"Ve'l-Âdiyât" Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

94487. Metin

﷽

Bismillâhirrahmânirrahîm.

94488. Metin

تفسيرُ سورةِ "والعاديات"

Âdiyât Suresi'nin Tefsiri

94489. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه جلَّ ثناؤُه وتقدست أسماؤُه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (١) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (٢) فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (٣) فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤) فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥) إِنَّ الْإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ (٦) وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ (٧) وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ (٨) أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ (٩) وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ (١٠) إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ (١١)}.

Övgüsü yüce, isimleri mukaddes olan [Allah]'ın şu buyruğunun teviline dair açıklama: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (١) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (٢) فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (٣) فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤) فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥) إِنَّ الْإِنْسَانَ لِرَبِّهِ لَكَنُودٌ (٦) وَإِنَّهُ عَلَى ذَلِكَ لَشَهِيدٌ (٧) وَإِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَدِيدٌ (٨) أَفَلَا يَعْلَمُ إِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِ (٩) وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِ (١٠) إِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَبِيرٌ (١١)} “Soluk soluğa koşan [at]lara, (1) [Nallarıyla] kıvılcım saçanlara, (2) Sabahleyin baskın yapanlara, (3) Derken orada tozu dumana katanlara, (4) Bununla bir topluluğun ortasına dalanlara andolsun ki, (5) Gerçekten insan, Rabbine karşı pek nankördür. (6) Şüphesiz kendisi de buna şahittir. (7) Doğrusu o, mal sevgisine de pek düşkündür. (8) Bilmez mi ki kabirlerde bulunanlar dışarı fırlatıldığı, (9) Ve göğüslerde olanlar derlenip toparlandığı zaman, (10) Şüphesiz o gün Rableri onlardan hakkıyla haberdardır. (11)”

94490. Metin

اختلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}؛ فقال بعضُهم: عُنِى بالعادياتِ ضَبْحًا الخيلُ التي تعدو، وهي تُحمْحِمُ (¬١)

Tevil ehli, O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğunun tevili hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: “Soluk soluğa koşanlardan kasıt, kişneyerek koşan atlardır” demiştir.

94491. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94492. Metin

حدَّثني محمدٍ بن سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابنُ عباسٍ في قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: الخيلُ. وزعم غيرُ ابن عباسٍ أنها الإبلُ (¬٢).

Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, [o da] İbn Abbâs’tan naklen O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında şöyle dediğini anlattı: “[Bunlar] atlardır.” İbn Abbâs dışındakiler ise bunların develer olduğunu ileri sürmüştür.

94493. Metin

حدَّثنى محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı. Bana el-Hâris [de] anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı; hepsi birden1 İbn Ebî Necîh’ten, [o da] Mücâhid’den [nakletti].2

94494. Metin

في قول اللَّهِ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال ابنُ عباسٍ: هو في القتالِ (¬١).

Allah'ın: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında İbn Abbâs: “Bu, savaştadır” demiştir.

94495. Metin

حدَّثنا هنادٌ، قال: ثنا أبو الأحوصِ، عن سماكٍ، عن عكرمةَ في قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: هي الخيلُ (¬٢).

Bize Hennâd anlattı, dedi ki: Bize Ebu’l-Ahvas, Simâk’tan, [o da] İkrime’den naklen O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında şöyle dediğini anlattı: “Onlar atlardır.”

94496. Metin

حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، قال: أخبَرنا أبو رجاءٍ، قال: سُئل عكرمةُ عن قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: ألم تَرَ إلى الفَرَسِ إذا جرَى كيف يَضْبَحُ.

Bana Ya‘kūb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Ebû Recâ haber verdi, dedi ki: İkrime’ye O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu soruldu. O da: “Ata koştuğu zaman nasıl soluduğunu görmedin mi?” dedi.

94497. Metin

حدَّثنا إبراهيمُ بنُ سعيدٍ الجوهريُّ، قال: ثنا سفيانُ، عن ابنُ جريجٍ، عن عطاءٍ، قال: ليس شيءٌ مِن الدوابِّ يَضْبَحُ غيرَ الكلبِ والفرسِ (¬٣).

Bize İbrâhîm b. Saîd el-Cevherî anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, İbn Cüreyc’den, [o da] Atâ’dan naklen şöyle dediğini anlattı: “Hayvanlardan köpek ve attan başka hiçbir şey dabh (ضَبْح / hırıltılı nefes) çıkarmaz.”

94498. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: الخَيلُ تَضْبَحُ (¬٤).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana Hâris de anlattı, dedi ki: Bize Hasen anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, [o da] Mücâhid’den naklen Allah'ın: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında: “Atların soluk soluğa koşmasıdır” dediğini anlattılar.

94499. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: هي الخيلُ، عَدَتْ حتى ضَبَحتْ.

