Meryem (aleyhessalâm) Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

56844. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

56845. Metin

القولُ في تأويل قوله تعالى ذكرُه: [{كهيعص (١)}.

Zikri yüce olan Allah'ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: [{كهيعص (١)} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd.”] (Meryem, 19/1).

56846. Metin

اختلف أهل التأويل في تأويل قولِ اللَّهِ عزَّ ذِكْرُه: كاف من {كهيعص}؛ فقال بعضُهم: تأويل ذلك أنَّها حرفٌ من اسمه الذي هو كبيرٌ، دلَّ به عليه، واسْتَغنى بذكره عن ذكرِ باقى الاسم.

Tefsir ehli, zikri yüce olan Allah'ın {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” [ifadesindeki] Kâf harfinin tefsirinde ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazıları şöyle demiştir: Bunun tefsiri, onun [Allah'ın] kebîr (büyük) olan isminden bir harf olmasıdır; onunla o isme delalet etmiş ve onu zikretmekle ismin geri kalanını zikretmeye ihtiyaç bırakmamıştır.

56847. Metin

ذكر من قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56848. Metin

حدثني أبو حَصِينٍ عبدُ اللَّهِ بنُ أحمدَ بن يونسَ، قال: ثنا عَبْثَرٌ، قال: ثنا حُصينٌ، عن إسماعيل بن راشدٍ، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس في هذه الآيةِ: {كهيعص}. قال: كبير (¬١). يعنى بالكبير: الكاف من {كهيعص}.

Bana Ebu Hasîn Abdullah b. Ahmed b. Yûnus anlattı, dedi ki: Bize Abser anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan şu âyet hakkında: {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” rivayet etti. [İbn Abbâs]: “Kebîr (büyüktür)” dedi (¬١). Kebîr ile {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”daki Kâf'ı kastetmektedir.

56849. Metin

حدثنا هنادُ بنُ السَّرِيِّ، قال: ثنا أبو الأَحْوَصِ، عن حصين، عن إسماعيلَ بن راشد، عن سعيد بن جبيرٍ مثله (¬٢).

Bize Hennâd b. es-Serî anlattı, dedi ki: Bize Ebu'l-Ahvas, Husayn'dan, o İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den aynısını anlattı (¬٢).

56850. Metin

حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابن إدريس، قال: أخبرنا حُصَينٌ، عن إسماعيلَ بن راشد، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس، قال: كان يقولُ: {كهيعص}. قال: كافٌ: كَبيرٌ.

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan bildirdi; [İbn Abbâs] {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” hakkında şöyle derdi: “Kâf: Kebîr (büyük) demektir.”

56851. Metin

حدثني أبو السائب، قال: أخبرنا ابن إدريَس، عن حُصَينِ، عن إسماعيلَ بن

Bana Ebu's-Sâib anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs, Husayn'dan, o İsmâil b.12

56852. Metin

راشدٍ، عن سعيد بن جبير {كهيعص}. قال: كاف: كبيرٌ.

Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” hakkında bildirdi. Dedi ki: “Kâf: Kebîr (büyük) demektir.”

56853. Metin

حدثنا ابن بشارٍ، قال: ثنا عبد الرحمن بنُ مَهْدِيٍّ، قال: ثنا سفيان، عن حصينٍ، عن إسماعيلَ، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس نحوه (¬١).

Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Husayn'dan, o İsmâil'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan benzerini anlattı (¬١).

56854. Metin

[حدثنا عمرو بن عبدِ الحميد، قال: حدثنا مروان بن معاويةَ، عن العلاء بن المسيِّبِ بن رافعٍ، عن أبيه في قوله: {كهيعص}، قال: اسمٌ من أسماء الله، كاف: كبير] (¬٢).

[Bize Amr b. Abdilhamîd anlattı, dedi ki: Bize Mervân b. Muâviye, el-Alâ b. el-Müseyyeb b. Râfi'den, o babasından {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında anlattı; dedi ki: Allah'ın isimlerinden bir isimdir, Kâf: Kebîr (büyük) demektir] (¬٢).

56855. Metin

وقال آخرون: بل الكافُ من ذلك حرفٌ من حروف اسمه الذي هو: كافٍ.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis oradaki Kâf, O'nun Kâfî (kullarına yeten) olan isminin harflerinden bir harftir.

56856. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56857. Metin

حدثني يحيى بن طلحةَ اليربوعيُّ، قال: أخبرنا شَريكٌ، عن سالمٍ، عن سعيدٍ في قوله: {كهيعص}. قال: كاف: كاف (¬٣).

Bana Yahyâ b. Talha el-Yarbûî anlattı, dedi ki: Bize Şerîk, Sâlim'den, o Saîd'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında bildirdi; [Saîd]: “Kâf: Kâfî (yeten) demektir” dedi (¬٣).

