6060. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
6061. Metin
سُورَةُ الرَّعْدِ
RA'D SURESİ
6062. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ } “Gökleri gördüğünüz gibi direksiz yükselten, sonra Arş'a istiva eden Allah'tır.”
6063. Metin
ظَاهِرُ هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ قَدْ يُفْهَمُ مِنْهُ أَنَّ السَّمَاءَ مَرْفُوعَةٌ عَلَى عَمَدٍ، وَلَكِنَّنَا لَا نَرَاهَا، وَنَظِيرُ هَذِهِ الْآيَةِ قَوْلُهُ أَيْضًا فِي أَوَّلِ سُورَةِ «لُقْمَانَ» : خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ [٣١ \ ١٠] .
Bu yüce ayetin zahirinden, göğün direkler üzerinde yükseltildiği, ancak bizim onları göremediğimiz anlaşılabilir. Bu ayetin bir benzeri de Lokmân suresinin başındaki şu buyruktur: { خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ } “Gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yarattı ve sizi sarsar diye yeryüzüne sabit dağlar koydu.” [Lokmân 31/10].
6064. Metin
وَاخْتَلَفَ الْعُلَمَاءُ فِي قَوْلِهِ: تَرَوْنَهَا عَلَى قَوْلَيْنِ:
İlim adamları ayette geçen { تَرَوْنَهَا } “gördüğünüz gibi / görebileceğiniz” ifadesi hakkında iki görüşe ayrılmışlardır:
6065. Metin
أَحَدُهُمَا أَنَّ لَهَا عَمَدًا وَلَكِنَّنَا لَا نَرَاهَا، كَمَا يُشِيرُ إِلَيْهِ ظَاهِرُ الْآيَةِ، وَمِمَّنْ رُوِيَ عَنْهُ هَذَا الْقَوْلُ ابْنُ عَبَّاسٍ، وَمُجَاهِدٌ، وَالْحَسَنُ، وَقَتَادَةُ، وَغَيْرُ وَاحِدٍ، كَمَا قَالَهُ ابْنُ كَثِيرٍ.
Birincisi: Ayetin zahirinin de işaret ettiği üzere, göklerin direkleri vardır fakat biz onları göremeyiz. İbn Kesîr'in belirttiği gibi; İbn Abbâs, Mücâhid, el-Hasen, Katâde ve birden fazla kişiden rivayet edilen görüş budur.
6066. Metin
وَرُوِيَ عَنْ قَتَادَةَ أَيْضًا أَنَّ الْمَعْنَى أَنَّهَا مَرْفُوعَةٌ بِلَا عَمَدٍ أَصْلًا، وَهُوَ قَوْلُ إِيَاسِ بْنِ مُعَاوِيَةَ، وَهَذَا الْقَوْلُ يَدُلُّ عَلَيْهِ تَصْرِيحُهُ تَعَالَى فِي سُورَةِ «الْحَجِّ» أَنَّهُ هُوَ الَّذِي يُمْسِكُهَا أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ فِي قَوْلِهِ: وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ [٢٢ \ ٦٥] .
Yine Katâde'den, bunun anlamının göklerin aslen hiçbir direk olmaksızın yükseltildiği şeklinde olduğu da rivayet edilmiştir ki bu İyâs b. Muâviye'nin görüşüdür. Bu görüşe, Yüce Allah'ın Hac suresindeki şu buyruğunda yer alan, göğün yere düşmesini bizzat Kendisinin engellediğine dair açık ifadesi delalet etmektedir: { وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ } “Kendi izni olmadıkça yerin üzerine düşmemesi için göğü O tutar.” [Hac 22/65].
6067. Metin
قَالَ ابْنُ كَثِيرٍ: فَعَلَى هَذَا يَكُونُ قَوْلُهُ: تَرَوْنَهَا تَأْكِيدًا لِنَفْيِ ذَلِكَ، أَيْ هِيَ مَرْفُوعَةٌ بِغَيْرِ عَمَدٍ كَمَا تَرَوْنَهَا كَذَلِكَ، وَهَذَا هُوَ الْأَكْمَلُ فِي الْقُدْرَةِ اهـ.
İbn Kesîr şöyle demiştir: Buna göre ayetteki { تَرَوْنَهَا } “gördüğünüz gibi” ifadesi, direklerin yokluğunu pekiştirmektedir; yani gökler, sizin de böyle gördüğünüz gibi direksiz yükseltilmiştir. Kudret [sıfatı] bakımından en mükemmel olan da budur.
6068. Metin
قَالَ مُقَيِّدُهُ عَفَا اللَّهُ عَنْهُ: الظَّاهِرُ أَنَّ هَذَا الْقَوْلَ مِنْ قَبِيلِ السَّالِبَةِ لَا تَقْتَضِي وُجُودَ الْمَوْضُوعِ، وَالْمُرَادُ أَنَّ الْمَقْصُودَ نَفْيُ اتِّصَافِ الْمَحْكُومِ عَلَيْهِ بِالْمَحْكُومِ بِهِ، وَذَلِكَ صَادِقٌ بِصُورَتَيْنِ:
Bu satırların yazarı -Allah onu affetsin- der ki: Zahir olan şudur ki bu görüş, konunun (mevzunun) varlığını gerektirmeyen olumsuzlama (sâlibe) kabilindendir. Kastedilen, hakkında hüküm verilen şeyin (mahkûmun aleyh) hükmedilen vasıfla (mahkûmun bih) nitelenmesini nefyetmektir. Bu da iki suretle gerçekleşir:
6069. Metin
الْأُولَى: أَنْ يَكُونَ الْمَحْكُومُ عَلَيْهِ مَوْجُودًا، وَلَكِنَّ الْمَحْكُومَ بِهِ مُنْتَفٍ عَنْهُ، كَقَوْلِكَ لَيْسَ الْإِنْسَانُ بِحَجَرٍ، فَالْإِنْسَانُ مَوْجُودٌ وَالْحَجَرِيَّةُ مُنْتَفِيَةٌ عَنْهُ.
Birincisi: Hakkında hüküm verilen şey mevcut olur, fakat hükmedilen vasıf onda bulunmaz. Tıpkı 'İnsan taş değildir' demen gibi; burada insan mevcuttur, taş olma vasfı ise ondan nefyedilmiştir.
6070. Metin
الثَّانِيَةُ: أَنْ يَكُونَ الْمَحْكُومُ عَلَيْهِ غَيْرَ مَوْجُودٍ فَيُعْلَمَ مِنْهُ انْتِفَاءُ الْحُكْمِ عَلَيْهِ بِذَلِكَ الْأَمْرِ الْمَوْجُودِيِّ، وَهَذَا النَّوْعُ مِنْ أَسَالِيبِ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ، كَمَا أَوْضَحْنَاهُ فِي كِتَابِنَا «دَفْعُ إِيهَامِ الِاضْطِرَابِ عَنْ آيَاتِ الْكِتَابِ» ، وَمِثَالُهُ فِي اللُّغَةِ قَوْلُ امْرِئِ الْقَيْسِ:
İkincisi: Hakkında hüküm verilen şeyin kendisi mevcut olmaz ve böylece o varlıksal durumla nitelenme hükmünün onda bulunmadığı anlaşılır. Bu tür, 'Def‘u Îhâmi'l-Iztırâb ‘an Âyâti'l-Kitâb' adlı eserimizde açıkladığımız gibi Arap dilinin üsluplarındandır. Bunun dildeki örneği İmruulkays'ın şu sözüdür:
6071. Metin
عَلَى لَاحِبٍ لَا يَهْتَدِي بِمَنَارِهِ ... إِذَا سَافَهُ الْعَوْدُ النُّبَاطِيُّ جَرْجَرَا
‘İşaret taşıyla yol bulunamayan apaçık bir yolda... Yaşlı Nabat devesi onu kokladığında inilder.’
6072. Metin
أَيْ لَا مَنَارَ لَهُ أَصْلًا حَتَّى يَهْتَدِيَ بِهِ، وَقَوْلُهُ:
Yani onunla yol bulunabilecek hiçbir işaret taşı aslen yoktur. Şairin şu sözü de böyledir:
6073. Metin
لَا تُفْزِعُ الْأَرْنَبَ أَهْوَالُهَا ... وَلَا تَرَى الضَّبَّ بِهَا يَنْجَحِرُ
‘Korkuları tavşanı ürkütmez... Orada kelerin de deliğine kaçtığını görmezsin.’
6074. Metin
يَعْنِي: لَا أَرَانِبَ فِيهَا وَلَا ضِبَابَ.
Yani: Orada ne tavşanlar vardır ne de kelerler.
6075. Metin
وَعَلَى هَذَا فَقَوْلُهُ: بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا، أَيْ: لَا عَمَدَ لَهَا حَتَّى تَرَوْهَا، وَالْعَمَدُ: جَمْعُ عَمُودٍ عَلَى غَيْرِ قِيَاسٍ، وَمِنْهُ قَوْلُ نَابِغَةَ ذُبْيَانَ:
Buna göre { بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا } ifadesi, 'Onun görebileceğiniz hiçbir direği yoktur' demektir. Ayetteki 'el-Amed' (العَمَد), kural dışı olarak 'amûd' (direk) kelimesinin çoğuludur. Nâbiğa ez-Zübyânî'nin şu sözü de bu kabildendir:
6076. Metin
وَخَيِّسِ الْجِنِّ إِنِّي قَدْ أَذِنْتُ لَهُمْ ... يَبْنُونَ تَدْمُرَ بِالصُّفَّاحِ وَالْعَمَدِ
‘Ve cinleri boyunduruk altına al; nitekim ben onlara geniş taş levhalar ve direklerle Tedmür'ü inşa etmelerine izin verdim.’
6077. Metin
وَالصُّفَّاحُ بِالضَّمِّ وَالتَّشْدِيدِ: الْحَجَرُ الْعَرِيضُ.
Ötre ve şedde ile es-Suffâh (الصُّفَّاحُ), enli/geniş taş demektir.
6078. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ الْآيَةَ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ } “Senden iyilikten önce kötülüğü çarçabuk istiyorlar. Oysa onlardan önce nice ibret verici cezalar gelip geçmiştir...”
6079. Metin
الْمُرَادُ بِالسَّيِّئَةِ هُنَا: الْعُقُوبَةُ وَإِنْزَالُ الْعَذَابِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ أَيْ: قَبْلَ الْعَافِيَةِ، وَقَبْلَ الْإِيمَانِ، وَقَدْ بَيَّنَ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ أَنَّ الْكُفَّارَ يَطْلُبُونَ مِنْهُ ﷺ أَنَّ يُعَجِّلَ لَهُمُ الْعَذَابَ الَّذِي يُخَوِّفُهُمْ بِهِ إِنْ تَمَادَوْا عَلَى الْكُفْرِ، وَقَدْ بَيَّنَ هَذَا الْمَعْنَى فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ، كَقَوْلِهِ: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ [٢٢ \ ٤٧] ، وَكَقَوْلِهِ: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُسَمًّى لَجَاءَهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ [٢٩ \ ٥٣] ، وَكَقَوْلِهِ: يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ [٢٩ \ ٥٤] ، وَقَوْلِهِ: سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ لِلْكَافِرينَ [٧٠ \ ١، ٢] ، وَقَوْلِهِ: وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ الْآيَةَ [٨ \ ٣٢] .
Burada 'kötülük' (es-seyyie) ile kastedilen: 'İyilikten' (el-hasene) yani afiyetten ve imandan önce azabın çarçabuk indirilmesi ve cezalandırılmaktır. Yüce Allah bu ayette, kâfirlerin küfürde ısrar etmeleri durumunda kendilerini korkuttuğu azabın onlara çarçabuk getirilmesini Resulullah'tan sallallâhu aleyhi ve sellem istediklerini açıklamıştır. Bu manayı birçok ayette beyan etmiştir; nitekim şöyle buyurmaktadır: { وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ } “Senden azabın çarçabuk gelmesini istiyorlar. Allah sözünden asla caymaz.” [Hac 22/47], yine şöyle buyurmaktadır: { وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُسَمًّى لَجَاءَهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ } “Senden azabın çarçabuk gelmesini istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı azap onlara elbette gelmişti. Fakat o, hiç farkında olmadıkları bir anda kendilerine ansızın gelecektir.” [Ankebût 29/53], yine şöyle buyurmaktadır: { يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ } “Senden azabın çarçabuk gelmesini istiyorlar. Şüphesiz cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır.” [Ankebût 29/54], yine şöyle buyurmaktadır: { سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ لِلْكَافِرينَ } “Bir isteyen, kâfirlere inecek azabı istedi.” [Meâric 70/1-2] ve yine şöyle buyurmaktadır: { وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ } “Hani onlar: 'Allah'ım! Eğer bu senin katından gelen hakkın ta kendisiyse üzerimize gökten taş yağdır...' demişlerdi.” [Enfâl 8/32].
6080. Metin
وَقَوْلِهِ: يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ آمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا الْحَقُّ [٤٢ \ ١٨] ، وَقَوْلِهِ: وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ [٣٨ \ ١٦] ، إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Yine şöyle buyurmaktadır: { يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ آمَنُوا مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا الْحَقُّ } “Ona inanmayanlar onun çarçabuk gelmesini isterler. İman edenler ise ondan korku içindedirler ve onun hak olduğunu bilirler.” [Şûrâ 42/18] ve yine şöyle buyurmaktadır: { وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ } “Ve dediler ki: 'Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim payımızı bize çabucak ver!'” [Sâd 38/16]. Bunlar gibi daha birçok ayet vardır.
