Ankebût Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

68491. Metin

﷽

Bismillâhirrahmânirrahîm.

68492. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {الم (١) أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ (٢)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {الم (١) أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ (٢)} “Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, sadece ‘İman ettik’ demeleriyle imtihana çekilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?”

68493. Metin

قال أبو جعفرٍ: وقد بيَّنا معنى قولِ اللهِ تعالى ذكرُه: {الم}. وذكَرْنا أقوالَ أهلِ التأويلِ فى تأويلِه، والذى هو أولى بالصواب من أقوالِهم عندَنا، بشواهدِه فيما مضَى، بما أغْنَى عن إعادتِه في هذا الموضعِ (¬١).

Ebû Ca‘fer der ki: Yüce Allah’ın {الم} “Elif, Lâm, Mîm” sözünün anlamını daha önce açıklamış; tefsir ehlinin onun yorumu hakkındaki görüşlerini ve delilleriyle birlikte bize göre bu görüşler içinde doğruya en yakın olanını, bu yerde tekrar etmeye gerek bırakmayacak şekilde zikretmiştik (¬١).

68494. Metin

وأما قولُه: {أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ}. فإن (¬٢) معناه: أظَنَّ الذين خرَجوا يا محمدُ من أصحابِك من أذى المشركين إياهم، أن نَتْرُكَهم بغيرِ اختبارٍ، ولا ابتلاءِ امتحانٍ، بأن قالوا: آمنا بك يا محمدُ، وصدَّقْناك فيما جئْتَنا به مِن عندِ اللهِ؟ كلا، لنَخْتَبِرَنَّهم؛ ليتبيَّنَ الصادقُ منهم من الكاذبِ.

Allah Teâlâ’nın: {أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ} “İnsanlar, sadece ‘İman ettik’ demeleriyle imtihana çekilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?” sözüne gelince; bunun anlamı şudur: Ey Muhammed! Müşriklerin eziyetlerinden kaçıp hicret eden ashâbın, ‘Sana iman ettik ey Muhammed ve Allah katından bize getirdiğin şeyleri tasdik ettik’ demeleriyle onları hiçbir teste ve sınava tâbi tutmadan bırakacağımızı mı sandılar? Hayır, aralarındaki doğru sözlü ile yalancı ortaya çıksın diye onları mutlaka sınayacağız.

68495. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bizim bu konuda söylediğimize benzer bir sözü tefsir ehli de söylemiştir.

68496. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

68497. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسي، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti.1 [Yine] bana el-Hâris rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti. Hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den2 [rivayet etti]:

68498. Metin

فى قولِ اللهِ: {آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ}. قال: يُبْتَلَوْن فى أنفسِهم وأموالِهم (¬١).

Yüce Allah’ın: {آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ} “İman ettik [demeleriyle] imtihana çekilmeden” sözü hakkında şöyle dedi: ‘Canları ve malları konusunda imtihan edilirler.’ (¬١)

68499. Metin

حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حجاجٌ، عن ابنِ جريجٍ، عن مجاهدٍ مثلَه.

Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den benzerini rivayet etti.

68500. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ}. أى: لا يُبْتَلَوْن (¬٢).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti: ‘{وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ} “İmtihana çekilmeden”, yani: İmtihan edilmeden.’ (¬٢)

68501. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا مُؤَمَّلٌ، قال: ثنا سفيانُ، عن أبي هاشمٍ، عن مجاهدٍ فى قولِه: {وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ}. قال: لا يُبْتَلَوْن (¬٣).

Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Müemmel rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Ebû Hâşim’den, o da Mücâhid’den Allah Teâlâ’nın: {وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ} “İmtihana çekilmeden” sözü hakkında rivayet etti; şöyle dedi: ‘İmtihan edilmeden.’ (¬٣)

68502. Metin

[و {أَنْ}] (¬٤) الأولى منصوبةٌ بـ "حسب"، والثانيةُ منصوبةٌ في قولِ بعضِ أهلِ العربيةِ بتعلُّقِ {يُتْرَكُوا} بها، وأن معنى الكلامِ على قولِه: أحسِب الناسُ أن يتركوا لِأن يقولوا: آمَنا. فلمَّا حُذِفَت اللامُ الخافضةُ من "لأِن" نُصِبَت على ما ذكَرْتُ.

Birinci [{أَنْ}] (¬٤) “hasibe” fiili ile mansûbtur (üstünlüdür). İkincisi ise Arap dili âlimlerinden bazılarının görüşüne göre {يُتْرَكُوا} fiilinin ona taallukuyla mansûbtur. Bu görüşe göre sözün anlamı şöyledir: “İnsanlar ‘İman ettik’ demelerinden ötürü (li-en yekūlû) bırakılacaklarını mı sandılar?” “Li-en”deki cer harfi olan lâm hazfedilince (düşürülünce), zikrettiğim şekilde mansûb olmuştur.

68503. Metin

وأما على قولِ غيرِه، فهى فى موضعِ خفضٍ بإضمارِ الخافضِ، ولا تكادُ العربُ تقولُ: [ترَكْتُ فلانًا أن يَذْهَبَ. فَتُدْخِلُ "أن" في الكلامِ، وإنما تقولُ] ٥: ترَكْتُه يَذْهَبُ. وإنما أُدْخِلَت {أَنْ}؛ هاهنا؛ لاكتفاءِ الكلامِ بقولِه: {أَنْ يُتْرَكُوا}. إذ كان معناه: أحسِب الناسُ أن يُتْرَكوا وهم لا يُفْتَنون؛ مِن أجلِ أن يقولوا:

Ondan başkasının görüşüne göre ise bu [ikinci “en” edatı], cer harfinin gizlenmesiyle (hâfızın izmârıyla) cer mahallindedir. Zira Araplar: [“Falanı gitsin diye bıraktım” diyerek söze “en” edatını dahil etmezler; bilakis yalnızca] 5 “Onu giderken bıraktım (terektühû yezheb)” derler. {أَنْ} edatı buraya sadece sözün {أَنْ يُتْرَكُوا} ifadesiyle yetinmesi sebebiyle dahil edilmiştir. Zira cümlenin anlamı şöyledir: İnsanlar, [sırf] demelerinden ötürü imtihana çekilmeden bırakılacaklarını mı sandılar:

68504. Metin

آمَنَّا. فكان قولُه: {أَنْ يُتْرَكُوا}. مكتفيةً بوقوعِها على "الناسِ"، دونَ أخبارِهم.

‘İman ettik’ dediler diye, imtihana çekilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?” Böylece {أَنْ يُتْرَكُوا} ifadesi, haberlerine gerek kalmaksızın “en-nâs” kelimesi üzerine vaki olmakla yetinmiştir.

68505. Metin

وإن جُعِلَت {أَنْ} فى قولِه: {أَنْ يَقُولُوا} منصوبةٌ بنيةِ تكريرِ {أَحَسِبَ}، كان جائزًا، فيكونُ معنى الكلامِ: [أحَسِب الناسُ] (¬١) أن يُتْرَكوا، أحسِبوا أن يقولوا: آمنا. وهم لا يُفْتَنون.

Şayet {أَنْ يَقُولُوا} sözündeki {أَنْ} edatı, {أَحَسِبَ} fiilinin tekrarı takdiriyle mansûb kabul edilirse bu da caiz olur. Bu durumda cümlenin anlamı şöyle olur: [İnsanlar] (¬١) bırakılacaklarını mı sandılar; imtihana çekilmeden sadece ‘İman ettik’ demeleriyle [kurtulacaklarını] mı sandılar?

