40440. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ (٢)}.
Allah Teâlâ'nın şu âyetinin tefsiri hakkında görüş: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ (٢)} “Allah ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur (ilişiğin kesilmesidir): Artık yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın ve bilin ki siz Allah’ı âciz bırakacak değilsiniz. Şüphesiz Allah, kâfirleri rezil ve rüsvay edendir.”
40441. Metin
يعنى بقوله: جلَّ ثناؤُه: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ}. هذه براءةٌ مِن اللَّهِ ورسوله.
Şanı yüce olan Allah, {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} “Allah ve Resûlü’nden bir ültimatomdur” buyruğuyla; “Bu, Allah’tan ve Resûlü’nden bir berâettir (ilişiğin kesilmesidir)” demek istemektedir.
40442. Metin
فـ {بَرَاءَةٌ} مرفوعةٌ بمحذوفٍ، وهو هذه، كما في قولِه: {سُورَةٌ أَنْزَلْنَاهَا} [النور: ١] مرفوعةٌ بمحذوفٍ هو هذه، ولو قال قائلٌ: {بَرَاءَةٌ} مرفوعةٌ بالعائدِ مِن ذكرِها في قولِه: {إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ}. وجَعَلها كالمعرفةِ تَرْفَعُ ما بعدَها، إذْ كانت قد صارَت بصِلَتِها، وهى قوله: {مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِه} كالمعرفةِ، وصار معنى الكلامِ: براءةٌ (¬١) من الله ورسولِه، إلى الذين عاهَدْتم مِن المشركين. كان مذهبًا غيرَ مَدْفوعةٍ صحتُه، وإن كان القولُ الأولُ أعجبَ إِليَّ؛ لأن مِن شَأْنِ العربِ أن يُضْمِروا لكلِّ مُعاينٍ، نكرةً كان أو معرفةً ذلك المُعاينُ، "هذا" و "هذه"، فيقولون عندَ مُعاينتِهم الشيءَ الحسنَ: حسنٌ والله. والقبيحَ: قَبيحٌ واللهِ. يُريدون: هذا حسنٌ والله، وهذا قبيحٌ والله؛ فلذلك اخْتَرتُ القولَ الأَوَّلَ.
{بَرَاءَةٌ} kelimesi, mahzuf (düşmüş) olan "hâzihî" (هذه / bu) ile merfûdur. Nitekim {سُورَةٌ أَنْزَلْنَاهَا} [en-Nûr: 1] “[Bu,] indirdiğimiz bir sûredir” âyetindeki [sûretün] kelimesi de mahzuf olan "hâzihî" ile merfûdur. Şayet birisi: “{بَرَاءَةٌ} kelimesi, {إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ} buyruğunda onun zikrinden dönen bağlaç ile merfûdur; kendisinden sonraki sılası olan {مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِه} buyruğuyla marife gibi olduğundan dolayı kendisini marife gibi kılıp sonrasını ref etmiştir ve cümlenin anlamı: 'Allah ve Resûlü’nden kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir berâettir (¬١)' olmuştur” diyecek olursa, bu da doğruluğu reddedilemeyecek bir mezheptir (yaklaşımdır). Ne var ki birinci görüş bana daha sevimlidir; zira Arapların adeti, gözle görülen (muayyen) her şey için -o muayyen şey ister nekire ister marife olsun- "hâzâ" ve "hâzihî" zamirlerini takdir etmeleridir (gizlemeleridir). Nitekim onlar güzel bir şey gördüklerinde: “Vallahi güzeldir” (حسن والله), çirkin bir şey gördüklerinde de: “Vallahi çirkindir” (قبيح والله) derler ve bununla: “Vallahi bu güzeldir” ve “Vallahi bu çirkindir” kastederler. İşte bu sebeple birinci görüşü tercih ettim.
40443. Metin
وقال: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ}. والمعنى: إلى الذين عاهد رسول الله ﷺ من المشركين؛ لأن العُهودَ بينَ المسلمين والمشركين على عهدِ رسول الله ﷺ، لم يكن يَتَوَلَّى عَقْدَها إلا رسولُ الله ﷺ، أو مَن يَعْقِدُها بأَمْرِه،
Ve [Allah]: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ} “Allah ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız kimselere bir ültimatomdur1” buyurmuştur. Bunun anlamı şudur: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in müşriklerden antlaşma yaptığı kimselere [bir ültimatomdur]. Zira Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde Müslümanlar ile müşrikler arasındaki antlaşmaları bizzat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den veya onun emriyle akdeden kimseden başkası üstlenip yapmazdı.
40444. Metin
ولكنه خاطَب المؤمنين بذلك لعِلْمِهم بمعناه، وأن عُقُودَ النبيِّ ﷺ على أمتِه كانت عُقُودَهم؛ لأنهم كانوا لكلِّ أفعالِه فيهم راضِين، ولعُقُودِه عليهم مُسَلِّمين، فصارَ عَقْدُه عليهم كعُقُودِهم على أنفسِهم؛ فلذلك قال: {إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ}. لما كان مِن عَقْدِ رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَعَهْدِهِ.
Fakat [Allah], müminlerin bunun manasını bilmeleri ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ümmeti adına yaptığı akitlerin bizzat onların akitleri hükmünde olduğunu bilmeleri sebebiyle onlara böyle hitap etmiştir; çünkü müminler onun aralarındaki bütün fiillerine razı idiler ve kendileri üzerindeki akitlerine tam teslim olmuşlardı. Dolayısıyla onun onlar adına yaptığı akit, kendilerinin bizzat yaptıkları akit gibi olmuştur. İşte bu sebeple, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in akdettiği ve bağladığı antlaşma kastedilerek: {إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ} “Müşriklerden kendileriyle antlaşma yaptıklarınıza” buyrulmuştur.
40445. Metin
وقد اختَلَف أهلُ التأويلِ فيمَن بَرِيءَ الله ورسولُه إليه مِن العهدِ الذي كان بينَه وبين رسولِ اللهِ من المشركين، فأَذِنَ له في السِّياحة في الأرضِ أربعةَ أشهرٍ.
Tefsir ehli, Allah ve Resûlü’nün kendisiyle olan antlaşmayı feshettiği ve yeryüzünde dört ay dolaşmasına izin verdiği müşriklerin kimler olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir.
40446. Metin
فقال بعضُهم: هُم صِنْفان من المشركين:
Onlardan bazıları şöyle demiştir: “Bunlar müşriklerden iki gruptur:
40447. Metin
أحدُهما: كانت مُدَّةُ العهدِ بينَه وبين رسولِ اللَّهِ ﷺ أقلَّ مِن أربعةِ أشهرٍ، وأُمْهِلَ بالسِّياحة أربعةَ أشهرٍ.
Birincisi: Kendisiyle Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arasındaki antlaşma süresi dört aydan az olan gruptur; bunlara dört ay dolaşma mühleti tanınmıştır.
40448. Metin
والآخرُ منهما: كانت مُدَّةُ عَهْدِه بغيرِ أَجَلٍ محدودٍ، فقُصِر به على أربعة أشهرٍ ليَرْتادَ لنفسِه، ثم هو حَرْبٌ بعد ذلك للهِ ولرسولِه وللمؤمنين، يُقْتَلُ حيثما أُدْرِكَ ويُؤسَرُ إلا أن يتوبَ.
Diğeri ise: Antlaşma süresi belirli bir süreye bağlı olmayan (süre tayin edilmemiş) gruptur; bunlara da kendi durumlarını düşünüp karar vermeleri için süreleri dört aya indirilmiştir. Bu süreden sonra ise onlar Allah’a, Resûlü’ne ve müminlere karşı harp halinde olurlar; tövbe etmedikleri takdirde nerede yakalanırlarsa öldürülürler ve esir alınırlar.”
40449. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
40450. Metin
حدَّثنا ابن حُمَيدٍ، قال: ثنا سَلَمةُ، عن ابن إسحاقَ، قال: بَعَث رسولُ اللَّهِ ﷺ أبا بكرٍ الصِّديقَ، ﵁، أميرًا على الحاجِّ من سنة تسْعٍ؛ ليُقيمَ للناسِ حَجَّهم، والناسُ من أهل الشِّرْكِ على منازلِهم مِن حَجِّهم. فخَرَج أبو بكرٍ ومَن معه من المسلمين، ونَزَلَت سورةُ "براءة" في نَقْضِ ١ ما بين رسولِ اللَّهِ ﷺ وبينَ المشركين من العهدِ الذي كانوا عليه فيما بينَه وبينَهم: أن لا يُصَدَّ عن البيتِ أَحدٌ
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Seleme, İbn İshâk’tan rivayet etti, o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hicretin dokuzuncu yılında insanlara hac ibadetlerini yaptırması için Ebû Bekir es-Sıddîk’ı radıyallâhu anh hac emiri olarak gönderdi. O esnada müşrikler de haclarındaki kendi konumları (gelenekleri) üzere idiler. Ebû Bekir ve beraberindeki Müslümanlar yola çıktılar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile müşrikler arasında var olan ve [Kâbe’ye] gelen hiç kimsenin Beyt’ten engellenmeyeceğine dair aralarındaki antlaşmanın feshedilmesi (bozulması) 1 hakkında Berâe sûresi indi:
40451. Metin
جاءه، وأن لا يُخاف أحدٌ في الشهرِ الحرام. وكان ذلك عهدًا عامًّا بينه وبين الناسِ من أهل الشركِ. وكانت بين (¬١) ذلك عُهُودٌ بينَ رسولِ اللَّهِ ﷺ وبين قبائلَ مِن العرب خصائص إلى أجلٍ مُسَمًّى، فَنَزَلَت فيه وفيمَن تَخَلَّف عنه مِن عنه من المنافقين في تَبوكَ، وفى قول من قال منهم، فكَشَف الله فيها سرائر أقوام كانوا يَسْتَخفون بغير ما يُظْهِرون، منهم مَن سُمِّي لنا، ومنهم من لم يُسَمَّ لنا، فقال: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١)}. أي لأهل العهد العامِّ من أهلِ الشِّرْكِ من العرب {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ}. إلى قوله: {أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ}. أي: بعد هذه الحَجَّةِ (¬٢).
ve haram ayda kimseden korkulmayacağı yönündeki aralarındaki antlaşmayı bozmak üzere Berâe sûresi indi. Bu, kendisi ile müşrik insanlar arasındaki genel bir antlaşmaydı. Ayrıca (¬١) Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile Arap kabileleri arasında belirli bir süreye kadar geçerli özel antlaşmalar da vardı. İşte bu sûre, onun hakkında ve Tebük’te ondan geri kalan münafıklar ile onların söyledikleri sözler hakkında indi. Allah bu sûrede, dışa vurduklarından farklı şeyleri gizleyen birtakım toplulukların sırlarını açığa çıkardı; onlardan isimleri bize bildirilenler olduğu gibi bildirilmeyenler de vardı. Allah Teâlâ: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١)} “Allah ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur:” buyurdu. Yani Araplardan genel antlaşmaya sahip olan müşrikler kastedilerek: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} “Artık yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın.” buyruldu ve {أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ} “Allah da müşriklerden uzaktır, Resûlü de” buyruğuna kadar devam etti. Yani: Bu hacdan sonra (¬٢).
40452. Metin
وقال آخرون: بل كان إمهالُ اللهِ، ﷿، بسياحة أربعة أشهرٍ، مَن كان مِن المشركين بينَه وبينَ رسول الله ﷺ، عهدٌ، فأما مَن لم يكن له من رسولِ اللهِ عهدٌ، فإنما كان أَجَلُه خمسين ليلةً، وذلك عشرون من ذى الحجَّة والمحرَّمُ كلُّه. قالوا: وإنما كان ذلك كذلك؛ لأن أَجَلَ الذين لا عهدَ لهم كان إلى انسلاخ الأشهر الحُرُم، كما قال الله: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ}. الآية، قالوا: والنداء بـ "براءةَ"، كان يوم الحجِّ الأكبر، وذلك يومُ النَّحْرِ في قولِ قومٍ، وفى قولِ آخرين يومُ عرفةَ، وذلك خمسون يومًا.
Başkaları ise şöyle demiştir: “Aksine, Allah azze ve celle’nin dört ay dolaşma mühleti tanıması, kendisi ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arasında antlaşma bulunan müşrikler içindi. Resûlullah’tan herhangi bir antlaşması bulunmayan kimseye gelince, onun süresi sadece elli gece idi; bu da Zilhicce’den yirmi gün ile Muharrem ayının tamamı idi.” Şöyle dediler: “Bunun böyle olmasının sebebi, antlaşması olmayanların süresinin haram ayların çıkışına kadar olmasıydı; nitekim Allah Teâlâ: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Haram aylar çıkınca o müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” âyetinde böyle buyurmuştur. Berâe sûresinin ilan edilmesi ise Hacc-ı Ekber gününde idi; bu da bir topluluğun görüşüne göre kurban kesme günü (Yevm-i Nahir), diğerlerinin görüşüne göre ise Arefe günüdür ki bu da elli gündür.”
