Tekâsür

Şinkîtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

32550. Metin

﷽

Bismillâhirrahmânirrahîm.

32551. Metin

سُورَةُ التَّكَاثُر

Tekâsür Suresi

32552. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: أَلْهَاكُمُ التَّكَّاثُرُ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ.

Yüce Allah'ın buyruğu: { أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ } “Çoklukla övünmek sizi kabirleri ziyaret edinceye kadar oyaladı.”

32553. Metin

أَلْهَاكُمْ: أَيْ: شَغَلَكُمْ، وَلَهَاهُ: تُلْهِيهِ، أَيْ عَلَّلَهُ.

Elhâküm (أَلْهَاكُمْ); yani sizi meşgul etti [anlamındadır]. Lehâhü (لَهَاهُ) [fiili] tülhîhi (تُلْهِيهِ) yani onu oyaladı [demektir].

32554. Metin

وَمِنْهُ قَوْلُ امْرِئِ الْقَيْسِ:

İmruü’l-Kays’ın şu sözü de bu kabildendir:

32555. Metin

فَمِثْلُكِ حُبْلَى قَدْ طَرَقْتُ وَمُرْضِعٌ ... فَأَلْهَيْتُهَا عَنْ ذِي تَمَائِمَ مُحْوَلِ

“Senin gibi nice hamile ve emzikli kadının kapısını gece çaldım da... Onu bir yaşındaki muskalar takınmış çocuğundan [bile] alıkoyup oyaladım.”

32556. Metin

أَيْ: شَغَلْتُهَا.

Yani: Onu meşgul ettim [demektir].

32557. Metin

وَالتَّكَاثُرُ: الْمُكَاثَرَةُ. وَلَمْ يَذْكُرْ هُنَا فِي أَيِّ شَيْءٍ كَانَتِ الْمُكَاثَرَةُ الَّتِي أَلْهَتْهُمْ.

Tekâsür (التَّكَاثُرُ); çokluk yarışı yapmak (el-mükâsere) demektir. Burada kendilerini oyalayan bu çokluk yarışının hangi hususta olduğu zikredilmemiştir.

32558. Metin

قَالَ ابْنُ الْقَيِّمِ: تَرَكَ ذِكْرَهُ، إِمَّا لِأَنَّ الْمَذْمُومَ هُوَ نَفْسُ التَّكَاثُرِ بِالشَّيْءِ لَا الْمُتَكَاثَرُ بِهِ، وَإِمَّا إِرَادَةَ الْإِطْلَاقِ. اهـ.

İbnü'l-Kayyim şöyle demiştir: Zikredilmemesi, ya yerilen şeyin çoğaltılmaya çalışılan nesne değil de bizzat çokluk yarışı yapmanın kendisi olmasındandır veya mutlak kılınmak istendiğindendir. (İktibasın sonu).

32559. Metin

وَيَعْنِي ﵀ بِالْأَوَّلِ: ذَمَّ الْهَلَعِ، وَالنَّهَمِ.

[İbnü'l-Kayyim] -Allah ona rahmet etsin- birinci [ihtimalle], açgözlülüğü ve doyumsuzluğu yermeyi kastetmiştir.

32560. Metin

وَبِالثَّانِي: لِيَعُمَّ كُلَّ مَا هُوَ صَالِحٌ لِلتَّكَاثُرِ بِهِ، مَالٌ وَوَلَدٌ وَجَاهٌ، وَبِنَاءٌ وَغِرَاسٌ.

İkinci [ihtimalle] ise; mal, evlat, makam, bina ve dikili ağaç gibi çokluk yarışı yapmaya elverişli olan her şeyi kapsaması içindir.

32561. Metin

وَلَمْ أَجِدْ لِأَحَدٍ مِنَ الْمُفَسِّرِينَ ذِكْرَ نَظِيرٍ لِهَذِهِ الْآيَةِ.

Müfessirlerden hiçbirinin bu ayete bir benzer zikrettiğini görmedim.

32562. Metin

وَلَكِنَّهُمُ اتَّفَقُوا عَلَى ذِكْرِ سَبَبِ نُزُولِهَا فِي الْجُمْلَةِ، مِنْ أَنَّ حَيَّيْنِ تَفَاخَرَا بِالْآبَاءِ وَأَمْجَادِ الْأَجْدَادِ، فَعَدَّدُوا الْأَحْيَاءَ، ثُمَّ ذَهَبُوا إِلَى الْمَقَابِرِ، وَعَدَّدَ كُلُّ مِنْهُمَا مَا لَهُمْ مِنَ الْمَوْتَى يَفْخَرُونَ بِهِمْ، وَيَتَكَاثَرُونَ بِتَعْدَادِهِمْ.

Fakat onlar genel olarak ayetin nüzul sebebi hakkında; iki kabilenin ataları ve geçmişlerinin şerefleriyle övünerek önce yaşayanları saydıkları, sonra da kabristana gidip her birinin ölülerinden kendileriyle gururlanıp sayılarını çoğalttıkları kimseleri saydıkları hususunda ittifak etmişlerdir.

32563. Metin

وَقِيلَ: فِي قُرَيْشٍ بَيْنَ بَنِي عَبْدِ مُنَافٍ وَبَنِي سَهْمٍ.

[Ayetin], Kureyş içinde Benî Abd-i Menâf ile Benî Sehm hakkında [indiği] söylenmiştir.

32564. Metin

وَقِيلَ: فِي الْأَنْصَارِ.

Ensar hakkında [indiği] de söylenmiştir.

32565. Metin

وَقِيلَ: فِي الْيَهُودِ وَغَيْرِهِمْ، مِمَّا يُشْعِرُ بِأَنَّ التَّكَاثُرَ كَانَ فِي مَفَاخِرِ الْآبَاءِ.ُُ

Yahudiler ve başkaları hakkında [indiği] de söylenmiştir ki bu da çokluk yarışının ataların övünç kaynaklarında olduğunu hissettirmektedir.

32566. Metin

وَقَالَ الْقُرْطُبِيُّ: الْآيَةُ تَعُمُّ جَمِيعَ مَا ذَكَرَ وَغَيْرَهُ.

Kurtubî şöyle demiştir: Ayet, zikredilenlerin tamamını ve diğerlerini de kapsar.

32567. Metin

وَسِيَاقُ حَدِيثِ الصَّحِيحِ: «لَوْ أَنَّ لِابْنِ آدَمَ وَادِيًا مِنْ ذَهَبٍ، لَأَحَبَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَادِيَانِ، وَلَنْ يَمْلَأَ فَاهُ إِلَّا التُّرَابُ، وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ» .

Sahih hadisin bağlamı şöyledir: “Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, iki vadisi olmasını isterdi. Onun ağzını topraktan başkası doldurmaz. Allah ise tövbe edenin tövbesini kabul eder.”

