getiren Cibrîl'î berrak bir ufukta gördü.
Andolsun ki onu (vahiy meleğini) apaçık ufukta görmüştür.
O, gerçekten de Cebrail’i görmüştü; hem de onu, güpegündüz berrak bir ufukta, 600 kanadıyla yerle gök arasını kaplamış bir hâlde, aslî şekliyle görmüştü. (53. Necm: 7-9)
And olsun onu Açık Ufuk’ta gördü.
22,23. Hepinizin bildiği Muhammed, deli değildir. // O, bu meleği parlayan ufukta gördü.
Size gerçekleri açıklayan arkadaşınız, vahyimizi ona getireni ufukta bütün gerçeğiyle gördü. Gördüğü gerçekte yanılmadı.
Yemin olsun ki onu (Cebrail’i) apaçık ufukta görmüştü. [*]
Yemin olsun o (Peygamber), Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.¹
o gerçekten [meleği] gördü, berrak bir ufukta [gördü] onu; ⁸
Andolsun ki onu, berrak bir ufukta görmüştür. 53/1...15
Andolsun o Cibril'i apaçık, ufukta gördü.
Doğrusu o, meleği berrak bir ufukta görmüştür;[⁵⁶⁰³]
Andolsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
Andolsun ki onu, (Cebrail a.s.'i gerçek hüviyeti ile) apaçık bir ufukta (sidre-i mühtehâ'nın yanında) görmüştür.
Andolsun o (Muhammed), Cebrail’i apaçık ufukta gördü.
Onu (Cebrail'i) apaçık ufukta görmüştür.
Taḥḳīḳ gördi Cebrā’īli gökler ḳırañında.
O, vahyi getiren elçi Cebrail'i, apaçık ufukta görmüştü. [53, 13-16]
Andolsun (Muhammed) onu apaçık ufukta görmüştür.
Cibrîl'i şekl-i aslîsinde âşikâr olarak ufk-u şarkda gördi.
O, Cebrail’i apaçık ufukta görmüştür.
Andolsun ki o, onu apaçık bir ufukta görmüştür.
And olsun, onu apaçık ufukta gördü.(10)
Yemin olsun ki, onu apaçık ufukta gördü.
Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.
And olsun ki, Peygamber, o Cebrâil'i açık ufukta gördü.
Andolsun! O, O’nu açık ufukta (maddi âlemin gayba açılan ufkunda) gördü.
22,23,24. Sizin arkadaşınız Muhammed, kesinlikle deli değildir. O, meleği apaçık ufukta görmüştü. O, gaypten gelen bilgileri sizden esirgeyemez.