40453. Metin
قالوا: وأمَّا تأجيلُ الأشهرِ الأربعةِ، فإنما كان لأهلِ العهدِ بينَهم وبينَ رسولِ اللهِ ﷺ من يومِ نَزَلَت {بَرَاءَةٌ}. قالوا: ونَزَلَت في أوَّلِ شوَّالٍ، فكان انقضاءُ مُدَّةٍ أجلهم انسلاخَ الأشهر الحُرُمِ. وقد كان بعضُ مَن يقولُ هذه المقالة يقولُ: ابتداءُ التَّأجيل كان للفريقين واحدًا - أعنى الذي له العهدُ، والذي لا عهدَ له - غيرَ أن أجلَ
Şöyle dediler: Dört aylık mühlet verme ise, ancak { بَرَاءَةٌ } [sûresinin] indiği günden itibaren kendileri ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arasında antlaşma bulunanlar içindi. Şöyle dediler: [Bu sûre] Şevvâl ayının başında indi; dolayısıyla mühlet sürelerinin1 sona ermesi, haram ayların çıkışı [ile] oldu. Bu görüşü savunanlardan bazıları ise şöyle diyordu2: Mühletin başlangıcı her iki grup için de -yani antlaşması olan ile antlaşması olmayan kimse için- birdi; şu kadar var ki
40454. Metin
الذي كان له عهدٌ كان أربعة أشهرٍ، والذي لا عهدَ له انسلاخَ الأشهرِ الحُرُمِ، وذلك انقضاءُ المُحرَّمِ.
antlaşması olanın süresi dört ay, antlaşması olmayanın süresi ise haram ayların çıkışı idi ki bu da Muharrem ayının sona ermesidir.”
40455. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
40456. Metin
حدَّثنا المُثَنَّى، قال: ثنا عبدُ الله بن صالحٍ، قال: ثني معاوية، عن عليٍّ، عن ابن عباس في قوله: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ}. قال: حَدَّ الله للذين عاهَدوا رسوله أربعة أشهرٍ، يسيحون فيها حيثما شاءُوا، وحدَّ (¬١) أَجَلَ مَن ليس له عهدٌ، انسلاخَ الأشهرِ الحُرُمِ مِن يومِ النَّحْرِ إلى انسلاخ المُحَرَّمِ، خمسين ليلةً، فإذا انسَلَخ الأشهرُ الحُرُمُ، أَمَره بأن يَضَعَ السيف فيمَن عاهَد (¬٢).
Bize el-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan naklen şu âyet hakkında anlattı: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} “Allah ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur: Artık yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşın.” İbn Abbâs şöyle dedi: “Allah, Resûlü ile antlaşma yapmış olanlara, diledikleri gibi dolaşabilecekleri dört ay süre belirledi. Antlaşması olmayan kimsenin süresini ise (¬١) kurban gününden Muharrem’in çıkışına kadar elli gece olarak haram ayların çıkışına bağladı. Haram aylar çıktığında ise antlaşma yapmış olan kimselere kılıç çekmesini (savaşmasını) emretti (¬٢).”
40457. Metin
حدَّثني محمدُ بن سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثني عمِّي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباس، قال: لمَّا نَزَلَت: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ} إلى: {وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ}. يقولُ: براءةٌ من المشركين الذين كان لهم عهدٌ، يومَ نَزَلَت "براءةُ"، فجَعَل مُدَّةَ مَن كان له عهدٌ قبل أن تَنْزِلَ "براءةُ" أربعة أشهرٍ، وأمَرهم أن يَسِيحوا في الأرض أربعةَ أشهرٍ، وجَعَل مُدَّةَ المُشْرِكين الذين لم يكنْ لهم عهدٌ قبل أن تَنْزِلَ "براءةُ" انسلاخَ الأشهر الحُرُمِ، وانسلاخُ الأشهرِ الحُرُمِ مِن يوم أُذِّنَ بـ "براءة" إلى انسلاخِ المُحَرَّمِ، وهى خمسون ليلةً: عشرون من ذى الحِجَّة، وثلاثون من المُحرَّمِ {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ} إلى قوله: {وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ}. يقولُ: لم يَبْق لأحدٍ من المشركين عهدٌ ولا ذِمَّةٌ منذُ نَزَلَت "براءةُ"،
Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan naklen anlattı; [İbn Abbâs] şöyle demiştir: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ} “Allah’tan bir ültimatomdur” âyetinden {وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ} “ve şüphesiz Allah, kâfirleri rezil rüsva edendir” kavline kadar nâzil olduğunda [Cenâb-ı Hak] şöyle buyurmaktadır: “Berâe” indiği gün, antlaşması bulunan müşriklerle ilişiğin kesilmesidir. Berâe inmeden önce antlaşması olanların süresini dört ay kıldı ve yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşmalarını emretti. Berâe inmeden önce antlaşması bulunmayan müşriklerin süresini ise haram ayların çıkması olarak belirledi. Haram ayların çıkması, Berâe’nin ilan edildiği günden Muharrem ayının bitimine kadardır; bu da elli gecedir: Yirmisi Zilhicce’den, otuzu ise Muharrem’dendir. {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ} “Haram aylar çıktığında” âyetinden {وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ} “onları her gözetleme yerinde bekleyin” kavline kadar [olan kısım hakkında] şöyle buyurmaktadır: Berâe indiğinden bu yana müşriklerden hiç kimse için ne bir ahit ne de bir eman kalmıştır1,2
40458. Metin
وانسَلَخ الأشهرُ الحُرُمُ، ومُدَّةُ مَن كان له عهدٌ من المشركين قبلَ أن تَنْزِلَ "براءةُ" أربعة أشهرٍ مِن يومِ أُذُنَ بـ "براءةَ" إلى عشرٍ من أوَّلِ ربيع الآخر، فذلك أربعةُ أشهرٍ (¬١).
“Haram aylar çıktı; Berâe inmeden önce antlaşması bulunan müşriklerin süresi ise Berâe ilan edildiği günden Rebîülâhir ayının ilk onuna kadar dört aydır. İşte bu dört aydır (¬١).”
40459. Metin
حُدِّثتُ عن الحسينِ بن الفرجِ، قال: سمعتُ أبا مُعاذٍ، قال: ثنا عُبَيدُ بنُ سليمانَ، قال: سَمِعتُ الضَّحَّاكَ يقولُ في قوله: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١)}. قبل أن تَنْزِلَ "براءةُ" عاهَد ناسًا من المشركين مِن أهل مكةَ وغيرهم، فنَزَلَت: "براءةُ" من الله إلى كلِّ أحدٍ ممن كان عاهَدَك مِن المشركين، فإنى أَنْقُضُ العهدَ الذي بينَك وبينَهم، فأُوْجِّلُهم أربعةَ أشهرٍ يَسِيحون حيثُ شاءُوا من الأرض آمِنِين. وأجَّل مَن لم يكنْ بينَه وبينَ النبيِّ ﷺ عهدٌ، انسلاخَ الأشهرِ الحُرُمِ مِن يومَ أُذِّنَ بـ "براءةَ"، وأُذِّنَ بها يومَ النَّحْرِ، فكان عشرين من ذى الحِجَّة، والمُحرَّمِ ثلاثين، فذلك خمسون ليلةً. فأمر الله نبيَّه إذا انسَلَحَ المُحرَّمُ أَن يَضَعَ السيفَ فيمَن لم يكنْ بينَه وبينَ نبيِّ اللهِ ﷺ، عهدٌ، يَقْتُلُهم حتى يَدخُلُوا في الإسلامِ، وأمَر بمَن كان له عهدٌ إذا انسَلَخ أربعةٌ من يومِ النَّحْرِ (¬٢)، أَن يَضَعَ فيهم السيفَ أيضًا، يَقْتُلَهم حتى يَدْخُلُوا في الإسلامِ. فكانت مُدَّةً مَن لا عهد بينه وبين رسول الله ﷺ خمسين ليلةً من يومِ النَّحْرِ، ومُدَّةُ مَن كان بينَه وبين رسولِ الله ﷺ عهدٌ أربعةُ أشهرٍ من يومِ النَّحْرِ إلى عشرٍ يَخْلُونَ مِن شهر ربيع الآخَرِ (¬٣).
Bana Hüseyin b. el-Ferec’den naklen anlatıldı, dedi ki: Ebû Muâz’ı işittim, dedi ki: Bize Ubeyd b. Süleyman anlattı, dedi ki: Dahhâk’ın şu âyet hakkında şöyle dediğini işittim: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١)} “Allah ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur:” Berâe inmeden önce [Peygamber], Mekke ehlinden ve başkalarından birtakım müşriklerle antlaşma yapmıştı. Bunun üzerine: “Müşriklerden seninle antlaşma yapmış olan herkese Allah’tan bir ültimatomdur; zira ben seninle onlar arasındaki antlaşmayı feshediyorum ve yeryüzünde diledikleri yerde güven içinde dolaşmaları için onlara dört ay mühlet veriyorum” âyeti indi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında antlaşma bulunmayan kimseye ise Berâe’nin ilan edildiği günden haram ayların çıkışına kadar mühlet tanıdı. Berâe sûresi kurban bayramı gününde ilan edilmişti; bu da Zilhicce’den yirmi gün ve Muharrem’den otuz gün olmak üzere elli gece idi. Allah, Muharrem ayı çıktığında Peygamberine, kendisi ile Allah’ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem arasında antlaşma bulunmayan kimselere kılıç çekmesini ve İslâm’a girinceye kadar onları öldürmesini emretti. Antlaşması olan kimseler hakkında da kurban gününden itibaren dört ay çıktığında (¬٢) onlara karşı da kılıç çekmesini ve İslâm’a girinceye kadar onları öldürmesini emretti. Böylece Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında antlaşma bulunmayan kimsenin süresi kurban gününden itibaren elli gece, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında antlaşma bulunan kimsenin süresi ise kurban gününden Rebîülâhir ayından on gün geçene kadar dört ay oldu (¬٣).
40460. Metin
حدَّثنا بِشْرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} إلى قوله: {وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ}. قال: ذُكِر لنا أن عليًّا نادَى بالأَذانِ، وأُمِّر على الحاجِّ أبو بكرٍ، ﵄، وكان العامَ الذي حَجَّ فيه المسلمون والمشركون، ولم يَحُجَّ المشركون بعد ذلك العام (¬١).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’nin şu âyet hakkındaki sözünü anlattı: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} “Allah ve Resûlü’nden bir ültimatomdur...” [âyetinden] {وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ} “...inkâr edenleri ise can yakıcı bir azapla müjdele” âyetine kadar [olan kısım hakkında] şöyle dedi: “Bize anlatıldığına göre Ali bu bildiriyi ilan etti; hacılara ise Ebû Bekir radıyallâhu anhümâ emir tayin edildi. Bu yıl, Müslümanlar ile müşriklerin [birlikte] hac yaptıkları yıldı. Müşrikler bu yıldan sonra bir daha hac yapmadılar.”123
40462. Metin
قوله: {الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ}. إلى قوله: {إِلَى مُدَّتِهِمْ}. قال: هم مُشْرِكو قريشٍ، الذين عاهَدهم رسول الله ﷺ زمن الحُدَيبيةِ، وكان بَقِي مِن مُدَّتِهم أربعةُ أشهرٍ بعدَ يومِ النَّحْرِ، وأمَر الله نبيَّه أن يُوَفِّيَ بِعَهْدِهِم إِلى مُدَّتِهِم، ومَن لا عهدَ له انسلاخَ المحرمِ. ونُبِذَ إلى كلِّ ذى عَهْدِ عهدُه، وأمِر بقتالِهم حتى يَشْهَدوا أن لا إله إلا الله، وأن محمدًا رسولُ الله، ولا يَقْبَلُ منهم إلا ذلك.
{الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ} âyetinden {إِلَى مُدَّتِهِمْ} “Müşriklerden antlaşma yaptıklarınıza... sürelerine kadar” âyetine kadar olan kısım hakkında Katâde şöyle dedi: “Onlar, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in Hudeybiye zamanında kendileriyle antlaşma yaptığı Kureyş müşrikleridir. Kurban gününden sonra onların süresinden geriye dört ay kalmıştı. Allah Peygamberine, onların antlaşmasını sürelerinin sonuna kadar tamamlamasını emretti; antlaşması olmayanın süresi ise Muharrem’in çıkışı idi. Her antlaşma sahibine antlaşması feshedilip bildirildi ve Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehadet edinceye kadar onlarla savaşılması emredildi; onlardan bundan başkası da kabul edilmeyecekti.”
40463. Metin
وقال آخرون: كان ابتداءُ تَأْخير المشركين أربعة أشهرٍ، وانقضاءُ ذلك لجميعهم، وقتًا واحدًا. قالوا: وكان ابتداؤُه يومَ الحَجِّ الأكبرِ، وانقضاؤُه انقضاءَ عشرٍ مِن ربيعٍ الآخرِ.
Başkaları ise şöyle demiştir: “Müşriklere tanınan dört aylık mühletin başlangıcı da bitişi de hepsi için tek bir vakitti.” Dediler ki: “Bunun başlangıcı Hacc-ı Ekber günü, bitişi ise Rebîülâhir ayından on günün bitişi idi.”
