İnsân

Şinkîtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

29868. Metin

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ.

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

29869. Metin

سُورَةُ الْإِنْسَانِ.

İnsân Suresi.

29870. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنْسَانِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُورًا إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنْسَانِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُورًا إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا } “İnsanın üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi? Şüphesiz biz insanı, onu imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işiten ve gören yaptık.”

29871. Metin

اتَّفَقَ الْمُفَسِّرُونَ عَلَى أَنَّ «هَلْ» هُنَا بِمَعْنَى قَدْ، أَيْ: أَنَّ الِاسْتِفْهَامَ تَقْرِيرِيٌّ يَسْتَوْجِبُ الْإِجَابَةَ عَلَيْهِ بِنَعَمْ.

Müfessirler buradaki "hel" (هَلْ) edatının "kad" (قَدْ) anlamında olduğu, yani istifhamın (sorunun) "evet" şeklinde cevap verilmesini gerektiren takrîrî (onaylatıcı) bir soru olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

29872. Metin

وَلَفْظُ الْإِنْسَانِ فِي هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنْسَانِ، وَقِيلَ: هُوَ الْإِنْسَانُ الْأَوَّلُ آدَمُ ﵇، أَتَى عَلَيْهِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ، لَمْ يَكُنْ شَيْئًا يُذْكَرُ.

{ هَلْ أَتَى عَلَى الْإِنْسَانِ } “İnsanın üzerinden ... geçmedi mi?” ayetindeki insan lafzına gelince; onun ilk insan olan Âdem aleyhisselâm olduğu, üzerinden anılmaya değer bir şey olmadığı bir sürenin geçtiği söylenmiştir.

29873. Metin

وَقِيلَ: هُوَ عُمُومُ الْإِنْسَانِ مِنْ بَنِي آدَمَ فَيَكُونُ الْمَعْنَى عَلَى الْأَوَّلِ، أَنَّ آدَمَ ﵇ أَتَى عَلَيْهِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ، قِيلَ: أَرْبَعُونَ سَنَةً.

Bir diğer görüşe göre ise Âdemoğullarından genel olarak insandır. Buna göre birinci görüşe göre mana şöyledir: Âdem aleyhisselâm'ın üzerinden zamandan bir süre geçmiştir ki, bunun kırk yıl olduğu söylenmiştir.

29874. Metin

ذُكِرَ عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ: كَانَ طِينًا، ثُمَّ صَلْصَالًا، حَتَّى نُفِخَ فِيهِ الرُّوحُ.

İbn Abbâs'tan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kendisine ruh üfleninceye kadar [önce] çamur, sonra kuru balçık (salsâl) hâlindeydi."

29875. Metin

وَيَكُونُ عَلَى الثَّانِي: أَنَّ الْإِنْسَانَ أَتَى عَلَيْهِ حِينٌ مِنَ الدَّهْرِ، هُوَ أَرْبَعُونَ يَوْمًا نُطْفَةً، ثُمَّ أَرْبَعُونَ يَوْمًا عَلَقَةً، ثُمَّ أَرْبَعُونَ يَوْمًا مُضْغَةً، وَكُلُّ ذَلِكَ شَيْءٌ وَلَكِنَّهُ لَمْ يَكُنْ مَذْكُورًا، أَيْ ضَعِيفًا، وَكِلَاهُمَا مُحْتَمَلٌ.

İkinci görüşe göre ise: İnsanın üzerinden bir süre geçmiştir; bu süre kırk gün nutfe, sonra kırk gün alaka (embriyo), sonra kırk gün mudga (et parçası) hâlidir. Bunların her biri bir şeydir fakat henüz anılan bir şey değildi, yani zayıftı. Her iki ihtimal de mümkündür.

29876. Metin

وَلَفْظُ الْإِنْسَانِ الثَّانِي فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ، اتَّفَقُوا عَلَى أَنَّهُ عَامٌّ فِي بَنِي آدَمَ ; لِأَنَّهُ هُوَ الَّذِي خُلِقَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ أَخْلَاطٍ، وَقَدْ رَجَّحَ الْفَخْرُ الرَّازِيُّ أَنَّ لَفْظَ الْإِنْسَانِ فِي الْمَوْضِعَيْنِ بِمَعْنًى وَاحِدٍ، وَهُوَ الْمَعْنَى الْعَامُّ ; لِيَسْتَقِيمَ الْأُسْلُوبُ بِدُونِ مُغَايَرَةٍ بَيْنَ اللَّفْظَيْنِ إِذْ لَا قَرِينَةَ مُمَيِّزَةٌ.

Yüce Allah'ın: { إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ } “Şüphesiz biz insanı karışık bir nutfeden yarattık” buyruğundaki ikinci insan lafzının ise, Âdemoğulları için genel (umumi) olduğu hususunda ittifak etmişlerdir; zira karışık (emşâc) bir nutfeden yaratılan odur. Fahreddin er-Râzî, her iki yerdeki insan lafzının da aynı manada, yani genel anlamda olduğunu tercih etmiştir; zira ayırt edici bir karîne bulunmadığı için iki lafız arasında farklılık olmaksızın üslubun düzgün işlemesi bunu gerektirir.

29877. Metin

وَلَعَلَّ فِي السِّيَاقِ قَرِينَةً تَدُلُّ عَلَى مَا قَالَهُ، وَهِيَ أَنَّ قَوْلَهُ تَعَالَى: نَبْتَلِيهِ قَطْعًا لِبَنِي آدَمَ ; لِأَنَّ آدَمَ ﵇ انْتَهَى أَمْرُهُ بِالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ: فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ [٢ \ ٣٧] ، وَلَمْ يَبْقَ مَجَالٌ لِابْتِلَائِهِ، إِنَّمَا ذَلِكَ لِبَنِيهِ. وَاللَّهُ

Nitekim bağlamda onun söylediğine delalet eden bir karîne de vardır. O da Yüce Allah'ın { نَبْتَلِيهِ } “onu imtihan etmek için” buyruğunun kesinlikle Âdemoğulları hakkında olmasıdır. Çünkü Âdem aleyhisselâm'ın durumu, dinleyip itaat etmesiyle neticelenmiştir: { فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ } [el-Bakara, 2/37] “Derken Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı da [tevbe etti], O da tevbesini kabul buyurdu. Şüphesiz O, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir.” Dolayısıyla onun için bir imtihan alanı kalmamıştır; bu imtihan ancak onun evlatları içindir. Allahu

29878. Metin

تَعَالَى أَعْلَمُ.

Teâlâ en doğrusunu bilir.

29879. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ فِيهِ بَيَانُ مَبْدَأِ خَلْقِ الْإِنْسَانِ، وَلَهُ أَطْوَارٌ فِي وُجُودِهِ بَعْدَ النُّطْفَةِ عَلَقَةً، ثُمَّ مُضْغَةً، ثُمَّ خَلْقًا آخَرَ، وَكُلُّ ذَلِكَ مِنْ لَا شَيْءَ قَبْلَهُ. كَمَا قَالَ تَعَالَى: وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا [١٩ \ ٩] .

Yüce Allah'ın: { إِنَّا خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ } “Şüphesiz biz insanı karışık bir nutfeden yarattık” buyruğunda insanın yaratılışının başlangıcı açıklanmaktadır. İnsanın varoluşunda nutfeden sonra alaka, sonra mudga, sonra da bambaşka bir yaratılış olmak üzere evreleri vardır ve bütün bunlar daha önce hiçbir şey değilken meydana gelmiştir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا } [Meryem, 19/9] “Daha önce sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım.”

29880. Metin

وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - بَيَانُ ذَلِكَ عِنْدَ الْآيَةِ الْكَرِيمَةِ: وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا.

Şeyh'in -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- { وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا } “Daha önce sen hiçbir şey değilken seni yaratmıştım” ayet-i kerimesinde buna dair açıklaması geçmişti.

29881. Metin

قَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

Yüce Allah'ın şu buyruğu: { إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا } “Şüphesiz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.”

29882. Metin

الْهِدَايَةُ هُنَا بِمَعْنَى الْبَيَانِ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمَى عَلَى الْهُدَى [٤١ \ ١٧] .

Buradaki hidayet, Yüce Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi açıklama (beyân) anlamındadır: { وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمَى عَلَى الْهُدَى } [Fussilet, 41/17] “Semûd kavmine gelince; biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler.”

29883. Metin

وَالسَّبِيلُ: الطَّرِيقُ السَّوِيُّ، وَفِيهِ بَيَانُ انْقِسَامِ الْإِنْسَانِ إِلَى قِسْمَيْنِ: شَاكِرٌ مُعْتَرِفٌ بِنِعْمَةِ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْهِ، مُقَابِلٌ لَهَا بِالشُّكْرِ، أَوْ كَافِرٌ جَاحِدٌ.

es-Sebîl: Dosdoğru yol demektir. Ayette insanın iki kısma ayrıldığı açıklanmaktadır: Ya Allah Teâlâ'nın üzerindeki nimetini itiraf edip buna şükürle karşılık veren bir şükredici, ya da nankörlük edip inkâr eden bir kâfir.

29884. Metin

وَقَوْلُهُ: إِمَّا شَاكِرًا، يُشِيرُ إِلَى إِنْعَامِ اللَّهِ تَعَالَى عَلَى الْعَبْدِ، وَقَدْ ذَكَرَ تَعَالَى نِعْمَتَيْنِ عَظِيمَتَيْنِ:

{ إِمَّا شَاكِرًا } “ister şükredici olsun” buyruğu, Allah Teâlâ'nın kula olan nimetine işaret etmektedir. Nitekim Yüce Allah iki büyük nimeti zikretmiştir:

29885. Metin

الْأُولَى: إِيجَادُ الْإِنْسَانِ مِنَ الْعَدَمِ بَعْدَ أَنْ لَمْ يَكُنْ شَيْئًا مَذْكُورًا، وَهَذِهِ نِعْمَةٌ عُظْمَى لَا كَسْبَ لِلْعَبْدِ فِيهَا.

Birincisi: İnsanın anılmaya değer bir şey değilken yokluktan var edilmesidir ki bu, kulun onda hiçbir kesbi olmayan çok büyük bir nimettir.

29886. Metin

وَالثَّانِيَةُ: الْهِدَايَةُ بِالْبَيَانِ وَالْإِرْشَادِ إِلَى سَبِيلِ الْحَقِّ وَالسَّعَادَةِ، وَهَذِهِ نِعْمَةُ إِرْسَالِ الرُّسُلِ وَإِنْزَالِ الْكُتُبِ، وَلَا كَسْبَ لِلْعَبْدِ فِيهَا أَيْضًا.

İkincisi: Hakka ve mutluluk yoluna açıklama ve rehberlikle hidayet edilmesidir. Bu da peygamberlerin gönderilmesi ve kitapların indirilmesi nimetidir; bunda da kulun hiçbir kesbi yoktur.

