38826. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
38827. Metin
رب يسر
Rabbim, kolaylaştır!
38828. Metin
القول في تفسير السورة التي يُذكر فيها الأنفال
İçinde Enfâl'in zikredildiği surenin tefsirine dair söz
38829. Metin
القول في تأويل قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ}.
Allah Teâlâ'nın: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” kavlinin teviline dair söz:
38830. Metin
اختلف أهل التأويل في معنى الأنفال التي ذكرها الله في هذا الموضعِ؛ فقال بعضُهم: هي الغنائم. وقالوا: معنى الكلام: يسألك أصحابك يا محمد عن الغنائم التي غَنِمتَها أنت وأصحابك يوم بدر لمن هي؟ فقلْ: هي لله ولرسوله.
Tevil ehli, Allah'ın bu yerde zikrettiği “enfâl”in anlamı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: “Onlar ganimetlerdir” demişlerdir. Şöyle de demişlerdir: “Sözün anlamı şudur: Ey Muhammed! Ashabın sana Bedir günü senin ve ashabının elde ettiği ganimetlerin kime ait olduğunu soruyorlar. De ki: Onlar Allah'a ve Resûlü'ne aittir.”
38831. Metin
ذكرُ من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38832. Metin
حدثنا ابن وكيع (¬١)، قال: ثنا سويد بن عمرو، عن حماد بن زيد، عن عكرمةَ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: الأنفالُ الغنائم (¬٢).
Bize İbn Vekî‘ (¬١) rivayet edip dedi ki: Bize Süveyd b. Amr, Hammâd b. Zeyd'den, o da İkrime'den {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” ayeti hakkında rivayet etti; İkrime: “Enfâl, ganimetlerdir (¬٢)” dedi.
38833. Metin
حدثني محمد بن عمرو، قال: ثنا أبو عاصم، قال: ثنا عيسى،، عن ابن أبي نجيح، عن مجاهد في قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: الأنفالُ الغنائم (¬٣).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” kavli hakkında rivayet etti; Mücâhid: “Enfâl, ganimetlerdir (¬٣)” dedi.
38834. Metin
حدثني المثنى، قال: ثنا أبو حذيفة، قال: ثنا شبل، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهد، قال: الأنفالُ المغنم.
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet etti, dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den rivayet etti; Mücâhid: “Enfâl, ganimettir” dedi.
38835. Metin
حدثنا ابن وكيع، قال: ثنا أبو خالد الأحمرُ، عن جويبرٍ، عن الضحاكِ:
Bize İbn Vekî'1 rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Hâlid el-Ahmer, Cüveybir'den, o da ed-Dahhâk'tan2 [şöyle] rivayet etti:3
38836. Metin
{يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: الغنائم (¬١).
{يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar.” [Dahhâk] dedi ki: “Ganimetlerdir (¬١).”
38837. Metin
حُدِّثتُ عن الحسين بن الفرج، قال: سمعت أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدُ بنُ سليمانَ، قال: سمعتُ الضحاكَ يقولُ في قوله: {الْأَنْفَالِ}. قال: يعني الغنائم.
Hüseyin b. el-Ferec'den rivayetle bana anlatıldı, dedi ki: Ebû Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd b. Süleyman rivayet etti, dedi ki: Dahhâk'ın {الْأَنْفَالِ} “Enfâl” kavli hakkında: “Yani ganimetler” dediğini işittim.
38838. Metin
حدثني المثنى، قال: ثنا عبد الله بن صالح، قال: ثني معاوية، عن عليّ بن أبى طلحةَ، عن ابن عباس قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: الأنفالُ الغنائم (¬٢).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali b. Ebî Talha'dan, o da İbn Abbâs'tan {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” kavli hakkında rivayet etti; İbn Abbâs: “Enfâl, ganimetlerdir (¬٢)” dedi.
38839. Metin
حدثني محمد بن سعد، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباس: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. [والأنفال] (¬٣) الغنائم.
Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar”; [enfâl] (¬٣) ganimetlerdir.
38840. Metin
حدثنا بشر، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيد، عن قتادة في قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: الأنفالُ الغنائم (¬٤).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” kavli hakkında rivayet etti; Katâde: “Enfâl, ganimetlerdir (¬٤)” dedi.
38841. Metin
حدثني يونس، قال: أخبرنا ابن وهب، قال: قال ابن زيد: الأنفال الغنائم (¬٥).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd: “Enfâl, ganimetlerdir (¬٥)” dedi.
38842. Metin
حدثنا أحمد بن إسحاق، قال: ثنا أبو أحمد، قال: ثنا ابن المبارك، عن ابن جُريجٍ، عن عطاء: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: الغنائمُ (¬٦).
Bize Ahmed b. İshak rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü'l-Mübârek, İbn Cüreyc'den, o da Atâ'dan {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” ayeti hakkında rivayet etti; Atâ: “Ganimetlerdir (¬٦)” dedi.
38843. Metin
وقال آخرون: هي أنفالُ السَّرايا.
Başkaları ise: “O, seriyyelerin nefelleridir (özel ganimet paylarıdır).” dedi.
38844. Metin
ذِكرُ من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38845. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا عبد العزيز، قال: ثنا عليُّ بن صالح بن حيٍّ، قال: بلغنى في قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: السَّرايا (¬١).
Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize Ali b. Sâlih b. Hay rivayet etti, dedi ki: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” kavli hakkında bana ulaştı ki o: “Seriyyelerdir (¬١)” demiştir.
38846. Metin
وقال آخرون: الأنفال ما شذَّ من المشركين إلى المسلمين من عبد أو دابَّة أو (¬٢) ما أشبه ذلك.
Başkaları ise: “Enfâl, müşriklerden Müslümanlara kaçıp gelen köle, binek hayvanı veya (¬٢) benzeri şeylerdir” demişlerdir.
38847. Metin
ذكر من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38848. Metin
حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا جابر بن نوحٍ، عن عبد الملكِ، عن عطاء في قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ}. قال: هو ما شذَّ من المشركين إلى المسلمين بغير قتالٍ؛ دابَّةٌ أو عبد أو متاعٌ، ذلك للنبي ﷺ يصنع فيه ما شاء (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Câbir b. Nûh, Abdülmelik'ten, o da Atâ'dan {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” kavli hakkında rivayet etti; Atâ dedi ki: “O, savaş olmaksızın müşriklerden Müslümanlara kaçıp gelen şeydir; bir binek hayvanı, bir köle veya bir eşyadır. Bu, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e aittir, onda dilediğini yapar (¬٣).”
38849. Metin
حدثنا ابن وكيع، قال: ثنا ابن نميرٍ، عن عبد الملك، عن عطاء: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}.
Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Nümeyr, Abdülmelik'ten, o da Atâ'dan {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” ayeti hakkında rivayet etti:
38850. Metin
قال: هي ما شذَّ من المشركين إلى المسلمين بغير قتال من عبد أو أمة أو متاعٍ أو نَفَل (¬٤)، فهو للنبي ﷺ يصنع فيه ما شاء (¬٥).
[Atâ] dedi ki: “O, savaş olmaksızın müşriklerden Müslümanlara kaçıp gelen köle, cariye, eşya veya nefeldir (¬٤). O, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e aittir; onda dilediğini yapar (¬٥).”
38851. Metin
قال: ثنا عبد الأعلى، عن معمرٍ، عن الزهريِّ، أن ابن عباس سُئل عن الأنفال،
[İbn Vekî‘] dedi ki: Bize Abdüla‘lâ, Ma‘mer'den, o Zührî'den rivayet etti ki; İbn Abbâs'a enfâl hakkında soruldu,
38852. Metin
فقال: السلب والفرسُ.
İbn Abbâs: “Seleb (öldürülen düşmandan alınan eşya) ve attır” dedi.
38853. Metin
حدثني محمد بن سعد، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباس، ويقال: الأنفالُ ما أُخِذ مما سقط من المتاعِ بعدما تُقسم الغنائم، فهي نَفَلٌ لله ولرسوله.
Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti: “Enfâl'in, ganimetler taksim edildikten sonra geriye düşüp kalan eşyalardan alınan şeyler olduğu söylenir. Bunlar Allah'a ve Resûlü'ne ait bir nefeldir.”
38854. Metin
حدثني القاسم، قال: ثنا الحسين، قال: ثني حجاجٌ، قال: قال ابن جريج: أخبرني عثمان بن أبي سليمانَ، عن محمد بن شهاب، أن رجلا قال لابن عباس: ما الأنفالُ؟ قال: الفرسُ، [الدِّرع، الرمح] (¬١).