56858. Metin

حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا جابر بن نوحٍ، قال: أخبرنا أبو رَوْقٍ، عن الضحاكِ بن مزاحمٍ في قوله: {كهيعص}. قال: كاف: كافٍ.

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Câbir b. Nûh anlattı, dedi ki: Bize Ebu Ravk, Dahhâk b. Müzâhim'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında bildirdi; [Dahhâk]: “Kâf: Kâfî (yeten) demektir” dedi.

56859. Metin

حدثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا حكامٌ، عن عنبسة، عن الكلبيِّ مثله (¬٤).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm, Anbese'den, o da el-Kelbî'den benzerini anlattı (¬٤).

56860. Metin

وقال آخرون: بل هو حرفٌ من حروف اسمه الذي هو: كريمٌ.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis o, O'nun Kerîm (cömert/lütufkâr) olan isminin harflerinden bir harftir.

56861. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56862. Metin

حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حَكام، عن عمرٍو، عن عطاء، عن سعيد بن جبيرٍ:

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hakkâm, Amr'dan, o Atâ'dan, o da Saîd b. Cübeyr'den rivayet etti:

56863. Metin

{كهيعص}. قال: كافٌ من كريمٍ (¬١).

{كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” [hakkında]: “Kâf, Kerîm ismindendir” dedi (¬١).

56864. Metin

وقال الذين فسَّروا ذلك هذا التفسير: الهاء من: {كهيعص} حرفٌ من حروف اسمه الذي هو هادٍ.

Bunu bu şekilde tefsir edenler şöyle demişlerdir: {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”daki Hâ harfi, O'nun Hâdî (hidayet veren) olan isminin harflerinden bir harftir.

56865. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56866. Metin

حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابن إدريس، قال: أخبرنا حُصَينٌ (¬٢)، [عن إسماعيل بن راشدٍ] (¬٣)، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباسٍ، قال: كان يقولُ في الهاءِ من: {كهيعص}: هادٍ (¬٤).

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, dedi ki: Bize Husayn (¬٢), [İsmâil b. Râşid'den] (¬٣), o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan bildirdi; [İbn Abbâs] {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”daki Hâ hakkında: “Hâdî (hidayet veren) demektir” derdi (¬٤).

56867. Metin

حدثنا أبو حَصِينٍ، قال: ثنا عَبْثَرٌ، قال: ثنا حُصينٌ، عن إسماعيل بن راشدٍ، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس مثله.

Bize Ebu Hasîn anlattı, dedi ki: Bize Abser anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan aynısını anlattı.

56868. Metin

حدثنا هناد، قال: ثنا أبو الأحْوَصِ، عن حُصين، عن إسماعيل، عن سعيدٍ مثله.

Bize Hennâd anlattı, dedi ki: Bize Ebu'l-Ahvas, Husayn'dan, o İsmâil'den, o Saîd'den aynısını anlattı.

56869. Metin

حدثني أبو السائب، قال: ثنا ابن إدريسَ، عن حصينٍ، عن إسماعيلَ بن راشد، عن سعيد بن جبير نحوه.

Bana Ebu's-Sâib anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs, Husayn'dan, o İsmâil b. Râşid'den, o da Saîd b. Cübeyr'den benzerini anlattı.

56870. Metin

حدثنا ابن بشَّارٍ، قال: ثنا عبد الرحمن، قال: ثنا سفيان، عن حُصينٍ، عن إسماعيلَ، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباسٍ مثله (¬١).

Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Husayn'dan, o İsmâil'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan aynısını anlattı (¬١).

56871. Metin

حدثني يحيى بن طلحة، قال: ثنا شريك، عن سالم، عن سعيد بن جبيرٍ، قال: ها: هادٍ (¬٢).

Bana Yahyâ b. Talha anlattı, dedi ki: Bize Şerîk, Sâlim'den, o Saîd b. Cübeyr'den anlattı; [Saîd]: “Hâ: Hâdî (hidayet veren) demektir” dedi (¬٢).

56872. Metin

[حدثنا عمرُو بنُ عبدِ الحميد، قال: حدثنا مروان بن معاويةَ، عن العلاء بن المسيب بن رافعٍ، عن أبيه، في قوله: {كهيعص}. قال: ها: هادٍ] (¬٣).

[Bize Amr b. Abdilhamîd anlattı, dedi ki: Bize Mervân b. Muâviye, el-Alâ b. el-Müseyyeb b. Râfi'den, o babasından {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında anlattı; dedi ki: “Hâ: Hâdî (hidayet veren) demektir”] (¬٣).

56873. Metin

حدثنا أبو كريب، قال: ثنا جابر بن نوحٍ، قال: أخبرنا أبو رَوْقٍ، عن الضحاكِ بن مزاحمٍ في قوله: {كهيعص}. قال: ها: هادٍ.

