Şuarâ

Şinkîtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

19125. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

19126. Metin

سُورَةُ الشُّعَرَاءِ

Şuara Suresi

19127. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ (٣) .

Yüce Allah'ın: { لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ } “Mümin olmuyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin!” [Şuara 26/3] kavli.

19128. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْكَهْفِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا [١٨ \ ٦] وَفِي آخِرِ سُورَةِ «الْحِجْرِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ [١٥ \ ٨٨] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ [١٥ \ ٩٧] .

Bunu açıklayan ayetleri Kehf suresinin başında, Yüce Allah'ın: { فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا } “Demek onlar bu söze (Kur'an'a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek neredeyse kendini helak edeceksin!” [18/6] kavlinin tefsirinde ve Hicr suresinin sonunda, Yüce Allah'ın: { وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ } “Onlar için üzülme” [15/88] ve Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ } “Andolsun biliyoruz ki, onların söyledikleri yüzünden göğsün daralıyor” [15/97] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19129. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ (٧) إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ (٨) .

Yüce Allah'ın: { أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُمْ مُؤْمِنِينَ } “Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik? Şüphesiz bunda bir ayet (ibret) vardır; ama onların çoğu iman etmiş değillerdir” [Şuara 26/7-8] kavli.

19130. Metin

أَشَارَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ إِلَى أَنَّ كَثْرَةَ مَا أَنْبَتَ فِي الْأَرْضِ، مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ، أَيْ ; صِنْفٍ حَسَنٍ مِنْ أَصْنَافِ النَّبَاتِ، فِيهِ آيَةٌ دَالَّةٌ عَلَى كَمَالِ قُدْرَتِهِ.

Yüce ve Ulu [Allah], bu kerim ayette, yeryüzünde her güzel çiftten, yani bitki türlerinden her güzel çeşitten çokça bitirmiş olmasında, Kendi kudretinin kemaline delalet eden bir delil (ayet) bulunduğuna işaret etmiştir.

19131. Metin

وَقَدْ أَوْضَحْنَا فِي مَوَاضِعَ مُتَعَدِّدَةٍ مِنْ هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ أَنَّ إِحْيَاءَ الْأَرْضِ بَعْدَ مَوْتِهَا، وَإِنْبَاتَ النَّبَاتِ فِيهَا بَعْدَ عَدَمِهِ مِنَ الْبَرَاهِينِ الْقَاطِعَةِ عَلَى بَعْثِ النَّاسِ بَعْدَ الْمَوْتِ.

Bu mübarek kitabın muhtelif yerlerinde, ölümünden sonra yeryüzünün diriltilmesinin ve yok iken orada bitkilerin bitirilmesinin, insanların ölümden sonra diriltileceğine dair kesin delillerden olduğunu açıklamıştık.

19132. Metin

وَقَدْ أَوْضَحْنَا دَلَالَةَ الْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ عَلَى ذَلِكَ فِي سُورَةِ «الْبَقَرَةِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ، إِلَى قَوْلِهِ: وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ [٢ \ ٢١ - ٢٢] وَفِي أَوَّلِ سُورَةِ «النَّحْلِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالْأَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ الْآيَةَ [١٦ \ ١٠ - ١١] .

Kur'an ayetlerinin buna delaletini Bakara suresinde, Yüce Allah'ın: { يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ } “Ey insanlar! Sizi yaratan Rabbinize ibadet edin” kavlinden { وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ } “...ve gökten su indirip onunla sizin için rızık olarak ürünler çıkaran...” [2/21-22] kavline kadar olan kısmın tefsirinde; ve Nahl suresinin başında, Yüce Allah'ın: { هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالْأَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ } “O, sizin için gökten su indirendir; içeceğiniz ondandır ve hayvanlarınızı otlattığınız ağaçlar/bitkiler de onunla biter. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her türlü meyveden bitirir...” ayetinin [16/10-11] tefsirinde açıklamıştık.

19133. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتَ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (١٠) قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ (١١) .

Yüce Allah'ın: { وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتَ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ } “Hani Rabbin Musa'ya: 'O zalim kavme, Firavun'un kavmine git; hâlâ sakınmayacaklar mı?' diye nida etmişti” [Şuara 26/10-11] kavli.

19134. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا [١٩ \ ٥٢] .

Bunu açıklayan ayetleri Meryem suresinde, Yüce Allah'ın: { وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا } “Ona Tur'un sağ yanından seslendik ve onu fısıldaşan (özel bir yakınlıkla) yaklaştırdık” [19/52] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19135. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ (١٢) وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي.

Yüce Allah'ın: { قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي } “[Musa] dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu ben beni yalanlamalarından korkarım. Göğsüm daralır ve dilim çözülmez'” [Şuara 26/12-13] kavli.

19136. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ عَنْ نَبِيِّهِ مُوسَى عَلَيْهِ وَعَلَى نَبِيِّنَا الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ: إِنَّى أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ، أَيْ: بِسَبَبِ أَنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا، وَفَرَرْتُ مِنْهُمْ لَمَّا خِفْتُ أَنْ يَقْتُلُونِي بِالْقَتِيلِ الَّذِي قَتَلْتُهُ مِنْهُمْ، وَيُوَضِّحُ هَذَا الْمَعْنَى التَّرْتِيبُ بِالْفَاءِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ [٢٨ \ ٣٣] ; لِأَنَّ مَنْ يَخَافُ الْقَتْلَ فَهُوَ يَتَوَقَّعُ التَّكْذِيبَ، وَقَوْلُهُ: وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي، أَيْ: مِنْ أَجْلِ الْعُقْدَةِ الْمَذْكُورَةِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى عَنْ مُوسَى: وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي [٢٠ \ ٢٧ - ٢٨] قَدَّمْنَا فِي الْكَلَامِ عَلَى آيَةِ «طَهَ» ، هَذِهِ بَعْضَ الْآيَاتِ الدَّالَّةِ عَلَى مَا يَتَعَلَّقُ بِهَذَا الْمَبْحَثِ.

Yüce Allah'ın bu kerim ayette Peygamberi Musa'dan (ona ve Peygamberimize salât ve selâm olsun) naklettiği: { إِنِّي أَخَافُ أَنْ يُكَذِّبُونِ } “Doğrusu ben beni yalanlamalarından korkarım” kavli; yani 'Onlardan bir canı öldürmüş olmam ve onlardan öldürdüğüm maktul sebebiyle beni öldürmelerinden korktuğum için kaçmış olmam sebebiyle' demektir. Bu anlamı, Yüce Allah'ın: { قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ } “Dedi ki: Rabbim, ben onlardan bir canı öldürdüm, bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum” [28/33] kavlindeki 'fâ' (ف) harfiyle yapılan tertip açıklamaktadır; zira öldürülmekten korkan kimse yalanlanmayı da bekler. O'nun: { وَلَا يَنْطَلِقُ لِسَانِي } “ve dilim çözülmez” kavli ise; Yüce Allah'ın Musa'dan naklettiği { وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي } “Dilimden düğümü çöz ki sözümü anlasınlar” [20/27-28] kavlinde zikredilen düğümden ötürüdür. Tâhâ suresindeki bu ayetin tefsirinde, bu konuyla ilgili hususlara delalet eden bazı ayetleri daha önce geçirmiştik.

19137. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ (١٣) .

Yüce Allah'ın: { فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ } “'Onun için Harun'a da elçilik ver'” [Şuara 26/13] kavli.

19138. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيًّا [١٩ \ ٥٣] .

Bunu açıklayan ayetleri Meryem suresinde, Yüce Allah'ın: { وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيًّا } “Ve rahmetimizden ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak lütfettik” [19/53] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19139. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى عَنْ نَبِيِّهِ مُوسَى: وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ (١٤) . لَمْ يُبَيِّنْ هُنَا هَذَا الذَّنْبَ الَّذِي لَهُمْ عَلَيْهِ الَّذِي يَخَافُ مِنْهُمْ أَنْ يَقْتُلُوهُ بِسَبَبِهِ، وَقَدْ بَيَّنَ فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ أَنَّ الذَّنْبَ الْمَذْكُورَ هُوَ قَتْلُهُ لِصَاحِبِهِمُ الْغَبْطِيِّ، فَقَدْ صَرَّحَ تَعَالَى بِالْقَتْلِ الْمَذْكُورِ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ [٢٨ \ ٣٣] فَقَوْلُهُ: قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا مُفَسِّرٌ لِقَوْلِهِ: وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ [٢٦ \ ١٤] وَلِذَا رَتَّبَ بِالْفَاءِ عَلَى كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا. قَوْلُهُ: فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ، وَقَدْ أَوْضَحَ تَعَالَى قِصَّةَ قَتْلِ مُوسَى لَهُ بِقَوْلِهِ فِي «الْقَصَصِ» : وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ [٢٨ \ ١٥] وَقَوْلُهُ: فَقَضَى عَلَيْهِ، أَيْ: قَتَلَهُ، وَذَلِكَ هُوَ الذَّنْبُ الْمَذْكُورُ فِي آيَةِ «الشُّعَرَاءِ» هَذِهِ.

Yüce Allah'ın Peygamberi Musa'dan naklettiği: { وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ } “'Onların bana karşı bir suç isnatları da var; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum'” [Şuara 26/14] kavli. Burada, kendisini öldürmelerinden korktuğu ve aleyhinde bulunan bu suçu açıklamamıştır. Başka bir yerde ise söz konusu suçun, onların Kıptî olan adamını öldürmesi olduğunu açıklamıştır. Nitekim Yüce Allah, bahsi geçen öldürme hadisesini şu kavlinde açıkça ifade etmiştir: { قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ } “Dedi ki: Rabbim, ben onlardan bir canı öldürdüm, bundan ötürü beni öldürmelerinden korkuyorum” [28/33]. Dolayısıyla O'nun: { قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا } “Onlardan bir canı öldürdüm” kavli, { وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنْبٌ } “Onların bana karşı bir günah [isnatları] var” [26/14] kavlini tefsir etmektedir. Bu sebeple her ikisinde de 'fâ' harfiyle { فَأَخَافُ أَنْ يَقْتُلُونِ } “bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum” sonucunu bağlamıştır. Yüce Allah, Musa'nın onu öldürme kıssasını Kasas suresinde şu kavliyle açıklamıştır: { وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَذَا مِنْ شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِنْ شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ } “Halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi; orada biri kendi tarafından, diğeri düşman tarafından kavga eden iki adam buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanından olana karşı ondan yardım istedi. Musa da ona bir yumruk vurdu ve işini bitirdi (ölümüne yol açtı)” [28/15]. Ayetteki: { فَقَضَى عَلَيْهِ } “işini bitirdi” kavli, yani onu öldürdü demektir. İşte bu Şuara ayetinde zikredilen suç budur.

19140. Metin

وَقَدْ بَيَّنَ تَعَالَى أَنَّهُ غَفَرَ لِنَبِيِّهِ مُوسَى ذَلِكَ الذَّنْبَ الْمَذْكُورَ، وَذَلِكَ فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ الْآيَةَ [٢٨ \ ١٦] .