40464. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
40465. Metin
حدَّثني محمد بن الحسينِ، قال: ثنا أحمدُ بنُ المُفَضَّل، قال: ثنا أسباطُ، عن السُّدِّيِّ: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ}. قال: لمَّا نَزَلَت هذه الآيةُ، بَرِئَ مِن عهدِ كلِّ مُشْرِكٍ، ولم يُعاهِدْ بعدَها إلا مَن كان عاهَد، وأجرَى لكلٍّ مُدَّتَهم {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} لمَن دخَل عهدُه فيها مِن عَشْرِ ٢ ذى الحِجَّةِ، والمحُرَّمِ، وصَفَرِ، وشهر ربيعٍ الأوَّلِ، وعشرٍ من شهرِ ربيع الآخَرِ ٣.
Bana Muhammed b. el-Hüseyn anlattı, dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal anlattı, dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî’den naklen şu âyet hakkında anlattı: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ} “Allah’tan ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir berâettir (ilişiğin kesildiğine dair bildiridir).” [es-Süddî] dedi ki: “Bu âyet indiğinde, bütün müşriklerin antlaşmalarından berî olundu (ilişki kesildi). Bundan sonra, önceden antlaşması bulunanlar dışında hiç kimseyle antlaşma yapılmadı ve her birinin süresi kendi müddetince geçerli kılındı. {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} “Yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşın” [ifadesi ise], süresi bu [dönem] içine giren kimseler içindir; bu da Zilhicce’nin onundan2, Muharrem, Safer, Rebîülevvel ayı ve Rebîülâhir ayından on gün[e kadar olan süredir]3.”
40466. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا عبدُ العزيز، قال: ثنا أبو مَعْشَرٍ، قال: ثنا محمدُ بنُ كَعْبٍ القُرَظِيُّ وغيرُه، قالوا: بَعَث رسولُ الله ﷺ ما أبا بكرٍ أميرًا على الموسم سنةَ تِسْعٍ، وبَعَث عليَّ بنَ أبي طالبٍ، ﵁، بثلاثينَ أو أربعينَ آيةً من "براءةً"، فقَرَأها على الناسِ يُؤجِّلُ المشركين أربعة أشهرٍ يَسيحون في الأرضِ، فقرَأ عليهم "براءة" يومَ عَرفةَ، أَجَّلَ المشركين عشرين من ذى الحجَّةِ، والمُحَرَّم، وصَفَرٍ، وشهرَ ربيع الأوَّلِ، وعَشْرًا من ربيع الآخرِ، وقَرَأها عليهم في منازلِهم، وقال: لا يَحُجَّنَّ بعدَ عامِنا هذا مُشْرِكٌ، ولا يَطُوفَنَّ بالبيتِ عُرْيانٌ.
Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize Abdülazîz anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ma‘şer anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Kâ‘b el-Kurazî ve başkaları anlattılar, dediler ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hicretin dokuzuncu yılında Ebû Bekir’i hac mevsimi üzerine emir olarak gönderdi. Ali b. Ebî Tâlib’i -radıyallâhu anh- de "Berâe" sûresinden otuz veya kırk âyet ile gönderdi; o da müşriklere yeryüzünde dört ay dolaşma mühleti tanındığını bildiren bu âyetleri insanlara okudu. Onlara "Berâe"yi Arefe günü okudu; müşriklere Zilhicce’den yirmi gün, Muharrem, Safer, Rebîülevvel ve Rebîülâhir’den on gün mühlet tanıdı ve bunu onların konaklama yerlerinde yüzlerine karşı okudu. Şöyle dedi: “Bu yılımızdan sonra hiçbir müşrik kesinlikle hac yapmasın ve Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmesin!”
40467. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا محمدُ بنُ ثَوْرٍ، عَن مَعْمَرٍ، عن قتادةَ: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ}. عشرون من ذى الحِجَّةِ، والمحرم، وصفرٍ، وربيعٍ الأولِ، وعَشْرٍ من ربيعٍ الآخرِ، كان ذلك عهدَهم الذي بينَهم (¬١).
Bize Muhammed b. Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den naklen şu âyet hakkında anlattı: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} “Yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşın.” Zilhicce’den yirmi gün, Muharrem, Safer, Rebîülevvel ve Rebîülâhir’den on gündür; bu, aralarındaki antlaşma süreleri idi (¬١).
40468. Metin
حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصم، قال: ثنا عيسى، عن ابن أبي نَجيح، عن، عن مجاهدٍ: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} إلى أهل العهد؛ خُزاعةَ، ومُدْلِجٍ، ومَن كان له [عهدٌ مِن] ٢ غيرهم. أقبلَ رسولُ اللهِ ﷺ مِن تَبُوكَ حينَ فَرَغ، فأرادَ رسول الله ﷺ الحَجَّ، ثم قال: "إنه يَحْضُرُ المشركون، فيَطُوفون عُرَاةً، فلا أُحِبُّ أن أحجَّ حتى لا يكونَ ذلك". فأرسَل أبا بكرٍ وعليًّا، ﵄، فطافا بالناس بذى المجَازِ، وبأمكنتِهم التي كانوا يَتَبايعون بها، [وبالموسم كلِّه] ٣، فآذَنُوا أصحاب العهد بأن يَأمنوا أربعة أشهرٍ، فهى الأشْهرُ المُتوالياتُ: عشرون مِن آخرِ ذى الحِجَّةِ إلى عَشْرِ يَخْلُون من شهر ربيع الآخر، ثم لا عهدَ لهم، وآذَن الناسَ كلَّهم ٤
Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den naklen şu âyet hakkında anlattı: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} “Allah’tan ve Resûlü’nden bir ültimatomdur”; [bu ültimatom] antlaşma ehline; Huzâa, Müdlic ve onların dışındaki [antlaşması olan] 2 kimseleredir. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [seferini] bitirince Tebük’ten döndü ve hacca gitmek istedi, sonra şöyle buyurdu: «Müşrikler [oraya] geliyor ve çıplak olarak tavaf ediyorlar. Bu durum son buluncaya kadar hacca gitmek istemiyorum.» Bunun üzerine Ebû Bekir ile Ali’yi -radıyallâhu anhümâ- gönderdi. İkisi Zülmecâz’da, insanların ticaret yaptıkları yerlerde [ve bütün hac mevsiminde] 3 insanları dolaşarak antlaşma sahiplerine dört ay boyunca güvende olduklarını ilan ettiler. Bunlar peş peşe gelen aylardır: Zilhicce’nin son yirmi gününden Rebîülâhir ayından geçen ilk on güne kadardır; bundan sonra artık onların bir antlaşması yoktur. Bütün insanlara da 4
40469. Metin
بالقتال إلا أن يُؤْمِنوا (¬١).
iman etmedikleri takdirde savaş açılacağını ilan ettiler (¬١).
40470. Metin
حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حَجاجٌ، عن ابن جُرَيجٍ، عن مجاهد قوله: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ}. قال: أهلُ العهدِ: مُدْلِجٌ، والعربُ الذين عاهَدهم، ومَن كان له عهدٌ. قال: أقبَل رسولُ اللهِ ﷺ مِن تَبوكَ حينَ فَرَغ منها وأرادَ الحَجَّ، ثم قال: "إنَّه يَحْضُرُ (¬٢) البيتَ مُشْرِكون يَطُوفون عُرَاةً، فلا أُحِبُّ أن أَحُجَّ حتى لا يكونَ ذلك". فأرسَل أبا بكرٍ وعليًّا، ﵄، فَطافا بالناس بذى المجَازِ، وبأمْكِنتِهم التي كانوا يَتَبايعون بها، وبالموسم كلِّه، وآذَنُوا أصحابَ العهدِ بأن يأمَنوا أربعةَ أشهرٍ، فهى (¬٣) الأشهرُ الحرُمُ المُنْسَلِخاتُ المُتوالياتُ: عشرون مِن آخِرِ ذى الحِجَّةِ إلى عَشْرٍ يَخُلُونَ مِن شهرِ ربيعٍ الآخرِ، ثم لا عهدَ لهم. وآذَن الناس كلَّهم بالقِتالِ إلا أن يُؤْمِنوا. فَآمَن الناس أجمعون حينَئذٍ، ولم يَسِحْ أحدٌ. قال: حينَ رَجَع مِن الطائفِ، ومَضَى مِن فَوْرِهِ ذلك فغَرَا تبوكَ، بعدَ إذ جاء إلى المدينةِ.
Bize el-Kâsım anlattı, dedi ki: Bize el-Hüseyin anlattı, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den naklen şu âyet hakkında anlattı: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ} “Allah ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur.” Mücâhid dedi ki: “Antlaşma sahipleri Müdlic kabilesi, [Resûlullah’ın] kendileriyle antlaşma yaptığı diğer Araplar ve herhangi bir antlaşması olan kimselerdi.” Dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Tebük’ten işini bitirip dönünce hacca gitmek istedi; sonra: 'Beytullah’a (¬٢) çıplak tavaf eden müşrikler geliyor; bu durum son buluncaya kadar hacca gitmek istemiyorum' buyurdu. Bunun üzerine Ebû Bekir ile Ali’yi -radıyallâhu anhümâ- gönderdi. İkisi Zülmecâz’da, insanların ticaret yaptıkları yerlerde ve bütün mevsimde dolaşarak antlaşma sahiplerine dört ay boyunca güvende olduklarını ilan ettiler. Bunlar (¬٣), birbirini takip eden ve peş peşe çıkan haram aylardır: Zilhicce’nin sonundan yirmi gün ile Rebîülâhir ayından geçen on güne kadardır; bundan sonra ise onların hiçbir antlaşması yoktur. Ayrıca bütün insanlara iman etmedikleri takdirde savaş açılacağını ilan ettiler. Bunun üzerine o vakit insanların hepsi iman etti ve hiç kimse [küfür üzere] dolaşmadı.” Mücâhid devamla dedi ki: “Bu, Tâif’ten döndüğü ve Medine’ye geldikten sonra derhal oradan hareket edip Tebük Gazvesi’ne çıktığı sırada idi.”
40471. Metin
وقال آخرون ممن قال: ابتداءُ الأجلِ لجميعِ المشركين وانقضاؤه كان واحدًا؛ كان ابتداؤه يومَ نَزَلَت "براءةُ"، وانقضاؤه انقضاءَ الأشهرِ الحُرُمِ، وذلك انقضاءُ المُحَرَّمِ.
Bütün müşrikler için sürenin başlangıcının ve bitişinin aynı olduğunu söyleyenlerden diğerleri ise şöyle demiştir: “Bunun başlangıcı 'Berâe' indiği gündür; bitişi ise haram ayların çıkışıdır ki bu da Muharrem ayının sona ermesidir.”
40472. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
40473. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ عبدِ الأَعْلى، قال: ثنا محمدُ بنُ ثَوْرٍ، عن مَعْمَرٍ، عن
Bize Muhammed b. Abdi'l-A‘lâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, [o da]...
40474. Metin
الزُّهْرِى: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ}. قال: نَزَلَت في شَوَّالٍ، فهى الأربعةُ الأشهر: شَوَّالٌ، وذو القَعْدة، وذو الحِجَّةِ، والمُحَرَّمُ (¬١).
o da ez-Zührî’den naklen şu âyet hakkında anlattı: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} “Yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşın.” ez-Zührî dedi ki: “Bu âyet Şevvâl ayında indi; dolayısıyla bu dört ay: Şevvâl, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem’dir (¬١).”
40475. Metin
وقال آخرون: إنما كان تأجيلُ اللَّهِ الأشهرَ الأربعةَ المشركين في السياحةِ، لمَن كان بينَه وبينَ رسولِ الله ﷺ عَهْدٌ مُدَّتُه أقلُّ (¬٢) من أربعة أشهرٍ. [أَمَّا مَن كان له عهدٌ مُدَّتُه أكثرُ من أربعة أشهرٍ] (¬٣)، فإنه أُمِر ﷺ أن يُتِمَّ له عهدَه إلى مُدَّتِه.
Başkaları ise şöyle demiştir: “Allah’ın müşriklere serbestçe dolaşmaları için tanıdığı dört aylık mühlet, sadece kendisi ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arasındaki antlaşma süresi dört aydan az olan (¬٢) kimseler içindi. [Antlaşma süresi dört aydan fazla olan kimseye gelince] (¬٣), Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e onun antlaşmasını süresinin sonuna kadar tamamlaması emredilmiştir.”
40476. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
40477. Metin
حدَّثنا محمد بنُ عبد الأعلى، قال: ثنا محمدُ بنُ ثَوْرٍ، عَن مَعْمَرٍ، قال: قال الكَلْبِيُّ: إنما كانت الأربعةُ الأشهرِ لَمَن كان بينه وبيَن رسول الله ﷺ عهدٌ دونَ الأربعةِ الأشهرِ، فأَتَمَّ له الأربعةَ. ومَن كان له عهدٌ أكثرُ من أربعة أشهرٍ، فهو الذي أُمِر أن يُتِمَّ له عهدَه، وقال: {فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَى مُدَّتِهِمْ} (¬٤).