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Câbir b. Nûh anlattı, dedi ki: Bize Ebu Ravk, Dahhâk b. Müzâhim'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında bildirdi; [Dahhâk]: “Hâ: Hâdî (hidayet veren) demektir” dedi.

56874. Metin

حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حكَّامٌ، قال: ثنا عنبسة، عن الكلبيِّ مثلَه (¬٤).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm anlattı, dedi ki: Bize Anbese, el-Kelbî'den benzerini anlattı (¬٤).

56875. Metin

واختلفوا في تأويل الياء من ذلك؛ فقال بعضُهم: هو حرفٌ من حروف اسمِه الذي هو يمينٌ (¬٥).

Bunun içindeki Yâ harfinin tefsirinde de ihtilaf ettiler. Onlardan bazıları şöyle dedi: O, O'nun Yemîn (bereket/güç sahibi) olan isminin harflerinden bir harftir (¬٥).

56876. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56877. Metin

حدثني أبو حَصِينٍ، قال: ثنا عَبْر، قال: ثنا حُصين، عن إسماعيل بن راشدٍ، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباسٍ، قال: "يا" من:

Bana Ebû Husayn anlattı, dedi ki: Bize Abser anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâîl b. Râşid’den, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’ın [şöyle] dediğini rivayet etti: “Yâ”, şunun içindeki [harftir]:

56878. Metin

{كهيعص}. ياءُ: يمين (¬١).

{كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” içindeki Yâ: Yemîn demektir (¬١).

56879. Metin

ذِكْرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56880. Metin

حدثنا أبو كريب، قال: ثنا ابن إدريس، قال: أخبرنا حُصين، عن إسماعيلَ بن راشد، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس مثله.

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan aynısını bildirdi.

56881. Metin

حدثنا هناد، قال: ثنا أبو الأحوصِ، عن حُصين، عن إسماعيل بن راشد، عن سعيد بن جبيرٍ مثله.

Bize Hennâd anlattı, dedi ki: Bize Ebu'l-Ahvas, Husayn'dan, o İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den aynısını anlattı.

56882. Metin

حدَّثني أبو السائب، قال: ثنا ابن إدريس، عن حصَين، عن إسماعيلَ بن راشد، عن سعيد بن جبير: ياءُ: يمينٌ.

Bana Ebu's-Sâib anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs, Husayn'dan, o İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den anlattı: “Yâ: Yemîn demektir.”

56883. Metin

حدثنا عمرُو بنُ عبدِ الحميد، قال حدثنا مروانُ بنُ معاويةَ، عن العلاء بن المسيب بن رافع، عن أبيه في قوله {كهيعص}. قال: ياء: يمين.

Bize Amr b. Abdilhamîd anlattı, dedi ki: Bize Mervân b. Muâviye, el-Alâ b. el-Müseyyeb b. Râfi'den, o babasından {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında anlattı; dedi ki: “Yâ: Yemîn demektir.”

56884. Metin

وقال آخرون: بل هو حرف من حروف اسمه الذي هو حكيمٌ.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis o, O'nun Hakîm (hikmet sahibi) olan isminin harflerinden bir harftir.

56885. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56886. Metin

حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حكَّامٌ، عن عمرو، عن عطاء، عن سعيد بن جبير: {كهيعص}. قال: يا: من حَكيمٍ (¬٢).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm, Amr'dan, o Atâ'dan, o Saîd b. Cübeyr'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” hakkında anlattı; dedi ki: “Yâ: Hakîm ismindendir” (¬٢).

56887. Metin

وقال آخرون: بل هي حرفٌ من قول القائل: يا مَن يُجيرُ.

Diğerleri ise şöyle dedi: Aksine bu, [dua eden] bir kimsenin; «Ey koruyup himaye eden! (Yâ men yücîr)» sözünden bir harftir.12

56888. Metin

ذِكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56889. Metin

حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا يحيى بن واضح، قال: ثنا إبراهيم بن أبي (¬١) الضُّرَيْسِ، قال: سمعتُ الربيع بن أنس في قوله: {كهيعص}. قال: يا مَنْ يُجيرُ ولا يُجارُ عَليه (¬٢).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ b. Vâdıh anlattı, dedi ki: Bize İbrâhim b. Ebi'd-Dureys (¬١) anlattı, dedi ki: Rebî' b. Enes'i {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında şöyle derken işittim: “Ey koruyup himaye eden ve kendisine karşı kimse korunamayan [Allah]! (Yâ men yücîru velâ yücâru aleyh)” demektir (¬٢).

56890. Metin

واختَلَف مُتأوِّلو ذلك كذلك في معنى العَينِ؛ فقال بعضُهم: هي حرفٌ من حروف اسمه الذي هو عالم.

Aynı şekilde bunu tevil edenler, Ayn harfinin anlamında da ihtilaf ettiler. Onlardan bazıları şöyle dedi: O, O'nun Âlim (her şeyi bilen) olan isminin harflerinden bir harftir.

