Câsiye

Şinkîtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

22952. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

22953. Metin

سُورَةُ الْجَاثِيَةِ

CÂSİYE SURESİ

22954. Metin

قَوْلُهُ - تَعَالَى -: إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ.

Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ } “Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için deliller vardır. Sizin yaratılışınızda ve [Allah'ın yeryüzünde] yaydığı her bir canlıda kesin olarak inanan bir topluluk için deliller vardır. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın gökten bir rızık indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesinde ve rüzgârları [farklı yönlerden] estirmesinde aklını kullanan bir topluluk için deliller vardır.”

22955. Metin

ذَكَرَ - جَلَّ وَعَلَا - فِي هَذِهِ الْآيَاتِ الْكَرِيمَةِ، مِنْ أَوَّلِ سُورَةِ «الْجَاثِيَةِ» - سِتَّةَ بَرَاهِينَ مِنْ بَرَاهِينِ التَّوْحِيدِ الدَّالَّةِ عَلَى عَظَمَتِهِ وَجَلَالِهِ، وَكَمَالِ قُدْرَتِهِ، وَأَنَّهُ الْمُسْتَحِقُّ لِلْعِبَادَةِ وَحْدَهُ - تَعَالَى -.

Yüce Allah, Câsiye Suresi'nin başındaki bu şerefli ayetlerde; büyüklüğüne, azametine, kudretinin kemaline ve yalnız Kendisinin ibadete lâyık olduğuna delâlet eden tevhid delillerinden altısını zikretmiştir.

22956. Metin

الْأَوَّلُ مِنْهَا: خَلْقُهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ.

Bunlardan birincisi: Gökleri ve yeri yaratmasıdır.

22957. Metin

الثَّانِي: خَلْقُهُ النَّاسَ.

İkincisi: İnsanları yaratmasıdır.

22958. Metin

الثَّالِثُ: خَلْقُهُ الدَّوَابَّ.

Üçüncüsü: Canlıları yaratmasıdır.

22959. Metin

الرَّابِعُ: اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ.

Dördüncüsü: Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesidir.

22960. Metin

الْخَامِسُ: إِنْزَالُ الْمَاءِ مِنَ السَّمَاءِ وَإِحْيَاءُ الْأَرْضِ بِهِ.

Beşincisi: Gökten su indirmesi ve onunla yeryüzünü diriltmesidir.

22961. Metin

السَّادِسُ: تَصْرِيفُ الرِّيَاحِ.

Altıncısı: Rüzgârları sevk edip yönlendirmesidir.

22962. Metin

وَذَكَرَ أَنَّ هَذِهِ الْآيَاتِ وَالْبَرَاهِينَ إِنَّمَا يَنْتَفِعُ بِهَا الْمُؤْمِنُونَ الْمُوقِنُونَ الَّذِينَ يَعْقِلُونَ عَنِ اللَّهِ حُجَجَهُ وَآيَاتِهِ، فَكَأَنَّهُمْ هُمُ الْمُخْتَصُّونَ بِهَا دُونَ غَيْرِهِمْ.

Bu ayetlerden ve delillerden yalnızca inanan, kesin bilgiye sahip olan ve Allah'ın hüccetlerini ve ayetlerini kavrayıp akledenlerin yararlanacağını belirtmiştir; sanki bu deliller başkalarına değil de sadece onlara tahsis edilmiştir.

22963. Metin

وَلِذَا قَالَ: لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ، ثُمَّ قَالَ: آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ، ثُمَّ قَالَ: آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ.

Bundan dolayı: { لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ } “inananlar için deliller vardır” buyurmuş, sonra { آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ } “kesin olarak inanan bir topluluk için deliller vardır” demiş, daha sonra da { آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ } “aklını kullanan bir topluluk için deliller vardır” buyurmuştur.

22964. Metin

وَهَذِهِ الْبَرَاهِينُ السِّتَّةُ الْمَذْكُورَةُ فِي أَوَّلِ هَذِهِ السُّورَةِ الْكَرِيمَةِ - جَاءَتْ مُوَضَّحَةً فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ جِدًّا كَمَا هُوَ مَعْلُومٌ.

Bu mübarek surenin başında zikredilen bu altı delil, bilindiği üzere pek çok ayette açıklanmıştır.

22965. Metin

أَمَّا الْأَوَّلُ مِنْهَا، وَهُوَ خَلْقُهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ الْمَذْكُورُ فِي قَوْلِهِ: إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ - فَقَدْ جَاءَ فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَفَلَمْ يَنْظُرُوا إِلَى السَّمَاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ تَبْصِرَةً وَذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ [٥٠ \ ٦ - ٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَفَلَمْ يَرَوْا إِلَى مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ الْآيَةَ [٣٤ \ ٩] . وَقَوْلِهِ: قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا تُغْنِي الْآيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ الْآيَةَ [١٠ \ ١٠١] . وَقَوْلِهِ: أَوَلَمْ يَنْظُرُوا فِي مَلَكُوتِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْآيَةَ [٧ \ ١٥٨] . وَقَوْلِهِ: وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ [٣٠ \ ٢٢] فِي «الرُّومِ» وَ «الشُّورَى» [٤٢ \ ٢٩] . وَقَوْلِهِ: الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً [٤٠ \ ٦٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً [٤٠ \ ٦٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ [٥١ \ ٤٧ - ٤٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا إِلَى قَوْلِهِ: وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا [٧٨ \ ٦ - ١٢] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ جِدًّا مَعْرُوفَةٌ.

Bunlardan birincisi olan ve { إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ } “Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için deliller vardır” buyruğunda geçen gökleri ve yeri yaratması hususu; pek çok ayette yer almıştır. Yüce Allah'ın şu buyrukları gibi: { أَفَلَمْ يَنْظُرُوا إِلَى السَّمَاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ تَبْصِرَةً وَذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ } [Kâf, 50/6-8] “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, onu nasıl bina ettik, nasıl süsledik? Onda hiçbir çatlak da yoktur. Yeri de uzatıp yaydık, içine sabit dağlar yerleştirdik ve onda gönül açıcı her türden [bitkiler] bitirdik; [bütün bunları] Allah'a yönelen her kula bir basiret ve bir ibret olsun diye [yaptık].”, Yüce Allah'ın: { أَفَلَمْ يَرَوْا إِلَى مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ } “Önlerinde ve arkalarında bulunan göğe ve yere bakmadılar mı?” ayeti [Sebe', 34/9], Yüce Allah'ın: { قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا تُغْنِي الْآيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ } “De ki: 'Göklerde ve yerde neler var, bir bakın!' Fakat inanmayan bir topluluğa ayetler ve uyarılar fayda vermez.” ayeti [Yûnus, 10/101], Yüce Allah'ın: { أَوَلَمْ يَنْظُرُوا فِي مَلَكُوتِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ } “Göklerin ve yerin melekûtuna (hükümranlığına) bakmadılar mı?” ayeti [A'râf, 7/185], Yüce Allah'ın Rûm Suresi'ndeki [Rûm, 30/22] ve Şûrâ Suresi'ndeki [Şûrâ, 42/29] { وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ } “Göklerin ve yerin yaratılması O'nun delillerindendir” buyruğu, Yüce Allah'ın: { الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً } “O [Rab] ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı” [Bakara, 2/22] buyruğu, Yüce Allah'ın: { اللَّهُ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ قَرَارًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً } [Mü'min, 40/64] “Allah, yeri sizin için bir yerleşim yeri, göğü de bir bina yapandır” buyruğu, Yüce Allah'ın: { وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ } [Zâriyât, 51/47-48] “Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz biz [onu] genişletmekteyiz. Yeri de döşedik; ne güzel döşeyiciyiz!” buyruğu, Yüce Allah'ın: { أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا } “Biz yeri bir döşek kılmadık mı?” ayetinden { وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا } “Üstünüzde yedi sağlam [gök] bina ettik” ayetine kadar olan buyruğu [Nebe', 78/6-12]. Buna benzer ayetler pek çok ve meşhurdur.

22966. Metin

وَأَمَّا الثَّانِي مِنْهَا، وَهُوَ خَلْقُهُ النَّاسَ الْمَذْكُورُ فِي قَوْلِهِ: وَفِي خَلْقِكُمْ - فَقَدْ جَاءَ مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ. [٣٠ \ ٢٠] . وَقَوْلِهِ: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ الْآيَةَ [٢ \ ٢١] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - عَنْ نَبِيِّهِ نُوحٍ: مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا [٧١ \ ١٣ - ١٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ [٣٩ \ ٦] . وَقَوْلِهِ: وَفِي أَنْفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ [٥١ \ ٢١] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ وَمَعْلُومَةٌ.

Bunlardan ikincisi olan ve { وَفِي خَلْقِكُمْ } “Sizin yaratılışınızda” buyruğunda geçen insanları yaratması hususu; pek çok ayette açıkça bildirilmiştir. Yüce Allah'ın şu buyrukları gibi: { وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ إِذَا أَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ } [Rûm, 30/20] “Sizi topraktan yaratması, sonra da birer insan olup [yeryüzüne] yayılmanız O'nun delillerindendir.”, Yüce Allah'ın: { يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ } “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin” ayeti [Bakara, 2/21], Yüce Allah'ın Peygamberi Nûh'tan naklettiği: { مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا } [Nûh, 71/13-14] “Size ne oluyor ki Allah için bir saygınlık ummuyorsunuz? Oysa O sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.” buyruğu, Yüce Allah'ın: { يَخْلُقُكُمْ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ خَلْقًا مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ فِي ظُلُمَاتٍ ثَلَاثٍ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ } [Zümer, 39/6] “O sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa [geçirerek] yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur; mülk yalnız O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O hâlde nasıl [haktan] döndürülüyorsunuz?” buyruğu, Yüce Allah'ın: { وَفِي أَنْفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ } [Zâriyât, 51/21] “Kendi nefislerinizde de [deliller vardır]. Hâlâ görmüyor musunuz?” buyruğu. Buna benzer ayetler pek çok ve bilinmektedir.