Bize Muhammed b. Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den naklen anlattı; dedi ki: el-Kelbî şöyle dedi: “Dört aylık mühlet, sadece kendisi ile Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem arasındaki antlaşma süresi dört aydan az olan kimseler içindi ve [Allah] onun süresini dörde tamamladı. Antlaşması dört aydan fazla olan kimse ise antlaşmasının süresine kadar tamamlanması emredilen kimsedir; nitekim Allah: {فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَى مُدَّتِهِمْ} “Onlara olan antlaşmanızı sürelerine kadar tamamlayın” buyurmuştur (¬٤).”
40478. Metin
قال أبو جعفرٍ، ﵀: وأَوْلى الأقوالِ في ذلك بالصوابِ، قولُ مَن قال: الأَجَلُ الذي جَعَله الله لأهل العهدِ مِن المشركين، وأَذِن لهم بالسِّياحة فيه بقولِه: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ}. إنما هو لأهل العهد الذين ظاهَروا على رسولِ الله ﷺ، ونَقَضُوا عهدَهم قبل انقضاءِ مُدَّتِه. فأمَّا الذين لم يَنْقُضوا عهدَهم، ولم يُظاهروا عليه، فإن الله جلَّ ثناؤُه، أمَر نبيَّه ﷺ بإتمام العهد بينه وبينهم إلى مُدَّتِه بقوله: {إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَى مُدَّتِهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ}.
Ebû Ca‘fer [et-Taberî] -rahimehullâh- der ki: Bu konuda gerçeğe en uygun olan görüş; Allah’ın, antlaşma sahibi müşrikler için belirlediği ve: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} “Yeryüzünde dört ay daha dolaşın” buyruğuyla kendilerine serbestçe dolaşma izni verdiği sürenin, yalnızca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e karşı [düşmanlarına] arka çıkan ve süreleri bitmeden önce antlaşmalarını bozan ahit sahipleri hakkında olduğunu söyleyen kimsenin görüşüdür. Antlaşmalarını bozmayan ve O’na karşı [başkalarına] arka çıkmayanlara gelince; Allah -celle senâuh-, Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem’e, kendisi ile onlar arasındaki antlaşmayı şu buyruğuyla süresinin sonuna kadar tamamlamasını emretmiştir: {إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَى مُدَّتِهِمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ} “Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden bilahare size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve aleyhinize hiç kimseye arka çıkmamış olanlar müstesnadır. Onlara olan antlaşmanızı süresinin sonuna kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah müttakîleri sever.”
40480. Metin
فإن ظَنَّ ظانٌّ أن قولَ الله تعالى ذكرُه: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} يدلُّ على خلافِ ما قُلنا في ذلك، إذ كان ذلك يُنْبِئُ علي (¬١) أن الفرضَ على المؤمنين كان بعدَ انقضاء الأشهر الحُرُم، قَتْلَ كُلِّ مُشْرِكٍ، فإن الأمرَ في ذلك بخلافِ ما ظَنَّ، وذلك أن الآية التي تَتْلُو ذلك تنبئُ (¬٢) عن صحةِ ما قُلْنا، وفسادِ ما ظَنَّه مَن ظَنَّ أن انسلاخَ الأشهرِ الحُرُم كان يُبيحُ قتلَ كلِّ مُشْرِكٍ، كان له عهدٌ من رسولِ الله ﷺ، أو لم يكنْ كان له منه عهدٌ، وذلك قوله: {كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعِنْدَ رَسُولِهِ إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ} [التوبة: ٧]. فهؤلاء مُشْرِكون، وقد أمر الله نبيَّه ﷺ والمؤمنين بالاستقامةِ لهم في عهدِهم، ما استَقاموا لهم بتَرْكِ نقض صُلْحِهم، وتَرْكِ مُظاهرة عدوِّهم عليهم.
Şayet bir kimse, Allah Teâlâ’nın: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Haram aylar çıkınca o müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” buyruğunun bu konuda söylediğimizin aksine delalet ettiğini zannederse -ki bu âyet haram ayların sona ermesinden sonra müminlere farz olanın her bir müşriği öldürmek olduğunu haber vermektedir (¬١)- durum onun zannettiği gibi değildir. Zira bu âyetin peşinden gelen âyet, bizim söylediğimizin doğruluğunu ve haram ayların çıkışının Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den ister antlaşması olsun ister olmasın her bir müşriğin öldürülmesini mubah kıldığını zanneden kimsenin zannının batıl olduğunu bildirmektedir (¬٢). O da Allah’ın şu buyruğudur: {كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعِنْدَ رَسُولِهِ إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ} [et-Tevbe: 7] “Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız müstesna, müşriklerin Allah katında ve Resûlü katında nasıl bir antlaşması olabilir? Artık onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın. Şüphesiz Allah, sakınanları sever.” İşte bunlar müşriktirler; oysa Allah, Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve müminlere, onlar barış antlaşmasını bozmayarak ve düşmanlarına onların aleyhinde destek vermeyerek kendilerine karşı dürüst davrandıkları müddetçe antlaşmalarında onlara dürüst davranmalarını emretmiştir.
40481. Metin
وبعدُ، ففى الأخبار المُتظاهرة عن رسول الله ﷺ: أنه حينَ بَعَث عليًّا، ﵁ بـ "براءةَ" إلى أهل العهودِ بينَه وبينَهم، أمَره فيما أمَره أن يُنادِىَ به فيهم: ومَن كان بينَه وبينَ رسول الله ﷺ، عهدٌ، فعهدُه إلى مُدَّتِه أوضحُ الدليل على صحةِ ما قُلنا. وذلك أن الله لم يأمُرْ نبيَّه ﷺ بنَقْضِ عهدِ قومٍ كان عاهَدهم إلى أَجَلٍ، فاستقاموا على عهدهم ٣ بتَرْكِ نَقْضِه، وأنه إنما أَجَّل أربعةَ أشهرٍ مَن كان قد نَقَض عهدَه قبلَ التأجيل، أو مَن كان له عهدٌ إلى أجلٍ غيرِ محدودٍ. فأمَّا مَن كان أجلُ عهدِه محدودًا، ولم يجعلْ بنَقْضِه على نفسِه سبيلًا، فإن رسول الله ﷺ كان بإتمامِ
Bundan sonra, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den mütevatir olarak gelen haberlerde yer alan; kendisi ile aralarında antlaşma bulunan ahit ehline Berâe [suresi] ile Ali’yi -radıyallâhu anh- gönderdiği zaman, aralarında nida etmesini emrettiği hususlar içerisindeki: «Kimin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile bir ahdi varsa, onun ahdi [belirlenen] süresine kadardır» ifadesi, söylediğimiz şeyin doğruluğuna en açık delildir. Zira Allah, Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem’e belirli bir süreye kadar kendileriyle ahitleştiği ve [ahdi] bozmaktan kaçınarak ahitleri üzerinde dosdoğru duran 3 bir kavmin ahdini bozmasını emretmemiştir. O, sadece bu mühletten önce ahdini bozmuş olan veya belirlenmemiş bir süreye kadar ahdi bulunan kimseye dört ay mühlet vermiştir. Ahdinin süresi belirli olan ve [ahdini] bozarak kendi aleyhine bir yol vermeyen kimseye gelince; şüphesiz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem...
40482. Metin
عهده إلى غاية أجله مأمورًا. وبذلك بَعَث مُنادِيَه يُنادى به في أهل الموسم من العرب.
antlaşmasını süresinin sonuna kadar tamamlamakla emrolunmuştu. İşte bu sebeple münâdîsini (tellalını), Arap hac mevsimi ahalisi arasında bunu ilan etmesi için göndermiştir.
40483. Metin
حدَّثنا أحمدُ بنُ إسحاقَ، قال: ثنا أبو أحمدَ، قال: ثنا قَيْسٌ، عن مُغِيرةَ، عن الشَّعْبيِّ، قال: ثنى مُحَرَّرُ بنُ أبي هريرةَ، عن أبي هريرةَ، ﵁، قال: كنتُ مع عليٍّ، ﵁، حينَ بعثَه النبيُّ ﷺ يُنَادِي، فكان إذا صَحِلَ (¬١) صوتُه نادَيتُ. قلتُ: بأيِّ شيءٍ كنتم تُنادُون؟ قال: بأربعٍ: لا يَطْفْ بالكعبة عُريانٌ، ومَن كان له عند رسول الله ﷺ عهدٌ فعهدُه إلى مُدَّتِه، ولا يَدخُلُ الجنةَ إلا نفسٌ مؤمنةٌ، ولا يَحُجَّ بعد عامنا هذا (¬٢) مُشْرِكٌ (¬٣).
Bize Ahmed b. İshâk anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ahmed anlattı, dedi ki: Bize Kays, Mugîre’den, o da eş-Şa‘bî’den naklen anlattı; dedi ki: Bana Muharrir b. Ebî Hureyre, Ebû Hureyre’den -radıyallâhu anh- naklen anlattı, Ebû Hureyre dedi ki: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ilan etmesi için gönderdiğinde Ali -radıyallâhu anh- ile beraberdim. Onun sesi kısıldığında (¬١) ben ilan ederdim.” Ben: “Neyi ilan ediyordunuz?” diye sordum. Dedi ki: “Dört şeyi: Kâbe’yi hiçbir çıplak tavaf etmesin; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem katında bir antlaşması olan kimsenin antlaşması süresinin sonuna kadardır; cennete sadece mümin olan nefis girer ve bu yılımızdan sonra (¬٢) hiçbir müşrik hac yapmasın (¬٣).”
40484. Metin
حدَّثني محمد بن عمرٍو (¬٤)، قال: ثنا عَفَّانُ، قال: ثنا قيسُ بنُ الربيع، قال: ثنا الشَّيْبانيُّ، عن الشَّعْبيِّ، قال: أخبرَنا المُحَرَّرُ بنُ أبي هريرةَ، عن أبيه، قال: كنتُ مع عليٍّ، ﵁، فذَكَر نحوَه، إلا أنه قال: ومَن كان بينه وبين رسول الله ﷺ عهدٌ، فعهدُه إلى أجلِه (¬٥).
Bana Muhammed b. Amr (¬٤) anlattı, dedi ki: Bize Affân anlattı, dedi ki: Bize Kays b. er-Rebî‘ anlattı, dedi ki: Bize eş-Şeybânî, eş-Şa‘bî’den naklen anlattı; dedi ki: Bize Muharrir b. Ebî Hureyre, babasından haber verdi; babası dedi ki: “Ali -radıyallâhu anh- ile beraberdim...” ve benzerini zikretti; ancak o: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında bir antlaşma bulunan kimsenin antlaşması kendi süresine kadardır” dedi (¬٥).
40485. Metin
وقد حَدَّث بهذا الحديثِ شعبةُ، فخالف قيسًا في الأجلِ.
Bu hadisi Şu‘be de rivayet etmiş, ancak süre konusunda Kays’a muhalefet etmiştir.
40486. Metin
فحدَّثني يعقوبُ بنُ إبراهيمَ ومحمدُ بنُ المُثَنَّى، قالا: ثنا عثمانُ بنُ عمرَ، قال: ثنا شعبةُ، عن المغيرةِ، عن الشَّعْبيِّ، عن المُحَرَّرِ بن أبي هريرةَ، عن أبيه، قال: كنتُ مع عليٍّ حينَ بَعَثه رسولُ اللهِ ﷺ ببراءةٍ إلى أهل مكة، فكنتُ أُنادى حتى
Bana Ya‘kûb b. İbrâhîm ve Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, dediler ki: Bize Osmân b. Ömer anlattı, dedi ki: Bize Şu‘be, el-Mugîre’den, o eş-Şa‘bî’den, o Muharrir b. Ebî Hureyre’den, o da babasından nakletti; [babası] dedi ki: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Berâe [Suresi] ile Mekke ehline gönderdiğinde Ali ile beraberdim; ben nida ediyordum, ta ki
40487. Metin
صَحِلَ صَوْتى. فقلتُ: بأيِّ شيءٍ كنتَ تُنادِى؟ قال: أُمِرْنا أَن تُنادِيَ: أنه لا يَدْخُلُ الجنة إلا مؤمنٌ، ومَن كان بينَه وبينَ رسولِ الله ﷺ من عهدٌ، فأجلُه إلى أربعةِ أشهرٍ، فإذا حَلَّ الأجلُ، فإن الله بَرِيءٌ مِن المشركين ورسولُه، ولا يَطُفْ بالبيت عُرْيانٌ، ولا يَحُجَّ بعد العامِ مُشْرِكٌ (¬١).
ilan ediyordum.” Ben: “Neyi ilan ediyordun?” diye sordum. Dedi ki: “Bize şöyle ilan etmemiz emredildi: Cennete sadece mümin girer; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında bir antlaşma bulunan kimsenin süresi dört aya kadardır; bu süre bittiğinde şüphesiz Allah da müşriklerden uzaktır, Resûlü de; Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmesin ve bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmasın (¬١).”
