Ahzâb Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

70303. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

70304. Metin

تفسيرُ سورةِ الأحزابِ

Ahzâb Suresinin Tefsiri

70305. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

70306. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللَّهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا (١) وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ (¬١) خَبِيرًا (٢)}.

Yüce Allah'ın şu kelamının tevili hakkında görüş: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللَّهَ وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَالْمُنَافِقِينَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا (١) وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ (¬١) خَبِيرًا (٢)} “Ey Peygamber! Allah'tan sakın; kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. (1) Rabbinden sana vahyedilene uy! Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (2)”.

70307. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللَّهَ} بطاعتِه، وأداءِ ٢ فرائضِه، وواجبِ حقوقِه عليك، والانتهاءِ عن محارمِه وانتهاكِ حدودِه، {وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ} الذين يقولون لك: اطرُدْ عنك أتْباعك من ضعفاءِ المؤمنين بك حتى نجالسِك، {وَالْمُنَافِقِينَ} الذين يُظْهِرون لك الإيمانَ باللهِ، والنصيحةَ لك، وهم لا يأْلُونَك وأصحابَك ودينَك خَبالًا، فلا تَقْبَلْ منهم رأيًا، ولا تَسْتَشِرْهم مُسْتَنْصِحًا بهم؛ فإنهم لك أعداءٌ، {إنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا}. يقولُ: إن الله ذو علمٍ بما تُضْمِرُه نفوسُهم، وما الذي يَقْصِدون في إظهارِهم لك النصيحةَ، مع الذي يَنْطَوُون لك عليه، حكيمٌ في تدبيرِ أمرِك وأمرِ أصحابِك ودينِك، وغيرِ ذلك من تدبيرِ جميعِ خلقهِ، {وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ}. يقولُ: واعملْ بما يُنْزِلُ اللهُ عليك من وحْيِه، وآيِ كتابه. {إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا}.

Zikri yüce olan Allah, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ اتَّقِ اللَّهَ} “Ey Peygamber! Allah'tan sakın!” [Yani] O'na itaat ederek, farzlarını yerine getirerek 2, O'nun senin üzerindeki vacip haklarını [ödeyerek], haram kıldıklarından ve sınırlarını çiğnemekten sakınarak [sakın]. {وَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ} “Kâfirlere itaat etme!” Sana: “Seninle bir arada oturabilmemiz için sana inanan zayıf müminleri yanından kov” diyen [kâfirlere itaat etme]. {وَالْمُنَافِقِينَ} “Ve münafıklara da [itaat etme]!” Onlar ki sana Allah'a inandıklarını ve sana samimi davrandıklarını gösterirler; oysa onlar seni, ashabını ve dinini fesada uğratmaktan geri durmazlar. Artık onlardan hiçbir görüş kabul etme, kendilerinden nasihat ve hayır isteyerek onlara danışma; zira onlar senin düşmanlarındır. {إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا} “Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” Buyuruyor ki: Şüphesiz Allah, onların nefislerinin gizlediği şeyleri ve sana samimiyet gösterisinde bulunurken aslında içlerinde ne saklayarak neyi hedeflediklerini çok iyi bilendir; senin işini, ashabının ve dininin işini ve bütün mahlukatının diğer işlerini tedbir ve idare etmekte hikmet sahibidir. {وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ} “Rabbinden sana vahyedilene uy!” Buyuruyor ki: Allah'ın sana indirdiği vahyine ve Kitabı'nın ayetlerine göre amel et. {إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا} “Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

70308. Metin

يقولُ: إن الله بما تعملُ به أنتَ وأصحابُك مَن هذا القرآنَ، وغيرِ ذلك من أمورِكم وأمورِ عبادِه خبيرٌ، أي: ذو خبرةٍ، لا يَخْفَى عليه من ذلك شيءٌ، وهو مُجازِيكم على ذلك بما وعَدكم من الجزاءِ.

Buyuruyor ki: Şüphesiz Allah, senin ve ashabının bu Kur'an ile amel ettiklerinizden, diğer işlerinizden ve kullarının işlerinden hakkıyla haberdardır, yani bilgi sahibidir. Bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve O, sizlere vaat ettiği karşılık ile bunun mükafatını veya cezasını verecektir.