Bana el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Hüseyin rivayet etti, dedi ki: Bana Haccâc rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: Bana Osmân b. Ebî Süleymân, Muhammed b. Şihâb'dan haber verdi ki bir adam İbn Abbâs'a: “Enfâl nedir?” diye sordu. O da: “Attır, [zırhtır, mızraktır] (¬١)” dedi.
38855. Metin
حدثني الحارث، قال: ثنا عبد العزيز، قال: ثنا عبد الوارث بن سعيد، قال: قال ابن جُريجٍ: قال عطاءٌ: الأنفال: الفرسُ الشاذُّ، والدِّرعُ، والثوبُ.
Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülvâris b. Saîd rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: Atâ: “Enfâl; [düşmandan] kaçıp gelen at, zırh ve elbisedir” dedi.
38856. Metin
حدثنا محمدُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا محمدُ بنُ ثورٍ، عن معمر، عن الزهريِّ، عن ابن عباس، قال: كان يُنفَّلُ الرجلُ [سلَبَ الرجل وفرَسَه] (¬٢).
Bize Muhammed b. Abdila‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer'den, o da ez-Zührî'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti, dedi ki: “Kişiye [öldürdüğü adamın selebi ve atı] (¬٢) nefel olarak verilirdi.”
38857. Metin
حدثني يونس، قال: أخبرنا ابن وهب، قال: أخبرني مالك بن أنس، عن ابن شهابٍ، عن القاسم بن محمدٍ، قال: سمعت رجلا سأل ابن عباس عن الأنفالِ، فقال ابن عباس: الفرسُ من النَّفَل، والسَّلَبُ من النفَلِ. ثم عاد لمسألته، فقال ابن عباس ذلك أيضًا، ثم قال الرجلُ: الأنفالُ التي قال الله في كتابه ما هي؟ قال القاسم: فلم يزل يسأله حتى كاد يُخْرِجُه ٣، فقال ابن عباس: أتدرون ما مَثَلُ هذا؟
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Mâlik b. Enes, İbn Şihâb'dan, o da el-Kâsım b. Muhammed'den haber verdi; dedi ki: Bir adamın İbn Abbâs'a enfâli sorduğunu işittim. İbn Abbâs: “At nefeldendir, seleb de nefeldendir” dedi. Sonra [adam] sorusunu tekrarladı; İbn Abbâs yine aynı cevabı verdi. Bunun üzerine adam: “Allah'ın Kitabı'nda zikrettiği enfâl nedir?” dedi. el-Kâsım dedi ki: [Adam] İbn Abbâs'a soru sormaya devam etti, öyle ki neredeyse onu çileden çıkaracaktı 3. Bunun üzerine İbn Abbâs: “Bu adamın misali neye benzer bilir misiniz?” dedi.
38858. Metin
مَثَلُ صَبِيغٍ الذي ضرَبه عمر بن الخطاب ﵁ (¬١).
Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh'ın dövdüğü Sabîğ'in misali gibidir (¬١).”
38859. Metin
حدثنا الحسنُ بن يحيى، قال: أخبرنا عبد الرزَّاقِ، قال: أخبرنا معمر، عن الزهرى، عن القاسم بن محمد، قال: قال ابن عباس: كان عمر ﵁ إذا سُئل عن شيءٍ قال: لا آمرُك ولا أنهاكَ. ثم قال ابن عباس: واللَّهِ ما بَعَثَ اللَّهُ نبيَّه ﵇ إلا زاجرًا أمرًا مُحِلًّا (¬٢) محرِّمًا. قال القاسم: فسُلِّط على ابن عباس رجلٌ يسأله عن الأنفال، فقال ابن عباسٍ: كان الرجلُ يُنَفَّلُ فرسَ الرجل وسلاحَه، فأعادَ عليه الرجلُ، فقال له مثل ذلك، ثم أعادَ عليه حتى أغْضَبه، فقال ابن عباس: أتدرون ما مَثَلُ هذا؟ مَثَلُ صَبِيغٍ الذي ضرَبه عمر حتى سالت الدماء على عِقبيْه، أو على رجليه. فقال الرجلُ: أمّا أنت فقد انتقم اللَّهُ لعمر منك (¬٣).
Bize el-Hasan b. Yahyâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize Ma‘mer, ez-Zührî'den, o da el-Kâsım b. Muhammed'den haber verdi; dedi ki: İbn Abbâs şöyle dedi: Ömer radıyallâhu anh kendisine bir şey sorulduğunda: “Sana ne emrederim ne de yasaklarım” derdi. Sonra İbn Abbâs dedi ki: “Allah'a yemin olsun ki Allah Peygamberi'ni aleyhisselâm ancak sakındıran, emreden, helal kılan (¬٢) ve haram kılan olarak göndermiştir.” Kâsım dedi ki: İbn Abbâs'a musallat olup ona enfâl hakkında soru soran bir adam çıktı. İbn Abbâs: “Kişiye [öldürdüğü] adamın atı ve silahı nefel olarak verilirdi” dedi. Adam sorusunu tekrarladı, o da yine aynısını söyledi. Sonra adam tekrar sordu, nihayet onu öfkelendirdi. Bunun üzerine İbn Abbâs: “Bunun misalinin ne olduğunu bilir misiniz? Ömer'in, kan iki topuğuna -veya iki ayağına- akıncaya kadar dövdüğü Sabîğ'in misali gibidir!” dedi. Bunun üzerine adam: “Sana gelince, Allah Ömer'in intikamını senden almıştır (¬٣)” dedi.
38860. Metin
حدثنا أحمد بن إسحاقَ، قال: ثنا أبو أحمد، قال: ثنا ابن المباركِ، عن عبد الملك، عن عطاء: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: يسألونك فيما شذَّ من المشركين إلى المسلمين في غير قتال، من دابَّةٍ أو عبدٍ (¬٤)، فهو نفَلٌ للنبي ﷺ (¬٥).
Bize Ahmed b. İshak rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize İbnü'l-Mübârek, Abdülmelik'ten, o da Atâ'dan {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” kavli hakkında rivayet etti; Atâ dedi ki: “Sana savaş olmaksızın müşriklerden Müslümanlara kaçıp gelen binek hayvanı veya köle (¬٤) gibi şeyleri soruyorlar. Bu, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem için bir nefeldir (¬٥).”
38861. Metin
وقال آخرون: النفَلُ: الخُمُسُ الذي جعله الله لأهلِ الخُمُسِ.
Başkaları da şöyle demiştir: Nefel, Allah'ın humus ehline kıldığı humustur (beşte birdir).
38862. Metin
ذِكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38863. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا عبدُ العزيزِ، قال: ثنا عبد الوارث بن سعيدٍ، عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهد: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: هو الخُمُسُ، قال المهاجرون: لِمَ يُرفَعُ عنا (¬١) هذا الخُمُسُ؟ لم يُخرج منا؟ فقال الله: هو لله والرسول (¬٢).
Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize Abdülvâris b. Saîd, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” kavli hakkında rivayet etti; Mücâhid dedi ki: “O humustur. Muhacirler: 'Bu humus bizden niçin kaldırılıyor (¬١)? Niçin bizden çıkarılıyor?' dediler. Bunun üzerine Allah: 'O, Allah'a ve Resûl'e aittir' buyurdu (¬٢).”
38864. Metin
حدَّثنا أحمد بن إسحاق، قال: ثنا أبو أحمد، قال: ثنا عبادُ بنُ العوَّامِ، عن الحجاجِ، عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ، أنهم سألوا النبيَّ ﷺ عن الخمس بعد الأربعة الأخماسِ، فنزلتْ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} (¬٣).
Bize Ahmed b. İshak rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize Abbâd b. el-Avvâm, el-Haccâc'dan, o da İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den rivayet etti ki: Onlar Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e dörtte beşlik kısımdan sonraki humus (beşte bir) hakkında sordular; bunun üzerine: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar” ayeti indi (¬٣).
38865. Metin
قال أبو جعفر: وأوْلى هذه الأقوال بالصواب في معنى الأنفال قولُ مَن قال: هي زياداتٌ يزيدُها الإمامُ بعض الجيش أو جميعهم، إمّا مِن سَلَبِه (¬٤) على حقوقهم من القسمةِ، وإمَّا مما وصَل إليه بالنفَلِ أو ببعض أسبابه؛ ترغيبا له، وتحريضا لمن معه من جيْشِه على ما فيه صلاحهم وصلاح المسلمين، أو صلاح أحد الفريقين. وقد يدخُلُ في ذلك ما قال ابن عباسٍ من أنه الفرسُ والدرع ونحو ذلك، ويدخُلُ فيه ما قاله عطاء من أن ذلك ما عاد من المشركين إلى المسلمين من عبد أو فرسٍ؛ لأن ذلك أمره إلى الإمام، إذا لم يكن ما وصَلوا إليه لغلبةٍ وقهرٍ، يفعَل ما فيه صلاح أهل الإسلام، وقد يدخُلُ فيه ما غلب عليه الجيش بقهرٍ.