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den naklen O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında şöyle dediğini anlattı: “Onlar, soluk soluğa kalana kadar koşan atlardır.”

94500. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: هي الخيلُ تَعْدو حتى تَضْبَحَ ٥.

Bize İbn Abdi’l-A‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, [o da] Katâde’den naklen O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında şöyle dediğini anlattı: “Onlar, soluk soluğa kalıncaya kadar koşan atlardır.”5

94501. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، سفيانَ، عن سعيدٍ، عن قتادةَ مثلَ حديثِ بشرٌ، عن يزيدُ.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan, [o da] Saîd’den, [o da] Katâde’den naklen Bişr’in Yezîd’den rivayet ettiği hadisin benzerini anlattı.

94502. Metin

حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، قال: ثنا سعيدٌ (¬١)، قال: سمعتُ سالمًا يقرأُ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: هي الخيلُ عَدَتْ (¬٢) ضَبْحًا.

Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî‘ anlattı, dedi ki: Bize Saîd anlattı, dedi ki: Sâlim’i {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” [ayetini] okurken işittim; o: “Bunlar, soluk soluğa koşan atlardır” dedi.

94503. Metin

قال: ثنا وكيعٌ عن واصلٍ عن عطاءٍ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: الخيلُ (¬٣).

Dedi ki: Bize Vekî‘, Vâsıl’dan, [o da] Atâ’dan naklen {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” hakkında: “Atlardır” dediğini anlattı.

94504. Metin

قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ بن عيينةَ، عن عمرٍو، عن عطاءٍ، عن ابنُ عباسٍ، قال: ما ضبَحَتْ دابةٌ قطُّ إلا كلبٌ أو فرسٌ (¬٤).

Dedi ki: Bize Vekî‘, Süfyân b. Uyeyne’den, [o da] Amr’dan, [o da] Atâ’dan, [o da] İbn Abbâs’tan naklen şöyle dediğini anlattı: “Köpek veya at dışında hiçbir hayvan asla dabh (hırıltılı soluk sesi) çıkarmaz.”

94505. Metin

حدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: أخبَرنا عبيدٌ، قال: سمعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: هي الخيلُ.

Hüseyin’den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ı O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında şöyle derken işittim: “Onlar atlardır.”

94506. Metin

حدَّثني سعيدٌ بنُ الربيعِ الرازيُّ، قال: ثنا سفيانُ بنُ عيينةَ، عن عمرٍو، عن عطاءٍ، عن ابن عباسٍ، قال: هي الخيلُ. [يعنى قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: قال ابنُ عباسٍ: هي الخيلُ] (¬٥).

Bana Saîd b. Rebî‘ er-Râzî anlattı, dedi ki: Bize Süfyân b. Uyeyne, Amr’dan, [o da] Atâ’dan, [o da] İbn Abbâs’tan naklen şöyle dediğini anlattı: “Onlar atlardır.” [Yani O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğunu kastetmektedir. Dedi ki: İbn Abbâs: “Onlar atlardır” dedi.]

94507. Metin

وقال آخرون: هي الإبلُ.

Diğerleri ise: “Onlar develerdir” dediler.

94508. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94509. Metin

حدَّثني أبو السائب، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن إبراهيمَ، عن عبدِ اللَّهِ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: هي الإبلُ (¬١).

Bana Ebü’s-Sâib anlattı, dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A‘meş’ten, [o da] İbrâhîm’den, [o da] Abdullah’tan naklen {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Onlar develerdir.”

94510. Metin

حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن الأعمشِ، عن إبراهيم، عن عبدِ اللَّهِ مثلَه.

Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî‘, A‘meş’ten, [o da] İbrâhîm’den, [o da] Abdullah’tan naklen benzerini anlattı.

94511. Metin

حدَّثني عيسى بنُ عثمانَ الرمليُّ، قال: ثني عمي يحيى بنُ عيسى الرمليُّ، عن الأعمشِ، عن إبراهيمَ، عن عبد اللَّهِ [مثله.

Bana Îsâ b. Osmân er-Remlî anlattı, dedi ki: Bana amcam Yahyâ b. Îsâ er-Remlî, A‘meş’ten, [o da] İbrâhîm’den, [o da] Abdullah’tan naklen [benzerini] anlattı.

94512. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن مغيرةَ، عن إبراهيمَ، عن عبد اللَّهِ] (¬٢): {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: هي الإبلُ، إذا ضبَحَتْ تنفَّسَت.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, Mugīre’den, [o da] İbrâhîm’den, [o da] Abdullah’tan naklen] {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Onlar develerdir; dabh ettiklerinde (soluduklarında) nefes alıp verirler.”