68506. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ (٢)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ (٢)} “Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah, elbette doğru söyleyenleri de bilecektir, yalancıları da bilecektir.”

68507. Metin

يقولُ تعالى ذكره: ولقد اخْتَبَرْنا الذين مِن قبلِهم مِن الأممِ، ممَّن أَرْسَلْنا إليهم رسلَنا، فقالوا مثلَ ما قالتْه أمتُك يا محمدُ -بأعدائِهم، وتمكينِنا إياهم مِن أذاهم؛ كموسى إذ أرْسَلْناه إلى بنى إسرائيلَ، [فابتلَيْناهم بفرعونَ وملئِهم، وكعيسى إذ أَرْسَلْناه إلى بنى إسرائيلَ] (¬٢)، فَابْتَلَيْنا مَن اتَّبَعه بمَن تَوَلَّى عنه، فكذلك ابْتَلَيْنَا تُباعَك بمُخالِفيك (¬٣) مِن أعدائِك، {فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا} منهم (¬٤) في قيلِهم: آمَنَّا. {وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ} منهم (¬٤) في قيلِهم ذلك، واللهُ عالمٌ بذلك منهم قبلَ الاختبارِ، وفى حالِ الا ختبارِ، وبعدَ الاختبارِ، ولكنَّ معنى ذلك: ولَيُظْهِرَنَّ اللهُ صدقَ الصادقِ منهم فى قيلِه: آمَنَّا بِاللهِ. مِن كَذِب الكاذبِ منهم (¬٤)، بابتلائِه إياه بعدوِّه؛ ليَعْلَمَ صدقَه مِن كذبِه أولياؤُه. على نحوِ ما قد بيَّناه فيما مضَى قبلُ (¬٥).

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Andolsun ki biz, kendilerine peygamberlerimizi gönderdiğimiz ve senin ümmetinin söylediği gibi söyleyen önceki ümmetleri de düşmanlarıyla ve düşmanlarını onlara eziyet etmeye muktedir kılmamızla imtihan ettik. Nitekim Mûsâ’yı İsrâiloğulları’na gönderdiğimizde [onları Firavun ve ileri gelenleriyle imtihan ettiğimiz gibi; Îsâ’yı İsrâiloğulları’na gönderdiğimizde de] (¬٢) ona uyanları yüz çevirenlerle imtihan etmiştik. İşte aynı şekilde senin tâbilerini de düşmanlarından olan muhaliflerinle (¬٣) imtihan ettik. {فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا} “Allah, elbette doğru söyleyenleri de bilecektir”, yani ‘İman ettik’ sözlerinde onlardan (¬٤) doğru olanları; {وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ} “yalancıları da bilecektir”, yani bu sözlerinde onlardan (¬٤) yalancı olanları. Oysa Allah, onları sınamadan önce de sınama esnasında da sınamadan sonra da bunu bilmektedir. Fakat bunun anlamı şudur: Allah, dostlarının onun doğruluğunu yahut yalancılığını bilmesi için, kulunu düşmanıyla imtihan ederek ‘Allah’a iman ettik’ sözündeki doğru kimsenin doğruluğunu, onlardan (¬٤) yalancı olanın yalancılığından mutlaka açığa çıkarıp gösterecektir. Tıpkı daha önce açıkladığımız gibi (¬٥).

68508. Metin

وذُكِر أن هذه الآيةَ نزلَت في قومٍ مِن المسلمين عذَّبهم المشركون، ففُتِن بعضُهم، وصبَر بعضُهم على أذاهم، حتى أتاهم اللهُ ٤ بفرجٍ مِن عندِه.

Bu âyetin, müşriklerin kendilerine işkence ettiği Müslümanlardan bir topluluk hakkında indiği zikredilmiştir; onlardan kimi fitneye düşmüş (baskıya dayanamamış), kimi de Allah 4 kendilerine katından bir ferahlık/kurtuluş verinceye kadar onların eziyetlerine sabretmiştir.

68509. Metin

ذكرُ الرواية بذلك

Buna dair rivayetin zikri:

68510. Metin

حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثني حجاجٌ، عن ابن جريجٍ، قال: سمِعْتُ عبدَ اللهِ بن عبيدِ بنِ عميرٍ يقولُ: نزَلَت -يعنى هذه الآيةَ- {الم (١) أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا} إلى قولِه: {وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ} - في عمارِ بنِ ياسرٍ، إذ كان يُعَذَّبُ في اللهِ (¬١).

Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den rivayet etti; dedi ki: Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr’i şöyle derken işittim: “Yani şu âyet; {الم (١) أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا} ‘Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, sadece ‘İman ettik’ demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?’ âyetinden {وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ} ‘yalancıları da bilecektir’ sözüne kadar olan kısım, Allah yolunda işkence gördüğü sırada Ammâr b. Yâsir hakkında inmiştir.” (¬١)

68511. Metin

وقال آخرون: بل نزَل ذلك مِن أجلِ قومٍ كانوا قد أظْهَروا الإسلامَ بمكةَ وتخَلَّفوا عن الهجرةِ. والفتنةُ التى فُتِن بها هؤلاء القومُ على مقالةِ هؤلاء هي الهجرةُ التي امْتُحِنوا بها.

Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis bu, Mekke’de Müslüman olduklarını açıklayıp hicretten geri kalan bir topluluk sebebiyle inmiştir. Bu görüşü savunanlara göre bu topluluğun uğratıldığı fitne/sınav, kendileriyle imtihan edildikleri hicrettir.

68512. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

68513. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن مطرٍ، عن الشعبيِّ، قال: إنها نزَلَت -يعنى: {الم ١ أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا} الآيتين- فى أُناسٍ كانوا بمكةَ أقَرُّوا بالإسلامِ، فكتَب إليهم أصحابُ رسولِ ٢ اللهِ ﷺ مِن المدينةِ: إنه لا يُقْبَلُ منكم إقرارٌ ٣ بالإسلامِ حتى تُهاجِروا. فخرَجوا عامِدين إلى المدينةِ، فاتَّبَعهم المشركون، فرَدُّوهم، فنزَلَت فيهم هذه الآيةُ، فكتَبوا إليهم: إنه قد نزَلَت فيكم آيةُ كذا وكذا. فقالوا: نَخْرُجُ، فإن اتَّبَعَنا أحدٌ قاتَلْناه. قال: فخرَجوا، فاتَّبَعهم المشركون، فقاتَلوهم ثَمَّ، فمنهم مَن قُتِل، ومنهم مَن نجا، فأنزَل اللهُ فيهم: {ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ} (¬١) [النحل: ١١٠].