Ebû Ca‘fer der ki: Enfâl'in anlamı konusunda bu görüşlerin doğruya en yakın olanı; onun, devlet başkanının (imam) -ordudan bir kısmını veya tamamını kendileri ve Müslümanların salahı yahut iki gruptan birinin salahı olan şeylere teşvik etmek ve gayrete getirmek maksadıyla- taksimattaki haklarına ilaveten ya selebinden (¬٤) ya da nefel yoluyla veya nefel sebeplerinden biriyle kendisine ulaşan şeyden fazladan verdiği paylar olduğunu söyleyen kimsenin görüşüdür. İbn Abbâs'ın bunun at, zırh ve benzeri şeyler olduğuna dair sözü de buna dâhildir. Atâ'nın bunun müşriklerden Müslümanlara kaçıp gelen köle veya at olduğuna dair sözü de buna dâhildir; zira elde edilen şey galebe ve zorla olmadığında bunun yetkisi imama aittir, İslâm ehlinin salahına olanı yapar. Ordunun zorla galebe çalarak elde ettiği şeyler de buna dâhil olabilir.
38866. Metin
وإنما قلنا: ذلك أولى الأقوال بالصوابِ؛ لأن النَّفَل في كلام العرَبِ، إنما هو الزيادة على الشيء، يقال منه: نفَّلتُك كذا وأَنْفَلْتُك: إِذا زِدْتُك.
Bizim: «Görüşlerin doğruya en yakın olanı budur» dememizin sebebi şudur: Çünkü Arap kelâmında en-nefel (النَّفَل), esasen bir şeyin üzerindeki fazlalıktır (ziyadedir). Bir kimseye fazladan bir şey verdiğin zaman bundan türetilerek: Neffeltüke kezâ (نفَّلتُك كذا) ve enfeltüke (أَنْفَلْتُك) [yani: Sana fazladan verdim] denir.
38867. Metin
والأنفالُ: جمعُ نَفَلٍ، ومنه قولُ لبيد بن ربيعةَ (¬١):
Enfâl ise “nefel”in çoğuludur. Lebîd b. Rebîa'nın şu sözü de bundandır (¬١):
38868. Metin
إِنَّ تَقْوَى رَبِّنَا خَيْرُ نَفَلْ … وبإِذْنِ اللَّهِ رَيْثِي وَعَجَلْ
Şüphesiz Rabbimizin takvası en hayırlı nefeldir (fazlalıktır) … Ve Allah'ın izniyledir benim yavaşlığım ve acelem.
38869. Metin
فإذ كان معناه ما ذكَرْنا، فكلُّ مَن زِيدَ مِن مُقَاتِلَةِ الجيش على سهمه من الغنيمة، إن كان ذلك لبلاءٍ أبلَاه أو لغَناءٍ كان منه عن المسلمين، بتنفيل الوالي ذلك إيَّاه، [أو بتصيير] (¬٢) حكم ذلك له، كالسَّلَبِ الذي يَسْلُبُه القاتِلُ - فهو مُنَفَّلٌ ما زيد مِنْ ذلك؛ لأنَّ الزيادةَ الفَضْلُ (¬٣)، وإن كان (¬٤) مُسْتَوجِبَه (¬٥) في بعض الأحوال لحقٍّ (¬٦)، [ليس هو] (¬٧) من الغنيمة التي تقعُ فيها القسمة. وكذلك كلُّ ما رُضِخَ (¬٨) لمن لا سهمَ له في الغنيمة فهو نَفَلٌ؛ لأنَّه وإن كان مغلوبًا عليه، فليس مما وقعت عليه القسمةُ.
Anlamı zikrettiğimiz gibi olunca; ordu savaşçılarından, gösterdiği bir kahramanlıktan veya Müslümanlar adına üstlendiği mühim bir yararlılıktan ötürü ganimet hissesine ilave yapılan -yöneticinin bunu ona fazladan vermesi veya öldürenin öldürdüğü kişiden aldığı seleb gibi onun hükmünü ona tahsis etmesi suretiyle- herkes, kendisine bu şekilde fazlalık verilen (müneffel) kimsedir. Çünkü ilave (ziyade) bir fazlalıktır (lutuftur) (¬٣); her ne kadar bazı durumlarda bir hak sebebiyle bunu hak etmiş olsa da (¬٤) (¬٥) (¬٦), bu [taksimata konu olan] ganimetten değildir (¬٧). Aynı şekilde, ganimette payı olmayan kimseye verilen az miktardaki bahşişlerin (radh) (¬٨) her biri de nefeldir; çünkü zorla ele geçirilmiş olsa bile taksimata konu olan şeylerden değildir.
38870. Metin
فالفصلُ - إذ كان الأمرُ على ما وصَفنا - بين الغنيمة ٩ والنفَلِ، أن ١٠ الغنيمة هي ما أفاء الله على المسلمين من أموال المشركين بغلبةٍ وقهرٍ، نُفِّل منه مُنَفَّلٌ أو لم يُنفَّلْ، والنَّفَلُ: هو ما أعطِيَه المرءُ ١١ على البلاء والغَنَاءِ عن الجيش على غيرِ قسمةٍ.
Durum nitelediğimiz gibi olduğuna göre ganimet 9 ile nefel arasındaki fark; 10 ganimetin, bir kimseye fazladan pay verilsin veya verilmesin, Allah'ın müşriklerin mallarından üstünlük ve zorla Müslümanlara nasip ettiği şey olmasıdır. Nefel ise kişinin 11, ordu adına gösterdiği kahramanlık ve yararlılık sebebiyle paylaştırma [esasına tabi] olmaksızın kendisine verilen şeydir.
38871. Metin
وإذْ كان ذلك معنى النَّفَلِ، فتأويل الكلام: يسألُكَ أصحابك يا محمد عن الفضلِ من المال الذي تقعُ فيه القِسْمة من غنيمة كفار قريش الذين قتلوا ببدرٍ لمنْ هوَ؟ قل لهم يا محمد: هو لله ولرسوله دونَكم، يجعله (¬١) حيث شاءَ.
Nefelin anlamı bu olunca sözün tevili şudur: Ey Muhammed! Ashabın sana, Bedir'de öldürülen Kureyş kâfirlerinin ganimetlerinden paylaşıma konu olan malın fazlalığının kime ait olduğunu soruyorlar. Onlara de ki: Ey Muhammed! O, sizden ayrı olarak Allah'a ve Resûlü'ne aittir; Resûlullah onu dilediği yere koyar (¬١).
38872. Metin
واختُلِف في السببِ الذي من أجله نزلت هذه الآيةُ؛ فقال بعضُهم: نزلت في غنائم بدرٍ؛ لأنَّ النبي ﷺ كان نفَّل أقوامًا على بلاءٍ، فأبلى أقوام وتخلَّف آخرُون مع رسول الله ﷺ، فاختلفوا فيها بعد انقضاء (¬٢) الحربِ، فأنزل الله هذه الآيةَ على رسولِه، يُعْلِمُهم أن ما فعل فيها رسول الله ﷺ فماضٍ جائزٌ.
Bu ayetin iniş sebebi hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bu ayet Bedir ganimetleri hakkında inmiştir; çünkü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem gösterilen yararlılık karşılığında birtakım kimselere fazladan pay (nefel) vermişti. Birtakım kimseler yararlılık göstermiş, diğerleri ise Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında geride kalmıştı. Savaş sona erdikten (¬٢) sonra ganimetler hakkında ihtilafa düştüler. Bunun üzerine Allah Resûlü'ne bu ayeti indirerek Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ganimetler konusunda yapacağı tasarrufun geçerli ve caiz olduğunu onlara bildirdi.
38873. Metin
ذِكرُ من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38874. Metin
حدثنا محمد بن عبد الأعلى، قال: ثنا معتمرُ بن سليمان، قال: سمعتُ داود بن أبي هند يحدِّثُ عن عكرمة، عن ابن عباس، أن النبي ﷺ قال: "مَنْ أَتَى مَكانَ كَذَا وَكَذَا ٣، أَوْ فَعَلَ كَذَا وَكَذَا، فَلَهُ كَذَا وَكَذَا". فتسارع إليه الشبَّانُ، وبقى الشيوخ عند الرايات، فلمَّا فتَح الله عليهم، جاءوا يطلبون ما جعل لهم النبي ﷺ فقال لهم الأشياخ: لا تذهَبوا به دونَنا. فأنزل الله تعالى هذه الآيةَ: {فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ} ٤.