Yüce Allah, Peygamberi Musa'nın söz konusu bu suçunu bağışladığını da açıklamıştır; bu da Yüce Allah'ın şu kavlindedir: { قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ } “[Musa] dedi ki: 'Rabbim, doğrusu ben kendime zulmettim, beni bağışla.' Bunun üzerine [Allah da] onu bağışladı...” [28/16].

19141. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ. صِيغَةُ الْجَمْعِ فِي قَوْلِهِ: إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ، لِلتَّعْظِيمِ، وَمَا ذَكَرَهُ جَلَّ وَعَلَا فِي

Yüce Allah'ın: { قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ } “[Allah] buyurdu ki: 'Hayır, asla! İkiniz ayetlerimizle gidin; şüphesiz Biz sizinle beraberiz, işitmekteyiz'” [Şuara 26/15] kavli. O'nun: { إِنَّا مَعَكُمْ مُسْتَمِعُونَ } “Şüphesiz Biz sizinle beraberiz, işitmekteyiz” kavlindeki çoğul kipi tazim (yüceltme) içindir. Yüce ve Ulu [Allah]'ın zikrettiği husus,

19142. Metin

هَذِهِ الْآيَةِ مِنْ رَدِّهِ عَلَى مُوسَى خَوْفَهُ الْقَتْلَ مِنْ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ، بِحَرْفِ الزَّجْرِ الَّذِي هُوَ كَلَّا، وَأَمَرَهُ أَنْ يَذْهَبَ هُوَ وَأَخُوهُ بِآيَاتِهِ مُبَيِّنًا لَهُمَا أَنَّ اللَّهَ مَعَهُمْ، أَيْ: وَهِيَ مَعِيَّةٌ خَاصَّةٌ بِالنَّصْرِ وَالتَّأْيِيدِ، وَأَنَّهُ مُسْتَمِعٌ لِكُلِّ مَا يَقُولُ لَهُمْ فِرْعَوْنُ، أَوْضَحَهُ أَيْضًا فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى [٢٠ \ ٤٦] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا بِآيَاتِنَا أَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ [٢٨ \ ٣٥] .

bu ayette Musa'nın Firavun ve kavminden kaynaklanan öldürülme korkusunu bir azarlama/men etme edatı olan { كَلَّا } “hayır, asla” ile reddetmesi; kendisinin ve kardeşinin ayetleriyle gitmesini emretmesi; Allah'ın onlarla beraber olduğunu —ki bu, yardım ve destekle olan özel bir beraberliktir (maiyyet)— ve Firavun'un onlara söyleyeceği her şeyi işitmekte olduğunu bildirmesidir. Bunu başka bir yerde de açıklamıştır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى } “Buyurdu ki: 'Korkmayın! Çünkü Ben sizinle beraberim; işitir ve görürüm'” [20/46] ve Yüce Allah: { قَالَ سَنَشُدُّ عَضُدَكَ بِأَخِيكَ وَنَجْعَلُ لَكُمَا سُلْطَانًا فَلَا يَصِلُونَ إِلَيْكُمَا بِآيَاتِنَا أَنْتُمَا وَمَنِ اتَّبَعَكُمَا الْغَالِبُونَ } “Buyurdu ki: 'Pazını kardeşinle güçlendireceğiz ve ikinize öyle bir güç/üstünlük vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip geleceksiniz'” [28/35] buyurmuştur.

19143. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِ الْعَالَمِينَ.

Yüce Allah'ın: { فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِ الْعَالَمِينَ } “'Hemen Firavun'a gidin ve deyin ki: Gerçekten biz, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz'” [Şuara 26/16] kavli.

19144. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» ، وَ «طَهَ» ، وَبَيَّنَّا فِي سُورَةِ «طَهَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ [٢٠ \ ٤٧] وَجْهَ تَثْنِيَتِهِ الرَّسُولَ فِي «طَهَ» ، وَإِفْرَادِهِ هُنَا فِي «الشُّعَرَاءِ» ، مَعَ شَوَاهِدِهِ الْعَرَبِيَّةِ.

Bunu açıklayan ayetleri Meryem ve Tâhâ surelerinde daha önce geçirmiştik. Tâhâ suresinde, Yüce Allah'ın: { فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ } “Deyin ki: 'Biz Rabbinin iki elçisiyiz'” [20/47] kavlinin tefsirinde, Tâhâ'da 'resûl' kelimesinin tesniye (ikil), burada Şuara'da ise müfred (tekil) getirilmesinin gerekçesini Arap dili şahitleriyle birlikte açıklamıştık.

19145. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا.

Yüce Allah'ın: { قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا } “[Firavun] dedi ki: 'Biz seni aramızda bir çocuk olarak büyütmedik mi?'” [Şuara 26/18] kavli.

19146. Metin

تَرْبِيَةُ فِرْعَوْنَ لِمُوسَى هَذِهِ الَّتِي ذَكَرَهَا لَهُ هِيَ الَّتِي ذُكِرَ مَبْدَؤُهَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَقَالَتِ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ قُرَّةُ عَيْنٍ لِي وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسَى أَنْ يَنْفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ [٢٨ \ ٩] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي الْآيَةَ [٢٠ \ ٣٩] .

Firavun'un Musa'ya hatırlattığı bu büyütüp yetiştirme işi, başlangıcı Yüce Allah'ın şu kavlinde zikredilen husustur: { وَقَالَتِ امْرَأَةُ فِرْعَوْنَ قُرَّةُ عَيْنٍ لِي وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسَى أَنْ يَنْفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ } “Firavun'un hanımı dedi ki: 'Benim için de senin için de bir göz aydınlığı! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz.' Oysa onlar farkında değillerdi” [28/9] ve Yüce Allah'ın: { وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي } “...Ve Kendi nezdimden senin üzerine bir sevgi koydum ki gözetimim altında yetiştirilesin” [20/39] ayetidir.

19147. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى فِي كَلَامِ فِرْعَوْنَ لِمُوسَى: وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ.

Firavun'un Musa'ya hitabında Yüce Allah'ın [naklettiği]: { وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ } “'Ve yapacağını yaptın (o fiili işledin); sen nankörlerdensin!'” [Şuara 26/19] kavli.

19148. Metin

أَبْهَمَ جَلَّ وَعَلَا هَذِهِ الْفِعْلَةَ الَّتِي فَعَلَهَا لِتَعْبِيرِهِ عَنْهَا بِالِاسْمِ الْمُبْهَمِ الَّذِي هُوَ الْمَوْصُولُ فِي قَوْلِهِ: الَّتِي فَعَلْتَ، وَقَدْ أَوْضَحَهَا فِي آيَاتٍ أُخَرَ، وَبَيَّنَ أَنَّ الْفِعْلَةَ الْمَذْكُورَةَ هِيَ قَتْلُهُ نَفْسًا مِنْهُمْ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ [٢٨ \ ١٥] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا الْآيَةَ [٢٨ \ ٣٣] وَقَوْلِهِ عَنِ الْإِسْرَائِيلِيِّ الَّذِي اسْتَغَاثَ بِمُوسَى مَرَّتَيْنِ: قَالَ يَامُوسَى أَتُرِيدُ أَنْ تَقْتُلَنِي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْأَمْسِ إِنْ تُرِيدُ إِلَّا أَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْأَرْضِ وَمَا تُرِيدُ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحِينَ [٢٨ \ ١٩] .

Yüce ve Ulu [Allah], onun yaptığı bu fiili, { الَّتِي فَعَلْتَ } “yaptığın o fiil” kavlindeki mübhem bir isim olan ism-i mevsul ile ifade ederek kapalı bırakmıştır. Diğer ayetlerde ise bunu açıklamış ve bahsi geçen fiilin onlardan bir canı öldürmesi olduğunu belirtmiştir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ } “Musa ona bir yumruk vurdu ve işini bitirdi” [28/15], Yüce Allah: { قَالَ رَبِّ إِنِّي قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا } “Dedi ki: 'Rabbim, ben onlardan bir canı öldürdüm...'” [28/33] buyurmuş ve Musa'dan iki kez yardım isteyen İsrailoğlundan naklen şöyle buyurmuştur: { قَالَ يَامُوسَى أَتُرِيدُ أَنْ تَقْتُلَنِي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْأَمْسِ إِنْ تُرِيدُ إِلَّا أَنْ تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْأَرْضِ وَمَا تُرِيدُ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحِينَ } “Dedi ki: 'Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde bir zorba olmaktan başka bir şey istemiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun!'” [28/19].

19149. Metin

وَأَظْهَرُ الْأَقْوَالِ عِنْدِي فِي مَعْنَى قَوْلِهِ: وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ، أَنَّ الْمُرَادَ بِهِ كُفْرُ

O'nun: { وَأَنْتَ مِنَ الْكَافِرِينَ } “sen kâfirlerdensin” kavlinin anlamı hakkında bana göre en açık olan görüş, bununla nimet nankörlüğünün (küfrân-ı nimet)

19150. Metin

النِّعْمَةِ، يَعْنِي أَنْعَمْنَا عَلَيْكَ بِتَرْبِيَتِنَا إِيَّاكَ صَغِيرًا، وَإِحْسَانِنَا إِلَيْكَ تَتَقَلَّبُ فِي نِعْمَتِنَا فَكَفَرْتَ نِعْمَتَنَا، وَقَابَلْتَ إِحْسَانَنَا بِالْإِسَاءَةِ لِقَتْلِكَ نَفْسًا مِنَّا، وَبَاقِيَ الْأَقْوَالِ تَرَكْنَاهُ ; لِأَنَّ هَذَا أَظْهَرُهَا عِنْدَنَا.

kastedildiğidir; yani 'Küçükken seni yetiştirmemizle sana nimet verdik, nimetimiz içinde yetişirken sana iyilikte bulunduk; sen ise bizden bir canı öldürmek suretiyle nimetimize nankörlük ettin ve iyiliğimize kötülükle karşılık verdin' demektir. Diğer görüşleri ise terk ettik; zira bize göre en açık olanı budur.

19151. Metin

وَقَالَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ: رَدَّ مُوسَى عَلَى فِرْعَوْنَ امْتِنَانَهُ عَلَيْهِ بِالتَّرْبِيَةِ، بِقَوْلِهِ: وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ [٢٦ \ ٢٥] يَعْنِي: تَعْبِيدَكَ لِقَوْمِي، وَإِهَانَتَكَ لَهُمْ لَا يُعْتَبَرُ مَعَهُ إِحْسَانُكَ إِلَيَّ لِأَنِّي رَجُلٌ وَاحِدٌ مِنْهُمْ، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

Bazı ilim ehli şöyle demiştir: Musa, Firavun'un büyütüp yetiştirmeyi başına kakmasına karşı şu sözüyle cevap vermiştir: { وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدْتَ بَنِي إِسْرَائِيلَ } “O başıma kaktığın nimet, İsrailoğullarını köleleştirmiş olmandan ötürüdür” [26/22]. Yani: 'Kavmimi köleleştirmen ve onları hor görmen karşısında, ben onlardan sadece bir adam olduğum için bana yaptığın iyilik bir değer taşımaz.' İlim Yüce Allah'ın katındadır.

19152. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ. أَيْ: قَالَ مُوسَى مُجِيبًا لِفِرْعَوْنَ: قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا، أَيْ: إِذْ فَعَلْتُهَا وَأَنَا فِي ذَلِكَ الْحِينِ مِنَ الضَّالِّينَ، أَيْ: قَبْلَ أَنْ يُوحِيَ اللَّهُ إِلَيَّ، وَيَبْعَثَنِي رَسُولًا، وَهَذَا هُوَ التَّحْقِيقُ إِنْ شَاءَ اللَّهُ فِي مَعْنَى الْآيَةِ.