6081. Metin
وَسَبَبُ طَلَبِهِمْ لِتَعْجِيلِ الْعَذَابِ هُوَ الْعِنَادُ، وَزَعْمُ أَنَّ النَّبِيَّ ﷺ كَاذِبٌ فِيمَا يُخَوِّفُهُمْ بِهِ مِنْ بَأْسِ اللَّهِ وَعِقَابِهِ، كَمَا قَالَ تَعَالَى: وَلَئِنْ أَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِلَى أُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ [١١ \ ٨] ، وَكَقَوْلِهِ: فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَاصَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ [٧ \ ٧٧] ، وَقَوْلِهِ: قَالُوا يَانُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَأَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ [١١ \ ٣٢] ، كَمَا تَقَدَّمَتِ الْإِشَارَةُ إِلَى هَذَا.
Azabın çarçabuk gelmesini istemelerinin sebebi ise inattır ve Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem kendilerini Allah'ın azabı ve cezasıyla korkuttuğu hususlarda yalancı olduğunu iddia etmeleridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَلَئِنْ أَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِلَى أُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ } “Andolsun, eğer onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek, 'Onu tutan nedir?' diyeceklerdir.” [Hûd 11/8], yine şöyle buyurmaktadır: { فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَاصَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ } “Bunun üzerine dişi deveyi kestiler, Rablerinin emrinden çıktılar ve: 'Ey Sâlih! Eğer peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir!' dediler.” [A'râf 7/77] ve yine şöyle buyurmaktadır: { قَالُوا يَانُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَأَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ } “Dediler ki: 'Ey Nûh! Bizimle mücadele ettin ve mücadelemizi uzattın. Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin şeyi getir bize!'” [Hûd 11/32]. Buna daha önce de işaret edilmişti.
6082. Metin
وَالْمَثُلَاثُ: الْعُقُوبَاتُ، وَاحِدَتُهَا مَثُلَةٌ.
el-Mesülât (الْمَثُلَاتُ): Cezalar demektir, tekili 'mesüle'dir (مَثُلَة).
6083. Metin
وَالْمَعْنَى: أَنَّهُمْ يَطْلُبُونَ تَعْجِيلَ الْعَذَابِ تَمَرُّدًا وَطُغْيَانًا، وَلَمْ يَتَّعِظُوا بِمَا أَوْقَعَ اللَّهُ بِالْأُمَمِ السَّالِفَةِ مِنَ الْمَثُلَاثِ - أَيِ الْعُقُوبَاتِ - كَمَا فَعَلَ بِقَوْمِ نُوحٍ، وَقَوْمِ هُودٍ، وَقَوْمِ صَالِحٍ، وَقَوْمِ لُوطٍ، وَقَوْمِ شُعَيْبٍ، وَفِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ وَغَيْرِهِمْ.
Anlamı şudur: Onlar azgınlık ve taşkınlık ederek azabın çarçabuk gelmesini istemektedirler ve Nûh kavmine, Hûd kavmine, Sâlih kavmine, Lût kavmine, Şuayb kavmine, Firavun ve kavmine ve diğerlerine yaptığı gibi, Allah'ın geçmiş ümmetlerin başına getirdiği ibret verici cezalardan (el-mesülât) ders almamışlardır.
6084. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ } “Şüphesiz Rabbin, haksızlıklarına rağmen insanlar için bağışlama sahibidir ve şüphesiz Rabbin, cezası pek çetin olandır.”
6085. Metin
بَيَّنَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّهُ ذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ، وَأَنَّهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ، فَجَمَعَ بَيْنَ الْوَعْدِ وَالْوَعِيدِ لِيَعْظُمَ رَجَاءُ النَّاسِ فِي فَضْلِهِ، وَيَشْتَدَّ خَوْفُهُمْ مِنْ عِقَابِهِ وَعَذَابِهِ الشَّدِيدِ ; لِأَنَّ مَطَامِعَ الْعُقَلَاءِ مَحْصُورَةٌ فِي جَلْبِ النَّفْعِ وَدَفْعِ الضُّرِّ، فَاجْتِمَاعُ الْخَوْفِ وَالطَّمَعِ أَدْعَى لِلطَّاعَةِ وَقَدْ بَيَّنَ هَذَا الْمَعْنَى فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ، كَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ [٦ \ ١٤٧] ، وَقَوْلِهِ: إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ [٦ \ ١٥٦ وَ ٧ \ ١٦٧] ، وَقَوْلِهِ جَلَّ وَعَلَا: نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ [١٥ \ ٤٩، ٥٠] ، وَقَوْلِهِ: غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ، إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Yüce ve Ulu [Allah] bu yüce ayette, haksızlıklarına rağmen insanlar için bağışlama sahibi olduğunu ve cezasının da pek çetin olduğunu açıklamıştır. İnsanların O'nun lütfuna olan ümidi büyüsün ve çetin azabından, cezasından korkuları şiddetlensin diye vaad (müjde) ile vaîdi (tehdit) bir arada zikretmiştir. Çünkü akıl sahiplerinin arzuları faydayı celbetmek ve zararı defetmekle sınırlıdır; korku ile ümidin birleşmesi ise itaate daha çok sevk edicidir. Yüce Allah bu anlamı pek çok ayette açıklamıştır; nitekim şöyle buyurmaktadır: { فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ } “Eğer seni yalanlarlarsa de ki: Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir; ancak O'nun azabı suçlu topluluktan geri çevrilmez.” [En'âm 6/147], yine şöyle buyurmaktadır: { إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ } “Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir ve şüphesiz O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” [En'âm 6/165 ve A'râf 7/167], Yüce ve Ulu [Allah] yine şöyle buyurmaktadır: { نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ } “Kullarıma haber ver ki gerçekten ben çok bağışlayanım, çok merhamet edenim; azabım ise can yakıcı azabın ta kendisidir.” [Hicr 15/49-50] ve yine şöyle buyurmaktadır: { غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِ } “Günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, cezası çetin, lütfu bol olandır...” [Mü'min 40/3]. Bunlar gibi daha birçok ayet vardır.
6086. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرٌ، أَيْ: إِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَالْإِنْذَارُ، أَمَّا هُدَاهُمْ وَتَوْفِيقُهُمْ فَهُوَ بِيَدِ اللَّهِ تَعَالَى، كَمَا أَنَّ حِسَابَهُمْ عَلَيْهِ جَلَّ وَعَلَا.
Yüce Allah'ın { إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرٌ } “Sen ancak bir uyarıcısın” buyruğu; yani senin üzerine düşen sadece tebliğ etmek ve uyarmaktır. Onların doğru yola ermesi ve muvaffak kılınması ise Yüce Allah'ın elindedir; nitekim onların hesabı da Yüce ve Ulu [Allah]'a aittir.
6087. Metin
وَقَدْ بَيَّنَ هَذَا الْمَعْنَى فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ، كَقَوْلِهِ: لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ [٢ \ ٢٧٢] ، وَقَوْلِهِ: فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ [١٣ \ ٤٠] ، وَنَحْوِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Bu anlam pek çok ayette açıklanmıştır; nitekim şöyle buyurmaktadır: { لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ } “Onları hidayete erdirmek senin üzerine düşen bir görev değildir; lâkin Allah dilediğini hidayete erdirir.” [Bakara 2/272] ve yine şöyle buyurmaktadır: { فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ } “Sana düşen sadece tebliğdir, hesap görmek ise bize aittir.” [Ra'd 13/40] ve benzeri ayetler.
6088. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ } “Ve her toplum için bir yol gösterici vardır.”
6089. Metin
أَظْهَرُ الْأَقْوَالِ فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ الْمُرَادَ بِالْقَوْمِ الْأُمَّةُ، وَالْمُرَادَ بِالْهَادِي الرَّسُولُ، كَمَا يَدُلُّ لَهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَسُولٌ الْآيَةَ [١٠ \ ٤٧] ، وَقَوْلُهُ: وَإِنْ مِنْ أُمَّةٍ إِلَّا خَلَا فِيهَا نَذِيرٌ [٣٥ \ ٢٤] ، وَقَوْلُهُ: وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا الْآيَةَ [١٦ \ ٣٦] ، وَقَدْ أَوْضَحْنَا أَقْوَالَ الْعُلَمَاءِ وَأَدِلَّتَهَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ فِي كِتَابِنَا «دَفْعُ إِيهَامِ الِاضْطِرَابِ عَنْ آيَاتِ الْكِتَابِ» .
Bu yüce ayetteki en açık görüş; 'toplum' (el-kavm) ile kastedilenin ümmet, 'yol gösterici' (el-hâdî) ile kastedilenin ise peygamber olduğudur. Nitekim Yüce Allah'ın şu buyrukları da buna delalet etmektedir: { وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَسُولٌ } “Her ümmetin bir peygamberi vardır...” [Yûnus 10/47], { وَإِنْ مِنْ أُمَّةٍ إِلَّا خَلَا فِيهَا نَذِيرٌ } “İçinde bir uyarıcı gelip geçmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur.” [Fâtır 35/24] ve { وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا } “Andolsun biz her ümmete bir peygamber gönderdik...” [Nahl 16/36]. Bu yüce ayet hakkında ilim adamlarının görüşlerini ve delillerini 'Def‘u Îhâmi'l-Iztırâb ‘an Âyâti'l-Kitâb' adlı eserimizde açıklamıştık.
6090. Metin
قَوْلُهُ تَعَالَى: اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى } “Allah, her dişinin ne taşıdığını bilir.”
6091. Metin
لَفْظَةُ «مَا» فِي هَذِهِ الْآيَةِ يُحْتَمَلُ أَنْ تَكُونَ مَوْصُولَةً وَالْعَائِدُ مَحْذُوفٌ، أَيْ يَعْلَمُ الَّذِي تَحْمِلُهُ كُلُّ أُنْثَى. وَعَلَى هَذَا فَالْمَعْنَى: يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُهُ مِنَ الْوَلَدِ عَلَى أَيِّ حَالٍ هُوَ مِنْ ذُكُورَةٍ، وَأُنُوثَةٍ، وَخِدَاجٍ، وَحُسْنٍ، وَقُبْحٍ،
Bu ayetteki 'mâ' (مَا) lafzının mevsûl (ilgi zamiri) olması ve aitlik zamirinin (âid) hazfedilmiş olması muhtemeldir; yani 'her dişinin taşıdığı şeyi (el-lezi) bilir'. Buna göre anlam şöyledir: Taşıdığı çocuğun erkeklik, dişilik, eksik yaratılış, güzellik, çirkinlik,
6092. Metin
وَطُولٍ، وَقِصَرٍ، وَسَعَادَةٍ، وَشَقَاوَةٍ إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْأَحْوَالِ.
uzunluk, kısalık, saadet, şekavet gibi hangi haller üzere olduğunu bilir.
6093. Metin
وَقَدْ دَلَّتْ عَلَى هَذَا الْمَعْنَى آيَاتٌ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، كَقَوْلِهِ: وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ [٣١ \ ٣٤] ; لِأَنَّ «مَا» فِيهِ مَوْصُولَةٌ بِلَا نِزَاعٍ، وَكَقَوْلِهِ: هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ [٥٣ \ ٣٢] ، وَقَوْلِهِ: هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ الْآيَةَ [٣ \ ٦] .
Allah'ın Kitabı'ndan bazı ayetler bu manaya delalet etmiştir; nitekim şöyle buyurmaktadır: { وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ } “Rahimlerde olanı bilir.” [Lokmân 31/34]; zira buradaki 'mâ' tartışmasız mevsûldür. Yine şöyle buyurmaktadır: { هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ } “Sizi topraktan yarattığında ve annelerinizin karnında ceninler iken sizi en iyi bilen O'dur.” [Necm 53/32] ve yine şöyle buyurmaktadır: { هُوَ الَّذِي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَاءُ } “Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur...” [Âl-i İmrân 3/6].
6094. Metin
وَيُحْتَمَلُ أَيْضًا: أَنْ تَكُونَ لَفْظَةَ «مَا» فِي الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ مَصْدَرِيَّةً، أَيْ يَعْلَمُ حَمْلَ كُلِّ أُنْثَى بِالْمَعْنَى الْمَصْدَرِيِّ، وَقَدْ جَاءَتْ آيَاتٌ تَدُلُّ أَيْضًا عَلَى هَذَا الْمَعْنَى، كَقَوْلِهِ: وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ [٣٥ \ ١١] ، وَقَوْلِهِ: إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ الْآيَةَ [٤١ \ ٤٧] .
Bu yüce ayetteki 'mâ' lafzının masdariyye olması da muhtemeldir; yani masdar anlamıyla 'her dişinin gebe kalmasını/hamileliğini bilir'. Nitekim bu manaya da delalet eden ayetler gelmiştir; şu buyruklar gibi: { وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ } “O'nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Ömrü uzatılanın ömrünün uzatılması da ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitaptadır.” [Fâtır 35/11] ve { إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ السَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِنْ ثَمَرَاتٍ مِنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنْثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ } “Kıyametin bilgisi O'na havale edilir. O'nun bilgisi olmadan hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz...” [Fussilet 41/47].
6095. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا فِي تَرْجَمَةِ هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ أَنَّ الْآيَةَ قَدْ يَكُونُ لَهَا وَجْهَانِ كِلَاهُمَا حَقٌّ، وَكِلَاهُمَا يَشْهَدُ لَهُ قُرْآنٌ، فَنَذْكُرُ الْجَمِيعَ.
Bu mübarek kitabın mukaddimesinde, bir ayetin her ikisi de hak olan ve her birine Kur'an'ın şahitlik ettiği iki veçhe sahip olabileceğini, bu durumda hepsini zikredeceğimizi belirtmiştik.