40488. Metin
قال أبو جعفرٍ، رحمه ﵀: وأخشَى أن يكونَ هذا الخبرُ وَهُمًا مِن ناقلِه في الأجل؛ لأن الأخبار مُتظاهرةٌ في الأجلِ بخلافِه، مع خلافِ قيسٍ شُعْبَةَ في نفسِ هذا الحديث على ما بَيَّنتُه.
Ebû Ca‘fer [et-Taberî] -rahimehullâh- der ki: Bu haberin, süresi konusunda onu nakleden kimseden kaynaklanan bir vehim (yanılma) olmasından endişe ederim; zira haberler, açıkladığım üzere bu hadisin kendisinde Kays’ın Şu‘be’ye muhalefetiyle birlikte, süre konusunda bunun aksine tevatür halindedir.
40489. Metin
حدَّثنا محمد بن عبد الأعلى، قال: ثنا محمدُ بنُ ثَوْرٍ، عَن مَعْمَرٍ، عن أبي إسحاق، عن الحارث الأعور، عن عليٍّ، ﵁، قال: أُمِرتُ بأربع؛ أُمِرْتُ أن لا يَقْرَبَ البيتَ بعد هذا العامِ مُشْرِكٌ، ولا يَطُف رجلٌ بالبيتِ عُرْيانًا، ولا يَدخُلُ الجنةَ إلا كلُّ نفس مُسْلمةٍ. وأن يَتِمَّ إلى كلٍّ ذى عَهْدِ عهدُه (¬٢).
Bize Muhammed b. Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer’den, o Ebû İshâk’tan, o el-Hâris el-A‘ver’den, o da Ali’den -radıyallâhu anh- naklen anlattı; Ali dedi ki: “Bana dört şey emredildi: Bu yıldan sonra hiçbir müşriğin Beytullah’a yaklaşmaması, hiçbir kimsenin Beytullah’ı çıplak tavaf etmemesi, cennete ancak Müslüman olan her bir nefsin girmesi ve her antlaşma sahibine antlaşmasının tamamlanması (¬٢).”
40490. Metin
حدَّثنا أحمدُ بنُ إسحاقَ، قال: ثنا أبو أحمدَ، قال: ثنا إسرائيلُ، عن أبي إسحاق، عن زيدِ بن يُثَيعٍ ٣ قال: نَزَلَت "براءةُ"، فبَعَث بها رسول الله ﷺ أبا بكرٍ، ثم أرسَل عليًّا فأخَذَها منه. فلما رَجَع أبو بكرٍ، قال: هل نَزَل في شيءٌ؟ قال: لا،
Bize Ahmed b. İshâk anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ahmed anlattı, dedi ki: Bize İsrâîl, Ebû İshâk’tan, o da Zeyd b. Yüsey‘den 3 naklen anlattı; dedi ki: “Berâe [suresi] indi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onunla Ebû Bekir’i gönderdi, sonra Ali’yi gönderip onu kendisinden aldı. Ebû Bekir geri dönünce: ‘Hakkımda [olumsuz] bir şey mi indi?’ diye sordu. [Resûlullah]: ‘Hayır,’ dedi,
40491. Metin
ولكنى أُمِرْتُ أن أُبْلِغَها أنا أو رجلٌ مِن أهل بيتى. فانطلَق إلى مكةَ، فقامَ فيهم بأربعٍ؛ أن لا يَدْخُلَ مكةَ مُشْرِكٌ بعد عامه، هذا، ولا يَطُف بالكعبة عُرْيانٌ، ولا يَدْخُلُ الجنةَ إلا نفسٌ مُسْلِمَةٌ، ومَن كان بينَه وبينَ رسولِ الله عهدٌ، فعهده إلى مُدَّتِه (¬١).
fakat onu ancak benim yahut Ehl-i beytimden bir adamın tebliğ etmesi emrolundum’ buyurdu. [Ali] Mekke’ye gitti ve aralarında dört şey ile [hükmü tebliğ etmek üzere] ayağa kalktı: Bu yıldan sonra hiçbir müşrik Mekke’ye girmeyecek, Kâbe’yi hiçbir çıplak tavaf etmeyecek, cennete Müslüman bir nefisten başkası girmeyecek ve Resûlullah ile arasında antlaşma bulunan kimsenin antlaşması kendi süresine kadardır (¬١).”
40492. Metin
حدَّثنا ابن وَكِيعٍ، قال: ثنا أبو أُسامة، عن زكريا، عن أبي إسحاقَ، عن زيدِ بن يُثَيعٍ، عن عليٍّ، قال: بَعَثني النبيُّ ﷺ، حينَ أُنزِلَت "براءةُ" بأربعٍ؛ أَن لا يَطُفْ بالبيتِ عُرْيانٌ، ولا يَقْرَبِ المسجدَ الحرامَ مُشْرِكٌ بعد عامِهم هذا، ومَن كان بينَه وبينَ رسول الله ﷺ، عهدٌ، فهو إلى مُدَّتِه، ولا يَدْخُلُ الجنةَ إلا نفسٌ مُسْلِمةٌ (¬٢).
Bize İbn Vekî‘ anlattı, dedi ki: Bize Ebû Üsâme, Zekeriyyâ’dan, o Ebû İshâk’tan, o Zeyd b. Yüsey‘den, o da Ali’den naklen anlattı; dedi ki: “Berâe indiği vakit Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem beni dört şeyle gönderdi: Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmesin, bu yıllarından sonra Mescid-i Harâm’a hiçbir müşrik yaklaşmasın, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında bir antlaşma bulunan kimsenin [antlaşması] kendi süresine kadardır ve cennete Müslüman bir nefisten başkası giremez (¬٢).”
40493. Metin
حدَّثنا ابن وَكِيع، قال: ثنا ابن عبدِ الأَعْلى، عن مَعْمَرٍ، عن أبي إسحاق، عن الحارث، عن عليٍّ، ﵁، قال: بُعثتُ إلى أهل مكةَ بأربعٍ. ثم ذكَر الحديثَ.
Bize İbn Vekî‘ anlattı, dedi ki: Bize İbn Abdila‘lâ, Ma‘mer’den, o Ebû İshâk’tan, o el-Hâris’ten, o da Ali’den -radıyallâhu anh- naklen anlattı; dedi ki: “Mekke ehline dört şeyle gönderildim.” Sonra hadisi zikretti.
40494. Metin
حدَّثنا إبراهيم بنُ سعيدٍ الجَوْهَرِيُّ، قال: ثنا حسينُ بنُ محمدٍ، قال: ثنا سليمانُ بنُ قَوْمٍ، عن الأعمشِ، عن الحَكَمِ، عن مِقْسَمٍ، عن ابن عباسٍ: أن رسول الله ﷺ ما بعث أبا بكر بـ "براءةَ"، ثم أتبعه عليًّا، فأَخَذَها منه، فقال أبو بكر، ﵁: الله عنه: يا رسولَ اللَّهِ، حَدَث فيَّ شيءٌ؟ قال: "لا، أَنْتَ صَاحِبي في الغارِ وعلى الحوض، ولا يُؤَدِّي عَنِّي إلا أنا أو عليٌّ". وكان الذي بَعَث به عليًّا أربعًا: لا
Bize İbrâhîm b. Saîd el-Cevherî anlattı, dedi ki: Bize Hüseyn b. Muhammed anlattı, dedi ki: Bize Süleymân b. Kavm, el-A‘meş’ten, o el-Hakem’den, o Mıksem’den, o da İbn Abbâs’tan naklen anlattı ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Bekir’i Berâe [suresi] ile gönderdi; sonra peşinden Ali’yi yolladı da [Ali] onu kendisinden aldı. Bunun üzerine Ebû Bekir -radıyallâhu anh-: “Ey Allah’ın Resûlü! Benim hakkımda [olumsuz] bir şey mi meydana geldi?” dedi. [Resûlullah]: «Hayır, sen mağarada ve Havuz başında benim arkadaşımsın; fakat benim adıma [bu tebliği] benden veya Ali’den başkası yerine getiremez» buyurdu.1 [Resûlullah’ın] Ali’yi kendisiyle gönderdiği [hususlar] dört taneydi2: [Cennete]...
40495. Metin
يَدْخُلُ الجنة إلا نفسٌ مُسْلِمةٌ، ولا يَحُجَّ بعد العامِ مُشْرِكٌ، ولا يَطْف بالبيتِ عُرْيانٌ، ومَن كان بينه وبين رسولِ الله ﷺ عهدٌ فهو إلى مُدَّتِه (¬١).
Müslüman bir nefisten başkası girmeyecek, bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmayacak, Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmeyecek ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında bir antlaşma bulunan kimsenin antlaşması kendi süresine kadardır (¬١).
40496. Metin
حدَّثنا ابن وَكِيعٍ، قال: ثنا أبى، عن ابن أبي خالدٍ، عن عامرٍ، قال: بَعَث النبيُّ ﷺ عليًّا، ﵁، فنادَى: ألا لا يَحُجَّنَّ بعدَ العامِ مُشْرِكٌ، ولا يَطُفْ بالبيتِ عُرْيانٌ، ولا يَدْخُلُ الجنةَ إلا نفسٌ مُسْلِمَةٌ، ومَن كان بينه وبين رسول الله عهدٌ، فأجَلُه إلى مُدَّتِه، والله بَرئٌ من المشركين ورسولُه.
Bize İbn Vekî‘ anlattı, dedi ki: Bize babam, İbn Ebî Hâlid’den, o Âmir’den naklen anlattı; dedi ki: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Ali’yi -radıyallâhu anh- gönderdi. O da şöyle seslendi: Haberiniz olsun ki, bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmasın, Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmesin, cennete Müslüman bir nefisten başkası girmeyecektir; Resûlullah ile arasında bir antlaşma bulunan kimsenin süresi kendi vadesine kadardır; şüphesiz Allah da müşriklerden uzaktır, Resûlü de.”
40497. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا سَلَمةُ، قال: ثنا محمدُ بنُ إسحاقَ، عن حكيم بن حكيم بن عَبَّادِ بن حُنَيْفٍ، عن أبي جعفر محمد بن عليّ بن حُسَينِ بن عليٍّ، قال: لما نَزَلَت "براءةُ" على رسول الله ﷺ، وقد كان بَعَث أبا بكرٍ الصديقَ، ﵁، ليُقِيمَ الحَجَّ للناسِ، قيل له: يا رسول الله، لو بَعَثْتَ إلى أبي بكرٍ، فقال: "لا يُؤَدِّي عَنِّي إلا رجلٌ مِن أهلِ بَيْتِى". ثم دَعا عليَّ بنَ أبي طالبٍ، ﵁، فقال: "اخْرُج بهذه القِصَّةِ مِن صَدْرِ "بَرَاءةَ"، وأَذِّنْ في الناسِ يومَ النَّحْرِ إذا اجْتَمَعوا بمِنًى؛ أنَّه لا يَدْخُلُ الجنةَ كافِرٌ، ولا يَحُجَّ بعد العامِ مُشْرِكٌ، ولا يَطُفْ بالبيتِ عُرْيانٌ، ومَن كان له عند رسول الله ﷺ عَهْدٌ فهو إلى مُدَّتِه". فَخَرَج عليُّ بنُ أبي طالبٍ، ﵁، على ناقةِ رسولِ الله ﷺ العَضْباءِ، حتى أدرَك أبا بكرٍ الصديقَ بالطريق، فلمَّا رَآه أبو بكرٍ، قال: أميرٌ أو مأمورٌ؟ قال: مأمورٌ، ثم مَضَيا، ﵄، فأقامَ أبو بكرٍ للناسِ الحَجَّ، والعربُ إذ ذاك في تلك السنةِ على مَنازلِهم مِن الحَجِّ التي كانوا عليها في الجاهليةِ، حتى إذا كان يومُ النَّحْرِ، قامَ عليُّ بنُ أبي طالبٍ، ﵁، فأَذَّنَ في الناسِ بالذي أمَره رسولُ الله ﷺ، فقال: يا أَيُّها الناسُ، لا
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Seleme anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. İshâk, Hakîm b. Hakîm b. Abbâd b. Huneyf’ten, o da Ebû Ca‘fer Muhammed b. Ali b. Hüseyn b. Ali’den naklen anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Berâe [Suresi] indiğinde, o insanlara haccı ikame ettirmesi (yaptırması) için Ebû Bekir es-Sıddîk’ı -radıyallâhu anh- göndermiş bulunuyordu. Kendisine: “Ey Allah’ın Resûlü, [bu ayetleri] Ebû Bekir’e gönderseniz ya!” denildi. Bunun üzerine: «Benim adıma [bunu] ancak benim Ehl-i Beyt’imden bir adam tebliğ edebilir» buyurdu. Sonra Ali b. Ebî Tâlib’i -radıyallâhu anh- çağırdı ve şöyle buyurdu: «Berâe’nin başındaki bu kıssa ile yola çık ve kurban gününde insanlar Mina’da toplandıklarında onlara şunu ilan et: Cennete hiçbir kâfir giremez, bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapamaz, Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf edemez ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in katında bir antlaşması olan kimsenin antlaşması kendi süresine kadardır.» Bunun üzerine Ali b. Ebî Tâlib -radıyallâhu anh-, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in el-Adba adlı devesine binerek yola çıktı ve Ebû Bekir es-Sıddîk’a yolda yetişti. Ebû Bekir onu görünce: “Emîr (yönetici) olarak mı geldin, yoksa memur (emir altında) olarak mı?” dedi. [Ali]: “Memur olarak” dedi. Sonra ikisi -radıyallâhu anhümâ- yola devam ettiler. Ebû Bekir insanlara haccı ikame ettirdi; o dönemde, o yılda Araplar Câhiliye döneminde bulundukları hac konaklarındaydılar. Nihayet kurban günü olunca Ali b. Ebî Tâlib -radıyallâhu anh- kalktı ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kendisine emrettiği şeyleri insanlara duyurarak şöyle dedi: “Ey insanlar! Hiçbir...1”
40498. Metin
يَدْخُلُ الجنةَ إلا نفسٌ مُسْلِمَةٌ، ولا يَحُجَّ بعدَ العام مُشْرِكٌ، ولا يَطُف بالبيتِ عُرْيانٌ، ومَن كان له عهدٌ عند رسول الله ﷺ، فهو له إلى مُدَّتِه. فلم يَحُجَّ بعدَ ذلك العامِ مُشْرِكٌ، ولم يَطُفْ بالبيتِ عُرْيانٌ، ثم قَدِما على رسول الله ﷺ. وكان هذا مِن "براءةَ"، فيمَن كان مِن أهلِ الشِّرْكِ مِن أهل العهد العامِّ، وأهلِ المُدَّةِ إلى الأجلِ المُسَمَّى (¬١).