Yüce Allah'ın: { قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ } “[Musa] dedi ki: 'Ben o fiili o zaman, yolunu şaşırmışlardan (cahillerden) iken işledim'” [Şuara 26/20] kavli. Yani Musa Firavun'a cevap vererek: { قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا } “O fiili o zaman işledim”; yani 'Onu işlediğim o vakitte ben şaşırmışlardan idim; yani Allah bana vahyetmeden ve beni bir elçi olarak göndermeden önceydim' demiştir. İnşallah ayetin anlamında tahkik olan (en isabetli) görüş budur.

19153. Metin

وَقَوْلُ مَنْ قَالَ مِنْ أَهْلِ الْعِلْمِ: وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ، أَيْ: مِنَ الْجَاهِلِينَ، رَاجِعٌ إِلَى مَا ذَكَرْنَا ; لِأَنَّهُ بِالنِّسْبَةِ إِلَى مَا عَلِمَهُ اللَّهُ مِنَ الْوَحْيِ يُعْتَبَرُ قَبْلَهُ جَاهِلًا، أَيْ: غَيْرَ عَالِمٍ بِمَا أَوْحَى اللَّهُ إِلَيْهِ.

İlim ehlinden bazılarının { وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ } “şaşırmışlardan idim” kavli hakkında: 'Yani cahillerden idim' şeklindeki sözü de zikrettiğimiz anlama döner; zira o, Allah'ın kendisine vahiy yoluyla öğrettiği şeylere nispetle, bundan önce cahil, yani Allah'ın kendisine vahyedeceği şeyleri bilmeyen sayılırdı.

19154. Metin

وَقَدْ بَيَّنَّا مِرَارًا فِي هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ أَنَّ لَفْظَ الضَّلَالِ يُطْلَقُ فِي الْقُرْآنِ، وَفِي اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ ثَلَاثَةَ إِطْلَاقَاتٍ: الْإِطْلَاقُ الْأَوَّلُ: يُطْلَقُ الضَّلَالُ مُرَادًا بِهِ الذَّهَابُ عَنْ حَقِيقَةِ الشَّيْءِ، فَتَقُولُ الْعَرَبُ فِي كُلِّ مَنْ ذَهَبَ عَنْ عِلْمِ حَقِيقَةِ شَيْءٍ ضَلَّ عَنْهُ، وَهَذَا الضَّلَالُ ذَهَابٌ عَنْ عِلْمِ شَيْءٍ مَا، وَلَيْسَ مِنَ الضَّلَالِ فِي الدِّينِ.

Bu mübarek kitapta defalarca açıklamıştık ki, dalâlet (الضَّلَال) lafzı Kur'an'da ve Arap dilinde üç farklı manada kullanılır: Birinci kullanım: Dalâlet, bir şeyin hakikatinden uzaklaşmak/habersiz olmak manasında kullanılır. Araplar, bir şeyin hakikatinin bilgisinden uzaklaşan herkes hakkında 'ondan saptı/uzaklaştı' derler. Bu dalâlet, herhangi bir şeyin bilgisinden uzaklaşmaktır; dindeki sapıklık (dalâlet) değildir.

19155. Metin

وَمِنْ هَذَا الْمَعْنَى قَوْلُهُ هُنَا: وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ، أَيْ: مِنَ الذَّاهِبِينَ عَنْ عِلْمِ حَقِيقَةِ الْعُلُومِ، وَالْأَسْرَارِ الَّتِي لَا تُعْلَمُ إِلَّا عَنْ طَرِيقِ الْوَحْيِ، لِأَنِّي فِي ذَلِكَ الْوَقْتِ لَمْ يُوحَ إِلَيَّ، وَمِنْهُ عَلَى التَّحْقِيقِ: وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى [٩٣ \ ٣] أَيْ: ذَاهِبًا عَمَّا عَلَّمَكَ مِنَ الْعُلُومِ الَّتِي لَا تُدْرَكُ إِلَّا بِالْوَحْيِ.

Buradaki: { وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ } “şaşırmışlardan idim” kavli bu anlamdandır; yani 'Yalnızca vahiy yoluyla bilinebilen ilimlerin ve sırların hakikatinin bilgisinden habersiz olanlardandım; zira o vakit bana henüz vahyolunmamıştı' demektir. Tahkike göre şu ayet de bu kabildendir: { وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى } “Seni yolunu şaşırmış (arar) bulup da doğru yola iletmedi mi?” [93/7]; yani 'ancak vahiyle idrak edilebilecek olan ve sana öğrettiği ilimlerden habersiz iken'.

19156. Metin

وَمِنْ هَذَا الْمَعْنَى قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لَا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنْسَى [٢٠ \ ٥٢] فَقَوْلُهُ: لَا يَضِلُّ رَبِّي، أَيْ: لَا يَذْهَبُ عَنْهُ عَلْمُ شَيْءٍ كَائِنًا

Yüce Allah'ın şu kavli de bu anlamdandır: { قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لَا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنْسَى } “[Musa] dedi ki: 'Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne yanılır ne de unutur'” [20/52]. Buradaki { لَا يَضِلُّ رَبِّي } “Rabbim yanılmaz” kavli; yani ne olursa

19157. Metin

مَا كَانَ، وَقَوْلُهُ تَعَالَى: فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاءِ أَنْ تَضِلَّ إِحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الْأُخْرَى [٢ \ ٢٨٢] فَقَوْلُهُ: أَنْ تَضِلَّ إِحْدَاهُمَا، أَيْ: تَذْهَبَ عَنْ عِلْمِ حَقِيقَةِ الْمَشْهُودِ بِهِ بِدَلِيلِ قَوْلِهِ بَعْدَهُ: فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الْأُخْرَى، وَقَوْلُهُ تَعَالَى عَنْ أَوْلَادِ يَعْقُوبَ: إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ [٢٢ \ ٨] وَقَوْلُهُ: قَالُوا تَاللَّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ [١٢ \ ٩٥] عَلَى التَّحْقِيقِ فِي ذَلِكَ كُلِّهِ. وَمِنْ هَذَا الْمَعْنَى قَوْلُ الشَّاعِرِ:

olsun hiçbir şeyin ilmi O'ndan kaybolup gitmez demektir. Yüce Allah'ın şu kavli de böyledir: { فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاءِ أَنْ تَضِلَّ إِحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الْأُخْرَى } “Eğer iki erkek bulunmazsa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile biri şaşırırsa diğerinin ona hatırlatması için iki kadın [şahit tutun]” [2/282]. Ayetteki: { أَنْ تَضِلَّ إِحْدَاهُمَا } “biri şaşırırsa” kavli; yani şahitlik edilen konunun hakikatinin bilgisini unutup giderse demektir; nitekim ardından gelen { فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الْأُخْرَى } “diğerinin ona hatırlatması için” ifadesi buna delildir. Yüce Allah'ın Yakub'un oğullarından naklettiği: { إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ } “Gerçekten babamız apaçık bir şaşkınlık (yanılgı) içindedir” [12/8] ve { قَالُوا تَاللَّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ } “Dediler ki: 'Allah'a yemin olsun ki sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın (sevginin tesirindesin)'” [12/95] kavilleri de —bütün bunlardaki tahkike göre— bu kabildendir. Şairin şu beyti de bu anlamdadır:

19158. Metin

وَتَظُنُّ سَلْمَى أَنَّنِي أَبْغِي بِهَا ... بَدَلًا أَرَاهَا فِي الضَّلَالِ تَهِيمُ

Ve Selma sanır ki ben onun yerine bir başkasını ararım / Oysa ben onu bir yanılgı içinde bocalarken görüyorum

19159. Metin

وَالْإِطْلَاقُ الثَّانِي: وَهُوَ الْمَشْهُورُ فِي اللُّغَةِ، وَفِي الْقُرْآنِ هُوَ إِطْلَاقُ الضَّلَالِ عَلَى الذَّهَابِ عَنْ طَرِيقِ الْإِيمَانِ إِلَى الْكُفْرِ، وَعَنْ طَرِيقِ الْحَقِّ إِلَى الْبَاطِلِ، وَعَنْ طَرِيقِ الْجَنَّةِ إِلَى النَّارِ، وَمِنْهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ [١ \ ٧] .

İkinci kullanım: Dilde ve Kur'an'da en meşhur olanı ise; dalâletin iman yolundan küfre, hak yolundan batıla ve cennet yolundan cehenneme sapma manasında kullanılmasıdır. Yüce Allah'ın şu kavli bu kabildendir: { غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ } “Gazaba uğramışların ve sapmışlarınkine değil” [1/7].

19160. Metin

وَالْإِطْلَاقُ الثَّالِثُ: هُوَ إِطْلَاقُ الضَّلَالِ عَلَى الْغَيْبُوبَةِ وَالِاضْمِحْلَالِ، تَقُولُ الْعَرَبُ: ضَلَّ الشَّيْءُ إِذَا غَابَ وَاضْمَحَلَّ، وَمِنْهُ قَوْلُهُمْ: ضَلَّ السَّمْنُ فِي الطَّعَامِ، إِذَا غَابَ فِيهِ وَاضْمَحَلَّ، وَلِأَجْلِ هَذَا سَمَّتِ الْعَرَبُ الدَّفْنَ فِي الْقَبْرِ إِضْلَالًا ; لِأَنَّ الْمَدْفُونَ تَأْكُلُهُ الْأَرْضُ فَيَغِيبُ فِيهَا وَيَضْمَحِلُّ.

Üçüncü kullanım: Dalâletin kaybolup gitme ve yok olma (izinin silinmesi) anlamında kullanılmasıdır. Araplar: Bir şey kaybolup yok olduğunda ‘ضَلَّ الشَّيْءُ’ (şey kayboldu) derler. Nitekim yemekte eriyip yok olduğunda ‘ضَلَّ السَّمْنُ فِي الطَّعَامِ’ (yağ yemekte kayboldu) sözleri bu kabildendir. İşte bu sebeple Araplar kabre gömmeyi de 'idlal' (إِضْلَال) diye isimlendirmişlerdir; çünkü gömülen kimseyi toprak yer, o da toprakta kaybolup yok olur.

19161. Metin

وَمِنْ هَذَا الْمَعْنَى قَوْلُهُ تَعَالَى: وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الْأَرْضِ الْآيَةَ [٣٢ \ ١٠] يَعْنُونَ: إِذَا دُفِنُوا وَأَكَلَتْهُمُ الْأَرْضُ، فَضَلُّوا فِيهَا، أَيْ: غَابُوا فِيهَا وَاضْمَحَلُّوا.

Yüce Allah'ın şu kavli de bu anlamdandır: { وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الْأَرْضِ } “Dediler ki: 'Biz toprakta kaybolup yok olduğumuz zaman mı...'” [32/10] ayeti. Yani: Gömülüp toprak onları yediğinde ve içinde kaybolduklarında, yani yok olup silindiklerinde demektir.