32568. Metin

قَالَ ثَابِتٌ: عَنْ أَنَسٍ عَنْ أُبَيٍّ: كُنَّا نَرَى هَذَا مِنَ الْقُرْآنِ حَتَّى نَزَلَتْ: أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ.

Sâbit, Enes'ten, o da Übeyy'den nakletti: “Biz { أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ } ininceye kadar bunu Kur'an'dan sayardık.”

32569. Metin

وَكَأَنَّ الْقُرْطُبِيَّ يُشِيرُ بِذَلِكَ إِلَى أَنَّ التَّكَاثُرَ بِالْمَالِ أَيْضًا.

Kurtubî bununla, çokluk yarışının mal hususunda da olduğuna işaret ediyor gibidir.

32570. Metin

وَقَدْ جَاءَتْ نُصُوصٌ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ تَدُلُّ عَلَى أَنَّ التَّكَاثُرَ الَّذِي أَلْهَاهُمْ، وَالَّذِي ذَمَّهُمُ اللَّهُ بِسَبَبِهِ أَوْ حَذَّرَهُمْ مِنْهُ، إِنَّمَا هُوَ فِي الْجَمِيعِ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا إِلَى قَوْلِهِ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ [٥٧ \ ٢٠] .

Nitekim Allah'ın Kitabı'ndan, onları oyalayan ve Allah'ın kendisi sebebiyle onları yerdiği veya sakındırdığı çokluk yarışının hepsini kapsadığına delalet eden naslar gelmiştir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: { اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا } [ayetinden] { وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ } [kısmına kadar] [57:20].

32571. Metin

فَفِيهِ التَّصْرِيحُ: بِأَنَّ التَّفَاخُرَ وَالتَّكَاثُرَ بَيْنَهُمْ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ.

Bunda aralarındaki övünme ve çokluk yarışının mallar ve çocuklar hususunda olduğuna dair açık bir ifade bulunmaktadır.

32572. Metin

ثُمَّ جَاءَتْ نُصُوصٌ أُخْرَى فِي هَذَا الْمَعْنَى كَقَوْلِهِ: وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ [٦ \ ٣٢] .

Daha sonra bu anlamda şu buyruk gibi başka naslar da gelmiştir: { وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ } “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır.” [6:32].

32573. Metin

وَقَوْلِهِ: وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ [٢٩ \ ٦٤] .

Ve şu buyruğu: { وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ } “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Şüphesiz ahiret yurdu ise, işte asıl hayat odur; keşke bilselerdi!” [29:64].

32574. Metin

وَلِكَوْنِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا بِهَذِهِ الْمَثَابَةِ، جَاءَ التَّحْذِيرُ مِنْهَا وَالنَّهْيُ عَنْ أَنْ تُلْهِهِمْ، فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ [٦٣ \ ٩] .

Dünya hayatı bu minvalde olduğu için, Yüce Allah'ın şu buyruğunda ondan sakındırma ve onların oyalanmasından nehiy gelmiştir: { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ } “Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” [63:9].

32575. Metin

وَبَيَّنَ تَعَالَى أَنَّ مَا عِنْدَ اللَّهِ لِلْمُؤْمِنِينَ خَيْرٌ مِنْ هَذَا كُلِّهِ فِي قَوْلِهِ: وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا قُلْ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ [٦٢ \ ٩] .

Yüce [Allah], müminler için Allah katında olanın bütün bunlardan daha hayırlı olduğunu şu buyruğunda açıklamıştır: { وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا قُلْ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ } “Onlar bir ticaret veya eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılar ve seni ayakta bıraktılar. De ki: 'Allah'ın katında olan, eğlenceden de ticaretten de daha hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.'” [62:11].

32576. Metin

وَمِمَّا يُرَجِّحُ أَنَّ التَّكَاثُرَ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ فِي نَفْسِ السُّورَةِ، مَا جَاءَ فِي آخِرِهَا مِنْ

Surenin bizzat kendisinde çokluk yarışının mallar ve evlatlar hususunda olduğunu kuvvetlendiren hususlardan biri de, surenin sonunda yer alan şu kısımdır:

32577. Metin

قَوْلِهِ: ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ [١٠٢ \ ٨] ، لِمُنَاسَبَتِهَا لِأَوَّلِ السُّورَةِ.

Surenin başıyla uyumu sebebiyle: { ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ } “Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” [102:8] buyruğudur.

32578. Metin

كَمَا هُوَ ظَاهِرٌ بِشُمُولِ النَّعِيمِ لِلْمَالِ شُمُولًا أَوَّلِيًّا.

Nimetin öncelikli olarak malı kapsadığı açıkça görüldüğü gibidir.

32579. Metin

وَقَوْلُهُ: حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ.

Yüce Allah'ın buyruğu: { حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ } “Kabirleri ziyaret edinceye kadar.”

32580. Metin

أَخَذَ مِنْهُ مَنْ قَالَ: إِنَّ تَفَاخُرَهُمْ حَمَلَهُمْ عَلَى الذَّهَابِ إِلَى الْمَقَابِرِ لِيَتَكَاثَرُوا بِأَمْوَاتِهِمْ، كَمَا جَاءَتْ فِي أَخْبَارِ أَسْبَابِ النُّزُولِ الْمُتَقَدِّمَةِ.

Daha önce geçen nüzul sebebi haberlerinde aktarıldığı üzere, onların övünmelerinin kendilerini ölüleriyle çokluk yarışı yapmak için kabirlere gitmeye sevk ettiğini söyleyenler [anlamı] buradan çıkarmışlardır.

32581. Metin

وَالصَّحِيحُ فِي «زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ» : يَعْنِي مُتُّمْ ; لِأَنَّ الْمَيِّتَ يَأْتِي إِلَى الْقَبْرِ كَالزَّائِرِ لِأَنَّ وُجُودَهُ فِيهِ مُؤَقَّتًا.

“Zürtümü'l-makâbir” hakkında doğru olan: Yani öldünüz demektir; çünkü ölü kabre bir ziyaretçi gibi gelir, zira oradaki bulunuşu geçicidir.

32582. Metin

وَقَدْ رُوِيَ: أَنَّ أَعْرَابِيًّا سَمِعَ هَذِهِ الْآيَةَ، فَقَالَ: بُعِثُوا وَرَبِّ الْكَعْبَةِ، فَقِيلَ لَهُ فِي ذَلِكَ، فَقَالَ: لِأَنَّ الزَّائِرَ لَا بُدَّ أَنْ يَرْتَحِلَ.