70309. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في تأويلِ قولِه: {وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ} قال أهلُ التأويلِ.

Tevil ehli de Yüce Allah'ın: {وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ} “Rabbinden sana vahyedilene uy!” buyruğunun tevili hakkında bizim söylediğimize benzer şeyler söylemişlerdir.

70310. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70311. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قَتادةَ: {وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ}: أي: هذا القرآنَ، {إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ (¬١) خَبِيرًا}.

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {وَاتَّبِعْ مَا يُوحَى إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ} “Rabbinden sana vahyedilene uy!”; yani: Bu Kur'an'a [uy], {إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ (¬١) خَبِيرًا} “Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır”.

70312. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا (٢)}.

Yüce Allah'ın şu kelamının tevili hakkında görüş: {وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا (٢)} “Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter! (2)”.

70313. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه: وفوِّضْ إلى اللَّهِ يا محمدُ أمْرَك، وثِقْ به، {وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا}. يقولُ: [وحَسْبُك اللهُ قَيِّمًا بأمرِك، وحفيظًا بك] (¬٢).

Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey Muhammed! İşini Allah'a havale et ve O'na güven. {وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا} “vekil olarak Allah yeter!”. Buyuruyor ki: [İşini çekip çeviren ve seni koruyan olarak Allah sana yeter] (¬٢).

70314. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ (¬٣) مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ ذَلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِأَفْوَاهِكُمْ وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ (٤)}.

Yüce Allah'ın şu kelamının tevili hakkında görüş: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ (¬٣) مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ ذَلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِأَفْوَاهِكُمْ وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ (٤)} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhâr yaptığınız eşlerinizi de sizin anneleriniz kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız yapmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz sözünüzdür. Allah ise hakkı söyler ve doğru yola O iletir. (4)”.

70315. Metin

اخْتَلف أهلُ التأويلِ في المرادِ مِن قولِ اللهِ: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} فقال بعضُهم: عُنى بذلك تكذيبُ قومٍ مِن أهلِ النفاقِ، وصَفوا

Ehl-i tevil (tefsir ehli), Allah'ın: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır” buyruğundan ne kastedildiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazısı şöyle demiştir: Bununla, niteleyen münafıklardan bir topluluğun yalanlanması kastedilmiştir:

70316. Metin

نبيَّ اللهِ ﷺ بأنه ذو قلْبَيْن، فنفَى اللهُ ذلك عن نبيِّه وكذَّبهم.

Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'i iki kalpli olmakla nitelemişlerdi. Allah da bunu Peygamberinden nefyetmiş ve onları yalanlamıştır.

70317. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70318. Metin

حدَّثنا أبو كُرَيبٍ، قال: ثنا حفصُ بنُ بُغَيْلٍ (¬١)، قال: ثنا زهيرُ بنُ معاويةَ عن قَابوسَ بن أبي ظَبْيانَ، أن أباه حدَّثه، قال: قلنا لابنِ عباسٍ: أرأيت قول اللهِ {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} ما عنى ذلك؟ قال قام رسولُ الله ﷺ يومًا فصلَّى فخَطر خَطْرةً، فقال المنافقون الذين يُصلُّون معه: إن له قَلْبَيْن؛ قلبًا معكم، وقلبًا معهم. فأنزَل اللهُ {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} (¬٢).

Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize Hafs b. Bugayl (¬١) rivayet etti, dedi ki: Bize Züheyr b. Muâviye, Kâbûs b. Ebî Zabyân'dan rivayet etti; babası ona anlatıp şöyle demiştir: İbn Abbas'a: "Allah'ın: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır” buyruğu hakkında ne dersin, bununla ne kastedilmiştir?" dedik. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün kalkıp namaz kıldı ve [namazda] bir an tereddüt geçirdi. Bunun üzerine onunla beraber namaz kılan münafıklar: "Onun iki kalbi var; bir kalbi sizinle, bir kalbi de onlarladır" dediler. Bunun üzerine Allah: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır” âyetini indirdi (¬٢).

70319. Metin

وقال آخرون: بل عُنِى بذلك رجلٌ من قريشٍ كان يُدْعَى ذا القَلْبَيْن من دَهْيِه (¬٣).