19162. Metin

وَمِنْ إِطْلَاقِهِمُ الْإِضْلَالَ عَلَى الدَّفْنِ، قَوْلُ نَابِغَةِ ذُبْيَانَ يَرْثِي النُّعْمَانَ بْنَ الْحَارِثِ بْنِ أَبِي شِمْرٍ الْغَسَّانِيَّ:

Gömme eylemine 'idlal' demelerine dair bir örnek, Nâbiğa ez-Zübyânî'nin Nu'mân b. el-Hâris b. Ebî Şimr el-Gassânî için yaktığı şu ağıttır:

19163. Metin

فَإِنْ تُحْيَ لَا أَمْلِكْ حَيَاتِي وَإِنْ تَمُتْ ... فَمَا فِي حَيَاةٍ بَعْدَ مَوْتِكَ طَائِلُ

Eğer sen yaşarsan ben hayatıma malik olamam; şayet ölürsen / Senin ölümünden sonra artık hayatta hiçbir fayda yoktur

19164. Metin

فَآبَ مُضِلُّوهُ بِعَيْنٍ جَلِيَّةٍ ... وَغُودِرَ بِالْجَوْلَانِ حَزْمٌ وَنَائِلُ

Onu toprağa gömenler kesin bir hakikatle geri döndüler / Ve Cevlan'da azim ile cömertlik terk edilip bırakıldı

19165. Metin

وَقَوْلُ الْمُخَبَّلِ السَّعْدِيِّ يَرْثِي قَيْسَ بْنَ عَاصِمٍ:

Ve el-Muhabbel es-Sa'dî'nin Kays b. Âsım için yaktığı şu ağıt da bu kabildendir:

19166. Metin

أَضَلَّتْ بَنُو قَيْسِ بْنِ سَعْدٍ عَمِيدَهَا ... وَفَارِسَهَا فِي الدَّهْرِ قَيْسَ بْنَ عَاصِمِ

Kays b. Sa'd oğulları, efendilerini toprağa gömdüler / Çağlar boyu süvarileri olan Kays b. Âsım'ı

19167. Metin

فَقَوْلُ الذُّبْيَانِيِّ: فَآبَ مُضِلُّوهُ، يَعْنِي: فَرَجَعَ دَافِنُوهُ، وَقَوْلُ السَّعْدِيِّ: أَضَلَّتْ، أَيْ: دَفَنَتْ، وَمِنْ إِطْلَاقِ الضَّلَالِ أَيْضًا عَلَى الْغَيْبَةِ وَالِاضْمِحْلَالِ قَوْلُ الْأَخْطَلِ:

Zübyânî'nin: ‘فَآبَ مُضِلُّوهُ’ sözü; yani 'onu defnedenler geri döndü' demektir. Sa'dî'nin: ‘أَضَلَّتْ’ sözü ise; yani 'defnetti/gömdü' demektir. Dalâletin kaybolup yok olma anlamında kullanımına el-Ahtal'ın şu beyti de örnektir:

19168. Metin

كُنْتَ الْقَذَى فِي مَوْجِ أَكْدَرَ مُزْيِدٍ ... قَذَفَ الْأَتِيُّ بِهِ فَضَلَّ ضَلَالَا

Sen köpüklü, bulanık bir dalganın içindeki çer çöp gibiydin / Sel onu fırlatıp attı da tamamen kaybolup yok oldu

19169. Metin

وَقَوْلُ الْآخَرِ:

Diğer bir şairin şu sözü de böyledir:

19170. Metin

أَلَمْ تَسْأَلْ فَتُخْبِرْكَ الدِّيَارُ ... عَنِ الْحَيِّ الْمُضَلَّلِ أَيْنَ سَارُوا

Sormadın mı ki diyarlar sana haber versin / O kaybolup giden kabilenin nereye yürüdüğünü?

19171. Metin

وَزَعَمَ بَعْضُ أَهْلِ الْعِلْمِ أَنَّ لِلضَّلَالِ إِطْلَاقًا رَابِعًا، قَالَ: وَيُطْلَقُ أَيْضًا عَلَى الْمَحَبَّةِ، قَالَ: وَمِنْهُ قَوْلُهُ: قَالُوا تَاللَّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ [١٢ \ ٩٥] قَالَ: أَيْ فِي حُبِّكَ الْقَدِيمِ لِيُوسُفَ، قَالَ: وَمِنْهُ قَوْلُ الشَّاعِرِ:

Bazı ilim ehli, dalâlet lafzının dördüncü bir kullanımı daha olduğunu ileri sürmüştür. O şöyle demiştir: [Dalâlet] sevgi (muhabbet) manasında da kullanılır. O demiştir ki: { قَالُوا تَاللَّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ } “Dediler ki: 'Allah'a yemin olsun ki sen hâlâ o eski şaşkınlığındasın'” [12/95] kavli bundandır; yani 'Yusuf'a olan o eski sevgindesin' demektir. Yine şairin şu beyti de bundandır demiştir:

19172. Metin

هَذَا الضَّلَالُ أَشَابَ مِنِّي الْمَفْرِقَا ... وَالْعَارِضَيْنِ وَلَمْ أَكُنْ مُتَحَقِّقًا

Bu sevda başımın ayrımını ve iki şakağımı ağarttı / Oysa ben gerçeği kavramış değildim

19173. Metin

عَجَبًا لِعِزَّةٍ فِي اخْتِيَارِ قَطِيعَتِي ... بَعْدَ الضَّلَالِ فَحَبْلُهَا قَدْ أُخْلِقَا

Şaşarım İzze'ye ki bunca sevdadan sonra benimle bağını koparmayı seçti / Artık onun vuslat ipi eskimiştir

19174. Metin

وَزَعَمَ أَيْضًا أَنَّ مِنْهُ قَوْلَهُ: وَوَجَدَكَ ضَالًّا [٩٣ \ ٧] قَالَ: أَيْ مُحِبٌّ لِلْهِدَايَةِ فَهَدَاكَ، وَلَا يَخْفَى سُقُوطُ هَذَا الْقَوْلِ، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

O ayrıca { وَوَجَدَكَ ضَالًّا } “Seni yolunu şaşırmış bulup...” [Duhâ 93/7] kavlinin de bundan olduğunu iddia etmiş; yani 'hidayeti arzulayan bir seven olarak bulup da seni doğru yola iletti' demiştir. Bu görüşün tutarsızlığı aşikârdır. İlim Yüce Allah'ın katındadır.

19175. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ. خَوْفُهُ مِنْهُمْ هَذَا الَّذِي ذُكِرَ هُنَا أَنَّهُ سَبَبٌ لِفِرَارِهِ مِنْهُمْ، قَدْ أَوْضَحَهُ تَعَالَى وَبَيَّنَ سَبَبَهُ فِي قَوْلِهِ: وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَى قَالَ يَامُوسَى إِنَّ الْمَلَأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ إِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ [٢٨ \ ٢٠ - ٢١] وَبَيَّنَ خَوْفَهُ الْمَذْكُورَ بِقَوْلِهِ تَعَالَى: فَأَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ الْآيَةَ [٢٨ \ ١٨] .

Yüce Allah'ın: { فَفَرَرْتُ مِنْكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ } “Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım” kavli. Burada onlardan kaçmasının sebebi olarak zikredilen korkusunu ve bu korkunun sebebini Yüce Allah şu buyruğunda açıklamış ve beyan etmiştir: { وَجَاءَ رَجُلٌ مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَى قَالَ يَامُوسَى إِنَّ الْمَلَأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ إِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنِي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ } “Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve 'Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar, hemen çık git; doğrusu ben sana öğüt verenlerdenim' dedi. Musa korku içinde, etrafı gözetleyerek oradan çıktı: 'Rabbim! Beni o zalimler topluluğundan kurtar' dedi” [Kasas 28/20-21]. Zikredilen bu korkusunu Yüce Allah: { فَأَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ } “Şehirde korku içinde, etrafı gözetleyerek sabahladı...” [Kasas 28/18] ayetiyle de beyan etmiştir.

19176. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لِابْتِدَاءِ رِسَالَتِهِ الْمَذْكُورَةِ هُنَا فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» ، وَغَيْرِهَا.

Yüce Allah'ın: { فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ } “Rabbim bana bir hikmet / hükümranlık bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı” kavli. Burada zikredilen risaletinin başlangıcını açıklayan ayetleri Meryem Suresi'nde ve diğer yerlerde daha önce geçirmiştik.

19177. Metin

وَقَوْلُهُ: فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا، قَالَ بَعْضُهُمُ: الْحُكْمُ هُنَا هُوَ النُّبُوَّةُ، وَمِمَّنْ يُرْوَى عَنْهُ ذَلِكَ السُّدِّيُّ.

{ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا } “Rabbim bana bir hikmet / hükümranlık bahşetti” buyruğuna gelince; bazıları: 'Buradaki hüküm, nübüvvettir' demiştir. Kendisinden bu görüş rivayet edilenlerden biri de es-Süddî'dir.

19178. Metin

وَالْأَظْهَرُ عِنْدِي: أَنَّ الْحُكْمَ هُوَ الْعِلْمُ الَّذِي عَلَّمَهُ اللَّهُ إِيَّاهُ بِالْوَحْيِ، وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ تَعَالَى.

Bana göre en kuvvetli olan görüş ise; buradaki hükmün, Allah'ın ona vahiy yoluyla öğrettiği ilim olduğudur. İlim Yüce Allah'ın katındadır.

19179. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ.

Yüce Allah'ın: { قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ } “Firavun dedi ki: 'Âlemlerin Rabbi de nedir?'” kavli.

19180. Metin

ظَاهِرُ هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ فِرْعَوْنَ لَا يَعْلَمُ شَيْئًا عَنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَكَذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى عَنْهُ: قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى [٢٠ \ ٤٩] وَقَوْلُهُ: مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرِي [٢٨ \ ٣٨] وَقَوْلُهُ: لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ [٢٦ \ ٢٩] وَلَكِنَّ اللَّهَ جَلَّ وَعَلَا بَيَّنَ أَنَّ سُؤَالَ فِرْعَوْنَ فِي قَوْلِهِ: وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ، وَقَوْلُهُ: فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى، تَجَاهُلُ عَارِفٍ أَنَّهُ عَبْدٌ مَرْبُوبٌ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ، بِقَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ بَصَائِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَافِرْعَوْنُ مَثْبُورًا [١٧ \ ١٠٢] وَقَوْلِهِ تَعَالَى عَنْ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ: وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا [٢٧ \ ١٤] .

Bu kerim ayetin zahiri, Firavun'un âlemlerin Rabbi hakkında hiçbir şey bilmediğini göstermektedir. Nitekim Yüce Allah'ın ondan naklettiği: { قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى } “Dedi ki: 'Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?'” [Tâhâ 20/49], { مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرِي } “Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum” [Kasas 28/38] ve { لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ } “Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan ederim” [Şuarâ 26/29] kavilleri de böyledir. Fakat Yüce Allah, Firavun'un: { وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ } “Âlemlerin Rabbi de nedir?” ve: { فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى } “Sizin Rabbiniz kimdir, ey Musa?” şeklindeki sorularının, âlemlerin Rabbine kul ve yaratılmış bir kul olduğunu bildiği halde tecâhül-i ârifâne (bilmezlikten gelme) olduğunu şu buyruğu ile beyan etmiştir: { قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا أَنْزَلَ هَؤُلَاءِ إِلَّا رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ بَصَائِرَ وَإِنِّي لَأَظُنُّكَ يَافِرْعَوْنُ مَثْبُورًا } “Musa dedi ki: 'Çok iyi biliyorsun ki bunları ancak göklerin ve yerin Rabbi, birer basiret ve ibret olmak üzere indirmiştir. Ben de seni, ey Firavun, mutlaka helak olmuş biri sanıyorum'” [İsrâ 17/102]. Firavun ve kavmi hakkında Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا } “Kendileri de bunların doğruluğuna kesin olarak inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler” [Neml 27/14].