29887. Metin

وَقَدْ قَالَ الْعُلَمَاءُ: هُنَاكَ ثَلَاثُ نِعَمٍ لَا كَسْبَ لِلْعَبْدِ فِيهَا:

Âlimler şöyle demiştir: Kulun kendisinde hiçbir kesbi olmayan üç nimet vardır:

29888. Metin

الْأُولَى: وُجُودُهُ بَعْدَ الْعَدَمِ.

Birincisi: Yokluktan sonra var olmasıdır.

29889. Metin

الثَّانِيَةُ: نِعْمَةُ الْإِيمَانِ.

İkincisi: İman nimetidir.

29890. Metin

الثَّالِثَةُ: دُخُولُ الْجَنَّةِ.

Üçüncüsü: Cennete girmektir.

29891. Metin

وَقَالُوا: الْإِيجَادُ مِنَ الْعَدَمِ، تَفَضُّلٌ مِنَ اللَّهِ تَعَالَى كَمَا قَالَ: لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ يَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ إِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ الذُّكُورَ أَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَإِنَاثًا وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَاءُ عَقِيمًا إِنَّهُ عَلِيمٌ قَدِيرٌ [٤٢ \ ٤٩ - ٥٠] ، وَمَنْ جَعَلَهُ اللَّهُ عَقِيمًا فَلَنْ

Âlimler dediler ki: Yokluktan var etmek, Allah Teâlâ'nın bir lütfudur; nitekim şöyle buyurmuştur: { لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ يَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ إِنَاثًا وَيَهَبُ لِمَنْ يَشَاءُ الذُّكُورَ أَوْ يُزَوِّجُهُمْ ذُكْرَانًا وَإِنَاثًا وَيَجْعَلُ مَنْ يَشَاءُ عَقِيمًا إِنَّهُ عَلِيمٌ قَدِيرٌ } [eş-Şûrâ, 42/49-50] “Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları bağışlar, dilediğine de erkek çocukları bağışlar. Yahut onları hem erkek hem kız çocukları olarak çift verir. Dilediğini de kısır bırakır. Şüphesiz O, her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.” Allah'ın kısır kıldığı kimse ise asla

29892. Metin

يُنْجِبَ قَطُّ.

çocuk sahibi olamaz.

29893. Metin

وَالثَّانِيَةُ: الْإِنْعَامُ بِالْإِيمَانِ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ [٢٨ \ ٥٦] .

İkincisi: İman ile nimetlendirilmesidir; nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { إِنَّكَ لَا تَهْدِي مَنْ أَحْبَبْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ } [el-Kasas, 28/56] “Şüphesiz sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir.”

29894. Metin

وَقَدْ جَاءَ فِي الْحَدِيثِ: " كُلُّ مَوْلُودٍ يُولَدُ عَلَى الْفِطْرَةِ، فَأَبَوَاهُ يُهَوِّدَانِهِ أَوْ يُنَصِّرَانِهِ ". الْحَدِيثَ.

Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudileştirir veya Hristiyanlaştırır...” hadisin devamı.

29895. Metin

وَكَوْنُ الْمَوْلُودِ يُولَدُ بَيْنَ أَبَوَيْنِ مُسْلِمَيْنِ، لَا كَسْبَ لَهُ فِي ذَلِكَ.

Çocuğun Müslüman bir anne babadan doğmasında da kendisinin hiçbir kesbi yoktur.

29896. Metin

وَالثَّالِثَةُ: الْإِنْعَامُ بِدُخُولِ الْجَنَّةِ كَمَا فِي الْحَدِيثِ: " لَنْ يَدْخُلَ أَحَدُكُمُ الْجَنَّةَ بِعَمَلِهِ ". قَالُوا: وَلَا أَنْتَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: وَلَا أَنَا ; إِلَّا أَنْ يَتَغَمَّدَنِي اللَّهُ بِرَحْمَتِهِ ".

Üçüncüsü: Cennete girmekle nimetlendirilmesidir; nitekim hadiste şöyle buyrulmuştur: “Hiçbiriniz ameliyle cennete giremez.” Ashap: "Sen de mi yâ Resûlallah?" dediler. O da: “Allah beni rahmetiyle bürümedikçe ben de [giremem]” buyurdu.

29897. Metin

وَقَدْ ذَكَرَ تَعَالَى نِعْمَتَيْنِ صَرَاحَةً، وَهُمَا خَلْقُ الْإِنْسَانِ بَعْدَ الْعَدَمِ، وَهِدَايَتُهُ السَّبِيلَ.

Yüce Allah iki nimeti açıkça zikretmiştir: Bunlar insanın yokluktan sonra yaratılması ve ona yolun gösterilmesidir.

29898. Metin

وَالثَّالِثَةُ: تَأْتِي ضِمْنًا فِي ذِكْرِ النَّتِيجَةِ: إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا [٧٦ \ ٥] ; لِأَنَّ الْأَبْرَارَ هُمُ الشَّاكِرُونَ بِدَلِيلِ التَّقْسِيمِ: شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَ وَأَغْلَالًا وَسَعِيرًا إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا [٧٦ \ ٣ - ٥] .

Üçüncüsü ise neticenin zikrinde zımnen gelmektedir: { إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا } [el-İnsân, 76/5] “Şüphesiz iyiler, karışımı kâfûr olan bir kadehten içerler.” Zira iyiler, { شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَ وَأَغْلَالًا وَسَعِيرًا إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا } [el-İnsân, 76/3-5] “...ister şükredici olsun, ister nankör. Şüphesiz biz kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. Şüphesiz iyiler de karışımı kâfûr olan bir kadehten içerler” taksiminin delaletiyle şükreden kimselerdir.

29899. Metin

وَقَوْلُهُ تَعَالَى: إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ [٧٦ \ ٣] تَقَدَّمَ أَنَّهَا هِدَايَةُ بَيَانٍ.

Yüce Allah'ın: { إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ } [el-İnsân, 76/3] “Şüphesiz biz ona yolu gösterdik” buyruğunun açıklama hidayeti olduğu daha önce geçmişti.

29900. Metin

وَتَقَدَّمَ لِلشَّيْخِ - رَحْمَةُ اللَّهِ تَعَالَى عَلَيْنَا وَعَلَيْهِ - بَيَانُ الْهِدَايَةِ الْعَامَّةِ وَالْخَاصَّةِ. وَالْجَمْعُ بَيْنَهُمَا فِي أَكْثَرَ مِنْ مَوْضِعٍ، وَفِي مُسْتَهَلِّ هَذِهِ السُّورَةِ بَيَانٌ لِمَبْدَأِ الْإِنْسَانِ وَمَوْقِفِهِ مِنْ بَعْثَةِ الرُّسُلِ وَهِدَايَتِهِمْ، وَنَتَائِجِ أَعْمَالِهِمْ مِنْ شُكْرٍ أَوْ كُفْرٍ.

Şeyh'in -Allah Teâlâ'nın rahmeti bizim ve onun üzerine olsun- genel ve özel hidayeti ve birden fazla yerde ikisinin arasını birleştirmeyi açıkladığı geçmişti. Bu surenin başında da insanın başlangıcı, peygamberlerin gönderilmesi ve onların hidayeti karşısındaki tutumu ile şükür veya küfür şeklindeki amellerinin neticeleri açıklanmaktadır.

29901. Metin

وَقَدْ جَاءَتِ السُّنَّةُ بِقِرَاءَةِ هَذِهِ السُّورَةِ فِي الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ مِنْ فَجْرِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ، مَعَ قِرَاءَةِ سُورَةِ السَّجْدَةِ فِي الرَّكْعَةِ الْأُولَى.

Sünnette, cuma günü sabah namazının birinci rekâtında Secde suresi, ikinci rekâtında ise bu surenin okunması vârid olmuştur.

29902. Metin

وَقَالَ ابْنُ تَيْمِيَةَ: إِنَّ قِرَاءَتَهُمَا مَعًا فِي ذَلِكَ الْيَوْمِ ; لِمُنَاسَبَةِ خَلْقِ آدَمَ فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ، لِيَتَذَكَّرَ الْإِنْسَانُ فِي هَذَا الْيَوْمِ - وَهُوَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ - مَبْدَأَ خَلْقِ أَبِيهِ آدَمَ، وَمَبْدَأَ خَلْقِ عُمُومِ الْإِنْسَانِ، وَيَتَذَكَّرُ مَصِيرَهُ وَمُنْتَهَاهُ ; لِيَرَى مَا هُوَ عَلَيْهِ مِنْ دَعْوَةِ الرَّسُولِ ﷺ، وَهَلْ هُوَ شَاكِرٌ أَوْ كَفُورٌ. اهـ مُلَخَّصًا.

İbn Teymiyye şöyle demiştir: O günde her ikisinin birlikte okunması, Âdem'in cuma gününde yaratılması münasebetiyledir. Tâ ki insan bu günde -ki o cuma günüdür- babası Âdem'in yaratılış başlangıcını ve genel olarak insanın yaratılış başlangıcını hatırlasın; varacağı yeri ve akıbetini düşünsün de Resûl sallallâhu aleyhi ve sellem'in daveti karşısındaki konumunu, şükreden mi yoksa nankörlük eden mi olduğunu görsün. (Özetle nakil sona erdi).

29903. Metin

وَمَضْمُونُ ذَلِكَ كُلِّهِ أَنَّهُ يَرَى أَنَّ الْحِكْمَةَ فِي قِرَاءَةِ السُّورَتَيْنِ فِي فَجْرِ الْجُمُعَةِ، أَنَّ يَوْمَ

Bütün bunların özü şudur: O, cuma sabahında bu iki surenin okunmasındaki hikmetin şu olduğu görüşündedir: Cuma

29904. Metin

الْجُمُعَةِ هُوَ يَوْمُ آدَمَ ﵇ فِيهِ خُلِقَ، وَفِيهِ نُفِخَ فِيهِ الرُّوحُ، وَفِيهِ أُسْكِنَ الْجَنَّةَ، وَفِيهِ أُهْبِطَ إِلَى الْأَرْضِ، وَفِيهِ تِيبَ عَلَيْهِ، وَفِيهِ تَقُومُ السَّاعَةُ.

günü, Âdem aleyhisselâm'ın günüdür; o günde yaratılmış, o günde kendisine ruh üflenmiş, o günde cennete yerleştirilmiş, o günde yeryüzüne indirilmiş, o günde tevbesi kabul edilmiş ve kıyamet de o günde kopacaktır.

29905. Metin

كَمَا قِيلَ: يَوْمُ الْجُمُعَةِ يَوْمُ آدَمَ، وَيَوْمُ الْإِثْنَيْنِ يَوْمُ مُحَمَّدٍ ﷺ، أَيْ: فِيهِ وُلِدَ وَفِيهِ أُنْزِلَ عَلَيْهِ، وَفِيهِ وَصَلَ الْمَدِينَةَ فِي الْهِجْرَةِ، وَفِيهِ تُوُفِّيَ.