22967. Metin

وَأَمَّا الثَّالِثُ مِنْهَا، وَهُوَ خَلْقُهُ الدَّوَابَّ الْمَذْكُورُ فِي قَوْلِهِ: وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ فَقَدْ جَاءَ أَيْضًا مُوَضَّحًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ أَيْضًا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي سُورَةِ «الشُّورَى» : وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَابَّةٍ وَهُوَ عَلَى جَمْعِهِمْ إِذَا يَشَاءُ قَدِيرٌ [٤٢ \ ٢٩] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «الْبَقَرَةِ» : وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ الْآيَةَ [٢ \ ١٦٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ

Bunlardan üçüncüsü olan ve { وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ } “[yeryüzünde] yaydığı her bir canlıda” buyruğunda geçen canlıları yaratması hususu; Allah'ın Kitabı'nda yine pek çok ayette açıklanmıştır. Yüce Allah'ın Şûrâ Suresi'ndeki şu buyruğu gibi: { وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَابَّةٍ وَهُوَ عَلَى جَمْعِهِمْ إِذَا يَشَاءُ قَدِيرٌ } [Şûrâ, 42/29] “Gökleri, yeri ve o ikisinde yaydığı canlıları yaratması O'nun delillerindendir. O, dilediği zaman onları toplamaya da hakkıyla kādirdir.”, Yüce Allah'ın Bakara Suresi'ndeki: { وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ } “Allah'ın gökten indirip onunla ölümünden sonra yeri dirilttiği suda ve orada her türlü canlıyı yaymasında...” ayeti [Bakara, 2/164], Yüce Allah'ın: { وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ

22968. Metin

مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ [٣٩ \ ٦] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ [٣٩ \ ٦] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ وَمَعْلُومَةٌ.

مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ } [Nûr, 24/45] “Allah her canlıyı sudan yaratmıştır. Onlardan kimi karnı üstünde yürür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi de dört [ayağı] üstünde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla kādirdir.” buyruğu ve Yüce Allah'ın: { وَأَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْأَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ } [Zümer, 39/6] “Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi” buyruğu. Buna benzer ayetler pek çok ve bilinmektedir.

22969. Metin

وَأَمَّا الرَّابِعُ مِنْهَا، وَهُوَ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ الْمَذْكُورُ فِي قَوْلِهِ: وَاخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ - فَقَدْ جَاءَ مُوَضَّحًا أَيْضًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «الْبَقَرَةِ» : إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ إِلَى قَوْلِهِ: لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ [٢ \ ١٦٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «آلِ عِمْرَانَ» : إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ [٣ \ ١٩٠] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «فُصِّلَتْ» : وَمِنْ آيَاتِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ الْآيَةَ [٤١ \ ٣٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَآيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا الْآيَةَ [٣٦ \ ٣٧ - ٣٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِأُولِي الْأَبْصَارِ [٢٤ \ ٤٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ أَفَلَا تَسْمَعُونَ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ وَمِنْ رَحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ [٢٨ \ ٧١ - ٧٣] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ [٢٣ \ ٨٠] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ مَعْلُومَةٌ.

Bunlardan dördüncüsü olan ve { وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ } “Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde” buyruğunda zikredilen gece ile gündüzün farklılaşması/ardışıklığı hususu; Allah'ın Kitabı'nda pek çok ayette açıklanmıştır. Yüce Allah'ın Bakara Suresi'ndeki: { إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ } “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayan şeylerle denizde akıp giden gemilerde...” ayetinden { لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ } “aklını kullanan bir topluluk için deliller vardır” kısmına kadar olan buyruğu [Bakara, 2/164], Âl-i İmrân Suresi'ndeki: { إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ } [Âl-i İmrân, 3/190] “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için deliller vardır.” buyruğu, Fussilet Suresi'ndeki: { وَمِنْ آيَاتِهِ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ } “Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun delillerindendir” ayeti [Fussilet, 41/37], Yüce Allah'ın: { وَآيَةٌ لَهُمُ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُمْ مُظْلِمُونَ وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا } “Gece de onlar için bir delildir; biz ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de hemen karanlıkta kalıverirler. Güneş de kendisi için belirlenmiş bir karargâha doğru akıp gider” ayeti [Yâsîn, 36/37-38], Yüce Allah'ın: { يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِأُولِي الْأَبْصَارِ } [Nûr, 24/44] “Allah gece ile gündüzü evirip çevirir. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.” buyruğu, Yüce Allah'ın: { قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ اللَّيْلَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِضِيَاءٍ أَفَلَا تَسْمَعُونَ قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ وَمِنْ رَحْمَتِهِ جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ } [Kasas, 28/71-73] “De ki: 'Gördünüz mü, eğer Allah üzerinize geceyi kıyamet gününe kadar sürekli kılsaydı, Allah'tan başka size bir ışık getirecek ilah kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz?' De ki: 'Gördünüz mü, eğer Allah üzerinize gündüzü kıyamet gününe kadar sürekli kılsaydı, Allah'tan başka içinde dinleneceğiniz bir geceyi size getirecek ilah kimdir? Hâlâ görmeyecek misiniz?' Rahmetinden ötürü O, geceyi ve gündüzü sizin için var etti ki onda dinlenesiniz, O'nun lütfundan [rızkınızı] arayasınız ve şükredesiniz.” buyruğu ve Yüce Allah'ın: { وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ } [Mü'minûn, 23/80] “O, dirilten ve öldürendir; gece ile gündüzün ardı ardına gelmesi de O'na aittir. Hâlâ akletmeyecek misiniz?” buyruğu. Buna benzer ayetler pek çok ve bilinmektedir.

22970. Metin

وَأَمَّا الْخَامِسُ مِنْهَا، وَهُوَ إِنْزَالُ الْمَاءِ مِنَ السَّمَاءِ، وَإِحْيَاءُ الْأَرْضِ بِهِ، وَإِنْبَاتُ الرِّزْقِ فِيهَا، الْمَذْكُورُ فِي قَوْلِهِ: وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا - فَقَدْ جَاءَ مُوَضَّحًا أَيْضًا فِي آيَاتٍ كَثِيرَةٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «الْبَقَرَةِ» : إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِلَى قَوْلِهِ: لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ [٢ \ ١٦٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ إِلَى طَعَامِهِ أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ صَبًّا ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا وَعِنَبًا إِلَى قَوْلِهِ: مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ [٨٠ \ ٢٤ - ٣٢] .

Bunlardan beşincisi olan ve { وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا } “Allah'ın gökten bir rızık indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesinde” buyruğunda geçen gökten su indirilmesi, onunla yeryüzünün diriltilmesi ve onda rızkın bitirilmesi hususu; Allah'ın Kitabı'nda yine pek çok ayette açıklanmıştır. Yüce Allah'ın Bakara Suresi'ndeki: { إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا } “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara fayda veren şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah'ın gökten indirip onunla ölümünden sonra yeri dirilttiği suda...” ayetinden { لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ } “aklını kullanan bir topluluk için deliller vardır” kısmına kadar olan buyruğu [Bakara, 2/164] ve Yüce Allah'ın: { فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ إِلَى طَعَامِهِ أَنَّا صَبَبْنَا الْمَاءَ صَبًّا ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا فَأَنْبَتْنَا فِيهَا حَبًّا وَعِنَبًا } “İnsan, yiyeceğine bir baksın! Biz suyu bol bol akıttık, sonra toprağı yardıkça yardık da onda taneler ve üzümler bitirdik...” ayetinden { مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ } [Abese, 80/24-32] “size ve davarlarınıza bir faydalanma olmak üzere” kısmına kadar olan buyruğu gibi.

22971. Metin

وَإِيضَاحُ هَذَا الْبُرْهَانِ بِاخْتِصَارٍ أَنَّ قَوْلَهُ - تَعَالَى -: فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ إِلَى طَعَامِهِ - أَمْرٌ مِنَ اللَّهِ - تَعَالَى - لِكُلِّ إِنْسَانٍ مُكَلَّفٍ أَنْ يَنْظُرَ وَيَتَأَمَّلَ فِي طَعَامِهِ، كَالْخَبْزِ الَّذِي يَأْكُلُ وَيَعِيشُ بِهِ، مِنْ خَلْقِ الْمَاءِ الَّذِي كَانَ سَبَبًا لِنَبَاتِهِ.

Bu delilin kısaca açıklaması şöyledir: Yüce Allah'ın: { فَلْيَنْظُرِ الْإِنْسَانُ إِلَى طَعَامِهِ } “İnsan, yiyeceğine bir baksın!” buyruğu, mükellef olan her insana; yediği ve kendisiyle hayatta kaldığı ekmek gibi yiyeceklerine, onun bitmesine sebep olan suyun yaratılışına bakıp tefekkür etmesi yönünde Yüce Allah'tan bir emirdir.

22972. Metin

هَلْ يَقْدِرُ أَحَدٌ غَيْرُ اللَّهِ أَنْ يَخْلُقَهُ؟

Onu Allah'tan başka yaratmaya kādir olan biri var mıdır?

22973. Metin

الْجَوَابُ: لَا.

Cevap: Hayır.

22974. Metin

ثُمَّ هَبْ أَنَّ الْمَاءَ قَدْ خُلِقَ بِالْفِعْلِ، هَلْ يَقْدِرُ أَحَدٌ غَيْرُ اللَّهِ أَنْ يُنْزِلَهُ إِلَى الْأَرْضِ عَلَى هَذَا الْوَجْهِ الَّذِي يَحْصُلُ بِهِ النَّفْعُ مِنْ غَيْرِ ضَرَرٍ بِإِنْزَالِهِ عَلَى الْأَرْضِ رَشًّا صَغِيرًا، حَتَّى تُرْوَى بِهِ الْأَرْضُ تَدْرِيجًا، مِنْ غَيْرِ أَنْ يَحْصُلَ بِهِ هَدْمٌ وَلَا غَرَقٌ، كَمَا قَالَ - تَعَالَى -: فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ [٢٤ \ ٤٣] ؟ .

Diyelim ki su fiilen yaratıldı; yıkıma ve boğulmaya yol açmaksızın, yeryüzünü azar azar suya kandıracak şekilde ince ince çiseleyerek yeryüzüne fayda sağlayacak, zarar vermeyecek bu biçimde indirmeye Allah'tan başka kādir olan biri var mıdır? Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ } [Nûr, 24/43] “Artık yağmurun onun arasından çıktığını görürsün.”

22975. Metin

الْجَوَابُ: لَا.

Cevap: Hayır.