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Matar’dan, o da eş-Şa‘bî’den rivayet etti; [eş-Şa‘bî] şöyle dedi: Şüphesiz bu -yani: {الم 1 أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا} “Elif. Lâm. Mîm. İnsanlar, [yalnızca 'İman ettik' demeleriyle] bırakılacaklarını mı sandılar?” [şeklindeki] iki ayet- Mekke’de bulunup İslam’ı ikrar etmiş olan birtakım insanlar hakkında inmiştir. Medine’den Resûlullah’ın 2 sallallâhu aleyhi ve sellem ashabı onlara mektup yazıp: “Hicret etmedikçe sizden İslam ikrarı 3 kabul edilmeyecektir” dediler. Bunun üzerine Medine’yi kastederek yola çıktılar; ancak müşrikler peşlerine düşüp onları geri çevirdiler. Bunun üzerine onlar hakkında bu ayet indi. [Medine’dekiler] onlara: “Sizin hakkınızda şöyle şöyle ayet indi” diye yazdılar. Onlar da: “Çıkacağız; şayet bir kimse peşimize düşerse onunla savaşacağız” dediler. [eş-Şa‘bî] dedi ki: Yola çıktılar, müşrikler de peşlerine düştü ve orada onlarla savaştılar. İçlerinden kimi öldürüldü, kimi de kurtuldu. Bunun üzerine Allah onlar hakkında şu ayeti indirdi: {ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ} “Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret eden, ardından cihad edip sabreden kimselerin [yanındadır]. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (¬١) [en-Nahl: 110].

68515. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {وَلَقَدْ فَتَنَّا}. قال: ابْتَلَيْنا (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Varkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den Allah Teâlâ’nın: {وَلَقَدْ فَتَنَّا} “Andolsun ki biz imtihan ettik” sözü hakkında rivayet etti; şöyle dedi: ‘Sınadık.’ (¬٢)

68516. Metin

حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حجاجٌ، عن ابنِ جريجٍ، عن مجاهدٍ مثلَه.

Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc’den, o da Mücâhid’den benzerini rivayet etti.

68517. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا مُؤَمَّلٌ، قال: ثنا سفيانُ، عن أبي هاشمٍ، عن مجاهدٍ: {وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ}. قال: ابْتَلَيْنا الذين مِن قبلِهم (¬٣).

Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Müemmel rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Ebû Hâşim’den, o da Mücâhid’den {وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ} “Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de imtihan ettik” sözü hakkında rivayet etti; şöyle dedi: ‘Onlardan öncekileri sınadık.’ (¬٣)

68518. Metin

حدَّثنا ابنُ وكيعٍ، قال: ثنا أبي، عن سفيانَ، عن أبي هاشمٍ، عن مجاهدٍ مثلَه.

Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize babam, Süfyân’dan, o da Ebû Hâşim’den, o da Mücâhid’den benzerini rivayet etti.

68519. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ}. أي: ابتلَيْنا (¬٤).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Allah Teâlâ’nın: {وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ} “Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de imtihan ettik” sözü hakkında rivayet etti; şöyle dedi: ‘Yani: Sınadık.’ (¬٤)

68520. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ أَنْ يَسْبِقُونَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ (٤)}.

Allah Teâlâ’nın: {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ أَنْ يَسْبِقُونَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ (٤)} “Yoksa kötülükleri işleyenler, bizi geçeceklerini [ve elimizden kurtulacaklarını] mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!” sözünün teviline dair açıklama.

68522. Metin

يقولُ تعالى ذكره: أم حَسِب الذين يُشْرِكون باللهِ فيعبُدون معه غيرَه، وهم المَعْنِيُّون بقولِه: {الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ} - {أَنْ يَسْبِقُونَا}. يقولُ: أن يُعْجِزونا فيَفُوتُونا (¬١) بأنفسِهم، فلا نقدِرَ عليهم، فنَنْتقِمَ منهم لشِرْكِهم باللهِ.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Yoksa Allah’a ortak koşup O’nunla birlikte başkasına ibadet edenler -ki {الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ} “kötülükleri işleyenler” sözüyle kastedilenler onlardır- {أَنْ يَسْبِقُونَا} “bizi geçeceklerini”, yani bizi aciz bırakıp kaçıp kurtulacaklarını (¬١), böylece kendilerine güç yetiremeyip Allah’a koştukları şirk sebebiyle onlardan intikam alamayacağımızı mı sandılar?

68523. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bizim bu konuda söylediğimize benzer bir sözü tefsir ehli de söylemiştir.

68524. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

68525. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ}. أى: الشِّرْكَ، {أَنْ يَسْبِقُونَا} (¬٢).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Allah Teâlâ’nın: {أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ} “Yoksa kötülükleri işleyenler... sandılar mı?” -yani şirki-; {أَنْ يَسْبِقُونَا} “bizi geçeceklerini” (¬٢) sözü hakkında rivayet etti.

68526. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ: {أَنْ يَسْبِقُونَا}: أَن يُعْجِزونا (¬٣).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Varkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti: ‘{أَنْ يَسْبِقُونَا} “Bizi geçeceklerini”: Bizi aciz bırakacaklarını.’ (¬٣)

68527. Metin

وقولُه: {سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ}. يقولُ تعالى ذكره: ساء حُكْمُهم الذى يَحْكُمون بأن هؤلاء الذين يعمَلون السيئاتِ يَسْبِقوننا بأنفسِهم.

Allah Teâlâ’nın: {سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ} “Ne kötü hüküm veriyorlar!” sözü hakkında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Bu kötülükleri işleyenlerin bizzat bizi geçip [kurtulacaklarına] dair verdikleri hüküm ne kadar da kötüdür!

68528. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ اللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (٥) وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ (٦)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tevili [hakkındaki açıklama]: {مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ اللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ (٥) وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ (٦)} “Her kim Allah’a kavuşmayı umarsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği vakit mutlaka gelecektir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (5) Kim de cihad ederse (çaba gösterirse), ancak kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnîdir (hiçbir şeye muhtaç değildir). (6)”123

68530. Metin

يقولُ تعالى ذكره: مَن كان يَرْجُو [اللهَ يومَ لِقائِه] (¬١)، ويطمعُ في ثوابِه، فإن أجلَ اللهِ الذى أجَّله لبَعْثِ خلقِه للجزاءِ والعقابِ - لآتٍ قريبًا.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Kim [kavuşma gününde Allah’ı] (¬١) umar ve O’nun mükâfatına talip olursa, bilsin ki Allah’ın mahlûkatını mükâfat ve ceza için diriltmek üzere belirlediği ecel/vakit mutlaka yakında gelecektir.

68531. Metin

{وَهُوَ السَّمِيعُ}. يقولُ: واللهُ الذى يَرْجو هذا الراجي بلقائِه ثوابَه، السميعُ لقولِه: آمَنَّا باللهِ، {الْعَلِيمُ} بصدقِ قِيلِه: إنه قد آمَن. مِن كذبِه فيه.

{وَهُوَ السَّمِيعُ} “O, hakkıyla işitendir”; Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Kendisine kavuşmakla mükâfatını uman kimsenin ‘Allah’a iman ettik’ sözünü hakkıyla işitendir; {الْعَلِيمُ} “hakkıyla bilendir”, ‘İman etti’ sözündeki doğruluğunu ve yalancılığını bilendir.

68532. Metin

وقولُه: {وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ}. يقولُ: ومَن يجاهدْ عدوَّه مِن المشركين، فإنما يجاهِدُ لنفسِه؛ لأنه يفعلُ ذلك ابتغاءَ الثوابِ مِن اللهِ على جهادِه، والهَرَبِ من العقابِ، فليس باللهِ إلى فعلِه ذلك حاجةٌ، وذلك أن اللهَ غنيٌّ عن جميعِ خلقِه، له الملْكُ والخلقُ والأمرُ.

Allah Teâlâ’nın: {وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ} “Kim de cihat ederse ancak kendi nefsi için cihat etmiş olur” sözü hakkında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Müşriklerden olan düşmanıyla cihat eden kimse ancak kendi nefsi için cihat eder. Çünkü o, bunu cihadı karşılığında Allah’tan sevap kazanmak ve azaptan kaçınmak amacıyla yapar. Allah’ın ise onun bu fiiline hiçbir ihtiyacı yoktur. Zira Allah bütün mahlûkâtından müstağnidir (hiçbir şeye muhtaç değildir); mülk de yaratma da emir de yalnız O’nundur.