6096. Metin
وَأَمَّا احْتِمَالُ كَوْنِ لَفْظَةِ «مَا» فِي هَذِهِ الْآيَةِ اسْتِفْهَامِيَّةً، فَهُوَ بَعِيدٌ فِيمَا يَظْهَرُ لِي، وَإِنْ قَالَ بِهِ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ، وَقَدْ دَلَّتِ السُّنَّةُ الصَّحِيحَةُ عَلَى أَنَّ عِلْمَ مَا فِي الْأَرْحَامِ الْمَنْصُوصَ عَلَيْهِ فِي الْآيَاتِ الْمَذْكُورَةِ، مِمَّا اسْتَأْثَرَ اللَّهُ بِهِ دُونَ خَلْقِهِ، وَذَلِكَ هُوَ مَا ثَبَتَ فِي صَحِيحِ الْبُخَارِيِّ مِنْ أَنَّ الْمُرَادَ بِمَفَاتِحِ الْغَيْبِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ [٦ \ ٥٩] الْخَمْسُ الْمَذْكُورَةُ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ [٣١ \ ٣٤] ، وَالِاحْتِمَالَانِ الْمَذْكُورَانِ فِي لَفْظَةِ «مَا» مِنْ قَوْلِهِ: يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ الْآيَةَ [١٣ \ ٨] جَارِيَانِ أَيْضًا فِي قَوْلِهِ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ [١٣ \ ٨] فَعَلَى كَوْنِهَا مَوْصُولَةً فِيهِمَا، فَالْمَعْنَى يَعْلَمُ الَّذِي تَنْقُصُهُ وَتَزِيدُهُ، وَعَلَى كَوْنِهَا مَصْدَرِيَّةً، فَالْمَعْنَى يَعْلَمُ نَقْصَهَا وَزِيَادَتَهَا.
Bu ayetteki 'mâ' lafzının istifhamiyye (soru edatı) olma ihtimaline gelince; bazı ilim ehli bunu söylemiş olsa da bana göre bu uzak bir ihtimaldir. Sahih sünnet, zikredilen ayetlerde açıkça belirtilen rahimlerdeki şeyin bilgisinin, Allah'ın yaratılmışlarına bildirmeyip Kendi zatına tahsis ettiği gayb bilgilerinden olduğuna delalet etmiştir. Bu da Sahîh-i Buhârî'de sabit olduğu üzere; Yüce Allah'ın { وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ } “Gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir” [En'âm 6/59] buyruğundaki gayb anahtarlarının, Yüce Allah'ın şu buyruğunda zikredilen beş şey olduğudur: { إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ } “Şüphesiz kıyamet saatinin bilgisi Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez.” [Lokmân 31/34]. { يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ } [Ra'd 13/8] ayetindeki 'mâ' lafzında zikredilen iki ihtimal, { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ } “Rahimlerin neyi eksilttiğini ve neyi artırdığını [da bilir]” [Ra'd 13/8] buyruğunda da geçerlidir. Her ikisinde de mevsûl olmasına göre anlam: Eksilttiği ve artırdığı şeyi bilir demektir. Masdariyye olmasına göre ise anlam: Rahimlerin eksilmesini ve artmasını bilir demektir.
6097. Metin
وَاخْتَلَفَ الْعُلَمَاءُ فِي الْمُرَادِ بِقَوْلِهِ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ [١٣ \ ٨] ، وَهَذِهِ أَقْوَالُهُمْ فِي الْآيَةِ بِوَاسِطَةِ نَقْلِ «صَاحِبِ الدُّرِّ الْمَنْثُورِ فِي التَّفْسِيرِ بِالْمَأْثُورِ» : أَخْرَجَ ابْنُ جَرِيرٍ، عَنِ الضَّحَّاكِ فِي قَوْلِهِ وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ، قَالَ: «هِيَ الْمَرْأَةُ تَرَى الدَّمَ فِي حَمْلِهَا» .
İlim adamları { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ } [Ra'd 13/8] buyruğuyla ne kastedildiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu ayet hakkındaki görüşleri 'ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîri bi'l-Me'sûr' sahibinin nakliyle şöyledir: İbn Cerîr, Dahhâk'ten { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ } buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: 'Bu, hamileliğinde kan gören kadındır.'
6098. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ جَرِيرٍ، وَابْنُ الْمُنْذِرِ، وَأَبُو الشَّيْخِ، عَنْ مُجَاهِدٍ فِي قَوْلِهِ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ، قَالَ: «خُرُوجُ الدَّمِ» وَمَا تَزْدَادُ، قَالَ: «اسْتِمْسَاكُهُ» .
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh, Mücâhid'den { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ } buyruğu hakkında: 'Kanın gelmesidir', { وَمَا تَزْدَادُ } hakkında ise: 'Kanın tutulması / kesilmesidir' dediğini rivayet etmişlerdir.
6099. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ الْمُنْذِرِ، وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵄ فِي قَوْلِهِ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ، قَالَ: «أَنْ تَرَى الدَّمَ فِي حَمْلِهَا» وَمَا تَزْدَادُ، قَالَ: «فِي التِّسْعَةِ الْأَشْهُرِ» .
İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ } buyruğu hakkında: 'Hamileliğinde kan görmesidir', { وَمَا تَزْدَادُ } hakkında ise: 'Dokuz ay içinde [kanın kesilip hamileliğin tamamlanmasıdır]' dediğini rivayet etmişlerdir.
6100. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، مِنْ طَرِيقِ الضَّحَّاكِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵄ فِي قَوْلِهِ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ، قَالَ: «مَا تَزْدَادُ عَلَى التِّسْعَةِ وَمَا تَنْقُصُ مِنَ التِّسْعَةِ» .
İbn Ebî Hâtim, Dahhâk tarikiyle İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ } buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: 'Dokuz ayın üzerine artırdığı ve dokuz aydan eksilttiğidir.'
6101. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ الْمُنْذِرِ، وَأَبُو الشَّيْخِ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵄، قَالَ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ، قَالَ: «مَا دُونَ تِسْعَةِ أَشْهُرٍ وَمَا تَزْدَادُ فَوْقَ التِّسْعَةِ» .
İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh, İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ } buyruğu hakkında: 'Dokuz aydan az olanıdır', { وَمَا تَزْدَادُ } hakkında ise: 'Dokuz ayın üzerinde olanıdır' dediğini rivayet etmişlerdir.
6102. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ جَرِيرٍ، وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ﵄ فِي قَوْلِهِ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ، يَعْنِي: «السِّقْطَ» ، وَمَا تَزْدَادُ، يَقُولُ: «مَا زَادَتْ فِي الْحَمْلِ عَلَى مَا غَاضَتْ حَتَّى وَلَدَتْهُ تَمَامًا، وَذَلِكَ أَنَّ مِنَ النِّسَاءِ مَنْ تَحْمِلُ عَشَرَةَ أَشْهُرٍ، وَمِنْهُنَّ مَنْ تَحْمِلُ تِسْعَةَ أَشْهُرٍ، وَمِنْهُنَّ مَنْ تَزِيدُ فِي الْحَمْلِ، وَمِنْهُنَّ مَنْ تَنْقُصُ، فَذَلِكَ الْغَيْضُ، وَالزِّيَادَةُ الَّتِي ذَكَرَ اللَّهُ تَعَالَى، وَكُلُّ ذَلِكَ بِعِلْمِهِ تَعَالَى» .
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan radıyallâhu anhümâ rivayet etmişlerdir ki o { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ } buyruğu hakkında: 'Düşüğü kasteder', { وَمَا تَزْدَادُ } hakkında ise şöyle der: 'Eksilenin yerine hamilelik süresini artırıp nihayet onu tam olarak doğurmasıdır. Çünkü kadınlardan kimi on ay, kimi dokuz ay taşır; kimi hamilelikte [süreyi] artırır, kimi eksiltir. İşte Allah Teâlâ'nın zikrettiği eksilme (gayz) ve artma budur. Bütün bunlar ise Yüce Allah'ın bilgisi dâhilindedir.'
6103. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ جَرِيرٍ، وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، وَأَبُو الشَّيْخِ، عَنِ الضَّحَّاكِ ﵁، قَالَ: «مَا دُونَ التِّسْعَةِ أَشْهُرٍ فَهُوَ غَيْضٌ وَمَا فَوْقَهَا فَهُوَ زِيَادَةٌ» .
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh, Dahhâk'ten radıyallâhu anh şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: 'Dokuz aydan az olanı eksilmedir (gayz), dokuz aydan fazla olanı ise artmadır.'
6104. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ جَرِيرٍ، وَابْنُ الْمُنْذِرِ، وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، وَأَبُو الشَّيْخِ، عَنْ عِكْرِمَةَ ﵁ قَالَ: «مَا غَاضَ الرَّحِمُ بِالدَّمِ يَوْمًا إِلَّا زَادَ فِي الْحَمْلِ يَوْمًا حَتَّى تُكْمِلَ تِسْعَةَ أَشْهُرٍ طَاهِرًا» .
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh, İkrime'den radıyallâhu anh şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: 'Rahim kan akıtarak bir gün eksilttiğinde, temiz olarak dokuz ayı tamamlayıncaya kadar hamilelik süresine mutlaka bir gün ekler.'
6105. Metin
وَأَخْرَجَ ابْنُ الْمُنْذِرِ، وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، عَنِ الْحَسَنِ ﵁ فِي قَوْلِهِ: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ، قَالَ: «السِّقْطُ» وَأَخْرَجَ ابْنُ أَبِي شَيْبَةَ، وَابْنُ الْمُنْذِرِ، وَابْنُ جَرِيرٍ، وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ، عَنْ مُجَاهِدٍ ﵁ فِي الْآيَةِ، قَالَ: «إِذَا رَأَتِ الدَّمَ هَشَّ الْوَلَدُ وَإِذَا لَمْ تَرَ الدَّمَ عَظُمَ الْوَلَدُ» اهـ. مِنْ «الدُّرِّ الْمَنْثُورِ فِي التَّفْسِيرِ بِالْمَأْثُورِ» .
İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, el-Hasen'den radıyallâhu anh { وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ } buyruğu hakkında: 'Düşüktür' dediğini rivayet etmişlerdir. İbn Ebî Şeybe, İbnü'l-Münzir, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den radıyallâhu anh bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: 'Kadın kan gördüğünde çocuk zayıflar/gevşer, kan görmediğinde ise çocuk büyür/güçlenir.' 'ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîri bi'l-Me'sûr'dan nakil sona erdi.
6106. Metin
وَقِيلَ: الْغَيْضُ وَالزِّيَادَةُ يَرْجِعَانِ إِلَى الْوَلَدِ، كَنُقْصَانِ إِصْبُعٍ وَغَيْرِهَا، وَزِيَادَةِ إِصْبُعٍ وَغَيْرِهَا.
Eksilme ve artmanın, parmak vb. azaların eksik veya fazla olması gibi bizzat çocuğa raci olduğu da söylenmiştir.
6107. Metin
وَقِيلَ: الْغَيْضُ: انْقِطَاعُ دَمِ الْحَيْضِ، وَمَا تَزْدَادُ: بِدَمِ النِّفَاسِ بَعْدَ الْوَضْعِ.
Şöyle de denilmiştir: Eksilme (gayz), hayız kanının kesilmesidir; artma ise doğumdan sonraki nifas kanıdır.
6108. Metin
ذَكَرَ هَذَيْنِ الْقَوْلَيْنِ الْقُرْطُبِيُّ.
Bu iki görüşü Kurtubî zikretmiştir.
6109. Metin
وَقِيلَ: تَغِيضُ: تَشْتَمِلُ عَلَى وَاحِدٍ، وَتَزْدَادُ: تَشْتَمِلُ عَلَى تَوْأَمَيْنِ فَأَكْثَرَ.
Şöyle de denilmiştir: 'Eksiltir' (tegîdu); bir tek çocuk taşımasıdır, 'artırır' (tezdâdu) ise; ikiz veya daha fazlasını taşımasıdır.
6110. Metin
قَالَ مُقَيِّدُهُ عَفَا اللَّهُ عَنْهُ: مَرْجِعُ هَذِهِ الْأَقْوَالِ كُلِّهَا إِلَى شَيْءٍ وَاحِدٍ، وَهُوَ أَنَّهُ تَعَالَى عَالِمٌ بِمَا تَنْقُصُهُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزِيدُهُ ; لِأَنَّ مَعْنَى تَغِيضُ: تَنْقُصُ، وَتَزْدَادُ، أَيْ: تَأْخُذُهُ زَائِدًا، فَيَشْمَلُ النَّقْصَ الْمَذْكُورَ: نَقْصَ الْعَدَدِ، وَنَقْصَ الْعُضْوِ مِنَ الْجَنِينِ، وَنَقْصَ جِسْمِهِ إِذَا حَاضَتْ عَلَيْهِ فَتَقَلَّصَ، وَنَقْصَ مُدَّةِ الْحَمْلِ بِأَنْ تُسْقِطَهُ قَبْلَ أَمَدِ حَمْلِهِ الْمُعْتَادِ، كَمَا أَنَّ الِازْدِيَادَ يَشْمَلُ: زِيَادَةَ الْعُضْوِ، وَزِيَادَةَ الْعَدَدِ، وَزِيَادَةَ جِسْمِ الْجَنِينِ إِنْ لَمْ تَحِضْ وَهِيَ حَامِلٌ، وَزِيَادَةَ أَمَدِ الْحَمْلِ عَنِ الْقَدْرِ الْمُعْتَادِ، وَاللَّهُ جَلَّ وَعَلَا يَعْلَمُ ذَلِكَ كُلَّهُ وَالْآيَةُ تَشْمَلُهُ كُلَّهُ.