22976. Metin

ثُمَّ هَبْ أَنَّ الْمَاءَ قَدْ خُلِقَ فِعْلًا، وَأُنْزِلَ فِي الْأَرْضِ عَلَى ذَلِكَ الْوَجْهِ الْأَتَمِّ الْأَكْمَلِ، هَلْ يَقْدِرُ أَحَدٌ غَيْرُ اللَّهِ أَنْ يَشُقَّ الْأَرْضَ وَيُخْرِجَ مِنْهَا مِسْمَارَ النَّبَاتِ؟

Sonra diyelim ki su gerçekten yaratıldı ve yeryüzüne o en mükemmel, en kusursuz biçimde indirildi; toprağı yarıp içinden bitkinin filizini çıkarmaya Allah'tan başka kādir olan biri var mıdır?

22977. Metin

الْجَوَابُ: لَا.

Cevap: Hayır.

22978. Metin

ثُمَّ هَبْ أَنَّ النَّبَاتَ خَرَجَ مِنَ الْأَرْضِ، وَانْشَقَّتْ عَنْهُ، فَهَلْ يَقْدِرُ أَحَدٌ غَيْرُ اللَّهِ أَنْ يُخْرِجَ السُّنْبُلَ مِنْ ذَلِكَ النَّبَاتِ؟

Diyelim ki bitki topraktan çıktı ve toprak onun için yarıldı; o bitkiden başağı çıkarmaya Allah'tan başka kādir olan biri var mıdır?

22979. Metin

الْجَوَابُ: لَا.

Cevap: Hayır.

22980. Metin

ثُمَّ هَبْ أَنَّ السُّنْبُلَ خَرَجَ مِنَ النَّبَاتِ، فَهَلْ يَقْدِرُ أَحَدٌ غَيْرُ اللَّهِ أَنْ يُنَمِّيَ حَبَّهُ وَيَنْقُلَهُ مِنْ طَوْرٍ إِلَى طَوْرٍ حَتَّى يُدْرَكَ وَيَكُونَ صَالِحًا لِلْغِذَاءِ وَالْقُوتِ؟

Diyelim ki başak bitkiden çıktı; onun tanesini geliştirip olgunlaşıncaya, gıda ve besin olmaya elverişli hâle gelinceye kadar evreden evreye geçirmeye Allah'tan başka kādir olan biri var mıdır?

22981. Metin

الْجَوَابُ: لَا.

Cevap: Hayır.

22982. Metin

وَقَدْ قَالَ - تَعَالَى -: انْظُرُوا إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ [٦ \ ٩٩] . وَكَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَأَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا [٧٨ \ ١٤ - ١٦] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَآيَةٌ لَهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ [٣٦ \ ٣٣] . وَالْآيَاتُ بِمِثْلِ ذَلِكَ كَثِيرَةٌ مَعْلُومَةٌ.

Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { انْظُرُوا إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ } [En'âm, 6/99] “Meyve verdiği zaman meyvesine ve olgunlaşmasına bakın! Şüphesiz bunlarda inanan bir topluluk için deliller vardır.”, Yüce Allah'ın: { وَأَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا } [Nebe', 78/14-16] “Onunla taneler, bitkiler ve sarmaş dolaş olmuş bahçeler çıkaralım diye sıkışan bulutlardan şarıl şarıl su indirdik.” buyruğu ve Yüce Allah'ın: { وَآيَةٌ لَهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ } [Yâsîn, 36/33] “Ölü toprak onlar için bir delildir; biz onu dirilttik ve ondan taneler çıkardık da ondan yerler.” buyruğu gibi. Buna benzer ayetler pek çok ve bilinmektedir.

22983. Metin

وَاعْلَمْ أَنَّ إِطْلَاقَهُ - تَعَالَى - الرِّزْقَ عَلَى الْمَاءِ فِي آيَةِ «الْجَاثِيَةِ» هَذِهِ - قَدْ أَوْضَحْنَا وَجْهَهُ فِي سُورَةِ «الْمُؤْمِنِ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: هُوَ الَّذِي يُرِيكُمْ آيَاتِهِ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ رِزْقًا الْآيَةَ [٤٠ \ ١٣] .

Bil ki, Yüce Allah'ın bu Câsiye ayetinde rızık kelimesini su anlamında kullanmasının yönünü, Mü'min Suresi'nde Yüce Allah'ın: { هُوَ الَّذِي يُرِيكُمْ آيَاتِهِ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَاءِ رِزْقًا } “O, size ayetlerini gösteren ve sizin için gökten rızık indirendir” ayetini [Mü'min, 40/13] açıklarken izah etmiştik.

22984. Metin

وَأَمَّا السَّادِسُ مِنْهَا، وَهُوَ تَصْرِيفُ الرِّيَاحِ الْمَذْكُورُ فِي قَوْلِهِ: وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ - فَقَدْ جَاءَ مُوَضَّحًا أَيْضًا فِي آيَاتٍ مِنْ كِتَابِ اللَّهِ، كَقَوْلِهِ فِي «الْبَقَرَةِ» : وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ [٢ \ ١٦٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ [٣٠ \ ٤٦] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ [١٥ \ ٢٢] . إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.

Bunlardan altıncısı olan ve { وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ } “rüzgârları [farklı yönlerden] estirmesinde” buyruğunda geçen rüzgârların yönlendirilmesi/sevk edilmesi hususu; Allah'ın Kitabı'ndaki ayetlerde yine açıklanmıştır. Bakara Suresi'ndeki: { وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ } [Bakara, 2/164] “...rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için deliller vardır.” buyruğu, Yüce Allah'ın: { وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ } [Rûm, 30/46] “Rüzgârları müjdeciler olarak göndermesi O'nun delillerindendir” buyruğu ve Yüce Allah'ın: { وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ } [Hicr, 15/22] “Biz rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik” buyruğu ile diğer ayetler gibi.

22985. Metin

تَنْبِيهٌ

BİR UYARI

22986. Metin

اعْلَمْ أَنَّ هَذِهِ الْبَرَاهِينَ الْعَظِيمَةَ الْمَذْكُورَةَ فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْجَاثِيَةِ» هَذِهِ - ثَلَاثَةٌ مِنْهَا مِنْ بَرَاهِينِ الْبَعْثِ الَّتِي يَكْثُرُ فِي الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ الِاسْتِدْلَالُ بِهَا عَلَى الْبَعْثِ، كَثْرَةً مُسْتَفِيضَةً.

Bil ki, bu Câsiye Suresi'nin başında zikredilen bu yüce delillerden üç tanesi, Yüce Kur'an'da öldükten sonra dirilişe (ba's) delil getirilmesi son derece yaygın ve çokça yer alan diriliş delillerindendir.

22987. Metin

وَقَدْ أَوْضَحْنَاهَا فِي مَوَاضِعَ مِنْ هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ فِي سُورَةِ «الْبَقَرَةِ» وَسُورَةِ «النَّحْلِ» وَغَيْرِهِمَا، وَأَحَلْنَا عَلَيْهَا مِرَارًا كَثِيرَةً فِي هَذَا الْكِتَابِ الْمُبَارَكِ، وَسَنُعِيدُ طَرَفًا مِنْهَا هُنَا لِأَهَمِّيَّتِهَا إِنْ شَاءَ اللَّهُ - تَعَالَى -.

Biz bunları bu mübarek kitabın Bakara ve Nahl sureleri ile diğer yerlerinde açıklamış ve bu mübarek kitapta defalarca oralara atıfta bulunmuştuk; önemine binaen Allah'ın izniyle bir kısmını burada da tekrar edeceğiz.

22988. Metin

وَالْأَوَّلُ مِنَ الْبَرَاهِينِ الْمَذْكُورَةِ: هُوَ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْمَذْكُورُ هُنَا فِي سُورَةِ «الْجَاثِيَةِ» هَذِهِ إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ، لِأَنَّ خَلْقَهُ - جَلَّ وَعَلَا - لِلسَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ - مِنْ أَعْظَمِ الْبَرَاهِينِ عَلَى بَعْثِ النَّاسِ بَعْدَ الْمَوْتِ ; لِأَنَّ مَنْ خَلَقَ الْأَعْظَمَ الْأَكْبَرَ لَا شَكَّ فِي قُدْرَتِهِ عَلَى خَلْقِ الْأَضْعَفِ الْأَصْغَرِ.

Zikredilen delillerin birincisi: Burada, bu Câsiye Suresi'ndeki { إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ } “Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için deliller vardır” ayetinde geçen göklerin ve yerin yaratılmasıdır. Çünkü Yüce Allah'ın gökleri ve yeri yaratması, insanların ölümden sonra diriltilmesine en büyük delillerdendir; zira en büyük ve en azametli olanı yaratanın, daha zayıf ve daha küçük olanı yaratmaya kādir olduğunda hiçbir şüphe yoktur.

22989. Metin

وَالْآيَاتُ الدَّالَّةُ عَلَى هَذَا كَثِيرَةٌ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: لَخَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ [٤٠ \ ٥٧] أَيْ وَمَنْ قَدَرَ عَلَى خَلْقِ الْأَكْبَرِ فَلَا شَكَّ أَنَّهُ قَادِرٌ عَلَى خَلْقِ الْأَصْغَرِ، وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ [٣٦ \ ٨١] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى بَلَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ [٤٦ \ ٣٣] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -:

Buna delâlet eden ayetler pek çoktur; Yüce Allah'ın: { لَخَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَكْبَرُ مِنْ خَلْقِ النَّاسِ } [Mü'min, 40/57] “Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür” -yani daha büyüğü yaratmaya kādir olanın daha küçüğü yaratmaya kādir olduğunda şüphe yoktur- buyruğu, Yüce Allah'ın: { أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ } [Yâsîn, 36/81] “Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerini yaratmaya kādir değil midir? Elbette [kādirdir]! O, hakkıyla yaratan, her şeyi bilendir.” buyruğu, Yüce Allah'ın: { أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَمْ يَعْيَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى بَلَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ } [Ahkâf, 46/33] “Gökleri ve yeri yaratan, onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de kādir olduğunu görmediler mi? Evet! Şüphesiz O, her şeye hakkıyla kādirdir.” buyruğu ve Yüce Allah'ın şu buyrukları gibi:

22990. Metin

أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ قَادِرٌ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ الْآيَةَ [١٧ \ ٩٩] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ [٧٩ \ ٢٧ - ٣٣] .

{ أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ قَادِرٌ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُمْ } “Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerini yaratmaya kādir olduğunu görmediler mi?” ayeti [İsrâ, 17/99] ve Yüce Allah'ın: { أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ } [Nâziât, 79/27-33] “Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa [Allah'ın] bina ettiği göğü mü? Onun boyunu yükseltip ona bir düzen verdi. Gecesini kararttı, gündüzünü çıkardı. Ondan sonra da yeri yayıp döşedi. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları sağlamca yerleştirdi. Size ve davarlarınıza bir faydalanma olmak üzere.” buyruğudur.

22991. Metin

وَنَظِيرُ آيَةِ «النَّازِعَاتِ» هَذِهِ قَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي أَوَّلِ «الصَّافَّاتِ» : فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا الْآيَةَ [٣٧ \ ١١] ; لِأَنَّ قَوْلَهُ: أَمْ مَنْ خَلَقْنَا يُشِيرُ بِهِ إِلَى خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا ذَكَرَ مَعَهُمَا الْمَذْكُورَ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ إِلَى قَوْلِهِ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ [٣٧ \ ٥ - ١٠] .

Bu Nâziât ayetinin bir benzeri de Sâffât Suresi'nin başındaki Yüce Allah'ın: { فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمْ مَنْ خَلَقْنَا } “Şimdi onlara sor: Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattıklarımızı mı?” ayetidir [Sâffât, 37/11]; zira O'nun { أَمْ مَنْ خَلَقْنَا } “yoksa bizim yarattıklarımızı mı?” ifadesiyle kastettiği; Yüce Allah'ın: { رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ } “Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, doğuların da Rabbidir” buyruğundan { فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ } [Sâffât, 37/5-10] “hemen onu delen/yakıcı bir alev takip eder” buyruğuna kadar zikredilen göklerin, yerin ve bunlarla beraber anılan şeylerin yaratılışıdır.

22992. Metin

وَأَمَّا الثَّانِي مِنَ الْبَرَاهِينِ الْمَذْكُورَةِ: فَهُوَ خَلْقُهُ - تَعَالَى - لِلنَّاسِ الْمَرَّةَ الْأُولَى ; لِأَنَّ مَنِ ابْتَدَعَ - خَلْقَهُمْ عَلَى غَيْرِ مِثَالٍ سَابِقٍ - لَا شَكَّ فِي قُدْرَتِهِ عَلَى إِعَادَةِ خَلْقِهِمْ مَرَّةً أُخْرَى، كَمَا لَا يَخْفَى.

Zikredilen delillerin ikincisi ise: Yüce Allah'ın insanları ilk defa yaratmasıdır; çünkü onları daha önce hiçbir örnek yokken ilk defa yaratanın, gizli olmadığı üzere, onları ikinci kez tekrar yaratmaya kādir olduğunda hiçbir şüphe yoktur.

22993. Metin

وَالِاسْتِدْلَالُ بِهَذَا الْبُرْهَانِ عَلَى الْبَعْثِ كَثِيرٌ جِدًّا فِي كِتَابِ اللَّهِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ [٢٢ \ ٥] إِلَى آخِرِ الْآيَاتِ.

Bu delille dirilişe (ba's) delil getirilmesi Allah'ın Kitabı'nda pek çoktur. Yüce Allah'ın şu buyruğu gibi: { يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ } [Hac, 22/5] “Ey insanlar! Eğer dirilişten şüphedeyseniz, şüphesiz biz sizi topraktan yarattık...” ayetlerin sonuna kadar.

22994. Metin

وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ [٣٦ \ ٧٨ - ٧٩] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَيَقُولُ الْإِنْسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ الْآيَةَ [١٩ \ ٦٦ - ٦٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ الْآيَةَ [٣٠ \ ٢٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِي فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ [١٧ \ ٥١] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ [٢١ \ ١٠٤] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ [٥٠ \ ١٥] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ [٥٦ \ ٦٢] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى [٥٣ \ ٤٥ - ٤٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنَى ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى [٧٥ \ ٣٦ - ٤٠] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ وَطُورِ سِينِينَ وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ

Yüce Allah'ın şu buyrukları gibi: { وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنْشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ } [Yâsîn, 36/78-79] “Kendi yaratılışını unutarak bize bir misal getirdi: 'Çürümüş gitmişken kemikleri kim diriltecek?' dedi. De ki: 'Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her türlü yaratmayı hakkıyla bilendir.'”, Yüce Allah'ın: { وَيَقُولُ الْإِنْسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ } “İnsan der ki: 'Öldüğüm zaman gerçekten diri olarak mı çıkarılacağım?' İnsan hiç düşünmez mi ki, daha önce hiçbir şey değilken biz onu yarattık? Rabbine andolsun ki biz onları ve şeytanları mutlaka toplayacağız...” ayeti [Meryem, 19/66-68], Yüce Allah'ın: { وَهُوَ الَّذِي يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَهُوَ أَهْوَنُ عَلَيْهِ } “O, yaratmayı başlatan, sonra onu tekrar edendir; bu O'na göre pek kolaydır” ayeti [Rûm, 30/27], Yüce Allah'ın: { فَسَيَقُولُونَ مَنْ يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِي فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ } [İsrâ, 17/51] “'Bizi kim [hayata] geri döndürecek?' diyecekler. De ki: 'Sizi ilk defa yaratan!'” buyruğu, Yüce Allah'ın: { كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ } [Enbiyâ, 21/104] “İlk yaratmaya nasıl başladıysak, üzerimize bir vaat olarak onu öylece tekrar edeceğiz. Şüphesiz biz bunu yaparız.” buyruğu, Yüce Allah'ın: { أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ } [Kâf, 50/15] “Biz ilk yaratışta acze mi düştük? Hayır, onlar yeni bir yaratılıştan şüphe içindedirler.” buyruğu, Yüce Allah'ın: { وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ } [Vâkıa, 56/62] “Andolsun ki ilk yaratılışı bildiniz; düşünüp ibret almanız gerekmez miydi?” buyruğu, Yüce Allah'ın: { وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى مِنْ نُطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى } [Necm, 53/45-47] “Şüphesiz O, iki çifti; erkeği ve dişiyi atıldığı zaman bir nutfeden yaratmıştır ve şüphesiz diğer diriltme de O'na aittir.” buyruğu, Yüce Allah'ın: { أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنَى ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى } [Kıyâme, 75/36-40] “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? O, akıtılan meniden bir nutfe değil miydi? Sonra bir alaka (embriyo) oldu da [Allah onu] yarattı ve ona şekil verdi; ondan iki çifti; erkeği ve dişiyi var etti. Peki bunu yapan, ölüleri diriltmeye kādir değil midir?” buyruğu ve Yüce Allah'ın: { وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ وَطُورِ سِينِينَ وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ }

22995. Metin

إِلَى قَوْلِهِ: فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ [٩٥ \ ١ - ٧] يَعْنِي أَيَّ شَيْءٍ يَحْمِلُكَ عَلَى التَّكْذِيبِ بِالدِّينِ - أَيْ بِالْبَعْثِ وَالْجَزَاءِ - وَقَدْ عَلِمْتَ أَنِّي خَلَقْتُكَ الْخَلْقَ الْأَوَّلَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ، وَأَنْتَ تَعْلَمُ أَنَّهُ لَا يَخْفَى عَلَى عَاقِلٍ أَنَّ مَنِ ابْتَدَعَ الْإِيجَادَ الْأَوَّلَ لَا شَكَّ فِي قُدْرَتِهِ عَلَى إِعَادَتِهِ مَرَّةً أُخْرَى. إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.

{ فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ } [Tîn, 95/1-7] “İncire, zeytine, Sînâ Dağı'na ve şu güvenli beldeye andolsun ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık... Artık bundan sonra sana dini (hesap gününü) yalanlatan nedir?” buyruğudur; yani 'Benim seni ilk yaratılışta en güzel biçimde yarattığımı bildiğin hâlde, seni dini -yani dirilişi ve hesabı- yalanlamaya sevk eden şey nedir? Oysa sen bilirsin ki, ilk var etmeyi başlatanın onu bir kere daha tekrarlamaya kādir olduğunda şüphe bulunmadığı hiçbir akıl sahibine gizli kalmaz.' Ve buna benzer diğer ayetlerdir.

22996. Metin

وَأَمَّا الْبُرْهَانُ الثَّالِثُ مِنْهَا، وَهُوَ إِحْيَاءُ الْأَرْضِ بَعْدَ مَوْتِهَا الْمَذْكُورُ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي سُورَةِ «الْجَاثِيَةِ» هَذِهِ: وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا، فَإِنَّهُ يَكْثُرُ الِاسْتِدْلَالُ بِهِ أَيْضًا عَلَى الْبَعْثِ فِي الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ ; لِأَنَّ مَنْ أَحْيَا الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا قَادِرٌ عَلَى إِحْيَاءِ النَّاسِ بَعْدَ مَوْتِهِمْ ; لِأَنَّ الْجَمِيعَ أَحْيَاءٌ بَعْدَ مَوْتٍ.

Bunlardan üçüncü delil ise: Bu Câsiye Suresi'nde Yüce Allah'ın: { وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا } “Allah'ın gökten bir rızık indirip onunla ölümünden sonra yeri diriltmesinde” buyruğunda geçen, ölümünden sonra yeryüzünün diriltilmesidir. Zira Yüce Kur'an'da bununla da dirilişe (ba's) çokça delil getirilmektedir; çünkü ölümünden sonra yeryüzünü dirilten, ölümlerinden sonra insanları diriltmeye de kādirdir; zira hepsi de ölümden sonraki birer dirilmedir.

22997. Metin

فَمِنَ الْآيَاتِ الدَّالَّةِ عَلَى ذَلِكَ قَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَمِنْ آيَاتِهِ أَنَّكَ تَرَى الْأَرْضَ خَاشِعَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ إِنَّ الَّذِي أَحْيَاهَا لَمُحْيِي الْمَوْتَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ [٤١ \ ٣٩] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ [٢٢ \ ٥ - ٧] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: فَانْظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَةِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ [٣٠ \ ٥٠] . وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ حَتَّى إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ [٧ \ ٥٧] .

