21587. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
21588. Metin
سُورَةُ الشُّورَى قَوْلُهُ - تَعَالَى -: حم عسق كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ.
Şûrâ Suresi. Yüce Allah'ın şu buyruğu: { حم عسق كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ } “Hâ-mîm. Ayn-sîn-kāf. Azîz ve Hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyetmektedir.”
21589. Metin
قَدْ قَدَّمْنَا الْكَلَامَ عَلَى الْحُرُوفِ الْمُقَطَّعَةِ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «هُودٍ» .
Hurûf-ı mukattaaya dair açıklamayı daha önce Hûd Suresi'nin başında yapmıştık.
21590. Metin
وَقَوْلُ الزَّمَخْشَرِيِّ فِي تَفْسِيرِ هَذِهِ الْآيَةِ كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ أَيْ مِثْلَ ذَلِكَ الْوَحْيِ، أَوْ مِثْلَ ذَلِكَ الْكِتَابِ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الرُّسُلِ مِنْ قَبِلَكَ اللَّهُ.
Zemahşerî'nin bu ayetin tefsirindeki: “{ كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ } yani 'işte o vahiy gibi' veya 'o kitap gibi, Allah sana ve senden önceki elçilere vahyetmektedir'” şeklindeki ifadesi,
21591. Metin
يَعْنِي أَنَّ مَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ السُّورَةُ مِنَ الْمَعَانِي قَدْ أَوْحَى اللَّهُ إِلَيْكَ مِثْلَهُ فِي غَيْرِهَا مِنَ السُّوَرِ، وَأَوْحَاهُ مِنْ قَبْلِكَ إِلَى رُسُلِهِ، عَلَى مَعْنَى أَنَّ اللَّهَ - تَعَالَى - كَرَّرَ هَذِهِ الْمَعَانِيَ فِي الْقُرْآنِ، وَفِي جَمِيعِ الْكُتُبِ السَّمَاوِيَّةِ، لِمَا فِيهَا مِنَ التَّنْبِيهِ الْبَلِيغِ، وَاللُّطْفِ الْعَظِيمِ، لِعِبَادِهِ مِنَ الْأَوَّلِينَ وَالْآخَرِينَ. اهـ مِنْهُ.
bu surenin içerdiği manaların bir benzerini Allah'ın sana diğer surelerde vahyettiği gibi, senden önceki elçilerine de vahyetmiş olduğu anlamına gelir. Yani Yüce Allah, önceki ve sonraki kulları için onda son derece beliğ bir uyarı ve büyük bir lütuf bulunduğu için bu manaları Kur'an'da ve bütün semavi kitaplarda tekrar etmiştir. (Zemahşerî'den alıntı bitti).
21592. Metin
وَظَاهِرُ كَلَامِهِ أَنَّ التَّشْبِيهَ فِي قَوْلِهِ: (كَذَلِكَ يُوحِي) بِالنِّسْبَةِ إِلَى الْمُوحَى بِاسْمِ الْمَفْعُولِ.
Onun sözünün zahirine göre, (كَذَلِكَ يُوحِي) ifadesindeki benzetme, ism-i meful anlamıyla vahyedilen şeye göredir.
21593. Metin
وَالْأَظْهَرُ أَنَّ التَّشْبِيهَ فِي الْمَعْنَى الْمَصْدَرِيِّ الَّذِي هُوَ الْإِيحَاءُ.
Daha kuvvetli görünen ise, benzetmenin 'vahyetmek' olan mastar anlamına yönelik olmasıdır.
21594. Metin
وَقَوْلُهُ فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ لَمْ يُصَرِّحْ هُنَا بِشَيْءٍ مِنْ أَسْمَاءِ الَّذِينَ فِي قَبْلِهِ الَّذِينَ أَوْحَى إِلَيْهِمْ، كَمَا أَوْحَى إِلَيْهِ، وَلَكِنَّهُ قَدْ بَيَّنَ أَسْمَاءَ جَمَاعَةٍ مِنْهُمْ فِي سُورَةِ «النِّسَاءِ» ، وَبَيَّنَ فِيهَا أَنَّ بَعْضَهُمْ لَمْ يَقْصُصْ خَبَرَهُمْ عَلَيْهِ، وَأَنَّهُ أَوْحَى إِلَيْهِمْ وَأَرْسَلَهُمْ لِقَطْعِ حُجَجِ الْخَلْقِ فِي دَارِ الدُّنْيَا، وَذَلِكَ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا رُسُلًا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Yüce Allah'ın bu kerim ayetteki: { وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ } “ve senden öncekilere” ifadesinde, kendisine vahyedildiği gibi kendilerine vahiy indirilen önceki peygamberlerin isimleri burada açıkça belirtilmemiştir. Fakat Nisâ Suresi'nde onlardan bir topluluğun isimlerini açıklamış, bir kısmının kıssasını ise ona anlatmadığını ve dünya yurdunda yaratılmışların mazeretlerini ortadan kaldırmak için onlara vahyedip elçi olarak gönderdiğini şu buyruğunda beyan etmiştir: { إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُدَ زَبُورًا وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا رُسُلًا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا } “Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yûnus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik. Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler ile kıssalarını sana anlatmadığımız peygamberler [gönderdik]. Ve Allah, Musa ile bizzat konuştu. Müjdeleyici ve uyarıcı elçiler [gönderdik] ki, elçilerden sonra insanların Allah'a karşı bir mazeretleri olmasın. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.”
21595. Metin
[٤ \ ١٦٣ - ١٦٥] .
[Nisâ, 4/163-165].
21596. Metin
وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ ذَكَرَ - جَلَّ وَعَلَا - فِيهِ الثَّنَاءَ عَلَى نَفْسِهِ بِاسْمِهِ الْعَزِيزِ وَاسْمِهِ الْحَكِيمِ بَعْدَ ذِكْرِهِ إِنْزَالَهُ وَحْيَهُ عَلَى أَنْبِيَائِهِ، كَمَا قَالَ فِي سُورَةِ «النِّسَاءِ» الْمَذْكُورَةِ: وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا بَعْدَ ذِكْرِهِ إِيحَاءَهُ إِلَى رُسُلِهِ.
Yüce Allah'ın: { اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمُ } buyruğunda O, peygamberlerine vahiy indirdiğini zikrettikten sonra, adı geçen Nisâ Suresi'nde elçilerine vahyetmesini zikrettikten sonra { وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا } buyurduğu gibi, kendini el-Azîz ve el-Hakîm isimleriyle övmüştür.
21597. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الزُّمَرِ» أَنَّ اسْتِقْرَاءَ الْقُرْآنِ قَدْ دَلَّ عَلَى أَنَّ اللَّهَ - جَلَّ وَعَلَا - إِذَا ذَكَرَ تَنْزِيلَهُ لِكِتَابِهِ أَتْبَعَ ذَلِكَ بَعْضَ أَسْمَائِهِ الْحُسْنَى وَصِفَاتِهِ الْعُلْيَا، وَذَكَرْنَا كَثِيرًا مِنْ أَمْثِلَةِ ذَلِكَ.
Zümer Suresi'nin başında, Kur'an'ın tümevarım yoluyla incelenmesinin gösterdiği üzere; Yüce Allah kitabını indirdiğini zikrettiğinde, bunu Esmâ-i Hüsnâ'sından ve yüce sıfatlarından bazılarıyla takip ettiğini belirtmiş ve buna dair birçok örnek zikretmiştik.
21598. Metin
وَقَرَأَ هَذَا الْحَرْفَ عَامَّةُ السَّبْعَةِ غَيْرَ ابْنِ كَثِيرٍ: (يُوحِي) بِكَسْرِ الْحَاءِ بِالْبِنَاءِ لِلْفَاعِلِ، وَعَلَى قِرَاءَةِ الْجُمْهُورِ هَذِهِ فَقَوْلُهُ: (اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ) - فَاعِلُ يُوحِي.
Bu kelimeyi, İbn Kesîr dışındaki yedi kıraat imamının cumhuru, etken fiil (bina-i fâil) olarak ha harfinin kesresiyle (يُوحِي) şeklinde okumuştur. Cumhûrun bu kıraatine göre (اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ) lafzı, 'yûhî' fiilinin failidir.
21599. Metin
وَقَرَأَهُ ابْنُ كَثِيرٍ (يُوحَى إِلَيْكَ) بِفَتْحِ الْحَاءِ بِالْبِنَاءِ لِلْمَفْعُولِ، وَعَلَى هَذِهِ الْقِرَاءَةِ، فَقَوْلُهُ: (اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ) فَاعِلُ فِعْلٍ مَحْذُوفٍ تَقْدِيرُهُ يُوحَى، كَمَا قَدَّمْنَا إِيضَاحَهُ فِي سُورَةِ «النُّورِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ رِجَالٌ [٢٤ \ ٣٦ - ٣٧] .
İbn Kesîr ise bunu, edilgen fiil (bina-i mef'ûl) olarak ha harfinin fethasıyla (يُوحَى إِلَيْكَ) şeklinde okumuştur. Bu kıraate göre (اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ) lafzı, Nûr Suresi'nde Yüce Allah'ın: { يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ رِجَالٌ } [Nûr, 24/36-37] ayetinin açıklamasında daha önce izah ettiğimiz üzere takdiri 'yûhî' olan mahzuf bir fiilin failidir.
21600. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا مَعَانِيَ الْوَحْيِ مَعَ الشَّوَاهِدِ الْعَرَبِيَّةِ فِي سُورَةِ «النَّحْلِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ [١٦ \ ٦٨] وَغَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْمَوَاضِعِ.
Nahl Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ } [Nahl, 16/68] ayetinin açıklamasında ve başka yerlerde, vahyin anlamlarını Arap dilinden şahitleriyle birlikte daha önce açıklamıştık.
21601. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ } “O, çok yücedir, çok büyüktür.”
21602. Metin
وَصَفَ نَفْسَهُ - جَلَّ وَعَلَا - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ بِالْعُلُوِّ وَالْعَظَمَةِ، وَهُمَا مِنَ الصِّفَاتِ الْجَامِعَةِ كَمَا قَدَّمْنَاهُ فِي سُورَةِ «الْأَعْرَافِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ [٧ \ ٥٤] .