Bize Muhammed b. Abdila‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Mu‘temir b. Süleymân rivayet etti, dedi ki: Dâvûd b. Ebî Hind'in İkrime'den, onun da İbn Abbâs'tan rivayet ettiğini işittim; Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: «Kim falan ve falan yere varır 3 yahut şöyle şöyle yaparsa ona şu ve şu vardır.» Bunun üzerine gençler buna doğru koştular, yaşlılar ise sancakların yanında kaldı. Allah onlara fethi nasip edince [gençler], Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendilerine vadettiği şeyi istemeye geldiler. Yaşlılar ise onlara: "Onu bizden ayrı olarak alıp götürmeyin!" dediler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi: {فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ} “Artık Allah'tan korkun ve aranızı düzeltin!” 4.
38875. Metin
حدَّثنا المثنى، قال: ثنا عبد الأعلى، وحدَّثنا ابن وكيع، قال: ثنا عبد الأعلى، قال: ثنا داودُ، عن عكرمة، عن ابن عباس، قال: لما كان يوم بدرٍ، قال رسولُ الله ﷺ: "مَنْ صَنَعَ كَذَا وَكَذَا فَلَهُ كَذَا وَكَذَا". قال: فتسارع في ذلك شبَّانُ الرجالِ، وبقيت الشيوخ تحت الراياتِ، فلما كانت (¬١) الغنائم، جاءوا يطلبون الذي جُعِل لهم، فقالت الشيوخ: لا تسْتأثِرُوا علينا؛ فإنا كنا رِدْءًا لكم، وكنا تحتَ الرايات، ولو انكشفتم انكشفتم (¬٢) إلينا. فتنازَعُوا، فأنزَلَ اللَّهُ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُل الأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُول فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ} (¬٣).
Bize el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet etti. Bize İbn Vekî‘ de rivayet edip dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet etti, dedi ki: Bize Dâvûd, İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti, dedi ki: Bedir günü olunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Kim şöyle şöyle yaparsa ona şu ve şu vardır” buyurdu. [İbn Abbâs] dedi ki: Genç adamlar buna doğru koştular, yaşlılar ise sancakların altında kaldılar. Ganimetler toplanınca (¬١) [gençler] kendilerine vadedilen şeyi istemeye geldiler. Yaşlılar: “Bize karşı [ganimeti] kendi tekelinize almayın; çünkü biz sizin için bir dayanak noktasıydık ve sancakların altındaydık, şayet bozguna uğrasaydınız bize sığınacaktınız (¬٢)” dediler. Böylece çekiştiler. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُل الأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُول فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir. Artık Allah'tan korkun, aranızı düzeltin ve eğer mümin iseniz Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin.” (¬٣)
38876. Metin
حدثني إسحاق بن شاهينَ، قال: ثنا خالدُ بنُ عبدِ اللَّهِ، عن داودَ، عن عكرمة، عن ابن عباس، قال: لما كان يوم بدر، قال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "مَنْ فَعَلَ كَذَا فَلَهُ كَذَا وَكَذَا مِن النَّفَلِ". قال: فتقدّم الفتيانُ، ولزم المشيخة الرايات فلم يبرَحوا ٤، فلما فُتِحَ عليهم قالت المشيخةُ: كنا ردءًا لكم، فلو انهزمتم انحزتُم إلينا، لا تذهَبوا بالمغنم دونَنا. فأبى الفتيانُ، وقالوا: جعله رسول الله ﷺ لنا. فأنزل الله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُول}. قال: فكان ذلك خيرًا لهم، وكذلك أيضًا أطيعوني فإني أعلمُ ٥ ٦.
Bana İshâk b. Şâhîn rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. Abdillâh, Dâvûd'dan, o İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti, [İbn Abbâs] dedi ki: Bedir günü olunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Kim şöyle yaparsa ona ganimetten şu ve şu vardır» buyurdu. [İbn Abbâs] dedi ki: Bunun üzerine gençler ileri atıldılar; yaşlılar ise sancakların yanında durup [oradan] ayrılmadılar 4. [Allah] onlara zafer nasip edince yaşlılar: "Biz sizin için bir dayanak idik; şayet hezimete uğrasaydınız bize sığınacaktınız. Ganimeti biz olmadan alıp gitmeyin" dediler. Gençler ise buna yanaşmayıp: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu bize tahsis etti" dediler. Bunun üzerine Allah: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُول} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir” [ayetini] indirdi. [İbn Abbâs] dedi ki: Bu onlar için daha hayırlı oldu. [Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:] "Aynı şekilde bana da itaat edin; çünkü ben [sizin akıbetinizi sizden daha iyi] bilirim" 5 6.
38877. Metin
حدثنا محمد بن المثنى، قال: ثنا عبد الوهاب، قال: ثنا داود، عن عكرمة في هذه الآية: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ}. قال: لما كان يوم بدر، قال النبي ﷺ: "مَنْ صَنَعَ كَذَا فَلَهُ مِن النَّفَل كَذَا". فخرج شبَّانُ (¬١) الرجال فجعَلوا يصنَعونَه، فلما كان عند القسمةِ، قال الشيوخ: نحن أصحابُ الراياتِ، وقد كنا رِدْءًا لكم. فأنزل الله في ذلك: {قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ}.
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdülvehhâb rivayet etti, dedi ki: Bize Dâvûd, İkrime'den şu ayet hakkında rivayet etti: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” [İkrime] dedi ki: Bedir günü olunca Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: "Kim şöyle yaparsa ona ganimetten şu kadar vardır" buyurdu. Genç (¬١) adamlar çıkıp bunu yapmaya koyuldular. Taksimat vaktinde yaşlılar: "Biz sancakların sahipleriyiz ve sizin için bir dayanak noktasıydık" dediler. Bunun üzerine Allah bu hususta şu ayeti indirdi: {قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ} “De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir. Artık Allah'tan korkun, aranızı düzeltin ve eğer mümin iseniz Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin.”
38878. Metin
حدثني المثنى، قال: ثنا إسحاق، قال: ثنا يعقوب الزهريُّ (¬٢)، قال: ثنى المغيرةُ بن عبد الرحمن، عن أبيه، عن سليمان بن موسى، عن مكحولٍ مولَى هُذَيلٍ، عن أبي سلَّامٍ (¬٣) الباهليِّ، عن أبي أمامة، عن عُبادةَ بن الصامتِ، قال: أَنزَلَ اللَّهُ حِينَ اختلَف القومُ في الغنائم يومَ بدرٍ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. إلى قوله: {إن كُنتُم مُؤْمِنِينَ}، فقسمه رسولُ اللَّهِ ﷺ بينهم عن بَوَاء (¬٤).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize İshâk rivayet etti, dedi ki: Bize Ya‘kūb ez-Zührî (¬٢) rivayet etti, dedi ki: Bana el-Mugīre b. Abdirrahmân, babasından, o Süleymân b. Mûsâ'dan, o Hüzeyl'in âzatlısı Mekhûl'den, o Ebû Sellâm (¬٣) el-Bâhilî'den, o Ebû Ümâme'den, o da Ubâde b. es-Sâmit'ten rivayet etti, [Ubâde] dedi ki: Bedir günü topluluk ganimetler hakkında ihtilafa düştüğünde Allah: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} ayetinden {إن كُنتُم مُؤْمِنِينَ} sözüne kadar olan kısmı indirdi; bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu aralarında eşit olarak (¬٤) paylaştırdı.
38879. Metin
حدثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا سلمة، عن محمد، قال: ثنى عبد الرحمن بنُ الحارث وغيره من أصحابنا، عن سليمان بن موسى الأشدقِ، عن مكحول، عن أبي أمامة الباهليِّ، قال: سألتُ عبادة بن الصامتِ عن الأنفال، فقال: فينا معشر أصحاب بدرٍ نزَلتْ، حين اختلفنا في النَّفَل وساءت فيه أخلاقنا، فنزعه الله من
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Seleme, Muhammed'den rivayet etti, [Muhammed] dedi ki: Bana Abdurrahman b. el-Hâris ve ashâbımızdan başkası, Süleymân b. Mûsâ el-Eşdak'tan, o Mekhûl'den, o Ebû Ümâme el-Bâhilî'den rivayet etti; [Ebû Ümâme] dedi ki: Ubâde b. es-Sâmit'e ganimetler hakkında sordum, şöyle dedi: "[Bu ayet] biz Bedir ashabı topluluğu hakkında indi; hani ganimet hususunda ihtilafa düşmüş ve onun yüzünden ahlakımız bozulmuştu. Bunun üzerine Allah onu..."