Buna delâlet eden ayetlerden biri Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { وَمِنْ آيَاتِهِ أَنَّكَ تَرَى الْأَرْضَ خَاشِعَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ إِنَّ الَّذِي أَحْيَاهَا لَمُحْيِي الْمَوْتَى إِنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ } [Fussilet, 41/39] “Yeri boynu bükük (kupkuru) görmen O'nun delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de kesinlikle diriltecektir. Şüphesiz O, her şeye hakkıyla kādirdir.”, Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَى وَأَنَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ } [Hac, 22/5-7] “Yeryüzünü de kupkuru görürsün. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten [bitkiler] bitirir. Bu böyledir; çünkü Allah hakkın ta kendisidir, şüphesiz O ölüleri diriltir ve şüphesiz O her şeye hakkıyla kādirdir. Kıyamet mutlaka gelecektir, onda hiçbir şüphe yoktur ve şüphesiz Allah kabirlerde olanları diriltecektir.”, Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { فَانْظُرْ إِلَى آثَارِ رَحْمَةِ اللَّهِ كَيْفَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ ذَلِكَ لَمُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ } [Rûm, 30/50] “Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak, ölümünden sonra yeri nasıl diriltiyor! Şüphesiz işte O, ölüleri de kesinlikle diriltecektir. O, her şeye hakkıyla kādirdir.” ve Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ حَتَّى إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ } [A'râf, 7/57] “Rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen O'dur. Nihayet onlar ağır bulutları yüklendiğinde, onu ölü bir beldeye sevk ederiz; onunla su indirir ve onunla her türlü meyveyi çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız; umulur ki düşünüp ibret alırsınız.”

22998. Metin

فَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتَى أَيْ نَبْعَثُهُمْ مِنْ قُبُورِهِمْ أَحْيَاءً كَمَا أَخْرَجْنَا تِلْكَ الثَّمَرَاتِ بَعْدَ عَدَمِهَا، وَأَحْيَيْنَا بِإِخْرَاجِهَا ذَلِكَ الْبَلَدَ الْمَيِّتَ، وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ [٣٠ \ ١٩] يَعْنِي تُخْرَجُونَ مِنْ قُبُورِكُمْ أَحْيَاءً بَعْدَ الْمَوْتِ. وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا كَذَلِكَ الْخُرُوجُ [٥٠ \ ١١] . إِلَى غَيْرِ ذَلِكَ مِنَ الْآيَاتِ.

Yüce Allah'ın: { كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتَى } “İşte ölüleri de böyle çıkaracağız” buyruğu; o meyveleri yokluktan sonra nasıl çıkardıysak ve onları çıkarmakla o ölü beldeyi nasıl dirilttiysek, ölüleri de kabirlerinden diri olarak öyle çıkaracağız demektir. Yüce Allah'ın: { يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذَلِكَ تُخْرَجُونَ } [Rûm, 30/19] “Ölüden diriyi çıkarır, diriden ölüyü çıkarır ve ölümünden sonra yeri diriltir. İşte siz de [kabirlerinizden] böyle çıkarılacaksınız” yani ölümden sonra kabirlerinizden diri olarak çıkarılacaksınız buyruğu ve Yüce Allah'ın: { وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا كَذَلِكَ الْخُرُوجُ } [Kâf, 50/11] “Onunla ölü bir beldeyi dirilttik. İşte [kabirlerden] çıkış da böyledir” buyruğu ile buna benzer diğer ayetler gibi.

22999. Metin

قَوْلُهُ - تَعَالَى -: تَلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ.

Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { تَلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ } “İşte bunlar, Allah'ın sana hak olarak okuduğumuz ayetleridir.”

23000. Metin

أَشَارَ - جَلَّ وَعَلَا - لِنَبِيِّهِ ﷺ إِلَى آيَاتِ هَذَا الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ، وَبَيَّنَ لِنَبِيِّهِ أَنَّهُ يَتْلُوهَا عَلَيْهِ مُتَلَبِّسَةً بِالْحَقِّ الَّذِي لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ، وَلَا مِنْ خَلْفِهِ.

Yüce Allah, Peygamberine (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu yüce Kur'an'ın ayetlerine işaret etmiş ve Peygamberine, önünden de ardından da bâtılın yaklaşamayacağı hak ile donanmış olarak bunları ona okuduğunu beyan etmiştir.

23001. Metin

وَمَا ذَكَرَهُ - جَلَّ وَعَلَا - فِي آيَةِ «الْجَاثِيَةِ» هَذِهِ - ذَكَرَهُ فِي آيَاتٍ أُخَرَ بِلَفْظِهِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «الْبَقَرَةِ» : وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْأَرْضُ وَلَكِنَّ اللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ [٢ \ ٢٥١ - ٢٥٢] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «آلِ عِمْرَانَ» : وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعَالَمِينَ [٣ \ ١٠٧ - ١٠٨] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: تِلْكَ - بِمَعْنَى هَذِهِ.

Yüce Allah'ın bu Câsiye ayetinde zikrettiğini, lafzı lafzına diğer ayetlerde de zikretmiştir; Yüce Allah'ın Bakara Suresi'ndeki şu buyruğu gibi: { وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْأَرْضُ وَلَكِنَّ اللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ } [Bakara, 2/251-252] “Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı yeryüzü mutlaka fesada uğrardı. Fakat Allah, âlemlere karşı lütuf sahibidir. İşte bunlar, Allah'ın sana hak olarak okuduğumuz ayetleridir. Şüphesiz sen gönderilen elçilerdensin.”, Âl-i İmrân Suresi'ndeki şu buyruğu gibi: { وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعَالَمِينَ } [Âl-i İmrân, 3/107-108] “Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmeti içindedirler; onlar orada ebedî kalacaklardır. İşte bunlar, Allah'ın sana hak olarak okuduğumuz ayetleridir. Allah âlemlere hiçbir zulüm dilemez.” Bu şerefli ayetteki { تِلْكَ } ifadesi, 'bunlar' mânasındadır.

23002. Metin

وَمِنْ أَسَالِيبِ اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ إِطْلَاقُ الْإِشَارَةِ إِلَى الْبَعِيدِ عَلَى الْإِشَارَةِ إِلَى الْقَرِيبِ، كَقَوْلِهِ: ذَلِكَ الْكِتَابُ [٢ \ ٢] بِمَعْنَى: هَذَا الْكِتَابُ. كَمَا حَكَاهُ الْبُخَارِيُّ عَنْ أَبِي عُبَيْدَةَ مَعْمَرِ بْنِ الْمُثَنَّى، وَمِنْ شَوَاهِدِهِ قَوْلُ خُفَافِ بْنِ نَدْبَةَ السُّلَمِيِّ:

Arap dilinin üsluplarından biri de uzaktakine işaret eden lafzı yakındakine işaret için kullanmaktır; tıpkı Buhârî'nin Ebû Ubeyde Ma'mer b. el-Müsennâ'dan naklettiği gibi { ذَلِكَ الْكِتَابُ } [Bakara, 2/2] “Bu Kitap” buyruğunun "bu Kitap" mânasında olması gibi. Bunun şahitlerinden biri Hufâf b. Nudbe es-Sülemî'nin şu sözüdür:

23003. Metin

فَإِنْ تَكُ خَيْلِي قَدْ أُصِيبَ صَمِيمُهَا ... فَعَمْدًا عَلَى عَيْنِي تَيَمَّمْتُ مَالِكًا

“Atlılarımın can damarına isabet edilmişse de / Göz göre göre ve kasten Mâlik'e yöneldim.”

23004. Metin

أَقُولُ لَهُ وَالرُّمْحُ يَأْطِرُ مَتْنَهُ ... تَأَمَّلْ خُفَافًا أَنَّنِي أَنَا ذَلِكَا

“Mızrak onun sırtını bükerken ona derim ki: / Hufâf'a iyi bak, işte o [benim] ben!”

23005. Metin

يَعْنِي أَنَا هَذَا.

Yani “ben buyum [işte ben]” mânasındadır.

23006. Metin

وَقَدْ أَوْضَحْنَا هَذَا الْمَبْحَثَ، وَذَكَرْنَا أَوْجُهَهُ فِي كِتَابِنَا (دَفْعُ إِيهَامِ الِاضْطِرَابِ عَنْ آيَاتِ الْكِتَابِ) - فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْبَقَرَةِ» ، وَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: نَتْلُوهَا أَيْ نَقْرَؤُهَا عَلَيْكَ.

Biz bu konuyu açıklamış ve vecihlerini Bakara Suresi'nin başında Def'u Îhâmi'l-Iztırâb an Âyâti'l-Kitâb adlı kitabımızda zikretmiştik. Yüce Allah'ın { نَتْلُوهَا } buyruğu ise "onu sana okuyoruz" demektir.

23007. Metin

وَأَسْنَدَ - جَلَّ وَعَلَا - تِلَاوَتَهَا إِلَى نَفْسِهِ ; لِأَنَّهَا كَلَامُهُ الَّذِي أَنْزَلَهُ عَلَى رَسُولِهِ بِوَاسِطَةِ الْمَلَكِ، وَأَمَرَ الْمَلَكَ أَنْ يَتْلُوَهُ عَلَيْهِ مُبَلِّغًا عَنْهُ - جَلَّ وَعَلَا -.

Yüce Allah onun okunmasını Kendisine nispet etmiştir; çünkü o, melek vasıtasıyla Resulüne indirdiği Kendi kelamıdır ve meleğe, Yüce Allah'tan tebliğ ederek onu Peygamber'e okumasını emretmiştir.

23008. Metin

وَنَظِيرُ ذَلِكَ قَوْلُهُ - تَعَالَى -: لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ [٧٥ \ ١٦ - ١٩] .

Bunun bir benzeri de Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ } [Kıyâme, 75/16-19] “Onu aceleye getirmek için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okutmak Bize aittir. O halde Biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşunu takip et. Sonra şüphe yok ki onu açıklamak da Bize aittir.”

23009. Metin

فَقَوْلُهُ: فَإِذَا قَرَأْنَاهُ، أَيْ قَرَأَهُ عَلَيْكَ الْمَلَكُ الْمُرْسَلُ بِهِ مِنْ قِبَلِنَا مُبَلِّغًا عَنَّا، وَسَمِعْتَهُ مِنْهُ، فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ، أَيْ فَاتَّبِعْ قِرَاءَتَهُ وَاقْرَأْهُ كَمَا سَمِعْتَهُ يَقْرَؤُهُ.