Yüce Allah bu kerim ayette kendisini yücelik ve azametle nitelendirmiştir. A'râf Suresi'nde Yüce Allah'ın: { ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ } [A'râf, 7/54] buyruğunun açıklamasında daha önce belirttiğimiz gibi, bu iki sıfat kapsayıcı sıfatlardandır.
21603. Metin
وَمَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ وَصْفِهِ - تَعَالَى - نَفْسَهُ بِهَاتَيْنِ الصِّفَتَيْنِ الْجَامِعَتَيْنِ الْمُتَضَمِّنَتَيْنِ لِكُلِّ كَمَالٍ وَجَلَالٍ - جَاءَ مِثْلُهُ فِي آيَاتٍ أُخَرَ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ [٢ \ ٢٥٥] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا [٤ \ ٣٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ [١٣ \ ٩] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْآيَةَ [٤٥ \ ٣٧] . إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Bu kerim ayetin içerdiği, Yüce Allah'ın kendisini her türlü kemal ve celali kapsayan bu iki cami sıfatla vasfetmesinin benzeri başka ayetlerde de gelmiştir. Yüce Allah'ın şu buyrukları gibi: { وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ } [Bakara, 2/255], { إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا } [Nisâ, 4/34], { عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ } [Ra'd, 13/9] ve { وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ } ayeti [Câsiye, 45/37] ve diğer ayetler böyledir.
21604. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ } “Neredeyse gökler üstlerinden çatlayıp yarılacaklar! Melekler ise Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerdekiler için bağışlanma dilerler.”
21605. Metin
قَرَأَ هَذَا الْحَرْفَ عَامَّةُ السَّبْعَةِ غَيْرَ نَافِعٍ وَالْكِسَائِيِّ (تَكَادُ) بِالتَّاءِ الْفَوْقِيَّةِ ; لِأَنَّ السَّمَاوَاتِ مُؤَنَّثَةٌ، وَقَرَأَهُ نَافِعٌ وَالْكِسَائِيُّ (يَكَادُ) بِالْيَاءِ التَّحْتِيَّةِ لِأَنَّ تَأْنِيثَ السَّمَاوَاتِ غَيْرُ حَقِيقِيٍّ.
Bu kelimeyi, Nâfi' ve Kisâî dışındaki yedi kıraat imamının geneli, 'semâvât' müennes olduğu için te ile (تَكَادُ) şeklinde okumuştur. Nâfi' ve Kisâî ise 'semâvât' kelimesinin müennesliği hakiki müenneslik olmadığı için ye ile (يَكَادُ) şeklinde okumuşlardır.
21606. Metin
وَقَرَأَهُ عَامَّةُ السَّبْعَةِ غَيْرَ أَبِي عَمْرٍو، وَشُعْبَةَ عَنْ عَاصِمٍ (يَتَفَطَّرْنَ) بِتَاءٍ مُثَنَّاةٍ فَوْقِيَّةٍ مَفْتُوحَةٍ بَعْدَ الْيَاءِ وَفَتْحِ الطَّاءِ الْمُشَدَّدَةِ، مُضَارِعُ تَفَطَّرَ، أَيْ تَشَقَّقُ.
Yedi kıraat imamının geneli ise -Ebû Amr ile Âsım'dan rivayetle Şu'be hariç- bunu, ye'den sonra üstünlü te ve şeddeli üstünlü tı ile 'tefattara' fiilinin muzarisi olarak (يَتَفَطَّرْنَ) şeklinde okumuştur; yani 'çatlayıp yarılırlar' demektir.
21607. Metin
وَقَرَأَهُ أَبُو عَمْرٍو وَشُعْبَةُ عَنْ عَاصِمٍ (يَنْفَطِرْنَ) بِنُونٍ سَاكِنَةٍ بَعْدَ الْيَاءِ وَكَسْرِ الطَّاءِ الْمُخَفَّفَةِ، مُضَارِعُ انْفَطَرَتْ، كَقَوْلِهِ: إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ [٨٢ \ ١] أَيِ انْشَقَّتْ.
Ebû Amr ile Âsım'dan rivayetle Şu'be ise, ye'den sonra sakin nun ve şeddesiz esreli tı ile 'infatarat' fiilinin muzarisi olarak: { إِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ } [İnfitâr, 82/1] yani 'yarıldığı zaman' buyruğundaki gibi (يَنْفَطِرْنَ) şeklinde okumuşlardır.
21608. Metin
وَقَوْلُهُ: تَكَادُ، مُضَارِعُ كَادَ، الَّتِي هِيَ فِعْلُ مُقَارَبَةٍ، وَمَعْلُومٌ أَنَّهَا تَعْمَلُ فِي الْمُبْتَدَإِ وَالْخَبَرِ، وَمَعْنَى كَوْنِهَا فِعْلَ مُقَارَبَةٍ، أَنَّهَا تَدُلُّ عَلَى قُرْبِ اتِّصَافِ الْمُبْتَدَإِ بِالْخَبَرِ.
Ayetin (تَكَادُ) lafzı, mukarebe (yaklaşma bildiren) fiili olan 'kâde'nin muzarisidir. Bilindiği üzere bu fiil mübteda ve haber üzerinde amel eder. Mukarebe fiili olmasının anlamı ise, mübtedanın haberle nitelenmesinin yakın olduğunu göstermesidir.
21609. Metin
وإذًا، فَمَعْنَى الْآيَةِ أَنَّ السَّمَاوَاتِ قَارَبَتْ أَنْ تَتَّصِفَ بِالتَّفَطُّرِ عَلَى الْقِرَاءَةِ الْأُولَى، وَالِانْفِطَارِ عَلَى الْقِرَاءَةِ الثَّانِيَةِ.
Buna göre ayetin manası; birinci kıraate göre göklerin çatlayıp yarılma (tefettur), ikinci kıraate göre ise yarılma (infitâr) vasfını almaya yaklaştığıdır.
21610. Metin
وَاعْلَمْ أَنَّ سَبَبَ مُقَارَبَةِ السَّمَاوَاتِ لِلتَّفَطُّرِ فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ - فِيهِ لِلْعُلَمَاءِ وَجْهَانِ كِلَاهُمَا يَدُلُّ لَهُ قُرْآنٌ: الْوَجْهُ الْأَوَّلُ: أَنَّ الْمَعْنَى: تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرُنَّ خَوْفًا مِنَ اللَّهِ، وَهِيبَةً وَإِجْلَالًا، وَيَدُلُّ لِهَذَا الْوَجْهِ قَوْلُهُ - تَعَالَى - قَبْلَهُ: وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ [٤٢ \ ٤] ; لِأَنَّ عُلُوَّهُ وَعَظَمَتَهُ سَبَّبَ لِلسَّمَاوَاتِ ذَلِكَ الْخَوْفَ وَالْهَيْبَةَ وَالْإِجْلَالَ، حَتَّى كَادَتْ تَتَفَطَّرُ.
Bil ki, bu kerim ayette göklerin yarılmaya yaklaşmasının sebebi hususunda âlimlerin iki veçhi vardır ve her ikisine de Kur'an delalet etmektedir: Birinci vecih: Mananın 'Gökler Allah korkusundan, O'nun heybet ve azametinden dolayı neredeyse çatlayıp yarılacaklar' şeklinde olmasıdır. Bu veche, öncesinde gelen Yüce Allah'ın: { وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ } [Şûrâ, 42/4] buyruğu delalet etmektedir; çünkü O'nun yüceliği ve büyüklüğü, göklerde neredeyse çatlayacak derecede bir korku, heybet ve tazim meydana getirmiştir.
21611. Metin
وَعَلَى هَذَا الْوَجْهِ، فَقَوْلُهُ بَعْدَهُ: وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ مُنَاسَبَتُهُ لِمَا قَبْلَهُ وَاضِحَةٌ; لِأَنَّ الْمَعْنَى: أَنَّ السَّمَاوَاتِ فِي غَايَةِ الْخَوْفِ مِنْهُ - تَعَالَى - وَالْهَيْبَةِ وَالْإِجْلَالِ لَهُ، وَكَذَلِكَ سُكَّانُهَا مِنَ الْمَلَائِكَةِ، فَهُمْ (يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ) أَيْ يُنَزِّهُونَهُ عَنْ كُلِّ مَا لَا يَلِيقُ بِكَمَالِهِ وَجَلَالِهِ مَعَ إِثْبَاتِهِمْ لَهُ كُلَّ كَمَالٍ وَجَلَالٍ، خَوْفًا مِنْهُ وَهِيبَةً وَإِجْلَالًا، كَمَا قَالَ - تَعَالَى -: وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ [١٣ \ ١٣] . وَقَالَ - تَعَالَى -: وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلَائِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ [١٦ \ ٤٩ - ٥٠] .
Bu veche göre, bundan sonra gelen: { وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ } buyruğunun öncesiyle münasebeti açıktır. Çünkü mana şudur: Gökler Yüce Allah'tan son derece korkmakta, O'na karşı derin bir heybet ve tazim duymaktadır. Aynı şekilde göklerin sakinleri olan melekler de böyledir; onlar korkudan, heybet ve tazimden dolayı O'nun kemaline ve celaline layık olmayan her şeyden O'nu tenzih ederek ve O'na her türlü kemal ve celali nispet ederek (يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ) 'Rablerini hamd ile tesbih ederler'. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ } [Ra'd, 13/13] ve { وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلَائِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ } [Nahl, 16/49-50].
21612. Metin
فَهُمْ لِشِدَّةِ خَوْفِهِمْ مِنَ اللَّهِ وَإِجْلَالِهِمْ لَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ، وَيَخَافُونَ عَلَى أَهْلِ الْأَرْضِ، وَلِذَا يَسْتَغْفِرُونَ لَهُمْ خَوْفًا عَلَيْهِمْ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ وَعِقَابِهِ، وَيُسْتَأْنَسُ لِهَذَا الْوَجْهِ بِقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَى قَوْلِهِ: وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا [٣٣ \ ٧٢] ; لِأَنَّ الْإِشْفَاقَ الْخَوْفُ.