Nitekim şöyle denilmiştir: Cuma günü Âdem'in günü, pazartesi günü ise Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in günüdür; yani o günde doğmuş, o günde kendisine vahiy indirilmiş, hicrette Medine'ye o günde varmış ve o günde vefat etmiştir.

29906. Metin

وَلَمَّا كَانَ يَوْمُ الْجُمُعَةِ يَوْمَ إِيجَادِ الْإِنْسَانِ الْأَوَّلِ وَيَوْمَ أَحْدَاثِهِ كُلِّهَا، إِيجَادًا مِنَ الْعَدَمِ، وَإِنْعَامًا عَلَيْهِ بِسُكْنَى الْجَنَّةِ، وَتَوَاجُدِهِ عَلَى الْأَرْضِ، وَتَلَقِّي التَّوْبَةِ عَلَيْهِ مِنَ اللَّهِ ; أَيْ: يَوْمَ الْإِنْعَامِ عَلَيْهِ حِسًّا وَمَعْنًى، فَنَاسَبَ أَنْ يُذَكِّرَ الْإِمَامَ بِقِرَاءَتِهِ سُورَةَ " السَّجْدَةِ " فِي فَجْرِ يَوْمِ الْجُمُعَةِ ; لِمَا فِيهَا مِنْ قِصَّةِ خَلْقِ آدَمَ فِي قَوْلِهِ: الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنْسَانِ مِنْ طِينٍ ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ [٣٢ \ ٧ - ٩] .

Cuma günü ilk insanın var edildiği ve onun tüm olaylarının -yokluktan var edilmesi, cennette iskân edilmesiyle nimetlendirilmesi, yeryüzünde bulunması ve Allah tarafından tevbesinin kabul edilmesi, yani maddî ve manevî olarak nimetlendirildiği gün- gerçekleştiği gün olunca; imamın cuma sabahında Secde suresini okuyarak bunu hatırlatması münasip düşmüştür; zira o surede Yüce Allah'ın şu buyruğunda Âdem'in yaratılış kıssası yer almaktadır: { الَّذِي أَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَأَ خَلْقَ الْإِنْسَانِ مِنْ طِينٍ ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ ثُمَّ سَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ } [es-Secde, 32/7-9] “O ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve insanın yaratılışına çamurdan başlamıştır. Sonra onun neslini değersiz bir sudan, bir özden yaratmıştır. Sonra onu şekillendirip ona ruhundan üflemiştir.”

29907. Metin

وَفِيهَا قَوْلُهُ تَعَالَى: وَلَوْ شِئْنَا لَآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ [٣٢ \ ١٣] ، مِمَّا يَبُثُّ الْخَوْفَ فِي قُلُوبِ الْعِبَادِ، إِذْ لَا يُعْلَمُ مِنْ أَيِّ الْفَرِيقَيْنِ هُوَ، فَيَجْعَلُهُ أَشَدَّ حِرْصًا عَلَى فِعْلِ الْخَيْرِ، وَأَشَدَّ خَوْفًا مِنَ الشَّرِّ.

Yine o surede Yüce Allah'ın şu buyruğu vardır: { وَلَوْ شِئْنَا لَآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا وَلَكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنِّي لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ } [es-Secde, 32/13] “Eğer dileseydik herkese hidayetini verirdik. Fakat benden: 'Cehennemi mutlaka cinler ve insanlarla tamamen dolduracağım' sözü hak olmuştur.” Bu ayet, kulların kalplerine korku salar; zira kişi iki fırkadan hangisinden olduğunu bilmez, bu da onu hayır işlemeye daha çok hırslı, şerden de daha çok korkar hâle getirir.

29908. Metin

ثُمَّ حَذَّرَ مِنْ نِسْيَانِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ: فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا [٣٢ \ ١٤] .

Sonra kıyamet gününü unutmaktan sakındırmıştır: { فَذُوقُوا بِمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا } [es-Secde, 32/14] “Bu gününüzün kavuşmasını unuttuğunuzdan dolayı tadın [azabı]!”

29909. Metin

وَهَكَذَا فِي الرَّكْعَةِ الْأُولَى، يَرْجِعُ الْمُسْلِمُ إِلَى أَصْلِ وُجُودِهِ وَيَسْتَحْضِرُ قِصَّةَ الْإِنْسَانِ الْأَوَّلِ.

İşte böylece Müslüman, birinci rekâtta kendi varoluşunun aslına döner ve ilk insanın kıssasını zihninde canlandırır.

29910. Metin

وَكَذَلِكَ يَأْتِي فِي الرَّكْعَةِ الثَّانِيَةِ بِقِصَّتِهِ هُوَ مُنْذُ بَدَأَ خَلْقُهُ: مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ، وَيُذَكِّرُهُ بِالْهَدْيِ الَّذِي أُنْزِلَ عَلَيْهِ، وَيُرَغِّبُهُ فِي شُكْرِ نِعَمِهِ عَلَيْهِ، وَيُحَذِّرُهُ مِنْ جُحُودِهَا وَكُفْرَانِهَا.

İkinci rekâtta da yaratılışının başlangıcından itibaren { مِنْ نُطْفَةٍ أَمْشَاجٍ } “karışık bir nutfeden” bizzat kendi kıssasını getirir; ona indirilen hidayeti hatırlatır, üzerindeki nimetlerine şükretmeye teşvik eder, onları inkâr edip nankörlük etmekten de sakındırır.

29911. Metin

وَقَدْ بَيَّنَ لَهُ مُنْتَهَاهُ عَلَى كِلَا الْأَمْرَيْنِ: إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَ وَأَغْلَالًا وَسَعِيرًا إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا [٧٦ \ ٤ - ٥] .

Nitekim her iki duruma göre varacağı akıbeti ona açıklamıştır: { إِنَّا أَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ سَلَاسِلَ وَأَغْلَالًا وَسَعِيرًا إِنَّ الْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا } [el-İnsân, 76/4-5] “Şüphesiz biz kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. Şüphesiz iyiler de karışımı kâfûr olan bir kadehten içerler.”

29912. Metin

فَإِذَا قَرَعَ سَمْعَهُ ذَلِكَ فِي يَوْمِ خَلْقِهِ وَيَوْمِ مَبْعَثِهِ، حَيْثُ فِيهِ تَقُومُ السَّاعَةُ، فَكَأَنَّهُ يَنْظُرُ وَيُشَاهِدُ أَوَّلَ وُجُودِهِ وَآخِرَ مَآلِهِ ; فَلَا يُكَذِّبُ بِالْبَعْثِ. وَقَدْ عَلِمَ مَبْدَأَ خَلْقِهِ وَلَا يُقَصِّرُ فِي وَاجِبٍ، وَقَدْ عَلِمَ مُنْتَهَاهُ، وَهَذَا فِي غَايَةِ الْحِكْمَةِ كَمَا تَرَى.

İşte yaratıldığı gün olan ve kıyametin de kopacağı yeniden diriliş gününde bu gerçekler kulağına çarpınca, sanki varlığının başlangıcını ve nihai akıbetini bizzat müşahede edip seyrediyor gibi olur; böylece dirilişi yalanlamaz. Yaratılışının başlangıcını bildiği gibi, varacağı sonu da bildiği için hiçbir vazifede kusur etmez. Gördüğün gibi bu, son derece hikmetli bir durumdur.

29913. Metin

وَمِمَّا يَشْهَدُ لِمَا ذَهَبَ إِلَيْهِ ﵀، اعْتِبَارُ الْمُنَاسَبَاتِ كَمَا فِي كَثِيرٍ مِنَ الْأُمُورِ، كَمَا فِي قَوْلِهِ تَعَالَى: شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ [٢ \ ١٨٥] ، فَجَمِيعُ الشُّهُورِ مِنْ حَيْثُ الْزَمْنُ سَوَاءٌ، وَلَكِنْ بِمُنَاسَبَةِ بَدْءِ نُزُولِ الْقُرْآنِ فِي هَذَا الشَّهْرِ جَعَلَهُ اللَّهُ مَحَلًّا لِلصَّوْمِ، وَأَكْرَمَ فِيهِ الْأُمَّةَ كُلَّهَا بَلِ الْعَالَمَ كُلَّهُ، فَتَتَزَيَّنُ فِيهِ الْجَنَّةُ وَتُصَفَّدُ فِيهِ مَرَدَةُ الشَّيَاطِينِ، وَتَتَضَاعَفُ فِيهِ الْأَعْمَالُ.

Onun -rahmetullâhi aleyh- vardığı bu görüşe şahitlik eden hususlardan biri de birçok meselede olduğu gibi münasebetlerin dikkate alınmasıdır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: { شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ } [el-Bakara, 2/185] “Ramazan ayı ki; insanlara yol gösterici, hidayetin ve doğruyu yanlıştan ayıran hükümlerin apaçık delilleri olarak Kur'an onda indirilmiştir. Artık sizden kim bu aya erişirse onu oruçla geçirsin.” Zaman bakımından bütün aylar birbirine eşittir; ancak Kur'an'ın bu ayda indirilmeye başlanması münasebetiyle Allah onu oruç mevsimi kılmış, bu ayda bütün ümmeti, hatta bütün âlemi şereflendirmiştir. Öyle ki bu ayda cennet süslenir, azgın şeytanlar zincire vurulur ve ameller kat kat mükâfatlandırılır.

29914. Metin

وَكَذَلِكَ اللَّيْلَةُ مِنْهُ الَّتِي كَانَ فِيهَا الْبَدْءُ اخْتَصَّهَا تَعَالَى عَنْ بَقِيَّةِ لَيَالِي الشَّهْرِ، وَهِيَ لَيْلَةُ الْقَدْرِ جَعَلَهَا اللَّهُ تَعَالَى خَيْرًا مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ، وَمَا ذَاكَ إِلَّا لِأَنَّهَا كَمَا قَالَ تَعَالَى: إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ [٩٧ \ ١] السُّورَةَ بِتَمَامِهَا.

Yine bu ayın içinde vahyin başladığı o geceyi Yüce Allah, ayın diğer gecelerinden ayırıp üstün kılmıştır. O da Kadir gecesidir; Allah Teâlâ onu bin aydan daha hayırlı kılmıştır. Bu da sırf Yüce Allah'ın -surenin tamamında- buyurduğu gibidir: { إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ } [el-Kadr, 97/1] “Şüphesiz biz onu Kadir gecesinde indirdik.”

29915. Metin

مَسْأَلَةٌ.

Mesele.

29916. Metin

لَقَدْ أَكْثَرَ النَّاسُ الْقَوْلَ فِي اعْتِبَارِ الْمُنَاسَبَاتِ فِي الْإِسْلَامِ وَعَدَمِ اعْتِبَارِهَا، وَوَقَعَ فِيهَا الْإِفْرَاطُ وَالتَّفْرِيطُ، وَكَمَا قِيلَ:

İnsanlar İslam'da münasebetlerin dikkate alınıp alınmaması konusunda çok söz söylemişler, bu hususta ifrat ve tefrite düşmüşlerdir. Nitekim şöyle denilmiştir:

29917. Metin

كِلَا طَرَفَيْ قَصْدِ الْأُمُورِ ذَمِيمُ

"İşlerde orta yolun her iki aşırı ucu da yerilmiştir."