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bununla Kureyş'ten, kurnazlığından ve zekasından dolayı (¬٣) Zü'l-Kalbeyn (iki kalpli) diye çağrılan bir adam kastedilmiştir.

70320. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70321. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبى، قال ثنى عمى، قال: ثنى أبى، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ}. قال: كان رجلٌ مِن قريشٍ يُسمَّى مِن دَهْيِه ذا القَلْبيْن، فأنزَل اللهُ هذا في شأنِه (¬٤).

Bana Muhammed b. Sa'd rivayet etti, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbas'tan rivayet etti: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır”. Dedi ki: Kureyş'ten bir adam vardı, kurnazlığından dolayı kendisine Zü'l-Kalbeyn denilirdi. Allah bu âyeti onun hakkında indirdi (¬٤).

70322. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثنى

Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. [Bir diğer rivayet zinciriyle de] bana rivayet etti...

70323. Metin

الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ}. قال: إن رجلًا مِن بنى فهْرٍ (¬١) قال: إن في جوفِي قَلْبيْن أعقِلُ بكلِّ واحدٍ منهما أفضلَ من عقلِ محمدٍ. وكذب (¬٢).

Hâris rivayet etti, dedi ki: Bize el-Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır”. Dedi ki: Fihroğullarından (¬١) bir adam: "İçimde iki kalp var; her biriyle Muhammed'in aklından daha üstün bir şekilde akıl yürütürüm" demişti. O yalan söyledi (¬٢).

70324. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قوله: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ}. قال قتادةُ: كان رجلٌ على عهدِ رسولِ اللهِ ﷺ يُسَمى ذا القَلْبيْن، فأنزل اللهُ فيه ما تَسْمَعون (¬٣).

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den onun şu sözünü rivayet etti: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır”. Katâde dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem döneminde kendisine Zü'l-Kalbeyn denilen bir adam vardı. Allah onun hakkında dinlemekte olduğunuz bu âyeti indirdi (¬٣).

70325. Metin

قال قتادةُ: وكان الحسنُ يقولُ: كان رجلٌ (¬٤) يقولُ: لى نَفْسٌ تَأْمُرُني، ونَفْسٌ تنهانى. فأَنْزَل الله فيه ما تَسْمَعون (¬٥).

Katâde dedi ki: Hasan şöyle derdi: Bir adam (¬٤) vardı, şöyle derdi: "Benim bana emreden bir nefsim, bir de beni nehyeden bir nefsim vardır." Bunun üzerine Allah onun hakkında dinlemekte olduğunuz bu âyeti indirdi (¬٥).

70326. Metin

حدَّثنا ابن وكيعٍ، قال: ثنا أبي، عن سفيانَ، عن خُصَيْفٍ، عن عكرمةَ، قال: كان رجلٌ يُسَمَّى ذا القلبين، فنزَلَت: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} (¬٦).

Bize İbn Vekî' rivayet etti, dedi ki: Bize babam, Süfyân'dan, o Husayf'tan, o da İkrime'den rivayet etti, dedi ki: Kendisine Zü'l-Kalbeyn denilen bir adam vardı; bunun üzerine: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır” âyeti indi (¬٦).

70327. Metin

وقال آخرون: بل عُنِى بذلك زيدُ بنُ حارثةَ، من أجلِ أن رسولَ اللهِ ﷺ كان

Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis bununla Zeyd b. Hârise kastedilmiştir; zira Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu

70328. Metin

تبَنَّاه، فضرَب اللهُ له (¬١) بذلك مثَلًا.

evlat edinmişti. Allah da (¬١) bununla ona bir misal getirmiştir.

70329. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70330. Metin

حدَّثنا الحسنُ بنُ يحيى، قال: أخبَرنا عبد الرزاقِ، قال: أخبَرنا معمرُ، عن الزهريِّ في قولِه: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ}. قال: بلَغَنا أن ذلك كان في زيدٍ بن حارثةَ، ضرَب اللهُ له مثلًا (¬٢). يقولُ: ليس (¬٣) ابن رجلٍ آخرَ ابنَك (¬٤).