Onlar Allah'tan şiddetle korktukları ve O'nu yücelttikleri için Rablerini hamd ile tesbih ederler, yer halkı adına da endişe duyarlar; bu yüzden Allah'ın gazabından ve azabından onlar adına korktukları için onlar adına mağfiret dilerler. Bu veche, Yüce Allah'ın: { إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ } buyruğundan { وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا } [Ahzâb, 33/72] sözüne kadar olan kısmı dayanak gösterilir; zira 'işfâk' korku demektir.
21613. Metin
وَقَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ يَعْنِي لِخُصُوصِ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْهُمْ وَتَابُوا إِلَى اللَّهِ وَاتَّبَعُوا سَبِيلَهُ، كَمَا أَوْضَحَهُ - تَعَالَى - بِقَوْلِهِ: الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا [٤٠ \ ٧] .
Yüce Allah'ın bu kerim ayetteki: { وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ } buyruğu, yerdekilerden özellikle iman eden, Allah'a tevbe eden ve O'nun yoluna uyan kimseler demektir. Nitekim Yüce Allah bunu şu buyruğuyla açıklamıştır: { الَّذِينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ آمَنُوا } [Mü'min, 40/7].
21614. Metin
فَقَوْلُهُ: لِلَّذِينَ آمَنُوا - يُوَضِّحُ الْمُرَادَ مِنْ قَوْلِهِ: لِمَنْ فِي الْأَرْضِ. \ ٥ وَيَزِيدُ ذَلِكَ إِيضَاحًا قَوْلُهُ - تَعَالَى - عَنْهُمْ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ فِي اسْتِغْفَارِهِمْ لِلْمُؤْمِنِينَ -: فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ [٤٠ \ ٧] لِأَنَّ ذَلِكَ يَدُلُّ دَلَالَةً وَاضِحَةً عَلَى عَدَمِ اسْتِغْفَارِهِمْ لِلْكُفَّارِ.
Buradaki { لِلَّذِينَ آمَنُوا } ifadesi, { لِمَنْ فِي الْأَرْضِ } buyruğundan kastedilen anlamı açıklamaktadır. Yüce Allah'ın, onların müminler için istiğfarlarında şöyle dediklerini nakletmesi bu açıklamayı daha da pekiştirmektedir: { فَاغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَبِيلَكَ } [Mü'min, 40/7]. Çünkü bu, onların kâfirler için istiğfarda bulunmadıklarına açıkça delalet etmektedir.
21615. Metin
الْوَجْهُ الثَّانِي: أَنَّ الْمَعْنَى تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ شِدَّةِ عِظَمِ الْفِرْيَةِ الَّتِي افْتَرَاهَا الْكُفَّارُ عَلَى خَالِقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ - جَلَّ وَعَلَا - مِنْ كَوْنِهِ اتَّخَذَ وَلَدًا ﷾ عَنْ ذَلِكَ عُلُوًّا كَبِيرًا، وَهَذَا الْوَجْهُ جَاءَ مُوَضَّحًا فِي سُورَةِ «مَرْيَمَ» فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا أَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَدًا وَمَا يَنْبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا إِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا [١٩ \ ٨٨ - ٩٣] . كَمَا قَدَّمْنَا إِيضَاحَهُ.
İkinci vecih: Mananın 'Kâfirlerin göklerin ve yerin yaratıcısına -ki O bundan çok yücedir- çocuk edindiği iddiasıyla attıkları iftiranın büyüklüğünün şiddetinden gökler neredeyse çatlayıp yarılacaklar' şeklinde olmasıdır. Bu vecih, daha önce açıkladığımız üzere Meryem Suresi'nde Yüce Allah'ın şu buyruğunda açıklanmıştır: { وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا أَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَدًا وَمَا يَنْبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا إِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا } [Meryem, 19/88-93].
21616. Metin
وَغَايَةُ مَا فِي هَذَا الْوَجْهِ أَنَّ آيَةَ «الشُّورَى» هَذِهِ فِيهَا إِجْمَالٌ فِي سَبَبِ تَفَطُّرِ السَّمَاوَاتِ، وَقَدْ جَاءَ ذَلِكَ مُوَضَّحًا فِي آيَةِ «مَرْيَمَ» الْمَذْكُورَةِ. وَكِلَا الْوَجْهَيْنِ حَقٌّ.
Bu vecihte söylenebilecek en son nokta şudur: Bu Şûrâ ayetinde göklerin çatlama sebebi mücmel (özet) bırakılmış, zikredilen Meryem ayetinde ise bu durum açıklanmıştır. Her iki vecih de haktır.
21617. Metin
وَقَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ فِيهِ لِلْعُلَمَاءِ أَوْجُهٌ.
Yüce Allah'ın bu kerim ayetteki: { يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ } buyruğu hakkında âlimlerin çeşitli görüşleri vardır.
21618. Metin
قِيلَ: (يَتَفَطَّرْنَ) ، أَيِ السَّمَاوَاتُ. (مِنْ فَوْقِهِنَّ) أَيِ الْأَرَضِينَ، وَلَا يَخْفَى بُعْدُ هَذَا الْقَوْلِ كَمَا تَرَى.
Denildi ki: (يَتَفَطَّرْنَ) yani gökler, (مِنْ فَوْقِهِنَّ) yani yerlerin üzerinden [çatlarlar]. Gördüğün gibi bu görüşün uzaklığı açıktır.
21619. Metin
وَقَالَ بَعْضُهُمْ: (مِنْ فَوْقِهِنَّ) ، أَيْ كُلُّ سَمَاءٍ تَتَفَطَّرُ فَوْقَ الَّتِي تَلِيهَا.
Bazıları da şöyle demiştir: (مِنْ فَوْقِهِنَّ) yani her bir gök, kendisini takip edenin üstünden çatlar.
21620. Metin
وَقَالَ الزَّمَخْشَرِيُّ فِي الْكَشَّافِ: فَإِنْ قُلْتَ: لِمَ قَالَ: مِنْ فَوْقِهِنَّ؟ قُلْتُ: لِأَنَّ أَعْظَمَ الْآيَاتِ وَأَدُلَّهَا عَلَى الْجَلَالِ وَالْعَظَمَةِ فَوْقَ السَّمَاوَاتِ، وَهِيَ: الْعَرْشُ، وَالْكُرْسِيُّ، وَصُفُوفُ الْمَلَائِكَةِ الْمُرْتَجَّةُ بِالتَّسْبِيحِ وَالتَّقْدِيسِ حَوْلَ الْعَرْشِ، وَمَا لَا يَعْلَمُ كُنْهَهُ إِلَّا اللَّهُ - تَعَالَى - مِنْ آثَارِ مَلَكُوتِهِ الْعُظْمَى، فَلِذَلِكَ قَالَ: يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ أَيْ يَبْتَدِئُ الِانْفِطَارُ مِنْ جِهَتِهِنَّ الْفَوْقَانِيَّةِ.
Zemahşerî el-Keşşâf'ta şöyle demiştir: Eğer 'Niçin { مِنْ فَوْقِهِنَّ } dedi?' dersen, derim ki: Çünkü ayetlerin en büyükleri ve celal ile azamete en çok delalet edenleri göklerin üzerindedir; bunlar Arş, Kürsî ve Arş'ın etrafında tesbih ve takdis ile dalgalanan melek safları ile O'nun ulu mülkünün eserlerinden mahiyetini ancak Yüce Allah'ın bildiği varlıklardır. İşte bu yüzden: { يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ } buyurmuştur, yani yarılma onların üst cihetinden başlar.
21621. Metin
أَوْ لِأَنَّ كَلِمَةَ الْكُفْرِ جَاءَتْ مِنَ الَّذِي تَحْتَ السَّمَاوَاتِ، فَكَانَ الْقِيَاسُ أَنْ يُقَالَ: يَتَفَطَّرْنَ مِنْ تَحْتِهِنَّ مِنَ الْجِهَةِ الَّتِي جَاءَتْ مِنْهَا الْكَلِمَةُ، وَلَكِنَّهُ بُولِغَ فِي ذَلِكَ، فَجُعِلَتْ مُؤَثِّرَةً فِي وِجْهَةِ الْفَوْقِ، كَأَنَّهُ قِيلَ: يَكَدْنَ يَتَفَطَّرْنَ مِنَ الْجِهَةِ الَّتِي فَوْقَهُنَّ، دَعِ الْجِهَةَ الَّتِي تَحْتَهُنَّ.
Veyahut küfür sözü göklerin altındakinden geldiği için, kıyasa uygun olan sözün geldiği cihetten ötürü 'altlarından çatlarlar' denilmesiydi. Fakat bu hususta mübalağa yapılarak üst cihette de etkili kılındı. Sanki şöyle denilmiş gibidir: Altlarındaki ciheti bir yana bırak, neredeyse üzerlerindeki cihetten çatlayacaklar.
21622. Metin
وَنَظِيرُهُ فِي الْمُبَالَغَةِ قَوْلُهُ ﷿: يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ فَجَعَلَ الْحَمِيمَ مُؤَثِّرًا فِي أَجْزَائِهِمُ الْبَاطِنَةِ. اهـ مَحَلُّ الْغَرَضِ مِنْهُ.
Mübalağa konusundaki benzeri Yüce Allah'ın: { يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِمُ الْحَمِيمُ يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ } buyruğudur; kaynar suyu onların iç organlarında etkili kılmıştır. (Zemahşerî'den amaçlanan kısım bitti).
21623. Metin
وَهَذَا إِنَّمَا يَتَمَشَّى عَلَى الْقَوْلِ بِأَنَّ سَبَبَ التَّفَطُّرِ الْمَذْكُورِ هُوَ افْتِرَاؤُهُمْ عَلَى اللَّهِ فِي قَوْلِهِمُ: اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا [١٩ \ ٨٨] .
Bu açıklama ancak, söz konusu çatlamanın sebebinin onların { اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا } [Meryem, 19/88] sözleriyle Allah'a iftira etmeleri olduğu görüşü üzerine geçerlidir.