68533. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ (٧)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ (٧)} “İman edip salih amel işleyenlerin kötülüklerini elbette örteriz ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandırırız.”

68534. Metin

يقولُ تعالى ذكره: والذين آمنوا باللهِ ورسولِه، فصَحَّ إيمانُهم عندَ ابتلاءِ اللهِ إيَّاهم، وفِتْنتِه لهم، ولم يرتدُّوا عن أدْيانِهم بأذَى المشركين إياهم، وعمِلوا الصالحاتِ، {لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ} التى سلَفَت منهم في شِرْكِهم، {وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ}. يقولُ: ولَنُثِيبَنَّهم على صالحاتِ أعمالِهم في إسْلامِهم، أحسنَ ما كانوا يعمَلون في حالِ شِرْكِهم، مع تكْفيرِنا سيِّئَه ٢.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah’a ve Resûlüne iman eden, Allah’ın kendilerini imtihan ve iptilâ etmesi esnasında imanları dosdoğru çıkan, müşriklerin kendilerine verdikleri eziyetler sebebiyle dinlerinden dönmeyen ve salih ameller işleyen kimselere gelince; {لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ} “onların kötülüklerini mutlaka örteriz” -ki bu, şirk dönemindeyken geçmişte yaptıkları [günahlar]dır-, {وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ} “ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandırırız.” [Yüce Allah] şöyle buyurmaktadır: Kötü olanlarını bağışlayıp silmemizle birlikte, İslâm dönemindeki salih amellerine karşılık, şirk hâlindeyken yaptıkları amellerin en güzeliyle onları mutlaka ödüllendireceğiz.2

68535. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا وَإِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (٨)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا وَإِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (٨)} “Biz insana, anne babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse onlara itaat etme! Dönüşünüz banadır; o zaman yaptıklarınızı size haber vereceğim.”

68536. Metin

يقولُ تعالى ذكره: ووَصَّيْنا الإنسانَ فيما أنزَلْنا إلى رسولِنا بوالديه، أن يفعلَ بهما حُسْنًا.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Resûlümüze indirdiğimiz vahiyde insana, anne babasına karşı iyilik ve güzellikle muamele etmesini tavsiye ettik.

68537. Metin

واختَلَف أهلُ العربيةِ فى وَجْهِ نَصْبِ "الحُسْنِ"؛ فقال بعضُ نحويِّى البصرةِ: نُصِب ذلك على (¬١) نِيَّةِ تكْريرِ "وصينا". وكأن معنى الكلامِ عندَه: ووصَّيْنا الإنسانَ بوالدَيه، وصَّيناه (¬٢) حُسْنًا. وقال: قد يقولُ الرجلُ: وصَّيتُه خيرًا. أى: بخيرٍ.

Arap dili âlimleri “el-hüsn” (حُسْنًا) kelimesinin nasb edilme (üstün okunma) sebebi hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazı Basra nahivcileri şöyle demiştir: Bu, “vassaynâ” (tavsiye ettik) fiilinin tekrarı niyeti (takdiri) üzerine (¬١) mansûb kılınmıştır. Onlara göre sözün anlamı sanki şöyledir: “İnsana anne babasını tavsiye ettik, ona iyiliği tavsiye ettik (vassaynâhû husnen) (¬٢).” Ve şöyle demiştir: Bazen bir kimse “Vassaytühû hayran” der, yani “bi-hayrin” (ona hayrı tavsiye ettim) anlamındadır.

68538. Metin

وقال بعضُ نحويِّى الكوفةِ: معنى ذلك: ووصَّيْنا الإنسانَ أن يفعلَ حُسْنًا. ولكن العربَ تُسْقِطُ من الكلامِ بعضَه، إذا كان فيما بَقِى الدلالةُ على ما سقَط، وتُعمِلُ ما بَقِى فيما كان يَعْمَلُ فيه المحذوفُ، فنُصِب قولُه: {حُسْنًا}، وإن كان المعنى ما وصفتُ "وَصَّينا"؛ لأنه قد نابَ عن الساقطِ. وأنشَد في ذلك (¬٣):

Kûfe nahivcilerinden bazıları ise şöyle demiştir: Bunun anlamı: “Biz insana iyilik yapmasını (en yef‘ale husnen) tavsiye ettik” şeklindedir. Fakat Araplar, geride kalan kısımda düşürülen kısma bir delalet bulunduğunda sözün bir parçasını hazfeder (düşürür) ve geride kalanı, hazfedilenin amel ettiği şeyde amel ettirirler. Dolayısıyla {حُسْنًا} sözü, anlamı nitelediğim gibi olsa da “vassaynâ” fiili ile mansûb olmuştur; zira düşürülen fiilin yerine geçmiştir. Bu hususta şu beyti inşad etmiştir (¬٣):

68539. Metin

عَجِبْتُ مِن دَهْمَاءَ إِذ تَشْكُونا

Şaştım Dehmâ’ya, bize şikâyet ettiğinde,

68540. Metin

ومن أبي دَهْمَاءَ إِذْ يُوصِينا

Ve Dehmâ’nın babasına, bize [iyilik] tavsiye ettiğinde!

68541. Metin

خَيْرًا بها كأنَّنا جافُونا

Sanki biz katı kalpliymişiz gibi, ona iyi davranmamızı [öğütlerken].

68542. Metin

وقال: معنى قولِه: يُوصِينا خيرًا: أن نفعلَ بها خيرًا. فاكْتَفَى بـ "يوصِينا" منه. وقال: ذلك نحوُ قولِه: {فَطَفِقَ مَسْحًا} [ص: ٣٣]. أى: يَمْسَحُ مَسْحًا.

Ve şöyle demiştir: Onun “yûsînâ hayran” (bize iyilik tavsiye ettiğinde) sözünün anlamı: “Ona hayır / iyilik yapmamızı” demektir. Bu sebeple [fiili hazfedip] “yûsînâ” ile yetinmiştir. Ve demiştir ki: Bu, Allah Teâlâ’nın {فَطَفِقَ مَسْحًا} [Sâd: 33] yani “yemsehu meshen” (sıvazlamaya başladı) sözü gibidir.

68543. Metin

وقولُه: {وَإِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا}.

Allah Teâlâ’nın şu buyruğu:12 {وَإِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا} “Eğer hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse onlara itaat etme!”3

68544. Metin

يقولُ: ووَصَّينا الإنسانَ، فقلنا له: إن جاهَدَاك (¬١) والِداك لتُشْرِكَ بي ما ليس لك به علمٌ أنه ليس لى شَرِيكٌ، فلا تُطِعْهما، فتُشْرِكَ بي ما ليس لك به علمٌ؛ اتباعَ (¬٢) مَرْضاتِهما، ولكن خالِفْهما في ذلك.

Şöyle buyurmaktadır: Biz insana tavsiyede bulunup ona dedik ki: Eğer anne baban, benim bir ortağım olmadığını bildiğin halde, hakkında hiçbir bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse (¬١), onların rızasını kazanmak uğruna (¬٢) hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşarak onlara itaat etme; bilakis bu hususta onlara karşı çık.