56891. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56892. Metin

حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حكَّامٌ، عن عمرو، عن (¬٣) عطاءٍ، عن سعيدٍ: {كهيعص} قال: عينٌ من عالم.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm, Amr'dan, o Atâ'dan (¬٣), o Saîd'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” hakkında anlattı; dedi ki: “Ayn, Âlim ismindendir.”

56893. Metin

حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حكّام، عن عنبسةَ، عن الكلبى مثله (¬٤).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm, Anbese'den, o da el-Kelbî'den benzerini anlattı (¬٤).

56894. Metin

حدثنا أبو كريب، قال: ثنا ابن إدريس، قال: أخبرنا حُصين، عن إسماعيلَ بن راشدٍ، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس مثله.

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan aynısını bildirdi.

56895. Metin

حدثنا عمرو، قال: ثنا مَرْوانُ بنُ معاويةَ، عن العلاء بن المسيَّبِ بن رافع، عن أبيه في قوله: {كهيعص}. قال: عين من عالم.

Bize Amr anlattı, dedi ki: Bize Mervân b. Muâviye, el-Alâ b. el-Müseyyeb b. Râfi'den, o babasından {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında anlattı; dedi ki: “Ayn, Âlim ismindendir.”

56896. Metin

وقال آخرون: بل هي حرفٌ من حروف اسمه الذي هو عزيز.

Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis o, O'nun Azîz olan isminin harflerinden bir harftir.1234

56897. Metin

ذِكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56898. Metin

حدثني أبو حصين، قال: ثنا عَبْثَرٌ، قال: ثنا حُصين، عن إسماعيلَ بن راشدٍ، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس: {كهيعص}. عينٌ: عزيزٌ (¬١).

Bana Ebu Hasîn anlattı, dedi ki: Bize Abser anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” hakkında anlattı: “Ayn: Azîz'dir” (¬١).

56899. Metin

حدثنا ابن بشار، قال: ثنا عبد الرحمنِ، قال: ثنا سفيان، عن حُصينٍ، عن إسماعيل، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس مثله (¬٢).

Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Husayn'dan, o İsmâil'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan aynısını anlattı (¬٢).

56900. Metin

حدثني أبو السائب، قال: ثنا ابن إدريس، عن حصينٍ، عن إسماعيلَ بن راشد، عن سعيد بن جبير مثله.

Bana Ebu's-Sâib anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs, Husayn'dan, o İsmâil b. Râşid'den, o da Saîd b. Cübeyr'den aynısını anlattı.

56901. Metin

حدثنا هناد، قال: ثنا أبو الأحوص، عن حُصينٍ، عن إسماعيل بن راشد، عن سعيد بن جبير مثله.

Bize Hennâd anlattı, dedi ki: Bize Ebu'l-Ahvas, Husayn'dan, o İsmâil b. Râşid'den, o da Saîd b. Cübeyr'den aynısını anlattı.

56902. Metin

حدثني يحيى بن طلحةَ اليَرْبُوعى، قال: ثنا شَريكٌ، عن سالم، عن سعيد بن جبير في قوله: {كهيعص}. قال: عينٌ: عزيزٌ (¬٣).

Bana Yahyâ b. Talha el-Yerbûî anlattı, dedi ki: Bize Şerîk, Sâlim'den, o Saîd b. Cübeyr'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında anlattı; dedi ki: “Ayn: Azîz'dir” (¬٣).

56903. Metin

وقال آخرون: بل هي حرف من حروف اسمه الذي هو عَدْلٌ.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis o, O'nun Adl (âdil) olan isminin harflerinden bir harftir.

56904. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56905. Metin

حدثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا جابرُ بن نوحٍ، قال: أخبرنا أبو رؤقي، عن الضحاكِ بن مزاحمٍ في قوله: {كهيعص}. قال: عينٌ: عَدْلٌ.

Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Câbir b. Nûh anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ravk1, Dahhâk b. Müzâhim'den2 O'nun: {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında haber verdi. [Dahhâk] şöyle dedi: Ayn, Adl (âdil) [demektir].3

56906. Metin

وقال الذين تأوّلوا ذلك هذا التأويلَ: الصادُ من قوله: {كهيعص} حرفٌ من حروف اسمه الذي هو صادقٌ.

Bunu bu şekilde tevil edenler şöyle demiştir: {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözündeki Sâd harfi, O'nun Sâdık (sözünde duran, doğru) olan isminin harflerinden bir harftir.

56907. Metin

ذكرُ الرّواية بذلك

Bu husustaki rivayetin zikri

56908. Metin

حدثنا أبو كريب، قال: ثنا ابن إدريسَ، قال: أخبرنا الحصين، عن إسماعيل بن راشد، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس. قال: كان يقولُ في: {كهيعص}. صاد: صادقٌ (¬١).

Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, dedi ki: Bize el-Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan bildirdi; dedi ki: {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” hakkında şöyle derdi: “Sâd: Sâdık'tır” (¬١).

56909. Metin

حدثني أبو حَصِين، قال: ثنا عَبْثَرٌ، قال: ثنا حُصين، عن إسماعيل بن راشد، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس مثله.

Bana Ebu Hasîn anlattı, dedi ki: Bize Abser anlattı, dedi ki: Bize Husayn, İsmâil b. Râşid'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan aynısını anlattı.

56910. Metin

حدثنا ابن بشارٍ، قال: ثنا عبد الرحمنِ، قال: ثنا سفيان، عن حُصين، عن إسماعيل، عن سعيد بن جبير، عن ابن عباس مثله.

Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Husayn'dan, o İsmâil'den, o Saîd b. Cübeyr'den, o da İbn Abbâs'tan aynısını anlattı.

56911. Metin

حدثنا هناد، قال: ثنا أبو الأحوصِ، [عن حُصَين] (¬٢)، عن إسماعيل بن راشدٍ، عن سعيدِ بن جبيرٍ مثله.

Bize Hennâd anlattı, dedi ki: Bize Ebu'l-Ahvas, [Husayn'dan] (¬٢), o İsmâil b. Râşid'den, o da Saîd b. Cübeyr'den aynısını anlattı.

56912. Metin

حدثني أبو السائب، قال: ثنا ابن إدريسَ، عن حُصينٍ، عن إسماعيل بن راشد، عن سعيد بن جبير مثله.

Bana Ebu's-Sâib anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs, Husayn'dan, o İsmâil b. Râşid'den, o da Saîd b. Cübeyr'den aynısını anlattı.

56913. Metin

حدثنا أبو كريب، قال: ثنا جابر بن نوحٍ، قال: أخبرنا أبو رؤق، عن الضحاكِ بن مزاحم، قال: صادٌ: صادقٌ.

Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Câbir b. Nûh anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ravk, Dahhâk b. Müzâhim’den haber verdi; o şöyle dedi: “Sâd: Sâdık’tır (doğru sözlüdür).”12

56914. Metin

حدثني يحيى بن طلحةَ، قال: ثنا شَريكٌ، عن سالم، عن سعيدٍ، قال: صادقٌ، يعنى الصادَ مِن: {كهيعص} (¬١).

Bana Yahyâ b. Talha anlattı, dedi ki: Bize Şerîk, Sâlim'den, o Saîd'den anlattı; dedi ki: “Sâdık'tır, yani {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”daki Sâd harfini kastetmektedir” (¬١).

56915. Metin

حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حَكَامٌ (¬٢)، عن عمرو، عن عطاء، عن سعيدٍ: {كهيعص}. قال: صادٌ: صادقٌ.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm (¬٢), Amr'dan, o Atâ'dan, o Saîd'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” hakkında anlattı; dedi ki: “Sâd: Sâdık'tır.”

56916. Metin

حدثنا ابن حميد، قال: ثنا حكام، قال: ثنا عَنْبَسَةُ، عن الكلبي، قال: صادقٌ (¬٣).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm anlattı, dedi ki: Bize Anbese, el-Kelbî'den anlattı; dedi ki: “Sâdık'tır” (¬٣).

56917. Metin

[حدثنا عمرو قال: حدثنا مروان بن معاويةَ، عن العلاء بن المسيب بن أبى رافع، عن أبيه في قوله: {كهيعص}. قال: صادٌ: صادق] (¬٤).

[Bize Amr anlattı, dedi ki: Bize Mervân b. Muâviye, el-Alâ b. el-Müseyyeb b. Ebî Râfi'den, o babasından {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında anlattı; dedi ki: “Sâd: Sâdık'tır”] (¬٤).

56918. Metin

وقال آخرون: بل هذه الكلمةُ كلُّها اسم مِن أَسماءِ اللَّهِ تعالى.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bu kelimenin tamamı Allah Teâlâ'nın isimlerinden bir isimdir.

56919. Metin

ذكْرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56920. Metin

حدثني محمد بن خالد بن خداش، قال: ثنى سَلْمُ (¬٥) بن قُتَيْبَةَ، عن أبي بكرٍ الهُذَليِّ، عن عاتِكَةَ، عن فاطمة ابنة عليٍّ قالت: كان عليٌّ يقول: يا {كهيعص} اغْفِرْ لي (¬٦).

Bana Muhammed b. Hâlid b. Hıdâş anlattı, dedi ki: Bana Selm (¬٥) b. Kuteybe, Ebu Bekr el-Hüzelî'den, o Âtike'den, o Ali'nin kızı Fâtıma'dan anlattı; dedi ki: Ali şöyle derdi: “Ey {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”! Beni bağışla” (¬٦).