Rivayet edildiğine göre bir bedevi bu ayeti işitince: “Kâbe'nin Rabbine andolsun ki yeniden diriltildiler!” dedi. Kendisine bunun [sebebi] sorulunca: “Çünkü ziyaretçi mutlaka ayrılıp gidecektir” dedi.

32583. Metin

تَنْبِيهٌ

UYARI

32584. Metin

قَدْ بَحَثَ بَعْضُ الْعُلَمَاءِ مَسْأَلَةَ زِيَارَةِ الْقُبُورِ هُنَا لِحَدِيثِ: «كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ، أَلَا فَزُورُوهَا فَإِنَّهَا تُزَهِّدُ فِي الدُّنْيَا وَتُذَكِّرُ الْآخِرَةَ» .

Bazı âlimler, “Ben sizi kabirleri ziyaretten nehyetmiştim. Artık onları ziyaret ediniz; çünkü o, dünyada zahit kılar ve ahireti hatırlatır” hadisinden dolayı burada kabir ziyareti meselesini incelemişlerdir.

32585. Metin

وَقَالُوا: إِنَّ الْمَنْعَ كَانَ عَامًّا مِنْ أَجْلِ ذِكْرِ مَآثِرِ الْآبَاءِ وَالْمَوْتَى، ثُمَّ بَعْدَ ذَلِكَ رَخَّصَ فِي الزِّيَارَةِ، وَاخْتَلَفُوا فِيمَنْ رُخِّصَ لَهُ. فَقِيلَ: لِلرِّجَالِ دُونَ النِّسَاءِ لِعَدَمِ دُخُولِهِنَّ فِي وَاوِ الْجَمَاعَةِ فِي قَوْلِهِ: «فَزُورُوهَا» .

Onlar şöyle demişlerdir: Yasaklama, ataların ve ölülerin üstünlüklerini sayıp dökmekten dolayı genel idi. Daha sonra ziyarete ruhsat verildi; fakat ruhsatın kime verildiği hususunda ihtilaf ettiler. “Onları ziyaret ediniz” sözündeki çoğul vâv'ına (vâvü'l-cemâa) kadınların dahil olmaması sebebiyle, kadınlar hariç sadece erkekler için [ruhsat verildiği] söylendi.

32586. Metin

وَقِيلَ: هُوَ عَامٌّ لِلرِّجَالِ وَلِلنِّسَاءِ، وَاسْتَدَلَّ كُلُّ فَرِيقٍ بِأَدِلَّةٍ يَطُولُ إِيرَادُهَا.

Bunun erkekler ve kadınlar için genel olduğu da söylendi. Her grup aktarılması uzun sürecek deliller getirdi.

32587. Metin

وَلَكِنْ عَلَى سَبِيلِ الْإِجْمَالِ لِبَيَانِ الْأَرْجَحِ، نُورِدُ نُبْذَةً مِنَ الْبَحْثِ.

Fakat en kuvvetli görüşü açıklamak üzere özet olarak bu araştırmadan bir bölüm aktarıyoruz.

32588. Metin

فَقَالَ الْمَانِعُونَ لِلنِّسَاءِ: إِنَّهُنَّ عَلَى أَصْلِ الْمَنْعِ، وَلَمْ تَشْمَلْهُنَّ الرُّخْصَةُ، وَمَجِيءُ اللَّعْنِ بِالزِّيَارَةِ فِيهِنَّ.

Kadınları menedenler dediler ki: Onlar asıl olan yasak üzere kalmışlardır, ruhsat onları kapsamamıştır ve ziyaret etmeleri hususunda haklarında lanet gelmiştir.

32589. Metin

وَقَالَ الْمُجِيزُونَ: إِنَّهُنَّ يَدْخُلْنَ ضِمْنًا فِي خِطَابِ الرِّجَالِ، كَدُخُولِهِنَّ فِي مِثْلِ قَوْلِهِ: وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ [٢ \ ٤٣] ، فَإِنَّهُنَّ يَدْخُلْنَ قَطْعًا.

Cevaz verenler ise dediler ki: Tıpkı { وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ } “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin” [2:43] gibi buyruklara kesinlikle dahil oldukları gibi, onlar erkeklere yönelik hitabın zımnına da dahil olurlar.

32590. Metin

وَقَالُوا: إِنَّ اللَّعْنَ الْمُنَوَّهَ عَنْهُ جَاءَ فِي الْحَدِيثِ بِرِوَايَتَيْنِ رِوَايَةِ: «لَعَنَ اللَّهُ زَائِرَاتِ الْقُبُورِ» .

Ve dediler ki: Söz konusu edilen lanet, hadiste iki rivayetle gelmiştir; biri: “Allah kabirleri ziyaret eden kadınlara lanet etsin” rivayetidir.

32591. Metin

وَجَاءَ: «لَعَنَ اللَّهُ زَوَّارَاتِ الْقُبُورِ وَالْمُتَّخِذَاتِ عَلَيْهِنَّ السُّرُجَ» إِلَى آخِرِهِ.

Diğeri ise: “Allah kabirleri çokça ziyaret eden kadınlara ve üzerlerine kandil yakanlara lanet etsin...” hadisin sonuna kadar.

32592. Metin

فَعَلَى صِيغَةِ الْمُبَالَغَةِ: زَوَّارَاتٌ لَا تَشْمَلُ مُطْلَقَ الزِّيَارَةِ، وَإِنَّمَا تَخْتَصُّ لِلْمُكْثِرَاتِ ; لِأَنَّهُنَّ بِالْإِكْثَارِ لَا يَسْلَمْنَ مِنْ عَادَاتِ الْجَاهِلِيَّةِ مِنْ تَعْدَادِ مَآثِرِ الْمَوْتَى الْمَحْظُورِ فِي أَصْلِ الْآيَةِ.

Mübalağa sigasıyla: Zevvârât (زَوَّارَات) mutlak ziyareti kapsamaz; bilakis [ziyareti] çokça yapanlara mahsustur. Çünkü onlar [bunu] çoğalttıkça, ayetin aslında yasaklanan ölülerin üstünlüklerini sayıp dökme şeklindeki cahiliye adetlerinden uzak kalamazlar.

32593. Metin

أَمَّا مُجَرَّدُ زِيَارَةٍ بِدُونِ إِكْثَارٍ وَلَا مُكْثٍ، فَلَا.

Çokluk ve [orada uzun süre] kalma olmaksızın sırf ziyarete gelince, bu [yasak] değildir.

32594. Metin

وَاسْتَدَلُّوا لِذَلِكَ بِحَدِيثِ عَائِشَةَ ﵂ لَمَّا ذَكَرَ لَهَا ﷺ، السَّلَامَ عَلَى أَهْلِ الْبَقِيعِ، فَقَالَتْ: «وَمَاذَا أَقُولُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنْ أَنَا زُرْتُ الْقُبُورَ؟ قَالَ: قُولِي: السَّلَامُ عَلَيْكُمْ آلَ دَارِ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ» الْحَدِيثَ.