21624. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا آنِفًا أَنَّهُ دَلَّتْ عَلَيْهِ سُورَةُ «مَرْيَمَ» الْمَذْكُورَةُ، وَعَلَيْهِ فَمُنَاسِبَةُ قَوْلِهِ: وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ لِمَا قَبْلَهُ - أَنَّ الْكُفَّارَ وَإِنْ قَالُوا أَعْظَمَ الْكُفْرِ وَأَشْنَعَهُ، فَإِنَّ الْمَلَائِكَةَ بِخِلَافِهِمْ، فَإِنَّهُمْ يُدَاوِمُونَ ذِكْرَ اللَّهِ وَطَاعَتَهُ.
Az önce adı geçen Meryem Suresi'nin buna delalet ettiğini belirtmiştik. Buna göre: { وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ } buyruğunun öncesiyle münasebeti şudur: Kâfirler küfrün en büyüğünü ve en çirkinini söyleseler de melekler onların aksinedir; onlar Allah'ı zikretmeye ve O'na itaate aralıksız devam ederler.
21625. Metin
وَيُوَضِّحُ ذَلِكَ قَوْلُهُ - تَعَالَى -: فَإِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذِينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْأَمُونَ [٤١ \ ٣٨] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلَاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ [٦ \ ٨٩] . كَمَا قَدَّمْنَا إِيضَاحَهُ فِي آخِرِ سُورَةِ «فُصِّلَتْ» .
Fussilet Suresi'nin sonunda daha önce açıkladığımız gibi, Yüce Allah'ın şu buyrukları bunu açıklamaktadır: { فَإِنِ اسْتَكْبَرُوا فَالَّذِينَ عِنْدَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْأَمُونَ } [Fussilet, 41/38] ve { فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلَاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ } [En'âm, 6/89].
21626. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ } “İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
21627. Metin
أَكَّدَ - جَلَّ وَعَلَا - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ، أَنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ، وَبَيَّنَ فِيهَا أَنَّهُ هُوَ وَحْدَهُ الْمُخْتَصُّ بِذَلِكَ.
Yüce Allah bu kerim ayette, kendisinin el-Gafûr ve er-Rahîm olduğunu pekiştirmiş ve buna yalnızca kendisinin mahsus olduğunu beyan etmiştir.
21628. Metin
وَهَذَانِ الْأَمْرَانِ اللَّذَانِ تَضَمَّنَتْهُمَا هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ - قَدْ جَاءَا مُوَضَّحَيْنِ فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ.
Bu kerim ayetin içerdiği bu iki husus, bu yerin dışında da açıklanmıştır.
21629. Metin
أَمَّا اخْتِصَاصُهُ هُوَ - جَلَّ وَعَلَا - بِغُفْرَانِ الذُّنُوبِ، فَقَدْ ذَكَرَهُ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ [٣ \ ١٣٥] . وَالْمَعْنَى لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ، وَفِي الْحَدِيثِ «رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلْمًا كَثِيرًا، وَلَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ» الْحَدِيثَ. وَفِي حَدِيثِ سَيِّدِ الِاسْتِغْفَارِ: «اللَّهُمَّ أَنْتَ رَبِّي لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ خَلَقْتَنِي» الْحَدِيثَ. وَفِيهِ «وَأَبُوءُ بِذَنْبِي فَاغْفِرْ لِي ; فَإِنَّهُ لَا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا أَنْتَ» .
Yüce Allah'ın günahları bağışlamaya mahsus olmasına gelince; bunu Yüce Allah şu buyruğunda zikretmiştir: { وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ } [Âl-i İmrân, 3/135]. Manası: 'Günahları Allah'tan başka kimse bağışlamaz' demektir. Hadiste de şöyle buyrulmuştur: “Rabbim! Ben kendime çok zulmettim, günahları ise ancak Sen bağışlarsın...” Seyyidü'l-istiğfar hadisinde de şöyle geçmektedir: “Allah'ım! Sen benim Rabbimsin, Senden başka ilah yoktur, beni Sen yarattın...” ve devamında “...günahımı itiraf ediyorum, beni bağışla; zira günahları ancak Sen bağışlarsın” buyrulmuştur.
21630. Metin
وَوَجْهُ دَلَالَةِ هَذِهِ الْآيَةِ عَلَى أَنَّ اللَّهَ وَحْدَهُ هُوَ الَّذِي يَغْفِرُ الذُّنُوبَ - هُوَ أَنَّ ضَمِيرَ الْفَصْلِ بَيْنَ الْمُسْنَدِ وَالْمُسْنَدِ إِلَيْهِ فِي قَوْلِهِ: أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ يَدُلُّ عَلَى ذَلِكَ كَمَا هُوَ مَعْلُومٌ فِي مَحَلِّهِ.
Bu ayetin günahları yalnızca Allah'ın bağışlayacağına delalet etme vechi şudur: { أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ } buyruğunda müsned ile müsnedün ileyh arasındaki fasıl zamiri (هُوَ), kendi yerinde bilindiği üzere buna (hasra/tahsise) delalet eder.
21631. Metin
وَأَمَّا الْأَمْرُ الثَّانِي: هُوَ تَوْكِيدُهُ - تَعَالَى - أَنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ ; فَإِنَّهُ أَكَّدَ ذَلِكَ هُنَا بِحَرْفِ الِاسْتِفْتَاحِ الَّذِي هُوَ (أَلَا) ، وَحَرْفِ التَّوْكِيدِ الَّذِي هُوَ (إِنَّ) . وَقَدْ أَوْضَحَ ذَلِكَ فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ [٣٩ \ ٥٣] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ الْآيَةَ [٢٠ \ ٨٢] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ [٥٣ \ ٣٢] . وَقَوْلِهِ فِي الْكُفَّارِ: قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ [٨ \ ٣٨] . وَقَوْلِهِ فِي الَّذِينَ قَالُوا: إِنَّ اللَّهَ ثَالِثُ ثَلَاثَةٍ: أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى اللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ [٥ \ ٧٤] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ.
İkinci hususa gelince: O da Yüce Allah'ın el-Gafûr ve er-Rahîm olduğunu pekiştirmesidir. Zira O, bunu burada istiftâh harfi olan (أَلَا) ve tekit harfi olan (إِنَّ) ile tekit etmiştir. Bunu birçok ayette de açıklamıştır; Yüce Allah'ın şu buyrukları gibi: { إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ } [Zümer, 39/53], { وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ } ayeti [Tâhâ, 20/82], { إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ } [Necm, 53/32], kâfirler hakkında: { قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ } [Enfâl, 8/38] ve 'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler hakkında: { أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى اللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ } [Mâide, 5/74]. Buna benzer ayetler çoktur.
21632. Metin
فَنَرْجُو اللَّهَ - جَلَّ وَعَلَا - الْكَرِيمَ الرَّءُوفَ الْغَفُورَ الرَّحِيمَ - أَنْ يَغْفِرَ لَنَا جَمِيعَ ذُنُوبِنَا، وَيَتَجَاوَزَ عَنْ جَمِيعِ سَيِّئَاتِنَا، وَيُدْخِلَنَا جَنَّتَهُ عَلَى مَا كَانَ مِنَّا، وَيَغْفِرَ لِإِخْوَانِنَا الْمُسْلِمِينَ، إِنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ.
Kerîm, Raûf, Gafûr ve Rahîm olan Yüce Allah'tan bütün günahlarımızı bağışlamasını, bütün kötülüklerimizi affetmesini, halimize rağmen bizi cennetine girdirmesini ve Müslüman kardeşlerimizi bağışlamasını umarız. Şüphesiz O, Gafûr'dur, Rahîm'dir.
21633. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ } “O'ndan başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları gözetlemektedir. Sen onların üzerinde bir vekil değilsin.”
21634. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَولِيَاءَ. أَيْ أَشْرَكُوا مَعَهُ شُرَكَاءَ يَعْبُدُونَهُمْ مِنْ دُونِهِ، كَمَا أَوْضَحَ - تَعَالَى - ذَلِكَ فِي قَوْلِهِ: وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ [٣٩ \ ٣] .
Yüce Allah'ın bu kerim ayetteki: { اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَولِيَاءَ } buyruğu, yani O'ndan başka kendilerine taptıkları ortaklar koştular demektir. Nitekim Yüce Allah bunu şu buyruğunda açıklamıştır: { وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ } [Zümer, 39/3].
21635. Metin
وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ [٢ \ ٢٥٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ [٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ [٣ \ ١٧٥] . أَيْ يُخَوِّفُكُمْ أَوْلِيَاءَهُ. وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ الْآيَةَ [٤ \ ٧٦] .
Yüce Allah'ın şu buyrukları da böyledir: { وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ } [Bakara, 2/257], { إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ } [A'râf, 7/30], { إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ } [Âl-i İmrân, 3/175] yani 'sizi kendi dostlarıyla korkutur' ve { فَقَاتِلُوا أَوْلِيَاءَ الشَّيْطَانِ } ayeti [Nisâ, 4/76].
21636. Metin
وَقَدْ وَبَّخَهُمْ - تَعَالَى - عَلَى اتِّخَاذِهِمُ الشَّيْطَانَ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِهِ - تَعَالَى - فِي قَوْلِهِ: أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا.
Yüce Allah, şeytanı ve onun soyunu kendisinden başka veliler edinmelerinden dolayı onları şu buyruğunda azarlamıştır: { أَفَتَتَّخِذُونَهُ وَذُرِّيَّتَهُ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِي وَهُمْ لَكُمْ عَدُوٌّ بِئْسَ لِلظَّالِمِينَ بَدَلًا } “Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dostlar ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir!”
21637. Metin
وَقَدْ أَمَرَ - جَلَّ وَعَلَا - بِاتِّبَاعِ هَذَا الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ، نَاهِيًا عَنِ اتِّبَاعِ الْأَوْلِيَاءِ الْمُتَّخَذِينَ مِنْ دُونِهِ - تَعَالَى - فِي أَوَّلِ سُورَةِ الْأَعْرَافِ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى - اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ [٧ \ ٣] .
Yüce Allah, A'râf sûresinin başında şu buyruğunda, O'ndan başka edinilen velilere/dostlara uyulmasını yasaklayarak bu yüce Kur'an'a uyulmasını emretmiştir: { اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ } “Rabbinizden size indirilene uyun; O'ndan başka dostların ardına düşmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” [A'râf, 7/3].