56921. Metin

حدثني عليٌّ، قال: ثنا عبد الله، قال: ثني معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابن عباس

Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Abdullah anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan anlattı:

56922. Metin

في قوله: {كهيعص}. قال: فإنَّه قَسَمٌ أقْسَم الله به، وهو مِن أسماءِ اللَّهِ (¬١).

{كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında şöyle dedi: “Şüphesiz o, Allah'ın kendisiyle yemin ettiği bir yemindir ve Allah'ın isimlerindendir” (¬١).

56923. Metin

وقال آخرون: كلُّ حرف من ذلك اسمٌ مِن أَسماءِ اللَّهِ ﷿.

Başkaları ise şöyle demiştir: Ondaki her bir harf, aziz ve celil olan Allah'ın isimlerinden bir isimdir.

56924. Metin

ذكْرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56925. Metin

حدثني مطرُ بنُ محمدِ الصَّبيُّ، قال: ثنا عبد الرحمن بنُ مَهدِيٍّ، عن عبدِ العزيز بن مسلم القَسْمَليِّ، عن الربيع بن أنس، أنس، عن أبي العاليةِ، قال: {كهيعص} ليس منها حرفٌ إِلَّا وهو اسمٌ.

Bana Matar b. Muhammed es-Sabbî anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî, Abdülazîz b. Müslim el-Kasmelî'den, o Rebî' b. Enes'ten, o da Ebu'l-Âliye'den anlattı; dedi ki: “{كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd”ın her bir harfi mutlaka bir isimdir.”

56926. Metin

وقال آخرون: هذه الكلمةُ اسم من أسماء القرآن.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bu kelime Kur'an'ın isimlerinden bir isimdir.

56927. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bu görüşü savunanların zikri

56928. Metin

حدثنا الحسن بن يحيى، قال: أخبرنا عبد الرزاق، قال: أخبرنا معمر، عن قتادة في قوله: {كهيعص}. قال: اسم من أسماءِ القرآن (¬٢).

Bize el-Hasan b. Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize Ma'mer, Katâde'den {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” sözü hakkında bildirdi; dedi ki: “Kur'an'ın isimlerinden bir isimdir” (¬٢).

56929. Metin

قال أبو جعفرٍ: والقول في ذلك عندَنا نظيرُ القول في {الم}، وسائرِ فواتحِ سُورِ القرآن التي افتُتِحَت أوائلها بحروف المعجَم، وقد ذكرنا ذلك فيما مضى قبلُ، فأغنَى عن إعادته في هذا الموضع (¬٣).

Ebu Ca'fer der ki: Bize göre bu konudaki görüş; {الم} “Elif Lâm Mîm” ve baş tarafları hece harfleriyle açılmış olan diğer bütün Kur'an surelerinin başlarındaki harfler hakkındaki görüşün benzeridir. Bunu daha önce geçmiş olan yerlerde zikretmiştik; dolayısıyla burada tekrar etmeye ihtiyaç bırakmamıştır (¬٣).

56930. Metin

القول في تأويل قوله عزّ ذكرُه: {ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا ٢ إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا ٣ قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا (٤)}.

Zikri yüce olan Allah'ın şu kelamının tefsiri hakkındaki görüş: {ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا 2 إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا 3 قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا (٤)} “[Bu,] Rabbinin kulu Zekeriyyâ'ya olan rahmetinin anılmasıdır. Hani o, Rabbine gizli bir niyazla yalvarmıştı: 'Rabbim!' demişti, 'Doğrusu bende kemik gevşeyip zayıfladı, baş(ım) ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Rabbim! Sana ettiğim dualarda hiçbir zaman bedbaht (mahrum ve eli boş) olmadım.'”

56931. Metin

اختلَف أهل العربية في الرافعِ للذِّكْرِ، والناصب للعَبْدِ؛ فقال بعض نحويِّي البصرةِ في معنى ذلك: كأَنَّه قال: ممَّا نَقُصُّ عليك ذكرُ رحمة ربَّكَ عَبْدَه. وانتصَب العبدُ بالرحمة كما تقولُ: ذِكْرُ ضَرْبِ زيدٍ عَمْرًا. وقال بعضُ نحويي الكوفة: رُفِعَتِ الذِّكرُ بـ {كَهيعص}، وإن شِئْتَ أَضْمَرْتَ: هذا ذكرُ رَحْمَةِ رَبِّك. قال: والمعنى: ذِكرُ ربِّك عبده برحمته، تقديم وتأخيرٌ (¬١).