Bu eseri kaleme alan [Şankîtî] -Allah onu affetsin- şöyle dedi: Bu görüşlerin tamamının mercisi tek bir husustur; o da Allah Teâlâ'nın, rahimlerin neyi eksilttiğini ve neyi artırdığını hakkıyla bilmesidir. Çünkü tegîdu (تَغِيضُ) kelimesinin anlamı 'eksiltir', tezdâdu (تَزْدَادُ) ise 'fazla olarak alır/artırır' demektir. Dolayısıyla zikredilen eksilme; sayının eksilmesini, ceninden bir uzvun eksilmesini, kadının [hamileyken] hayız görmesi sebebiyle zayıflayıp ceninin bedeninin eksilmesini ve mutad hamilelik süresinden önce düşürmesi suretiyle hamilelik müddetinin eksilmesini kapsar. Nitekim artma da; uzvun artmasını, sayının artmasını, kadın hamileyken hayız görmediğinde ceninin bedeninin artmasını/büyümesini ve mutad süreden fazla olarak hamilelik müddetinin artmasını kapsar. Allah celle ve ‘alâ bunların hepsini bilir ve ayet bunların tamamını kapsamaktadır.
6111. Metin
تَنْبِيهٌ
Uyarı
6112. Metin
أَخَذَ بَعْضُ الْعُلَمَاءِ مِنْ هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ أَقَلَّ أَمَدِ الْحَمْلِ وَأَكْثَرَهُ، وَأَقَلَّ أَمَدِ الْحَيْضِ وَأَكْثَرَهُ، مَأْخُوذٌ مِنْ طَرِيقِ الِاجْتِهَادِ ; لِأَنَّ اللَّهَ اسْتَأْثَرَ بِعِلْمِ ذَلِكَ لِقَوْلِهِ: اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ الْآيَةَ.
Bazı âlimler bu kerim ayetten; hamileliğin en az ve en çok süresi ile hayzın en az ve en çok süresinin içtihat yoluyla elde edildiği hükmünü çıkarmışlardır; zira Allah, { اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ } “Allah her dişinin ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip [neyi artırdığını bilir]...” buyruğundan ötürü bunun bilgisini Kendisine has kılmıştır.
6113. Metin
وَلَا يَجُوزُ أَنْ يُحْكَمَ فِي شَيْءٍ مِنْ ذَلِكَ إِلَّا بِقَدْرِ مَا أَظْهَرَهُ اللَّهُ لَنَا وَوُجِدَ ظَاهِرًا فِي النِّسَاءِ نَادِرًا، أَوْ مُعْتَادًا، وَسَنَذْكُرُ - إِنْ شَاءَ اللَّهُ - أَقْوَالَ الْعُلَمَاءِ فِي أَقَلِّ الْحَمْلِ وَأَكْثَرِهِ، وَأَقَلِّ الْحَيْضِ وَأَكْثَرِهِ، وَنُرَجِّحُ مَا يَظْهَرُ رُجْحَانُهُ بِالدَّلِيلِ.
Bunlardan herhangi biri hakkında ancak Allah'ın bize bildirdiği ve nadir veya mutad olarak kadınlarda zahir olarak görüldüğü kadarıyla hüküm verilmesi caiz olur. Hamileliğin ve hayzın en az ve en çok süreleri hakkındaki âlimlerin görüşlerini -inşâallâh- zikredeceğiz ve delil ile tercihe şayan olduğu ortaya çıkanı tercih edeceğiz.
6114. Metin
فَنَقُولُ وَبِاللَّهِ تَعَالَى نَسْتَعِينُ:
Deriz ki ve Allah Teâlâ'dan yardım dileriz:
6115. Metin
اعْلَمْ أَنَّ الْعُلَمَاءَ أَجْمَعُوا عَلَى أَنَّ أَقَلَّ أَمَدِ الْحَمْلِ سِتَّةُ أَشْهُرٍ، وَسَيَأْتِي بَيَانُ أَنَّ الْقُرْآنَ دَلَّ عَلَى ذَلِكَ ; لِأَنَّ قَوْلَهُ تَعَالَى: وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا [٤٦ \ ١٥] ، إِنْ ضَمَمْتَ إِلَيْهِ قَوْلَهُ تَعَالَى: وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ [٣١ \ ١٤] ، بَقِيَ عَنْ مُدَّةِ الْفِصَال مِنَ الثَّلَاثِينَ شَهْرًا لِمُدَّةِ الْحَمْلِ سِتَّةُ أَشْهُرٍ، فَدَلَّ ذَلِكَ عَلَى أَنَّهَا أَمَدٌ لِلْحَمْلِ يُولَدُ فِيهِ الْجَنِينُ كَامِلًا كَمَا يَأْتِي إِيضَاحُهُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ تَعَالَى.
Bil ki âlimler, hamileliğin en az süresinin altı ay olduğu hususunda icma etmişlerdir. Kur'an'ın da buna delalet ettiği ileride açıklanacaktır; zira O'nun { وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا } [Ahkâf 46/15] “Onun taşınması ve sütten kesilmesi otuz aydır” buyruğuna, O'nun { وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ } [Lokmân 31/14] “Onun sütten kesilmesi iki yıl içindedir” buyruğunu eklersen, otuz aydan sütten kesilme süresi [çıkarıldıktan sonra] geriye hamilelik müddeti için altı ay kalır. Bu da -inşâallâh Teâlâ ileride açıklanacağı üzere- bunun ceninin tam [ve canlı] olarak doğabileceği bir hamilelik süresi olduğuna delalet etmiştir.
6116. Metin
وَقَدْ وُلِدَ عَبْدُ الْمَلِكِ بْنُ مَرْوَانَ لِسِتَّةِ أَشْهُرٍ، وَهَذِهِ الْأَشْهُرُ السِّتَّةُ بِالْأَهِلَّةِ، كَسَائِرِ أَشْهُرِ الشَّرِيعَةِ ; لِقَوْلِهِ تَعَالَى: يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ الْآيَةَ [٢ \ ١٨٩] .
Nitekim Abdülmelik b. Mervân altı aylıkken doğmuştur. Bu altı ay, diğer şeriat aylarında olduğu gibi hilallere göredir; çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: { يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ } [Bakara 2/189] “Sana hilalleri soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için vakit ölçüleridir...”
6117. Metin
قَالَ الْقُرْطُبِيُّ: " وَلِذَلِكَ قَدْ رُوِيَ فِي الْمَذْهَبِ عَنْ بَعْضِ أَصْحَابِ مَالِكٍ وَأَظُنُّهُ فِي كِتَابِ
Kurtubî şöyle demiştir: "Bundan dolayı mezhepte Mâlik'in bazı talebelerinden rivayet edilmiştir ki -zannedersem bu,
6118. Metin
ابْنِ حَارِثٍ أَنَّهُ إِنْ نَقَصَ عَنِ الْأَشْهُرِ السِّتَّةِ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ فَإِنَّ الْوَلَدَ يُلْحَقُ لِعِلَّةِ نَقْصِ الْأَشْهُرِ وَزِيَادَتِهَا. حَكَاهُ ابْنُ عَطِيَّةَ. اهـ ".
İbn Hâris'in kitabındadır- altı aydan üç gün eksik olsa bile ayların eksilip artması illetinden ötürü çocuk nesep olarak [babaya] ilhak edilir. Bunu İbn Atiyye nakletmiştir."
6119. Metin
قَالَ مُقَيِّدُهُ عَفَا اللَّهُ عَنْهُ: الَّذِي يَظْهَرُ وَاللَّهُ تَعَالَى اعْلَمْ أَنَّ الشَّهْرَ الْمَعْدُودَ مِنْ أَوَّلِهِ يُعْتَبَرُ عَلَى حَالِهِ مِنْ كَمَالٍ أَوْ نُقْصَانٍ، وَأَنَّ الْمُنْكَسِرَ يُتَمَّمُ ثَلَاثِينَ، أَمَّا أَكْثَرُ أَمَدِ الْحَمْلِ فَلَمْ يَرِدْ فِي تَحْدِيدِهِ شَيْءٌ مِنْ كِتَابٍ وَلَا سُنَّةٍ، وَالْعُلَمَاءُ مُخْتَلِفُونَ فِيهِ، وَكُلُّهُمْ يَقُولُ بِحَسَبِ مَا ظَهَرَ لَهُ مِنْ أَحْوَالِ النِّسَاءِ.
Bu eseri kaleme alan [Şankîtî] -Allah onu affetsin- şöyle dedi: Zahir olan -en doğrusunu Allah Teâlâ bilir- başından itibaren sayılan ayın tam veya eksik olma haline göre itibar edileceği, kırık/eksik başlayanın ise otuza tamamlanacağıdır. Hamileliğin en çok süresine gelince, bunun sınırlandırılması hususunda Kitap ve Sünnet'ten hiçbir delil gelmemiştir; âlimler bu konuda ihtilaf etmişlerdir ve her biri kadınların hallerinden kendisine zahir olana göre görüş belirtmiştir.
6120. Metin
فَذَهَبَ الْإِمَامُ أَحْمَدُ، وَالشَّافِعِيُّ إِلَى أَنَّ أَقْصَى أَمَدِ الْحَمْلِ: أَرْبَعُ سِنِينَ، وَهُوَ إِحْدَى الرِّوَايَتَيْنِ الْمَشْهُورَتَيْنِ عَنْ مَالِكٍ، وَالرِّوَايَةُ الْمَشْهُورَةُ الْأُخْرَى عَنْ مَالِكٍ: خَمْسُ سِنِينَ، وَذَهَبَ الْإِمَامُ أَبُو حَنِيفَةَ إِلَى أَنَّ أَقْصَاهُ: سَنَتَانِ، وَهُوَ رِوَايَةٌ عَنْ أَحْمَدَ، وَهُوَ مَذْهَبُ الثَّوْرِيِّ، وَبِهِ قَالَتْ عَائِشَةُ ﵂، وَعَنِ اللَّيْثِ: ثَلَاثُ سِنِينَ، وَعَنِ الزُّهْرِيِّ: سِتٌّ، وَسَبْعٌ، وَعَنْ مُحَمَّدِ بْنِ الْحَكَمِ: سَنَةٌ لَا أَكْثَرَ، وَعَنْ دَاوُدَ: تِسْعَةُ أَشْهُرٍ.
İmam Ahmed ve Şâfiî, hamileliğin en uzun süresinin dört yıl olduğu görüşüne varmışlardır ki bu, Mâlik'ten gelen iki meşhur rivayetten biridir. Mâlik'ten gelen diğer meşhur rivayet ise beş yıldır. İmam Ebû Hanîfe ise en uzun süresinin iki yıl olduğu görüşüne varmıştır; bu da Ahmed'den bir rivayet olup Sevrî'nin mezhebidir ve Âişe radıyallâhu anhâ da bunu söylemiştir. Leys'ten üç yıl; Zührî'den altı ve yedi yıl; Muhammed b. el-Hakem'den bir yıldan fazla olamaz; Dâvûd'dan ise dokuz ay rivayet edilmiştir.
6121. Metin
وَقَالَ ابْنُ عَبْدِ الْبَرِّ: هَذِهِ مَسْأَلَةٌ لَا أَصْلَ لَهَا إِلَّا الِاجْتِهَادُ وَالرَّدُّ إِلَى مَا عُرِفَ مِنْ أَمْرِ النِّسَاءِ، وَقَالَ الْقُرْطُبِيُّ: " رَوَى الدَّارَقُطْنِيُّ، عَنِ الْوَلِيدِ بْنِ مُسْلِمٍ، قَالَ: قُلْتُ لِمَالِكِ بْنِ أَنَسٍ: إِنِّي حُدِّثْتُ عَنْ عَائِشَةَ أَنَّهَا قَالَتْ: لَا تَزِيدُ الْمَرْأَةُ فِي حَمْلِهَا عَلَى سَنَتَيْنِ قَدْرَ ظِلِّ الْمِغْزَلِ، فَقَالَ: سُبْحَانَ اللَّهِ مَنْ يَقُولُ هَذَا؟ ! هَذِهِ جَارَتُنَا امْرَأَةُ مُحَمَّدِ بْنِ عَجْلَانَ تَحْمِلُ وَتَضَعُ فِي أَرْبَعِ سِنِينَ، وَكَانَتْ تُسَمَّى حَامِلَةَ الْفِيلِ ".
İbn Abdilber şöyle demiştir: Bu, içtihada ve kadınların bilinen durumlarına havale edilmekten başka bir aslı olmayan bir meseledir. Kurtubî şöyle demiştir: "Dârekutnî, Velîd b. Müslim'den rivayet etmiştir; o şöyle dedi: Mâlik b. Enes'e dedim ki: Bana Âişe'den, onun: 'Kadın hamileliğinde iki yılı bir iğ gölgesi kadar bile aşmaz' dediği rivayet edildi. Bunun üzerine [Mâlik] şöyle dedi: 'Sübhânallâh! Bunu kim söylüyor?! İşte komşumuz Muhammed b. Aclân'ın hanımı dört yılda hamile kalıp doğurmaktadır ve ona fil taşıyan kadın denilirdi.'"