29918. Metin

وَمُنْطَلَقًا مِنْ كَلَامِ ابْنِ تَيْمِيَةَ، نُقَدِّمُ هَذِهِ النُّبْذَةَ فِي هَذِهِ الْمَسْأَلَةِ، وَهِيَ أَنَّهُ بِالتَّأَمُّلِ فِي الشَّرْعِ وَأَحْدَاثِ الْإِسْلَامِ عَامَّةً وَخَاصَّةً، أَيْ فِي عُمُومِ الْأُمَمِ وَخُصُوصِ هَذِهِ الْأُمَّةِ، نَجِدُ الْمُنَاسَبَاتِ قِسْمَيْنِ: مُنَاسَبَةٌ مُعْتَبَرَةٌ عُنِيَ بِهَا الشَّرْعُ لِمَا فِيهَا مِنْ عِظَةٍ وَذِكْرَى تَتَجَدَّدُ مَعَ تَجَدُّدٍ الْأَيَّامِ وَالْأَجْيَالِ، وَتَعُودُ عَلَى الْفَرْدِ وَالْجَمَاعَةِ بِالتَّزَوُّدِ مِنْهَا. وَمُنَاسَبَةٌ لَمْ تُعْتَبَرْ، إِمَّا لِاقْتِصَارِهَا فِي ذَاتِهَا وَعَدَمِ اسْتِطَاعَةِ الْأَفْرَادِ مُسَايَرَتَهَا.

İbn Teymiyye'nin sözünden hareketle bu meselede şu özeti sunuyoruz: Şeriata ve gerek genel gerek özel anlamda, yani hem diğer ümmetlerde hem de bilhassa bu ümmetteki İslami olaylara bakıldığında münasebetlerin iki kısım olduğu görülür: Birincisi; günlerin ve nesillerin yenilenmesiyle tazelenen bir ibret ve öğüt barındırdığı, fert ve toplumun kendisinden azık edinmesine vesile olduğu için şeriatın itibar ettiği ve önem verdiği münasebettir. İkincisi ise ya bizatihi kendi sınırında kaldığı ya da fertler ona ayak uyduramadığı için itibar edilmemiş münasebettir.

29919. Metin

فَمِنَ الْأَوَّلِ يَوْمُ الْجُمُعَةِ، وَتَقَدَّمَ طَرَفٌ مِنْ خَصَائِصِ هَذَا الْيَوْمِ فِي سُورَةِ «الْجُمُعَةِ» ، وَكَلَامُ ابْنِ تَيْمِيَةَ وَقَدْ عُنِيَ بِهَا الْإِسْلَامُ فِي الْحَثِّ عَلَى الْقِرَاءَةِ الْمُنَوَّهِ عَنْهَا فِي صَلَاةِ الْفَجْرِ، وَفِي الْحَثِّ عَلَى أَدَائِهَا وَالْحَفَاوَةِ بِهَا مِنَ اغْتِسَالٍ وَطِيبٍ وَتَبْكِيرٍ إِلَيْهَا، كَمَا تَقَدَّمَ فِي سُورَةِ «الْجُمُعَةِ» .

Birinci kısma cuma günü örnektir. Bu günün özelliklerinin bir kısmı Cum‘a suresinde ve İbn Teymiyye'nin sözlerinde geçmişti. Nitekim İslam, sabah namazında okunması tavsiye edilen kıraate teşvik ederek, cuma namazının eda edilmesini, yıkanma, güzel koku sürünme ve erkenden camiye gitme gibi hususlarla ona ihtimam gösterilmesini teşvik ederek bu güne özel bir önem vermiştir; nasıl ki Cum‘a suresinde geçmişti.

29920. Metin

وَلَكِنْ مِنْ غَيْرِ غُلُوٍّ وَلَا إِفْرَاطٍ، فَقَدْ جَاءَ النَّهْيُ عَنْ صَوْمِ يَوْمِهَا وَحْدَهُ، دُونَ أَنْ يُسْبَقَ بِصَوْمٍ قَبْلَهُ، أَوْ يُلْحَقَ بِصَوْمٍ بَعْدَهُ، كَمَا نَهَى عَنْ إِفْرَادِ لَيْلَتِهَا بِقِيَامٍ، وَالنُّصُوصُ فِي ذَلِكَ مُتَضَافِرَةٌ ثَابِتَةٌ، فَكَانَتْ مُنَاسَبَةً مُعْتَبَرَةً مَعَ اعْتِدَالٍ وَتَوَجُّهٍ إِلَى اللَّهِ، أَيْ بِدُونِ إِفْرَاطٍ أَوْ تَفْرِيطٍ.

Fakat bu, aşırılık ve ifrata kaçılmadan yapılmıştır. Nitekim öncesinde veya sonrasında bir gün eklenmeksizin sadece cuma gününün oruçlu geçirilmesi yasaklandığı gibi, gecesinin de sırf ibadete tahsis edilmesi yasaklanmıştır. Bu husustaki nasslar birbirini desteklemekte ve sabittir. Dolayısıyla bu, ifrat veya tefrite düşmeksizin, itidal ve Allah'a yöneliş içerisinde itibar edilmiş bir münasebet olmuştur.

29921. Metin

وَمِنْهَا يَوْمُ الْإِثْنَيْنِ كَمَا أَسْلَفْنَا، فَقَدْ جَاءَ عَنْهُ ﷺ أَنَّهُ سُئِلَ عَنْ صِيَامِهِ يَوْمَ الْإِثْنَيْنِ، فَقَالَ: «هَذَا يَوْمٌ وُلِدْتُ فِيهِ، وَعَلَيَّ فِيهِ أُنْزِلَ» ، وَكَانَ يَوْمَ وُصُولِهِ الْمَدِينَةَ فِي الْهِجْرَةِ، وَكَانَ يَوْمَ وَفَاتِهِ ﷺ، فَقَدِ احْتَفَى بِهِ ﷺ لِلْمُسَبَّبَاتِ الْمَذْكُورَةِ، وَكُلُّهَا أَحْدَاثٌ عِظَامٌ وَمُنَاسَبَاتٌ جَلِيلَةٌ.

Daha önce belirttiğimiz gibi pazartesi günü de bunlardandır. Nitekim kendisinden sallallâhu aleyhi ve sellem pazartesi orucu sorulduğunda şöyle buyurmuştur: «Bu, doğduğum ve bana vahyin indirildiği gündür.» Ayrıca bu gün, hicrette Medine'ye ulaştığı gün ve sallallâhu aleyhi ve sellem vefat ettiği gündür. Dolayısıyla o sallallâhu aleyhi ve sellem, zikredilen bu sebeplerden ötürü o güne ihtimam göstermiştir ki bunların tamamı büyük hadiseler ve yüce münasebetlerdir.

29922. Metin

فَيَوْمُ مَوْلِدِهِ ﷺ وَقَعَتْ مَظَاهِرُ كَوْنِيَّةٌ ابْتِدَاءً مِنْ وَاقِعَةِ أَبْرَهَةَ، وَإِهْلَاكِ جَيْشِهِ إِرْهَاصًا بِمَوْلِدِهِ ﷺ، ثُمَّ ظُهُورُ نَجْمٍ بَنِي الْخِتَانِ، وَحَدَّثَتْ أُمُّهُ وَهِيَ حَامِلٌ بِهِ فِيمَا قِيلَ: أَنَّهَا أُتِيَتْ حِينَ حَمَلَتْ بِهِ ﷺ، فَقِيلَ لَهَا: «إِنَّكِ قَدْ حَمَلْتِ بِسَيِّدِ هَذِهِ الْأُمَّةِ، فَإِذَا وَقَعَ إِلَى الْأَرْضِ فَقُولِي:

Doğduğu sallallâhu aleyhi ve sellem gün, Ebrehe hadisesinden ve onun ordusunun helak edilmesinden başlayarak doğumunun sallallâhu aleyhi ve sellem birer irhasatı (peygamberlik öncesi mucizevi alametleri) mahiyetinde kevnî tezahürler vuku bulmuş, ardından sünnetli olanların yıldızı belirmiştir. Rivayet edildiğine göre annesi, ona hamileyken kendisine gelinip şöyle denildiğini anlatmıştır: «Şüphesiz sen bu ümmetin efendisine hamile kaldın. Yere düştüğü vakit şöyle de:

29923. Metin

أُعِيذُهُ بِالْوَاحِدِ مِنْ شَرِّ كُلِّ حَاسِدٍ

Her hasetçinin şerrinden Onu Tek olan [Allah'a] emanet ederim.

29924. Metin

ثُمَّ سَمِّيهِ مُحَمَّدًا» ، وَذَكَرَ ابْنُ هِشَامٍ: أَنَّهَا رَأَتْ حِينَ حَمَلَتْ بِهِ أَنَّهُ خَرَجَ مِنْهَا نُورٌ رَأَتْ بِهِ قُصُورَ بُصْرَى مِنْ أَرْضِ الشَّامِ.

Sonra da ona Muhammed adını koy.» İbn Hişâm da şöyle zikretmiştir: Annesi, ona hamileyken kendisinden Şam diyarındaki Busra saraylarını aydınlatan bir nurun çıktığını görmüştür.

29925. Metin

وَذَكَرَ ابْنُ هِشَامٍ: أَنَّ حَسَّانَ بْنَ ثَابِتٍ وَهُوَ غُلَامٌ سَمِعَ يَهُودِيًّا يَصْرُخُ بِأَعْلَى صَوْتِهِ عَلَى أُطْمَةٍ بِيَثْرِبَ: يَا مَعْشَرَ يَهُودَ، حَتَّى إِذَا اجْتَمَعُوا إِلَيْهِ، قَالُوا: وَيْلَكَ! مَا لَكَ؟ ، قَالَ: طَلَعَ اللَّيْلَةَ نَجْمُ أَحْمَدَ الَّذِي وُلِدَ بِهِ.

İbn Hişâm ayrıca şunu zikretmiştir: Hassân b. Sâbit henüz bir çocukken, Yesrib'deki bir kalenin üzerinde yüksek sesle bağıran bir Yahudiyi duymuştur: 'Ey Yahudi topluluğu!' Onun yanına toplandıklarında, 'Yazıklar olsun sana! Neyin var?' demişler, o da: 'Bu gece, doğumuyla Ahmed'in yıldızı doğdu' demiştir.