Arap dili âlimleri, “ez-zikr” kelimesini merfû yapan (özne/fail kılan) ve “el-abd” kelimesini mansûb yapan (nesne/mef'ûl kılan) âmil hususunda ihtilaf etmişlerdir. Basralı nahivcilerden bazıları bunun anlamı hakkında şöyle demiştir: Sanki O, “Sana anlattıklarımızdan biri de Rabbinin kuluna olan rahmetinin zikridir” demiş gibidir. “el-Abd” kelimesi ise tıpkı “Zeyd'in Amr'ı dövüşünün zikri” (Zikru darbi Zeydin Amran) demende olduğu gibi rahmet [masdarı] ile mansûb olmuştur. Kûfeli nahivcilerden bazıları ise şöyle demiştir: “ez-Zikr” kelimesi {كهيعص} “Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd” ile merfû kılınmıştır; dilersen [takdirî olarak] “Bu, Rabbinin rahmetinin zikridir” şeklinde gizli tutarsın. Devamla şöyle demiştir: Anlamı; takdim ve tehirle (kelimelerin yer değiştirmesiyle) “Rabbinin kulunu rahmetiyle anmasıdır” (¬١).

56932. Metin

قال أبو جعفرٍ: والقولُ الذي هو الصواب عندي في ذلك أن يُقالَ: الذِّكرُ مرفوعٌ بمضمَرٍ محذوفٍ، وهو "هذا" كما فعل ذلك في غيرها من السُّورِ، وذلك كقول الله عزّ ذكرُه: {بَرَاءَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} [التوبة: ١]. وقوله: وقوله: {سُورَةٌ أَنزَلْنَهَا} [النور: ١]. ونحوِ ذلك. والعبد مَنْصوب بالرَّحْمةِ، وزكريا في موضعِ نصبٍ؛ لأنه بيان عن العَبْدِ. فتأويل الكلام: هذا ذكرُ رحمة ربِّكَ عَبْدَه زكريا.

Ebu Ca'fer der ki: Bu hususta bana göre doğru olan görüş şöyle denilmesidir: “ez-Zikr” kelimesi, diğer surelerde yapıldığı gibi hazfedilmiş gizli bir mübtedâ ile merfûdur ki o da “hâzâ (bu)” kelimesidir. Nitekim bu, zikri yüce olan Allah'ın: {بَرَاءَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ} [et-Tevbe: 1] ve {سُورَةٌ أَنزَلْنَهَا} [en-Nûr: 1] sözleri ve benzerleri gibidir. “el-Abd” kelimesi “rahmet” masdarı ile mansûbdur; “Zekeriyyâ” ise “el-abd” kelimesini beyan ettiği (bedel/atf-ı beyan olduğu) için nasb mahallindedir. Sözün tevili şudur: “Bu, Rabbinin kulu Zekeriyyâ'ya olan rahmetinin zikridir.”

56933. Metin

وقوله: {إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا}. يقولُ: حين دعا ربه وسأله بنداءٍ خفيٍّ. يعنى: وهو مُسْتَسِرٌّ بدعائه ومسألَته إيَّاه ما سأل؛ كراهة منه للرِّياءِ.

{إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا} “Hani o, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı” sözü hakkında [Allah Teâlâ] şöyle buyurmaktadır: Rabbine dua ettiği ve gizli bir seslenişle O'ndan istediği vakit. Yani; riyadan hoşlanmadığı için O'ndan dilediği şey hususunda duasını ve isteğini gizli tutarak [yalvarmıştı].

56934. Metin

كما حدثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيد، عن قتادة قوله: {إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا}. أي: سِرًّا، وإن الله يعلمُ القلبَ النَّقيَّ، ويسمعُ الصوت الخفي (¬٢).

Nitekim bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا} “Hani o, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı” sözü hakkında anlattı: “Yani gizlice [seslenmişti]. Şüphesiz Allah temiz kalbi bilir ve gizli sesi işitir” (¬٢).

56935. Metin

حدثنا القاسم، قال: ثنا الحسين، قال: ثني حجاجٌ، عن ابن جريج قولَه: {إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا}. قال: لا يريدُ رياءً ٣.

Bize el-Kâsım anlattı, dedi ki: Bize el-Hüseyn anlattı, dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc'den {إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا} “Hani o, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı” sözü hakkında anlattı; [İbn Cüreyc] şöyle dedi: “Riyâ istemiyordu.” 3

56936. Metin

حدثني موسى بن هارونَ، قال: ثنا عمرُو بنُ حمادٍ، قال: ثنا أسباط، عن السُّديِّ، قال: رغِبَ زكريا في الولدِ، فقام فصلى، ثم دعا ربَّه سرًّا، فقال: {رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي} إلى {وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا} (¬١).

Bana Mûsâ b. Hârûn anlattı, dedi ki: Bize Amr b. Hammâd anlattı, dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî'den anlattı; dedi ki: “Zekeriyyâ çocuk sahibi olmayı arzuladı, kalkıp namaz kıldı, sonra Rabbine gizlice dua ederek: {رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي} “Rabbim! Şüphesiz benim kemiklerim gevşeyip zayıfladı” sözünden {وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا} “Rabbim, onu razı olunan (bir kul) kıl” sözüne kadar [olan ayetleri] söyledi” (¬١).