38880. Metin
أيدينا، فجعَله إلى رسول الله ﷺ، وقسَمه رسول الله ﷺ بين المسلمين عن بَوَاءٍ (¬١) - يقولُ: على السواءِ - فكان في ذلك تقوى الله، وطاعة رسوله ﷺ، وصلاح ذات البينِ (¬٢).
ellerimizden çekip aldı ve onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e bıraktı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de onu Müslümanlar arasında eşit olarak (¬١) -yani eşitlik üzere- paylaştırdı. Böylece bunda Allah'a karşı takva, Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem'e itaat ve aranın düzeltilmesi hasıl oldu (¬٢).
38881. Metin
وقال آخرون: بل (¬٣) إنما نزلت هذه الآيةُ؛ لأن بعض أصحاب رسول الله ﷺ سأله من المغنم شيئًا قبلَ قِسْمَتِها، فلم يُعْطِه إيَّاه، إذ كان شركًا بين الجيشِ، فجعَل الله جميعَ ذلك لرسول الله ﷺ.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis (¬٣) bu ayet sadece, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bazılarının ganimet paylaştırılmadan önce ondan bir şey istemeleri, ganimetin ordunun ortak hakkı olması sebebiyle de [Hz. Peygamber'in] bunu ona vermemesi üzerine indi; Allah da onun tamamını Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ait kıldı.
38882. Metin
ذكر من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38883. Metin
حدثني إسماعيل بن موسى السُّديُّ، قال: ثنا أبو الأحوص، عن عاصم، عن مصعب بن سعد، عن سعد، قال: أتيت النبي ﷺ يومَ بدرٍ بسيفٍ، فقلت: يا رسولَ اللهِ، هذا السيفُ قد شفَى الله به من المشركين، فسألته إيَّاه، فقال: "ليسَ هذا لي ولا لك". قال: فلما ولَّيتُ، قلتُ: أخافُ أن يُعطيه من لم يُبل بلائي، فإذا رسول الله ﷺ خلْفِى. قال: فقلتُ: أخافُ أن يكونَ نزَل فيَّ شيءٌ. قال: "إن السيف قد صار لي". قال: فأعطانيه، ونزلت: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}.
Bana İsmâil b. Mûsâ es-Süddî rivayet edip dedi ki: Bize Ebü'l-Ahvas, Âsım'dan, o Mus‘ab b. Sa‘d'dan, o da Sa‘d'dan rivayet etti, dedi ki: Bedir günü bir kılıçla Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldim ve: "Ey Allah'ın Resûlü, Allah bu kılıçla müşriklere karşı [gönlüme] şifa verdi" dedim ve onu kendisinden istedim. Bunun üzerine: "Bu ne bana aittir ne de sana" buyurdu. [Sa‘d] dedi ki: Geri döndüğümde: "Onun, benim gösterdiğim yararlılığı göstermeyen birine verilmesinden korkarım" dedim; bir de baktım ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arkamda. [Sa‘d] dedi ki: "Hakkımda bir şey indiğinden korkarım" dedim. [Hz. Peygamber]: "Kılıç artık bana ait oldu" buyurdu. [Sa‘d] dedi ki: Onu bana verdi ve {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar.” ayeti indi.
38884. Metin
حدثنا أبو كريب، قال: ثنا أبو بكرٍ، قال: ثنا عاصم، عن مصعب بن سعد، عن سعد سعد بن مالكٍ، قال: لما كان يومُ بدرٍ جئتُ بسيفٍ. قال: فقلتُ: يا
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Bekir rivayet edip dedi ki: Bize Âsım1, Mus‘ab b. Sa‘d'dan, o da Sa‘d'dan2 -Sa‘d b. Mâlik'ten-3 rivayet etti, dedi ki: Bedir günü olduğunda bir kılıç getirdim. [Sa‘d] dedi ki: [Bunun üzerine] dedim ki: Ey
38885. Metin
رسولَ الله، إن الله قد شفَى صدرى من المشركين - أو نحو هذا - فهبْ لي هذا السيفَ، فقال لي: "هَذَا لَيْسَ لِي ولَا لَكَ". فرجعتُ فقلتُ: عسى أن يُعطَى هذا من لم يُبْل بلائِى، فجاءنى الرسولُ، فقلتُ: حدّث فيَّ حَدَثٌ! فلما انتهيتُ، قال: "يا سَعْدُ، إِنَّكَ سألْتَنى السَّيْفَ ولَيْسَ لي، وَإِنَّهُ قَدْ صَارَ لي فَهُوَ لَكَ". ونزَلت: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} " (¬١).
Allah'ın Resûlü, şüphesiz Allah müşriklere karşı gönlüme şifa verdi -veya buna benzer bir ifade- şu kılıcı bana bağışla." Bana: "Bu ne bana aittir ne de sana" buyurdu. Geri döndüm ve: "Olur ki bu, benim gösterdiğim yararlılığı göstermeyen birine verilir" dedim. Bana elçi geldi. "Hakkımda bir şey oldu!" dedim. Yanına vardığımda: "Ey Sa‘d! Sen kılıcı benden istedin, oysa bana ait değildi. Artık o bana ait oldu, o senindir" buyurdu ve: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” ayeti indi (¬١).
38886. Metin
حدثنا ابن وكيع، قال: ثنا أبي، عن إسرائيل، عن سماك بن حرب، عن مصعب بن سعد، عن أبيه، قال: أصبتُ سيفًا يومَ بدر فأعجبنى، فقلت: يا رسولَ الله، هبْه لي، فأَنزَلَ اللَّهُ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} " (¬٢).
Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize babam, İsrâîl'den, o Simâk b. Harb'den, o Mus‘ab b. Sa‘d'dan, o da babasından rivayet etti, dedi ki: Bedir günü bir kılıç ele geçirdim ve hoşuma gitti. "Ey Allah'ın Resûlü, bunu bana bağışla" dedim. Bunun üzerine Allah: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” ayetini indirdi (¬٢).
38887. Metin
حدثنا ابن المثنى وابن وكيعٍ، قال ابن المثنى: ثني ٣ [أبو معاويةُ، وقال ابن وكيعٍ: ثنا] ٤ أبو معاوية، قال: ثنا الشيباني، عن محمدِ بن عُبيدِ اللهِ، عن سعد بن أبى وقاصٍ، قال: فلما ٥ كان يومُ بدرٍ قُتِل أخى عُمَيْرٌ، وقتلتُ [سعيدَ بن العاص] ٦ وأخَذتُ سيفَه، وكان يُسمَّى ٧ ذا الكَتِيفةِ ٨، فجئتُ به إلى النبي ﷺ، فقال:
Bize İbnü'l-Müsennâ ve İbn Vekî‘ rivayet edip dediler ki: İbnü'l-Müsennâ dedi ki: Bana 3 [Ebû Muâviye, İbn Vekî‘ de: Bize] 4 Ebû Muâviye rivayet edip dedi ki: Bize eş-Şeybânî, Muhammed b. Ubeydillâh'tan, o Sa‘d b. Ebî Vakkâs'tan rivayet etti; dedi ki: Bedir günü olunca 5 kardeşim Umeyr öldürüldü. Ben de [Saîd b. el-Âs'ı] 6 öldürdüm ve kılıcını aldım. [Kılıç] Zü'l-Ketîfe 8 diye isimlendiriliyordu 7. Onu Peygamber'e sallallâhu aleyhi ve sellem getirdim; bunun üzerine [Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurdu:
38888. Metin
"اذْهَبْ فَاطْرَحْهُ في القَبَض (¬١) ". فطرحْتُه ورجعتُ، وبي ما لا يعلمه إلا اللَّهُ مِن قتل أخى وأخْذِ سَلبى. قال: فما جاوزتُ إلا قريبا حتى نزلت عليه سورة الأنفال، فقال: "اذْهَبْ فَخُذْ سَيْفَك". ولفظ الحديث لابن المثنى (¬٢).
"Git ve onu toplanan ganimetlerin arasına (¬١) at." Onu attım ve kardeşimin öldürülmesinden ve aldığım ganimetimin benden alınmasından ötürü içimde ancak Allah'ın bildiği bir kederle geri döndüm. [Sa‘d] dedi ki: Çok az bir mesafe uzaklaşmıştım ki üzerine Enfâl Suresi indi. Bunun üzerine: "Git ve kılıcını al" buyurdu. Hadisin lafzı İbnü'l-Müsennâ'ya aittir (¬٢).