Müslüman bir nefis girebilir; bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapamaz, Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf edemez ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem katında bir antlaşması olan kimsenin antlaşması kendi süresine kadardır.’ Artık o yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmadı ve Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmedi. Sonra ikisi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzuruna döndüler. ‘Berâe’den gelen bu [hüküm], şirk ehlinden genel antlaşma sahipleri ile belirli bir süreye kadar vadeli antlaşması olanlar hakkındaydı (¬١).”
40499. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ الحُسين، قال: ثنا أحمدُ بنُ المُفَضَّل، قال: ثنا أسباطُ، عن السُّدِّيِّ، قال: لمَّا نَزَلَت هذه الآياتُ إلى رأسِ أربعينَ آيةً، بَعَثَ بِهِنَّ رسولُ اللهِ ﷺ مع أبي بكرٍ، وأَمَّره على الحَجِّ، فلمَا سارَ فبلَغ الشجرةَ من ذي الحُلَيفة، أتبَعه بعليٍّ فأخَذها منه، فرَجَع أبو بكرٍ إلى النبيِّ ﷺ، فقال: يا رسول الله، بأبي أنت وأمي، أَنْزِل في شأنى شيءٌ؟ قال: "لا، ولكن لا يُبلِّغُ عنِّي غَيرى، أو رجلٌ مِنِّي، أمَا تَرْضَى يا أبا بكر أنك كنتَ مَعِي في الغارِ، وأَنَّك صاحبي على الحَوْضِ؟ ". قال: بلى يا رسولَ اللهِ! فسارَ أبو بكرٍ على الحاجِّ، وعليٌّ يُؤذِّنُ بـ "براءةَ"، فقامَ يومَ الأضحَى، فقال: لا يَقْرَبَنَّ المسجد الحرامَ مُشْرِكٌ بعدَ عامِه هذا، ولا يَطُوفَنَّ بالبيتِ عُرْيانٌ، ومَن كان بينَه وبين رسول الله ﷺ، عهدٌ، فله عَهْدُه إلى مُدَّتِه، وإن هذه أيامُ أَكلٍ وشُرْبٍ، وإن الله لا يُدْخِلُ الجنةَ إلا من كان مُسْلِمًا. فقالوا: نحن نَبْرَأُ مِن عهدِك وعهدِ ابن عَمِّك إلا مِن الطَّعْنِ والضَّرْبِ. فَرَجَع المشركون، فَلامَ بعضُهم بعضًا، وقالوا: ما تَصْنَعون، وقد أَسْلَمَت قريشٌ؟ فأسلَموا.
Bana Muhammed b. el-Hüseyn anlattı, dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal anlattı, dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî’den naklen anlattı; dedi ki: “Bu ayetler kırkıncı ayetin başına kadar indiğinde, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onları Ebû Bekir ile gönderdi ve onu hacca emîr tayin etti. Ebû Bekir yol alıp Zülhuleyfe’deki Şecere’ye varınca, [Resûlullah] arkasından Ali’yi gönderdi ve Ali [o ayetleri] ondan aldı. Ebû Bekir, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e geri dönüp: ‘Ey Allah’ın Resûlü, anam babam sana feda olsun, benim hakkımda bir şey mi indirildi?’ dedi. [Resûlullah]: ‘Hayır, lâkin benim adıma tebliği benden başkası veya benden olan bir adamdan başkası yapamaz. Ey Ebû Bekir, mağarada benimle beraber olmana ve Havz başında arkadaşım olmana razı değil misin?’ buyurdu. Ebû Bekir: ‘Evet, ey Allah’ın Resûlü!’ dedi. Böylece Ebû Bekir hacıların başında gitti, Ali de ‘Berâe’yi ilan ediyordu. Kurban Günü ayağa kalkıp şöyle dedi: ‘Bu yıldan sonra Mescid-i Harâm’a hiçbir müşrik yaklaşmasın, Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmesin, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile arasında antlaşma olan kimsenin antlaşması kendi süresine kadardır; şüphesiz bu günler yeme ve içme günleridir ve şüphesiz Allah, cennete Müslüman olandan başkasını sokmaz.’ Bunun üzerine müşrikler: ‘Biz, kargı ve kılıç vuruşması müstesna, senin antlaşmandan da amcanın oğlunun antlaşmasından da uzağız’ dediler. Sonra müşrikler geri dönüp birbirlerini kınadılar ve: ‘Kureyş Müslüman olmuşken siz ne yapıyorsunuz?’ dediler ve Müslüman oldular.”
40500. Metin
حدَّثنا الحسنُ بنُ يَحيى، قال: أخبرَنا عبدُ الرزاقِ، قال: أخبرَنا مَعْمَرٌ، عن أبي إسحاق، عن زيد بن يُثَيْعٍ، عن عليٍّ، قال: أُمِرْتُ بأربعٍ؛ أَن لا يَقْرَبَ
Bize el-Hasan b. Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize Ma‘mer, Ebû İshâk’tan, [o] Zeyd b. Yüsey‘den, [o da] Ali’den [naklen] haber verdi; [Ali] dedi ki: «Bana dört şey emredildi: [Bu yıldan sonra] hiçbir müşrik yaklaşmasın...»1
40501. Metin
البيتَ بعدَ العامِ مُشْرِكٌ، ولا يَطُوف بالبيتِ عُرْيانٌ، ولا يَدْخُلَ الجنةَ إلا نفسٌ مُسْلِمَةٌ، وأن يَتِمَّ إلى كلِّ ذى عَهْدٍ عهدُه. قال مَعْمَرٌ: وقاله قتادةُ (¬١).
hiçbir müşrik Beytullah’a yaklaşmasın, Beytullah’ı hiçbir çıplak tavaf etmesin, cennete Müslüman bir nefisten başkası girmesin ve her antlaşma sahibine antlaşması tamamlansın.” Ma‘mer dedi ki: Katâde de böyle söylemiştir (¬١).
40502. Metin
قال أبو جعفر، ﵀: فقد أَنْبَأَتْ هذه الأخبارُ ونظائرها عن صحةِ ما قُلنا، وأن أَجَلَ الأشهر الأربعةِ إنما كان لَمَن وَصَفْنا. فأمَّا مَن كان عهدُه إلى مُدَّةٍ مَعْلومةٍ، فلم يَجعَلْ لرسول الله ﷺ وللمؤمنين لنَقْضِه ومُظاهَرةِ أعدائِهم عليهم سبيلًا، فإن رسول الله ﷺ قد وَفَّى له بعهده إلى مُدَّتِه، عن أمر الله إياه بذلك. وعلى ذلك دَلَّ ظاهرُ التنزيل، وتَظاهَرَت به الأخبارُ عن الرسول ﷺ.
Ebû Ca‘fer [et-Taberî] -rahimehullâh- der ki: Bu haberler ve benzerleri, söylediğimiz şeyin doğruluğunu ve dört aylık sürenin ancak nitelendirdiğimiz kimseler için olduğunu bildirmiştir. Antlaşması belirli bir süreye kadar olup da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve müminlere antlaşmayı bozmak ve düşmanlarına onların aleyhine yardım etmek için bir yol bırakmayan kimseye gelince; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah’ın kendisine bunu emretmesi sebebiyle onun antlaşmasını süresine kadar tamamlamıştır. İndirilen [Kitab]ın zahiri buna delalet etmiş ve Resûl sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen haberler de bu hususta tevatür derecesinde ittifak etmiştir.
40503. Metin
وأما الأشهرُ الأربعةُ، فإنها كانت أَجَلَ مَن ذَكَرْنا، وكان ابتداؤُها يومَ الحَجِّ الأكبرِ، وانقضاؤها انقضاءَ عَشْرٍ من ربيع الآخرِ، فذلك أربعةٌ أشهرٍ متتابعةٍ، جُعِل لأهلِ العَهْدِ الذين وَصَفْنا أَمْرَهم فيها السياحة في الأرضِ، يَذْهَبون حيث شاءوا، لا يَعْرِضُ لهم فيها من المسلمين أحدٌ بحربٍ، ولا قتلٍ، ولا سَلْبٍ.
Dört aya gelince; o, zikrettiğimiz kimselerin süresi idi. Bu sürenin başlangıcı Hacc-ı Ekber günü, bitişi ise Rebîülâhir’in onuncu gününün bitimi idi. İşte bu, durumlarını nitelendirdiğimiz antlaşma sahipleri için yeryüzünde serbestçe dolaşmaları; diledikleri yere gitmeleri, kendilerine Müslümanlardan hiçbir kimsenin savaş, öldürme veya yağma ile dokunmaması üzere tanınan peş peşe dört aydır.
40504. Metin
فإن قال قائلٌ: فإذا كان الأمرُ في ذلك كما وَصَفتَ، فما وَجْهُ قوله: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ}. وقد عَلِمتَ أن انسلاخها انسلاخُ المحرمِ، وقد زَعَمْتَ أن تأجيلَ القومِ مِن اللهِ ومِن رسوله كان أربعةَ أشهر، وإنما بين يوم الحجِّ الأكبر، وانسلاخ الأشهرِ الحُرُمِ خمسون يومًا أكثره، فأين الخمسون يومًا من الأشهر الأربعة؟
Eğer birisi: “Bu konudaki durum senin nitelendirdiğin gibi ise, o takdirde Allah Teâlâ’nın: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Haram aylar çıkınca artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” kavlinin izahı nasıldır? Bilmektesin ki haram ayların çıkması, Muharrem ayının çıkmasıdır. Sen ise topluluğa Allah ve Resûlü tarafından verilen sürenin dört ay olduğunu iddia ettin; oysa Hacc-ı Ekber günü ile haram ayların çıkması arasında en fazla elli gün vardır. Elli gün nerede, dört ay nerede?” diyecek olursa,
40505. Metin
قيل: إن انسلاخ الأشهرِ الحُرُمِ، إنما كان أَجَلَ مَن لا عهد له مِن المشركين من رسول الله ﷺ، والأشهر الأربعة لمن له عَهْدٌ، إما إلى أجلٍ غيرِ محدودٍ، وإمَّا إلى أجلٍ محدودٍ قد نَقَضَه، فصارَ بنَقْضِه إياه بمعنى مَن خِيفَ خيانتُه، فاسْتَحَقَّ النَّبْذَ إِليه
Şöyle denilir: Haram ayların çıkması, müşriklerden Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile hiçbir antlaşması bulunmayan kimselerin süresi idi. Dört ay ise, ya belirlenmemiş bir süreye kadar ya da bizzat bozduğu belirli bir süreye kadar antlaşması olan kimse içindi. Böylece o [müşrik], antlaşmayı bozması sebebiyle kendisinden hıyanet korkulan kimse konumuna gelmiş ve [antlaşmanın] kendisine eşit şartlarda bildirilip feshedilmesini hak etmiştir.1
40506. Metin
على سواء، غيرَ أنه جُعِل له الاستعدادُ لنفسِه، والارْتيادُ لها من الأَجَل الأربعةِ الأشهرِ. ألَا تَرَى الله يقولُ لأصحاب الأشهر الأربعةِ، ويَصفُهم بأنهم أهلُ عَهْدٍ: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ}. وَوَصَف المجعولَ لهم انسلاخَ الأشهرِ الحرمِ أجلًا، بأنهم أهلُ شِرْكِ لا أهلَ عَهْدِ، فقال: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ}. الآية - {إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ}. الآية، ثم قال: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ}. فأمَر بقتلِ المُشْرِكين الذين لا عَهْدَ لهم بعدَ انسلاخ الأشهر الحُرُمِ، وبإتمام عَهْدِ الذين لهم عَهْدٌ، إذا لم يكونوا نَقَضُوا عهدَهم بالمُظاهرةِ على المؤمنين، وإدخالِ النَقْصِ فيه عليهم.
feshedilip atılmasını hak eden kimsedir; şu kadar var ki, kendisini hazırlaması ve durumu için tedbir alması maksadıyla ona dört aylık süreden bir mühlet verilmiştir. Görmez misin ki Allah, dört ay sahiplerine hitap ederken onları antlaşma ehli olarak nitelemekte ve şöyle buyurmaktadır: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (١) فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ} “Allah’tan ve Resûlü’nden, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur: Artık yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşın ve bilin ki siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz”; süreleri haram ayların çıkması olarak tayin edilenleri ise antlaşma ehli değil şirk ehli olarak nitelemiş ve şöyle buyurmuştur: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ} “Allah ve Resûlü’nden Hacc-ı Ekber gününde insanlara bir ilandır ki, şüphesiz Allah da müşriklerden uzaktır, Resûlü de” ayeti ve {إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ} “Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşrikler müstesna” ayeti; sonra da: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Haram aylar çıkınca artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” buyurmuştur. Böylece haram aylar çıktıktan sonra hiçbir antlaşması bulunmayan müşriklerin öldürülmesini, antlaşmaları bulunanların ise müminlerin aleyhine başkalarına arka çıkıp antlaşmayı bozmadıkları ve antlaşmada müminlerin aleyhine bir eksiklik yapmadıkları takdirde antlaşmalarının tamamlanmasını emretmiştir.