19181. Metin

وَقَدْ أَوْضَحْنَا هَذَا فِي سُورَةِ «بَنِي إِسْرَائِيلَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ [١٧ \ ٩] وَفِي سُورَةِ «طَهَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى [٢٠ \ ٤٩] .

Biz bunu İsrâ Suresi'nde Yüce Allah'ın: { إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ } “Şüphesiz ki bu Kur'an, en doğru olana iletir” [İsrâ 17/9] kavlinin tefsirinde ve Tâhâ Suresi'nde Yüce Allah'ın: { قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَامُوسَى } “Dedi ki: 'Ey Musa! Sizin Rabbiniz kimdir?'” [Tâhâ 20/49] kavlinin tefsirinde açıklamıştık.

19182. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ فَأَلْقَى عَصَاهُ، إِلَى آخِرِ الْقِصَّةِ.

Yüce Allah'ın: { قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُبِينٍ قَالَ فَأْتِ بِهِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ فَأَلْقَى عَصَاهُ } “[Musa] dedi ki: 'Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı?' [Firavun] dedi ki: 'Doğru söyleyenlerden isen haydi getir onu!' Bunun üzerine [Musa] asasını attı...” kıssanın sonuna kadar olan kavli.

19183. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا إِيضَاحَهُ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي سُورَةِ «طَهَ» وَ «الْأَعْرَافِ» .

Bunun Kur'an ayetleriyle açıklamasını Tâhâ ve A'râf surelerinde daha önce geçirmiştik.

19184. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ، - إِلَى قَوْلِهِ - إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ [٢٦ \ ٦٩ - ٧٧] .

Yüce Allah'ın: { وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ } “Onlara İbrahim'in haberini de oku. Hani o babasına ve kavmine: 'Neye tapıyorsunuz?' demişti. 'Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz' dediler” ayetinden: { إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ } “Âlemlerin Rabbi müstesna” [Şuarâ 26/69-77] kavline kadar.

19185. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ الْآيَاتِ [١٩ \ ٤١] .

Bunu açıklayan ayetleri Meryem Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ } “Kitap'ta İbrahim'i de an...” [Meryem 19/41] ayetlerinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19186. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ. قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي مَوَاضِعَ مِنْ هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ فِي سُورَةِ «بَنِي إِسْرَائِيلَ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَاؤُكُمْ جَزَاءً مَوْفُورًا [١٧ \ ٦٣] وَفِي «الْحِجْرِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ [١٥ \ ٤٣ - ٤٤] .

Yüce Allah'ın: { فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ } “Artık onlar da, azgınlar da ve İblis'in bütün orduları da tepe taklak oraya atılırlar” kavli. Bunu açıklayan ayetleri bu mübarek kitabın muhtelif yerlerinde; İsrâ Suresi'nde Yüce Allah'ın: { قَالَ اذْهَبْ فَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَاؤُكُمْ جَزَاءً مَوْفُورًا } “Dedi ki: 'Git! Artık onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz cehennem sizin tastamam cezanızdır'” [İsrâ 17/63] kavlinin tefsirinde ve Hicr Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ } “Şüphesiz cehennem onların hepsinin toplanacağı yerdir. Onun yedi kapısı vardır; her kapı için onlardan ayrılmış bir zümre vardır” [Hicr 15/43-44] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19187. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ.

Yüce Allah'ın: { قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ } “Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki: 'Allah'a yemin olsun, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk'” kavli.

19188. Metin

مَا دَلَّتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ أَنَّ أَهْلَ النَّارِ يَخْتَصِمُونَ فِيهَا، جَاءَ مُوَضَّحًا فِي مَوَاضِعَ أُخَرَ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ تَعَالَى ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: هَذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ إِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ قَالُوا بَلْ أَنْتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ، إِلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّ ذَلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ [٣٨ \ ٥٩ - ٦٤] .

Bu kerim ayetin cehennem ehlinin orada birbirleriyle çekişip tartışacaklarına dair gösterdiği husus, Yüce Allah'ın Kitabı'nda başka yerlerde açıklanmıştır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { هَذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ إِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ قَالُوا بَلْ أَنْتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ } “'İşte sizinle beraber içeriye tıkılacak bir kafile! Onlara merhaba yok (rahat yüzü görmesinler)! Çünkü onlar ateşe gireceklerdir.' [Ötekiler de:] 'Hayır, asıl size merhaba yok!...'” ayetinden Yüce Allah'ın: { إِنَّ ذَلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ } “İşte cehennem ehlinin bu şekilde çekişmesi kesin bir gerçektir” [Sâd 38/59-64] kavline kadar.

19189. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا إِيضَاحَ هَذَا بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي سُورَةِ «الْأَعْرَافِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولَاهُمْ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ [٧ \ ٣٨] وَفِي سُورَةِ «الْبَقَرَةِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا الْآيَةَ [٢ \ ١٦٦] .

Bunun Kur'an ayetleriyle açıklamasını A'râf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولَاهُمْ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ } “Nihayet hepsi orada birbiri ardınca toplanınca, sonrakiler öncekiler için: 'Rabbimiz! İşte bunlar bizi saptırdı; onun için bunlara ateşten kat kat azap ver!' derler” [A'râf 7/38] kavlinin tefsirinde ve Bakara Suresi'nde Yüce Allah'ın: { إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا } “O zaman arkalarından gidilenler (önderler) uzaklaştılar...” [Bakara 2/166] ayetinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19190. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ، قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ [٦ \ ١] .

Yüce Allah'ın bu kerim ayetteki: { تَاللَّهِ إِنْ كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ إِذْ نُسَوِّيكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ } “Allah'a yemin olsun, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk” kavlini açıklayan ayetleri, En'âm Suresi'nin başında Yüce Allah'ın: { ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ } “Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” [En'âm 6/1] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19191. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ. قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الْبَقَرَةِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ [٢ \ ٤٨] وَفِي سُورَةِ «الْأَعْرَافِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا الْآيَةَ [٧ \ ٥٣] .

Yüce Allah'ın: { فَمَا لَنَا مِنْ شَافِعِينَ } “Artık bizim hiçbir şefaatçimiz yoktur” kavli. Bunu açıklayan ayetleri Bakara Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ } “Ondan hiçbir şefaat kabul edilmez” [Bakara 2/48] kavlinin tefsirinde ve A'râf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا } “Acaba bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler...” [A'râf 7/53] ayetinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19192. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ. دَلَّتْ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ عَلَى أَمْرَيْنِ: الْأَوَّلُ مِنْهُمَا: أَنَّ الْكُفَّارَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، يَتَمَنَّوْنَ الرَّدَّ إِلَى الدُّنْيَا، لِأَنَّ (لَوْ) فِي قَوْلِهِ هُنَا: فَلَوْ أَنَّ لَنَا لِلتَّمَنِّي، وَالْكَرَّةُ هُنَا: الرَّجْعَةُ إِلَى الدُّنْيَا، وَإِنَّهُمْ زَعَمُوا أَنَّهُمْ إِنْ رُدُّوا إِلَى الدُّنْيَا كَانُوا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ الْمُصَدِّقِينَ لِلرُّسُلِ، فِيمَا جَاءَتْ بِهِ، وَهَذَانِ الْأَمْرَانِ قَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا.

Yüce Allah'ın: { فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ } “Keşke bizim için bir dönüş daha olsa da müminlerden olsak!” kavli. Bu kerim ayet iki hususa delalet etmiştir: Birincisi: Kâfirler kıyamet gününde dünyaya geri döndürülmeyi temenni ederler; zira buradaki: { فَلَوْ أَنَّ لَنَا } ifadesinde geçen (لَوْ) temenni içindir. Buradaki kerre (كَرَّة) ise dünyaya dönüştür. İkincisi de: Onlar dünyaya geri döndürüldükleri takdirde peygamberlerin getirdiği şeyleri tasdik eden müminlerden olacaklarını iddia etmişlerdir. Bu iki hususu açıklayan ayetleri ayrı ayrı daha önce geçirmiştik.

19193. Metin

أَمَّا تَمَنِّيهِمُ الرُّجُوعَ إِلَى الدُّنْيَا، فَقَدْ أَوْضَحْنَاهُ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي سُورَةِ «الْأَعْرَافِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ [٧ \ ٥٣] . وَأَمَّا زَعْمُهُمْ

Dünyaya dönmeyi temenni etmelerine gelince; biz bunu A'râf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ } “Yahut geri döndürülsek de vaktiyle yapmış olduğumuz amellerden başkasını yapsak” [A'râf 7/53] kavlinin tefsirinde Kur'an ayetleriyle açıklamıştık. Onların iddiasına gelince;

19194. Metin

أَنَّهُمْ إِنْ رُدُّوا إِلَى الدُّنْيَا آمَنُوا، فَقَدْ بَيَّنَّا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي «الْأَعْرَافِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى الْآيَةِ الْمَذْكُورَةِ، وَفِي «الْأَنْعَامِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ [٦ \ ٢٨] .

Dünyaya geri döndürüldükleri takdirde iman edecekleri [iddiasına gelince]; bunu açıklayan ayetleri A'râf Suresi'nde mezkûr ayetin tefsirinde ve En'âm Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ } “Şayet geri döndürülseler bile, kendilerine yasaklanan şeylere muhakkak yine dönerler; onlar gerçekten yalancıdırlar” [En'âm 6/28] kavlinin tefsirinde beyan etmiştik.

19195. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ الْآيَاتِ.

Yüce Allah'ın: { كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ } “Nuh kavmi de peygamberleri yalanladı” ayetleri.

19196. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَيْهَا فِي سُورَةِ «الْحَجِّ» وَفِي غَيْرِهَا، وَتَكَلَّمْنَا عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ [٢٦ \ ١٠٩ - ١٢٧ - ١٤٥ - ١٦٤ - ١٨٠] فِي قِصَّةِ نُوحٍ، وَهُودٍ، وَصَالِحٍ، وَلُوطٍ، وَشُعَيْبٍ. وَبَيَّنَّا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لِذَلِكَ فِي سُورَةِ «هُودٍ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَيَا قَوْمِ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ الْآيَةَ [١١ \ ٢٩] .

Bununla ilgili açıklamayı Hac Suresi'nde ve başka yerlerde daha önce geçirmiştik. Nuh, Hûd, Salih, Lût ve Şuayb kıssasında geçen Yüce Allah'ın: { وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ } “Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir” [Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, 180] kavli üzerinde konuşmuş ve bunu açıklayan ayetleri Hûd Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَيَا قَوْمِ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ } “Ey kavmim! Buna karşılık sizden bir mal istemiyorum. Benim ücretim ancak Allah'a aittir...” [Hûd 11/29] ayetinin tefsirinde beyan etmiştik.

19197. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ.