38889. Metin
حدثنا أبو كريب، قال: ثنا يونس بن بُكَيْرٍ، وحدثنا ابن حميد، قال: ثنا سلمة، جميعًا عن محمد بن إسحاق، قال: ثنى عبد الله بن أبي بكرٍ، عن [بعضِ بني] ٣ ساعدة، قال: سمعت أبا أُسَيدٍ ٤ مالك بن ربيعة يقولُ: أصبتُ سيفَ ابن ٥ عائذ ٦ يوم بدرٍ، وكان السيفُ يُدعَى المَرْزُبانَ، فلما أمر رسول الله ﷺ أن يردُّوا ما في أيديهم من النَّفَل، أقبلتُ به فألقيتُه في النَّفَل، وكان رسولُ اللهِ ﷺ لا يمنع شيئًا يسأله، فرآه الأرقم بن أبي الأرقم المخزوميُّ، فسأله رسول الله ﷺ، فأعطاه إياه ٧.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Yûnus b. Bükeyr rivayet etti. [Yine] bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Seleme rivayet etti; her ikisi birden Muhammed b. İshâk'tan rivayet ettiler, o dedi ki: Bana Abdullah b. Ebî Bekir, [Benî] 4 Sâide'den [birinden] rivayet etti, o dedi ki: Ebû Üseyd 5 Mâlik b. Rebîa'yı şöyle derken işittim: Bedir günü İbn 6 Âiz'in 7 kılıcını ele geçirdim. Kılıca el-Merzubân denilirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ellerindeki ganimet mallarını geri vermelerini emredince, onu getirip ganimetlerin arasına bıraktım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kendisinden istenen hiçbir şeyi geri çevirmezdi. Onu el-Erkam b. Ebi'l-Erkam el-Mahzûmî gördü ve [bunu kendisine vermesini] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den istedi; [Resûlullah da] kılıcı ona verdi 8.
38890. Metin
حدَّثني يحيى بن جعفرٍ، قال: ثنا أحمد بن أبى بكر، عن يحيى بن عمرانَ، عن جَدِّه عثمان بن الأرقم، عن (¬١) عمِّه، عن جدِّه، قال: قال رسول الله ﷺ يومَ بدرٍ: "رُدُّوا ما كان مِن الأَنْفالِ". فوضع أبو أُسَيْدِ الساعدى سيفَ ابن عائذٍ (¬٢) المَرْزُبانَ، فعرفه الأرقمُ، فقال: هبْهُ لي يا رسول الله. قال: فأعطاه إيّاه.
Bana Yahyâ b. Ca‘fer rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. Ebî Bekir, Yahyâ b. İmrân'dan, o dedesi Osmân b. el-Erkam'dan, o amcasından (¬١), o da dedesinden rivayet etti, dedi ki: Bedir günü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ganimetlerden olan şeyleri geri verin" buyurdu. Bunun üzerine Ebû Üseyd es-Sâidî, İbn Âiz'in (¬٢) kılıcı olan el-Merzubân'ı koydu. Erkam onu tanıdı ve: "Bunu bana bağışla ey Allah'ın Resûlü" dedi. [Dedesi] dedi ki: Onu kendisine verdi.
38891. Metin
حدَّثنا محمد بن المثنى، قال: ثنا محمد بن جعفرٍ، قال: ثنا شعبة، عن سماك ابن حربٍ، عن مصعب بن سعدٍ، عن أبيه، قال: أصبتُ سيفا. قال: فأتى به النبيَّ ﷺ فقال: يا رسولَ اللهِ نَفِّلْنيه. فقال: "ضَعْهُ". ثم قام فقال: يا رسولَ اللهِ نفِّلنيه، قال: "ضَعْهُ". قال: ثم قام فقال: يا رسولَ اللهِ نفِّلنيه، أأُجعَلُ كمَن لا غَنَاء له؟! فقال النبيُّ ﷺ: "ضَعْهُ مِنْ حَيْثُ أَخَذْتَهُ". فنزلت هذه الآية: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُول} (¬٣).
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet etti, dedi ki: Bize Şu‘be, Simâk b. Harb'den, o Mus‘ab b. Sa‘d'dan, o da babasından rivayet etti, dedi ki: Bir kılıç ele geçirdim. Dedi ki: Onu Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirip: "Ey Allah'ın Resûlü, bunu bana fazladan ver" dedi. [Hz. Peygamber]: "Onu bırak" buyurdu. Sonra kalkıp: "Ey Allah'ın Resûlü, bunu bana fazladan ver" dedi. [Hz. Peygamber]: "Onu bırak" buyurdu. Dedi ki: Sonra kalkıp: "Ey Allah'ın Resûlü, bunu bana fazladan ver; [savaşta] hiçbir yararlılığı olmayan kimse gibi mi tutulacağım?!" dedi. Bunun üzerine Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: "Onu aldığın yere bırak" buyurdu. Ardından şu ayet indi: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُول} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” (¬٣)
38892. Metin
حدَّثنا أحمد بن إسحاق، قال: ثنا أبو أحمدَ، قال: ثنا إسرائيل، عن سماك، عن مصعب بن سعد، عن سعد، قال: أخَذتُ سيفًا من المغنم، فقلتُ: يا رسول الله، هب لي هذا، فنزلت {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}.
Bize Ahmed b. İshâk rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâîl, Simâk'tan, o Mus‘ab b. Sa‘d'dan, o da Sa‘d'dan rivayet etti, dedi ki: Ganimetten bir kılıç aldım ve: "Ey Allah'ın Resûlü, bunu bana bağışla" dedim; bunun üzerine {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar.” ayeti indi.
38893. Metin
حدَّثني الحارث، قال: ثنا عبد العزيز، قال: ثنا إسرائيل، عن إبراهيم بن مُهاجرٍ، عن مجاهد في قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: قال سعد: كنتُ أخَذتُ سيف سعيد بن العاص بن أمية، فأتيتُ رسول الله ﷺ، فقلتُ:
Bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize Abdülazîz rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâîl, İbrâhîm b. Muhâcir'den, o Mücâhid'den Allah Teâlâ'nın: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar.” sözü hakkında rivayet etti; [Mücâhid] dedi ki: Sa‘d şöyle dedi: Saîd b. el-Âs b. Ümeyye'nin kılıcını almıştım. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip dedim ki:
38894. Metin
أعطنِى هذا السيف يا رسول الله، فسكت فنزلتْ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} إلى قولِه: {إِن كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ}. قال: فأعطانيه رسول الله ﷺ.
"Şu kılıcı bana ver ey Allah'ın Resûlü." [Hz. Peygamber] sustu, bunun üzerine: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} ayetinden {إِن كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ} sözüne kadar olan kısım indi. [Sa‘d] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu bana verdi.
38895. Metin
وقال آخرون: بل نزَلَتْ لأنَّ أصحاب رسولِ اللهِ ﷺ سألوا قسمةَ الغنيمة بينهم يومَ بدرٍ، فأعلَمَهم الله أن ذلك لله ولرسوله دونَهم، ليس لهم فيه شيءٌ. وقالوا: معنى "عن" في هذا الموضع "مِن"، وإنما معنى الكلام: يسألونك من الأنفال. وقالوا: قد كان ابن مسعودٍ يقرؤه: (يَسْأَلُونَكَ الأنْفالَ) (¬١) على هذا التأويلِ.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis [bu ayet], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabının Bedir günü ganimetin kendi aralarında paylaştırılmasını istemeleri üzerine indi; Allah da ganimetin kendilerine değil, sırf Allah'a ve Resûlü'ne ait olduğunu, onda kendilerine ait hiçbir hak bulunmadığını onlara bildirdi. Dediler ki: Bu yerdeki "an" (عن) harf-i cerri "min" (مِن) anlamındadır ve sözün anlamı: "Senden ganimetlerden isterler" demektir. Şöyle de dediler: İbn Mes‘ûd bu yoruma dayanarak ayeti: (يَسْأَلُونَكَ الأنْفالَ) "Senden ganimetleri isterler" (¬١) şeklinde okurdu.
38896. Metin
ذِكرُ من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38897. Metin
حدَّثنا ابن بشار، قال: ثنا مؤمَّلٌ، قال: ثنا سفيان، عن الأعمشِ، قال: كان أصحاب عبد الله يقرءونها: (يَسئلُونَكَ الأَنْفالَ) (¬٢).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Müemmel rivayet etti, dedi ki: Bize Süfyân, el-A‘meş'ten rivayet etti, dedi ki: Abdullâh'ın arkadaşları ayeti: (يَسئلُونَكَ الأَنْفالَ) "Senden ganimetleri isterler" (¬٢) şeklinde okurlardı.
38898. Metin
حدَّثنا ابن وكيع، قال: ثنا المحاربيُّ، عن جُويبرٍ، عن الضحاك، قال: هي في قراءة ابن مسعودٍ (يَسْئلُونَكَ الأَنْفال) (¬٣).
Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize el-Muhâribî, Cüveybir'den, o Dahhâk'tan rivayet etti, dedi ki: O, İbn Mes‘ûd'un kıraatinde: (يَسْئلُونَكَ الأَنْفال) "Senden ganimetleri isterler" (¬٣) şeklindedir.