94513. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: أخبَرنا أبو صخرٍ، عن أبي معاويةَ البَجَليِّ، عن سعيدٍ بن جبيرٍ، عن ابنُ عباسٍ، حدَّثه، قال: بينما أنا في الحِجْرِ جالسٌ، أتاني رجلٌ يسألُ عن: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. فقلتُ له: الخيلُ حينَ تُغِيرُ في سبيل اللَّهِ، ثم تأْوِى إلى الليلِ، فيصنعون طعامَهم، ويورون نارَهم، فانفتَل عنى، فذهَب إلى عليّ بن أبى طالبٍ ﵁ وهو تحتَ سِقاية زمزمَ، فسأله عن: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. فقال: سألتَ عنها أحدًا قبلى؟ قال: نعم، سألتُ عنها ابنُ عباسٍ، فقال: الخيلُ حينَ تُغِيرُ في سبيل اللَّهِ. قال: اذْهَبْ فَادْعُه لى. فلما وقفتُ على رأسِه قال: تُفْتِى الناسَ بما لا علمَ لك به، والله لكانت أوَّلَ غزوةٍ في

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bize Ebû Sahr, Ebû Muâviye el-Becelî’den, [o da] Saîd b. Cübeyr’den, [o da] İbn Abbâs’tan naklen anlattı; [İbn Abbâs] şöyle dedi: Ben Hicr’de otururken yanıma bir adam gelip {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” [ayetini] sordu. Ona: “[Onlar] Allah yolunda akın eden, sonra gece sığınağa çekildiklerinde yemeklerini yapan ve ateşlerini yakan atlardır” dedim. Bunun üzerine adam yanımdan ayrılıp Zemzem Sakāyesi’nin altında bulunan Ali b. Ebî Tâlib’in radıyallâhu anh yanına gitti ve ona da {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} [ayetini] sordu. [Ali]: “Bunu benden önce birine sordun mu?” dedi. Adam: “Evet, İbn Abbâs’a sordum; ‘[Onlar] Allah yolunda akın eden atlardır’ dedi” karşılığını verdi. [Ali]: “Git, onu bana çağır” dedi. Başucuna vardığımda [Ali] şöyle dedi: “Hakkında bilgin olmayan bir konuda insanlara fetva mı veriyorsun? Vallahi İslâm’daki ilk gazve

94514. Metin

الإسلامِ لبدرٌ، وما كان معنا إلا فرسان؛ فَرَسٌ للزبيرِ، وفَرَسٌ للمقدادِ، فكيف تكونُ العادياتُ ضَبْحًا، إنما العادياتُ ضَبْحًا مِن عرفةَ إلى مزدلفةَ إلى منًى. قال ابنُ عباسٍ: فنَزَعْتُ عن قولِى ورَجعْتُ إلى الذي قال عليٌّ ﵁ (¬١).

Bedir idi ve bizimle birlikte sadece iki at vardı; biri Zübeyr’in atı, diğeri Mikdâd’ın atıydı. O halde soluk soluğa koşanlar nasıl [at] olsun? Soluk soluğa koşanlar ancak Arafat’tan Müzdelife’ye, [oradan da] Minâ’ya koşan [develer]dir.” İbn Abbâs dedi ki: “Bunun üzerine ben görüşümden vazgeçtim ve Ali’nin radıyallâhu anh söylediğine döndüm.”

94515. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن منصورٍ، عن إبراهيمَ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: الإِبلِ (¬٢).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan, [o da] Mansûr’dan, [o da] İbrâhîm’den naklen {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” hakkında: “[Onlar] develerdir” dediğini anlattı.

94516. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارث، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قول اللَّهِ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: قال ابنُ مسعودٍ: هو في الحجِّ (¬٣).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana Hâris de anlattı, dedi ki: Bize Hasen anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, [o da] Mücâhid’den naklen Allah'ın: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğu hakkında: “İbn Mes‘ûd: ‘O, hacdadır’ demiştir” dediğini anlattılar.

94517. Metin

حدَّثنا سعيدُ بنُ الربيعِ الرازيُّ، قال: ثنا سفيانُ، عن عمرٍو بن دينارٍ، عن عبيدِ بنُ عميرٍ، قال: هي الإبل، يعني: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} (¬٤).

Bize Saîd b. Rebî‘ er-Râzî anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Amr b. Dînâr’dan, [o da] Ubeyd b. Umeyr’den naklen: “Onlar develerdir; yani: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} ‘Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun’ [ayeti]” dediğini anlattı.

94518. Metin

حدَّثنا ابنُ حميد، قال: ثنا جريرٌ، عن منصور، عن إبراهيمَ: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. قال: قال ابنُ مسعودٍ: هي الإبلُ.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr’dan, [o da] İbrâhîm’den naklen {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” hakkında: “İbn Mes‘ûd: ‘Onlar develerdir’ dedi” dediğini anlattı.