68545. Metin

{إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ}. يقولُ تعالى ذكره: إليَّ معادُكم ومَصِيرُكم يومَ القيامةِ، {فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ}. يقولُ: فأُخْبِرُكم بما كنتُم في الدنيا تعمَلون، مِن صالحِ الأعمالِ وسيئاتِها، ثم أُجازِيكم عليها؛ المُحْسِنَ بالإحسانِ، والمُسِيءَ بما هو أهلُه.

{إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ} “Dönüşünüz banadır”. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Kıyamet günü dönüşünüz ve varışınız banadır; {فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} “o zaman yaptıklarınızı size haber vereceğim”. Şöyle buyurmaktadır: Dünyada iken yaptığınız iyi ve kötü amelleri size haber verecek, sonra da karşılığını ödeyeceğim; iyilik yapana iyilikle, kötülük yapana da hak ettiği şekilde.

68546. Metin

وذُكر أن هذه الآيةَ نزلَت على رسولِ اللهِ ﷺ بسببِ سعدِ بنِ أَبِي وَقَّاصٍ.

Bu âyetin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Sa‘d b. Ebî Vakkâs sebebiyle indirildiği zikredilmiştir.

68547. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

68548. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قَتادةَ: {وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا} إلى قولِه: {فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ}. قال: نزلَت في سعدِ بنِ أبي وَقَّاصٍ، لمَّا هاجَر قالت أمُّه: واللهِ لا يُظِلُّنى بيتٌ حتى يرجِعَ. فأنزَل اللهُ في ذلك أن يُحْسِنَ إليهما، ولا يُطِيعَهما في الشركِ (¬٣)

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den nakletti: {وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنًا} “Biz insana, anne babasına iyi davranmasını tavsiye ettik” âyetinden {فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} “o zaman yaptıklarınızı size haber vereceğim” sözüne kadar olan kısım hakkında dedi ki: Sa‘d b. Ebî Vakkâs hakkında indi. O hicret ettiğinde annesi: “Vallahi o dönünceye kadar hiçbir ev beni gölgelendirmeyecektir [gölgesine sığınmayacağım]” dedi. Bunun üzerine Allah, onlara iyi davranmasını, fakat şirk konusunda onlara itaat etmemesini indirdi (¬٣).

68549. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ (٩)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ (٩)} “İman edip salih amel işleyenleri ise elbette salihlerin arasına dahil edeceğiz.”

68550. Metin

يقولُ تعالى ذكره: والذين آمنوا باللهِ ورسولِه، وعمِلوا الصالحاتِ مِن الأعمالِ؛ وذلك أن يُؤَدُّوا فرائضَ اللهِ، ويَجْتَنِبوا مَحارمَه، {لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ} فى مُدْخَلِ الصالحين، وذلك الجنةُ.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah’a ve Resûlü’ne iman edip salih ameller işleyenleri -ki bu, Allah’ın farzlarını yerine getirmeleri ve haram kıldığı şeylerden sakınmalarıdır-; {لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ} “onları elbette salihlerin arasına dahil edeceğiz”, [yani] salihlerin gireceği yere [koyacağız] ki o da cennettir.

68552. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ أَوَ لَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ (١٠)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ أَوَ لَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ (١٠)} “İnsanlardan kimi vardır ki, ‘Allah’a inandık’ der; fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratıldığı zaman insanların baskısını Allah’ın azabı gibi tutar. Andolsun, Rabbinden bir zafer gelecek olsa mutlaka ‘Doğrusu biz sizinle beraberdik’ derler. Acaba Allah, bütün âlemlerin kalplerinde olanı en iyi bilen değil midir?”

68553. Metin

يقولُ تعالى ذكره: ومِن الناسِ مَن يقولُ: أَقْرَرْنا باللهِ فوحَّدْناه، فإذا آذاه المشركون في إقرارِه باللهِ، جعَل فتنةَ الناسِ إياه في الدنيا كعذابِ اللهِ في الآخرةِ، فارْتَدَّ عن إيمانِه باللهِ راجعًا على الكفرِ به، {وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ} يا محمدُ أهلُ الإيمانِ به، {لَيَقُولُنَّ} هؤلاء المُرْتَدُّون عن إيمانِهم، الجاعِلون فتنةَ الناسِ كعذابِ اللهِ -: {إِنَّا كُنَّا} أيُّها المؤمنون {مَعَكُمْ} نَنْصُرُكم على أعدائكم. كذبًا وإفْكًا. يقولُ اللهُ: أو ليس اللهُ بأعْلَمَ أَيُّها القومُ مِن كلِّ أحدٍ بما في صُدُورِ جميعِ خلقِه؛ القائلين: آمَنَّا باللهِ. فإذا أُوذِى فى اللهِ ارْتَد عن دينِ اللهِ، وغيرِهم؟ فكيف يُخادِعُ مَن كان لا يَخْفَى عليه خافيةٌ، ولا يَسْتَتِرُ عنه سرٌّ ولا علانيةٌ.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: İnsanlardan öylesi vardır ki: “Allah’ı ikrar ettik ve O’nu birledik” der; ancak müşrikler Allah’ı ikrar etmesi sebebiyle ona eziyet ettiğinde, insanların dünyada kendisine eziyet etmesini Allah’ın ahiretteki azabı gibi kabul eder de Allah’a olan imanından dönerek tekrar küfre sapar. {وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ} “Andolsun, Rabbinden bir zafer gelecek olsa” -ey Muhammed, O’na iman edenlere bir zafer geldiğinde-, insanların fitnesini Allah’ın azabı gibi gören imanlarından dönmüş bu kimseler: {لَيَقُولُنَّ} “mutlaka diyeceklerdir”; {إِنَّا كُنَّا} “Doğrusu biz” -ey müminler-, {مَعَكُمْ} “sizinle beraberdik”, düşmanlarınıza karşı size yardım ediyorduk [diyeceklerdir]. Bu, tamamen bir yalan ve iftiradır. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Allah, bütün yaratılmışlarının; “Allah’a inandık” deyip de Allah uğrunda eziyet görünce O’nun dininden dönenlerin ve diğerlerinin kalplerinde olanı herkesten daha iyi bilen değil midir? Kendisine hiçbir şey gizli kalmayan, hiçbir sır ve aleniyet kendisinden örtülemeyen zât nasıl aldatılabilir?

68554. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimize benzer açıklamayı tefsir ehli de yapmıştır.

68555. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

68556. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثني أبي، قال: ثني عمي، قال: ثني أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ قولَه: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ}. قال: فتنتُه أَن يَرْتَدَّ عن دينِ اللهِ إذا أُوذِى فى اللهِ ١.

Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, [o da] İbn Abbâs’ın {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ} “İnsanlardan kimi de vardır ki ‘Allah’a inandık’ der; fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratıldığı zaman insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi tutar” [ayeti] hakkında şöyle dediğini [nakletti]: [İbn Abbâs] dedi ki: «Onun fitnesi, Allah uğrunda eziyet gördüğü vakit Allah’ın dininden dönmesidir (irtidat etmesidir).»1

68557. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثنى الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ} إلى قولِه: {وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ}. قال: أُناسٌ يُؤْمنون بألسنتِهم، فإذا أصابهم بلاءٌ مِن اللهِ، أو مصيبةٌ في أنفسِهم، افتَتَنوا، فجعَلوا ذلك في الدنيا كعذابِ اللهِ فى الآخرةِ (¬١).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana Hâris de anlattı, dedi ki: Bize Hasen anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı; hepsi İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti: {فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ} “Fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratıldığı zaman insanların baskısını Allah’ın azabı gibi tutar” âyetinden {وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ} “münafıkları da mutlaka bilecektir” sözüne kadar olan kısım hakkında dedi ki: Bir grup insan dilleriyle iman ederler; Allah’tan kendilerine bir bela veya kendi canlarına bir musibet geldiğinde fitneye düşer ve bunu dünyada, Allah’ın ahiretteki azabı gibi kabul ederler (¬١).