21638. Metin
وَقَدْ عَلِمْتَ مِنَ الْآيَاتِ الْمَذْكُورَةِ أَنَّ أَوْلِيَاءَ الْكُفَّارِ الَّذِينَ اتَّخَذُوهُمْ وَعَبَدُوهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ نَوْعَانِ: الْأَوَّلُ مِنْهُمَا: الشَّيَاطِينُ، وَمَعْنَى عِبَادَتِهِمْ لِلشَّيْطَانَ طَاعَتُهُمْ لَهُ فِيمَا يُزَيِّنُ لَهُمْ مِنَ الْكُفْرِ وَالْمَعَاصِي، فَشِرْكُهُمْ بِهِ شِرْكُ طَاعَةٍ، وَالْآيَاتُ الدَّالَّةُ عَلَى عِبَادَتِهِمْ لِلشَّيَاطِينِ بِالْمَعْنَى الْمَذْكُورِ كَثِيرَةٌ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَابَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ الْآيَةَ [٣٦ \ ٦٠] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - عَنْ إِبْرَاهِيمَ يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ الْآيَةَ [١٩ \ ٤٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا إِنَاثًا وَإِنْ يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا [٤ \ ١١٧] ، أَيْ وَمَا يَعْبُدُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا. وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: قَالُوا سُبْحَانَكَ أَنْتَ وَلِيُّنَا مِنْ دُونِهِمْ بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّ أَكْثَرُهُمْ بِهِمْ مُؤْمِنُونَ [٣٤ \ ٤١] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ [١٦ \ ١٠٠] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ [٦ \ ١٢١] . إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Zikredilen ayetlerden öğrendin ki, kâfirlerin Allah'tan başka edindikleri ve taptıkları veliler iki kısımdır: Birincisi, şeytanlardır. Onların şeytana tapmalarının anlamı; küfür ve günahlardan kendilerine süslü gösterdiği hususlarda ona itaat etmeleridir. Dolayısıyla onların şeytana şirk koşmaları bir itaat şirkidir. Belirtilen manada şeytanlara taptıklarını gösteren ayetler çoktur; Yüce Allah'ın: { أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَابَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ } “Ey Âdemoğulları! Şeytana kulluk etmeyin diye size ahdetmedim mi?” ayeti [Yâsîn, 36/60], Yüce Allah'ın İbrâhim'den naklettiği: { يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ } “Babacığım, şeytana kulluk etme!” ayeti [Meryem, 19/44], Yüce Allah'ın: { إِنْ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا إِنَاثًا وَإِنْ يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَانًا مَرِيدًا } “Onlar O'nu bırakıp yalnızca dişilere tapıyorlar ve yalnızca inatçı bir şeytana tapıyorlar” [Nisâ, 4/117] yani 'ancak inatçı bir şeytana ibadet ediyorlar' buyruğu, Yüce Allah'ın: { قَالُوا سُبْحَانَكَ أَنْتَ وَلِيُّنَا مِنْ دُونِهِمْ بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّ أَكْثَرُهُمْ بِهِمْ مُؤْمِنُونَ } “Dediler ki: 'Seni tenzih ederiz, bizim velimiz onlara karşı sensin. Bilakis onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyordu'” [Sebe', 34/41], Yüce Allah'ın: { إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ } “Onun hâkimiyeti ancak onu dost edinenler ve onun yüzünden Allah'a ortak koşanlar üzerindedir” [Nahl, 16/100] ve Yüce Allah'ın: { وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ } “Şüphesiz şeytanlar, sizinle tartışmaları için kendi dostlarına telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız, muhakkak siz de müşrik olursunuz” [En'âm, 6/121] buyrukları ve bunlardan başka diğer ayetler gibi.
21639. Metin
وَالنَّوْعُ الثَّانِي: هُوَ الْأَوْثَانُ، كَمَا بَيَّنَ ذَلِكَ - تَعَالَى - بِقَوْلِهِ: مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى الْآيَةَ [٣٩ \ ٣] .
İkinci tür ise putlardır. Nitekim Yüce Allah bunu şu buyruğuyla açıklamıştır: { مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى } “Biz onlara, sırf bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyoruz” ayeti [Zümer, 39/3].
21640. Metin
وَقَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ، أَيْ رَقِيبٌ عَلَيْهِمْ حَافَظٌ
Yüce Allah'ın bu kerim ayetteki: { اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ } “Allah onları gözetlemektedir” buyruğu, yani onların üzerinde bir gözetleyicidir,
21641. Metin
عَلَيْهِمْ كُلَّ مَا يَعْمَلُونَهُ مِنَ الْكُفْرِ وَالْمَعَاصِي، وَفِي أَوَّلِهِ اتِّخَاذُهُمُ الْأَوْلِيَاءَ يَعْبُدُونَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ.
başta Allah'tan başka ibadet ettikleri dostlar edinmeleri olmak üzere, küfür ve günahlardan işledikleri her şeyi onlar aleyhine kaydetmektedir.
21642. Metin
وَفِي الْآيَةِ تَهْدِيدٌ عَظِيمٌ لِكُلِّ مُشْرِكٍ.
Ayette her müşrik için büyük bir tehdit vardır.
21643. Metin
وَقَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ.
Yüce Allah'ın bu kerim ayetteki: { وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ } “Sen onların üzerinde bir vekil değilsin” buyruğu;
21644. Metin
أَيْ لَسْتَ يَا مُحَمَّدُ بِمُوَكَّلٍ عَلَيْهِمْ تَهْدِي مَنْ شِئْتَ هِدَايَتَهُ مِنْهُمْ، بَلْ إِنَّمَا أَنْتَ نَذِيرٌ فَحَسْبُ، وَقَدْ بَلَّغْتَ وَنَصَحْتَ.
yani ey Muhammed, onlardan hidayetini dilediğini hidayete erdirecek şekilde üzerlerine tayin edilmiş bir vekil değilsin; bilakis sen sadece bir uyarıcısın, sen tebliğ ettin ve öğüt verdin demektir.
21645. Metin
وَالْوَكِيلُ عَلَيْهِمْ هُوَ اللَّهُ الَّذِي يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ مِنْهُمْ، وَيُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ، كَمَا قَالَ - تَعَالَى -: إِنَّمَا أَنْتَ نَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ [١١ \ ١٢] . وَقَالَ - تَعَالَى -: وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَآمَنَ مَنْ فِي الْأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ [١٠ \ ٩٩ - ١٠٠] . وَقَالَ - تَعَالَى -: وَإِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِآيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ [٦ \ ٣٥] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ.
Onların üzerindeki vekil ise onlardan dilediğini hidayete erdiren ve dilediğini saptıran Allah'tır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { إِنَّمَا أَنْتَ نَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ } “Sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir” [Hûd, 11/12]. Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ لَآمَنَ مَنْ فِي الْأَرْضِ كُلُّهُمْ جَمِيعًا أَفَأَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتَّى يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تُؤْمِنَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ } “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette toptan iman ederdi. O halde sen, mümin olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısın? Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. O, aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırır” [Yûnus, 10/99-100]. Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَإِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِآيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ } “Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa yerin içine bir menfez ya da göğe bir merdiven ara da onlara bir mucize getir! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma!” [En'âm, 6/35]. Buna benzer ayetler çoktur.
21646. Metin
وَبِمَا ذَكَرْنَا تَعْلَمُ أَنَّ التَّحْقِيقَ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ، وَمَا جَرَى مَجْرَاهُ مِنَ الْآيَاتِ لَيْسَ مَنْسُوخًا بِآيَةِ السَّيْفِ. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ - تَعَالَى -.
Zikrettiğimiz hususlardan öğrenmiş oldun ki, Yüce Allah'ın: { وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ } “Sen onların üzerinde bir vekil değilsin” buyruğu ve bu minvaldeki ayetler konusunda tahkik edilen görüş, bunların kılıç ayetiyle mensuh (hükmü kaldırılmış) olmadığıdır. İlim Yüce Allah'ın katındadır.
21647. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا } “İşte böylece sana Arapça bir Kur'an vahyettik.”
21648. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا الْآيَاتِ الْمُوَضِّحَةَ لَهُ فِي سُورَةِ «الشُّعَرَاءِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ [٢٦ \ ١٩٤ - ١٩٥] . وَفِي «الْمُؤْمِنِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: قُرْءَانًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ [٣٩ \ ٢٨] . وَفِي غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْمَوَاضِعِ.
Bunu açıklayan ayetleri Şu‘arâ sûresinde Yüce Allah'ın: { لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ } [Şu‘arâ, 26/194-195] buyruğu açıklanırken, Mü'min [Zümer] sûresinde Yüce Allah'ın: { قُرْءَانًا عَرَبِيًّا غَيْرَ ذِي عِوَجٍ } [Zümer, 39/28] buyruğu incelenirken ve daha başka yerlerde önceden zikretmiştik.
21649. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: لِتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { لِتُنذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا } “Şehirlerin anasını (Mekke'yi) ve çevresindekileri uyarasın diye.”
21650. Metin
خَصَّ اللَّهُ ﵎ فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ إِنْذَارَهُ ﷺ بِأُمِّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا، وَالْمُرَادُ بِأُمِّ الْقُرَى مَكَّةُ - حَرَسَهَا اللَّهُ -.
Yüce Allah bu kerim ayette Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in uyarmasını Ümmü'l-Kurâ (şehirlerin anası) ve çevresindekilerle tahsis etmiştir; Ümmü'l-Kurâ ile kastedilen ise -Allah onu korusun- Mekke'dir.
21651. Metin
وَلَكِنَّهُ أَوْضَحَ فِي آيَاتٍ أُخَرَ أَنَّ إِنْذَارَهُ عَامٌّ لِجَمِيعِ الثَّقَلَيْنِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى - قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا [٧ \ ١٥٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا [٢٥ \ ١] .
Fakat O, başka ayetlerde onun uyarısının bütün sekaleyn (insan ve cin) için genel olduğunu açıklamıştır; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا } “De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, sizin hepinize Allah'ın elçisiyim” [A'râf, 7/158]. Yine Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا } “Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren [Allah] ne yücedir!” [Furkân, 25/1].
21652. Metin
وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ الْآيَةَ [٣٤ \ ٢٨] . كَمَا أَوْضَحْنَا ذَلِكَ مِرَارًا فِي هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ.