94519. Metin

وأولى القولين في ذلك عندى بالصواب قولُ مِن قال: عُنِى بالعادياتِ الخيلُ. وذلك أن الإبلَ لا تَضْبَحُ، وإنما تَضْبَحُ الخيلُ، وقد أخبَر اللَّهُ تعالى أنها تعدو ضَبْحًا،

Bu hususta iki görüşten bana göre doğruya en yakın olanı; el-‘Âdiyât ile atların kastedildiğini söyleyen kimsenin görüşüdür. Çünkü deve dabh yapmaz (hızlı koşarken göğsünden soluk sesi çıkarmaz), ancak at dabh yapar; nitekim Allah Teâlâ onların soluk soluğa koştuğunu haber vermiştir.

94520. Metin

والضَّبْحُ هو ما قد ذكَرْتُ قبلُ.

Dabh ise daha önce zikrettiğim şeydir.

94521. Metin

وبما قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta söylediğimiz görüşü tevil ehli de söylemiştir.

94522. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94523. Metin

حدَّثنا إبراهيمُ بنُ سعيدٍ الجوهريُّ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن إسماعيلَ بن أبى خالدٍ، عن أبي صالحٍ، قال: قال عليٌّ ﵁: الضبحُ مِن الخيلِ الحَمْحَمةُ، ومن الإبلِ النَّفَسُ (¬١).

Bize İbrâhîm b. Saîd el-Cevherî anlattı, dedi ki: Bize Ebû Muâviye, İsmâil b. Ebî Hâlid’den, [o da] Ebû Sâlih’ten naklen Ali’nin radıyallâhu anh şöyle dediğini anlattı: “Dabh, atta kişneme [sesi]; devede ise nefes [sesi]dir.”

94524. Metin

قال: ثنا سفيانُ، عن ابنُ جريجٍ، عن عطاءٍ، قال: سمعتُ ابنُ عباسٍ يَصِفُ الصُّبْحَ: أَحْ أحْ (¬٢).

Dedi ki: Bize Süfyân, İbn Cüreyc’den, [o da] Atâ’dan naklen şöyle dediğini anlattı: İbn Abbâs’ı dabhı: ‘Ah, ah’ [sesi] olarak tarif ederken işittim.

94525. Metin

وقولُه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا}. اختلف أهلِ التأويلِ في تأويلِ ذلك؛ فقال بعضُهم: هي الخيلُ تُورِى النار بحوافرِها.

O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا} “Soluk soluğa koşan [at]lara andolsun” buyruğundan [sonraki ayet hakkında] tevil ehli ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: “Onlar, nallarıyla ateş çıkaran atlardır” demiştir.

94526. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94527. Metin

حدَّثني يعقوب بن إبراهيم، قال: ثنا ابنُ عليةً، قال: ثنا أبو رجاءٍ، قال: سُئل عكرمةَ عن قولِه: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. قال: أَوْرَتْ وقَدَحَتْ (¬٣).

Bana Ya‘kūb b. İbrâhîm anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Ebû Recâ anlattı, dedi ki: İkrime’ye O'nun: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” buyruğu soruldu. O: “Ateş yaktılar ve kıvılcım saçtılar” dedi.

94528. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. قال: هي الخيلُ. وقال الكَلْبيُّ: تَقْدَحُ بحوافرِها حتى يخرُجَ منها النارُ ٤.

Bize İbn Abdi’l-A‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, [o da] Katâde’den naklen {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” hakkında: “Onlar atlardır” dediğini anlattı. el-Kelbî de şöyle demiştir: “Nallarıyla [taşlara] vururlar, nihayetinde oradan ateş çıkar.”4

94529. Metin

حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ عن واصلٍ، عن عطاءٍ: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. قال: أَوْرَتِ النارَ بحوافرِها (¬١)

Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî‘, Vâsıl’dan, [o da] Atâ’dan naklen {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” hakkında: “Nallarıyla ateşi çakıp tutuşturdular” dediğini anlattı.

94530. Metin

حدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: أخبَرنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}: تُورِى الحجارةَ بحوافرِها (¬١).

Hüseyin’den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ı O'nun: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” buyruğu hakkında: “Nallarıyla taşlardan kıvılcım çıkarırlar” derken işittim.

94531. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك أنَّ الخيلَ هِجْنَ الحربَ بين أصحابِهنَّ ورُكْبانهنَّ.

Başkaları ise: “Aksine bunun anlamı, atların sahipleri ve binicileri arasında savaşı kızıştırmalarıdır” demiştir.

94532. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94533. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}.

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den naklen {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” [ayeti hakkında anlattı]:

94534. Metin

قال: هِجْنَ الحرب بينهم وبين عدوِّهم (¬٢).

O: “Kendileriyle düşmanları arasındaki savaşı kızıştırdılar” dedi.

94535. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سعيدٍ، عن قتادةَ: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. قال: هِجْنَ الحربَ بينَهم وبينَ عدوِّهم.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Saîd’den, [o da] Katâde’den naklen {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Kendileriyle düşmanları arasındaki savaşı kızıştırdılar.”