56937. Metin

وقوله: {قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي}. يقول تعالى ذكره: فكان نداؤُه الخفيُّ - الذي نادى به ربَّه - أن قال: {رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي}. يعنى بقولِه: {وَهَنَ}: ضعُف ورقَّ من الكِبَرِ.

{قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي} “O şöyle demişti: Rabbim! Şüphesiz benim kemiklerim gevşeyip zayıfladı” sözü hakkında zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Rabbine seslendiği o gizli seslenişi; {رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي} “Rabbim! Şüphesiz benim kemiklerim gevşeyip zayıfladı” demesiydi. {وَهَنَ} “Gevşeyip zayıfladı” sözüyle: Yaşlılıktan dolayı zayıflayıp inceldiğini kastetmektedir.

56938. Metin

كما حدثنا بشر، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادة: {قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي}. أي: ضعف العظمُ منى.

Nitekim bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den bildirdi: {قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي} “O şöyle demişti: Rabbim! Şüphesiz benim kemiklerim gevşeyip zayıfladı”; yani: Kemiklerim zayıfladı.

56939. Metin

حدثنا الحسن بن يحيى، قال: أخبرنا عبد الرزاقِ، قال: أخبرنا الثورى، عن ابن أبي نجيح، عن مجاهد في قوله: {وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي}. قال: نحل العظمُ (¬٢).

Bize el-Hasan b. Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize es-Sevrî, İbn Ebî Necîh'ten, o Mücâhid'den {وَهَنَ الْعَظمُ مِنِّي} “Benim kemiklerim gevşeyip zayıfladı” sözü hakkında bildirdi; dedi ki: “Kemikler incelip eridi” (¬٢).

56940. Metin

[حدثنا الحسنُ، قال: ثنا] (¬٣) عبد الرزاق، قال الثوري: وبلغنى أن زكريا كان ابن سبعين سنةً (¬٤).

[Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize] (¬٣) Abdürrezzâk anlattı; es-Sevrî dedi ki: Bana Zekeriyyâ'nın yetmiş yaşında olduğu ulaştı (¬٤).

56941. Metin

[وقوله: {وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا}. يقولُ: وانتشر الشيْبُ في الرأْسِ] (¬٥).

[{وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا} “Ve baş(ım) ihtiyarlıkla tutuştu (saçlarım apak oldu)” sözü hakkında [Allah Teâlâ] şöyle buyurmaktadır: Başta saç beyazlığı yayıldı] (¬٥).

56942. Metin

وقد اختلف أهلُ العربية في وجهِ النصب في الشَّيْبِ؛ فقال بعضُ نحويي البصرة: نُصب على المصدر من معنى الكلام، كأَنَّه حين قال: {اشْتَعَلَ}، قال: شَابَ. فقال: {شَيْبًا} على المصدرِ. قال: وليس هو في معنى: تَفَقَّأْتُ

Arap dili âlimleri, “eş-Şeyb” [kelimesinin] nasb veçhi (nasb sebebi) hususunda ihtilaf etmişlerdir. Basralı bazı nahivciler şöyle demiştir: [Bu kelime], sözün manasından hareketle masdar olarak mansûb kılınmıştır; sanki o, {اشْتَعَلَ} “tutuştu” derken “şâbe (ihtiyarladı/saçı ağardı)” demiş, [bunun üzerine de] masdar olarak {شَيْبًا} “ihtiyarlıkla / saç beyazlığı olarak” demiştir. [Devamla] şöyle demiştir: Bu ifade, “tefakka'tü...

56943. Metin

شحْمًا، وامتلأتُ ماءً؛ لأن ذلك ليس بمصدرٍ. وقال غيره: نصب الشيب على التفسير. لأنَّه يُقالُ: اشتعَلَ شيب رأسى. واشتعل رأسى شَيْبًا. كما يُقالُ: تَفَقَّأْتُ شحْمًا. وتَفَقَّأَ شحْمِي.

şahmen (yağ bağlayıp yarıldım/şiştim)” ve “imtele'tü mâen (su ile doldum)” manasında değildir; çünkü bunlar masdar değildir. Başkası ise şöyle demiştir: “eş-Şeyb” kelimesi tefsir (temyiz) olarak mansûb kılınmıştır. Çünkü “İşteale şeybu re'sî (Başımın akı tutuşup yayıldı)” denildiği gibi “İşteale re'sî şeyben (Başım ihtiyarlıkla tutuşup saçlarım apak oldu)” de denilir; tıpkı “Tefakka'tü şahmen (Yağ bağlayıp yarıldım/şiştim)” ve “Tefakkae şahmî (Yağım yarılıp taştı)” denildiği gibi.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.