6122. Metin
وَرُوِيَ أَيْضًا: بَيْنَمَا مَالِكُ بْنُ دِينَارٍ يَوْمًا جَالِسٌ إِذْ جَاءَهُ رَجُلٌ، فَقَالَ: " يَا أَبَا يَحْيَى، ادْعُ لِامْرَأَتِي حُبْلَى مُنْذُ أَرْبَعِ سِنِينَ! قَدْ أَصْبَحَتْ فِي كَرْبٍ شَدِيدٍ "، فَغَضِبَ مَالِكٌ وَأَطْبَقَ الْمُصْحَفَ، ثُمَّ قَالَ:
Şöyle de rivayet edilmiştir: Mâlik b. Dînâr bir gün otururken ona bir adam geldi ve: "Ey Ebû Yahyâ! Karım için dua et, dört yıldır hamiledir! Şiddetli bir sıkıntı içindedir" dedi. Mâlik öfkelendi, Mushaf'ı kapattı ve şöyle dedi:
6123. Metin
" مَا يَرَى هَؤُلَاءِ الْقَوْمُ إِلَّا أَنَّا أَنْبِيَاءُ "، ثُمَّ قَرَأَ، ثُمَّ دَعَا، ثُمَّ قَالَ: " اللَّهُمَّ هَذِهِ الْمَرْأَةُ إِنْ كَانَ فِي بَطْنِهَا رِيحٌ فَأَخْرِجْهُ عَنْهَا، وَإِنْ كَانَ فِي بَطْنِهَا جَارِيَةٌ فَأَبْدِلْهَا غُلَامًا، فَإِنَّكَ تَمْحُو وَتُثْبِتُ وَعِنْدَكَ أُمُّ الْكِتَابِ "، وَرَفَعَ مَالِكٌ يَدَهُ، وَرَفَعَ النَّاسُ أَيْدِيَهُمْ، وَجَاءَ الرَّسُولُ إِلَى الرَّجُلِ، فَقَالَ: أَدْرِكِ امْرَأَتَكَ، فَذَهَبَ الرَّجُلُ، فَمَا حَطَّ مَالِكٌ يَدَهُ حَتَّى طَلَعَ الرَّجُلُ مِنْ بَابِ الْمَسْجِدِ عَلَى رَقَبَتِهِ غُلَامٌ جَعْدٌ قَطَطٌ ابْنُ أَرْبَعِ سِنِينَ قَدِ اسْتَوَتْ أَسْنَانُهُ مَا قُطِعَتْ سِرَارُهُ.
"Bu insanlar bizi peygamberden başkası mı sanıyor?!" Sonra [bir miktar Kur'an] okudu, ardından dua etti ve şöyle dedi: "Allahım! Bu kadının karnındaki bir gaz/yel ise onu ondan çıkar; eğer karnındaki bir kız çocuğu ise onu bir oğlan ile değiştir. Şüphesiz sen dilediğini siler, [dilediğini] sabit kılarsın ve Ana Kitap senin katındadır." Mâlik ellerini kaldırdı, insanlar da ellerini kaldırdı. O adama bir haberci gelip: "Karana yetiş!" dedi. Adam gitti; Mâlik elini daha indirmemişti ki adam boynunda kıvırcık saçlı, dişleri tamamlanmış, göbek bağı henüz kesilmemiş dört yaşında bir oğlan çocuğuyla mescidin kapısından çıkageldi.
6124. Metin
وَرُوِيَ أَيْضًا: أَنَّ رَجُلًا جَاءَ إِلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ ﵁ فَقَالَ: " يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، إِنِّي غِبْتُ عَنِ امْرَأَتِي سَنَتَيْنِ فَجِئْتُ وَهِيَ حُبْلَى "، فَشَاوَرَ عُمَرُ النَّاسَ فِي رَجْمِهَا، فَقَالَ مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ ﵁: " يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ، إِنْ كَانَ لَكَ عَلَيْهَا سَبِيلٌ فَلَيْسَ لَكَ
Şöyle de rivayet edilmiştir: Bir adam Ömer b. el-Hattâb'a radıyallâhu anh gelip: "Ey Müminlerin Emiri! Ben karımdan iki yıl ayrı kaldım; geldiğimde ise o hamileydi" dedi. Ömer, kadının recmedilmesi hususunda insanlarla istişare etti. Bunun üzerine Muâz b. Cebel radıyallâhu anh şöyle dedi: "Ey Müminlerin Emiri! Eğer senin kadın üzerinde bir yolun (hakkın) varsa,
6125. Metin
عَلَى مَا فِي بَطْنِهَا سَبِيلٌ فَاتْرُكْهَا حَتَّى تَضَعَ "، فَتَرَكَهَا فَوَضَعَتْ غُلَامًا قَدْ خَرَجَتْ ثَنِيَّتَاهُ فَعَرَفَ الرَّجُلُ الشَّبَهَ، فَقَالَ: " ابْنِي وَرَبِّ الْكَعْبَةِ "، فَقَالَ عُمَرُ: " عَجَزَتِ النِّسَاءُ أَنْ يَلِدْنَ مِثْلَ مُعَاذٍ، لَوْلَا مُعَاذُ لَهَلَكَ عُمَرُ ".
karnındakine karşı bir yolun yoktur; dolayısıyla doğuruncaya kadar onu bırak." Bunun üzerine Ömer onu bıraktı; kadın ön dişleri çıkmış bir oğlan doğurdu. Adam [kendisine olan] benzerliğini fark edip: "Kâbe'nin Rabbine andolsun ki bu benim oğlumdur" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Kadınlar Muâz gibisini doğurmaktan aciz kaldı! Muâz olmasaydı Ömer helak olurdu" dedi.
6126. Metin
وَقَالَ الضَّحَّاكُ: " وَضَعَتْنِي أُمِّي وَقَدْ حَمَلَتْ بِي فِي بَطْنِهَا سَنَتَيْنِ، فَوَلَدَتْنِي وَقَدْ خَرَجَتْ سِنِّي ".
Dahhâk şöyle demiştir: "Annem bana karnında iki yıl hamile kaldıktan sonra beni doğurdu; beni doğurduğunda dişim çıkmıştı."
6127. Metin
وَيُذْكَرُ عَنْ مَالِكٍ أَنَّهُ حُمِلَ بِهِ فِي بَطْنِ أُمِّهِ سَنَتَيْنِ وَقِيلَ: ثَلَاثَ سِنِينَ، وَيُقَالُ: إِنَّ مُحَمَّدَ بْنَ عَجْلَانَ مَكَثَ فِي بَطْنِ أُمِّهِ ثَلَاثَ سِنِينَ، فَمَاتَتْ بِهِ وَهُوَ يَضْطَرِبُ اضْطِرَابًا شَدِيدًا، فَشُقَّ بَطْنُهَا وَأُخْرِجَ وَقَدْ نَبَتَتْ أَسْنَانُهُ، وَقَالَ حَمَّادُ بْنُ سَلَمَةَ: إِنَّمَا سُمِّيَ هَرِمُ بْنُ حَيَّانَ هَرِمًا ; لِأَنَّهُ بَقِيَ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعَ سِنِينَ.
Mâlik'ten, annesinin karnında iki yıl taşındığı zikredilir; üç yıl olduğu da söylenmiştir. Muhammed b. Aclân'ın annesinin karnında üç yıl kaldığı, o şiddetle çırpınırken annesinin bu sebeple vefat ettiği, karnı yarılarak dişleri çıkmış halde çıkarıldığı söylenir. Hammâd b. Seleme şöyle demiştir: Herim b. Hayyân'a 'Herim' (yaşlı/ihtiyar) denilmesinin sebebi sadece annesinin karnında dört yıl kalmış olmasıdır.
6128. Metin
وَذَكَرَ الْغَزْنَوِيُّ أَنَّ الضَّحَّاكَ وُلِدَ لِسَنَتَيْنِ وَقَدْ طَلَعَتْ سِنُّهُ ; فَسُمِّيَ ضَحَّاكًا.
Gaznevî, Dahhâk'in iki yılda ve dişi çıkmış olarak doğduğunu, bu yüzden kendisine Dahhâk (gülen) adı verildiğini zikretmiştir.
6129. Metin
وَعَنْ عَبَّادِ بْنِ الْعَوَّامِ، قَالَ: " وَلَدَتْ جَارَةٌ لَنَا لِأَرْبَعِ سِنِينَ غُلَامًا شَعْرُهُ إِلَى مَنْكِبَيْهِ، فَمَرَّ بِهِ طَيْرٌ فَقَالَ لَهُ: كَشَّ ". اهـ كَلَامُ الْقُرْطُبِيِّ.
Abbâd b. el-Avvâm'dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: "Bir komşumuz dört yıl sonra saçları omuzlarına kadar inmiş bir oğlan doğurdu; yanından bir kuş geçtiğinde ona: 'Kışş' dedi." Kurtubî'nin sözü burada sona erdi.
6130. Metin
قَالَ مُقَيِّدُهُ عَفَا اللَّهُ عَنْهُ: أَظْهَرُ الْأَقْوَالِ دَلِيلًا أَنَّهُ لَا حَدَّ لِأَكْثَرِ أَمَدِ الْحَمْلِ، وَهُوَ الرِّوَايَةُ الثَّالِثَةُ عَنْ مَالِكٍ، كَمَا نَقَلَهُ عَنْهُ الْقُرْطُبِيُّ ; لِأَنَّ كُلَّ تَحْدِيدٍ بِزَمَنٍ مُعَيَّنٍ لَا أَصْلَ لَهُ وَلَا دَلِيلَ عَلَيْهِ، وَتَحْدِيدُ زَمَنٍ بِلَا مُسْتَنَدٍ صَحِيحٍ لَا يَخْفَى سُقُوطُهُ، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.
Bu eseri kaleme alan [Şankîtî] -Allah onu affetsin- şöyle dedi: Delil yönünden görüşlerin en zahir olanı, Kurtubî'nin kendisinden naklettiği üzere Mâlik'ten gelen üçüncü rivayet olan hamileliğin en çok süresi için bir sınırın bulunmadığıdır. Çünkü belirli bir zamanla sınırlandırmanın hiçbir aslı ve delili yoktur; sahih bir dayanağı olmayan bir zaman sınırlandırmasının ise geçersizliği açıktır. En doğrusunu Allah Teâlâ bilir.
6131. Metin
وَأَمَّا أَقَلُّ الْحَيْضِ وَأَكْثَرُهُ فَقَدِ اخْتَلَفَ فِيهِ الْعُلَمَاءُ أَيْضًا، فَذَهَبَ مَالِكٌ إِلَى أَنَّ أَقَلَّ الْحَيْضِ بِالنِّسْبَةِ إِلَى الْعِبَادَةِ كَالصَّوْمِ وَوُجُوبِ الْغُسْلِ لَا حَدَّ لَهُ، بَلْ لَوْ نَزَلَتْ مِنَ الْمَرْأَةِ قَطْرَةُ دَمٍ وَاحِدَةٌ لَكَانَتْ حَيْضَةً بِالنِّسْبَةِ إِلَى الْعِبَادَةِ، أَمَّا بِالنِّسْبَةِ إِلَى الِاسْتِبْرَاءِ وَالْعِدَّةِ، فَقِيلَ كَذَلِكَ أَيْضًا، وَالْمَشْهُورُ أَنَّهُ يُرْجَعُ فِي قَدْرِ ذَلِكَ لِلنِّسَاءِ الْعَارِفَاتِ بِالْقَدْرِ الَّذِي يَدُلُّ عَلَى بَرَاءَةِ الرَّحِمِ مِنَ الْحَيْضِ، قَالَ خَلِيلُ بْنُ إِسْحَاقَ فِي مُخْتَصَرِهِ الَّذِي قَالَ فِيهِ مُبَيِّنًا لِمَا بِهِ الْفَتْوَى: وَرُجِعَ فِي قَدْرِ الْحَيْضِ هُنَا، هَلْ هُوَ يَوْمٌ أَوْ بَعْضُهُ إِلَى قَوْلِهِ لِلنِّسَاءِ، أَيْ: رُجِعَ فِي ذَلِكَ كُلِّهِ لِلنِّسَاءِ. اهـ.
Hayzın en az ve en çok süresine gelince, âlimler bu konuda da ihtilaf etmişlerdir. Mâlik, oruç ve guslün vacip olması gibi ibadet bakımından hayzın en az süresinin bir sınırı olmadığı, aksine kadından bir damla kan bile gelse ibadet bakımından bunun hayız sayılacağı görüşüne varmıştır. İstibrâ (rahmin boş olduğunu anlama) ve iddet bakımından ise yine böyle olduğu söylenmiştir. Meşhur olan görüşe göre ise bunun miktarında, rahmin hayızdan temizlendiğine delalet eden miktarı bilen kadınlara müracaat edilir. Halîl b. İshâk, fetvaya esas olanı açıkladığı Muhtasar'ında şöyle demiştir: "Burada hayzın miktarında -bir gün mü yoksa bir günden az mı olduğuna- kadınlara müracaat edilir; yani bütün bunlarda kadınlara müracaat edilir."
6132. Metin
وَالظَّاهِرُ أَنَّهُ عِنْدَ مَالِكٍ مِنْ قَبِيلِ تَحْقِيقِ الْمَنَاطِ، وَالنِّسَاءُ أَدْرَى بِالْمَنَاطِ فِي ذَلِكَ.
Zahir olan şu ki bu, Mâlik katında tahkîku'l-menât (hükmün illetini somut olayda tespit etme) kabilindendir ve kadınlar bu konudaki menâtı (illetin mahallini) daha iyi bilirler.