Yüce Allah'ın: { وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِلنَّاسِ } “Biz seni ancak bütün insanlara gönderdik” ayeti [Sebe', 34/28] de böyledir. Nitekim bunu bu mübarek kitapta defalarca açıklamıştık.
21653. Metin
وَقَدْ ذَكَرْنَا الْجَوَابَ عَنْ تَخْصِيصِ أُمِّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا هُنَا، وَفِي سُورَةِ «الْأَنْعَامِ» فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَلِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ الْآيَةَ [٦ \ ٩٢] . فِي كِتَابِنَا «دَفْعُ إِيهَامِ الِاضْطِرَابِ عَنْ آيَاتِ الْكِتَابِ» فَقُلْنَا فِيهِ: وَالْجَوَابُ مِنْ وَجْهَيْنِ:
Burada ve En'âm sûresinde Yüce Allah'ın: { وَلِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ } “...şehirlerin anasını (Mekke'yi) ve çevresindekileri uyarasın diye. Âhirete inananlar ona da inanırlar” ayetinde [En'âm, 6/92] geçen Ümmü'l-Kurâ ve çevresinin tahsis edilmesine dair cevabı «Def‘u Îhâmi'l-İztırâb ‘an Âyâti'l-Kitâb» adlı kitabımızda zikretmiş ve orada şöyle demiştik: Cevap iki yöndendir:
21654. Metin
الْأَوَّلُ: أَنَّ الْمُرَادَ بِقَوْلِهِ: وَمَنْ حَوْلَهَا شَامِلٌ لِجَمِيعِ الْأَرْضِ، كَمَا رَوَاهُ ابْنُ جَرِيرٍ وَغَيْرُهُ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ.
Birincisi: { وَمَنْ حَوْلَهَا } “ve çevresindekileri” ifadesiyle kastedilenin, İbn Cerîr ve başkalarının İbn Abbâs'tan rivayet ettiği gibi bütün yeryüzünü kapsamasıdır.
21655. Metin
الْوَجْهُ الثَّانِي: أَنَّا لَوْ سَلَّمْنَا تَسْلِيمًا جَدَلِيًّا أَنَّ قَوْلَهُ وَمَنْ حَوْلَهَا لَا يَتَنَاوَلُ إِلَّا الْقَرِيبَ مِنْ مَكَّةَ الْمُكَرَّمَةِ - حَرَسَهَا اللَّهُ - كَجَزِيرَةِ الْعَرَبِ مَثَلًا، فَإِنَّ الْآيَاتِ الْأُخَرَ، نَصَّتْ عَلَى الْعُمُومِ، كَقَوْلِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا [٢٥ \ ١] . وَذِكْرُ بَعْضِ أَفْرَادِ الْعَامِّ بِحُكْمِ الْعَامِّ - لَا يُخَصِّصُهُ عِنْدَ عَامَّةِ الْعُلَمَاءِ، وَلَمْ يُخَالِفْ فِيهِ إِلَّا أَبُو ثَوْرٍ.
İkinci yön: Faraza { وَمَنْ حَوْلَهَا } “ve çevresindekileri” buyruğunun yalnızca -Allah onu korusun- Mekke-i Mükerreme'ye yakın olan yerleri, mesela Arap Yarımadası'nı kapsadığını kabul etsek bile, diğer ayetler { لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا } “âlemlere bir uyarıcı olsun diye” [Furkân, 25/1] ayetinde olduğu gibi genelliği açıkça belirtmiştir. Âm (genel) olanın bazı fertlerinin âm hükmüyle zikredilmesi, âlimlerin çoğunluğuna göre onu tahsis etmez; bu konuda sadece Ebû Sevr muhalefet etmiştir.
21656. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا ذَلِكَ وَاضِحًا بِأَدِلَّتِهِ فِي سُورَةِ «الْمَائِدَةِ» ، فَالْآيَةُ عَلَى هَذَا الْقَوْلِ كَقَوْلِهِ وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ [٢٦ \ ٢١٤] ; فَإِنَّهُ لَا يَدُلُّ عَلَى عَدَمِ إِنْذَارِ غَيْرِهِمْ، كَمَا هُوَ وَاضِحٌ. وَالْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ - تَعَالَى - اهـ مِنْهُ.
Bunu Mâide sûresinde delilleriyle birlikte açıkça ortaya koymuştuk. Bu görüşe göre ayet, { وَأَنْذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ } “En yakın akrabalarını uyar” [Şu‘arâ, 26/214] buyruğu gibidir; zira açık olduğu üzere bu, onların dışındakilerin uyarılmayacağına delalet etmez. İlim Yüce Allah'ın katındadır, [oradaki alıntı] bitti.
21657. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ [٤٢ \ ٧] .
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ } “Ve hakkında şüphe olmayan toplanma günüyle uyarasın.” [Şûrâ, 42/7].
21658. Metin
تَضَمَّنَتْ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ أَمْرَيْنِ: أَحَدُهُمَا: أَنَّ مِنْ حُكْمِ إِيحَائِهِ - تَعَالَى - إِلَى نَبِيِّنَا ﷺ هَذَا الْقُرْآنَ الْعَرَبِيَّ - إِنْذَارَ يَوْمِ الْجَمْعِ، فَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ مَعْطُوفٌ عَلَى قَوْلِهِ: لِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى أَيْ لِأَجْلِ أَنْ تُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَأَنْ تُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ، فَحُذِفَ فِي الْأَوَّلِ أَحَدَ الْمَفْعُولَيْنِ، وَحُذِفَ فِي الثَّانِي أَحَدَهُمَا، فَكَانَ مَا أُثْبِتَ فِي كُلٍّ مِنْهُمَا دَلِيلًا عَلَى مَا حُذِفَ فِي الثَّانِي، فَفِي الْأَوَّلِ حُذِفَ الْمَفْعُولُ الثَّانِي، وَالتَّقْدِيرُ «لِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى» ، أَيْ أَهْلَ مَكَّةَ «وَمَنْ حَوْلَهَا» ، عَذَابًا شَدِيدًا إِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا. وَفِي الثَّانِي حُذِفَ الْمَفْعُولُ الْأَوَّلُ، أَيْ وَتُنْذِرَ النَّاسَ يَوْمَ الْجَمْعِ وَهُوَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ، أَيْ تُخَوِّفُهُمْ مِمَّا فِيهِ مِنَ الْأَهْوَالِ وَالْأَوْجَالِ; لِيَسْتَعِدُّوا لِذَلِكَ فِي دَارِ الدُّنْيَا.
Bu kerim ayet iki hususu içermektedir: Birincisi: Yüce Allah'ın Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e bu Arapça Kur'an'ı vahyetmesinin hikmetlerinden biri, toplanma gününü uyarmaktır. Yüce Allah'ın: { وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ } buyruğu { لِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى } buyruğuna matuftur; yani şehirlerin anasını uyarman ve toplanma gününü uyarman içindir. Birincisinde iki mef'ûlden (nesneden) biri hazfedilmiş (düşürülmüş), ikincisinde de biri hazfedilmiştir; böylece her birinde sabit olan, diğerinde hazfedilene delil olmuştur. Birincisinde ikinci mef'ûl hazfedilmiştir, takdiri ise: İman etmedikleri takdirde «şehirlerin anasını» yani Mekke halkını «ve çevresindekileri» şiddetli bir azapla uyarman içindir. İkincisinde ise birinci mef'ûl hazfedilmiştir, yani: İnsanları dünya yurdunda buna hazırlansınlar diye toplanma gününün -ki o kıyamet günüdür- onda bulunan dehşet ve korkularıyla uyarman, korkutman içindir.
21659. Metin
وَالثَّانِي: أَنَّ يَوْمَ الْجَمْعِ الْمَذْكُورِ (لَا رَيْبَ فِيهِ) ، أَيْ لَا شَكَّ فِي وُقُوعِهِ.
İkincisi: Zikredilen toplanma gününün { لَا رَيْبَ فِيهِ } yani vuku bulmasında hiçbir şüphe olmamasıdır.
21660. Metin
وَهَذَانِ الْأَمْرَانِ اللَّذَانِ تَضَمَّنَتْهُمَا هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ - جَاءَا مُوَضَّحَيْنَ فِي آيَاتٍ أُخَرَ.
Bu kerim ayetin içerdiği bu iki husus, başka ayetlerde açıklanmış olarak gelmiştir.
21661. Metin
أَمَّا تَخْوِيفُهُ النَّاسَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، فَقَدْ ذُكِرَ فِي مَوَاضِعَ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ الْآيَةَ [٢ \ ٢٨١] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْآزِفَةِ الْآيَةَ [٤٠ \ ١٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ [٧٣ \ ١٧ - ١٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ لِيَوْمٍ عَظِيمٍ يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ [٨٣ \ ٤ - ٦] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ.
İnsanları kıyamet günüyle korkutmasına gelince; bu, Allah'ın Kitabı'nda birçok yerde zikredilmiştir; Yüce Allah'ın: { وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ } “Allah'a döndürüleceğiniz bir günden sakının” ayeti [Bakara, 2/281], Yüce Allah'ın: { وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْآزِفَةِ } “Onları yaklaşmakta olan gün ile uyar” ayeti [Mü'min, 40/18], Yüce Allah'ın: { فَكَيْفَ تَتَّقُونَ إِنْ كَفَرْتُمْ يَوْمًا يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ شِيبًا السَّمَاءُ مُنْفَطِرٌ بِهِ } “Eğer inkâr ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çeviren o günden nasıl korunacaksınız? Gökyüzü bile onunla yarılır” [Müzzemmil, 73/17-18] ve Yüce Allah'ın: { أَلَا يَظُنُّ أُولَئِكَ أَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ لِيَوْمٍ عَظِيمٍ يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ } “Onlar, büyük bir gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı? İnsanların âlemlerin Rabbi için divana duracağı gün” [Mutaffifîn, 83/4-6] buyrukları gibi. Buna benzer ayetler çoktur.