Buna sallallâhu aleyhi ve sellem’in Bakî ehli için selamı zikrettiğinde Hz. Âişe radıyallâhu anhâ’nın: “Ey Allah'ın Resulü! Şayet kabirleri ziyaret edersem ne diyeyim?” demesi ve onun da: “De ki: Ey müminler yurdunun ahalisi, selam üzerinize olsun...” dediği hadisi delil getirdiler.

32595. Metin

فَأَقَرَّهَا ﷺ، عَلَى أَنَّهَا تَزُورُ الْقُبُورَ وَعَلَّمَهَا مَاذَا تَقُولُ إِنْ هِيَ زَارَتْ.

Böylece [Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem, onun kabirleri ziyaret etmesini onaylamış ve ziyaret ettiği takdirde ne söyleyeceğini ona öğretmiştir.

32596. Metin

وَكَذَلِكَ بِقِصَّةِ مُرُورِهِ عَلَى الْمَرْأَةِ الَّتِي تَبْكِي عِنْدَ الْقَبْرِ فَكَلَّمَهَا، فَقَالَتْ: إِلَيْكَ عَنِّي، وَهِيَ لَا تَعْلَمُ مَنْ هُوَ، فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْهَا قِيلَ لَهَا: إِنَّهُ رَسُولُ اللَّهِ ﷺ، جَاءَتْ تَعْتَذِرُ فَقَالَ لَهَا: «إِنَّمَا الصَّبْرُ عِنْدَ الصَّدْمَةِ الْأُولَى» .

Aynı şekilde kabrin başında ağlayan kadına rastlaması kıssasıyla da [delil getirdiler]: Onunla konuştu, kadın kim olduğunu bilmeyerek: “Benden uzak dur!” dedi. [Resûlullah] onun yanından ayrılınca kadına onun Allah'ın Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem olduğu söylendi; kadın özür dilemeye gelince ona: “Sabır ancak ilk sarsıntı anındadır” buyurdu.

32597. Metin

وَلَمْ يَذْكُرْ لَهَا الْمَنْعَ مِنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ، مَعَ أَنَّهُ رَآهَا تَبْكِي.

Onu ağlarken gördüğü halde kadına kabir ziyaretini yasakladığından bahsetmedi.

32598. Metin

وَهَذِهِ أَدِلَّةٌ صَرِيحَةٌ فِي السَّمَاحِ بِالزِّيَارَةِ. وَمِنْ نَاحِيَةِ الْمَعْنَى، فَإِنَّ النَّتِيجَةَ مِنَ الزِّيَارَةِ لِلرِّجَالِ مَنْ فِي حَاجَةٍ إِلَيْهَا كَذَلِكَ، وَهِيَ كَوْنُ زِيَارَةِ الْقُبُورِ تُزَهِّدُ فِي الدُّنْيَا وَتُرَغِّبُ فِي الْآخِرَةِ.

Bunlar ziyarete izin verilmesi hususunda açık delillerdir. Anlam yönünden ise, kabir ziyaretinin dünyada zahit kılması ve ahirete rağbet ettirmesi şeklindeki ziyaretten elde edilen neticeye, tıpkı erkekler gibi [kadınlardan da] ona muhtaç olanlar vardır.

32599. Metin

وَلَيْسَتْ هَذِهِ بِخَاصَّةٍ فِي الرِّجَالِ دُونَ النِّسَاءِ، بَلْ قَدْ يَكُنُّ أَحْوَجَ إِلَيْهِ مِنَ الرِّجَالِ.

Bu kadınlar hariç sadece erkeklere has değildir, bilakis kadınlar buna erkeklerden daha muhtaç olabilirler.

32600. Metin

وَعَلَى كُلٍّ، فَإِنَّ الرَّاجِحَ مِنْ هَذِهِ النُّصُوصِ وَاللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ، هُوَ الْجَوَازُ لِمَنْ لَمْ يُكْثِرْنَ وَلَا يَتَكَلَّمْنَ بِمَا لَا يَلِيقُ، مِمَّا كَانَ سَبَبًا لِلْمَنْعِ الْأَوَّلِ، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

Her hâlükârda, bu metinlerden racih olan —en doğrusunu Allah Teâlâ bilir— ilk yasağın sebebi olan [cahiliye adetlerini] işlemeyen, [ziyareti] aşırıya vardırmayan ve uygunsuz sözler sarf etmeyen kimseler için [ziyaretin] caiz olduğudur. İlim Allah Teâlâ katındadır.

32601. Metin

تَنْبِيهٌ آخَرُ

Başka Bir Uyarı

32602. Metin

مِنْ لَطَائِفِ الْقَوْلِ فِي التَّفْسِيرِ، مَا ذَكَرَهُ أَبُو حَيَّانَ عَنِ التَّكَاثُرِ فِي قَوْلِهِ: حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ، مَا نَصُّهُ:

Tefsirdeki latif sözlerden biri de Ebû Hayyân’ın { حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ } “Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz” buyruğundaki çokluk yarışı hakkında zikrettiği şu ifadelerdir:

32603. Metin

وَقِيلَ هَذَا تَأْنِيبٌ عَلَى الْإِكْثَارِ مِنْ زِيَارَةٍ، تَكْثِيرًا بِمَنْ سَلَفَ وَإِشَادَةً بِذِكْرِهِ، وَكَانَ

“Şöyle denilmiştir: Bu, geçmiştekilerle övünmek ve onların hatırasını yüceltmek suretiyle ziyareti çoğaltmaya yönelik bir azarlamadır. Oysa Resûlullah

32604. Metin

رَسُولُ اللَّهِ ﷺ نَهَى عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ ثُمَّ قَالَ: " فَزُورُوهَا " أَمْرُ إِبَاحَةٍ لِلِاتِّعَاظِ بِهَا، لَا لِمَعْنَى الْمُبَاهَاةِ وَالتَّفَاخُرِ.

sallallâhu aleyhi ve sellem kabir ziyaretini yasaklamış, sonra da: ‘Artık onları ziyaret edin’ buyurmuştur ki bu, övünmek ve böbürlenmek için değil, onlardan ibret almak için bir mubah kılma emridir.”

32605. Metin

ثُمَّ قَالَ: قَالَ ابْنُ عَطِيَّةَ: كَمَا يَصْنَعُ النَّاسُ فِي مُلَازَمَتِهَا وَتَسْنِيمِهَا بِالْحِجَارَةِ وَالرُّخَامِ وَتَلْوِينِهَا شَرَفًا، وَبَيَانِ النَّوَاوِيسِ عَلَيْهَا، أَيِ الْفَوَانِيسِ، وَهِيَ السُّرُجُ.