O'nun: { فَإِذَا قَرَأْنَاهُ } buyruğu; tarafımızdan gönderilen elçi melek Bizden tebliğ ederek onu sana okuduğu ve sen de onu melekten dinlediğin zaman demektir. { فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ } buyruğu ise; onun okunuşuna uy ve onu meleğin okuduğunu işittiğin gibi oku demektir.

23010. Metin

وَقَدْ أَشَارَ - تَعَالَى - إِلَى ذَلِكَ فِي قَوْلِهِ: وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ [٢٠ \ ١١٤] .

Nitekim Yüce Allah şu buyruğunda da buna işaret etmiştir: { وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ } [Tâhâ, 20/114] “Sana vahyi tamamlanmadan önce Kur'an'ı [okumakta] acele etme.”

23011. Metin

وَسَمَاعُهُ ﷺ الْقُرْآنَ مِنَ الْمَلَكِ الْمُبَلِّغِ عَنِ اللَّهِ كَلَامَ اللَّهِ وَفَهْمُهُ لَهُ - هُوَ مَعْنَى تَنْزِيلِهِ إِيَّاهُ

Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Allah'ın kelamını Allah'tan tebliğ eden melekten işitmesi ve onu anlaması, işte şu buyruklardaki onun

23012. Metin

عَلَى قَلْبِهِ فِي قَوْلِهِ - تَعَالَى -: قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ [٢ \ ٩٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ [٢٦ \ ١٩٢ - ١٩٥] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ: تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ [٤٥ \ ٦] يَعْنِي آيَاتِهِ الشَّرْعِيَّةَ الدِّينِيَّةَ.

kalbine indirilmesi mânasıdır: { قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ } [Bakara, 2/97] “De ki: Kim Cebrail'e düşman ise [bilsin ki] şüphesiz onu Allah'ın izniyle senin kalbine o indirmiştir” ve Yüce Allah'ın: { وَإِنَّهُ لَتَنْزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنْذِرِينَ بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُبِينٍ } [Şuarâ, 26/192-195] “Şüphesiz o, Âlemlerin Rabbi'nin indirmesidir. Uyarıcılardan olasın diye onu apaçık Arapça bir dille Rûhu'l-Emîn senin kalbine indirmiştir” buyrukları gibi. Yüce Allah'ın bu ayetteki: { تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ } [Câsiye, 45/6] “İşte bunlar Allah'ın ayetleridir” buyruğu ise, O'nun şer'î ve dinî ayetleri demektir.

23013. Metin

وَاعْلَمْ أَنَّ لَفْظَ الْآيَةِ يُطْلَقُ فِي اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ إِطْلَاقَيْنِ، وَفِي الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ إِطْلَاقَيْنِ أَيْضًا.

Bil ki âyet lafzı Arap dilinde iki şekilde kullanılır, yüce Kur'an'da da yine iki şekilde kullanılır.

23014. Metin

أَمَّا إِطْلَاقَاهُ فِي اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ:

Arap dilindeki iki kullanımına gelince:

23015. Metin

فَالْأَوَّلُ مِنْهُمَا - وَهُوَ الْمَشْهُورُ فِي كَلَامِ الْعَرَبِ - فَهُوَ إِطْلَاقُ الْآيَةِ بِمَعْنَى الْعَلَامَةِ، وَهَذَا مُسْتَفِيضٌ فِي كَلَامِ الْعَرَبِ، وَمِنْهُ قَوْلُ نَابِغَةِ ذُبْيَانٍ:

Bunlardan birincisi -ki Arapların kelamında meşhur olan budur- âyetin alâmet (işaret) mânasında kullanılmasıdır. Bu, Arapların kelamında pek yaygındır. Nâbiğa ez-Zübyânî'nin şu sözü de bundandır:

23016. Metin

تَوَهَّمْتُ آيَاتٍ لَهَا فَعَرَفْتُهَا ... لِسِتَّةِ أَعْوَامٍ وَذَا الْعَامُ سَابِعُ

“Ona ait izleri hayal ettim ve altı yıl sonra onları tanıdım; / Bu yıl ise yedinci yılıdır.”

23017. Metin

ثُمَّ بَيَّنَ أَنَّ مُرَادَهُ بِالْآيَاتِ عَلَامَاتُ الدَّارِ فِي قَوْلِهِ بَعْدَهُ:

Ardından gelen şu sözünde ise ayetlerden kastının evin alâmetleri (kalıntıları) olduğunu açıklamıştır:

23018. Metin

رَمَادٌ كَكُحْلِ الْعَيْنِ لَأْيًا أُبِينُهُ ... وَنُؤْيٌ كَجَذْمِ الْحَوْضِ أَثَلَمُ خَاشِعُ

“Göz sürmesi gibi güçlükle seçtiğim bir kül kalıntısı / Ve havuzun kırık kenarı gibi aşınmış, silikleşmiş bir su bendi.”

23019. Metin

وَأَمَّا الثَّانِي مِنْهُمَا فَهُوَ إِطْلَاقُ الْآيَةِ بِمَعْنَى الْجَمَاعَةِ، يَقُولُونَ: جَاءَ الْقَوْمُ بِآيَتِهِمْ، أَيْ بِجَمَاعَتِهِمْ.

İkincisine gelince, âyetin cemaat (topluluk) mânasında kullanılmasıdır. Nitekim: “Kavim kendi âyetleriyle geldi” yani kendi cemaatleriyle geldi derler.

23020. Metin

وَمِنْهُ قَوْلُ بُرْجُ بْنُ مُسْهِرٍ:

Burc b. Müshir'in şu sözü de bundandır:

23021. Metin

خَرَجْنَا مِنَ النَّقْبَيْنِ لَا حَيَّ مِثْلُنَا ... بِآيَتِنَا نُزْجِي اللِّقَاحَ الْمَطَافِلَا

“İki dağ geçidinden çıktık, bizim gibi bir kabile yoktu, / Cemaatimizle yavrulu develeri güdüyorduk.”

23022. Metin

وَقَوْلُهُ: بِآيَاتِنَا، يَعْنِي بِجَمَاعَتِنَا.

Şairin “Biâyâtinâ” sözü, cemaatimizle demektir.

23023. Metin

وَأَمَّا إِطْلَاقَاهُ فِي الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ: فَالْأَوَّلُ مِنْهُمَا: إِطْلَاقُ الْآيَةِ عَلَى الشَّرْعِيَّةِ الدِّينِيَّةِ، كَآيَاتِ هَذَا الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ، وَمِنْهُ قَوْلُهُ هُنَا: تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ الْآيَةَ.

Yüce Kur'an'daki iki kullanımına gelince: Birincisi, âyetin bu yüce Kur'an'ın ayetleri gibi şer'î ve dinî ayetler hakkında kullanılmasıdır; buradaki { تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ } “İşte bunlar, Allah'ın sana hak olarak okuduğumuz ayetleridir” ayeti gibi.

23024. Metin

وَأَمَّا الثَّانِي مِنْهُمَا: فَهُوَ إِطْلَاقُ الْآيَةِ عَلَى الْآيَةِ الْكَوْنِيَّةِ الْقَدَرِيَّةِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ [٣ \ ١٩٠] .

İkincisi ise âyetin kevnî ve kaderî ayetler hakkında kullanılmasıdır; Yüce Allah'ın şu buyruğu gibi: { إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ } [Âl-i İmrân, 3/190] “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde akıl sahipleri için ayetler (deliller) vardır.”

23025. Metin

أَمَّا الْآيَةُ الْكَوْنِيَّةُ الْقَدَرِيَّةُ فَهِيَ بِمَعْنَى الْآيَةِ اللُّغَوِيَّةِ الَّتِي هِيَ الْعَلَامَةُ ; لِأَنَّ الْآيَاتِ الْكَوْنِيَّةَ عَلَامَاتٌ قَاطِعَةٌ، عَلَى أَنَّ خَالِقَهَا هُوَ الرَّبُّ الْمَعْبُودُ وَحْدَهُ.

Kevnî ve kaderî ayetler, sözlük anlamı olan alâmet (işaret/delil) mânasındadır; zira kevnî ayetler, onları Yaratan'ın biricik ibadet edilen Rab olduğuna dair kesin delillerdir.

23026. Metin

وَأَمَّا الْآيَةُ الشَّرْعِيَّةُ الدِّينِيَّةُ، فَقَالَ بَعْضُ الْعُلَمَاءِ: إِنَّهَا أَيْضًا مِنَ الْآيَةِ الَّتِي هِيَ الْعَلَامَةُ ; لِأَنَّ آيَاتِ هَذَا الْقُرْآنِ الْعَظِيمِ - عَلَامَاتٌ عَلَى صِدْقِ مَنْ جَاءَ بِهَا، لِمَا تَضَمَّنَتْهُ مِنْ بُرْهَانِ الْإِعْجَازِ، أَوْ لِأَنَّ فِيهَا عَلَامَاتٍ يُعْرَفُ بِهَا مَبْدَأُ الْآيَاتِ وَمُنْتَهَاهَا.

Şer'î ve dinî ayete gelince, bazı âlimler şöyle demiştir: Bu da alâmet mânasındaki âyettendir; zira bu yüce Kur'an'ın ayetleri, içerdiği mucizevî delil sebebiyle onu getirenin doğruluğuna alâmetlerdir veya bunlarda ayetlerin başlangıcını ve sonunu belirten işaretler bulunduğu içindir.

23027. Metin

وَقَالَ بَعْضُ الْعُلَمَاءِ: إِنَّهَا مِنَ الْآيَةِ بِمَعْنَى الْجَمَاعَةِ، لِتَضَمُّنِهَا جُمْلَةً وَجَمَاعَةً مِنْ كَلِمَاتِ الْقُرْآنِ وَحُرُوفِهِ.

Bazı âlimler ise: Kur'an'ın kelimelerinden ve harflerinden bir cümleyi ve topluluğu içerdiği için cemaat mânasındaki âyettendir, demiştir.