6133. Metin
أَمَّا أَكْثَرُ الْحَيْضِ عِنْدَ مَالِكٍ فَهُوَ بِالنِّسْبَةِ إِلَى الْحَيْضَةِ الْأُولَى الَّتِي لَمْ تَحِضْ قَبْلَهَا: نِصْفُ شَهْرٍ، ثُمَّ إِنْ تَمَادَى عَلَيْهَا الدَّمُ بَعْدَ نِصْفِ الشَّهْرِ فَهِيَ مُسْتَحَاضَةٌ، وَأَمَّا الْمَرْأَةُ الَّتِي اعْتَادَتِ الْحَيْضَ فَأَكْثَرُ مُدَّةِ حَيْضِهَا عِنْدَهُ هُوَ زِيَادَةُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ اسْتِظْهَارًا عَلَى أَكْثَرِ أَزْمِنَةِ عَادَتِهَا إِنْ تَفَاوَتَ زَمَنُ حَيْضِهَا، فَإِنْ حَاضَتْ مَرَّةً سِتًّا وَمَرَّةً خَمْسًا وَمَرَّةً سَبْعًا اسْتَظْهَرَتْ بِالثَّلَاثَةِ عَلَى
Mâlik katında hayzın en çok süresine gelince; daha önce hayız görmemiş ilk hayız gören [kadın] (mübtedea) için yarım aydır (on beş gündür). Sonra eğer yarım aydan sonra da kan devam ederse o müstahâzadır (özür kanı görendir). Hayız görmeyi âdet edinmiş kadına (mu'tâde) gelince, onun katında kadının hayzının en çok süresi, hayız süresi değişkenlik gösteriyorsa âdetinin en uzun süresine ihtiyat (istizhâr) amacıyla üç gün eklemektir. Eğer bir defasında altı, bir defasında beş, bir defasında da yedi gün hayız gördüyse, en uzun âdeti olduğu için
6134. Metin
السَّبْعَةِ ; لِأَنَّهَا أَكْثَرُ عَادَتِهَا، وَمَحَلُّ هَذَا إِذَا لَمْ يَزِدْ ذَلِكَ عَلَى نِصْفِ الشَّهْرِ، فَإِنْ زَادَ عَلَى نِصْفِ الشَّهْرِ فَهِيَ طَاهِرٌ عِنْدَ مُضِيِّ نِصْفِ الشَّهْرِ، وَكُلُّ هَذَا فِي غَيْرِ الْحَامِلِ، وَسَيَأْتِي الْكَلَامُ فِي هَذَا الْمَبْحَثِ - إِنْ شَاءَ اللَّهُ - عَلَى الدَّمِ الَّذِي تَرَاهُ الْحَامِلُ.
yedi gün üzerine üç gün istizhârda bulunur. Bu durum, toplam süre yarım ayı aşmadığı takdirdedir. Eğer yarım ayı aşarsa, yarım ayın geçmesiyle birlikte o kadın temiz sayılır. Bütün bunlar hamile olmayan kadın hakkındadır; hamile kadının gördüğü kan hakkındaki açıklama -inşâallâh- bu bahiste ileride gelecektir.
6135. Metin
هَذَا حَاصِلُ مَذْهَبِ مَالِكٍ فِي أَقَلِّ الْحَيْضِ وَأَكْثَرِهِ، وَأَمَّا أَكْثَرُ الطُّهْرِ فَلَا حَدَّ لَهُ، وَلَا خِلَافَ فِي ذَلِكَ بَيْنَ الْعُلَمَاءِ، وَأَقَلُّ الطُّهْرِ فِي مَذْهَبِ مَالِكٍ لَمْ يُصَرِّحْ بِهِ مَالِكٌ، بَلْ قَالَ: يُسْأَلُ النِّسَاءُ عَنْ عَدَدِ أَيَّامِ الطُّهْرِ.
Mâlik'in hayzın en azı ve en çoğu hakkındaki mezhebinin özeti budur. Temizliğin (tuhr) en çok süresine gelince, bunun bir sınırı yoktur ve bu konuda âlimler arasında hiçbir ihtilaf bulunmamaktadır. Mâlik'in mezhebinde temizliğin en az süresini Mâlik açıkça belirtmemiş, bilakis: "Kadınlara temizlik günlerinin sayısı sorulur" demiştir.
6136. Metin
وَقَالَ الشَّيْخُ أَبُو مُحَمَّدٍ فِي رِسَالَتِهِ: إِنَّهُ نَحْوُ ثَمَانِيَةِ أَيَّامٍ، أَوْ عَشَرَةِ أَيَّامٍ. وَقَالَ ابْنُ سِرَاجٍ: " يَنْبَغِي أَنْ تَكُونَ الْفَتْوَى بِذَلِكَ " ; لِأَنَّ الشَّيْخَ أَبَا مُحَمَّدٍ اسْتَقْرَأَ ذَلِكَ مِنَ " الْمُدَوَّنَةِ "، وَهُوَ قَوْلُ سَحْنُونٍ، وَقَالَ ابْنُ مَسْلَمَةَ: " أَقَلُّ الطُّهْرِ فِي مَذْهَبِ مَالِكٍ خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْمًا "، وَاعْتَمَدَهُ صَاحِبُ " التَّلْقِينِ "، وَجَعَلَهُ ابْنُ شَاسٍ الْمَشْهُورَ، وَعَلَيْهِ دَرَجَ خَلِيلُ بْنُ إِسْحَاقَ فِي مُخْتَصَرِهِ ; حَيْثُ قَالَ: وَأَكْثَرُهُ لِمُبْتَدَئِهِ نِصْفُ شَهْرٍ كَأَقَلِّ الطُّهْرِ.
Şeyh Ebû Muhammed Risâle'sinde: "Bunun yaklaşık sekiz gün veya on gün olduğunu" söylemiştir. İbn Sirâc şöyle demiştir: "Fetvanın da böyle olması gerekir; çünkü Şeyh Ebû Muhammed bunu el-Müdevvene'den istikra yoluyla çıkarmıştır ve bu Sehnûn'un da görüşüdür." İbn Mesleme ise: "Mâlik'in mezhebinde en az temizlik süresi on beş gündür" demiştir. et-Telkîn müellifi bunu esas almış, İbn Şâs ise meşhur görüş kılmıştır. Halîl b. İshâk da Muhtasar'ında bu görüş üzere yürümüş ve: "İlk defa hayız gören için onun en çoğu, en az temizlik süresi gibi yarım aydır" demiştir.
6137. Metin
وَذَهَبَ الْإِمَامُ الشَّافِعِيُّ، وَالْإِمَامُ أَحْمَدُ - رَحِمَهُمَا اللَّهُ - فِي الْمَشْهُورِ الصَّحِيحِ عَنْهُمَا: أَنَّ أَقَلَّ الْحَيْضِ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ، وَأَكْثَرَهُ خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْمًا، وَهُوَ قَوْلُ عَطَاءٍ، وَأَبِي ثَوْرٍ، وَأَقَلُّ الطُّهْرِ عِنْدَ الشَّافِعِيِّ بِاتِّفَاقِ أَصْحَابِهِ خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْمًا، وَنَقَلَ الْمَاوَرْدِيُّ عَنْ أَكْثَرِ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ أَقَلَّ الطُّهْرِ خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْمًا، وَقَالَ الثَّوْرِيُّ أَقَلُّ الطُّهْرِ بَيْنَ الْحَيْضَتَيْنِ خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْمًا.
İmam Şâfiî ve İmam Ahmed -Allah ikisine de rahmet etsin- kendilerinden gelen meşhur ve sahih rivayette: Hayzın en azının bir gün bir gece, en çoğunun ise on beş gün olduğu görüşüne varmışlardır. Bu, Atâ ve Ebû Sevr'in de görüşüdür. Şâfiî katında mezhep mensuplarının ittifakıyla en az temizlik süresi on beş gündür. Mâverdî ilim ehlinin çoğunluğundan en az temizlik süresinin on beş gün olduğunu nakletmiştir. Sevrî de: "İki hayız arasındaki en az temizlik süresi on beş gündür" demiştir.
6138. Metin
قَالَ أَبُو ثَوْرٍ: وَذَلِكَ مِمَّا لَا يَخْتَلِفُونَ فِيهِ فِيمَا نَعْلَمُ.
Ebû Sevr şöyle demiştir: "Bu, bildiğimiz kadarıyla [âlimlerin] hakkında ihtilaf etmedikleri hususlardandır."
6139. Metin
وَذَهَبَ الْإِمَامُ أَحْمَدُ إِلَى أَنَّ أَقَلَّ الطُّهْرِ بَيْنَ الْحَيْضَتَيْنِ ثَلَاثَةَ عَشَرَ يَوْمًا، وَرَوَى عَنْهُ ذَلِكَ الْأَثْرَمُ، وَأَبُو طَالِبٍ، وَقَدْ قَدَّمْنَا مِرَارًا أَنَّ أَكْثَرَ الطُّهْرِ لَا حَدَّ لَهُ إِجْمَاعًا، قَالَ النَّوَوِيُّ فِي " شَرْحِ الْمُهَذَّبِ ": وَدَلِيلُ الْإِجْمَاعِ الِاسْتِقْرَاءُ ; لِأَنَّ ذَلِكَ مَوْجُودٌ مُشَاهَدٌ، وَمِنْ أَظْرَفِهِ مَا نَقَلَهُ الْقَاضِي أَبُو الطَّيِّبِ فِي تَعْلِيقِهِ، قَالَ: " أَخْبَرَتْنِي امْرَأَةٌ عَنْ أُخْتِهَا أَنَّهَا تَحِيضُ فِي كُلِّ سَنَةٍ يَوْمًا وَلَيْلَةً وَهِيَ صَحِيحَةٌ تَحْبَلُ وَتَلِدُ وَنِفَاسُهَا أَرْبَعُونَ يَوْمًا ".
İmam Ahmed, iki hayız arasındaki en az temizlik süresinin on üç gün olduğu görüşüne varmıştır; bunu ondan el-Esrem ve Ebû Tâlib rivayet etmiştir. Daha önce defalarca geçtiği üzere temizliğin en çok süresinin icma ile bir sınırı yoktur. Nevevî Şerhu'l-Mühezzeb'de şöyle demiştir: "İcmanın delili istikradır (tümevarım); çünkü bu, varlığı müşahede edilen bir durumdur. Bunun en ilginç olanlarından biri Kadı Ebü't-Tayyib'in Ta'lîka'sında naklettiği şu olaydır: 'Bir kadın bana kız kardeşinden haber vererek onun her yıl bir gün bir gece hayız gördüğünü, sağlıklı olduğunu, hamile kalıp doğum yaptığını ve nifasının kırk gün olduğunu söyledi.'"
6140. Metin
وَذَهَبَ الْإِمَامُ أَبُو حَنِيفَةَ ﵀ إِلَى أَنَّ أَقَلَّ الْحَيْضِ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ، وَأَكْثَرَهُ عَشَرَةٌ. وَعَنْ أَبِي يُوسُفَ: أَقَلُّهُ يَوْمَانِ وَأَكْثَرُ الثَّالِثِ. وَأَقَلُّ الطُّهْرِ عِنْدَ أَبِي حَنِيفَةَ وَأَصْحَابِهِ: خَمْسَةَ عَشَرَ يَوْمًا وَلَا حَدَّ لِأَكْثَرِهِ عِنْدَهُ، كَمَا قَدَّمْنَا حِكَايَةَ الْإِجْمَاعِ عَلَيْهِ مِرَارًا، وَيُسْتَثْنَى مِنْ ذَلِكَ مُرَاعَاةُ الْمُعْتَادَةِ الْمُسْتَحَاضَةِ لِزَمَنِ طُهْرِهَا وَحَيْضِهَا.
İmam Ebû Hanîfe rahimehullâh ise hayzın en azının üç gün, en çoğunun ise on gün olduğu görüşüne varmıştır. Ebû Yûsuf'tan: "En azı iki gün ve üçüncü günün çoğudur" rivayeti gelmiştir. Ebû Hanîfe ve talebeleri katında temizliğin en azı on beş gündür; onun katında en çoğu için ise daha önce icmayı defalarca naklettiğimiz üzere bir sınır yoktur. Âdeti belli olan müstahâza kadının temizlik ve hayız vaktini gözetmesi bundan müstesnadır.
6141. Metin
وَعَنْ يَحْيَى بْنِ أَكْثَمَ: أَقَلُّ الطُّهْرِ تِسْعَةَ عَشَرَ يَوْمًا، وَحَكَى الْمَاوَرْدِيُّ عَنْ مَالِكٍ ثَلَاثَ
Yahyâ b. Eksem'den: "Temizliğin en azı on dokuz gündür" rivayeti gelmiştir. Mâverdî, Mâlik'ten hayzın en çok süresi hakkında üç
6142. Metin
رِوَايَاتٍ فِي أَكْثَرِ الْحَيْضِ، إِحْدَاهَا: خَمْسَةَ عَشَرَ، وَالثَّانِيَةَ: سَبْعَةَ عَشَرَ، وَالثَّالِثَةَ: غَيْرُ مَحْدُودَةٍ.
rivayet nakletmiştir: Birincisi on beş gün, ikincisi on yedi gün, üçüncüsü ise sınırsız olmasıdır.
6143. Metin
وَعَنْ مَكْحُولٍ: أَكْثَرُ الْحَيْضِ سَبْعَةُ أَيَّامٍ، وَعَنْ عَبْدِ الْمَلِكِ بْنِ الْمَاجِشُونِ: أَقَلُّ الطُّهْرِ خَمْسَةُ أَيَّامٍ، وَيُحْكَى عَنْ نِسَاءِ الْمَاجِشُونِ أَنَّهُنَّ كُنْ يَحِضْنَ سَبْعَ عَشْرَةَ، قَالَ أَحْمَدُ: " وَأَكْثَرُ مَا سَمِعْنَا سَبْعَ عَشْرَةَ ".
Mekhûl'den: "Hayzın en çoğu yedi gündür", Abdülmelik b. el-Mâcişûn'dan: "Temizliğin en azı beş gündür" rivayeti nakledilmiştir. Mâcişûn ailesinin kadınlarından onların on yedi gün hayız gördükleri rivayet edilir. Ahmed şöyle demiştir: "Duyduğumuz en çok süre on yedi gündür."