Sonra [Ebû Hayyân] şöyle dedi: İbn Atıyye demiştir ki: “Nitekim insanların [kabirlerin] başından ayrılmayarak, şan ve şeref olsun diye üzerlerini taş ve mermerlerle kubbeleştirip renklendirerek ve üzerlerine nevâvis —yani fenerler ki bunlar kandillerdir— dikerek yaptıkları gibi.”

32606. Metin

ثُمَّ قَالَ أَبُو حَيَّانَ، وَابْنُ عَطِيَّةَ: لَمْ يَرَ إِلَّا قُبُورَ أَهْلِ الْأَنْدَلُسِ، فَكَيْفَ لَوْ رَأَى مَا يَتَبَاهَى بِهِ أَهْلُ مِصْرَ فِي مَدَافِنِهِمْ بِالْقَرَافَةِ الْكُبْرَى وَالْقَرَافَةِ الصُّغْرَى، وَبَابِ النَّصْرِ وَغَيْرِ ذَلِكَ. وَمَا يَضِيعُ فِيهَا مِنَ الْأَمْوَالِ، لَتَعَجَّبَ مِنْ ذَلِكَ وَلَرَأَى مَا لَمْ يَخْطُرْ بِبَالٍ.

Sonra Ebû Hayyân şöyle dedi: “İbn Atıyye ancak Endülüs ehlinin kabirlerini görmüştür. Ya bir de Mısır ehlinin Büyük Karafe, Küçük Karafe, Bâbü’n-Nasr ve diğer yerlerdeki kabristanlarında böbürlendikleri şeyleri ve buralarda heba edilen malları görseydi, buna muhakkak şaşırır ve akla hayale gelmeyecek şeyler görürdü.”

32607. Metin

وَأَمَّا التَّبَاهِي بِالزِّيَارَةِ: فَفِي هَؤُلَاءِ الْمُنْتَمِينَ إِلَى الصُّوفِيَّةِ أَقْوَامٌ لَيْسَ لَهُمْ شُغْلٌ إِلَّا زِيَارَةُ الْقُبُورِ: زُرْتُ قَبْرَ سَيِّدِي فُلَانٍ بِكَذَا، وَقَبَرَ فُلَانٍ بِكَذَا، وَالشَّيْخَ فُلَانٍ بِكَذَا، وَالشَّيْخَ فُلَانٍ بِكَذَا، فَيَذْكُرُونَ أَقَالِيمَ طَافُوهَا عَلَى قَدَمِ التَّجْرِيدِ.

Ziyaretle böbürlenmeye gelince: Tasavvufa intisap eden bu kimseler arasında öyle topluluklar vardır ki kabir ziyaretinden başka hiçbir meşguliyetleri yoktur: ‘Filan yerdeki efendim falancanın kabrini, filan yerdeki falancanın kabrini, filan yerdeki şeyh falancayı, filan yerdeki şeyh falancayı ziyaret ettim’ derler ve dünyadan el etek çekmiş vaziyette dolaştıkları diyarları anlatırlar.

32608. Metin

وَقَدْ حَفِظُوا حِكَايَاتٍ عَنْ أَصْحَابِ تِلْكَ الْقُبُورِ وَأُولَئِكَ الْمَشَايِخِ، بِحَيْثُ لَوْ كُتِبَتْ لَجَاءَتْ أَسْفَارًا. وَهُمْ مَعَ ذَلِكَ لَا يَعْرِفُونَ فُرُوضَ الْوُضُوءِ وَلَا سُنَنَهُ.

O kabirlerin sahipleri ve o şeyhler hakkında öyle hikâyeler ezberlemişlerdir ki bunlar yazılacak olsa ciltler tutar. Bununla birlikte onlar, abdestin farzlarını da sünnetlerini de bilmezler.

32609. Metin

وَقَدْ سَخَّرَ لَهُمُ الْمُلُوكُ وَعَوَامُّ النَّاسِ فِي تَحْسِينِ الظَّنِّ بِهِمْ وَبَذْلِ الْمَالِ لَهُمْ، وَأَمَّا مَنْ شَذَّ مِنْهُمْ لِأَنَّهُ يَتَكَلَّمُ لِلْعَامَّةِ فَيَأْتِي بِعَجَائِبَ، يَقُولُونَ: هَذَا فَتْحٌ مِنَ الْعِلْمِ اللَّدُنِّيِّ عَلَى الْخَضِرِ.

Hükümdarlar ve avam halk onlara hüsnüzan beslemek ve mallarını onlara sarf etmek üzere musahhar kılınmıştır. Onlardan biri avam için konuşurken aşırılığa kaçıp acayip şeyler anlattığında ise: ‘Bu, Hızır’a [verilen] ledünnî ilimden bir fetihtir’ derler.

32610. Metin

حَتَّى إِنَّ مَنْ يَنْتَمِي إِلَى الْعِلْمِ، لَمَّا رَأَى رَوَاجَ هَذِهِ الطَّائِفَةِ سَلَكَ مَسْلَكَهُمْ، وَنَقَلَ كَثِيرًا مِنْ حِكَايَاتِهِمْ، وَمَزَجَ ذَلِكَ بِيَسِيرٍ مِنَ الْعِلْمِ طَلَبًا لِلْمَالِ وَالْجَاهِ وَتَقْبِيلِ الْيَدِ.

Hatta ilme mensup olan bazı kimseler dahi bu fırkanın revaçta olduğunu görünce onların yolunu tutmuş, pek çok hikâyelerini nakletmiş ve mala, makama, el öptürmeye talip olmak uğruna bunu az bir ilimle harmanlamışlardır.

32611. Metin

وَنَحْنُ نَسْأَلُ اللَّهَ ﷿ أَنْ يُوَفِّقَنَا لِطَاعَتِهِ. اهـ. بِحُرُوفِهِ.

Bizler ise Allah azze ve celle’den bizi itaati üzere muvaffak kılmasını dileriz.” [Ebû Hayyân’ın sözü] harfiyen sona erdi.

32612. Metin

وَهَذَا الَّذِي قَالَهُ ﵀ مِنْ أَعْظَمِ مَا افْتَتَنَ بِهِ الْمُسْلِمُونَ فِي دِينِهِمْ وَدُنْيَاهُمْ مَعًا.

Onun rahimehullâh söylediği bu husus, Müslümanların hem dinlerinde hem de dünyalarında kendisiyle imtihan edildikleri en büyük fitnelerdendir.

32613. Metin

أَمَّا فِي دِينِهِمْ: فَهُوَ الْغُلُوُّ الَّذِي نَهَى عَنْهُ ﷺ، صِيَانَةً لِلتَّوْحِيدِ مِنْ سُؤَالِ غَيْرِ اللَّهِ.