21662. Metin
وَأَمَّا الثَّانِي مِنْهُمَا: وَهُوَ كَوْنُ يَوْمِ الْقِيَامَةِ (لَا رَيْبَ فِيهِ) فَقَدْ جَاءَ فِي مَوَاضِعَ أُخَرَ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ [٤ \ ٨٧] . وَقَوْلِهِ: فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ [٣ \ ٢٥] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا الْآيَةَ [٢٢ \ ٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ الْآيَةَ [٤٥ \ ٣٢] . إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.
Bu ikisinden ikincisine, yani kıyamet gününün { لَا رَيْبَ فِيهِ } (hakkında şüphe olmaması) niteliğine gelince; bu da başka yerlerde gelmiştir; Yüce Allah'ın: { اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ } “Allah -ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur- sizi, gerçekleşmesinde hiçbir şüphe bulunmayan kıyamet gününde mutlaka toplayacaktır” [Nisâ, 4/87], { فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ } “Hakkında hiçbir şüphe bulunmayan o gün için onları topladığımız zaman halleri nice olur!” [Âl-i İmrân, 3/25], Yüce Allah'ın: { وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا } “Ve şüphesiz kıyamet vakti gelecektir, onda hiçbir şüphe yoktur” ayeti [Hac, 22/7] ve Yüce Allah'ın: { وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ } “'Şüphesiz Allah'ın vaadi haktır, kıyamet vaktinde de hiçbir şüphe yoktur' denildiği zaman, siz: 'Kıyamet nedir bilmiyoruz' demiştiniz” ayeti [Câsiye, 45/32] ve bundan başka diğer ayetler gibi.
21663. Metin
وَإِنَّمَا سُمِّيَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ يَوْمَ الْجَمْعِ ; لِأَنَّ اللَّهَ يَجْمَعُ فِيهِ جَمِيعَ الْخَلَائِقِ. وَالْآيَاتُ الْمُوَضِّحَةُ لِهَذَا الْمَعْنَى كَثِيرَةٌ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ [٥٦ \ ٤٩ - ٥٠] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ [٧٧ \ ٣٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ الْآيَةَ [٤ \ ٨٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ [٦٤ \ ٩] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - ذَلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذَلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ [١١ \ ١٠٣] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ [٣ \ ٢٥] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًا [١٨ \ ٤٧] .
Kıyamet gününe «yevmü'l-cem‘» (toplanma günü) denilmesinin sebebi; Allah'ın onda bütün yaratılmışları toplayacak olmasıdır. Bu manayı açıklayan ayetler pek çoktur; Yüce Allah'ın: { قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ } “De ki: Şüphesiz öncekiler de sonrakiler de bilinen bir günün belirlenmiş vaktinde mutlaka toplanacaklardır” [Vâkı‘a, 56/49-50], Yüce Allah'ın: { هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ } “Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri topladık” [Mürselât, 77/38], Yüce Allah'ın: { اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ } “Allah -ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur- sizi kıyamet gününde mutlaka toplayacaktır” ayeti [Nisâ, 4/87], Yüce Allah'ın: { يَوْمَ يَجْمَعُكُمْ لِيَوْمِ الْجَمْعِ ذَلِكَ يَوْمُ التَّغَابُنِ } “Sizi toplanma günü için bir araya getireceği gün, işte o aldanma/kâr-zarar günüdür” [Teğâbün, 64/9], Yüce Allah'ın: { ذَلِكَ يَوْمٌ مَجْمُوعٌ لَهُ النَّاسُ وَذَلِكَ يَوْمٌ مَشْهُودٌ } “O, insanların toplanacağı bir gündür ve o, görülecek bir gündür” [Hûd, 11/103], Yüce Allah'ın: { فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ } “Hakkında hiçbir şüphe bulunmayan o gün için onları topladığımız ve kendilerine asla haksızlık edilmeksizin her nefse kazandığı tastamam ödendiği zaman halleri nice olur!” [Âl-i İmrân, 3/25] ve Yüce Allah'ın: { وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ أَحَدًا } “Onları bir araya toplamışızdır da içlerinden hiçbirini bırakmamışızdır” [Kehf, 18/47] buyrukları gibi.
21664. Metin
وَقَدْ بَيَّنَ - تَعَالَى - شُمُولَ ذَلِكَ الْجَمْعِ لِجَمِيعِ الدَّوَابِّ وَالطَّيْرِ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ [٦ \ ٣٨] . وَالْآيَاتُ الدَّالَّةُ عَلَى الْجَمْعِ الْمَذْكُورَةُ كَثِيرَةٌ.
Yüce Allah bu toplanmanın bütün canlıları ve kuşları kapsadığını şu buyruğunda açıklamıştır: { وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ } “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık; sonra onlar Rablerinin huzurunda toplanırlar” [En'âm, 6/38]. Söz konusu toplanmaya delalet eden ayetler pek çoktur.
21665. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ } “Bir grup cennette, bir grup da çılgın alevli cehennemdedir.”
21666. Metin
مَا دَلَّتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ أَنَّ اللَّهَ خَلَقَ الْخَلْقَ، وَجَعَلَ مِنْهُمْ فَرِيقًا سُعَدَاءَ، وَهُمْ أَهْلُ الْجَنَّةِ، وَفَرِيقًا أَشْقِيَاءَ وَهُمْ أَصْحَابُ السَّعِيرِ، جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ أُخَرَ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ [٦٤ \ ٢] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ إِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ [١١ \ ١١٨ - ١١٩] ، أَيْ وَلِذَلِكَ الِاخْتِلَافِ إِلَى مُؤْمِنٍ وَكَافِرٍ وَشَقِيٍّ وَسَعِيدٍ - خَلَقَهُمْ - عَلَى الصَّحِيحِ -. وَنُصُوصُ الْوَحْيِ الدَّالَّةُ عَلَى ذَلِكَ كَثِيرَةٌ جِدًّا.
Bu kerim ayetin delalet ettiği; Allah'ın mahlûkatı yarattığı ve onlardan bir kısmını bahtiyar kıldığı -ki onlar cennet ehlidir-, bir kısmını da bedbaht kıldığı -ki onlar da Saîr (çılgın alevli ateş) ehlidir- gerçeği, başka ayetlerde de açıklanmıştır; Yüce Allah'ın: { هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌ } “Sizi O yarattı; buna rağmen kiminiz kâfirdir, kiminiz de mümindir” [Teğâbün, 64/2] ve Yüce Allah'ın: { وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ إِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ } “Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilaf edip durmaktadırlar. Zaten onları bunun için yaratmıştır” [Hûd, 11/118-119] buyrukları gibi -yani sahih olan görüşe göre, mümin ve kâfir, şakî ve said şeklindeki bu ihtilaf için onları yaratmıştır-. Vahyin buna delalet eden nassları pek çoktur.
21667. Metin
وَقَدْ ذَكَرْنَا فِي كِتَابِنَا: «دَفْعُ إِيهَامِ الِاضْطِرَابِ عَنْ آيَاتِ الْكِتَابِ» - وَجْهَ الْجَمْعِ بَيْنَ قَوْلِهِ: وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ [١١ \ ١١٩] عَلَى التَّفْسِيرِ الْمَذْكُورِ، وَبَيْنَ قَوْلِهِ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ [٥١ \ ٥٦] . وَسَنَذْكُرُ ذَلِكَ - إِنْ شَاءَ اللَّهُ - فِي سُورَةِ «الذَّارِيَاتِ» .
«Def‘u Îhâmi'l-İztırâb ‘an Âyâti'l-Kitâb» adlı kitabımızda, zikredilen tefsire göre { وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ } [Hûd, 11/119] buyruğu ile { وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ } [Zâriyât, 51/56] buyruğu arasını telif etme ve uzlaştırma şeklini zikretmiştik. Bunu -inşallah- Zâriyât sûresinde zikredeceğiz.
21668. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا مَعْنَى السَّعِيرِ بِشَوَاهِدِهِ الْعَرَبِيَّةِ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْحَجِّ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ الْآيَةَ [٢٢ \ ٤] . وَالْجَنَّةُ فِي لُغَةِ الْعَرَبِ الْبُسْتَانُ.
Saîr kelimesinin anlamını Arapça şahitleriyle birlikte Hac sûresinin başında Yüce Allah'ın: { وَيَهْدِيهِ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ } [Hac, 22/4] buyruğunu açıklarken daha önce vermiştik. Cennet ise Arap dilinde bostan (bahçe) demektir.
21669. Metin
وَمِنْهُ قَوْلُ زُهَيْرِ بْنِ أَبِي سُلْمَى:
Züheyr b. Ebî Sülmâ'nın şu sözü de bundandır:
21670. Metin
كَأَنَّ عَيْنَيَّ فِي غَرْبِيِّ مَقْتَلَةٍ ... مِنَ النَّوَاضِحِ تَسْقِي جَنَّةً سُحُقًا
Sanki gözlerim, uzun boylu hurmalık bir bahçeyi sulayan, boyunduruk altına alınmış su çeken develerin iki büyük kovasındadır.
21671. Metin
فَقَوْلُهُ: جَنَّةً سُحُقًا، يَعْنِي بُسَتَانًا طَوِيلَ النَّخْلِ، وَفِي اصْطِلَاحِ الشَّرْعِ هِيَ دَارُ الْكَرَامَةِ الَّتِي أَعَدَّ اللَّهُ لِأَوْلِيَائِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
Onun { جَنَّةً سُحُقًا } sözü, hurmaları uzun boylu bir bahçe demektir. Şeriat ıstılahında ise cennet; Allah'ın kıyamet gününde veli kulları için hazırladığı ikram yurdudur.
21672. Metin
وَالْفَرِيقُ: الطَّائِفَةُ مِنَ النَّاسِ، وَيَجُوزُ تَعَدُّدُهُ إِلَى أَكْثَرَ مِنِ اثْنَيْنِ، وَمِنْهُ قَوْلُ نُصَيْبٍ: فَقَالَ فَرِيقُ الْقَوْمِ، لَا وَفَرِيقُهُمْ نَعَمْ، وَفَرِيقٌ قَالَ وَيْحَكَ مَا نَدْرِي
Ferîk: İnsanlardan bir topluluktur ve ikiden fazlaya çoğaltılması caizdir. Nusayb'in şu sözü de bundandır: «Topluluğun bir grubu hayır, bir grubu evet dedi; bir grup da dedi ki: Yazık sana, bilmiyoruz!»