Bize el-Hasan b. Yahyâ rivayet etti, dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verdi, dedi ki: Bize Ma'mer, Zührî'den Allah'ın: {مَا جَعَلَ اللَّهُ لِرَجُلٍ مِنْ قَلْبَيْنِ فِي جَوْفِهِ} “Allah hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır” buyruğu hakkında haber verdi; [Zührî] dedi ki: Bize ulaştığına göre bu Zeyd b. Hârise hakkındaydı; Allah ona bir misal (¬٢) getirdi. Buyuruyor ki: Başka bir adamın oğlu senin oğlun değildir (¬٣) (¬٤).

70331. Metin

وأولى الأقوالِ في ذلك بالصوابِ (¬٥) قولُ مَن قال: ذلك تكذيبٌ مِن اللهِ تعالى ذكرُه قولَ مَن قال لرجلٍ، في جوفِه قلبان يَعْقِلُ بهما. على النحوِ الذي رُوِى عن ابن عباسٍ، وجائزٌ أن يكونَ ذلك تكذيبًا مِن اللهِ لمن وصَف رسولَ الله ﷺ بذلك، وأن يكونَ تكذيبًا لمن سمَّى القرشيَّ الذي ذُكِر أنه سُمِّى ذا القلبين مِن دَهْيِه (¬٦)، وأيَّ الأمرين كان فهو نفىٌ مِن اللهِ عن خلقِه من الرجالِ أن يكونوا بتلك الصفةِ.

Bu husustaki görüşlerin doğruya en yakın olanı (¬٥) şöyle diyenin görüşüdür: Bu, zikri yüce olan Allah'ın, İbn Abbas'tan rivayet edildiği üzere bir adam için "onun içinde kendileriyle akıl yürüttüğü iki kalp vardır" diyen kimsenin sözünü yalanlamasıdır. Bunun, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i bu şekilde niteleyen kimseyi Allah'ın yalanlaması olması da, zekasından dolayı (¬٦) kendisine Zü'l-Kalbeyn denildiği zikredilen Kureyşliyi böyle isimlendiren kimseyi yalanlaması olması da caizdir. Bu iki durumdan hangisi olursa olsun, bu, Allah'ın yarattığı erkek kullarından böyle bir nitelikte olmayı nefyetmesidir.

70332. Metin

وقولُه: {وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ}. يقول تعالى ذكرُه: ولم يَجْعَلِ اللهُ أيُّها الرجالُ نساءَكم اللائى تقولون لهن: أنتُنَّ علينا كظهورِ أمهاتِنا - أمهاتِكم، بل جعَل ذلك مِن قِيلِكم كذبًا، وألْزَمَكم عقوبةً لكم كفارةً.

Yüce Allah'ın: {وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ} “Kendilerine zıhâr yaptığınız eşlerinizi de sizin anneleriniz kılmamıştır” buyruğu hakkında; zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey erkekler! Allah, kendilerine "Sizler bize annelerimizin sırtı gibisiniz" dediğiniz kadınlarınızı sizin anneleriniz kılmamıştır. Aksine sizin bu sözünüzü bir yalan kılmış ve size bir ceza olarak kefareti zorunlu kılmıştır.

70333. Metin

وبنحوِ الذي قلْنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimizin benzerini tevil ehli [müfessirler] de söylemiştir.

70334. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70335. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدُ، عن قتادةَ قولَه: {وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ}: أي: ما جعَلها أمَّك، فإذا ظاهَر الرجلُ مِن امرأتِه، فإن الله لم يَجْعَلْها أمَّه، ولكن جعَل فيها الكفارةَ (¬١).

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den onun şu sözünü rivayet etti: {وَمَا جَعَلَ أَزْوَاجَكُمُ اللَّائِي تُظَاهِرُونَ مِنْهُنَّ أُمَّهَاتِكُمْ} “Kendilerine zıhâr yaptığınız eşlerinizi de sizin anneleriniz kılmamıştır”; yani: Onu senin annen kılmamıştır. Bir adam hanımına zıhâr yaptığında, Allah onu onun annesi kılmamış, fakat bunda kefareti gerekli kılmıştır (¬١).

70336. Metin

وقولُه: {وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ}. يقولُ: ولم يَجْعَلِ اللهُ مَن ادَّعَيْتَ أنه ابنُك وهو ابن غيرِك، ابنَك بدَعْواك.