Dinlerine gelince: Bu, tevhidi Allah'tan başkasına el açmaktan korumak gayesiyle [Hz. Peygamber] sallallâhu aleyhi ve sellem’in yasakladığı aşırılıktır (guluve sapmaktır).

32614. Metin

وَأَمَّا فِي الدُّنْيَا فَإِنَّ الْكَثِيرَ مِنْ هَؤُلَاءِ يَتْرُكُونَ مَصَالِحَ دُنْيَاهُمْ مِنْ زِرَاعَةٍ أَوْ تِجَارَةٍ أَوْ صِنَاعَةٍ، وَيَطُوفُ بِتِلْكَ الْأَمَاكِنِ تَارِكًا وَمُضَيِّعًا مَنْ يَكُونُ السَّعْيُ عَلَيْهِ أَفْضَلُ مِنْ نَوَافِلِ الْعِبَادَاتِ.

Dünyalarına gelince: Bunların birçoğu ziraat, ticaret veya zanaat gibi dünyevi maslahatlarını terk ederler ve uğruna çalışıp çabalamanın nafile ibadetlerden daha faziletli olduğu kimseleri yüzüstü bırakıp ihmal ederek bu mekânları tavaf eder gibi dolaşırlar.

32615. Metin

مِمَّا يَلْزَمُ عَلَى طَلَبَةِ الْعِلْمِ فِي كُلِّ مَكَانٍ وَزَمَانٍ، أَنْ يُرْشِدُوا الْجَهَلَةَ مِنْهُمْ، وَأَنْ يُبَيِّنُوا

Bu sebeple her yer ve zamandaki ilim talebelerine düşen, onların cahil olanlarına doğru yolu göstermek ve

32616. Metin

لِلنَّاسِ عَامَّةً خَطَأَ وَجَهْلَ أُولَئِكَ، وَأَنَّ الرَّحِيلَ لِتِلْكَ الْقُبُورِ لَيْسَ مِنْ سُنَّةِ الرَّسُولِ صَلَوَاتُ اللَّهِ وَسَلَامُهُ عَلَيْهِ "، وَلَا كَانَ مِنْ عَمَلِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ، وَلَا مِنْ عَامَّةِ الصَّحَابَةِ وَلَا التَّابِعِينَ، وَلَا مَنْ عَمَلِ أَئِمَّةِ الْمَذَاهِبِ الْأَرْبَعَةِ ﵏.

bütün insanlara onların hatalarını ve cehaletlerini, o kabirlere yolculuk yapmanın Resûl salavâtullâhi ve selâmuhû aleyh’in sünnetinden olmadığını; ne Hulefâ-yi Râşidîn’in ne genel olarak sahâbe ve tâbiînin ne de dört mezhep imamlarının radıyallâhu anhum tatbikatında yer aldığını açıklamaktır.

32617. Metin

وَإِنَّمَا كَانَ عَمَلُ الْجَمِيعِ زِيَارَةَ مَا جَاوَرَهُمْ مِنَ الْمَقَابِرِ لِلسَّلَامِ عَلَيْهِمْ وَالدُّعَاءِ لَهُمْ، وَالِاتِّعَاظِ بِحَالِهِمْ، وَالِاسْتِعْدَادِ لِمَا صَارُوا إِلَيْهِ.

Onların hepsinin yaptığı tek şey, çevrelerindeki kabirleri onlara selam vermek, dua etmek, onların durumundan ibret almak ve onların dönüştüğü akıbete hazırlanmak amacıyla ziyaret etmekten ibaretti.

32618. Metin

نَسْأَلُ اللَّهَ الْهِدَايَةَ وَالتَّوْفِيقَ لِاتِّبَاعِ سُنَّةِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، وَالِاقْتِفَاءِ بِآثَارِ سَلَفِ الْأُمَّةِ، آمِينَ.

Allah'tan hidayet, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine tâbi olma ve ümmetin selefinin izinden gitme muvaffakiyeti dileriz. Âmin.

32619. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ.

Allah Teâlâ'nın buyruğu: { كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ } “Hayır! Yakında bileceksiniz. Yine hayır! Yakında bileceksiniz.”

32620. Metin

كَلَّا: زَجْرٌ عَنِ التَّلَهِّي وَالتَّكَاثُرِ الْمَذْكُورِ، وَ «سَوْفَ تَعْلَمُونَ» : أَيْ حَقِيقَةَ الْأَمْرِ، وَمَغَبَّةَ هَذَا التَّلَهِّي، «ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ» تَكْرَارٌ لِلتَّأْكِيدِ.

Kellâ (كَلَّا); zikredilen oyalanma ve çokluk yarışından bir men etmedir. Sevfe ta'lemûn (سَوْفَ تَعْلَمُونَ) ise: Yani işin hakikatini ve bu oyalanmanın kötü akıbetini [bileceksiniz demektir]. Sümme kellâ sevfe ta'lemûn (ثُمَّ كَلَّا سَوْفَ تَعْلَمُونَ) ise tekit amacıyla yapılmış bir tekrardır.

32621. Metin

وَقِيلَ: إِنَّهُ لَا تَكْرَارَ، لِمَا رُوِيَ عَنْ عَلِيٍّ ﵁: أَنَّ الْأُولَى فِي الْقَبْرِ، وَالثَّانِيَةَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. وَهُوَ مَعْقُولٌ.

Hz. Ali radıyallâhu anh’tan rivayet edilen: ‘Birincisi kabirde, ikincisi ise kıyamet günündedir’ sözü sebebiyle burada bir tekrar olmadığı da söylenmiştir ki bu da makuldür.

32622. Metin

وَاسْتَدَلَّ بِهِ بَعْضُهُمْ عَلَى عَذَابِ الْقَبْرِ.

Bazıları da bu ayeti kabir azabına delil getirmişlerdir.

32623. Metin

وَمَعْلُومٌ صِحَّةُ حَدِيثِ الْقَبْرِ: «إِنَّمَا الْقَبْرُ رَوْضَةٌ مِنْ رِيَاضِ الْجَنَّةِ، أَوْ حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النَّارِ» .

Kabir hakkındaki: “Kabir ancak ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” hadisinin sahih olduğu bilinmektedir.

32624. Metin

وَالسُّؤَالُ فِيهِ مَعْلُومٌ، وَلَكِنْ أَرَادُوا مَأْخَذَهُ مِنَ الْقُرْآنِ.

Kabirdeki sual de malumdur; ancak onlar bunun Kur'an'dan dayanağını bulmak istemişlerdir.