94536. Metin

وقال آخرون: بل عُنى بذلك الذين يُورون النارَ بعدَ انصرافهم مِن الحربِ.

Başkaları ise: “Bilakis bununla, savaştan döndükten sonra ateş yakanlar kastedilmiştir” demiştir.

94537. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94538. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: أخبَرني أبو صخرٍ، عن أبى معاويةَ البَجَليِّ، عن سعيدِ بن جبيرٍ، عن ابن عباسٍ، قال: سألني عليٌّ ﵁، عن: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا ١ فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. فقلتُ له: الخيلُ حينَ ٣ تُغِيرُ في

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Ebû Sahr, Ebû Muâviye el-Becelî’den, [o] Saîd b. Cübeyr’den, [o da] İbn Abbâs’tan [şöyle] dediğini haber verdi: Ali radıyallâhu anh bana {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا 1 فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “Soluk soluğa koşanlara, [tırnaklarıyla] kıvılcım saçanlara andolsun” [ayetleri] hakkında sordu. Ben de ona şöyle dedim: “[Onlar] Allah yolunda baskın yaptığı zaman 3...”

94539. Metin

سبيلِ اللَّهِ، ثم تأْوِى إلى الليلِ، فيصنعون (¬١) طعامَهم ويُورون نارَهم (¬٢).

...[akın eden] atlardır; sonra geceleyin [bir yere] sığınırlar, yemeklerini yaparlar ve ateşlerini yakarlar.”

94540. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: مكرُ الرجال.

Başkaları ise: “Bilakis bunun anlamı, adamların tuzağı/hilesidir” demiştir.

94541. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94542. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنا أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} قَدْعا. قال: المكرُ (¬٣).

Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, [o da] İbn Abbâs’tan naklen {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” hakkında şöyle anlattı: “[Burada kastedilen] tuzaktır/hiledir.”

94543. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. قال: مكرُ الرجالِ (¬٤).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkā anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, [o da] Mücâhid’den naklen Allah’ın: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” buyruğu hakkında: “Adamların tuzağıdır/hilesidir” dediğini [naklettiler].

94544. Metin

وقال آخرون: هي الألسنةُ.

Başkaları ise: “Onlar dillerdir” demiştir.

94545. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94546. Metin

حدَّثنا الحسنُ بنُ عرفةَ، قال: ثنا يونسُ بنُ محمدٍ، قال: ثنا حمادُ بنُ سلمةَ. عن سماكِ بن حربٍ، عن عكرمةَ، قال: يُقالُ في هذه الآية: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. قال: هي الألسنةُ ٥.

Bize el-Hasen b. Arafe anlattı, dedi ki: Bize Yûnus b. Muhammed anlattı, dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Simâk b. Harb'den, o da İkrime'den [naklen] anlattı; o şöyle demiştir: { فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا } “[Tırnaklarıyla taşlara] vurup kıvılcım saçanlara” ayeti hakkında şöyle denilir: “Onlar dillerdir.”5

94547. Metin

وقال آخرون: هي الإبلُ حيَن تسيرُ (¬١) تَنْسِفُ بمناسمِها (¬٢) الحَصَى.

Başkaları ise: “Onlar, yürüdükleri zaman tabanlarıyla çakıl taşlarını savuran develerdir” demiştir.

94548. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94549. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن مغيرةَ، عن إبراهيمَ، عن عبد اللَّهِ: {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}. قال: إذا نسفتِ الحَصَى بمناسبها، فضرب الحَصَى بعضُه بعضًا، فتخرُجُ منه النارُ (¬٣).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, Mugīre’den, [o] İbrâhîm’den, [o da] Abdullah’tan naklen {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Nallarıyla] kıvılcım saçanlara” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Tabanlarıyla çakıl taşlarını savurduklarında çakıl taşları birbirine çarpar da ondan ateş çıkar.”

94550. Metin

وأولى الأقوال في ذلك بالصوابِ أنْ يقالَ: إنَّ اللَّهِ تعالى ذكرُه أقسَم بالمورياتِ التي تُورى النيرانَ قدحًا، فالخيلُ تُورِى بحوافرِها، والناسُ يُورونها بالزَّندِ، واللسانُ مثلًا يُورى بالمنطقِ، والرجالُ يُورون بالمكرِ مثلًا، وكذلك الخيلُ تُهيِّجُ الحربَ بينَ أهلِها إذا التقَتْ في الحربِ، ولم يضعِ اللَّهِ دلالةً على أنَّ المراد مِن ذلك بعضٌ دونَ بعضٍ، فكلُّ ما أَوْرَت النارَ قدْحًا، فداخلةٌ فيما أقسَم به؛ لعمومِ ذلك بالظاهرِ.