Yüce Allah'ın: { قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ } “Dediler ki: 'Sana en aşağılık kimseler uymuşken biz sana hiç inanır mıyız?'” kavli.

19198. Metin

قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَيْهِ فِي سُورَةِ «هُودٍ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى عَنْ قَوْمِ نُوحٍ: وَمَا نَرَاكَ اتَّبَعَكَ إِلَّا الَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا [١١ \ ٢٧] .

Bununla ilgili açıklamayı Hûd Suresi'nde Nuh kavminden nakledilen Yüce Allah'ın: { وَمَا نَرَاكَ اتَّبَعَكَ إِلَّا الَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا } “Sana uyanların da ancak aramızdaki en aşağılık kimseler olduğunu görüyoruz” [Hûd 11/27] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19199. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ. قَدْ قَدَّمْنَا مَا يَدُلُّ عَلَيْهِ مِنَ الْقُرْآنِ فِي سُورَةِ «هُودٍ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى عَنْ نُوحٍ: وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللَّهِ إِنْ طَرَدْتُهُمْ [١١ \ ٢٩ - ٣٠] .

Yüce Allah'ın: { وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ } “Ben müminleri kovacak değilim” kavli. Kur'an'dan buna delalet eden şeyleri Hûd Suresi'nde Nuh'tan nakledilen Yüce Allah'ın: { وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَلَكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللَّهِ إِنْ طَرَدْتُهُمْ } “Ben iman edenleri kovacak değilim. Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklardır. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum. Ey kavmim! Ben onları kovarsam beni Allah'tan kim kurtarabilir?” [Hûd 11/29-30] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19200. Metin

وَأَوْضَحْنَاهُ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ، إِلَى قَوْلِهِ: فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ [٦ \ ٢٥] وَفِي سُورَةِ «الْكَهْفِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ [١٨ \ ٢٨] .

Bunu En'âm Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ } “Sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O'na yalvaranları kovma” ayetinden: { فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ } “...ki onları kovup da zalimlerden olmayasın” [En'âm 6/52] kavline kadar olan tefsirinde ve Kehf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ } “Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranlarla beraber nefsini sabırlı tut” [Kehf 18/28] kavlinin tefsirinde Kur'an ayetleriyle açıklamıştık.

19201. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ. قَوْلُهُ تَعَالَى هُنَا عَنْ نُوحٍ: قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ، أَوْضَحَهُ فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ ; كَقَوْلِهِ: قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَارًا

Yüce Allah'ın: { قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ } “[Nuh] dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu kavmim beni yalanladı. Artık benimle onların arasını kesin bir hükümle ayır; beni ve beraberimdeki müminleri kurtar!' Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o dolu gemide kurtardık. Sonra da arkada kalanları boğuverdik” kavli. Yüce Allah'ın burada Nuh'tan naklettiği: { قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ } “Rabbim! Doğrusu kavmim beni yalanladı” kavlini [Kur'an'ın] bu yerin dışındaki yerlerinde açıklamıştır; nitekim şöyle buyurmuştur: { قَالَ رَبِّ إِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَائِي إِلَّا فِرَارًا } “[Nuh] dedi ki: 'Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz davet ettim. Fakat benim davetim onların sadece kaçışını artırdı'”

19202. Metin

وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا [٧١ \ ٥ - ٧] وَقَوْلُهُ هُنَا: فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا، أَيِ: احْكُمْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ حُكْمًا، وَهَذَا الْحُكْمُ الَّذِي سَأَلَ رَبَّهُ إِيَّاهُ هُوَ إِهْلَاكُ الْكُفَّارِ، وَإِنْجَاؤُهُ هُوَ وَمَنْ آمَنَ مَعَهُ، كَمَا أَوْضَحَهُ تَعَالَى فِي آيَاتٍ أُخَرَ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ [٥٤ \ ١٠] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا [٧١ \ ٢٦] إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ. وَقَوْلُهُ هُنَا عَنْ نُوحٍ: وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، قَدْ بَيَّنَ فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ أَنَّهُ أَجَابَ دُعَاءَهُ هَذَا ; كَقَوْلِهِ هُنَا: فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ الْآيَةَ [٢٩ \ ١٥] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ [٣٧ \ ٧٥ - ٧٦] وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ.

{ وَإِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا } “'Senin onları bağışlaman için kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar'” [Nûh 71/5-7]. Buradaki: { فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا } “Benimle onların arasını kesin bir hükümle ayır” kavli; yani aramızda hükmünü ver demektir. Rabbinden istediği bu hüküm ise kâfirlerin helak edilmesi, kendisinin ve beraberindeki inananların kurtarılmasıdır; nitekim Yüce Allah bunu diğer ayetlerde açıklamıştır. Yüce Allah'ın: { فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ } “Bunun üzerine Rabbine: 'Ben yenik düştüm, artık bana yardım et!' diye dua etti” [Kamer 54/10] ve: { وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْأَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا } “Nuh dedi ki: 'Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden hiçbir yurt tutan bırakma!'” [Nûh 71/26] kavilleri ve benzeri ayetler böyledir. Burada Nuh'tan nakledilen: { وَنَجِّنِي وَمَنْ مَعِيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ } “Beni ve beraberimdeki müminleri kurtar!” kavline gelince; O'nun bu duaya icabet ettiğini birçok ayette beyan etmiştir; nitekim buradaki: { فَأَنْجَيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ } “Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o dolu gemide kurtardık” kavli, Yüce Allah'ın: { فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ } “Bunun üzerine onu ve gemi ehlini kurtardık...” [Ankebût 29/15] kavli ve Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ } “Andolsun Nuh bize seslenip yalvarmıştı da ne güzel icabet etmiştik! Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık” [Sâffât 37/75-76] kavli böyledir. Buna benzer ayetler pek çoktur.

19203. Metin

وَقَوْلُهُ هُنَا: ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ، جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ [٢٩ \ ١٤] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ [١١ \ ٣٧] إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.

Buradaki: { ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ } “Sonra da arkada kalanları boğuverdik” kavli birçok ayette açıklanmıştır; nitekim Yüce Allah'ın: { فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ } “Onlar zalim kimseler iken kendilerini tufan yakalayıverdi” [Ankebût 29/14] ve Yüce Allah'ın: { وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ } “Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır” [Hûd 11/37] kavilleri ve benzeri diğer ayetler böyledir.

19204. Metin

وَالْمَشْحُونُ: الْمَمْلُوءُ، وَمِنْهُ قَوْلُ عُبَيْدِ بْنِ الْأَبْرَصِ:

el-Meşhûn (الْمَشْحُونُ); dopdolu demektir. Ubeyd b. el-Ebras'ın şu sözü bundandır:

19205. Metin

شَحَنَّا أَرْضَهُمْ بِالْخَيْلِ حَتَّى ... تَرَكْنَاهُمْ أَذَلَّ مِنَ الصِّرَاطِ

Onların topraklarını atlarla doldurduk, ta ki / Onları yoldan daha hakir ve zelil bir halde bırakıncaya dek

19206. Metin

وَالْفُلْكُ: يُطْلَقُ عَلَى الْوَاحِدِ وَالْجَمْعِ، فَإِنْ أُطْلِقَ عَلَى الْوَاحِدِ جَازَ تَذْكِيرُهُ ; كَقَوْلِهِ هُنَا: فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ، وَإِنْ جُمِعَ أُنِّثَ، وَالْمُرَادُ بِالْفُلْكِ هُنَا السَّفِينَةُ ; كَمَا صَرَّحَ تَعَالَى بِذَلِكَ فِي قَوْلِهِ: فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ الْآيَةَ [٢٩ \ ١٥] .

el-Fülk (الْفُلْكُ) lafzı; hem tekil hem de çoğul için kullanılır. Tekil için kullanıldığında müzekker kılınması caizdir; nitekim buradaki: { فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ } “dolu gemide” ifadesinde olduğu gibidir. Çoğul yapıldığında ise müennes olur. Buradaki fülk (gemi) ile kastedilen sefinedir; nitekim Yüce Allah: { فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ } “Bunun üzerine onu ve gemi ehlini kurtardık...” [Ankebût 29/15] kavlinde bunu açıkça belirtmiştir.

19207. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ. قَالَ أَكْثَرُ أَهْلِ الْعِلْمِ: إِنَّ أَصْحَابَ الْأَيْكَةِ هُمْ مَدْيَنُ. قَالَ ابْنُ كَثِيرٍ: وَهُوَ الصَّحِيحُ، وَعَلَيْهِ فَتَكُونُ هَذِهِ الْآيَةُ بَيَّنَتْهَا الْآيَاتُ الْمُوَضِّحَةُ قِصَّةَ شُعَيْبٍ مَعَ مَدْيَنَ، وَمِمَّا اسْتَدَلَّ بِهِ أَهْلُ هَذَا الْقَوْلِ، أَنَّهُ قَالَ هُنَا لِأَصْحَابِ الْأَيْكَةِ: أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ [٢٦ \ ١٨١ - ١٨٣] وَهَذَا الْكَلَامُ ذَكَرَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّهُ قَالَهُ لِمَدْيَنَ فِي مَوَاضِعَ مُتَعَدِّدَةٍ ; كَقَوْلِهِ فِي «هُودٍ» : وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ وَلَا تَنْقُصُوا

Yüce Allah'ın: { كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ } “Eyke halkı da peygamberleri yalanladı” kavli. İlim ehlinin çoğunluğu: 'Eyke halkı, Medyen halkıdır' demiştir. İbn Kesîr: 'Doğru olan da budur' demiştir. Buna göre bu ayeti, Şuayb'ın Medyen halkı ile olan kıssasını açıklayan ayetler beyan etmiş olur. Bu görüş sahiplerinin delil getirdiği hususlardan biri de, burada Eyke halkına şöyle demiş olmasıdır: { أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ } “Ölçüyü tastamam yapın, eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların hakları olan mallarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak fesat çıkarmayın” [Şuarâ 26/181-183]. Allah Teâlâ onun bu sözleri muhtelif yerlerde Medyen halkına da söylediğini zikretmiştir; nitekim Hûd Suresi'nde şöyle buyurmaktadır: { وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ وَلَا تَنْقُصُوا } “Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı [gönderdik]. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Eksiltmeyin

19208. Metin

الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِنِّي أَرَاكُمْ بِخَيْرٍ وَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحِيطٍ وَيَا قَوْمِ أَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ بَقِيَّةُ اللَّهِ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ [١١ \ ٨٤ - ٨٦] إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.

{ الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ إِنِّي أَرَاكُمْ بِخَيْرٍ وَإِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ مُحِيطٍ وَيَا قَوْمِ أَوْفُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ بَقِيَّةُ اللَّهِ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ } “ölçüyü ve tartıyı! Gerçekten ben sizi bir bolluk içinde görüyorum, ama sizin adınıza kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tastamam yapın, insanların mallarını eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak fesat çıkarmayın! Eğer mümin iseniz Allah'ın bıraktığı [helal kazanç] sizin için daha hayırlıdır'” [Hûd 11/84-86] ve buna benzer diğer ayetler böyledir.