29926. Metin

وَسَاقَ ابْنُ كَثِيرٍ فِي تَارِيخِهِ، وَالْبَيْهَقِيُّ فِي خَصَائِصِهِ، وَابْنُ هِشَامٍ فِي سِيرَتِهِ أَخْبَارًا عَدِيدَةً مِمَّا شَهِدَهُ الْعَالَمُ لَيْلَةَ مَوْلِدِهِ ﷺ، نُوجِزُ مِنْهَا الْآتِي:

İbn Kesîr tarihinde, el-Beyhakî Delâil'inde ve İbn Hişâm Sîret'inde, onun sallallâhu aleyhi ve sellem doğduğu gece âlemin şahit olduğu birçok haberi nakletmişlerdir; bunlardan şu hususları özetleyebiliriz:

29927. Metin

عَنْ عُثْمَانَ بْنِ أَبِي الْعَاصِ: أَنَّ أُمَّهُ حَضَرَتْ مَوْلِدَهُ ﷺ، قَالَتْ: فَمَا شَيْءٌ أَنْظُرُ إِلَيْهِ فِي الْبَيْتِ إِلَّا نُورٌ، وَإِنِّي أَنْظُرُ إِلَى النُّجُومِ تَدْنُو حَتَّى إِنِّي لَأَقُولُ: لَيَقَعْنَ عَلَيَّ.

Osmân b. Ebi'l-Âs'tan rivayet edildiğine göre annesi, Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem doğumunda hazır bulunmuş ve şöyle demiştir: 'Evde baktığım her şey sadece nurdan ibaretti. Yıldızların da öylesine yaklaştığını görüyordum ki, üzerime düşecekler sanıyordum.'

29928. Metin

وَعَنْ أَبِي الْحَكَمِ التَّنُوخِيِّ، قَالَ: كَانَ الْمَوْلُودُ إِذَا وُلِدَ فِي قُرَيْشٍ دَفَعُوهُ إِلَى نِسْوَةٍ إِلَى الصُّبْحِ يَكْفَأْنَ عَلَيْهِ بُرْمَةً، فَأَكْفَأْنَ عَلَيْهِ ﷺ بُرْمَةً، فَانْفَلَقَتْ عَنْهُ، وَوُجِدَ مَفْتُوحَ الْعَيْنَيْنِ، شَاخِصًا بِبَصَرِهِ إِلَى السَّمَاءِ.

Ebû'l-Hakem et-Tenûhî'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Kureyş'te bir çocuk doğduğunda, sabaha kadar üzerine bir çömlek kapatsınlar diye onu kadınlara verirlerdi. Onun sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine de bir çömlek kapattılar; fakat çömlek ikiye yarıldı ve o, gözleri açık, bakışlarını semaya dikmiş vaziyette bulundu.

29929. Metin

وَقَدْ كَانَ لِمَوْلِدِهِ مِنَ الْأَحْدَاثِ الْكَوْنِيَّةِ مَا لَفَتَ أَنْظَارَ الْعَالَمِ كُلِّهِ.

Onun doğumunda bütün âlemin dikkatini çeken kevnî hadiseler gerçekleşmişti.

29930. Metin

ذَكَرَ ابْنُ كَثِيرٍ مِنْهَا انْكِفَاءَ الْأَصْنَامِ عَلَى وُجُوهِهَا، وَارْتِجَاسَ إِيوَانِ كِسْرَى، وَسُقُوطَ بَعْضِ شُرَفِهِ، وَخُمُودَ نَارِ فَارِسَ، وَلَمْ تُخْمَدْ قَبْلَهَا، وَغَاضَتْ بُحَيْرَةُ سَاوَةَ، فَكَانَ فِي ذَلِكَ إِرْهَاصٌ بِتَكْسِيرِ الْأَصْنَامِ وَانْتِشَارِ الْإِسْلَامِ، وَدُخُولِ الْفُرْسِ فِي الْإِسْلَامِ، ثُمَّ كَانَ بَدْءُ الْوَحْيِ

İbn Kesîr bunlardan putların yüzüstü devrilmesini, Kisrâ'nın sarayının sarsılıp bazı burçlarının yıkılmasını, Fars ateşinin daha önce hiç sönmemişken sönmesini ve Sâve Gölü'nün kurumasını zikretmiştir. Bütün bunlarda putların kırılacağına, İslam'ın yayılacağına ve Farsların İslam'a gireceğine dair irhasat (ön işaretler) vardı. Sonra vahyin başlangıcı da

29931. Metin

عَلَيْهِ ﷺ فِي يَوْمِ الْإِثْنَيْنِ.

ona sallallâhu aleyhi ve sellem pazartesi günü olmuştur.

29932. Metin

الْحَفَاوَةُ بِهَذَا الْيَوْمِ.

Bu Güne Gösterilen İhtimam.

29933. Metin

لَا شَكَّ أَنَّ الْعَالَمَ لَمْ يَشْهَدْ حَدَثَيْنِ أَعْظَمَ مِنْ هَذَيْنِ الْحَدَثَيْنِ: مَوْلِدِ سَيِّدِ الْخَلْقِ، وَبَدْءِ إِنْزَالِ أَفْضَلِ الْكُتُبِ، فَكَانَ ﷺ يَحْتَفِي بِهِ، وَذَلِكَ بِصِيَامِهِ، وَهُوَ الْعَمَلُ الْمَشْرُوعُ الَّذِي يُعَبِّرُ بِهِ الْمُسْلِمُ عَنْ شُعُورِهِ فِيهِ، وَالْعِبَادَةُ الْخَالِصَةُ الَّتِي يَشْكُرُ اللَّهَ تَعَالَى بِهَا عَلَى هَاتَيْنِ النِّعْمَتَيْنِ الْعَظِيمَتَيْنِ.

Şüphe yok ki âlem, şu iki hadiseden daha büyüğüne şahit olmamıştır: Yaratılmışların en hayırlısının doğumu ve kitapların en faziletlisinin indirilmeye başlanması. Nitekim o sallallâhu aleyhi ve sellem bu güne ihtimam gösterir ve bunu oruç tutarak yapardı. Bu da bir Müslümanın bu gündeki duygularını ifade ettiği meşru amel ve bu iki büyük nimete karşılık Allah Teâlâ'ya şükrettiği halis bir ibadettir.

29934. Metin

أَمَّا مَا يَفْعَلُهُ بَعْضُ النَّاسِ مِنَ احْتِفَالَاتٍ وَمَظَاهِرَ، فَقَدْ حَدَثَ ذَلِكَ بَعْدَ أَنْ لَمْ يَكُنْ لَا فِي الْقَرْنِ الْأَوَّلِ وَلَا الثَّانِي، وَلَا الثَّالِثِ، وَهِيَ الْقُرُونُ الْمَشْهُودُ لَهَا بِالْخَيْرِ، وَأَوَّلُ إِحْدَاثِهِ فِي الْقَرْنِ الرَّابِعِ.

Bazı insanların yaptığı kutlamalar ve merasimler ise ne birinci, ne ikinci, ne de üçüncü asırda vardı; bunlar hayırla şahitlik edilmiş asırlardan sonra ortaya çıkmış olup ilk ihdası (ortaya çıkışı) dördüncü asırdadır.

29935. Metin

وَقَدِ افْتَرَقَ النَّاسُ فِيهِ إِلَى فَرِيقَيْنِ: فَرِيقٌ يُنْكِرُهُ، وَيُنْكِرُ عَلَى مَنْ يَفْعَلُهُ ; لِعَدَمِ فِعْلِ السَّلَفِ إِيَّاهُ، وَلَا مَجِيءِ أَثَرٍ فِي ذَلِكَ. وَفَرِيقٌ يَرَاهُ جَائِزًا ; لِعَدَمِ النَّهْيِ عَنْهُ، وَقَدْ يُشَدِّدُ كُلُّ فَرِيقٍ عَلَى الْآخَرِ فِي هَذِهِ الْمَسْأَلَةِ.

İnsanlar bu konuda iki fırkaya ayrılmışlardır: Bir fırka Selef'in bunu yapmaması ve bu hususta bir rivayet bulunmaması sebebiyle bunu inkâr eder ve yapanı kınar. Diğer bir fırka ise hakkında bir yasak bulunmadığı gerekçesiyle bunu caiz görür. Hatta her fırka bu meselede diğerine karşı sert davranabilmektedir.

29936. Metin

لِابْنِ تَيْمِيَةَ فِي اقْتِضَاءِ الصِّرَاطِ الْمُسْتَقِيمِ كَلَامٌ وَسَطٌ فِي غَايَةِ الْإِنْصَافِ، نُورِدُ مُوجَزَهُ لِجَزَالَتِهِ، وَاللَّهُ الْهَادِي إِلَى سَوَاءِ السَّبِيلِ.

İbn Teymiyye'nin İktizâu's-Sırâti'l-Müstakîm adlı eserinde, son derece insaflı ve orta yolu tutan bir sözü vardır. İfade gücünün mükemmelliği sebebiyle onun özetini aktarıyoruz. Doğru yola ileten ancak Allah'tır.

29937. Metin

قَالَ ابْنُ تَيْمِيَةَ فِي فَصْلٍ قَدْ عَقَدَهُ لِلْأَعْيَادِ الْمُحْدَثَةِ: فَذَكَرَ أَوَّلَ جُمُعَةٍ مِنْ رَجَبٍ وَعِيدَ خُمٍّ فِي الثَّامِنَ عَشَرَ مِنْ ذِي الْحِجَّةِ، حَيْثُ خَطَبَ ﷺ، وَحَثَّ عَلَى اتِّبَاعِ السُّنَّةِ وَبِأَهْلِ بَيْتِهِ، ثُمَّ أَتَى إِلَى عَمَلِ الْمَوْلِدِ، فَقَالَ:

İbn Teymiyye sonradan ihdas edilen bayramlar için ayırdığı bir fasılda şöyle demiştir: Recep ayının ilk cumasını ve sallallâhu aleyhi ve sellem hutbe irad edip sünnete ve Ehl-i Beyt'ine tabi olmayı teşvik ettiği Zilhicce'nin on sekizindeki Hum bayramını zikrettikten sonra mevlid uygulamasına gelerek şöyle demiştir:

29938. Metin

وَكَذَلِكَ مَا يُحْدِثُهُ بَعْضُ النَّاسِ إِمَّا مُضَاهَاةً لِلنَّصَارَى فِي مِيلَادِ عِيسَى ﵇، وَإِمَّا مَحَبَّةً لِلنَّبِيِّ ﷺ وَتَعْظِيمًا لَهُ، وَاللَّهُ قَدْ يُثِيبُهُمْ عَلَى هَذِهِ الْمَحَبَّةِ وَالِاجْتِهَادِ لَا عَلَى الْبِدَعِ مِنَ اتِّخَاذِ مَوْلِدِ النَّبِيِّ ﷺ عِيدًا، مَعَ اخْتِلَافِ النَّاسِ فِي مَوْلِدِهِ، أَيْ: فِي رَبِيعٍ أَوْ فِي رَمَضَانَ، فَإِنَّ هَذَا لَمْ يَفْعَلْهُ السَّلَفُ ﵃ مَعَ قِيَامِ الْمُقْتَضِي لَهُ وَعَدَمِ الْمَانِعِ مِنْهُ.