Bu hususta gerçeğe en yakın olan görüş şöyle denilmesidir: Şanı yüce olan Allah, çakarak ateş çıkaran varlıklar üzerine yemin etmiştir. Atlar nallarıyla ateş çıkarır, insanlar çakmak taşıyla ateş çıkarır, dil mesela konuşmayla [fitne] ateşi yakar, adamlar da mesela tuzak/hile ile ateş yakar; aynı şekilde atlar savaşta karşılaştıklarında tarafları arasında savaşı kızıştırırlar. Allah bunlardan bazısının değil de bazısının kastedildiğine dair bir delil koymamıştır. Dolayısıyla çakıp ateş çıkaran her şey, lafzın genel anlamı sebebiyle O’nun üzerine yemin ettiği şeylerin kapsamına girer.

94551. Metin

وقولُه: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا}. اختلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ ذلك؛ فقال بعضُهم: معنى ذلك: فالمغيراتِ صُبْحًا على عدوِّها علانيةً.

O'nun: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara” buyruğuna gelince; tevil ehli bunun tevilinde ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: “Bunun anlamı: Sabahleyin düşmanına açıkça baskın yapanlardır” demiştir.

94552. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94553. Metin

حدَّثني يونس، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: أخبَرني أبو صخرٍ، عن أبى معاويةَ البَجَليِّ، عن سعيدِ بن جبيرٍ، عن ابنُ عباسٍ، قال: سألني رجلٌ عن {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا}، فقال: الخيلُ تُغِيرُ في سبيلِ اللَّهِ ٤.

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Ebû Sahr, Ebû Muâviye el-Becelî’den, [o da] Saîd b. Cübeyr’den, [o da] İbn Abbâs’tan [naklen] haber verdi; [İbn Abbâs] şöyle demiştir: Bir adam bana {فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا} “[Tırnaklarıyla] çakarak kıvılcım saçanlara” [ayetini] sordu; o da: “[Onlar] Allah yolunda baskın yapan atlardır” dedi.4

94554. Metin

حدَّثني يعقوبُ بن إبراهيم، قال: ثنا ابنُ عليةَ، قال: أخبَرنا أبو رجاءٍ، قال: سألتُ عكرمة عن قولِه: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا}. قال: أغارَتْ على العدوِّ صُبْحًا (¬١).

Bana Ya‘kūb b. İbrâhîm anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Ebû Recâ haber verdi, dedi ki: İkrime’ye O'nun: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara” buyruğunu sordum. O: “Sabahleyin düşmana baskın yaptılar” dedi.

94555. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثنى الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا}. قال: الخيلُ (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkā anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, [o da] Mücâhid’den naklen {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara” hakkında: “Onlar atlardır” dediğini [naklettiler].

94556. Metin

[حدَّثنا هنادٌ، قال: ثنا أبو الأحوصِ، عن سماكٍ، عن عكرمةَ] (¬٣): {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا}. قال: هي الخيلُ.

[Bize Hennâd anlattı, dedi ki: Bize Ebu’l-Ahvas, Simâk’tan, o da İkrime’den naklen anlattı]: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara” hakkında o: “Onlar atlardır” dedi.

94557. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا}. قال: أغار القومُ بعدما أصبحوا، على عدوِّهم.

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den naklen {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Topluluk sabahladıktan sonra düşmanlarına baskın yaptı.”

94558. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا}. قال: أغارت حينَ أصبَحَتْ (¬٤).

Bize İbn Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, [o da] Katâde’den naklen {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara” hakkında: “Sabah vaktine girdiklerinde baskın yaptılar” dediğini anlattı.

94559. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا، مِهْرانُ، عن سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} قال: أغار القوم حين أصبحوا.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Saîd’den, [o da] Katâde’den naklen {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا} “Sabah vakti baskın yapanlara” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Topluluk sabahladığı vakit baskın yaptı.”

94560. Metin

وقال آخرون: عُنى بذلك الإبلُ حينَ تَدْفَعُ بُرُكْبانِها ٥ مِن جَمْعِ يومَ النحرِ إلى مِنًى.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bununla, kurban bayramı günü süvarileriyle5 Müzdelife’den Minâ’ya doğru hızla akın eden develer kastedilmiştir.

94561. Metin

ذكر من قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94562. Metin

• حدثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن مغيرةَ، عن إبراهيمَ، عن عبد الله: {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (٢)}: حين يُفيضُون مِن جمعٍ (¬١).

• Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, Mugīre’den, [o] İbrâhîm’den, [o da] Abdullah’tan naklen {فَالْمُغِيرَاتِ صُبْحًا (٢)} “Sabah vakti baskın yapanlara” hakkında: “Müzdelife’den akın ettikleri vakittir” dediğini anlattı.

94563. Metin

وأولى الأقوال في ذلك بالصوابِ أنْ يُقالَ: إنَّ الله جلَّ ثناؤه أقسَم بالمغيراتِ صُبْحًا، ولم يَخْصُصْ من ذلك مُغِيرةً دونَ مُغيرةٍ، فكلُّ مُغيرةٍ صُبْحًا، فادخلةٌ فيما أقسَم به، وقد كان زيدُ بن أسلمَ يذكُرُ تفسيرَ هذه الأحرفِ ويأباها، ويقولُ: إنما هو قسمٌ أقسَم اللهُ به.