19209. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا فِي سُورَةِ «الْأَعْرَافِ» ، قَوْلَنَا: فَإِنْ قِيلَ الْهَلَاكُ الَّذِي أَصَابَ قَوْمَ شُعَيْبٍ ذَكَرَ اللَّهُ جَلَّ وَعَلَا فِي «الْأَعْرَافِ» أَنَّهُ رَجْفَةٌ، وَذَكَرَ فِي «هُودٍ» أَنَّهُ صَيْحَةٌ، وَذَكَرَ فِي «الشُّعَرَاءِ» ، أَنَّهُ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ.

A'râf Suresi'nde şu sözümüzü daha önce geçirmiştik: Eğer denilirse ki: Şuayb'ın kavmine isabet eden helakı Allah Teâlâ A'râf'ta recfe (şiddetli sarsıntı) olarak zikretmiş, Hûd'da sayha (korkunç çığlık) olarak zikretmiş, Şuarâ'da ise gölge gününün azabı (azâbu yevmi'z-zulle) olarak zikretmiştir.

19210. Metin

فَالْجَوَابُ مَا قَالَهُ ابْنُ كَثِيرٍ ﵀ فِي تَفْسِيرِهِ، قَالَ: وَقَدِ اجْتَمَعَ عَلَيْهِمْ ذَلِكَ كُلُّهُ، أَصَابَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ، وَهِيَ سَحَابَةٌ أَظَلَّتْهُمْ فِيهَا شَرَرٌ مِنْ نَارٍ وَلَهَبٌ وَوَهَجٌ عَظِيمٌ، ثُمَّ جَاءَتْهُمْ صَيْحَةٌ مِنَ السَّمَاءِ، وَرَجْفَةٌ مِنَ الْأَرْضِ شَدِيدَةٌ مِنْ أَسْفَلَ مِنْهُمْ فَزَهَقَتِ الْأَرْوَاحُ، وَفَاضَتِ النُّفُوسُ، وَخَمَدَتِ الْأَجْسَامُ، انْتَهَى. وَعَلَى الْقَوْلِ بِأَنَّ شُعَيْبًا أُرْسِلَ إِلَى أُمَّتَيْنِ: مَدْيَنَ وَأَصْحَابِ الْأَيْكَةِ، وَأَنَّ مَدْيَنَ لَيْسُوا هُمْ أَصْحَابَ الْأَيْكَةِ، فَلَا إِشْكَالَ. وَقَدْ جَاءَ ذَلِكَ فِي حَدِيثٍ ضَعِيفٍ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو، وَمِمَّنْ رُوِيَ عَنْهُ هَذَا الْقَوْلُ: قَتَادَةُ، وَعِكْرِمَةُ وَإِسْحَاقُ بْنُ بِشْرٍ.

Bunun cevabı İbn Kesîr'in -rahimehullâh- tefsirinde söylediği şu sözdür: O şöyle demiştir: 'Bütün bunlar onların üzerinde bir araya gelmiştir; önce onları gölge gününün azabı yakalamıştır ki bu, üzerlerini gölgeleyen, içinde ateş kıvılcımları, alev ve şiddetli sıcaklık bulunan bir buluttur. Ardından semadan bir sayha (çığlık) ve altlarındaki yerden şiddetli bir recfe (sarsıntı) gelmiş, böylece ruhlar uçup gitmiş, canlar çıkmış ve bedenler hareketsiz kalıp sönmüştür.' [İbn Kesîr'in sözü] bitti. Şuayb'ın iki ümmete; yani Medyen'e ve Eyke halkına gönderildiği ve Medyen halkının Eyke halkı olmadığı görüşüne göre ise hiçbir müşkillik yoktur. Bu husus Abdullah b. Amr'dan zayıf bir hadiste rivayet edilmiştir. Bu görüşün kendilerinden rivayet edildiği kimseler arasında Katâde, İkrime ve İshak b. Bişr bulunmaktadır.

19211. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا بَعْضَ الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةِ لِهَذَا فِي سُورَةِ «الْحِجْرِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَإِنْ كَانَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ لَظَالِمِينَ فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ [٢٥ \ ٧٨ - ٧٩] وَأَوْضَحْنَا هُنَالِكَ أَنَّ نَافِعًا، وَابْنَ عَامِرٍ، وَابْنَ كَثِيرٍ قَرَأُوا لَيْكَةَ فِي سُورَةِ «الشُّعَرَاءِ» ، وَسُورَةِ «ص» ، بِلَامٍ مَفْتُوحَةٍ أَوَّلَ الْكَلِمَةِ، وَتَاءٍ مَفْتُوحَةٍ آخِرَهَا مِنْ غَيْرِ هَمْزٍ، وَلَا تَعْرِيفٍ عَلَى أَنَّ اسْمَ الْقَرْيَةِ غَيْرُ مُنْصَرِفٍ، وَأَنَّ الْبَاقِينَ قَرَأُوا: (الْأَيْكَةِ) بِالتَّعْرِيفِ وَالْهَمْزِ وَكَسْرِ التَّاءِ، وَأَنَّ الْجَمِيعَ اتَّفَقُوا عَلَى ذَلِكَ فِي «ق» وَ «الْحِجْرِ» ، وَأَوْضَحْنَا هُنَالِكَ تَوْجِيهَ الْقِرَاءَتَيْنِ فِي «الشُّعَرَاءِ» وَ «ص» ، وَمَعْنَى (الْأَيْكَةِ) فِي اللُّغَةِ مَعَ بَعْضِ الشَّوَاهِدِ الْعَرَبِيَّةِ.

Bunu açıklayan bazı ayetleri Hicr Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَإِنْ كَانَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ لَظَالِمِينَ فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ } “Gerçekten Eyke halkı da zalim kimselerdi. Biz de onlardan intikam aldık” [Hicr 15/78-79] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik. Orada Nâfi', İbn Âmir ve İbn Kesîr'in Şuarâ ve Sâd surelerinde (لَيْكَةَ) kelimesini kelimenin başında fethalı lâm ve sonunda fethalı tâ ile, hemzesiz ve marife takısız olarak gayrimunsarif bir karye (şehir) ismi kabul ederek okuduklarını; diğer kıraat imamlarının ise hemzeli, marife takılı ve kesreli tâ ile (الْأَيْكَةِ) şeklinde okuduklarını; Kâf ve Hicr surelerinde ise herkesin bu şekilde ittifak ettiğini açıklamıştık. Yine orada Şuarâ ve Sâd surelerindeki iki kıraatin izahını ve lügatte el-Eyke'nin (الْأَيْكَةِ) anlamını bazı Arapça şahitleriyle birlikte açıklamıştık.

19212. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ. الْجِبِلَّةُ: الْخَلْقُ، وَمِنْهُ قَوْلُهُ تَعَالَى: وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا [٣٦ \ ٦٢] وَقَدِ اسْتَدَلَّ بِآيَةِ «يس» ، الْمَذْكُورَةِ عَلَى آيَةِ «الشُّعَرَاءِ» هَذِهِ ابْنُ زَيْدٍ نَقَلَهُ عَنْهُ ابْنُ كَثِيرٍ، وَمِنْ ذَلِكَ قَوْلُ الشَّاعِرِ:

Yüce Allah'ın: { وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ } “Sizi ve önceki nesilleri yaratan [Allah'tan] korkun” kavli. el-Cibille (الْجِبِلَّةُ); yaratılış, halk demektir. Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنْكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا } “Andolsun o sizden birçok nesli saptırmıştı” [Yâsîn 36/62] kavli bundandır. İbn Kesîr'in kendisinden naklettiğine göre İbn Zeyd, buradaki Şuarâ ayetine mezkûr Yâsîn ayetiyle delil getirmiştir. Şairin şu sözü de bu kabildendir:

19213. Metin

وَالْمَوْتُ أَعْظَمُ حَادِثٍ ... مِمَّا يَمُرُّ عَلَى الْجِبِلَّهْ

Ölüm, yaratılmışların başına gelen / Olayların en büyüğüdür

19214. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ.

Yüce Allah'ın: { وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ } “Muhakkak ki o [Kur'an], âlemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu Rûhu'l-Emîn, uyarıcılardan olasın diye senin kalbine apaçık Arapça bir dille indirmiştir” kavli.

19215. Metin

أَكَّدَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّ هَذَا الْقُرْآنَ الْعَظِيمَ تَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ، وَأَنَّهُ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ، الَّذِي هُوَ جِبْرِيلُ عَلَى قَلْبِ نَبِيِّنَا - صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِمَا وَسَلَّمَ - لِيَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِهِ، وَأَنَّهُ نَزَلَ عَلَيْهِ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ، وَمَا ذَكَرَهُ جَلَّ وَعَلَا هُنَا أَوْضَحَهُ فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ. أَمَّا كَوْنُ هَذَا الْقُرْآنِ تَنْزِيلَ رَبِّ الْعَالَمِينَ، فَقَدْ أَوْضَحَهُ جَلَّ وَعَلَا فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِهِ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ [٥٦ \ ٧٧ - ٧٩] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ [٦٩ \ ٤١ - ٤٣] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: طه مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى تَنْزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَا [٢٠ \ ١ - ٤] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ [٤٥ \ ٢] وَقَوْلِهِ: حم تَنْزِيلٌ مِنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا الْآيَةَ [٤١ \ ١ - ٣] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: يس وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ [٣٦ \ ١ - ٦] وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ.

Yüce Allah bu kerim ayette, bu yüce Kur'an'ın âlemlerin Rabbinin indirmesi olduğunu; Rûhu'l-Emîn'in -ki o Cebrail'dir- onunla uyarıcılardan olması için Peygamberimiz'in -sallallâhu aleyhimâ ve sellem- kalbine indiğini ve onun üzerine apaçık Arapça bir dille indirildiğini tekit etmiştir. Yüce Allah'ın burada zikrettiği hususları başka yerlerde de açıklamıştır. Bu Kur'an'ın âlemlerin Rabbinin indirmesi oluşuna gelince; Yüce Allah bunu Kitabı'ndaki şu ayetlerde açıklamıştır: { إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “Şüphesiz o, korunmuş bir kitaptaki şerefli bir Kur'an'dır. Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir. Âlemlerin Rabbinden indirilmedir” [Vâkıa 56/77-79], { وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَا تُؤْمِنُونَ وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ } “O bir şairin sözü değildir, ne de az inanıyorsunuz! Bir kâhinin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz! Âlemlerin Rabbinden indirilmedir” [Hâkka 69/41-43], { طه مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى تَنْزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَا } “Tâhâ. Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekesin diye indirmedik. Ancak [Allah'tan] korkan kimse için bir öğüt olarak; yeri ve yüce gökleri yaratan katından peyderpey indirilmiştir” [Tâhâ 20/1-4], { تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ } “Bu Kitabın indirilişi, Mutlak Galip, Hüküm ve Hikmet Sahibi olan Allah tarafındandır” [Câsiye 45/2], { حم تَنْزِيلٌ مِنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا } “Hâ-Mîm. [Bu Kitap], Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir; ayetleri açıklanmış Arapça bir Kur'an'dır...” [Fussilet 41/1-3] ve: { يس وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ } “Yâsîn. Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki sen şüphesiz gönderilmiş peygamberlerdensin, dosdoğru bir yol üzerindesin. Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir kavmi uyarasın diye Azîz ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir” [Yâsîn 36/1-6]. Bu kabilden ayetler çoktur.