6144. Metin
هَذَا حَاصِلُ أَقْوَالِ الْعُلَمَاءِ فِي أَقَلِّ الْحَيْضِ وَأَكْثَرِهِ، وَهَذِهِ أَدِلَّتُهُمْ. أَمَّا أَبُو حَنِيفَةَ وَمَنْ وَافَقَهُ، فَاحْتَجُّوا لِمَذْهَبِهِمْ أَنَّ أَقَلَّ الْحَيْضِ ثَلَاثَةٌ وَأَكْثَرَهُ عَشَرَةٌ بِحَدِيثِ وَاثِلَةَ بْنِ الْأَسْقَعِ ﵁ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ قَالَ: " أَقَلُّ الْحَيْضِ ثَلَاثَةُ أَيَّامٍ وَأَكْثَرُهُ عَشَرَةُ أَيَّامٍ ".
Hayzın en azı ve en çoğu hakkındaki âlimlerin görüşlerinin özeti budur; delilleri de şunlardır: Ebû Hanîfe ve ona muvafakat edenler, hayzın en azının üç, en çoğunun on gün olduğu şeklindeki mezheplerine, Vâsile b. el-Eskâ'ın radıyallâhu anh Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem rivayet ettiği şu hadisi delil getirmişlerdir: "Hayzın en azı üç gün, en çoğu ise on gündür."
6145. Metin
وَبِمَا رُوِيَ عَنْ أَبِي أُمَامَةَ ﵁، عَنِ النَّبِيِّ ﷺ، قَالَ: " لَا يَكُونُ الْحَيْضُ أَكْثَرَ مِنْ عَشَرَةِ أَيَّامٍ وَلَا أَقَلَّ مِنْ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ " وَبِمَا رُوِيَ عَنْ أَنَسٍ ﵁ قَالَ: " الْحَيْضُ ثَلَاثٌ، أَرْبَعٌ، خَمْسٌ، سِتٌّ، سَبْعٌ، ثَمَانٍ، تِسْعٌ، عَشْرٌ "، قَالُوا: وَأَنَسٌ لَا يَقُولُ هَذَا إِلَّا تَوْقِيفًا، قَالُوا: وَلِأَنَّ هَذَا تَقْدِيرٌ، وَالتَّقْدِيرُ لَا يَصِحُّ إِلَّا بِتَوْقِيفٍ، أَوِ اتِّفَاقٍ، وَإِنَّمَا حَصَلَ الِاتِّفَاقُ عَلَى ثَلَاثَةٍ، وَرَدَّ الْجُمْهُورُ الِاسْتِدْلَالَ بِالْأَحَادِيثِ الْمَذْكُورَةِ بِأَنَّهَا ضَعِيفَةٌ لَا تَثْبُتُ بِمِثْلِهَا حُجَّةٌ.
Ayrıca Ebû Ümâme'den radıyallâhu anh, Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurduğu rivayetini delil getirmişlerdir: "Hayız on günden fazla, üç günden de az olmaz." Ve Enes'ten radıyallâhu anh rivayet edilen: "Hayız üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on [gündür]" sözünü delil getirmişlerdir. Şöyle demişlerdir: "Enes bunu ancak tevkîfen (Peygamber'den duyarak) söyler." Yine şöyle demişlerdir: "Çünkü bu bir takdirdir (miktar belirlemedir); takdir ise ancak tevkîf veya ittifak ile sahih olur. İttifak ise ancak üç gün üzerinde gerçekleşmiştir." Cumhûr ise zikredilen hadislerle istidlal edilmesini, bunların benzeriyle delil sabit olmayacak derecede zayıf hadisler olduğunu belirterek reddetmiştir.
6146. Metin
قَالَ النَّوَوِيُّ فِي " شَرْحِ الْمُهَذَّبِ " مَا نَصُّهُ: " وَأَمَّا حَدِيثُ وَاثِلَةَ، وَأَبِي أُمَامَةَ، وَأَنَسٍ، فَكُلُّهَا ضَعِيفَةٌ مُتَّفَقٌ عَلَى ضَعْفِهَا عِنْدَ الْمُحَدِّثِينَ، وَقَدْ أَوْضَحَ ضَعْفَهَا الدَّارَقُطْنِيُّ، ثُمَّ الْبَيْهَقِيُّ فِي كِتَابِ " الْخِلَافِيَّاتِ " ثُمَّ " السُّنَنِ الْكَبِيرِ " اهـ.
Nevevî Şerhu'l-Mühezzeb'de aynen şöyle demiştir: "Vâsile, Ebû Ümâme ve Enes hadislerine gelince; bunların tamamı hadisçiler nezdinde zayıflığı üzerinde ittifak edilmiş zayıf hadislerdir. Bunların zayıflığını önce Dârekutnî, ardından el-Hilâfiyyât kitabında ve sonra da es-Sünenü'l-Kebîr'de Beyhakî açıklamıştır."
6147. Metin
وَقَالَ ابْنُ قُدَامَةَ فِي " الْمُغْنِي ": حَدِيثُ وَاثِلَةَ يَرْوِيهِ مُحَمَّدُ بْنُ أَحْمَدَ الشَّامِيُّ وَهُوَ ضَعِيفٌ، عَنْ حَمَّادِ بْنِ الْمِنْهَالِ، وَهُوَ مَجْهُولٌ، وَحَدِيثُ أَنَسٍ يَرْوِيهِ الْجَلْدُ بْنُ أَيُّوبَ، وَهُوَ ضَعِيفٌ، قَالَ ابْنُ عُيَيْنَةَ: هُوَ حَدِيثٌ لَا أَصْلَ لَهُ، وَقَالَ أَحْمَدُ فِي حَدِيثِ أَنَسٍ: لَيْسَ هُوَ شَيْئًا هَذَا مِنْ قِبَلِ الْجَلْدِ بْنِ أَيُّوبَ، قِيلَ: إِنَّ مُحَمَّدَ بْنَ إِسْحَاقَ رَوَاهُ، قَالَ مَا أُرَاهُ سَمِعَهُ إِلَّا مِنَ الْحَسَنِ بْنِ دِينَارٍ، وَضَعَّفَهُ جِدًّا، وَقَالَ يَزِيدُ بْنُ زُرَيْعٍ ذَاكَ: أَبُو حَنِيفَةَ لَمْ يَحْتَجَّ إِلَّا بِالْجَلْدِ بْنِ أَيُّوبَ، وَحَدِيثُ الْجَلْدِ قَدْ رُوِيَ عَنْ عَلِيٍّ ﵁ مَا يُعَارِضُهُ، فَإِنَّهُ قَالَ: مَا زَادَ عَلَى خَمْسَةَ عَشَرَ اسْتِحَاضَةٌ، وَأَقَلُّ الْحَيْضِ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ، وَقَالَ الْبَيْهَقِيُّ فِي " السُّنَنِ الْكُبْرَى ": فَهَذَا حَدِيثٌ يُعْرَفُ بِالْجَلْدِ بْنِ أَيُّوبَ، وَقَدْ أُنْكِرَ عَلَيْهِ ذَلِكَ، وَقَالَ الْبَيْهَقِيُّ أَيْضًا: قَالَ ابْنُ عُلَيَّةَ: الْجَلْدُ أَعْرَابِيٌّ لَا يَعْرِفُ الْحَدِيثَ، وَقَالَ أَيْضًا: قَالَ الشَّافِعِيُّ: نَحْنُ وَأَنْتَ لَا نُثْبِتُ مِثْلَ حَدِيثِ
İbn Kudâme el-Mugnî'de şöyle demiştir: Vâsile hadisini, zayıf olan Muhammed b. Ahmed eş-Şâmî, meçhul olan Hammâd b. el-Minhâl'den rivayet etmektedir. Enes hadisini ise zayıf olan el-Celd b. Eyyûb rivayet etmektedir. İbn Uyeyne: "O, aslı olmayan bir hadistir" demiştir. Ahmed, Enes hadisi hakkında: "O bir şey değildir; bu durum el-Celd b. Eyyûb'dan kaynaklanmaktadır" demiştir. "Bunu Muhammed b. İshâk rivayet etti" denilince, [Ahmed]: "Onun bunu el-Hasen b. Dînâr'dan başkasından işittiğini sanmıyorum" demiş ve onu son derece zayıf saymıştır. Yezîd b. Zürey' ise şöyle demiştir: "Şu Ebû Hanîfe sadece el-Celd b. Eyyûb ile delil getirmiştir." Celd'in hadisine gelince, Ali'den radıyallâhu anh buna muarız olan rivayet edilmiştir; zira o: "On beş günden fazlası istihâzadır; hayzın en azı ise bir gün bir gecedir" demiştir. Beyhakî es-Sünenü'l-Kübrâ'da şöyle demiştir: "Bu, el-Celd b. Eyyûb ile bilinen bir hadistir ve bu husus onun aleyhine inkâr edilmiştir." Beyhakî yine şöyle demiştir: "İbn Uleyye: 'Celd hadisi bilmeyen bir bedevidir' demiştir." Yine [Beyhakî]: "Şâfiî şöyle demiştir: Biz de siz de
6148. Metin
الْجَلْدِ، وَنَسْتَدِلُّ عَلَى غَلَطِ مَنْ هُوَ أَحْفَظُ مِنْهُ بِأَقَلَّ مِنْ هَذَا.
Celd'in hadisi gibisini sabit kabul etmeyiz ve ondan daha hafız olan birinin hatasına bundan daha azıyla delil getiririz."
6149. Metin
وَقَالَ أَيْضًا: قَالَ سُلَيْمَانُ بْنُ حَرْبٍ: كَانَ حَمَّادٌ - يَعْنِي ابْنَ زَيْدٍ - يُضَعِّفُ الْجَلْدَ، وَيَقُولُ لَمْ يَكُنْ يَعْقِلُ الْحَدِيثَ.
Yine [Beyhakî] şöyle demiştir: Süleymân b. Harb şöyle dedi: Hammâd -yani İbn Zeyd- Celd'i zayıf sayar ve 'O hadisi anlamıyordu' derdi.
6150. Metin
وَرَوَى الْبَيْهَقِيُّ أَيْضًا بِإِسْنَادِهِ عَنْ حَمَّادِ بْنِ زَيْدٍ، قَالَ: ذَهَبْتُ أَنَا وَجَرِيرُ بْنُ حَازِمٍ إِلَى الْجَلْدِ بْنِ أَيُّوبَ، فَحَدَّثَنَا بِحَدِيثِ مُعَاوِيَةَ بْنِ قُرَّةَ، عَنْ أَنَسٍ فِي الْحَائِضِ، فَذَهَبْنَا نُوقِفُهُ، فَإِذَا هُوَ لَا يَفْصِلُ بَيْنَ الْحَائِضِ، وَالْمُسْتَحَاضَةِ. وَرَوَى أَيْضًا بِإِسْنَادِهِ عَنْ أَحْمَدَ بْنِ سَعِيدٍ الدَّارِمِيِّ، قَالَ: سَأَلْتُ أَبَا عَاصِمٍ، عَنِ الْجَلْدِ بْنِ أَيُّوبَ فَضَعَّفَهُ جِدًّا، وَقَالَ: كَانَ شَيْخًا مِنْ مَشَايِخِ الْعَرَبِ تَسَاهَلَ أَصْحَابُنَا فِي الرِّوَايَةِ عَنْهُ.
Beyhakî yine kendi isnadıyla Hammâd b. Zeyd'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben ve Cerîr b. Hâzim, el-Celd b. Eyyûb'un yanına gittik; bize Muâviye b. Kurre'den, o da Enes'ten hayızlı kadın hakkındaki hadisi rivayet etti. Biz onu durdurup sorgulamaya kalkıştığımızda gördük ki o, hayızlı ile müstahâzayı birbirinden ayırt edemiyor. Yine kendi isnadıyla Ahmed b. Saîd ed-Dârimî'den rivayet etmiştir; o şöyle dedi: Ebû Âsım'a el-Celd b. Eyyûb'u sordum; onu son derece zayıf saydı ve şöyle dedi: "O, Arapların şeyhlerinden bir şeyhti; ashabımız ondan rivayette müsamahakâr davrandılar."
6151. Metin
وَرَوَى الْبَيْهَقِيُّ أَيْضًا عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الْمُبَارَكِ أَنَّ أَهْلَ الْبَصْرَةِ كَانُوا يُنْكِرُونَ حَدِيثَ الْجَلْدِ بْنِ أَيُّوبَ، وَيَقُولُونَ: شَيْخٌ مِنْ شُيُوخِ الْعَرَبِ لَيْسَ بِصَاحِبِ حَدِيثٍ، قَالَ ابْنُ الْمُبَارَكِ: وَأَهْلُ مِصْرِهِ أَعْلَمُ بِهِ مِنْ غَيْرِهِمْ. قَالَ يَعْقُوبُ: وَسَمِعْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ حَرْبٍ، وَصَدَقَةَ بْنَ الْفَضْلِ، وَإِسْحَاقَ بْنَ إِبْرَاهِيمَ، وَبَلَغَنِي عَنْ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ أَنَّهُمْ كَانُوا يُضَعِّفُونَ الْجَلْدَ بْنَ أَيُّوبَ، وَلَا يَرَوْنَهُ فِي مَوْضِعِ الْحُجَّةِ، وَرَوَى بِإِسْنَادِهِ أَيْضًا عَنِ ابْنِ عُيَيْنَةَ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ: مَا جَلْدٌ؟ وَمَنْ جَلْدٌ؟ وَمَنْ كَانَ جَلْدٌ؟ وَرَوَى بِإِسْنَادِهِ أَيْضًا عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ، قَالَ: سَمِعْتُ أَبِي ذَكَرَ الْجَلْدَ بْنَ أَيُّوبَ، فَقَالَ: لَيْسَ يَسْوَى حَدِيثُهُ شَيْئًا، ضَعِيفُ الْحَدِيثِ. اهـ. وَإِنَّمَا أَطَلْنَا الْكَلَامَ فِي تَضْعِيفِ هَذَا الْأَثَرِ ; لِأَنَّهُ أَقْوَى مَا جَاءَ فِي الْبَابِ عَلَى ضَعْفِهِ كَمَا تَرَى. وَقَدْ قَالَ الْبَيْهَقِيُّ فِي " السُّنَنِ الْكُبْرَى ": رُوِيَ فِي أَقَلِّ الْحَيْضِ وَأَكْثَرِهِ أَحَادِيثُ ضِعَافٌ قَدْ بَيَّنْتُ ضَعْفَهَا فِي " الْخِلَافِيَّاتِ ".