23028. Metin

وَاخْتَارَ غَيْرُ وَاحِدٍ أَنَّ أَصْلَ الْآيَةِ أَيَيَةٌ - بِفَتْحِ الْهَمْزَةِ وَفَتْحِ الْيَاءَيْنِ بَعْدَهَا - فَاجْتَمَعَ فِي الْيَاءَيْنِ مُوجِبَا إِعْلَالٍ ; لِأَنَّ كُلًّا مِنْهُمَا مُتَحَرِّكَةٌ حَرَكَةً أَصْلِيَّةً بَعْدَ فَتْحٍ مُتَّصِلٍ، كَمَا أَشَارَ لَهُ فِي الْخُلَاصَةِ بِقَوْلِهِ:

Birçok âlim, âyet kelimesinin aslının -hemzenin ve ardından gelen iki yâ harfinin fethasıyla- “eyeyeh” (أَيَيَة) olduğunu tercih etmiştir. Böylece iki yâ harfinde iki i'lâl sebebi bir araya gelmiştir; çünkü her ikisi de bitişik fethadan sonra gelen aslî harekeli harftir. Nitekim el-Hulâsa'da şu sözüyle buna işaret edilmiştir:

23029. Metin

مِنْ وَاوٍ وَيَاءٍ بِتَحْرِيكِ أُصِلْ ... أَلِفًا أَبْدِلْ بَعْدَ فَتْحٍ مُتَّصِلْ

“Aslî harekeli olan bir vâv ve yâ harfini, / Bitişik bir fethadan sonra elife dönüştür,”

23030. Metin

إِنْ حُرِّكَ التَّالِي. . . ... . . . . . . . . إِلَخْ.

“Eğer sonraki harf harekeli olursa... ilh.”

23031. Metin

وَالْمَعْرُوفُ فِي عِلْمِ التَّصْرِيفِ أَنَّهُ إِنِ اجْتَمَعَ مُوجِبَا إِعْلَالٍ فِي كَلِمَةٍ وَاحِدَةٍ فَالْأَكْثَرُ فِي اللُّغَةِ الْعَرَبِيَّةِ تَصْحِيحُ الْأَوَّلِ مِنْهُمَا، وَإِعْلَالُ الثَّانِي بِإِبْدَالِهِ أَلِفًا، كَالْهَوَى وَالنَّوَى وَالطَّوَى وَالشَّوَى، وَرُبَّمَا صُحِّحَ الثَّانِي وَأُعِلَّ الْأَوَّلُ، كَغَايَةٍ وَرَايَةٍ، وَآيَةٍ - عَلَى الْأَصَحِّ مِنْ أَقْوَالٍ عَدِيدَةٍ - وَمَعْلُومٌ أَنَّ إِعْلَالَهُمَا لَا يَصِحُّ، وَلِهَذَا أَشَارَ فِي الْخُلَاصَةِ بِقَوْلِهِ:

Sarf ilminde bilinen kural şudur ki: Bir kelimede iki i'lâl sebebi bir araya gelirse, Arap dilinde çoğunlukla birincisi sahih bırakılır (tashih edilir), ikincisi ise elife dönüştürülerek i'lâle uğratılır; hevâ (el-hevâ), nevâ (en-nevâ), tavâ (et-tavâ) ve şevâ (eş-şevâ) kelimelerinde olduğu gibi. Bazen de pek çok görüşün en sahihine göre gâyetün (غَايَة), râyetün (رَايَة) ve âyetün (آيَة) kelimelerinde olduğu gibi ikincisi sahih bırakılır, birincisi i'lâle uğratılır. Her ikisinin birden i'lâle uğratılmasının caiz olmadığı ise malumdur. İşte bu sebeple el-Hulâsa'da şu sözüyle buna işaret edilmiştir:

23032. Metin

وَإِنْ لِحَرْفَيْنِ ذَا الْإِعْلَالُ اسْتُحِقْ ... صُحِّحَ أَوَّلٌ وَعَكْسٌ قَدْ يَحِقْ

“Bu i'lâli iki harf birden hak ederse, / Birincisi sahih bırakılır; bazen aksi de hak olur.”

23033. Metin

قَوْلُهُ - تَعَالَى -: فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنَّ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ.

Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنَّ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ } “Artık Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? Vay haline her yalancı ve günahkârın! Kendisine okunan Allah'ın ayetlerini işitir de sonra sanki onları hiç işitmemiş gibi büyüklük taslayarak [küfründe] direnir. Artık onu can yakıcı bir azap ile müjdele!”

23034. Metin

مَا ذَكَرَهُ - جَلَّ وَعَلَا - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ مِنْ أَنَّ مَنْ كَفَرَ بِاللَّهِ وَبِآيَاتِ اللَّهِ، وَلَمْ يُؤْمِنْ بِذَلِكَ مَعَ ظُهُورِ الْأَدِلَّةِ وَالْبَرَاهِينِ عَلَى لُزُومِ الْإِيمَانِ بِاللَّهِ وَآيَاتِهِ ; أَنَّهُ يُسْتَبْعَدُ أَنْ يُؤْمِنَ بِشَيْءٍ آخَرَ ; لِأَنَّهُ لَوْ كَانَ يُؤْمِنُ بِحَدِيثٍ لَآمَنَ بِاللَّهِ وَبِآيَاتِهِ ; لِظُهُورِ الْأَدِلَّةِ عَلَى ذَلِكَ، وَأَنَّ مَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِآيَاتِ اللَّهِ مُتَوَعَّدٌ بِالْوَيْلِ، وَأَنَّهُ أَفَّاكٌ أَثِيمٌ، وَالْأَفَّاكُ: كَثِيرُ الْإِفْكِ، وَهُوَ أَسْوَأُ الْكَذِبِ، وَالْأَثِيمُ: هُوَ مُرْتَكِبُ الْإِثْمِ بِقَلْبِهِ وَجَوَارِحِهِ، فَهُوَ مُجْرِمٌ بِقَلْبِهِ وَلِسَانِهِ وَجَوَارِحِهِ - قَدْ ذَكَرَهُ - تَعَالَى - فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ، فَتَوَعَّدَ الْمُكَذِّبِينَ لِهَذَا الْقُرْآنِ بِالْوَيْلِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَبَيَّنَ اسْتِبْعَادَ إِيمَانِهِمْ بِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ أَنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْقُرْآنِ، وَذَلِكَ بِقَوْلِهِ فِي آخِرِ الْمُرْسَلَاتِ:

Yüce Allah'ın bu şerefli ayette zikrettiği; Allah'a ve O'nun ayetlerine inanmanın gerekliliğine dair deliller ve bürhanlar apaçık ortadayken, Allah'ı ve O'nun ayetlerini inkâr edip inanmayan kimsenin başka herhangi bir şeye inanmasının uzak bir ihtimal olduğu -zira eğer o bir söze inanacak olsaydı, delillerin açıklığından ötürü Allah'a ve ayetlerine inanırdı- ve Allah'ın ayetlerine inanmayan kimsenin 'veyl' ile tehdit edildiği, onun çok yalancı ve çok günahkâr olduğu -effâk (الْأَفَّاكُ): çok iftira atan/yalan söyleyen demektir ki bu yalanın en kötüsüdür; esîm (الْأَثِيمُ) ise kalbiyle ve organlarıyla günah işleyen kimsedir; dolayısıyla o kalbiyle, diliyle ve organlarıyla bir suçludur- hususunu, Yüce Allah bundan başka yerlerde de zikretmiştir. Böylece bu Kur'an'ı yalanlayanları kıyamet gününde veyl ile tehdit etmiş ve bu Kur'an'a inanmadıktan sonra herhangi bir söze inanmalarının uzak bir ihtimal olduğunu beyan etmiştir. Nitekim Mürselât Suresi'nin sonunda şöyle buyurmuştur:

23035. Metin

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ [٤٧ \ ٤٨ - ٥٠] . فَقَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ كَقَوْلِهِ هُنَا: وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ.

{ وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ } [Mürselât, 77/48-50] “Onlara: 'Rükû edin' denildiği zaman rükû etmezler. O gün yalanlayanların vay haline! Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?” Yüce Allah'ın: { وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ } buyruğu, buradaki: { وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ } buyruğu gibidir.

23036. Metin

وَقَدْ كَرَّرَ - تَعَالَى - وَعِيدَ الْمُكَذِّبِينَ بِالْوَيْلِ فِي سُورَةِ «الْمُرْسَلَاتِ» كَمَا هُوَ مَعْلُومٌ، وَقَوْلُهُ فِي آخِرِ «الْمُرْسَلَاتِ» : فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ كَقَوْلِهِ هُنَا فِي «الْجَاثِيَةِ» : فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ.

Bilindiği üzere Yüce Allah Mürselât Suresi'nde yalanlayanları veyl ile tehdit etmeyi tekrarlamıştır. O'nun Mürselât'ın sonundaki: { فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ } buyruğu, buradaki Câsiye Suresi'nde yer alan: { فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ } buyruğu gibidir.

23037. Metin

وَمَعْلُومٌ أَنَّ الْإِيمَانَ بِاللَّهِ عَلَى الْوَجْهِ الصَّحِيحِ يَسْتَلْزِمُ الْإِيمَانَ بِآيَاتِهِ، وَأَنَّ الْإِيمَانَ بِآيَاتِهِ كَذَلِكَ يَسْتَلْزِمُ الْإِيمَانَ بِهِ - تَعَالَى - وَقَوْلَهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ يَدُلُّ عَلَى أَنَّ مَنْ يَسْمَعُ الْقُرْآنَ يُتْلَى، ثُمَّ يُصِرُّ عَلَى الْكُفْرِ وَالْمَعَاصِي فِي حَالَةِ كَوْنِهِ مُتَكَبِّرًا عَنِ الِانْقِيَادِ إِلَى الْحَقِّ الَّذِي تَضَمَّنَتْهُ آيَاتُ الْقُرْآنِ كَأَنَّهُ لَمْ يَسْمَعْ آيَاتِ اللَّهِ، لَهُ الْبِشَارَةُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِالْعَذَابِ الْأَلِيمِ، وَهُوَ الْخُلُودُ فِي النَّارِ، وَمَا تَضَمَّنَتْهُ هَذِهِ الْآيَةُ الْكَرِيمَةُ جَاءَ مُوَضَّحًا فِي غَيْرِ هَذَا الْمَوْضِعِ، كَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «لُقْمَانَ» : وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ [٣١ \ ٧] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى - فِي «الْحَجِّ» : وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ [٢٢ \ ٧٢] . وَقَوْلِهِ - تَعَالَى -: وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ آنِفًا أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ [٤٧ \ ١٦] . فَقَوْلُهُ - تَعَالَى - عَنْهُمْ: مَاذَا قَالَ آنِفًا - يَدُلُّ عَلَى أَنَّهُمْ مَا كَانُوا يُبَالُونَ بِمَا يَتْلُو عَلَيْهِمُ النَّبِيُّ ﷺ مِنَ الْآيَاتِ وَالْهُدَى.