32625. Metin

وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ فِي الْكَلَامِ عَلَى سُورَةِ غَافِرٍ، عِنْدَ: وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ [٤٠ \ ٤٥] ، إِثْبَاتُ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنَ الْقُرْآنِ.

Şeyh’in —Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun— Gâfir suresinde geçen { وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ } [40/45] “Firavun ailesini ise azabın en kötüsü kuşatıverdi” ayetini açıklarken kabir azabının Kur'an'dan ispatına dair beyanı geçmişti.

32626. Metin

وَكَذَلِكَ بَيَانُ مَعْنَاهُ فِي آخِرِ سُورَةِ الزُّخْرُفِ عِنْدَ الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ [٤٣ \ ٨٩] .

Aynı şekilde Zühruf suresinin sonunda Allah Teâlâ'nın: { فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ } [43/89] “Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve: ‘Selam!’ de. Yakında bilecekler!” buyruğunu açıklarken de bunun anlamının beyanı geçmişti.

32627. Metin

وَهَذَا الزَّجْرُ هُنَا وَالتَّحْذِيرُ لَهُمْ رَدًّا عَلَى مَا كَانُوا عَلَيْهِ فِي التَّكَاثُرِ.

Buradaki men etme ve uyarı, onların çokluk yarışı hususunda içinde bulundukları duruma bir reddiyedir.

32628. Metin

كَمَا قَالَ الشَّاعِرُ:

Şairin dediği gibi:

32629. Metin

وَلَسْتَ بِالْأَكْثَرِ مِنْهُمْ حَصًى ... وَإِنَّمَا الْعِزَّةُ لِلْكَاثِرُُِ

“Sen sayıca onlardan çok değilsin... İzzet ancak çok olanındır.”

32630. Metin

وَأَصْرَحُ دَلِيلٍ لِإِثْبَاتِ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنَ الْقُرْآنِ، هُوَ قَوْلُهُ تَعَالَى: النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ ; لِأَنَّ الْأَوَّلَ فِي الدُّنْيَا، وَالثَّانِيَ فِي الْآخِرَةِ.

Kur'an'dan kabir azabını ispat eden en açık delil, Allah Teâlâ'nın şu buyruğudur: { النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ } “Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: ‘Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine sokun!’ [denilir].” Çünkü birincisi dünyada, ikincisi ise ahirettedir.

32631. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ.

Allah Teâlâ'nın buyruğu: { كَلَّا لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ } “Hayır! Kesin bir bilgiyle bilseydiniz [böyle yapmazdınız]. Andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz! Sonra andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz!”

32632. Metin

لَوْ: هُنَا شَرْطِيَّةٌ، جَوَابُهَا مَحْذُوفٌ بِاتِّفَاقٍ قَدَّرَهُ ابْنُ كَثِيرٍ أَيْ لَوْ عَلِمْتُمْ حَقَّ الْعِلْمِ، لَمَا أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ عَنْ طَلَبِ الْآخِرَةِ، حَتَّى صِرْتُمْ إِلَى الْمَقَابِرِ، وَعِلْمُ الْيَقِينِ: أَجَازَ أَبُو حَيَّانَ إِضَافَةَ الشَّيْءِ لِنَفْسِهِ، أَيْ: لِمُغَايِرَةِ الْوَصْفِ، إِذِ الْعِلْمُ هُوَ الْيَقِينُ، وَلَكِنَّهُ آكَدُ مِنْهُ.

Buradaki Lev (لَوْ) şart edatıdır; cevabı ittifakla hazfedilmiştir. İbn Kesîr bunu: ‘Eğer hakkıyla bilseydiniz, kabirlere varıncaya kadar çokluk yarışı sizi ahireti aramaktan alıkoymazdı’ şeklinde takdir etmiştir. İlme’l-yakîn (عِلْمَ الْيَقِينِ) tamlamasına gelince: Ebû Hayyân, bir şeyin kendi nefsine izafetini nitelemenin farklılığı sebebiyle caiz görmüştür; çünkü ilim yakînin ta kendisidir, ancak [bu tamlama] ondan daha kuvvetlidir.

32633. Metin

وَعَنْ حَسَّانَ قَوْلُهُ:

Hassân’dan [nakledilen] şu söz de bu kabildendir:

32634. Metin

سِرْنَا وَسَارُوا إِلَى بَدْرٍ لِحَتْفِهِمُ ... لَوْ يَعْلَمُونَ يَقِينَ الْعِلْمِ مَا سَارُوا

“Biz yürüdük, onlar da ecellerine doğru Bedir’e yürüdüler... Eğer kesin bir ilimle bilselerdi yürümezlerdi.”

32635. Metin

وَ «لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ» : جَوَابٌ لِقَسَمٍ مَحْذُوفٍ.

{ لَتَرَوُنَّ الْجَحِيمَ } “Andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz!” ifadesi, mahzuf bir yeminin cevabıdır.

32636. Metin

وَقَالَ: الْمُرَادُ بِرُؤْيَتِهَا عِنْدَ أَوَّلِ الْبَعْثِ، أَوْ عِنْدَ الْوُرُودِ، أَوْ عِنْدَ مَا يَتَكَشَّفُ الْحَالُ فِي الْقَبْرِ.

Dedi ki: Onun görülmesinden maksat; yeniden dirilişin ilk anında veya oraya varıldığında veya kabirde hakikat açığa çıktığı andadır.

32637. Metin

«ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ» : قِيلَ: هَذَا لِلْكَافِرِ عِنْدَ دُخُولِهَا، هَذَا حَاصِلُ كَلَامِ الْمُفَسِّرِينَ.

{ ثُمَّ لَتَرَوُنَّهَا عَيْنَ الْيَقِينِ } “Sonra andolsun, onu gözünüzle kesin olarak göreceksiniz!” ayeti için: ‘Bu, kâfir için oraya girdiği andadır’ denilmiştir. Müfessirlerin sözlerinin özeti budur.

32638. Metin

وَمَعْلُومٌ أَنَّ هَذَا لَيْسَ لِمُجَرَّدِ الْإِخْبَارِ بِرُؤْيَتِهَا، وَلَكِنْ وَعِيدٌ شَدِيدٌ وَتَخْوِيفٌ بِهَا ; لِأَنَّ مُجَرَّدَ الرُّؤْيَةِ مَعْلُومٌ: «وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا» [١٩ \ ٧١] ، وَلَكِنَّ هَذِهِ الرُّؤْيَةَ أَخَصُّ، كَمَا فِي قَوْلِهِ: وَرَأَى الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّوا أَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا [١٨ \ ٥٣] ، أَيْ: أَيْقَنُوا بِدَلِيلِ قَوْلِهِ: وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفًا [١٨ \ ٥٣] .