19216. Metin

وَقَوْلُهُ: نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ، بَيَّنَهُ أَيْضًا فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ ; كَقَوْلِهِ: قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ الْآيَةَ [٢ \ ٩٧] وَقَوْلُهُ: لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ، أَيْ: نَزَلَ بِهِ عَلَيْكَ لِأَجْلِ أَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِهِ، جَاءَ مُبَيَّنًا فِي آيَاتٍ أُخَرَ ; كَقَوْلِهِ تَعَالَى: المص كِتَابٌ أُنْزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهِ الْآيَةَ [٧ \ ١ - ٢] أَيْ: أُنْزِلَ إِلَيْكَ لِتُنْذِرَ بِهِ، وَقَوْلِهِ تَعَالَى: تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ الْآيَةَ [٣٦ \ ٥ - ٦] . وَقَوْلُهُ: بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ، ذَكَرَهُ أَيْضًا فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ ; كَقَوْلِهِ: لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ [١٦ \ ١٠٣] وَقَوْلِهِ تَعَالَى: كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا الْآيَةَ [٤١ \ ٣] .

{ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ } “Onu Rûhu'l-Emîn indirmiştir” kavlini de bu yerin dışında açıklamıştır; nitekim: { قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ } “De ki: 'Cebrail'e kim düşman ise bilsin ki o, Allah'ın izniyle onu senin kalbine indirmiştir...'” [Bakara 2/97] buyurmuştur. { لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ } “uyarıcılardan olasın diye” kavli; yani onunla uyaranlardan olasın diye onu senin üzerine indirmiştir demektir; bu da diğer ayetlerde açıklanmıştır. Yüce Allah'ın: { المص كِتَابٌ أُنْزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهِ } “Elif-Lâm-Mîm-Sâd. [Bu], onunla uyarman için sana indirilen bir kitaptır; bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın...” [A'râf 7/1-2]; yani onunla uyarman için sana indirildi kavli ve Yüce Allah'ın: { تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ } “Babaları uyarılmamış bir kavmi uyarasın diye Azîz ve Rahîm olan tarafından indirilmiştir...” [Yâsîn 36/5-6] kavli böyledir. { بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ } “apaçık Arapça bir dille” kavlini de başka yerlerde zikretmiştir; nitekim: { لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ } “İsnat ettikleri kimsenin dili yabancıdır, bu ise apaçık Arapça bir dildir” [Nahl 16/103] ve Yüce Allah'ın: { كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا } “Ayetleri açıklanmış Arapça bir Kur'an olan kitap...” [Fussilet 41/3] kavilleri böyledir.

19217. Metin

وَقَدْ بَيَّنَّا مَعْنَى اللِّسَانِ الْعَرَبِيِّ بِشَوَاهِدِهِ فِي سُورَةِ «النَّحْلِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ [١٦ \ ١٠٣] وَقَدْ أَوْضَحْنَا مَعْنَى إِنْزَالِ جِبْرِيلَ الْقُرْآنَ

Arapça lisanın manasını delilleriyle birlikte Nahl Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ } “Bu ise apaçık Arapça bir dildir” [Nahl 16/103] kavlinin tefsirinde açıklamıştık. Cebrail'in Kur'an'ı

19218. Metin

عَلَى قَلْبِهِ ﷺ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ فِي سُورَةِ «الْبَقَرَةِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ الْآيَةَ [٢ \ ٩٧] .

onun (ﷺ) kalbine indirmesinin anlamını Bakara Suresi'nde Yüce Allah'ın: { قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ } “De ki: 'Cebrail'e kim düşman ise bilsin ki o, Allah'ın izniyle onu senin kalbine indirmiştir...'” [Bakara 2/97] kavlinin tefsirinde Kur'an ayetleriyle açıklamıştık.

19219. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ. قَدْ قَدَّمْنَا هَذِهِ الْآيَةَ الْكَرِيمَةَ، مَعَ مَا يُوَضِّحُهَا مِنَ الْآيَاتِ فِي «النَّحْلِ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ الْآيَةَ [١٦ \ ١٠٣] .

Yüce Allah'ın: { وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ فَقَرَأَهُ عَلَيْهِمْ مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ } “Eğer biz onu Arapça bilmeyen yabancılardan birine indirseydik de bunu onlara o okusaydı, yine ona iman etmezlerdi” kavli. Bu kerim ayeti ve onu açıklayan ayetleri Nahl Suresi'nde Yüce Allah'ın: { لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ } “İsnat ettikleri kimsenin dili yabancıdır...” [Nahl 16/103] kavlinin tefsirinde daha önce geçirmiştik.

19220. Metin

وَاعْلَمْ أَنَّ كُلَّ صَوْتٍ غَيْرِ عَرَبِيٍّ تُسَمِّيهِ الْعَرَبُ أَعْجَمَ، وَلَوْ مِنْ غَيْرِ عَاقِلٍ، وَمِنْهُ قَوْلُ حُمَيْدِ بْنِ ثَوْرٍ يَذْكُرُ صَوْتَ حَمَامَةٍ:

Bil ki, Arapça olmayan her sese -gayriâkilden (akılsız varlıktan) çıksa bile- Araplar a'cem (أَعْجَم) derler. Humeyd b. Sevr'in bir güvercinin sesini zikrettiği şu beyti bundandır:

19221. Metin

فَلَمْ أَرَ مِثْلِي شَاقَهُ صَوْتُ مِثْلِهَا ... وَلَا عَرَبِيًّا شَاقَهُ صَوْتُ أَعَجَمَا

Onun gibisinin sesinin şevk verdiği benim gibisini görmedim / Ne de bir araba, yabancı bir sesin böyle şevk verdiğini

19222. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوْا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ.

Yüce Allah'ın: { كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوْا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ } “İşte böylece biz onu suçluların kalplerine soktuk. Onlar can yakıcı azabı görünceye kadar ona inanmazlar” kavli.

19223. Metin

قَوْلُهُ: سَلَكْنَاهُ، أَيْ: أَدْخَلْنَاهُ، كَمَا قَدَّمْنَا إِيضَاحَهُ بِالْآيَاتِ الْقُرْآنِيَّةِ وَالشَّوَاهِدِ الْعَرَبِيَّةِ فِي سُورَةِ «هُودٍ» ، فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ تَعَالَى: قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ الْآيَةَ [١١ \ ٤٠] وَالضَّمِيرُ فِي سَلَكْنَاهُ، قِيلَ: لِلْقُرْآنِ، وَهُوَ الْأَظْهَرُ. وَقِيلَ: لِلتَّكْذِيبِ وَالْكُفْرِ الْمَذْكُورِ فِي قَوْلِهِ: مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ [٢٦ \ ١٩٩] وَهَؤُلَاءِ الْكُفَّارُ الَّذِينَ ذَكَرَ اللَّهَ جَلَّ وَعَلَا فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ، هُمُ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ، وَسَبَقَ فِي عِلْمِ اللَّهِ أَنَّهُمْ أَشْقِيَاءُ ; كَمَا يَدُلُّ لِذَلِكَ قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ وَلَوْ جَاءَتْهُمْ كُلُّ آيَةٍ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ [١٠ \ ٩٦ - ٩٧] وَقَدْ أَوْضَحْنَا شِدَّةَ تَعَنُّتِ هَؤُلَاءِ، وَأَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآيَاتِ فِي سُورَةِ «الْفُرْقَانِ» ، وَفِي سُورَةِ «بَنِي إِسْرَائِيلَ» وَغَيْرِهِمَا. وَقَوْلُهُ: كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ نَعْتٌ لِمَصْدَرٍ مَحْذُوفٍ، أَيْ: كَذَلِكَ السَّلْكُ، أَيِ: الْإِدْخَالُ، سَلَكْنَاهُ، أَيْ: أَدْخَلْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ، وَإِيضَاحُهُ عَلَى أَنَّهُ الْقُرْآنُ: أَنَّ اللَّهَ أَنْزَلَهُ عَلَى رَجُلٍ عَرَبِيٍّ فَصِيحٍ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ، فَسَمِعُوهُ وَفَهِمُوهُ لِأَنَّهُ بِلُغَتِهِمْ، وَدَخَلَتْ مَعَانِيهِ فِي قُلُوبِهِمْ، وَلَكِنَّهُمْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ ; لِأَنَّ كَلِمَةَ الْعَذَابِ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ، وَعَلَى أَنَّ الضَّمِيرَ فِي سَلَكْنَاهُ لِلْكُفْرِ وَالتَّكْذِيبِ، فَقَوْلُهُ عَنْهُمْ: مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ، يَدُلُّ عَلَى إِدْخَالِ الْكُفْرِ وَالتَّكْذِيبِ فِي قُلُوبِهِمْ، أَيْ: كَذَلِكَ السَّلْكُ سَلَكْنَاهُ، إِلَخْ.

{ سَلَكْنَاهُ } kavli; yani onu girdirdik/soktuk demektir. Nitekim bunu Kur'an ayetleri ve Arapça şahitleriyle Hûd Suresi'nde Yüce Allah'ın: { قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ } “Dedik ki: 'Her cinsten birer çifti içine yükle...'” [Hûd 11/40] ayetinin tefsirinde daha önce açıklamıştık. { سَلَكْنَاهُ } kelimesindeki zamirin Kur'an'a ait olduğu söylenmiştir ki en kuvvetli olanı budur. Zamirin, { مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ } “ona iman etmezlerdi” [Şuarâ 26/199] kavlinde zikredilen yalanlamaya ve küfre ait olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah'ın bu kerim ayette can yakıcı azabı görünceye kadar inanmayacaklarını belirttiği bu kâfirler; haklarında azap sözü kesinleşmiş ve Allah'ın ilminde bedbaht (şakî) oldukları önceden takdir edilmiş kimselerdir. Nitekim Yüce Allah'ın şu kavli buna delalet eder: { إِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ وَلَوْ جَاءَتْهُمْ كُلُّ آيَةٍ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ } “Doğrusu haklarında Rabbinin sözü kesinleşmiş olanlar, kendilerine her türlü ayet gelse bile, o can yakıcı azabı görünceye kadar inanmazlar” [Yûnus 10/96-97]. Bu kimselerin inatlarının şiddetini ve ayetlere inanmayacaklarını Furkân, İsrâ ve diğer surelerde açıklamıştık. { كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ } “İşte böylece biz onu soktuk” ifadesi, hazfedilmiş bir mastarın sıfatıdır; yani 'İşte bu şekilde bir sokmayla biz onu suçluların kalplerine soktuk' demektir. Bunun Kur'an olduğuna dair açıklaması şöyledir: Allah onu fasih bir Arap adama apaçık Arapça bir dille indirmiştir. Onlar kendi dillerinde olduğu için onu dinlemiş ve anlamışlar, manaları da kalplerine girmiştir; fakat azap sözü haklarında kesinleştiği için ona iman etmemişlerdir. { سَلَكْنَاهُ } kelimesindeki zamirin küfre ve yalanlamaya ait olduğu kabul edilirse, onlar hakkındaki: { مَا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ } “ona iman etmezlerdi” kavli, küfrün ve tekzibin onların kalplerine sokulduğuna delalet eder; yani 'İşte böyle bir sokmayla biz onu soktuk' demek olur.

19224. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ.

Yüce Allah'ın: { فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ } “Derler ki: 'Bize bir mühlet verilir mi acaba?'” kavli.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.