Tevbe Suresi 10. Ayet

Arabic Uthmani · Diyanet İşleri

10. Ayet

لَا يَرْقُبُونَ ف۪ي مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَا ذِمَّةًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ

Bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.

Diğer Türkçe mealler

Abdulbaki Gölpınarlı

İnanan birisine karşı ne bir yakınlık gözetirler, ne bir ahde riayet ederler ve onlardır haddi aşanların ta kendileri.

Besim Atalay (1965)

İnanmış olanlarla, ne hısımlık, ne de ahit tanırlar, onlar taşkın kimselerdir

Cemal Külünkoğlu

Onlar bir mü'min hakkında ne ettikleri yemini tanırlar ne de imzaladıkları antlaşmayı. İşte onlar o kadar zalim kimselerdir.

Cemil Said (1924)

Mü’minler ile olan münâsebâtda akrabâlığa ve yemîne hiç i’tibâr itmiyorlar ’ahid-şikendirler, te’addî idiyorlar.

Diyanet Vakfı

Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.

Edip Yüksel

İnanmış birisi hakkında ne bir akrabalık bağı ne de bir anlaşma gözetmezler; saldırganlar ve haddi aşanlar onlardır.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir mü'min hakkında ne bir yemin gözetirler ne bir zimmet, bunlar öyle mütecavizler

Elmalılı (Sadeleştirilmiş)

Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler, ne de bir antlaşma. Bunlar işte böyle haddi aşan kimselerdir.

Emrah Demiryent

Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık (bağlarını) ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar saldırganlık yapanların (haddi aşanların) ta kendileridir.

Abdullah-Ahmet Akgül

(Size kin tutan müşrikler ve hain işbirlikçiler) Onlar (hiç)bir mü’mine karşı ne ’akrabalık bağlarını’, ne de ’sözleşme kurallarını’ gözetip-tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır. (Onlara karşı devamlı uyanık ve hazırlıklı olmanız lazımdır.)

Erhan Aktaş

Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.

Eski Anadolu Türkçesi

śaķlamazlar mü’min den ħıśımlıķ illā ne daħı 'ahd ķavl daħı şunlardur ḥaddan geçiciler.

Hasan Basri Çantay

Onlar bir mü'min hakkında ne bir yemîn, ne de bir vecîbe gözetib tanımazlar. Onlar taşkınların ta kendileridir.

Hayrat Neşriyat

Bir mü'min hakkında ne bir yemin, ne de bir ahd (söz) gözetirler. İşte onlar gerçekten haddi aşanlardır.

İhsan Aktaş

Onlar (saldırmazlık güvencesi verdikleri) hiçbir mü’min hakkında ne bir yemin ne de antlaşma gözetirler. İşte asıl saldırganlar onlardır.

İlyas Yorulmaz

Onlar, inananlar için ne akrabalık bağını, nede koruma görevini gözetirler. İşte onlar haddi aşan kimselerdir.

İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu

Onlar inananlara karşı ne kan bağını gözetirler, ne de antlarını. Taşkınlar işte bunlardır.

İsmail Hakkı İzmirli

Onlar bir mü/min hakkında ne karabete, ne ahte riayetkâr olmazlar. İşte bunlar haddi aşan kimselerdir.

İsmail Yakıt

Bir mü’mine karşı onlar ne bir akrabalık (bağlılığı) ne de bir antlaşma gözetirler. İşte haddi aşmış olanlar onlardır.

Kadri Çelik

Onlar hiç bir mümin hakkında akrabalık veya anlaşma (hürmetini) gözetmezler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.

Abdullah Parlıyan

Onlar hiçbir mü'min hakkında, ne bir yemin, ne de antlaşma gözetirler. Doğru yoldan çıkıp, çizgiyi aşanlar işte bunlardır.

Kuran Yolu

Bir mümin hakkında ne yakınlık bağına ne de antlaşma hükümlerine riayet ederler; işte onlar böyle sınır tanımaz kimselerdir.

Mahmut Kısa

Bir mümininhakkına saldırma fırsatı bulduklarında, ne ettikleri yemini tanırlar, ne de imzaladıkları antlaşmayı! İşte, hak hukuk tanımayan asıl saldırganlar, bunlardır.

Mahmut Özdemir

Bir mümin hakkında ne akrabalık bağı gözetirler, ne de andlaşma! İşte onlar Haddi (Sınırı) Aşanlar’dır.