Malumdur ki Allah'a doğru bir şekilde iman etmek, O'nun ayetlerine iman etmeyi gerektirir; O'nun ayetlerine iman etmek de aynı şekilde Yüce Allah'a iman etmeyi gerektirir. Yüce Allah'ın bu şerefli ayetteki: { يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ } buyruğu şuna delalet etmektedir: Kur'an'ın okunduğunu işiten, ardından Kur'an ayetlerinin içerdiği hakka boyun eğmekten kibirlenerek sanki Allah'ın ayetlerini hiç işitmemiş gibi küfür ve günahlarda ısrar eden kimseye, kıyamet gününde can yakıcı bir azap, yani cehennemde ebedî kalış müjdelenir. Bu şerefli ayetin içerdiği husus, başka yerlerde de açıklanarak gelmiştir; nitekim Yüce Allah Lokmân Suresi'nde şöyle buyurmuştur: { وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ } [Lokmân, 31/7] “Ona ayetlerimiz okunduğu zaman, sanki onları hiç işitmemiş, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak yüz çevirir. Artık onu [can yakıcı] bir azap ile müjdele!”; Hac Suresi'nde şöyle buyurmuştur: { وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرِفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنْكَرَ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكُمُ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَبِئْسَ الْمَصِيرُ } [Hac, 22/72] “Ayetlerimiz onlara apaçık olarak okunduğu zaman, inkâr edenlerin yüzlerindeki inkârı ve hoşnutsuzluğu anlarsın. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar! De ki: 'Size bundan daha kötüsünü haber vereyim mi? Ateş! Allah onu inkâr edenlere vadetmiştir. Ne kötü bir dönüş yeridir o!'” ve Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ آنِفًا أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ } [Muhammed, 47/16] “Onlardan seni dinleyenler de vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilmiş olanlara: 'Az önce ne dedi?' derler. İşte onlar, Allah'ın kalplerini mühürlediği ve hevalarına uyan kimselerdir.” Yüce Allah'ın onlar hakkında aktardığı: { مَاذَا قَالَ آنِفًا } sözü, Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendilerine okuduğu ayetleri ve hidayeti hiç umursamadıklarına delalet eder.

23038. Metin

وَقَدْ ذَكَرْنَا كَثِيرًا مِنَ الْآيَاتِ الْمُتَعَلِّقَةِ بِهَذَا الْمَبْحَثِ فِي سُورَةِ «فُصِّلَتْ» فِي الْكَلَامِ عَلَى قَوْلِهِ - تَعَالَى -: فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ [٤١ \ ٤ - ٥] .

Biz bu konuyla ilgili pek çok ayeti Fussilet Suresi'nde Yüce Allah'ın şu buyruğunu açıklarken zikretmiştik: { فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ } [Fussilet, 41/4-5] “Fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık onlar dinlemezler. Ve dediler ki: 'Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık ve bizimle senin aranda bir perde vardır. Artık sen yapacağını yap...'”

23039. Metin

وَقَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ: كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا خُفِّفَتْ فِيهِ لَفْظَةُ (كَأَنْ) ، وَمَعْلُومٌ أَنَّ كَأَنَّ إِذَا خُفِّفَتْ كَانَ اسْمُهَا مُقَدَّرًا، وَهُوَ ضَمِيرُ الشَّأْنِ، وَالْجُمْلَةُ خَبَرُهَا، كَمَا قَالَ فِي الْخُلَاصَةِ:

Yüce Allah'ın bu ayetteki: { كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا } buyruğunda (كَأَنْ) lafzı muhaffef kılınmıştır (şeddesiz okunmuştur). Malumdur ki keenne (كَأَنَّ) edatı muhaffef kılınırsa, ismi takdir edilir ki o da şe'n zamiridir; ardından gelen cümle ise onun haberidir. Nitekim el-Hulâsa'da şöyle denilmiştir:

23040. Metin

وَخُفِّفَتْ كَأَنَّ أَيْضًا فَنُوِي ... مَنْصُوبُهَا وَثَابِتًا أَيْضًا رُوِي

“Keenne de muhaffef kılınır; bu durumda mansub olan ismi takdir edilir, / [İsminin] sabit kaldığı da rivayet edilmiştir.”

23041. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا فِي أَوَّلِ سُورَةِ «الْكَهْفِ» أَنَّ الْبِشَارَةَ تُطْلَقُ غَالِبًا عَلَى الْإِخْبَارِ بِمَا يَسُرُّ، وَأَنَّهَا رُبَّمَا أُطْلِقَتْ فِي الْقُرْآنِ وَفِي كَلَامِ الْعَرَبِ عَلَى الْإِخْبَارِ بِمَا يَسُوءُ أَيْضًا. وَأَوْضَحنَا ذَلِكَ بِشَوَاهِدِهِ الْعَرَبِيَّةِ. وَقَوْلُهُ فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ قَالَ بَعْضُ الْعُلَمَاءِ: وَيْلٌ وَادٍ فِي جَهَنَّمَ.

Kehf Suresi'nin başında, beşaret (müjde) lafzının çoğunlukla sevindirici şeyleri haber vermek için kullanıldığını, bazen de Kur'an'da ve Arap kelamında hoşa gitmeyen (üzücü) şeyleri haber vermek için de kullanıldığını belirtmiş ve bunu Arapça şahitleriyle açıklamıştık. Bu şerefli ayetteki: { وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ } buyruğu hakkında bazı âlimler şöyle demiştir: Veyl, cehennemde bir vadidir.

23042. Metin

وَالْأَظْهَرُ أَنَّ لَفْظَةَ وَيْلٌ كَلِمَةُ عَذَابٍ وَهَلَاكٍ، وَأَنَّهَا مَصْدَرٌ لَا لَفْظَ لَهُ مِنْ فِعْلِهِ، وَأَنَّ الْمُسَوِّغَ لِلِابْتِدَاءِ بِهَا مَعَ أَنَّهَا نَكِرَةٌ كَوْنُهَا فِي مَعْرِضِ الدُّعَاءِ عَلَيْهِمْ بِالْهَلَاكِ.

Daha kuvvetli görünen [görüşe] göre ise veyl lafzı bir azap ve helak kelimesidir; kendi fiil kökünden lafzı bulunmayan bir masdardır ve nekire (belirsiz) olmasına rağmen onunla cümleye başlanmasını (mübteda olmasını) caiz kılan sebep, onların aleyhine helak ile beddua makamında olmasıdır.

23043. Metin

وَقَوْلُهُ - تَعَالَى - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ.

Yüce Allah'ın bu şerefli ayetteki şu buyruğudur: { فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ } “Artık Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?”

23044. Metin

قَرَأَهُ نَافِعٌ، وَابْنُ كَثِيرٍ، وَأَبُو عَمْرٍو، وَحَفْصٌ عَنْ عَاصِمٍ -: يُؤْمِنُونَ، بِيَاءِ الْغَيْبَةِ.

Nâfi‘, İbn Kesîr, Ebû Amr ve Âsım'dan Hafs bunu gâib yâ'sı ile: { يُؤْمِنُونَ } şeklinde okumuştur.

23045. Metin

وَقَرَأَهُ ابْنُ عَامِرٍ، وَحَمْزَةُ، وَالْكِسَائِيُّ، وَشُعْبَةُ عَنْ عَاصِمٍ -: تُؤْمِنُونَ، بِتَاءِ الْخِطَابِ.

İbn Âmir, Hamza, Kisâî ve Âsım'dan Şu'be ise hitap tâ'sı ile: { تُؤْمِنُونَ } şeklinde okumuştur.

23046. Metin

وَقَرَأَهُ وَرْشٌ عَنْ نَافِعٍ، وَالسُّوسِيُّ عَنْ أَبِي عَمْرٍو -: يُومَنُونَ، بِإِبْدَالِ الْهَمْزَةِ وَاوًا وَصْلًا وَوَقْفًا.

Nâfi‘den Verş ve Ebû Amr'dan Sûsî ise hemzeyi vâv'a dönüştürerek vasl ve vakıf halinde: { يُومَنُونَ } şeklinde okumuştur.

23047. Metin

وَقَرَأَهُ حَمْزَةُ بِإِبْدَالِ الْهَمْزَةِ وَاوًا فِي الْوَقْفِ دُونَ الْوَصْلِ.

Hamza ise hemzeyi vasl halinde değil, vakıf halinde vâv'a dönüştürerek okumuştur.

23048. Metin

وَالْبَاقُونَ بِتَحْقِيقِ الْهَمْزَةِ مُطْلَقًا.

Diğer kıraat imamları ise mutlak olarak tahkîk ile (hemzeyi açıkça telaffuz ederek) okumuşlardır.

23049. Metin

قَوْلُهُ - تَعَالَى -: وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ.

Yüce Allah'ın şu buyruğudur: { وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ } “Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.”

23050. Metin

ذَكَرَ - جَلَّ وَعَلَا - فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ تَوَعُّدُ الْأَفَّاكِ الْأَثِيمِ بِالْوَيْلِ، وَالْبِشَارَةِ بِالْعَذَابِ الْأَلِيمِ.

Yüce Allah bu şerefli ayette, çok yalancı ve çok günahkâr kimseyi veyl ile ve can yakıcı bir azabın müjdesiyle tehdit ettiğini zikretmiştir.

23051. Metin

وَقَدْ قَدَّمْنَا قَرِيبًا أَنَّ مِنْ صِفَاتِهِ أَنَّهُ إِذَا سَمِعَ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِ أَصَرَّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا، وَذَكَرَ فِي هَذِهِ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ أَنَّهُ إِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا، أَيْ مَهْزُوءًا بِهَا، مُسْتَخِفًّا بِهَا، ثُمَّ تَوَعَّدَهُ عَلَى ذَلِكَ بِالْعَذَابِ الْمُهِينِ.

Az önce onun sıfatlarından birinin, kendisine Allah'ın ayetleri okunduğunda sanki onları hiç işitmemiş gibi büyüklük taslayarak direnmesi olduğunu belirtmiştik. Bu şerefli ayette ise Allah'ın ayetlerinden bir şey öğrendiği zaman onu alaya aldığını, yani onunla eğlenip onu hafife aldığını zikretmiş; sonra da bunun üzerine onu alçaltıcı bir azap ile tehdit etmiştir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.