21673. Metin
وَالْمُسَوِّغُ لِلِابْتِدَاءِ بِالنَّكِرَةِ فِي قَوْلِهِ: (فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ) ، أَنَّهُ فِي مَعْرِضِ التَّفْصِيلِ.
{ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ } buyruğunda nekra (belirsiz) bir kelimeyle cümleye başlanmasını (mübteda olmasını) caiz kılan şey, ifadenin tafsilat (açıklama ve taksim) makamında olmasıdır.
21674. Metin
وَنَظِيرُهُ مِنْ كَلَامِ الْعَرَبِ قَوْلُ امْرِئِ الْقَيْسِ:
Bunun Arap kelamındaki benzeri İmruu'l-Kays'ın şu sözüdür:
21675. Metin
فَلَمَّا دَنَوْتُ تَسَدَّيْتُهَا ... فَثَوْبًا نَسِيتُ وَثَوبًا أَجُرْ
Yaklaştığımda ona yöneldim; bir elbiseyi unuttum, bir elbiseyi ise sürüklüyordum.
21676. Metin
قَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ.
Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ } “Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir.”
21677. Metin
مَا دَلَّتْ عَلَيْهِ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ مِنْ أَنَّ مَا اخْتَلَفَ فِيهِ النَّاسُ مِنَ الْأَحْكَامِ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ وَحْدَهُ، لَا إِلَى غَيْرِهِ - جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ.ُُ
Bu kerim ayetin delalet ettiği; insanların hükümler konusunda ihtilaf ettikleri şeylerin hükmünün başkasına değil, yalnızca Allah'a ait olduğu gerçeği pek çok ayette açıklanmıştır.
21678. Metin
فَالْإِشْرَاكُ بِاللَّهِ فِي حُكْمِهِ كَالْإِشْرَاكِ بِهِ فِي عِبَادَتِهِ، قَالَ فِي حُكْمِهِ: وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا [١٨ \ ٢٦] . وَفِي قِرَاءَةِ ابْنِ عَامِرٍ مِنَ السَّبْعَةِ وَلَا تُشْرِكْ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا بِصِيغَةِ النَّهْيِ.
Hükmünde Allah'a ortak koşmak, O'na ibadette ortak koşmak gibidir. O, hükmü hakkında: { وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا } “O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez” [Kehf, 18/26] buyurmuştur. Yedi kıraat imamından biri olan İbn Âmir'in kıraatinde ise nehiy (yasaklama) sîgasıyla { وَلَا تُشْرِكْ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا } “O'nun hükmüne hiçbir kimseyi ortak koşma!” şeklindedir.
21679. Metin
وَقَالَ فِي الْإِشْرَاكِ بِهِ فِي عِبَادَتِهِ: فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا [١٨ \ ١١٠] ، فَالْأَمْرَانِ سَوَاءٌ كَمَا تَرَى إِيضَاحَهُ - إِنْ شَاءَ اللَّهُ -.
O'na ibadette ortak koşma hakkında ise şöyle buyurmuştur: { فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا } “Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbinin ibadetine hiçbir kimseyi ortak koşmasın” [Kehf, 18/110]. Görüldüğü üzere iki husus birbirine eşittir; -inşallah- açıklaması gelecektir.
21680. Metin
وَبِذَلِكَ تَعْلَمُ أَنَّ الْحَلَالَ هُوَ مَا أَحَلَّهُ اللَّهُ، وَالْحَرَامَ هُوَ مَا حَرَّمَهُ اللَّهُ، وَالدِّينَ هُوَ مَا شَرَعَهُ اللَّهُ، فَكُلُّ تَشْرِيعٍ مَنْ غَيْرِهِ بَاطِلٌ، وَالْعَمَلُ بِهِ بَدَلَ تَشْرِيعِ اللَّهِ عِنْدَ مَنْ يَعْتَقِدُ أَنَّهُ مِثْلُهُ أَوْ خَيْرٌ مِنْهُ - كُفْرُ بَوَاحٍ لَا نِزَاعَ فِيهِ.
Bununla bilirsin ki; helal Allah'ın helal kıldığı, haram Allah'ın haram kıldığı ve din de Allah'ın meşru kıldığı şeydir. O'ndan başkasının koyduğu her teşrî (hüküm ve kanun) batıldır; onun Allah'ın teşrîi gibi veya ondan daha hayırlı olduğuna inanarak Allah'ın teşrîi yerine onunla amel etmek ise tartışmasız apaçık bir küfürdür.
21681. Metin
وَقَدْ دَلَّ الْقُرْآنُ فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ عَلَى أَنَّهُ لَا حُكْمَ لِغَيْرِ اللَّهِ، وَأَنَّ اتِّبَاعَ تَشْرِيعِ غَيْرِهِ كُفْرٌ بِهِ، فَمِنَ الْآيَاتِ الدَّالَّةِ عَلَى أَنَّ الْحُكْمَ لِلَّهِ وَحْدَهُ قَوْلُهُ - تَعَالَى -: إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ [١٢ \ ٤٠] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ الْآيَةَ [١٢ \ ٦٧] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ [٦ \ ٥٧] . وَقَوْلُهُ: وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ [٥ \ ٤٤] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا [١٨ \ ٢٦] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ [٢٨ \ ٨٨] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ [٢٨ \ ٧٠] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ.
Kur'an pek çok ayette Allah'tan başkasına ait hiçbir hüküm bulunmadığına ve O'ndan başkasının koyduğu hükme uymanın küfür olduğuna delalet etmiştir. Hükmün yalnızca Allah'a ait olduğuna delalet eden ayetlerden bazıları şunlardır: Yüce Allah'ın: { إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ } “Hüküm ancak Allah'ındır; O, yalnız kendisine kulluk etmenizi emretmiştir” [Yûsuf, 12/40], Yüce Allah'ın: { إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ } “Hüküm ancak Allah'ındır; ben yalnız O'na tevekkül ettim” ayeti [Yûsuf, 12/67], Yüce Allah'ın: { إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ } “Hüküm ancak Allah'ındır; O hakkı anlatır ve O, ayırt edip hükmedenlerin en hayırlısıdır” [En'âm, 6/57], { وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ } “Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir” [Mâide, 5/44], Yüce Allah'ın: { وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا } “O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez” [Kehf, 18/26], Yüce Allah'ın: { كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ } “O'nun vechi (zatı) hariç her şey helak olacaktır; hüküm O'nundur ve yalnız O'na döndürüleceksiniz” [Kasas, 28/88] ve Yüce Allah'ın: { لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ } “İlkinde de sonuncusunda da (dünyada da âhirette de) hamd O'nadır; hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz” [Kasas, 28/70] buyrukları. Buna benzer ayetler pek çoktur.
21682. Metin
وَقَدْ قَدَّمْنَا إِيضَاحَهَا فِي سُورَةِ «الْكَهْفِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا [١٨ \ ٢٦] .
Bunların açıklamasını Kehf sûresinde Yüce Allah'ın: { وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا } [Kehf, 18/26] buyruğu incelenirken daha önce geçmiştik.
21683. Metin
وَأَمَّا الْآيَاتُ الدَّالَّةُ عَلَى أَنَّ اتِّبَاعَ تَشْرِيعِ غَيْرِ اللَّهِ الْمَذْكُورِ كُفْرٌ، فَهِيَ كَثِيرَةٌ جِدًّا، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ [١٦ \ ١٠٠] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ [١٦ \ ١٢١] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَابَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ الْآيَةَ [٣٦ \ ٦٠] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ جِدًّا، كَمَا تَقَدَّمَ إِيضَاحُهُ فِي «الْكَهْفِ» .
Allah'tan başkasının söz konusu teşrîine uymanın küfür olduğuna delalet eden ayetler ise pek çoktur; Yüce Allah'ın: { إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ } [Nahl, 16/100], Yüce Allah'ın: { وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ } “Eğer onlara uyarsanız, muhakkak siz de müşrik olursunuz” [En'âm, 6/121] ve Yüce Allah'ın: { أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَابَنِي آدَمَ أَنْ لَا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ } “Ey Âdemoğulları! Şeytana kulluk etmeyin diye size ahdetmedim mi?” ayeti [Yâsîn, 36/60] gibi. Kehf sûresinde açıklaması geçtiği üzere, buna benzer ayetler pek çoktur.
21684. Metin
مَسْأَلَةٌ
MESELE
21685. Metin
اعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ - جَلَّ وَعَلَا - بَيَّنَ فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ صِفَاتِ مَنْ يَسْتَحِقُّ أَنْ يَكُونَ الْحُكْمُ لَهُ، فَعَلَى كُلِّ عَاقِلٍ أَنْ يَتَأَمَّلَ الصِّفَاتِ الْمَذْكُورَةَ الَّتِي سَنُوَضِّحُهَا الْآنَ - إِنْ شَاءَ اللَّهُ - وَيُقَابِلَهَا مَعَ صِفَاتِ الْبَشَرِ الْمُشَرِّعِينَ لِلْقَوَانِينِ الْوَضْعِيَّةِ، فَيَنْظُرُ هَلْ تَنْطَبِقُ عَلَيْهِمْ صِفَاتُ مَنْ لَهُ التَّشْرِيعُ، سُبْحَانَ اللَّهِ وَتَعَالَى عَنْ ذَلِكَ.
Bil ki Yüce Allah pek çok ayette hükmün kendisine ait olmasını hak eden [yegâne Zât]ın sıfatlarını açıklamıştır. Her akıl sahibine düşen; -inşallah- şimdi açıklayacağımız bu sıfatları etraflıca düşünmek ve bunları beşerî kanunları koyan insanların sıfatlarıyla karşılaştırmaktır. Baksın bakalım teşrî hakkına sahip olanın sıfatları onlara uyuyor mu? Allah bundan münezzeh ve çok yücedir!
21686. Metin
فَإِنْ كَانَتْ تَنْطَبِقُ عَلَيْهِمْ - وَلَنْ تَكُونَ - فَلْيَتَّبِعْ تَشْرِيعَهُمْ.
Eğer onlara uyuyorsa -ki asla uymayacaktır- o halde onların kanunlarına uysun!