Aynı şekilde bazı insanların ya Hristiyanların Îsâ'nın aleyhisselâm doğumuna özenmelerine benzer bir şekilde ya da Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem duydukları sevgi ve saygı sebebiyle ihdas ettikleri şeyler de böyledir. Oysa insanların onun doğumu hakkında -yani Rebiülevvel'de mi yoksa Ramazan'da mı olduğu konusunda- ihtilaf etmelerine rağmen, Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem doğumunu bayram edinmek şeklindeki bidatlere değil; Allah onları bu sevgi ve gayretlerinden ötürü mükâfatlandırabilir. Çünkü bunu gerektiren sebep mevcut olduğu ve önünde hiçbir engel bulunmadığı halde Selef radıyallâhu anhum bunu yapmamıştır.

29939. Metin

وَلَوْ كَانَ هَذَا خَيْرًا مَحْضًا أَوْ رَاجِحًا لَكَانَ السَّلَفُ ﵃ أَحَقَّ بِهِ مِنَّا، فَإِنَّهُمْ كَانُوا أَشَدَّ مَحَبَّةً لِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ، وَتَعْظِيمًا لَهُ مِنَّا، وَهُمْ عَلَى الْخَيْرِ أَحْرَصُ.

Eğer bu sırf bir hayır veya tercih edilen bir fazilet olsaydı, Selef radıyallâhu anhum buna bizden daha layık olurdu. Zira onlar Resûlullah'ı sallallâhu aleyhi ve sellem bizden daha çok seviyor, ona bizden daha fazla saygı duyuyorlardı ve hayra bizden daha düşkündüler.

29940. Metin

وَإِنَّمَا كَمَالُ مَحَبَّتِهِ وَتَعْظِيمِهِ فِي مُتَابَعَتِهِ وَطَاعَتِهِ وَاتِّبَاعِ أَمْرِهِ، وَإِحْيَاءِ سُنَّتِهِ بَاطِنًا

Ona olan sevgi ve saygının kemali; ancak ona uymakta, itaat etmekte, emrine tabi olmakta, sünnetini bâtınen

29941. Metin

وَظَاهِرًا، وَنَشْرِ مَا بُعِثَ بِهِ، وَالْجِهَادِ عَلَى ذَلِكَ بِالْقَلْبِ وَالْيَدِ وَاللِّسَانِ، فَإِنَّ هَذِهِ طَرِيقَةُ السَّابِقِينَ الْأَوَّلِينَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ، وَأَكْثَرُ هَؤُلَاءِ الَّذِينَ تَرَاهُمْ حُرَصَاءَ عَلَى أَمْثَالِ هَذِهِ الْبِدَعِ، مَعَ مَا لَهُمْ فِيهَا مِنْ حُسْنِ الْقَصْدِ وَالِاجْتِهَادِ الَّذِي يُرْجَى لَهُمْ بِهِ الْمَثُوبَةُ تَجِدُونَهُمْ فَاتِرِينَ فِي أَمْرِ الرَّسُولِ عَمَّا أُمِرُوا بِالنَّشَاطِ فِيهِ. وَإِنَّمَا هُمْ بِمَنْزِلَةِ مَنْ يُحَلِّي الْمُصْحَفَ وَلَا يَقْرَأُ فِيهِ وَلَا يَتَّبِعُهُ. وَبِمَنْزِلَةِ مَنْ يُزَخْرِفُ الْمَسْجِدَ وَلَا يُصَلِّي فِيهِ، أَوْ يُصَلِّي فِيهِ قَلِيلًا، وَبِمَنْزِلَةِ مَنْ يَتَّخِذُ الْمَسَابِيحَ وَالسَّجَاجِيدَ الْمُزَخْرَفَةِ، وَأَمْثَالَ هَذِهِ الزَّخَارِفِ الظَّاهِرَةِ الَّتِي لَمْ تُشْرَعْ وَيَصْحَبُهَا مِنَ الرِّيَاءِ وَالْكِبْرِ، وَالِاشْتِغَالِ عَنِ الْمَشْرُوعِ مَا يُفْسِدُ حَالَ صَاحِبِهَا.

ve zâhiren ihya etmekte, gönderildiği esasları yaymakta ve bunun için kalple, elle ve dille cihad etmektedir. Zira bu; Muhacirler, Ensar ve onlara güzellikle tabi olan ilk öncülerin yoludur. Bu tür bidatlere düşkün olduğunu gördüğün kimselerin çoğunu -içlerindeki iyi niyet ve kendisiyle sevap umulan gayretlerine rağmen- gayretli olmaları emredilen hususlarda Resûl'ün emirlerine karşı gevşeklik içinde bulursun. Bunlar tıpkı mushafı süsleyip de onu okumayan ve ona uymayan kimse gibidir; mescidi süsleyip de içinde namaz kılmayan veya pek az kılan kimse gibidir; tesbihler, süslü seccadeler ve meşru kılınmamış benzeri zâhirî süsler edinip de riya, kibir ve meşru olandan alıkonulma gibi sahibinin durumunu ifsat eden hallere bürünen kimse gibidir.

29942. Metin

وَاعْلَمْ أَنَّ مِنَ الْأَعْمَالِ مَا يَكُونُ فِيهِ خَيْرٌ لِاشْتِمَالِهِ عَلَى أَنْوَاعٍ مِنَ الْمَشْرُوعِ.

Bil ki bazı ameller vardır ki meşru türleri içerdiği için kendisinde bir hayır bulunur.

29943. Metin

وَفِيهِ أَيْضًا مِنْ بِدْعَةِ وَغَيْرِهَا، ثُمَّ رَسَمَ طَرِيقَ الْعَمَلِ السَّلِيمِ لِلْفَرْدِ فِي نَفْسِهِ وَالدَّاعِيَةِ مَعَ غَيْرِهِ، فَقَالَ: فَعَلَيْكَ هُنَا بِأَدَبَيْنِ: أَحَدُهُمَا: أَنْ يَكُونَ حِرْصُكَ عَلَى التَّمَسُّكِ بِالسُّنَّةِ بَاطِنًا وَظَاهِرًا. الثَّانِي: أَنْ تَدْعُوَ النَّاسَ إِلَى السُّنَّةِ بِحَسَبِ الْإِمْكَانِ ; فَإِذَا رَأَيْتَ مَنْ يَعْمَلُ هَذَا وَلَا يَتْرُكُهُ إِلَّا إِلَى شَرٍّ مِنْهُ، فَلَا تَدْعُو إِلَى تَرْكِ مُنْكَرٍ بِفِعْلِ مَا هُوَ أَنْكَرُ مِنْهُ، أَوْ بِتَرْكِ وَاجِبٍ أَوْ مَنْدُوبٍ تَرْكُهُ أَضْمَرُ مِنْ فِعْلِ ذَلِكَ الْمَكْرُوهِ.

Aynı zamanda içinde bidat ve benzeri unsurlar da yer alır. Daha sonra [İbn Teymiyye] ferdin bizzat kendisi ve davetçinin başkalarıyla ilişkisi için doğru hareket tarzını çizerek şöyle demiştir: Burada iki edebe riayet etmen gerekir: Birincisi: Bâtınen ve zâhiren sünnete sarılmaya gayret göstermendir. İkincisi: Gücün yettiğince insanları sünnete davet etmendir. Şayet bir kimsenin bu işi yaptığını ve bunu ancak bundan daha kötüsü için terk edeceğini görürsen; daha büyük bir münkerin işlenmesine veya terk edilmesi o mekruhun yapılmasından daha zararlı olan bir vacibin yahut mendubun terk edilmesine yol açacak şekilde bir münkeri terk etmeye davet etme.

29944. Metin

وَلَكِنْ إِذَا كَانَ فِي الْبِدْعَةِ نَوْعٌ مِنَ الْخَيْرِ، فَعَوِّضْ عَنْهُ مِنَ الْخَيْرِ الْمَشْرُوعِ بِحَسَبِ الْإِمْكَانِ، إِذِ النُّفُوسُ لَا تَتْرُكُ شَيْئًا إِلَّا بِشَيْءٍ.

Fakat bidatte bir tür hayır varsa, imkân ölçüsünde onun yerine meşru hayrı koy. Çünkü nefisler bir şeyi ancak başka bir şey karşılığında terk eder.

29945. Metin

وَلَا يَنْبَغِي لِأَحَدٍ أَنْ يَتْرُكَ خَيْرًا إِلَّا إِلَى مِثْلِهِ أَوْ إِلَى خَيْرٍ مِنْهُ، فَإِنَّهُ كَمَا أَنَّ الْفَاعِلِينَ لِهَذِهِ الْبِدَعِ مَعِيبُونَ، قَدْ أَتَوْا مَكْرُوهًا فَالتَّارِكُونَ أَيْضًا لِلسُّنَنِ مَذْمُومُونَ.

Hiç kimsenin bir hayrı, dengi veya daha hayırlısı olmadıkça terk etmesi uygun olmaz. Zira bu bidatleri işleyenler kınanmış ve mekruh bir iş yapmışlarsa, sünnetleri terk edenler de yerilmiştir.

29946. Metin

وَكَثِيرٌ مِنَ الْمُنْكِرِينَ لِبِدَعِ الْعِبَادَاتِ تَجِدُهُمْ مُقَصِّرِينَ فِي فِعْلِ السُّنَنِ مِنْ ذَلِكَ أَوِ الْأَمْرِ بِهِ. . .

İbadetlerdeki bidatleri inkâr edenlerin çoğunu, bunlara dair sünnetleri işlemekte veya onları emretmekte kusurlu bulursun...

29947. Metin

وَلَعَلَّ حَالَ كَثِيرٍ مِنْهُمْ يَكُونُ أَسْوَأَ مِنْ حَالِ مَنْ يَأْتِي بِتِلْكَ الْعَادَاتِ الْمُشْتَمِلَةِ عَلَى نَوْعٍ مِنَ الْكَرَاهَةِ، بَلِ الدِّينُ هُوَ الْأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ، فَتَعْظِيمُ الْمَوْلِدِ وَاتِّخَاذُهُ مَوْسِمًا قَدْ يَفْعَلُهُ بَعْضُ النَّاسِ، وَيَكُونُ لَهُ فِيهِ أَجْرٌ عَظِيمٌ لِحُسْنِ قَصْدِهِ وَتَعْظِيمِهِ لِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ، كَمَا قَدَّمْتُهُ لَكَ أَنَّهُ يَحْسُنُ مِنْ بَعْضِ النَّاسِ مَا يُسْتَقْبَحُ مِنَ الْمُؤْمِنِ الْمُسَدِّدِ.