Yüce Allah'ın: {وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ} “Evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız yapmamıştır” buyruğu hakkında; buyuruyor ki: Allah, senin başkasının oğlu olduğu halde senin oğlun olduğunu iddia ettiğin kimseyi, senin kuru iddianla senin oğlun kılmamıştır.

70337. Metin

وذُكِر أن ذلك نزَل على رسولِ اللهِ ﷺ، من أجل تَبَنِّيه زيدَ بنَ حارثةَ.

Bunun, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Zeyd b. Hârise'yi evlat edinmesi sebebiyle indiği zikredilmiştir.

70338. Metin

ذكرُ الروايةِ بذلك

Buna Dair Rivayetin Zikri

70339. Metin

حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ}. قال: نزَلَت هذه الآيةُ في زيدِ بن حارثةَ (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; ve bana Hâris rivayet etti, dedi ki: Bize el-Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den Allah'ın: {أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ} “Evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız [yapmamıştır]” buyruğu hakkında rivayet etti; [Mücâhid] dedi ki: Bu âyet Zeyd b. Hârise hakkında indi (¬٢).

70340. Metin

حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولِه: {وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ}. قال: كان زيدُ بنُ حارثةَ حينَ منَّ الله ورسولهُ عليه، يقالُ له: زيدُ بنُ محمدٍ. كان تبَنَّاه، فقال اللهُ: {مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ} [الأحزاب: ٤٠]. قال: وهو يَذْكُرُ الأزواجَ والأختَ، فأخْبَره أن الأزواجَ لم تَكُنْ بالأمهاتِ أمهاتِكم، ولا أدعياؤُكم أبناءَكم ٣.

Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ'nın: {وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ} “Evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız yapmamıştır” buyruğu hakkında şöyle dedi: Allah ve Resûlü kendisine lütufta bulunduğu sırada Zeyd b. Hârise'ye "Zeyd b. Muhammed" denilmekteydi. [Allah Resûlü] onu evlat edinmişti. Bunun üzerine Allah Teâlâ: {مَا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ} “Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir” [el-Ahzâb: 40] buyurdu. [İbn Zeyd] dedi ki: O, eşleri ve kız kardeşi zikretmektedir; böylece [Allah] ona, eşlerin [öz] anneleriniz gibi anneler olmadığını, evlatlıklarınızın da [öz] oğullarınız olmadığını bildirmiştir.3

70341. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ}: وما جعَل دَعِيَّك ابنَك، يقولُ: إذا ادَّعى رجلٌ رجلًا وليس بابنِه، {ذَلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِأَفْوَاهِكُمْ} الآيةَ، وذُكرَ لنا أن النبيَّ ﷺ كان يقولُ: "مَن ادَّعَى إلى غيرِ أبيه مُتَعَمِّدًا حرَّم اللهُ عليه الجنةَ" (¬١).

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {وَمَا جَعَلَ أَدْعِيَاءَكُمْ أَبْنَاءَكُمْ} “Evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız yapmamıştır”; yani evlatlığını senin oğlun yapmamıştır. Buyuruyor ki: Bir adam, kendi oğlu olmayan bir kimseyi evlat edindiğinde [bu böyledir], {ذَلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِأَفْوَاهِكُمْ} “Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz sözünüzdür” âyetini okudu. Bize zikredildiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktaydı: "Kim bilerek babasından başkasına nispet iddiasında bulunursa, Allah ona cenneti haram kılar" (¬١).

70342. Metin

حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابن أبي زائدةَ، عن أشعثَ، عن عامرٍ، قال: ليس في الأدْعياء زيدٌ.

Bize Ebû Küreyb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Ebî Zâide, Eş'as'tan, o da Âmir'den rivayet etti, dedi ki: Evlatlıklar arasında Zeyd yoktur.

70343. Metin

وقولُه: {ذَلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِأَفْوَاهِكُمْ}. يقولُ تعالى ذكرُه: هذا القولُ، وهو قولُ الرجل لامرأتِه: أنت عليَّ كظهرِ أمي. وادِّعاؤُه مَن ليس بابنِه أنه ابنُه، إنما هو قولُكم بأفواهِكم، لا حقيقةَ له، لا يَثْبُتُ بهذه الدعوى نسبُ الذي ادُّعِيَت بُنُوَّتُه، ولا تَصِيرُ الزوجةُ أُمَّا بقولِ الرجلِ لها: أنتِ عليَّ كظهرِ أمي. {وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ}. يقولُ: واللهُ هو الصادقُ الذي يقولُ الحقَّ، وبقولِه يَثْبُتُ نسبُ مَن أُثْبِت نسبُه، وبه تكونُ المرأةُ للمولودِ أُمًّا إذا حُكِم بذلك.