Mehmet Çakır

Ne bir Müslüman’ın akrabalığını dikkate alırlar, ne de yabancıya saygı gösterirler. Hepsi aşırı kaba ve acımasızdırlar.

Mehmet Çoban

Ayetleri çıkarlarına göre yorumlayıp düşmanlık edenler, Müminlere karşı akrabalık bağlarını tanımazlar. Yaptıkları sözleşmelere uymazlar. İşte onlar taşkınlık yaparak hak hukuk tanımayanlardır.

Mehmet Okuyan

Bir mümin hakkında söz ve antlaşma gözetmezler. (Çünkü) onlar, saldıranların ta kendileridir.

Mehmet Türk

(Hatta bunlar) bir mü’minin bile gözünün yaşına bakmazlar ve kişisel hukukunu gözetmezler. Bunlar, işte bu kadar zâlim kimselerdir.

Muhammed Esed

inanan kimseye karşı bu hiçbir sorumluluk, hiçbir koruma yükümlülüğü tanımayarak (işleyip durdukları): doğru yoldan çıkıp çizgiyi aşanlar ¹⁶ işte böyleleridir.

Mustafa Çavdar

Onlar, bir mümin hakkında antlaşma ve yemin gözetmezler. İşte onlar hak hukuk tanımayanlardır. 9/1-7, 47/22

Ahmet Tekin

Mü'minlerle ilgili ne yemin, ne akrabalık hatırı gözetirler, ne de antlaşma, taahhüt tanırlar. Onlar, işte onlar saldırganlığı alışkanlık haline getiren kimselerdir.

Mustafa İslamoğlu

(Saldırmazlık güvencesi verdikleri) bir mü’min için, ne bağlayıcı bir yükümlülük, ne de anlaşma ve yakınlıktan doğan bir sorumluluk gözetiyorlar. İşte böyleleri, haddi aşanların ta kendileridir.

Ömer Nasuhi Bilmen

(Onlar) Bir mü'min hakkında ne bir yemin ve ne de bir zimmet gözetmezler. Ve işte haddi tecavüz etmiş olanlar, onlardır.

Orhan Kuntman

Onlar bir mümine karşı, ne yemin, ne de andlaşma hakkı gözetmezler. (verdikleri sözde durmazlar) İşte onlar böyle hak tanımaz saldırgan kimselerdir.

Osman Fırat

Onlar bir mü’min için ne bir şey gözetirler ve ne de bir zimmet. İşte onlar saldırganların ta kendileridir.

Şaban Piriş

Onlar, bir mümin hakkında akrabalık da antlaşma da gözetmezler. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.

Satıraltı Meal (1534)

Ri‘āyet eylemezler mü’minler ḥaḳḳında and içmegi, ‘ahd eylemegi. Daḫı anlar ẓālimler‐durur, kāfirler‐durur.

Suat Yıldırım

Müminler hakkında ne ahit, ne yemin, ne hukuk, hiçbir şey gözetmezler. Bunlar öyle saldırgan kimselerdir!

Süleyman Ateş

Bir mü'mine karşı ne and, ne de andlaşma gözetmezler. İşte saldırganlar onlardır.

Süleyman Tevfik (1927)

Onlar bir mü'mine karşı ne 'ahde ve ne de karâbete ri'âyet iderler. Onlar hadlerini tecâvüz iden şerîrlerdir.

Süleymaniye Vakfı

Hiçbir inanıp güvenen hakkında ne antlaşma akıllarına gelir ne de onlara karşı sorumlulukları. İşte asıl saldırganlar onlardır.

Ahmet Varol

Bir mü'min hakkında herhangi bir yakınlık bağı veya antlaşma gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.

Ümit Şimşek

Onlar bir mü'min hakkında ne yemin gözetirler, ne bir taahhüt. Onlar böylesine haddi aşmış kimselerdir.

Yaşar Nuri Öztürk

Bir mümin hakkında onlar ne bir yemine saygı gösterirler ne de bir antlaşma şartına. Onlar düşmanlık dolu, azmış kişilerin ta kendileridir.

Ali Bulaç

Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.

Ali Fikri Yavuz

Bir mümin hakkında ne bir yemîn gözetirler, ne de bir zimmet (sözleşme). İşte bunlar mütecâvizlerdir.

Bahaeddin Sağlam

Onlar hiçbir mümin hakkında akrabalığı ve antlaşmayı gözetmezler. Ve onlar gerçekten haksızlık edenlerdir.

Bayraktar Bayraklı

Bir mümine karşı ne and ne de antlaşma gözetirler. İşte saldırganlar onlardır.