Hatta onların birçoğunun hali, bir tür kerahet içeren bu adetleri uygulayan kimsenin halinden daha kötü olabilir. Aksine din; iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır. Mevlide saygı göstermek ve onu bir mevsim edinmek işini bazı insanlar yapabilir ve niyetinin güzelliği ile Resûlullah'a sallallâhu aleyhi ve sellem olan tazimi sebebiyle büyük bir ecir kazanabilir. Nitekim daha önce de belirttiğim gibi, dosdoğru ve kâmil bir mümine yakışmayan bazı şeyler sıradan bazı insanlardan sadır olunca güzel görülebilir.

29948. Metin

وَلِهَذَا قِيلَ لِأَحْمَدَ: إِنَّ بَعْضَ الْأُمَرَاءِ يُنْفِقُ عَلَى مُصْحَفٍ أَلْفَ دِينَارٍ وَنَحْوَ ذَلِكَ، فَقَالَ: دَعْهُ، فَهَذَا أَفْضَلُ مَا أُنْفِقَ فِيهِ الذَّهَبُ، أَوْ كَمَا قَالَ، مَعَ أَنَّ مَذْهَبَهُ: أَنَّ زَخْرَفَةَ الْمَصَاحِفِ مَكْرُوهَةٌ، فَمِثْلُ هَؤُلَاءِ إِنْ لَمْ يَفْعَلُوا هَذَا، وَإِلَّا اعْتَاضُوا عَنْهُ الْفَسَادَ الَّذِي لَا صَلَاحَ فِيهِ مِثْلَ أَنْ يُنْفِقَهَا فِي كُتُبِ فُجُورٍ، كَكُتُبِ الْأَسْمَارِ وَالْأَصْفَارِ، أَوْ حِكْمَةِ فَارِسَ وَالرُّومِ.

Nitekim Ahmed'e: 'Bazı yöneticiler bir mushafa bin dinar veya benzeri paralar harcıyor' denildiğinde: 'Bırak onu, altının harcanacağı en faziletli yer budur' -veya buna benzer bir söz- söylemiştir. Halbuki onun mezhebine göre mushafların süslenmesi mekruhtur. İşte bu gibi kimseler şayet bunu yapmazlarsa, onun yerine gece masalları ve seyahatname kitapları yahut Fars ve Rum felsefesi gibi hiçbir hayrı olmayan büsbütün fesat kitaplarına harcama yaparlar.

29949. Metin

وَمَرَاتِبُ الْأَعْمَالِ ثَلَاثٌ: إِحْدَاهَا الْعَمَلُ الصَّالِحُ الْمَشْرُوعُ الَّذِي لَا كَرَاهَةَ فِيهِ.

Amellerin mertebeleri üçtür: Birincisi: Kendisinde hiçbir kerahet bulunmayan salih ve meşru ameldir.

29950. Metin

وَالثَّانِيَةُ: الْعَمَلُ الصَّالِحُ مِنْ بَعْضِ وُجُوهِهِ أَوْ أَكْثَرِهَا، إِمَّا لِحُسْنِ الْقَصْدِ، أَوْ لِاشْتِمَالِهِ مَعَ ذَلِكَ عَلَى أَنْوَاعٍ مِنَ الْمَشْرُوعِ.

İkincisi: Ya iyi niyet sebebiyle ya da bununla birlikte meşru unsurları da barındırması sebebiyle bazı veya çoğu yönleriyle salih olan ameldir.

29951. Metin

وَالثَّالِثَةُ: مَا لَيْسَ فِيهِ صَلَاحٌ أَصْلًا.

Üçüncüsü: Kendisinde hiçbir ıslah edici yön bulunmayan ameldir.

29952. Metin

فَأَمَّا الْأُولَى: فَهِيَ سُنَّةُ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ، وَهِيَ أَعْمَالُ السَّابِقِينَ الْأَوَّلِينَ.

Birincisine gelince: Bu, Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem sünneti olup ilk öncülerin amelleridir.

29953. Metin

وَأَمَّا الثَّانِيَةُ فَهِيَ كَثِيرَةٌ جِدًّا فِي طُرُقِ الْمُتَأَخِّرِينَ مِنَ الْمُنْتَسِبِينَ إِلَى عِلْمٍ أَوْ عِبَادَةٍ، وَمِنَ الْعَامَّةِ أَيْضًا، وَهَؤُلَاءِ خَيْرٌ مِمَّا لَا يَعْمَلُ عَمَلًا صَالِحًا مَشْرُوعًا وَلَا غَيْرَ مَشْرُوعٍ، وَمَعَ هَذَا فَالْمُؤْمِنُ يَعْرِفُ الْمَعْرُوفَ وَيُنْكِرُ الْمُنْكَرَ، وَلَا يَمْنَعُهُ مِنْ ذَلِكَ مُوَافَقَةُ بَعْضِ الْمُنَافِقِينَ لَهُ فِي ظَاهِرِ الْأَمْرِ بِذَلِكَ الْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيِ عَنْ ذَلِكَ الْمُنْكَرِ، وَلَا مُخَالَفَةُ بَعْضِ عُلَمَاءِ الْمُؤْمِنِينَ، فَهَذِهِ الْأُمُورُ وَأَمْثَالُهَا مِمَّا يَنْبَغِي مَعْرِفَتُهَا وَالْعَمَلُ بِهَا اهـ.

İkincisine gelince: Bu, ilme veya ibadete nispet edilen son dönem mensuplarının ve avamın tuttuğu yollarda pek çoktur. Bunlar, ne meşru ne de gayrimeşru hiçbir salih amel işlemeyen kimselerden daha hayırlıdır. Bununla beraber mümin, marufu tanır ve münkeri inkâr eder; o marufu emretme ve o münkeri nehyetme hususunda zâhiren bazı münafıkların kendisine muvafakat etmesi yahut bazı mümin âlimlerin kendisine muhalefet etmesi onu bundan alıkoymaz. İşte bu ve benzeri meselelerin bilinmesi ve tatbik edilmesi gerekir, mealindedir.

29954. Metin

لَقَدْ عَالَجَ ﵀ هَذِهِ الْمَسْأَلَةَ بِحِكْمَةِ الدَّاعِي وَسِيَاسَةِ الدَّعْوَةِ مِمَّا لَا يَدَعُ مَجَالًا لِلْكَلَامِ فِيهَا.

Kendisi -rahmetullâhi aleyh- bu meseleyi bir davetçi hikmeti ve davet siyasetiyle ele almış, bu hususta söylenecek başka söz bırakmamıştır.

29955. Metin

وَلَكِنْ قَدْ حَدَثَ بَعْدَهُ ﵀ أُمُورٌ لَمْ تَكُنْ مِنْ قَبْلُ، ابْتُلِيَ بِهَا الْعَالَمُ الْغَرْبِيُّ، وَغَزَا بِهَا الْعَالَمَ الشَّرْقِيَّ، وَلُبِّسَ بِهَا عَلَى الْمُسْلِمِينَ، وَهِيَ تِلْكَ الْمَبَادِئُ الْهَدَّامَةُ وَالْغَزْوُ الْفِكْرِيُّ، وَإِبْرَازُ شَخْصِيَّاتٍ ذَاتِ مَبَادِئَ اقْتِصَادِيَّةٍ أَوْ فَسَلَفِيَّةٍ، ارْتَفَعَ شَأْنُهَا فِي قَوْمِهِمْ، وَنُفِثَتْ سُمُومُهُمْ إِلَى بَنِي جِلْدَتِنَا، وَصَارُوا يُقِيمُونَ لَهُمُ الذِّكْرَيَاتِ، وَيُقَدِّمُونَ عَنْهُمُ الدِّرَاسَاتِ جَهْلًا أَوْ تَضْلِيلًا، فَقَامَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ مَنْ يَقُولُ:

Fakat ondan -rahmetullâhi aleyh- sonra daha önce bulunmayan durumlar ortaya çıkmıştır. Batı dünyası bunlarla imtihan olmuş, bunlarla Doğu dünyasını istila etmiş ve Müslümanların zihinleri bunlarla karıştırılmıştır. Bunlar; yıkıcı fikir akımları, kültürel/fikrî istila ve kendi kavimleri içinde değer görmüş iktisadi yahut felsefi şahsiyetlerin öne çıkarılmasıdır. Onların zehirleri bizim toplumumuza da saçılmış, cehalet veya saptırma sebebiyle onlar için anma günleri düzenlenmeye ve haklarında araştırmalar sunulmaya başlanmıştır. Bunun üzerine Müslümanlardan bazıları şöyle demiştir:

29956. Metin

نَعْلَمُ أَنَّ الْمَوْلِدَ لَيْسَ سُنَّةً نَبَوِيَّةً، وَلَا طَرِيقًا سَلَفِيًّا، وَلَا عَمَلَ الْقُرُونِ الْمَشْهُودِ لَهَا بِالْخَيْرِ، وَإِنَّمَا نُرِيدُ مُقَابَلَةَ الْفِكْرَةِ بِالْفِكْرَةِ، وَالذِّكْرَيَاتِ بِالذِّكْرَى، لِنَجْمَعَ شَبَابَ الْمُسْلِمِينَ

Biliyoruz ki mevlid bir nebevî sünnet, selefî bir yol veya hayırla şahitlik edilmiş asırların bir ameli değildir. Ancak biz fikre fikirle, anma günlerine de [Peygamber'i] anarak karşılık vermek, böylece Müslüman gençleri

29957. Metin

عَلَى سِيرَةِ سَيِّدِ الْمُرْسَلِينَ، وَيَكُونُ ذَلِكَ مِنْ بَابِ: يُحْدَثُ لِلنَّاسِ مِنَ الْأَحْكَامِ بِقَدْرِ مَا أَحْدَثَتْ مِنَ الْبِدَعِ إِلَى آخِرِهِ.

peygamberlerin efendisinin siyeri etrafında toplamak istiyoruz. Bu da 'İnsanlar bidat ihdas ettikçe, onlara o ölçüde hükümler ihdas edilir' kabilinden olmaktadır -ifadenin sonuna kadar-.

29958. Metin

وَهُنَا لَا يَنْبَغِي الْإِسْرَاعُ فِي الْجَوَابِ، وَلَكِنِ انْطِلَاقًا مِنْ كَلَامِ ابْنِ تَيْمِيَةَ الْمُتَقَدِّمِ، يُمْكِنُ أَنْ يُقَالَ: إِنْ كَانَ الْمُرَادُ إِحْيَاءَ الذِّكْرَى لِرَسُولِ اللَّهِ ﷺ، فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَدْ تَوَلَّى ذَلِكَ بِأَوْسَعِ نِطَاقٍ ; حَيْثُ قَرَنَ ذِكْرَهُ ﷺ مَعَ ذِكْرِهِ تَعَالَى فِي الشَّهَادَتَيْنِ، مَعَ كُلِّ أَذَانٍ عَلَى كُلِّ مَنَارَةٍ مِنْ كُلِّ مَسْجِدٍ، وَفِي كُلِّ إِقَامَةٍ لِأَدَاءِ صَلَاةٍ، وَفِي كُلِّ تَشَهُّدٍ فِي فَرْضٍ أَوْ نَفْلٍ مِمَّا يَزِيدُ عَلَى الثَّلَاثِينَ مَرَّةً جَهْرًا وَسِرًّا. جَهْرًا يَمْلَأُ الْأُفُقَ، وَسِرًّا يَمْلَأُ الْقَلْبَ وَالْحِسَّ.