68558. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمِعْتُ أبا معاذٍ يقولُ: أخبرنا عبيدٌ، قال: سمِعْتُ الضحاكَ يقولُ في (¬٢) قولِه: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ} الآية (¬٣): ناسٌ مِن المنافقين بمكةَ كانوا يُؤْمنون، فإذا أُوذُوا وأصابهم بلاءٌ من المشركين، رجَعوا إلى الكفرِ؛ مخافةَ مَن يُؤْذِيهم، وجعلوا أذَى الناسِ فى الدنيا كعذابِ اللهِ (¬٤).

Hüseyin’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ın şöyle dediğini duydum: Bize Ubeyd haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ın şu âyet hakkında (¬٢) şöyle dediğini duydum: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ} “İnsanlardan kimi vardır ki, ‘Allah’a inandık’ der; fakat bir eziyete uğratıldığı zaman...” (¬٣) Mekke’deki münafıklardan birtakım kimseler iman ediyorlardı; ancak eziyet görüp müşriklerden kendilerine bir bela isabet edince, kendilerine eziyet edenlerden korkarak küfre geri dönüyor ve dünyadaki insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi tutuyorlardı (¬٤).

68559. Metin

حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِ اللهِ: {فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ}. قال: هو المنافقُ، إذا أُوذِى في اللهِ رجَع عن الدينِ وكفَر، وجعَل فتنةَ الناسِ كعذابِ اللهِ (¬٥).

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah’ın: {فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ} “Fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratıldığı zaman insanların baskısını Allah’ın azabı gibi tutar” âyeti hakkında şöyle dedi: O münafıktır; Allah uğrunda eziyet gördüğünde dinden döner, kâfir olur ve insanların eziyetini Allah’ın azabı gibi kabul eder (¬٥).

68560. Metin

وذُكِر أن هذه الآية نزَلَت في قومٍ مِن أهلِ الإيمانِ كانوا بمكةَ، فخرَجوا مُهاجرين، فأُدْرِكوا وأُخِذوا، فأَعْطَوُا المشركين لمَّا نالهم أذاهم ما أرادوا منهم.

Zikredildiğine göre bu âyet, Mekke’de bulunan, hicret etmek üzere yola çıkan, fakat arkalarından yetişilip yakalanan ve eziyetlerine maruz kaldıklarında müşriklere istediklerini veren iman ehlinden bir topluluk hakkında inmiştir.

68561. Metin

ذكرُ الخبرِ بذلك

Bu konudaki haberin zikri

68562. Metin

حدَّثنا أحمدُ بنُ منصورٍ الرَّماديُّ، قال: ثنا أبو أحمدَ الزُّبيْريُّ، قال: ثنا محمدُ ابنُ شَرِيكٍ، عن عمرِو بنِ دينارٍ، عن عكرمةَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: كان قومٌ مِن أهلِ مكةَ أسْلَموا، وكانوا يَسْتَخْفُون بالإسلامِ (¬١)، فأَخْرَجهم المشركون يومَ بدرٍ معهم، فأُصِيب بعضُهم و [قُتلَ بعضُهم] (¬٢)، فقال المسلمون: كان أصحابُنا هؤلاء مسلمين وأُكْرِهوا. فاسْتَغْفَروا لهم، فنزَلَت: {إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ} [النساء: ٩٧] إلى آخرِ الآيةِ. قال: فكُتِب إلى مَن بقِى بمكةَ من المسلمين بهذه الآيةِ ألا عذرَ لهم، فخرَجوا، فلحِقهم المشركون، فأَعْطَوْهم الفتنةَ، فنزَلَت فيهم هذه الآيةُ: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ} إلى آخرِ الآيةِ، فكتَب المسلمون إليهم بذلك، فخرَجوا وأيِسُوا من كلِّ خيرٍ، ثم نزَلَت فيهم: {ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ (١١٠)} [النحل: ١١٠]. فكتَبوا إليهم بذلك: إن اللهَ قد جعَل لكم مخرجًا. فخرَجوا، فأدْركَهم المشركون، فقاتَلوهم، حتى نجا مَن نجا، وقُتِل من قُتِل (¬٣).

Bize Ahmed b. Mansûr er-Remâdî anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ahmed ez-Zübeyrî anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Şerîk, Amr b. Dînâr’dan, o İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan anlattı; dedi ki: Mekke halkından bir topluluk Müslüman olmuştu ve İslâm’ı gizliyorlardı (¬١). Müşrikler Bedir günü onları da beraberlerinde çıkardılar; bazısı yaralandı, bazısı da [öldürüldü] (¬٢). Bunun üzerine Müslümanlar: “Bu arkadaşlarımız Müslümandı ve zorlandılar” diyerek onlar için istiğfar ettiler. Bunun üzerine: {إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ} [en-Nisâ: 97] âyeti sonuna kadar indi. Dedi ki: Mekke’de kalan Müslümanlara bu âyet yazılarak hiçbir mazeretlerinin olmadığı bildirildi. Bunun üzerine yola çıktılar; fakat müşrikler onlara yetişti ve onlar da [baskı üzerine] fitneye teslim oldular (müşriklerin istediklerini verdiler). Onlar hakkında şu âyet indi: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ} âyetin sonuna kadar. Müslümanlar bu durumu onlara mektupla bildirdiler; onlar da çıktılar ve her türlü hayırdan ümitlerini kesmişlerdi. Sonra onlar hakkında şu âyet indi: {ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ (١١٠)} [en-Nahl: 110]. Müslümanlar onlara mektup yazarak: “Allah size bir çıkış yolu kıldı” dediler. Onlar da çıktılar; müşrikler onlara yetişti ve onlarla savaştılar; nihayet kurtulan kurtuldu, öldürülen de öldürüldü (¬٣).

68563. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ} إلى قولِه: {وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ}. قال: هذه الآياتُ أُنزِلَت في القومِ الذين ردَّهم ٤ المشركون إلى مكةَ، وهذه الآياتُ العشْرُ مَدَنيةٌ

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’nin şöyle dediğini anlattı: {وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ} “İnsanlardan kimi de vardır ki: «Allah’a inandık» der; fakat Allah uğrunda bir eziyete uğratılınca...” [ayetinden] {وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ} “...ve elbette münafıkları da bilecektir” sözüne kadar [olan ayetler hakkında] dedi ki: “Bu ayetler, müşriklerin Mekke’ye geri çevirdiği 4 kimseler hakkında indirilmiştir ve bu on ayet Medenîdir

68564. Metin

إلى هاهنا، وسائرُها مكيٌّ (¬١).

buraya kadardır, gerisi ise Mekkîdir (¬١).

68565. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ (١١)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقِينَ (١١)} “Ve Allah elbette iman edenleri de bilecektir, münafıkları da mutlaka bilecektir.”