40507. Metin
فإن قال قائلٌ: وما الدليلُ على أن ابتداءَ التأجيل كان يوم الحَجِّ الأكبرِ، دونَ أن يكونَ كان مِن شَوَّالٍ، على ما قاله قائلو ذلك؟
Eğer birisi: “Mühletin başlangıcının, bunu söyleyenlerin iddia ettiği gibi Şevvâl ayından değil de Hacc-ı Ekber gününden olduğuna delil nedir?” diyecek olursa,
40508. Metin
قيل له: إن قائلى ذلك، زَعَموا أن التأجيلَ كان مِن وَقْتِ نُزولِ "براءةَ"، وذلك غيرُ جائزٍ أن يكونَ صحيحًا؛ لأن المجعولَ له أجلُ السياحةِ إلى وَقْتٍ محدودٍ، إذا لم يَعْلَمْ ما جُعِل له ولا سيما مع عَهْدِ له قد تَقَدَّم قبل ذلك بخلافِه، فكمَن لم يُجْعَلْ له ذلك؛ لأنه إذا لم يَعْلَمُ ما لَه في الأجل الذي جُعِل له، وما عليه بعدَ انْقِضائِه، فهو كهيئته قبلَ الذي جُعِل له من الأجَلِ. ومعلومٌ أن القومَ لم يَعْلَموا بما جُعِل لهم من ذلك، إلا حينَ نُودِى فيهم بالموسمِ. وإذا كان ذلك كذلك، صَحَّ أن ابتداءَه ما قُلنا، وانقضاءه كان ما وَصَفْنا.
Ona şöyle denilir: Bunu söyleyenler, mühletin “Berâe”nin iniş vaktinden itibaren başladığını iddia etmişlerdir. Bu ise doğru olması caiz olmayan bir görüştür; zira kendisine belirli bir vakte kadar dolaşma süresi tanınan kimse, hususiyle daha önce buna aykırı bir antlaşması da varken kendisine tanınan bu haktan haberdar değilse, kendisine süre tanınmamış kimse gibidir. Çünkü kendisine tanınan süre zarfında lehine olan hakları ve süre bittikten sonra aleyhine olan yükümlülükleri bilmediği takdirde, o kimse kendisine süre verilmeden önceki hali üzeredir. Bilinmektedir ki o topluluk, kendilerine tanınan bu süreden ancak hac mevsiminde kendilerine seslenilip ilan edildiğinde haberdar olmuşlardır. Durum böyle olunca, başlangıcın söylediğimiz gün olduğu, bitişin de tarif ettiğimiz şekilde gerçekleştiği sabit olur.
40509. Metin
وأما قوله: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ}. فإنه يعنى: فسِيرُوا فيها مُقْبِلِين ومُدْبِرِين، آمِنين غيرَ خائِفِين مِن رسولِ الله ﷺ وأتباعِه.
Allah Teâlâ’nın: {فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ} “Artık yeryüzünde dört ay serbestçe dolaşın” kavline gelince; bunun anlamı şudur: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ve ona tâbi olanlardan korkmaksızın, emniyet içinde yeryüzünde gidip gelerek serbestçe dolaşın.
40510. Metin
يقالُ منه: ساحَ فلانٌ في الأرضِ يَسِيحُ، سياحةً وسُيُوحًا وسَيَحانًا.
Bu kelimeden hareketle: Seyahat ve dolaşmak anlamında sâha fülânün fi’l-ardı yesîhu siyâhaten ve süyûhan ve seyahânen (ساح فلان في الأرض يسيح، سياحة وسيوحا وسيحانا) denilir.
40511. Metin
وأما قوله: {وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ}. فإنه يقولُ لأهل العهدِ مِن المشركين (¬١) الذين كان بينَهم وبينَ رسولِ اللهِ ﷺ عَهْدٌ قبل نزولِ هذه الآيةِ: اعلَموا، أيُّها المُشْرِكون، أنكم إن سِحْتُم في الأرضِ، واخْتَرْتم ذلك مع كُفْرِكم بالله، على الإقرارِ بتَوحيدِ اللهِ وتَصْديقِ رسولِه: {غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ}. يقولُ: غيرُ مُفِيتِيه بأنفسِكم؛ لأنكم حيثُ ذَهَبْتم وأينَ كنتم مِن الأرضِ، ففى قَبْضتِه وسُلطانه، لا يَمْنَعُكم منه وزيرٌ، ولا يحول بينكم وبينَه إذا أرادَكم بعذابٍ مَعْقِلٌ ولا مَوْئِلٌ إلا الإيمانُ به وبرسوله، والتوبةُ مِن مَعْصِيتِه. يقولُ: فبادروا عُقوبته بتوبةٍ، ودَعُوا السياحةَ التي لا تَنْفَعُكم.
Allah Teâlâ’nın: {وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ} “Ve bilin ki siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz” kavline gelince; O, bu ayet inmeden önce Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile aralarında antlaşma bulunan müşrik antlaşma sahiplerine (¬١) şöyle demektedir: Biliniz ki ey müşrikler! Eğer siz yeryüzünde serbestçe dolaşır ve Allah’ı birlemeyi ikrar edip Resûlü’nü tasdik etmeye karşı Allah’a küfretmekle birlikte bunu tercih ederseniz, {غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ} “Siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz”. Şunu demektedir: Kendinizi kurtararak O’nun elinden kaçamazsınız; zira nereye giderseniz gidin ve yeryüzünün neresinde olursanız olun, O’nun kudret kabzasında ve hâkimiyeti altındasınız; O size bir azap dilediğinde O’na ve Resûlü’ne iman etmek ve O’na isyandan tevbe etmek dışında sizi O’ndan koruyacak hiçbir yardımcı, hiçbir sığınak ve kaçacak hiçbir melce yoktur. Şöyle demektedir: O halde tevbe ile O’nun azabından önce davranın ve size fayda vermeyecek olan serbest dolaşmayı bırakın.
40512. Metin
وأما قوله: {وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ}. يقولُ: واعلموا أن اللَّهَ مُذِلُّ الكافرين، ومُورِثُهم العارَ في الدنيا، والنارَ في الآخرة.
Allah Teâlâ’nın: {وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ} “Ve şüphesiz Allah inkârcıları rezil edendir” kavline gelince; şöyle demektedir: Bilin ki Allah kâfirleri zelil kılıcı, dünyada onları utanca ve ahirette de cehenneme sevk edicidir.
40513. Metin
القول في تأويل قوله: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ}.
Allah Teâlâ’nın şu kavlinin teviline dair görüş: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُ} “Allah ve Resûlü’nden Hacc-ı Ekber gününde insanlara bir ilandır ki, şüphesiz Allah da müşriklerden uzaktır, Resûlü de.”
40514. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: وإعلامٌ من الله ورسوله إلى الناسِ يومَ الحَجِّ الأكبرِ.
Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Hacc-ı Ekber gününde insanlara Allah ve Resûlü’nden bir bildirimdir.
40515. Metin
وقد بَيَّنَّا معنى الأذانِ، فيما مَضَى مِن كتابنا هذا بشَواهِدِه (¬٢).
Biz ezân (أذان) kelimesinin anlamını şahitleriyle birlikte bu kitabımızın geçmiş kısımlarında açıklamıştık (¬٢).
40516. Metin
وكان سليمانُ بنُ موسى يقولُ في ذلك ما حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: حدَّثني حَجَّاجٌ، عن ابن جُرَيجٍ، قال: زَعَمَ سليمانُ بنُ موسى الشَّامِيُّ أن
Süleymân b. Mûsâ bu hususta bize el-Kâsım’ın aktardığı şu rivayeti söylüyordu2: Dedi ki: Bize el-Hüseyin anlattı, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den anlattı, dedi ki: Şamlı1 Süleymân b. Mûsâ şöyle ileri sürdü:
40517. Metin
قوله: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ}. قال: الأذانُ: القَصَصُ، فاتحةُ "براءةَ" حتى تختم: {وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ} [التوبة: ٢٨]. فذلك ثمانٌ وعشرون آيةً (¬١)
Allah Teâlâ’nın: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} “Allah ve Resûlü’nden bir ilandır” kavli hakkında şöyle demiştir: Ezân; Berâe’nin başından {وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ} “Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah lütfundan sizi zenginleştirecektir” [et-Tevbe: 28] ayetiyle bitene kadar olan kıssadır; bu da yirmi sekiz ayettir (¬١).
40518. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبرَنا ابن وَهْبٍ، قال: قال ابن زِيدٍ، في قوله: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ}. قال: إعلامٌ من الله ورسولِه (¬٢).
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ’nın: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} “Allah ve Resûlü’nden bir ilandır” kavli hakkında: “Allah ve Resûlü’nden bir bildirimdir” demiştir (¬٢).
40519. Metin
ورُفِع قوله: {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ}. عطفًا على قولِه: {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ}. كأنه قال: هذه براءةٌ من اللهِ ورسولِه، وأَذانٌ مِن اللَّهِ.
Ayet metnindeki {وَأَذَانٌ مِنَ اللَّهِ} “Allah’tan bir ilandır” kavli, {بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ} “Allah’tan bir ültimatomdur” kavline atfedilerek merfû kılınmıştır; sanki şöyle buyurmuştur: “Bu, Allah ve Resûlü’nden bir berâettir ve Allah’tan bir ilandır.”
40520. Metin
وأما قوله: {يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ}. فإن فيه اختلافًا بين أهل العلمِ؛ فقال بعضُهم: هو يومُ عَرَفةَ.
Allah Teâlâ’nın: {يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ} “Hacc-ı Ekber gününde” kavline gelince; bu hususta ilim ehli arasında ihtilaf vardır. Bazıları: “O, Arefe günüdür” demişlerdir.