38899. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38900. Metin
حدَّثني المُثنى، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاوية، عن عليٍّ، عن ابن عباسٍ قولَه: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ}. قال: الأنفال المغانمُ، كانت لرسولِ الله ﷺ خالصة ٤، ليس لأحدٍ منها شيءٌ، ما أصاب سرايا المسلمين من شيءٍ أَتَوْه به، فمَنْ حبَس ٥ منه إبرة أو سِلْكًا فهو غُلولٌ، فسألوا
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet etti, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'ın: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri sorarlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Enfâl, ganimetlerdir; onda hiç kimsenin bir payı olmaksızın sadece Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e aitti4. Müslümanların seriyyeleri elde ettikleri her şeyi ona getirirlerdi. Kim ondan bir iğne veya bir iplik alıkoyarsa5 bu kamu malına hıyanet (gulûl) sayılırdı. Bunun üzerine [sahabiler] sordular
38901. Metin
رسول الله ﷺ أن يعطيهم منها، قال الله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ} لِي جعلتها لرسولي، ليس لكم فيها شيءٌ، {فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ}. ثم أنزل الله: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} [الأنفال: ٤١]. ثم قسم ذلك الخمس لرسول الله ﷺ، ولمن سمَّى في الآية (¬١).
ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ondan kendilerine versin. Bunun üzerine Allah: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ} "[Ganimetler] bana aittir, onları Resûlüme kıldım, onda sizin hiçbir hakkınız yoktur", {فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ} “Artık Allah'tan korkun, aranızı düzeltin ve eğer mümin iseniz Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin.” buyurdu. Sonra Allah şu ayeti indirdi: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a ve Resûl'e aittir...” [el-Enfâl: 41]. Ardından bu beşte biri Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve ayette adını andığı kimselere paylaştırdı (¬١).
38902. Metin
حدَّثنا القاسم، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حجاجٌ، عن ابن جريجٍ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: نزلت في المهاجرين والأنصار ممن شهد بدرًا. قال: واختلفوا فكانوا أثلاثا. قال: فنزلت: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ}. وملَّكه الله رسوله (¬٢)، يَقْسِمُه (¬٣) كما أراه الله (¬٤).
Bize el-Kāsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Hüseyn rivayet etti, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc'den şu ayet hakkında rivayet etti: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. Dedi ki: Bedir'e katılan Muhacirler ve Ensar hakkında indi. Dedi ki: İhtilafa düşüp üç fırkaya ayrıldılar. Dedi ki: Bunun üzerine: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” ayeti indi. Allah onu Resûlü'nün mülkiyetine verdi (¬٢); o da onu Allah'ın kendisine gösterdiği şekilde paylaştırdı (¬٣) (¬٤).
38903. Metin
حدَّثنا أحمد بن إسحاق، قال: ثنا أبو أحمد، قال: ثنا عباد بن العوَّام، عن الحجاج، عن عمرو بن شعيب، عن أبيه، عن جدِّه، أن الناس سألوا النبي ﷺ الغنائم يوم بدر، فنزلت: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} (¬٥).
Bize Ahmed b. İshâk rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize Abbâd b. el-Avvâm, el-Haccâc'dan, o Amr b. Şuayb'dan, o babasından, o da dedesinden rivayet etti ki: İnsanlar Bedir günü Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'den ganimetleri istediler, bunun üzerine: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ} “Sana ganimetleri soruyorlar.” ayeti indi (¬٥).
38904. Metin
قال: ثنا عبادُ بن العوامِ، عن جويبر، عن الضحاك: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: يسألونك أن تُنَفِّلَهم (¬٦).
[Ahmed b. İshâk] dedi ki: Bize Abbâd b. el-Avvâm, Cüveybir'den, o Dahhâk'tan şu ayet hakkında rivayet etti: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. Dedi ki: Kendilerine fazladan ganimet vermeni isterler (¬٦).
38905. Metin
حدَّثنا بشر بن معاذ، قال: ثنا حماد بن زيد، قال: ثنا أيوب، عن عكرمة في
Bize Bişr b. Muâz rivayet edip dedi ki: Bize Hammâd b. Zeyd rivayet etti, dedi ki: Bize Eyyûb, İkrime'den [Allah Teâlâ'nın]
38906. Metin
قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ}. قال: يسألونك الأنفال (¬١).
ayeti hakkında rivayet etti: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ}. Dedi ki: Senden ganimetleri isterler (¬١).
38907. Metin
قال أبو جعفر: وأوْلَى الأقوالِ في ذلك بالصواب أن يُقالَ: إِن اللَّهَ تعالى ذكرُه أخبر في هذه الآية عن قوم سألوا رسول الله ﷺ الأنفال أن يُعطِيهُمُوها، فأخبرهم الله أنها لله، وأنَّه جعلها لرسوله.
Ebû Ca‘fer dedi ki: Bu husustaki görüşlerin gerçeğe en uygun olanı şöyle denmesidir: Zikri yüce olan Allah bu ayette, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den ganimetleri kendilerine vermesini isteyen bir topluluktan haber vermiştir; Allah da onlara ganimetlerin Allah'a ait olduğunu ve onu Resûlü'ne tahsis ettiğini bildirmiştir.
38908. Metin
وإذا كان ذلك معناه، جاز أن يكونَ نزولها كان من أجل اختلاف أصحابِ رسول الله ﷺ فيها، وجائزٌ أن يكونَ كان من أجل مسألة من سأله السيفَ الذى ذكرنا عن سعد أنه سأله إياه، وجائزٌ أن يكون من أجل مسألة من سأل (¬٢) قسْمَ ذلك بين الجيش.
Ayetin anlamı bu olunca, inişinin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabının ganimet hususunda ihtilafa düşmelerinden ötürü olması caiz olduğu gibi; Sa‘d'dan zikrettiğimiz üzere onun Hz. Peygamber'den kılıcı istemesi sebebiyle olması da caizdir; ordunun arasında ganimetin taksim edilmesini isteyen kimsenin talebinden (¬٢) ötürü olması da caizdir.
38909. Metin
واختلفوا فيها، أمنسوخة [أم هي] (¬٣) غيرُ منسوخةٍ؟
Ayetin mensuh olup olmadığı [yahut] (¬٣) mensuh olmadığı hususunda da ihtilaf ettiler:
38910. Metin
فقال بعضُهم: هى منسوخةٌ، وقالوا: نسخها قوله: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} الآية [الأنفال: ٤١].
Bazıları: O mensuhtur, dediler ve şöyle dediler: Onu şu ayet neshetmiştir: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a ve Resûl'e aittir...” [el-Enfâl: 41].
38911. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38912. Metin
حدَّثنا ابن وكيع، قال: ثنا أبى، عن جابر، عن مجاهدٍ وعكرمة، قالا: كانت الأنفال لله وللرسول، فنسختها: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} (¬٤).
Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize babam, Câbir'den, o Mücâhid ve İkrime'den rivayet etti, dediler ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aitti; onu: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a ve Resûl'e aittir...” ayeti neshetti (¬٤).
38913. Metin
حدَّثني محمد بن الحسينِ، قال: ثنا أحمدُ بنُ المفضَّل، قال: ثنا أسباط، عن
Bana Muhammed b. el-Hüseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, şundan rivayet etti:
38914. Metin
السديِّ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: أصاب سعد بن أبي وقاص يومَ بدرٍ سيفًا، فاختصم فيه وناسٌ معه، فسألوا النبي ﷺ، فأخذه النبي ﷺ منهم، فقال اللَّهُ: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} الآية، فكانت الغنائم يومئذ للنبي ﷺ خاصةً، فنسخها الله بالخُمُسِ (¬١).
es-Süddî'den şu ayet hakkında rivayet etti: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. Dedi ki: Sa‘d b. Ebî Vakkâs Bedir günü bir kılıç ele geçirdi. Kendisi ve beraberindeki bazı kimseler onun hakkında çekiştiler ve Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e sordular. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem kılıcı ellerinden aldı. Bunun üzerine Allah: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ} “Sana ganimetleri soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir...” ayetini indirdi. O gün ganimetler yalnızca Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'e aitti; sonra Allah onu humüs (beşte bir payı) ile neshetti (¬١).
38915. Metin
حدَّثنا القاسم، قال: ثنا الحسين، قال: ثني حجاجٌ، عن ابن جريج، قال: أخبَرني سليمٌ مولى أُمّ محمد (¬٢)، عن مجاهد في قوله: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. قال: نسَختْها: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ} (¬٣).
Bize el-Kāsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Hüseyn rivayet etti, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc'den rivayet etti, dedi ki: Bana Ümmü Muhammed'in âzatlısı Süleym (¬٢), Mücâhid'den şu ayet hakkında haber verdi: {يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنفَالِ}. Dedi ki: Onu: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ} “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a aittir...” ayeti neshetmiştir (¬٣).