68566. Metin

يقولُ تعالى ذكره: ولَيَعْلَمَنَّ (¬٢) أولياءُ اللهِ وحِزْبُه أَهلَ الإيمانِ باللهِ منكم أيُّها القومُ، وليَعْلَمُنَّ المنافقين منكم، حتى يَمِيزُوا؛ كلَّ فريقٍ منكم مِن الفريقِ الآخرِ، بإظهارِ اللهِ ذلك منكم بالمحنِ والابتلاءِ والاختبارِ، وبمسارعةِ المُسارِعِ منكم إلى الهجرةِ من دارِ الشركِ إلى دارِ الإسلامِ، وتَثَاقُلِ المُتَثاقِلِ منكم عنها.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah’ın dostları ve O’nun hizbi, ey topluluk, içinizden Allah’a iman edenleri elbette bilecek (¬٢), münafıkları da kesinlikle bilecektir; ta ki Allah, imtihanlar, belalar ve sınamalarla içinizdekileri açığa çıkararak, ayrıca içinizden şirk yurdundan İslâm yurduna hicret etmek için acele eden ile bu konuda ağır davranıp geri duranı ortaya koyarak her iki fırkayı birbirinden ayırt etsin.

68567. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ (١٢)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ (١٢)} “İnkâr edenler iman edenlere: ‘Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim’ dediler. Oysa onların hiçbir günahını yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar kesinlikle yalancıdırlar.”

68568. Metin

يقولُ تعالى ذكره: وقال الذين كفَروا باللهِ مِن قريشٍ للذين آمنوا باللهِ منهم: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا}. يقولُ: قالوا: كونوا على مثلِ ما نحن عليه من التَّكْذيبِ بالبعثِ بعدَ المماتِ، وجُحُودِ الثوابِ والعقابِ على الأعمالِ، {وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ}. يقولُ: قالوا: فإنكم إن اتَّبَعْتُم سبيلَنا في ذلك، فبُعِثْتُم (¬٣) بعدَ المَماتِ، وجُوزِيتُم على الأعْمالِ، فإنا نتحمَّلُ آثامَ (¬٤) خطاياكم حينَئذٍ.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Kureyş’ten Allah’ı inkâr edenler, kendilerinden olup Allah’a iman edenlere: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا} “Bizim yolumuza uyun” dediler. Şöyle buyurmaktadır: Dediler ki: Öldükten sonra dirilmeyi inkâr etme, amellere karşılık sevap ve azabı reddetme hususunda bizim gibi olun; {وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} “ve sizin günahlarınızı biz yüklenelim”. Şöyle buyurmaktadır: Dediler ki: Eğer bu konuda bizim yolumuza uyarsanız ve öldükten sonra diriltilirseniz (¬٣) ve amellere karşılık görürseniz, o zaman günahlarınızın veballerini (¬٤) biz yükleniriz.

68569. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Tefsir ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer şekilde görüş belirtmişlerdir.1234

68570. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

68571. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ}. قال: قولُ كفارِ قريشٍ بمكةَ لمَن آمَن منهم، يقولُ: قالوا: لا نُبْعَثُ نحن ولا أنتم، فاتَّبِعونا، إن كان عليكم شيءٌ فهو علينا (¬١).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana Hâris de anlattı, dedi ki: Bize Hasen anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı; hepsi İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den rivayet etti: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} “Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim” âyeti hakkında dedi ki: Bu, Mekke’deki Kureyş kâfirlerinin kendilerinden iman eden kimselere söyledikleri bir sözdür; şöyle derler: Ne biz ne de siz diriltileceğiz; bize uyun, eğer üzerinize [bir günah ve ceza] olursa o bizim üzerimize olsun (¬١).

68572. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: أخبَرنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاك يقولُ في قولِه: {وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا}: هم القادةُ مِن الكفارِ، قالوا لمَن آمَن مِن الأتْباعِ: اترُكوا دينَ محمدٍ واتَّبِعوا دينَنا (¬٢).

Hüseyin’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ın şöyle dediğini duydum: Bize Ubeyd haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ın şu âyet hakkında şöyle dediğini duydum: {وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا} “İnkâr edenler dedi ki”: Onlar kâfirlerin elebaşlarıdır; [kendilerine] uyanlardan iman etmiş olanlara şöyle dediler: Muhammed’in dinini bırakın ve bizim dinimize uyun (¬٢).

68573. Metin

وهذا -أعنى قولَه: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} - وإن كان خرَج مَخْرَجَ الأمرِ، فإن فيه تأويلَ الجزاءِ، ومعناه ما قلتُ: إن اتَّبَعتُم سبيلَنا حَمَلْنا خَطاياكم. كما قال الشاعرُ (¬٣):

Bu ifade -yani {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} “Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim” sözü-, emir kalıbında gelmiş olsa bile içinde şart ve ceza anlamı barındırmaktadır. Anlamı söylediğim gibidir: “Bizim yolumuza uyarsanız günahlarınızı yükleniriz.” Nitekim şair de şöyle demiştir (¬٣):

68574. Metin

فقُلْتُ ادْعِى وأَدْعُ فَإِنَّ أَنْدَى … لِصَوْتٍ أَنْ يُنادِيَ دَاعِيَانِ

Dedim ki: ‘Sen çağır, ben de çağırayım; çünkü bir sese en çok yankı getiren, iki çağıranın seslenmesidir.’

68575. Metin

يريدُ: ادْعِى ولأَدْعُ. ومعناه: إِن دَعَوْتِ دَعَوتُ.

Kastettiği şudur: ‘İd‘î ve li-ed‘u’ (Sen çağır, ben de çağırayım). Anlamı ise: ‘Eğer sen çağırırsan ben de çağırırım’ demektir.

68576. Metin

وقولُه: {وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ}. وهذا

Yüce Allah’ın şu âyeti: {وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ} “Halbuki onlar, bunların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Doğrusu onlar kesinlikle yalancıdırlar.”123 Bu ise

68577. Metin

تَكْذيبٌ مِن اللهِ للمشركين القائِلين للذين آمَنوا: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ}. يقولُ جلَّ ثناؤُه: وكَذَبوا في قِيلِهم ذلك لهم، ما هم بحامِلِين مِن آثامِ (¬١) خَطاياهم من شيءٍ، {إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ} فيما قالوا لهم ووَعَدوهم، مِن حَمْلِ خَطاياهم إن هم اتَّبَعوهم.

iman edenlere: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} “Bizim yolumuza uyun, günahlarınızı biz yüklenelim” diyen müşrikleri Allah’ın yalanlamasıdır. Şânı yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Onlara bu sözü söylemekle yalan söylemişlerdir; onların günahlarının vebalinden (¬١) hiçbir şey yüklenecek değillerdir. {إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ} “Doğrusu onlar kesinlikle yalancıdırlar”; kendilerine uydukları takdirde günahlarını yükleneceklerine dair söyledikleri ve vadettikleri şeyde yalancıdırlar.

68578. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ (١٣)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ (١٣)} “Onlar elbette kendi yüklerini de kendi yükleriyle beraber daha nice yükleri de yükleneceklerdir. Kıyamet günü uydurdukları şeylerden mutlaka sorguya çekileceklerdir.”