Yüce Allah'ın: {ذَلِكُمْ قَوْلُكُمْ بِأَفْوَاهِكُمْ} “Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz sözünüzdür” buyruğu hakkında; zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Bu söz, yani adamın hanımına: "Sen bana annemin sırtı gibisin" demesi ve kişinin kendi oğlu olmayan bir kimse hakkında onun oğlu olduğunu iddia etmesi, sadece sizin ağızlarınızla söylediğiniz bir sözdür, bunun hiçbir hakikati yoktur. Bu iddia ile evlatlık iddiasında bulunulan kimsenin nesebi sabit olmaz; adamın hanımına "Sen bana annemin sırtı gibisin" demesiyle de zevce anneye dönüşmez. {وَاللَّهُ يَقُولُ الْحَقَّ} “Allah ise hakkı söyler”. Buyuruyor ki: Allah hakkı söyleyen dosdoğru olandır; nesebi sabit kılınan kimsenin nesebi O'nun sözüyle sabit olur ve böyle hükmedildiğinde kadın doğan çocuk için O'nun sözüyle anne olur.

70344. Metin

{وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ}. يقولُ تعالى ذكرُه: واللَّهُ يُبَيِّنُ لعبادِه سبيلَ الحقِّ، ويُرْشِدُهم لطريقِ الرشادِ.

{وَهُوَ يَهْدِي السَّبِيلَ} “ve doğru yola O iletir”. Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Allah kullarına hak yolu açıklar ve onları doğruluk yoluna iletir.

70345. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {دْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا (٥)}.

Yüce Allah’ın: {دْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا (٥)} “Onları babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adaletlidir. Şayet babalarını bilmiyorsanız, bu takdirde onlar sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak yaptığınız şeylerde üzerinize bir günah yoktur; lâkin kalplerinizin kasten hedeflediğinde [günah vardır]. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”1 buyruğunun tevili (yorumu) hakkındaki görüş:

70346. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه: انسِبوا أدعياءَكم الذين ألْحَقْتُم أنسابَهم بكم لآبائِهم، يقولُ لنبيِّه محمدٍ ﷺ: الْحِقْ نسبَ زيدٍ بأبيه حارثةَ، ولا تَدْعُه زيدَ بنَ محمدٍ.

Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Neseplerini kendinize kattığınız evlatlıklarınızı babalarına nispet edin. Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: Zeyd'in nesebini babası Hârise'ye bağla ve onu "Muhammed'in oğlu Zeyd" diye çağırma.

70347. Metin

وقولُه: {هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ}. يقولُ: دعاؤُكم إيَّاهم لآبائِهم هو أعدلُ عندَ اللهِ، وأصدقُ وأصوبُ من دعائِكم إيَّاهم لغيرِ آبائِهم، ونِسْبتِكُمُوهم إلى مَن تبَنَّاهم وادَّعاهم، وليسوا له بنينَ.

Yüce Allah'ın: {هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ} “bu, Allah katında daha adaletlidir” buyruğu hakkında; buyuruyor ki: Onları babalarına nispet ederek çağırmanız, Allah katında onları babalarından başkasına nispet ederek çağırmanızdan ve onun öz oğulları olmadıkları halde onları evlat edinip sahiplenen kimseye nispet etmenizden daha adaletli, daha doğru ve daha isabetlidir.

70348. Metin

كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ}: أي: أعدلُ عندَ اللهِ.

Nitekim bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den Allah'ın: {ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ} “Onları babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adaletlidir” buyruğu hakkında rivayet etti; yani: Allah katında daha adaletlidir.

70349. Metin

وقولُه: {فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ}. يقولُ تعالى ذكرُه: فإن أنتم أيُّها الناسُ لم تَعْلَموا آباء أدعيائِكم مَن هم، فتَنْسِبوهم إليهم، ولم تَعْرِفوهم، فتُلْحِقوهم بهم، {فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ}. يقولُ: فهم إخوانُكم في الدينِ، إن كانوا مِن أهلِ ملَّتِكم، {وَمَوَالِيكُمْ} إن كانوا مُحَرَّرِيكم، وليسوا ببَنِيكم.