38916. Metin
حدَّثنا أحمد بن إسحاقَ، قال: ثنا أبو أحمد، قال: ثنا شريكٌ، عن جابر، عن مجاهدٍ وعكرمةَ، أو عكرمةَ وعامرٍ، قالا: نسخت الأنفالَ: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ}.
Bize Ahmed b. İshâk rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize Şerîk, Câbir'den, o Mücâhid ve İkrime'den -yahut İkrime ve Âmir'den- rivayet etti, dediler ki: Enfâl ayetini: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ} “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a aittir...” ayeti neshetmiştir.
38917. Metin
وقال آخرون: هى محكَمةٌ وليست منسوخةً، وإنما معنى ذلك: {قُلِ (¬٤) الْأَنفَالُ لِلَّهِ} وهى لا شك لله مع الدنيا بما فيها والآخرة، وللرسول يضعها في مواضعها التى أمره الله بوضعها فيه.
Başkaları ise şöyle demiştir: O muhkemdir, mensuh değildir. Bunun anlamı sadece şudur: {قُلِ (¬٤) الْأَنفَالُ لِلَّهِ} "De ki: Ganimetler Allah'a aittir"; nitekim dünya ve içindekiler ile ahiret şüphesiz Allah'a aittir; "ve Resûl'e aittir"; o da onu Allah'ın kendisine koymasını emrettiği yerlere koyar.
38918. Metin
ذكر من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
38919. Metin
حدَّثني يونس، قال: أخبرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابنُ زيد في قوله:
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, [Allah Teâlâ'nın] şu kavli hakkında şöyle dedi:
38920. Metin
{يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ}، فقرَأ حتَّى بَلَغ: {إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ}: فسَلِّموا للهِ ولرسوله يحكُمان فيها بما شاءَا (¬١)، ويضعانها حيثُ أرادا، فقالوا: نعم. ثم جاء بعدَ الأربعين: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} الآية [الأنفال: ٤١]، ولكم أربعة أخماس. وقال النبي ﷺ يوم خيبَرٍ: "وَهَذَا الخُمُسُ مَرْدُودٌ على فُقَرائِكُمْ". يَصْنَعُ اللَّه ورسوله في ذلكَ الخُمْسِ مَا أَحَبَّا، ويَضَعَانِه حَيْثُ أحَبَّا. ثم أخبرنا (¬٢) الله [بالذى يحِبُّ] (¬٣) من ذلك، ثم قرأ الآيةَ: {وَلِذِي الْقُرْبَى والْيَتَمَى وَالْمَسَكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنكُمْ} (¬٤) [الحشر: ٧].
{يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ} okuyup şu kısma kadar vardı: {إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ}: "Allah'a ve Resûlü'ne teslim olun; onlar ganimet hakkında diledikleri gibi hükmetsinler (¬١) ve onu istedikleri yere koysunlar." Dediler ki: "Evet." Sonra kırk [ayet] sonrasında şu ayet geldi: {وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ} “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah'a ve Resûl'e aittir...” [el-Enfâl: 41]; beşte dördü ise sizindir. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem Hayber günü: "Bu beşte bir pay fakirlerinize geri verilecektir" buyurdu. Allah ve Resûlü o beşte bir hakkında sevdikleri şeyi yapar ve onu sevdikleri yere koyarlar. Sonra Allah bundan [neyi sevdiğini] (¬٣) bize bildirdi (¬٢); ardından şu ayeti okudu: {وَلِذِي الْقُرْبَى والْيَتَمَى وَالْمَسَكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْأَغْنِيَاءِ مِنكُمْ} “...ve akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Tâ ki [bu mallar] içinizden zenginler arasında elden ele dolaşan bir servet olmasın.” (¬٤) [el-Haşr: 7].
38921. Metin
قال أبو جعفر: والصوابُ من القول في ذلك أن يقالَ: إن اللهَ جلَّ ثناؤُه أخبرَ أنه جعَل الأنفال لنبيِّه ﷺ، يُنفِّلُ مَن شاء، فنفّل القاتل السَّلَبَ، وجعَل للجيشِ في البدْأَةِ الرُّبعَ، وفي الرجعةِ الثُّلثَ بعدَ الخُمُسِ، ونفّل قوما بعد سُهمانِهم ٥ بعيرا بعيرا في ٦ بعض المغازى، فجعَل الله تعالى ذكره حكم الأنفالِ إلى نبيِّه ﷺ، يُنفِّلُ على ما يرَى مما فيه صلاح المسلمين، وعلى من بعده من الأئمةِ أَنْ يَستَنُّوا بسُنَّتِهِ في ذلك. وليس في الآية دليلٌ على أن حكمها منسوخ؛ لاحتمالها ما ذكَرتُ من المعنى الذى وصَفتُ، وغير جائز أن يُحكَمَ بحكم قد نزل به القرآن أنه منسوخٌ إلا بحجة يجب التسليم لها، فقد دَلَّلْنا في غير موضع من كُتُبنا ٧ على أن لا منسوخ إلَّا ما أبطل حكمه حادث حكم بخلافه، ينفيه من كلِّ معانيه، أو يأتى خبرٌ يوجِبُ
Ebû Ca‘fer [et-Taberî] der ki: Bu konuda doğru olan görüş şöyle demektir: Şanı yüce olan Allah, enfâli (ganimetleri) Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e tahsis ettiğini ve dilediğine fazladan verebileceğini haber vermiştir. Nitekim [Resûlullah], [düşmanı] öldürene selebini (üzerindeki teçhizat ve eşyasını) vermiş; orduya [seferin] başında [elde edilen ganimetten] beşte birden sonra dörtte bir, dönüşte ise üçte bir pay ayırmış ve bir topluluğa [asıl ganimet] paylarının ardından 5 bazı gazvelerde 6 birer deve fazladan vermiştir. Böylece zikri yüce olan Allah, enfâlin hükmünü Müslümanların maslahatına uygun gördüğü şekilde fazladan dağıtması için Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bırakmıştır. Ondan sonra gelen yöneticilerin de bu konuda onun sünnetini takip etmeleri gerekir. Bu ayette, hükmünün mensuh (yürürlükten kaldırılmış) olduğuna dair bir delil yoktur; zira ayet, açıkladığım ve nitelendirdiğim bu anlama gelme ihtimali taşımaktadır. Kur'an'da inmiş olan bir hükmün mensuh olduğuna, ancak teslim olunması zorunlu olan kesin bir delille hükmedilebilir. Nitekim kitaplarımızın 7 birçok yerinde; hükmünü geçersiz kılan, onu bütün anlamlarıyla ortadan kaldıran zıt yeni bir hüküm gelmedikçe veya
38922. Metin
الحجةَ أن أحدهما ناسخٌ الآخرَ.
haber gelmediği sürece hiçbir mensuhun bulunmadığını delilleriyle açıkladık.
38923. Metin
وقد ذُكِر عن سعيد بن المسيب أنه كان ينكرُ أن يكونَ التَّنفيلُ لأحدٍ بعدَ رسول الله ﷺ: [تأويلًا منه لقولِ] (¬١) الله تعالى: {قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ}.
Saîd b. el-Müseyyeb'den; Allah Teâlâ'nın: {قُلِ الْأَنفَالُ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ} “De ki: Ganimetler Allah'a ve Resûl'e aittir.” sözünü [kendince tevil ederek] (¬١) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra hiç kimseye fazladan ganimet verme yetkisinin olmadığını söylediği nakledilmiştir.
38924. Metin
حدَّثنا ابن وكيع، قال: ثنا عبدَةُ بن سليمانَ، عن محمد بن عمرو، قال: أرسَل سعيد بن المسيبِ غلامَه إلى قومٍ سألوه عن شيء، فقال: إنكم أرسلتم إليَّ تسألونى عن الأنفال، فلا نَفَل بعد رسول الله ﷺ (¬٢).
Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize Abde b. Süleymân, Muhammed b. Amr'dan rivayet etti, dedi ki: Saîd b. el-Müseyyeb, kendisine bir şey soran bir topluluğa kölesini gönderip şöyle dedi: "Siz bana ganimetleri sormak üzere haber gönderdiniz; bilesiniz ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den sonra fazladan ganimet vermek yoktur" (¬٢).
38925. Metin
وقد بيَّنا أن للأئمة (¬٣) أن يتأسَّوْا برسول الله ﷺ في مغازيهم بفعلِه، فيُنفِّلوا على ما كان يُنَفِّلُ، إذا كان التنفيلُ صلاحًا للمسلمين.
Biz ise devlet başkanlarının (¬٣) gazvelerinde yaptıkları uygulamalarda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e uyarak, şayet fazladan pay vermek Müslümanların maslahatına ise, onun fazladan verdiği şekilde verebileceklerini açıkladık.