68579. Metin

يقولُ تعالى ذكره: وليحْمِلُنَّ هؤلاء المشركون باللهِ القائلون للذين آمنوا به: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} - أوزارَ أنفسِهم وآثامَها، وأوزارَ من أضلُّوا وصدُّوا عن سبيلِ اللهِ مع أوزارِهم، {وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا} يَكْذِبونهم في الدنيا، بوعدِهم إياهم الأباطيلَ، وقيلِهم لهم: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ}. فيفتَرون الكذبَ بذلك.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah’a ortak koşan ve O’na iman edenlere: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} “Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim” diyen bu kimseler, elbette kendi günahlarının ağırlıklarını ve kendi günahlarıyla birlikte saptırdıkları ve Allah’ın yolundan alıkoydukları kimselerin günahlarını da yükleneceklerdir. {وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا} “Kıyamet günü uydurdukları şeylerden mutlaka sorguya çekileceklerdir”; yani dünyada iken onlara boş vaatlerde bulunarak ve: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} “Bizim yolumuza uyun, sizin günahlarınızı biz yüklenelim” diyerek söyledikleri yalanlardan ve bu yolla uydurdukları iftiralardan ötürü hesaba çekileceklerdir.

68580. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimize benzer açıklamayı tefsir ehli de yapmıştır.

68581. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

68582. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ}. أى: أوزارَهم، {وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ}. يقولُ: وأوزارَ مَن أَضَلُّوا (¬٢).

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den nakletti: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ} “Onlar elbette kendi yüklerini yükleneceklerdir”, yani kendi günahlarını; {وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ} “kendi yükleriyle beraber daha nice yükleri de”. Şöyle buyurmaktadır: Ve saptırdıkları kimselerin günahlarını da [yükleneceklerdir] (¬٢).

68583. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ}. وقَرأ قولَه: {لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ} [النحل: ٢٥]. قال: فهذا قولُه: {وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ}.

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ’nın: {وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ} “Onlar elbette kendi yüklerini ve kendi yükleriyle beraber nice yükleri yükleneceklerdir” buyruğu hakkında konuştu ve O’nun şu buyruğunu okudu1: {لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ} [en-Nahl: 25] “Kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz olarak ve bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını da yüklenmeleri için [böyle söylerler]. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!”. [İbn Zeyd devamla] dedi ki: İşte O’nun: {وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ} “Kendi yükleriyle beraber nice yükleri de” buyruğu budur.2

68585. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ (١٤)}.

Yüce Allah’ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ (١٤)} “Andolsun biz Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan elli yıl eksik [dokuz yüz elli yıl] kaldı. Sonunda onlar zulümlerine devam ederlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.”

68586. Metin

وهذا وعيدٌ مِن اللهِ تعالى ذكره لهؤلاء المشركين مِن قريشٍ، القائلين للذين آمنوا: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ}. يقولُ لنبيِّه محمدٍ ﷺ: لا يَحْزُنْك (¬١) يا محمدُ ما تَلْقَى مِن هؤلاء المشركين أنت وأصحابُك من الأذَى، فإنى وإن أملَيتُ لهم، فأطَلتُ إملاءَهم، فإن مصيرَ أمرِهم إلى البَوارِ، ومصيرَ أمرِك وأمرِ أصحابِك إلى العُلُوِّ والظَّفَرِ بهم، والنَّجَاةِ مما يَحِلُّ بهم من العقابِ؛ كفعلِنا ذلك بنوحٍ، إذ أرسَلناه إلى قومِه، فلَبِثَ فيهم ألفَ سنةٍ إلا خمسين عامًا، يدعوهم إلى توحيدِ اللهِ وفِراقِ الآلهةِ والأوثانِ، فلم يَزِدْهم ذلك مِن دُعائه إياهم إلى اللهِ، مِن الإقبال إليه، وقبولِ ما أتاهم به من النصيحةِ من عندِ اللهِ - إلا فِرارًا.

Bu, Yüce Allah’tan iman edenlere: {اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ} “Bizim yolumuza uyun, günahlarınızı biz yüklenelim” diyen Kureyşli müşriklere bir tehdittir. Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Bu müşriklerden senin ve ashabının gördüğü eziyet seni üzmesin (¬١); zira ben onlara mühlet versem ve bu mühleti uzatsam da onların işinin sonu helaktir. Senin ve ashabının işinin sonu ise üstünlük, onlara karşı zafer kazanmak ve onların başına gelecek azaptan kurtulmaktır; tıpkı kavmine gönderdiğimizde Nûh’a yaptığımız gibi. O, kavminin arasında dokuz yüz elli yıl kaldı; onları Allah’ın birliğine, ilahları ve putları terk etmeye davet etti. Fakat onun kendilerini Allah’a çağırması, O’na yönelme ve Allah katından getirdiği öğüdü kabul etme hususunda onların kaçışından başka bir şeyi artırmadı.

68587. Metin

وذُكر أنه أُرسل إلى قومِه وهو ابنُ ثلاثمائةٍ وخمسين سنةً.

Onun kavmine peygamber gönderildiğinde üç yüz elli yaşında olduğu zikredilmiştir.

68588. Metin

كما حدَّثنا نصرُ بنُ عليٍّ الجَهْضَمِيُّ، قال: ثنا نوحُ بنُ قيسٍ، قال: ثنا عونُ ابنُ أَبي شَدَّادٍ، قال: إن اللهَ أرسَل نوحًا إلى قومِه وهو ابنُ خمسين وثلاثِمائةِ سنةٍ، فلَبِث فيهم ألفَ سنةٍ إلا خمسين عامًا، ثم عاشَ بعد ذلك خمسين وثلاثَمائةِ سنةٍ (¬١)

Nitekim bize Nasr b. Alî el-Cehdamî anlattı, dedi ki: Bize Nûh b. Kays anlattı, dedi ki: Bize Avn b. Ebî Şeddâd anlattı; dedi ki: Allah Nûh’u kavmine peygamber olarak gönderdiğinde o üç yüz elli yaşındaydı. Onların arasında bin yıldan elli yıl eksik [dokuz yüz elli yıl] kaldı; bundan sonra da üç yüz elli yıl yaşadı (¬١).

68589. Metin

{فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ}. يقولُ تعالى ذكره: فأهْلَكهم الماءُ الكثيرُ. وكلُّ

{فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ} “Bunun üzerine onları tûfan yakalayıverdi.” Yüce [Allah]’ın zikri buyuruyor ki: Onları bol [ve taşkın] su helâk etti. Her... 1

68590. Metin

ماءٍ كثيرٍ فاشٍ طامٍّ فهو عندَ العربِ طُوفانٌ؛ سَيْلًا كان أو غيرَه، وكذلك الموتُ إذا كان فاشيًا كثيرًا، فهو أيضًا عندَهم طُوفانٌ، ومنه قولُ الراجزِ (¬١):

türlü çok, yayılan ve her yanı basan suya Araplar katında “tûfan” denir; ister sel olsun ister başka bir şey. Aynı şekilde yaygın ve çok olan ölüme de onlar nezdinde “tûfan” denir. Recez şairinin şu sözü de bundandır (¬١):

68591. Metin

أَفْنَاهُمُ طُوفانُ موتٍ جارِفِ

“Onları silip süpüren bir ölüm tufanı yok etti.”

68592. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tefsir ehli de ifade etmiştir.

68593. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

68594. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ}. قال: هو الماءُ الذى أُرسل عليهم (¬٢).

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den [naklen] Yüce Allah'ın: {فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ} “Sonunda tûfan kendilerini yakalayıverdi” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: O, üzerlerine gönderilen sudur (¬٢).

68595. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: أخبَرنا عُبَيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ: الطوفانُ الغَرَقُ (¬٣).

Bana Hüseyin’den nakledildi, dedi ki: Ebû Muâz’ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd haber verdi, dedi ki: Dahhâk’ın şöyle dediğini işittim: Tufan boğulmaktır (¬٣).

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.