40521. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
40522. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ عبدِ اللَّهِ بن عبدِ الحَكَمِ، قال: أخبرَنا أبو زُرْعَةَ وهبُ ٣ الله بن راشدٍ، قال: أخبرَنا حَيْوَةُ بنُ شُرَيحٍ، قال: أخبرَنا أبو صَخْرٍ، أنه سَمِع أبا مُعاويةَ البَجَليَّ مِن أهلِ الكوفةِ يقولُ: سمعتُ أبا الصَّهْبَاءِ البَكْرِيَّ، وهو يقولُ: سألتُ عليَّ بنَ أبي طالبٍ، ﵁، عن يوم الحَجِّ الأكبرِ، فقال: إن رسول الله ﷺ بَعَث أبا بكر بنَ أبي قُحافةَ، ﵁، يُقِيمُ للناسِ الحَجَّ، وبَعَثنى معه بأربعينَ آيةً من "براءةَ"، حتى أَتَى عَرَفةَ، فخَطَب الناسَ يومَ عَرَفةَ، فلمَّا قَضَى خُطبته التفَتَ إليَّ، فقال: قُمْ، يا عليُّ، وأَدِّ رسالةَ رسولِ الله ﷺ. فقُمْتُ فقَرَأتُ عليهم أربعينَ آيةً مِن "براءةَ"، ثم صَدَرْنا حَتى أَتَينا مِنِّي، فَرَمَيتُ
Bize Muhammed b. Abdillâh b. Abdilhıkem anlattı, dedi ki: Bize Ebû Zür‘a Vehb3ullâh b. Râşid haber verdi, dedi ki: Bize Hayve b. Şüreyh haber verdi, dedi ki: Bize Ebû Sahr, Kûfe ehlinden Ebû Muâviye el-Becelî’yi şöyle derken işittiğini haber verdi: Ebû’s-Sahbâ el-Bekrî’yi şöyle derken işittim: Ali b. Ebî Tâlib’e radıyallâhu anh Hacc-ı Ekber gününü sordum; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, insanlara haccı ikâme etmesi (yaptırması) için Ebû Bekir b. Ebî Kuhâfe’yi radıyallâhu anh gönderdi; beni de onunla birlikte Berâe [Suresi]’nden kırk ayetle gönderdi. Nihayet [Ebû Bekir] Arefe’ye (Arafat’a) vardı ve Arefe günü insanlara hutbe irad etti. Hutbesini bitirince bana dönüp: “Kalk ey Ali, Resûlullah’ın sallallâhu aleyhi ve sellem risaletini (tebliğini) yerine getir!” dedi. Ben de kalkıp onlara Berâe’den kırk ayet okudum. Sonra [oradan] ayrılıp Minâ’ya geldik ve [Cemre’yi] taşladım
40523. Metin
الجَمْرةَ، ونَحَرتُ البَدَنةَ، ثم حَلَقتُ رأسى، وعلمتُ أن أهلَ الجَمْعِ لم يكونوا حَضَروا خُطْبَة أبي بكرٍ يومَ عَرَفةَ، فَطَفِقْتُ أَتَتَبَّعُ بها الفَسَاطِيطَ، أَقْرَؤها عليهم. فمِن ثَمَّ إخالُ حَسِبتم أنه يومَ النَّحْرِ، ألا وهو يومُ عَرَفةَ (¬١).
taşladım, kurbanlık deveyi kestim, sonra başımı tıraş ettim. Müzdelife (el-Cem‘) halkının Arefe günü Ebû Bekir’in hutbesinde hazır bulunmadıklarını bildiğim için çadırları tek tek dolaşarak o ayetleri onlara okumaya başladım. İşte bundan dolayı zannederim siz onun Kurban Günü olduğunu sandınız; haberiniz olsun ki o, Arefe günüdür (¬١).”
40524. Metin
حدَّثنا الحسنُ بن يَحيى، قال: أخبرَنا عبدُ الرزاقِ، قال: أخبرَنا مَعْمَرٌ، عن أبي إسحاقَ، قال: سألتُ أبا جُحَيفةَ عن يومِ الحَجِّ الأكبر، فقال: يومُ عَرفةَ. فقلتُ: أمِن عندكِ، أو مِن أصحابِ محمدٍ؟ قال: كلُّ ذلك (¬٢).
Bize el-Hasen b. Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize Ma‘mer, Ebû İshâk’tan haber verdi; Ebû İshâk dedi ki: Ebû Cuhayfe’ye Hacc-ı Ekber gününü sordum, “Arefe günüdür” dedi. Ben: “Bu kendi görüşün mü yoksa Muhammed’in ashabından [nakil] midir?” dedim. “Hepsi” dedi (¬٢).
40525. Metin
حدَّثنا الحسنُ بنُ يحيى، قال: أخبرَنا عبدُ الرزاقِ، قال: أخبرَنا ابن جُرَيجٍ، عن عطاءٍ، قال: الحَجُّ الأكبرُ، يومُ عَرفةَ (¬٣).
Bize el-Hasen b. Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize İbn Cüreyc, Atâ’dan naklen haber verdi; Atâ dedi ki: “Hacc-ı Ekber, Arefe günüdür (¬٣).”
40526. Metin
حدَّثنا ابن وكيعٍ، قال: ثنا أبى، عن عمرَ بن الوليدِ الشَّنِّيِّ، عن شهابِ بن عَبَّادٍ العَصرِيِّ، عن أبيه، قال: قال عمرُ، ﵁: يومُ الحجِّ الأكبرِ يومُ عَرفةَ. فذكَرتُه لسعيد بن المُسَيَّب، فقال: أخبِرُكَ عن ابن عمرَ، أن عمرَ قال: الحَجُّ الأكبرُ يومُ (¬٣) عَرَفةَ (¬٤).
Bize İbn Vekî‘ anlattı, dedi ki: Bize babam, Ömer b. el-Velîd eş-Şennî’den, o Şihâb b. Abbâd el-Asarî’den, o da babasından naklen anlattı; babası dedi ki: Ömer -radıyallâhu anh-: “Hacc-ı Ekber günü Arefe günüdür” dedi. Bunu Saîd b. el-Müseyyeb’e zikrettim, o şöyle dedi: “Sana İbn Ömer’den naklen haber vereyim ki Ömer: ‘Hacc-ı Ekber, Arefe günüdür (¬٣)’ demiştir (¬٤).”
40527. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا عبدُ العزيزِ، قال: ثنا عمرُ بنُ الوليدِ الشَّنِّيُّ، قال: ثنا شِهابُ بنُ عَبَّادٍ العَصَرِيُّ، عن أبيه، قال: سَمِعتُ عمرَ بنَ الخطابِ، ﵁، يقولُ: هذا يومُ عَرفَةَ، يومُ الحَجِّ الأكبرِ فلا يَصُومَنَّه أحدٌ. قال: فحَجَجْتُ بعدَ أبي، فأتيتُ المدينةَ، فسألتُ عن أفْضل أهلِها، فقالوا: سعيدُ بنُ
Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize Abdülazîz anlattı, dedi ki: Bize Ömer b. el-Velîd eş-Şennî anlattı, dedi ki: Bize Şihâb b. Abbâd el-Asarî, babasından naklen anlattı; babası dedi ki: Ömer b. el-Hattâb’ı -radıyallâhu anh- şöyle derken işittim: “Bu Arefe günüdür, Hacc-ı Ekber günüdür; sakın hiçbir kimse o günde oruç tutmasın.” [Ravi] dedi ki: Babamdan sonra hacca gittim, Medine’ye geldim ve oranın en faziletli kimsesini sordum. Dediler ki: Saîd b.
40528. Metin
المُسَيَّبِ. [فأتيتُه، فقلتُ: إنى سألتُ عن أفْضلِ أهل المدينةِ، فقالوا: سعيدُ بنُ المُسَيَّبِ] (¬١)، فأخبرْني عن صَومِ يومِ عَرفةَ. فقال: أُخْبِرُكَ عمَّن هو أفضلُ منى [مائةَ ضعفٍ] (¬٢)، عمرُ أو ابن عمرَ، كان يَنْهَى عن صَوْمِه ويقولُ: هو يومُ الحَجِّ الأكبر (¬٣).
el-Müseyyeb’dir” dediler. [Bunun üzerine ona gittim ve: “Ben Medine ehlinin en faziletlisini sordum, Saîd b. el-Müseyyeb dediler] (¬١); Arefe günü orucu hakkında bana bilgi ver” dedim. Saîd dedi ki: “Sana benden [yüz kat] (¬٢) daha faziletli olan kimseden haber vereyim: Ömer yahut İbn Ömer o günde oruç tutmayı yasaklar ve: ‘O, Hacc-ı Ekber günüdür’ derdi (¬٣).”
40529. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا عبدُ العزيزِ، قال: ثنا عبدُ الصمدِ بنُ حبيبٍ، عن مَعْقِل بن داودَ، قال: سمعتُ ابن الزبيرِ يقولُ: يومُ عَرفةَ هذا، يومُ الحَجِّ الأكبرِ، فلا يَصُمه أحدٌ (¬٤).
Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize Abdülazîz anlattı, dedi ki: Bize Abdüssamed b. Habîb, Ma‘kıl b. Dâvûd’dan naklen anlattı; dedi ki: İbnü’z-Zübeyr’i şöyle derken işittim: “İşte bu Arefe günüdür, Hacc-ı Ekber günüdür; sakın hiçbir kimse o günde oruç tutmasın (¬٤).”
40530. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا عبدُ العزيزِ، قال: ثنا غالبُ بنُ عُبَيدِ اللَّهِ، قال: سألتُ عطاءً عن يوم الحَجِّ الأكبرِ، فقال: يومُ عَرفةَ، فَأَفِضُ (¬٥) منها قبلَ طلوُعِ الفجر.
Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize Abdülazîz anlattı, dedi ki: Bize Gālib b. Ubeydillâh anlattı, dedi ki: Atâ’ya Hacc-ı Ekber gününü sordum, “Arefe günüdür; fecir doğmadan önce oradan ayrıl (¬٥)” dedi.
40531. Metin
حدَّثنا ابن وَكِيعٍ، قال: ثنا محمدُ بنُ بكرٍ، عن ابن جُرَيجٍ، قال: أخبرَنى محمدُ بنُ قيسِ بن مَخْرَمةَ قال: خَطَب النبيُّ ﷺ عَشِيَّةَ عَرفةَ، ثم قال: "أَمَّا بعدُ" - وكان لا يَخْطُبُ إلا قال: أمَّا بعدُ - "فإِنَّ هذا يومُ الحَجِّ الأكبرِ" (¬٦).
Bize İbn Vekî‘ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Bekr, İbn Cüreyc’den naklen anlattı; dedi ki: Bana Muhammed b. Kays b. Mahreme haber verdi; dedi ki: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Arefe akşamı hutbe okudu, sonra: ‘Emmâ ba‘d’ -ki o ‘Emmâ ba‘d’ demeden hutbe irat etmezdi- ‘Şüphesiz bu, Hacc-ı Ekber günüdür’ buyurdu (¬٦).”
40532. Metin
حدَّثنا أحمدُ بنُ إسحاقَ، قال: ثنا أبو أحمدَ، قال: ثنا عبدُ الوَهَّابِ، عن
Bize Ahmed b. İshâk anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ahmed anlattı, dedi ki: Bize Abdülvehhâb naklen anlattı:
40533. Metin
مُجاهدٍ، قال: يومُ الحَجِّ الأكبرِ، يومُ عَرفةَ (¬١).
Mücâhid’den naklen anlattı; Mücâhid dedi ki: “Hacc-ı Ekber günü Arefe günüdür (¬١).”
40534. Metin
حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا القاسمُ، قال: ثنا إسحاقُ بنُ سُليمانَ، عن سَلَمَةَ بن بُخْتٍ (¬٢)، عن عِكْرمةَ، عن ابن عباسٍ، قال: يومُ الحَجِّ الأكبرِ، يومُ عَرفةَ.
Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize el-Kâsım anlattı, dedi ki: Bize İshâk b. Süleymân, Seleme b. Buht’tan (¬٢), o İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan naklen anlattı; İbn Abbâs dedi ki: “Hacc-ı Ekber günü Arefe günüdür.”
40535. Metin
حدَّثنا القاسمُ، قْال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حَجَّاجٌ، عن ابن جُريجٍ، قال: أخبرَنى ابن (¬٣) طاوسٍ، عن أبيه، قال: قُلنا: ما الحَجُّ الأكبرُ؟ قال: يومُ عَرفةَ (¬٤).
Bize el-Kâsım anlattı, dedi ki: Bize el-Hüseyn anlattı, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den naklen anlattı; dedi ki: Bana İbn Tâvûs (¬٣), babasından naklen haber verdi; babası dedi ki: “Hacc-ı Ekber nedir?” diye sorduk, “Arefe günüdür” dedi (¬٤).
40536. Metin
حدَّثنا أبو كُرَيْبٍ، قال: ثنا ابن إدريسَ، قال: أخبرَنا ابن جُرَيجٍ، عن محمد بن قيس بن مَخْرمةَ، أن رسولَ الله ﷺ خَطَب يومَ عَرَفةَ، فقال: "هذا يومُ الحَجِّ الأكبر" (¬٥).
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, dedi ki: Bize İbn Cüreyc, Muhammed b. Kays b. Mahreme’den haber verdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Arefe günü hutbe okuyup: “Bu, Hacc-ı Ekber günüdür” buyurmuştur (¬٥).
40537. Metin
وقال آخرون: هو يومُ النَّحْرِ.
Başkaları ise: “O, Kurban Günüdür” demişlerdir.
40538. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
40539. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ بَشَّارٍ، قال: ثنا أبو عاصم، قال: ثنا سُفيانُ، عن أبي إسحاقَ، عن الحارثِ، عن عليٍّ، قال: يومُ الحَجِّ الأكبرِ، يومُ النَّحْرِ (¬٦).
Bize Muhammed b. Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Ebû İshâk’tan, o el-Hâris’ten, o da Ali’den naklen anlattı; Ali dedi ki: “Hacc-ı Ekber günü Kurban Günüdür (¬٦).”
40540. Metin
حدَّثنا أبو كُرَيْبٍ، قال: ثنا مُصْعَبُ بنُ سَلَّامٍ، عن الأَجْلَحِ، عن أبي إسحاقَ،
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Mus‘ab b. Sellâm, el-Ecleh’ten, o da Ebû İshâk’tan naklen anlattı;
40541. Metin
عن الحارثِ، قال: سمعتُ عليًّا يقولُ: يومُ الحَجِّ الأكبرِ، يومُ النَّحْرِ (¬١).
el-Hâris’ten naklen anlattı; el-Hâris dedi ki: Ali’yi şöyle derken işittim: “Hacc-ı Ekber günü Kurban Günüdür (¬١).”