Bunun sadece cehennemin görüleceğini haber vermek için olmadığı, aksine onunla şiddetli bir tehdit ve korkutma olduğu malumdur. Zira sırf görmenin gerçekleşeceği: { وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا } [19/71] “İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” ayetiyle bilinmektedir. Fakat buradaki görme, { وَرَأَى الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّوا أَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا } [18/53] “Günahkârlar ateşi görmüşler ve artık oraya düşeceklerini anlamışlardır” ayetinde olduğu gibi daha özeldir; yani { وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفًا } [18/53] “Ondan kaçacak bir yer de bulamamışlardır” buyruğunun delaletiyle [oraya düşeceklerini] kesin olarak bilmişlerdir.

32639. Metin

وَقَدْ يَبْدُو وَجْهٌ فِي هَذَا الْمَقَامِ، وَهُوَ أَنَّ الرُّؤْيَةَ هُنَا لِلنَّارِ نَوْعَانِ:

Bu makamda şöyle bir vecih de ortaya çıkabilir: Buradaki ateşi görme iki kısımdır:

32640. Metin

الرُّؤْيَةُ الْأُولَى: رُؤْيَةُ عِلْمٍ وَتَيَقُّنٍ، فِي قَوْلِهِ: لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ، عِلْمًا تَسْتَيْقِنُونَ بِهِ حَقِيقَةَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَأَصْبَحْتُمْ بِمَثَابَةِ مَنْ يُشَاهِدُ أَهْوَالَهُ وَيَشْهَدُ بِأَحْوَالِهِ، كَمَا فِي حَدِيثِ الْإِحْسَانِ: «أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ» .ُُ

Birinci görme: { لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ } “Kesin bir bilgiyle bilseydiniz” buyruğunda geçen ilim ve kesin kanaat görmesidir; yani kıyamet gününün hakikatini kesin olarak bileceğiniz bir ilimle bilseydiniz, tıpkı ihsan hadisindeki: “Allah'a O'nu görüyormuş gibi ibadet etmendir” buyruğunda olduğu gibi, onun dehşetini bizzat seyreden ve hallerine şahit olan kimse konumunda olurdunuz.

32641. Metin

وَقَدْ وَقَعَ مِثْلُهُ فِي قِصَّةِ الصِّدِيقِ لَمَّا أُخْبِرَ نَبَأَ الْإِسْرَاءِ، فَقَالَ: «صَدَقَ مُحَمَّدٌ، فَقَالُوا: تُصَدِّقُهُ وَأَنْتَ لَمْ تَسْمَعْ مِنْهُ؟ قَالَ: إِنِّي لَأُصَدِّقُهُ عَلَى أَكْثَرَ مِنْ ذَلِكَ» .

Bunun bir benzeri, İsrâ haberi kendisine ulaştığında Sıddîk’ın [Hz. Ebû Bekir'in] kıssasında da vuku bulmuştur; şöyle demiştir: “Muhammed doğru söylemiştir.” Onlar: ‘Sen bizzat ondan duymamışken onu tasdik mi ediyorsun?’ deyince: “Ben onu bundan daha fazlasında da tasdik ederim” demiştir.

32642. Metin

فَلِعِلْمِهِ عِلْمَ الْيَقِينِ بِصِدْقِهِ ﷺ فِيمَا يُخْبِرُ، صَدَّقَ بِالْإِسْرَاءِ كَأَنَّهُ يَرَاهُ.

İşte onun, [Resûlullah] sallallâhu aleyhi ve sellem’in haber verdiği şeylerdeki doğruluğunu kesin bir bilgiyle (ilme’l-yakîn) bilmesi sebebiyle, İsrâ’yı sanki gözüyle görüyormuş gibi tasdik etmiştir.

32643. Metin

وَتَكُونُ الرُّؤْيَةُ الثَّانِيَةُ رُؤْيَةَ عَيْنٍ وَمُشَاهَدَةٍ، فَهُوَ عَيْنُ الْيَقِينِ.

İkinci görme ise gözle bizzat görme ve müşahede etme şeklinde olur ki bu da ayne’l-yakîndir.

32644. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا مَرَاتِبَ الْعِلْمِ الثَّلَاثَ: عِلْمُ الْيَقِينِ، وَعَيْنُ الْيَقِينِ، وَحَقُّ الْيَقِينِ.

Biz daha önce ilmin üç mertebesini takdim etmiştik: İlme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn.

32645. Metin

فَالْعِلْمُ: مَا كَانَ عَنْ دَلَائِلَ.

İlim: Delillere dayalı olan şeydir.

32646. Metin

وَعَيْنُ الْيَقِينِ: مَا كَانَ عَنْ مُشَاهَدَةٍ.

Ayne’l-yakîn: Bizzat müşahedeye dayalı olan şeydir.

32647. Metin

وَحَقُّ الْيَقِينِ: مَا كَانَ عَنْ مُلَابَسَةٍ وَمُخَالَطَةٍ، كَمَا يَحْصُلُ الْعِلْمُ بِالْكَعْبَةِ، وَجِهَتِهَا فَهُوَ عِلْمُ الْيَقِينِ، فَإِذَا رَآهَا فَهُوَ عَيْنُ الْيَقِينِ بِوُجُودِهَا. فَإِذَا دَخَلَهَا وَكَانَ فِي جَوْفِهَا فَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ بِوُجُودِهَا. وَاللَّهُ تَعَالَى أَعْلَمُ.

Hakka’l-yakîn ise: Bizzat içinde bulunup yaşayarak elde edilen şeydir. Tıpkı Kâbe’nin ve yönünün bilinmesi gibi ki bu ilme’l-yakîndir. Onu gördüğü zaman bu, varlığına dair ayne’l-yakîn olur. İçine girip bizzat dâhilinde bulunduğu zaman ise bu, varlığına dair hakka’l-yakîn olur. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

32648. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ.

Allah Teâlâ'nın buyruğu: { ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ النَّعِيمِ } “Sonra andolsun, o gün nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!”

32649. Metin

أَصْلُ النَّعِيمِ كُلُّ حَالٍ نَاعِمَةٍ مِنَ النُّعُومَةِ وَاللُّيُونَةُ، ضِدُّ الْخُشُونَةِ وَالْيُبُوسَةِ، وَالشَّدَائِدِ، كَمَا يُشِيرُ إِلَيْهِ قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللَّهِ [١٦ \ ٥٣] .

Nimetin (en-Naîm) aslı; sertliğin, katılığın ve zorlukların zıddı olan yumuşaklık ve esneklikten türeyen her türlü hoş ve rahat durumdur. Nitekim Allah Teâlâ'nın: { وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللَّهِ } [16/53] “Nimet olarak size ulaşan ne varsa hepsi Allah’tandır” buyruğu da buna işaret etmektedir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.