Burada aceleyle cevap verilmemelidir; fakat İbn Teymiyye'nin yukarıda geçen ifadelerinden hareketle şöyle denilebilir: Şayet maksat Resûlullah'ın sallallâhu aleyhi ve sellem hatırasını canlı tutmaksa, Allah Teâlâ bunu en geniş çapta üstlenmiştir; zira her mescidin her minaresindeki her ezanda, namazın edası için okunan her kamette, farz veya nafile namazlardaki her teşehhütte günde otuzdan fazla defa açıkça ve gizlice onun sallallâhu aleyhi ve sellem zikrini Kendi zikrine bitiştirmiştir. Açıkça olanı ufukları doldurmakta, gizli olanı ise kalbi ve duyguları kaplamaktadır.

29959. Metin

ثُمَّ تَأْتِي الذِّكْرَى الْعَمَلِيَّةُ فِي كُلِّ صَغِيرَةٍ وَكَبِيرَةٍ: فِي الْمَأْكَلِ بِالْيَمِينِ ; لِأَنَّهُ السُّنَّةُ، وَفِي الْمَلْبَسِ فِي التَّيَامُنِ ; لِأَنَّهُ السُّنَّةُ، وَفِي الْمَضْجَعِ عَلَى الشِّقِّ الْأَيْمَنِ ; لِأَنَّهُ السُّنَّةُ، وَفِي إِفْشَاءِ السَّلَامِ وَفِي كُلِّ حَرَكَاتِ الْعَبْدِ وَسَكَنَاتِهِ إِذَا رَاعَى فِيهَا أَنَّهَا السُّنَّةُ عَنِ النَّبِيِّ ﷺ. وَإِنْ كَانَ الْمُرَادُ التَّعْبِيرَ عَنِ الْمَحَبَّةِ، وَالْمَحَبَّةُ هِيَ عُنْوَانُ الْإِيمَانِ الْحَقِيقِيِّ، كَمَا قَالَ ﷺ: «وَاللَّهِ لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ نَفْسِهِ، وَوَلَدِهِ، وَمَالِهِ، وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ» .

Ardından küçüklü büyüklü her şeyde ameli hatırlama gelir: Yemekte sünnet olduğu için sağ elle yemek; giyinmede sünnet olduğu için sağdan başlamak; yatakta sünnet olduğu için sağ tarafa yatmak; selamı yaymakta ve kulun bütün hareket ve duruşlarında Peygamber'den sallallâhu aleyhi ve sellem gelen bir sünnet olduğunu gözetmesi bu kabildendir. Şayet maksat sevgiyi ifade etmekse; sevgi hakiki imanın göstergesidir, nitekim o sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Allah'a yemin ederim ki hiçbiriniz, ben kendisine nefsinden, çocuğundan, malından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça [kâmil manada] iman etmiş olmaz.»

29960. Metin

فَإِنَّ حَقِيقَةَ الْمَحَبَّةِ طَاعَةُ مَنْ تُحِبُّ، وَفِعْلُ مَا يُحِبُّهُ، وَتَرْكُ مَا لَا يَرْضَاهُ أَوْ لَا يُحِبُّهُ، وَمِنْ هَذَا يُمْكِنُ أَنْ يُقَالَ: إِنَّ مَا يُلَابِسُ عَمَلَ الْمَوْلِدِ مِنْ لَهْوٍ وَلَعِبٍ وَاخْتِلَاطٍ غَيْرِ مَشْرُوعٍ، وَأَعْمَالٍ فِي أَشْكَالٍ لَا أَصْلَ لَهَا، يَجِبُ تَرْكُهُ وَتَنْزِيهُ التَّعْبِيرِ عَنْ مَحَبَّتِهِ ﷺ عَمَّا لَا يَرْضَاهُ ﷺ.

Sevginin hakikati ise sevdiğine itaat etmek, onun sevdiğini yapmak, razı olmadığı veya sevmediği şeyleri terk etmektir. Buradan hareketle şöyle denebilir: Mevlid kutlamalarına karışan eğlence, oyun, gayrimeşru ihtilat (kadın-erkek karışıklığı) ve aslı olmayan şekillerdeki uygulamalar terk edilmeli; ona sallallâhu aleyhi ve sellem duyulan sevginin ifadesi, razı olmayacağı sallallâhu aleyhi ve sellem şeylerden tenzih edilmelidir.

29961. Metin

وَقَدْ كَانَ ﷺ يُكَرِّمُ هَذَا الْيَوْمَ بِالصَّوْمِ، وَإِنْ كَانَ الْمُرَادُ مُقَابَلَةَ فِكْرَةٍ بِفِكْرَةٍ. فَالْوَاقِعُ أَنَّهُ لَا مُنَاسَبَةَ بَيْنَ السَّبَبَيْنِ، وَلَا مُوجِبَ لِلرَّبْطِ بَيْنَ الْجَانِبَيْنِ لِبُعْدِ مَا بَيْنَهُمَا، كَبُعْدِ الْحَقِّ عَنِ الْبَاطِلِ وَالظُّلْمَةِ عَنِ النُّورِ.

Nitekim o sallallâhu aleyhi ve sellem bu günü oruçla yüceltirdi. Şayet maksat fikre fikirle karşılık vermek ise, hakikat şu ki bu iki sebep arasında hiçbir münasebet yoktur ve iki taraf arasında irtibat kurmayı gerektirecek bir bağ da bulunmamaktadır; çünkü aralarındaki mesafe, hak ile batılın ve karanlık ile aydınlığın arasındaki mesafe kadar uzaktır.

29962. Metin

وَمَعَ ذَلِكَ، فَإِنْ كَانَ وَلَا بُدَّ فَلَا مُوجِبَ لِلتَّقْيِيدِ بِزَمَنٍ مُعَيَّنٍ، بَلِ الْعَامُ كُلُّهُ لِإِقَامَةِ الدِّرَاسَاتِ فِي السِّيرَةِ، وَتَعْرِيفِ الْمُسْلِمِينَ النَّاشِئَةَ مِنْهُمْ وَالْعَوَامَّ وَغَيْرَهُمْ بِمَا تُرِيدُهُ مِنْ دِرَاسَةٍ لِلسِّيرَةِ النَّبَوِيَّةِ.

Bununla birlikte, şayet bu mutlaka yapılacaksa belirli bir zamanla kayıtlanmasına gerek yoktur; bilakis bütün bir yıl siyer çalışmaları yapmaya, genç olsun avam olsun diğer Müslümanlara peygamber siyerinden öğretilmek istenen hususları tanıtmaya açıktır.

29963. Metin

وَخِتَامًا ; فَبَدَلًا مِنَ الْمَوْقِفِ السَّلْبِيِّ عِنْدَ التَّشْدِيدِ فِي النَّكِيرِ، أَنْ يَكُونَ عَمَلًا إِيجَابِيًّا فِيهِ حِكْمَةٌ وَتَوْجِيهٌ لِمَا هُوَ أَوْلَى بِحَسَبِ الْمُسْتَطَاعِ، كَمَا قَالَ ابْنُ تَيْمِيَةَ. وَبِاللَّهِ تَعَالَى التَّوْفِيقُ.

Sonuç olarak; aşırı tepki ve inkâr göstererek olumsuz bir tavır takınmak yerine, İbn Teymiyye'nin de belirttiği gibi gücün yettiğince daha evla olana hikmetle ve yönlendirmeyle yaklaşan müspet bir amel ortaya konmalıdır. Başarı ancak Yüce Allah'tandır.

29964. Metin

وَمِنَ الْمُنَاسَبَاتِ لَيْلَةُ الْقَدْرِ لِبَدْءِ نُزُولِ الْقُرْآنِ فِيهَا ; لِقَوْلِهِ تَعَالَى: إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ [٩٧ \ ١]

Münasebetlerden biri de Kur'an'ın onda indirilmeye başlanması sebebiyle Kadir gecesidir. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: { إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ } [el-Kadr, 97/1] “Şüphesiz biz onu Kadir gecesinde indirdik.”

29965. Metin

ثُمَّ بَيَّنَ تَعَالَى مِقْدَارَهَا بِقَوْلِهِ: لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ [٩٧ \ ٣] ، وَبَيَّنَ خَوَاصَّهَا بِقَوْلِهِ: تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ [٩٧ \ ٤ - ٥] .

Sonra Teâlâ onun kadrini şu buyruğuyla açıklamıştır: { لَيْلَةُ الْقَدْرِ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ } [el-Kadr, 97/3] “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” Özelliklerini ise şu buyruğuyla beyan etmiştir: { تَنَزَّلُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ مِنْ كُلِّ أَمْرٍ سَلَامٌ هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ الْفَجْرِ } [el-Kadr, 97/4-5] “Melekler ve Ruh, onda Rablerinin izniyle her bir iş için iner de iner. O, tan yeri ağarana kadar bir esenliktir.”

29966. Metin

الْحَفَاوَةُ بِهَا.

Ona Gösterilen İhtimam.

29967. Metin

لَقَدْ بَيَّنَ ﷺ ذَلِكَ بِقَوْلِهِ: «الْتَمِسُوهَا فِي الْعَشْرِ الْأَوَاخِرِ، وَفِي الْوِتْرِ مِنَ الْعَشْرِ الْأَوَاخِرِ» ، وَكَانَ ﷺ يَعْتَكِفُ الْعَشْرَ كُلَّهَا ; الْتِمَاسًا لِتِلْكَ اللَّيْلَةِ، فَكَانَ يُحْيِيهَا قَائِمًا فِي مُعْتَكَفِهِ، كَمَا جَاءَ فِي الْحَدِيثِ: «وَإِذَا جَاءَ الْعَشْرُ: شَدَّ مِئْزَرَهُ، وَطَوَى فِرَاشَهُ، وَأَيْقَظَ أَهْلَهُ» ، فَلَمْ يَكُنْ يَمْرَحُ وَلَا يَلْعَبُ وَلَا حَتَّى نَوْمٌ، بَلِ اجْتِهَادٌ فِي الْعِبَادَةِ.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunu şu sözüyle beyan etmiştir: «Onu son on günde ve son on günün tek gecelerinde arayın.» Nitekim o sallallâhu aleyhi ve sellem o geceye erişmek ümidiyle [Ramazan'ın] son on gününün tamamında itikâfa girer ve itikâf yerinde geceyi ibadetle ihya ederdi. Hadiste geldiği üzere: «Son on gün girdiğinde kuşağını bağlar, yatağını dürer ve ailesini uyandırırdı.» O ne eğlenir ne oynar hatta ne de uyurdu; bilakis ibadette bütün gayretini ortaya koyardı.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.