Beyhakî yine Abdullah b. el-Mübârek'ten rivayet etmiştir ki Basra ehli el-Celd b. Eyyûb'un hadisini inkâr eder/kabul etmez ve: "Arap şeyhlerinden bir şeyhtir, hadis ehli değildir" derlerdi. İbnü'l-Mübârek: "Kendi şehrinin ehli onu başkalarından daha iyi bilir" demiştir. Ya'kûb şöyle dedi: Süleymân b. Harb, Sadaka b. el-Fadl ve İshâk b. İbrâhîm'den işittim; Ahmed b. Hanbel'den de bana ulaştı ki onlar el-Celd b. Eyyûb'u zayıf sayarlar ve onu delil olma mevkiinde görmezlerdi. Yine kendi isnadıyla İbn Uyeyne'den rivayet etti ki o şöyle derdi: "Celd de neymiş? Celd kimmiş? Celd kim oluyormuş?" Yine kendi isnadıyla Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'den rivayet etti; o şöyle dedi: Babamın el-Celd b. Eyyûb'u andığını işittim; şöyle dedi: "Onun hadisi hiçbir şeye değmez, hadisi zayıftır." Bu rivayetin zayıflığını açıklamayı uzattık; zira gördüğün gibi zayıf olmasına rağmen bu konuda gelen en kuvvetli delil budur. Nitekim Beyhakî es-Sünenü'l-Kübrâ'da şöyle demiştir: "Hayzın en azı ve en çoğu hakkında zayıf hadisler rivayet edilmiştir; bunların zayıflığını el-Hilâfiyyât'ta açıklamıştım."
6152. Metin
وَأَمَّا حُجَّةُ مَنْ قَالَ: إِنَّ أَقَلَّ الْحَيْضِ يَوْمٌ وَلَيْلَةٌ وَأَكْثَرَهُ خَمْسَةَ عَشَرَ، كَالشَّافِعِيِّ، وَأَحْمَدَ، وَمَنْ وَافَقَهُمَا، فَهِيَ أَنَّهُ لَمْ يَثْبُتْ فِي ذَلِكَ تَحْدِيدٌ مِنَ الشَّرْعِ فَوَجَبَ الرُّجُوعُ إِلَى الْمُشَاهَدِ فِي الْوُجُودِ، وَالْمُشَاهَدُ أَنَّ الْحَيْضَ لَا يَقِلُّ عَنْ يَوْمٍ وَلَيْلَةٍ وَلَا يَزِيدُ عَلَى نِصْفِ شَهْرٍ، قَالُوا: وَثَبَتَ مُسْتَفِيضًا عَنِ السَّلَفِ مِنَ التَّابِعِينَ فَمَنْ بَعْدَهُمْ وُجُودُ ذَلِكَ عِيَانًا، وَرَوَاهُ الْبَيْهَقِيُّ، وَغَيْرُهُ، عَنْ عَطَاءٍ، وَالْحَسَنِ، وَعُبَيْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ، وَيَحْيَى بْنِ سَعِيدٍ، وَرَبِيعَةَ، وَشَرِيكٍ، وَالْحَسَنِ بْنِ صَالِحٍ، وَعَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ مَهْدِيٍّ رَحِمَهُمُ اللَّهُ تَعَالَى.
Şâfiî, Ahmed ve onlara muvafakat edenler gibi "Hayzın en azı bir gün bir gece, en çoğu ise on beş gündür" diyenlerin deliline gelince; bu hususta şeriattan bir sınırlandırma sabit olmamıştır; binaenaleyh varlıkta müşahede edilene müracaat etmek vacip olmuştur. Müşahede edilen ise hayzın bir gün bir geceden az olmadığı ve yarım aydan fazla olmadığıdır. Şöyle dediler: Bunun bizzat gözle görüldüğü Tâbiîn ve sonrasındaki Selef'ten müstefîz olarak sabit olmuştur. Bunu Beyhakî ve diğerleri Atâ, el-Hasen, Ubeydullah b. Ömer, Yahyâ b. Saîd, Rebîa, Şerîk, el-Hasen b. Sâlih ve Abdurrahman b. Mehdî'den -Allah Teâlâ onlara rahmet etsin- rivayet etmişlerdir.
6153. Metin
قَالَ النَّوَوِيُّ: " فَإِنْ قِيلَ: رَوَى إِسْحَاقُ بْنُ رَاهَوَيْهِ، عَنْ بَعْضِهِمْ أَنَّ امْرَأَةً مِنْ نِسَاءِ الْمَاجِشُونِ حَاضَتْ عِشْرِينَ يَوْمًا، وَعَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ أَنَّ بِنْتَ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ كَانَتْ تَحْتَهُ وَكَانَتْ تَحِيضُ مِنَ السَّنَةِ شَهْرَيْنِ، فَجَوَابُهُ بِمَا أَجَابَ بِهِ الْمُصَنِّفُ فِي كِتَابِهِ النُّكَتِ أَنَّ هَذَيْنِ النَّقْلَيْنِ ضَعِيفَانِ.
Nevevî şöyle demiştir: "Eğer denilirse ki: İshâk b. Râhûye bazılarından, Mâcişûn ailesinin kadınlarından birinin yirmi gün hayız gördüğünü rivayet etmiştir; Meymûn b. Mihrân'dan da Saîd b. Cübeyr'in kızının onun nikâhı altında olduğu ve yılda iki ay hayız gördüğü rivayet edilmiştir; buna cevap, müellifin en-Nüket adlı kitabında verdiği şu cevaptır: Bu iki nakil zayıftır.
6154. Metin
فَالْأَوَّلُ: عَنْ بَعْضِهِمْ وَهُوَ مَجْهُولٌ، وَقَدْ أَنْكَرَهُ بَعْضُهُمْ، وَقَدْ أَنْكَرَهُ الْإِمَامُ مَالِكُ بْنُ أَنَسٍ، وَغَيْرُهُ مِنْ عُلَمَاءِ الْمَدِينَةِ.
Birincisi: Bazılarından nakledilmiştir ki o meçhuldür; [ayrıca] bunu bazısı inkâr etmiştir; nitekim İmam Mâlik b. Enes ve Medine âlimlerinden başkaları da bunu inkâr etmişlerdir.
6155. Metin
وَالثَّانِي: رَوَاهُ الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، عَنْ رَجُلٍ، عَنْ مَيْمُونٍ، وَالرَّجُلُ مَجْهُولٌ. وَاللَّهُ أَعْلَمُ " اهـ.
İkincisi: Velîd b. Müslim bunu bir adamdan, o da Meymûn'dan rivayet etmiştir; o adam ise meçhuldür. En doğrusunu Allah bilir."
6156. Metin
وَأَمَّا حُجَّةُ مَالِكٍ فِي أَكْثَرِ الْحَيْضِ لِلْمُبْتَدِئَةِ، فَكَحُجَّةِ الشَّافِعِيِّ، وَأَحْمَدَ، وَحُجَّتُهُ فِي أَكْثَرِهِ لِلْمُعْتَادَةِ مَا رَوَاهُ الْإِمَامُ مَالِكٌ، وَأَحْمَدُ، وَالشَّافِعِيُّ، وَأَبُو دَاوُدَ، وَالنَّسَائِيُّ، وَابْنُ مَاجَهْ، عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ﵂ أَنَّهَا اسْتَفْتَتْ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ فِي امْرَأَةٍ تَهْرَاقُ الدَّمَ فَقَالَ: " لِتَنْظُرْ قَدْرَ اللَّيَالِي وَالْأَيَّامِ الَّتِي كَانَتْ تَحِيضُهُنَّ وَقَدْرَهُنَّ مِنَ الشَّهْرِ فَتَدَعَ الصَّلَاةَ، ثُمَّ لِتَغْتَسِلْ، وَلْتَسْتَثْفِرْ، ثُمَّ تُصَلِّي " اهـ.
Mâlik'in, ilk defa hayız gören için hayzın en çok süresi hususundaki delili Şâfiî ve Ahmed'in delili gibidir. Âdet gören kadın için en çok süresi hakkındaki delili ise İmam Mâlik, Ahmed, Şâfiî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce'nin Ümmü Seleme'den radıyallâhu anhâ rivayet ettikleri şu hadistir: O, devamlı kan akıtan bir kadın hakkında Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem fetva sordu. Bunun üzerine [Resûlullah]: "Her ay hayız gördüğü gün ve gecelerin miktarına baksın ve [o süre zarfında] namazı bıraksın; sonra yıkansın (gusletsin), bir bez bağlasın (istisfâr etsin), sonra namaz kılsın" buyurdu.
6157. Metin
وَهَذَا الْحَدِيثُ نَصٌّ فِي الرُّجُوعِ إِلَى عَادَةِ الْحَائِضِ.
Bu hadis, hayızlı kadının âdetine müracaat etmesi hususunda açık bir nastır.
6158. Metin
قَالَ ابْنُ حَجَرٍ فِي " التَّلْخِيصِ " فِي هَذَا الْحَدِيثِ: قَالَ النَّوَوِيُّ إِسْنَادُهُ عَلَى شَرْطِهِمَا، وَقَالَ الْبَيْهَقِيُّ: هُوَ حَدِيثٌ مَشْهُورٌ، إِلَّا أَنَّ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ لَمْ يَسْمَعْهُ مِنْ أُمِّ سَلَمَةَ، وَفِي رِوَايَةٍ لِأَبِي دَاوُدَ، عَنْ سُلَيْمَانَ أَنَّ رَجُلًا أَخْبَرَهُ عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ، وَقَالَ الْمُنْذِرِيُّ: لَمْ يَسْمَعْهُ سُلَيْمَانُ مِنْهَا، وَقَدْ رَوَاهُ مُوسَى بْنُ عُقْبَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ، عَنْ مَرْجَانَةَ، عَنْهَا، وَسَاقَهُ الدَّارَقُطْنِيُّ مِنْ طَرِيقِ صَخْرِ بْنِ جُوَيْرَةَ، عَنْ نَافِعٍ، عَنْ سُلَيْمَانَ أَنَّهُ حَدَّثَهُ رَجُلٌ عَنْهَا. اهـ.
İbn Hacer et-Telhîs'te bu hadis hakkında şöyle demiştir: Nevevî: 'İsnadı ikisinin (Buhârî ve Müslim'in) şartına uygundur' dedi. Beyhakî ise şöyle dedi: 'O meşhur bir hadistir, ancak Süleymân b. Yesâr bunu Ümmü Seleme'den işitmemiştir.' Ebû Dâvûd'un bir rivayetinde Süleymân'dan, bir adamın bunu kendisine Ümmü Seleme'den haber verdiği yer almaktadır. Münzirî şöyle demiştir: 'Süleymân bunu ondan işitmemiştir; Mûsâ b. Ukbe bunu Nâfi'den, o Süleymân'dan, o Mercâne'den, o da Ümmü Seleme'den rivayet etmiştir.' Dârekutnî de bunu Sahr b. Cüveyriye tarikiyle Nâfi'den, o Süleymân'dan, bir adamın bunu kendisine Ümmü Seleme'den rivayet ettiği şeklinde sevk etmiştir.
6159. Metin
وَلِلْحَدِيثِ شَوَاهِدُ مُتَعَدِّدَةٌ تُقَوِّي رُجُوعَ النِّسَاءِ إِلَى عَادَتِهِنَّ فِي الْحَيْضِ، كَحَدِيثِ حَمْنَةَ بِنْتِ جَحْشٍ، وَحَدِيثِ عَائِشَةَ فِي قِصَّةِ فَاطِمَةَ بِنْتِ أَبِي حُبَيْشٍ، وَأَمَّا زِيَادَةُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ، فَهِيَ لِأَجْلِ الِاسْتِظْهَارِ وَالتَّحَرِّي فِي انْقِضَاءِ الْحَيْضَةِ، وَلَا أَعْلَمُ لَهَا مُسْتَنَدًا مِنْ نُصُوصِ الْوَحْيِ الثَّابِتَةِ، وَأَمَّا حُجَّةُ مَالِكٍ فِي أَقَلِّ الْحَيْضِ بِالنِّسْبَةِ إِلَى الْعِبَادَاتِ فَهِيَ التَّمَسُّكُ بِظَاهِرِ إِطْلَاقِ النُّصُوصِ، وَلَمْ يَرِدْ نَصٌّ صَحِيحٌ فِي التَّحْدِيدِ.
Hamne bint Cahş hadisi ve Fâtıma bint Ebî Hubeyş kıssasındaki Âişe hadisi gibi kadınların hayızda âdetlerine müracaat etmelerini kuvvetlendiren müteaddit şahitleri vardır. Üç gün eklemeye (istizhâra) gelince; bu, hayzın sona ermesinde ihtiyatlı davranmak ve emin olmak içindir; sabit vahiy nasslarından buna bir dayanak bilmiyorum. Mâlik'in ibadetler bakımından hayzın en az süresi hakkındaki deliline gelince; bu, nassların mutlak zahirine tutunmaktır; zira sınırlandırma hususunda hiçbir sahih nas gelmemiştir.