Bu hususta gerçeğe en yakın olan görüş şöyle denilmesidir: Şanı yüce olan Allah sabah vakti akın/baskın yapanlar üzerine yemin etmiştir; bunlardan bir akıncıyı diğerinden ayırt etmemiştir. Dolayısıyla sabah vakti akın/baskın yapan her varlık O’nun üzerine yemin ettiği şeylerin kapsamına girer. Nitekim Zeyd b. Eslem bu lafızların tefsirini zikreder fakat [böyle sınırlandırmalardan] kaçınarak şöyle derdi: “Bu, Allah’ın yaptığı bir yeminden ibarettir.”

94564. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (١) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (٢)}. قال: هذا قسمٌ أقسَم اللهُ به. وفي قولِه: {فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥)}. قال: كلُّ هذا قسمٌ. قال: ولم يكنْ أبى ينظُرُ فيه إذا سُئل عنه، ولا يذكُرُه (¬٢)، يريدُ به القسمَ.

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, O'nun: {وَالْعَادِيَاتِ ضَبْحًا (١) فَالْمُورِيَاتِ قَدْحًا (٢)} “Soluk soluğa koşan [at]lara, [nallarıyla] kıvılcım saçanlara andolsun” buyruğu hakkında: “Bu, Allah’ın ettiği bir yemindir” dedi. O'nun: {فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥)} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara [andolsun]” buyruğu hakkında da: “Bütün bunlar birer yemindir” dedi ve şunu ekledi: “Babam kendisine bu sorulduğunda derinlemesine incelemez ve yemini kastederek bunu [ayrıca] açıklamazdı.”

94565. Metin

وقوله: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}. يقول تعالى ذكره: فرفَعْن بالوادى غُبارًا. والنَّقْعُ: الغُبارُ، ويقالُ: إنه الترابُ. والهاء في قوله {بِهِ} كنايةُ اسمِ الموضع، وكُنِّى عنه، ولم يَجْرِ له ذكرٌ؛ لأنَّه معلومٌ أن الغبارَ لا يُثارُ إلا من موضعٍ، فاستغنى (¬٣) بفهمِ السامعين بمعناه مِن ذكرِه.

O'nun: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” buyruğuna gelince; şanı yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Vadide toz kaldırdılar. Nak‘ (النَّقْعُ), toz demektir; onun toprak olduğu da söylenir. {بِهِ} buyruğundaki zamir (hâ), mekân isminin kinayesidir; daha önce zikri geçmediği halde kinaye yoluyla getirilmiştir, çünkü tozun ancak bir mekândan kaldırılabileceği malumdur; dolayısıyla dinleyenlerin anlamı kavraması sebebiyle açıkça zikredilmesine ihtiyaç kalmamıştır.

94566. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimizin bir benzerini tevil ehli de söylemiştir.

94567. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94568. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}. قال: الخيلُ (¬١).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkā anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, [o da] Mücâhid’den naklen {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” hakkında: “Onlar atlardır” dediğini [naklettiler].

94569. Metin

• حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن واصلٍ، عن عطاء وابن زيدٍ، قال: النَّقْعُ: الغُبارُ.

• Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî‘, Vâsıl’dan, [o da] Atâ ve İbn Zeyd’den naklen şöyle dediklerini anlattı: “Nak‘ (النَّقْعُ), tozdur.”

94570. Metin

• حدثنا هنادٌ، قال: ثنا أبو الأحوصِ، عن سماكٍ، عن عكرمةَ: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}. قال: هي أثارت الغبارَ. يعنى الخيلَ.

• Bize Hennâd anlattı, dedi ki: Bize Ebu’l-Ahvas, Simâk’tan, [o da] İkrime’den naklen {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Onlar toz kaldırdılar; atları kastetmektedir.”

94571. Metin

حدَّثني يعقوب، قال: ثنا ابن عليةَ، قال: ثنا أبو رجاءٍ، قال: سُئل عكرمةُ عن قولِه: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}. قال: أثارت الترابَ بحوافرِها.

Bana Ya‘kūb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Ebû Recâ anlattı, dedi ki: İkrime’ye O'nun: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” buyruğu soruldu. O: “Nallarıyla toprağı tozutup kaldırdılar” dedi.

94572. Metin

• حدَّثنا ابن حميد قال: ثنا مِهْرانُ، عن سعيد، عن قتادة: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}. قال: أثَرْن بحوافرها نقعَ الترابِ.

• Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Saîd’den, [o da] Katâde’den naklen {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Nallarıyla toprak tozunu kaldırdılar.”

94573. Metin

• حدثنا بشر، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادة مثلَه.

• Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den naklen aynısını anlattı.

94574. Metin

• حدثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمر، عن قتادةَ: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}. قال: أثَرْن به غبارًا (¬٢).

• Bize İbn Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, [o da] Katâde’den naklen {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” hakkında: “Orada toz kaldırdılar” dediğini anlattı.

94575. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: أخبرني أبو صخرٍ، عن أبى معاوية البجليِّ، عن سعيد بن جبيرٍ، عن ابن عباسٍ، قال: قال لي عليٌّ: إنما

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Ebû Sahr, Ebû Muâviye el-Becelî’den, [o] Saîd b. Cübeyr’den, [o da] İbn Abbâs’tan haber verdi; [İbn Abbâs] dedi ki: Ali bana şöyle dedi: “Şüphesiz

94576. Metin

العادياتُ ضَبْحًا من عرفةَ إلى المزدلفةِ، ومن المزدلفة إلى مِنًى، {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}: الأرضُ حين تطؤُها بأخفافِها وحوافرِها (¬١).

...soluk soluğa koşanlar, Arafat’tan Müzdelife’ye, Müzdelife’den de Mina’ya [koşan develerdir]. {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” ise: Ayak tabanları ve tırnaklarıyla bastıkları vakit topraktan [kaldırdıkları tozdur].”

94577. Metin

• حدثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن مُغيرةَ، عن إبراهيمَ، عن عبدِ اللهِ: {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)}. قال: إذا سِرْن يُثِرْن الترابَ (¬٢).

• Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, Mugīre’den, [o] İbrâhîm’den, [o da] Abdullah’tan naklen {فَأَثَرْنَ بِهِ نَقْعًا (٤)} “Böylece orada tozu dumana katanlara” hakkında şöyle dediğini anlattı: “Yürüdükleri zaman toprağı tozutup kaldırırlar.”

94578. Metin

وقوله: {فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥)}. يقول تعالى ذكرُه: فوسَطن برُكْبائِهِنَّ جمعَ القومِ، يقالُ: وسَطْتُ القومَ. بالتخفيف، و: وَسَّطتُه. بالتشديد، و: توسَّطْتُه. بمعنًى واحدٍ.

O'nun: {فَوَسَطْنَ بِهِ جَمْعًا (٥)} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara [andolsun]” buyruğuna gelince; şanı yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Binicileriyle birlikte topluluğun tam ortasına girdiler. [Arapçada] hafifletilerek vesattü’l-kavme (وَسَطْتُ القَوْمَ), şeddeli olarak vessattühû (وَسَّطْتُهُ) ve tevessettühû (تَوَسَّطْتُهُ) denir ki hepsi aynı manadadır.

94579. Metin

وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهل التأويلِ.

Tevil ehli de bu hususta bizim söylediğimize benzer şekilde söylemişlerdir.

94580. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

94581. Metin

حدثني يعقوبُ، قال: ثنا ابن عليةَ، قال: ثنا أبو رجاءٍ، قال: سُئل عكرمةُ عن قوله: {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا}. قال: جمع الكفار (¬٣).

Bana Ya‘kūb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Ebû Recâ anlattı, dedi ki: İkrime’ye O'nun: {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara” buyruğu soruldu. O: “Kâfirler topluluğudur” dedi.

94582. Metin

حدثنا هنادُ بنُ السريِّ، قال: ثنا أبو الأحوصِ، عن سماكٍ، عن عكرمةَ: {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا}. قال جمعَ القومِ.

Bize Hennâd b. es-Serî anlattı, dedi ki: Bize Ebu’l-Ahvas, Simâk’tan, [o da] İkrime’den naklen {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara” hakkında: “İnsan topluluğudur” dediğini anlattı.

94583. Metin

حدَّثني محمد بن سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا}. قال: هو جمعُ القومِ ٤.

Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, [o da] İbn Abbâs’tan naklen {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara” hakkında: “O, insan topluluğudur” dediğini anlattı.4

94584. Metin

حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ عن واصلٍ، عن عطاءٍ: {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا}. قال: جمعَ العدوِّ (¬١).

Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî‘, Vâsıl’dan, [o da] Atâ’dan naklen {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara” hakkında: “Düşman topluluğudur” dediğini anlattı.

94585. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسن، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيح، عن مجاهدٍ: {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا}. قال (¬٢): جمع هؤلاءِ وهؤلاء (¬٣).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkā anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, [o da] Mücâhid’den naklen {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara” hakkında: “Şunların ve bunların topluluğudur [yani iki ordunun çarpışmasıdır]” dediğini [naklettiler].

94586. Metin

• حدثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا}: فوسَطن به (¬٤) جمعَ القومِ.

• Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den naklen {فَوسَطْنَ بِهِ جَمَعًا} “Onunla bir topluluğun ortasına dalanlara” hakkında: “Onunla insan topluluğunun ortasına daldılar” dediğini anlattı.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.