Yüce Allah'ın: {فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ} “Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır” buyruğu hakkında; zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey insanlar! Eğer siz evlatlıklarınızın babalarının kim olduğunu bilmez de onları kendilerine nispet edemezseniz ve onları tanımaz da kendilerine bağlayamazsanız, {فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ} “onlar sizin dinde kardeşlerinizdir”; buyuruyor ki: Eğer onlar sizin dininizin ehlinden iseler, dinde kardeşlerinizdir; {وَمَوَالِيكُمْ} “ve mevlâlarınızdır (dostlarınızdır)”; eğer sizin azatlılarınız iseler dostlarınızdır, sizin öz oğullarınız değillerdir.

70350. Metin

وبنحوِ الذي قلْنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Tevil ehli de bu hususta bizim söylediğimize benzer şeyler söylemişlerdir.

70351. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70352. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ}: أي: أعدَلُ عندَ اللهِ، {فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ}: فإن لم تَعْلَموا مَن أبوه، فإنما هو أخوك ومَوْلاك ١.

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den [şöyle dediğini] rivayet etti: {ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ} “Onları babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adaletlidir” [ayeti]; yani Allah katında daha adil olandır [demektir]. {فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ} “Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve mevlâlarınızdır” [ayeti ise]; şayet onun babasının kim olduğunu bilmiyorsanız, o ancak sizin [din] kardeşiniz ve mevlânız (dostunuz/azatlı köleniz)dır 1.

70353. Metin

حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابن عُلَيَّةَ، عن عُيينةَ بن عبدِ الرحمنِ، عن أبيه، قال: قال أبو بَكْرةَ: قال اللهُ: {ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ}. فأنا ممَّن لا يُعْرَفُ أبوه، وأنا مِن إخوانِكم في الدينِ. قال: قال أبي: واللهِ إنى لأَظُنُّه لو علِم أن أباه كان حمارًا، لانْتَمَى إليه (¬١).

Bana Ya‘kūb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Uyeyne b. Abdirrahmân'dan, o da babasından rivayet etti, dedi ki: Ebû Bekre şöyle dedi: Allah Teâlâ: {ادْعُوهُمْ لِآبَائِهِمْ هُوَ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ فَإِنْ لَمْ تَعْلَمُوا آبَاءَهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ وَمَوَالِيكُمْ} “Onları babalarına nispet ederek çağırın; bu, Allah katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır” buyurmuştur. Ben de babası bilinmeyenlerdenim ve dinde kardeşlerinizden biriyim. [Uyeyne] dedi ki: Babam şöyle dedi: "Allah'a yemin olsun ki, babasının bir merkep olduğunu bilseydi bile [mutlaka] kendisini ona nispet ederdi" (¬١).

70354. Metin

وقولُه: {وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ}. يقولُ: ولا حرَجَ عليكم ولا وِزْرَ في خطأ يكونُ منكم في نسبةِ بعضِ مَن تَنْسِبونه إلى أبيه، وأنتم تَرَوْنه ابنَ مَن تَنْسِبونه إليه، وهو ابنٌ لغيرِه. {وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ}. يقولُ: ولكنِ الإثمُ والحرجُ عليكم في نسْبَتِكموه إلى غيرِ أبيه، وأنتم تَعْلَمونه ابنَ غيرِ مَن تَنْسِبونه إليه.

Yüce Allah'ın: {وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ} “Hata ile yaptıklarınızda size bir vebal yoktur” buyruğu hakkında; buyuruyor ki: Bir kimseyi babasına nispet ettiğinizi sanarak aslında babası olmayan birine nispet etmeniz hususunda sizden kaynaklanan hatada size bir günah ve sorumluluk yoktur. {وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ} “Fakat kalplerinizin bile bile kasdettiğinde [vebal vardır]”; buyuruyor ki: Ancak nispet ettiğiniz kişinin o kimsenin oğlu olmadığını bildiğiniz halde onu bilerek babasından başkasına nispet etmenizde size günah ve sorumluluk vardır.

70355. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Tevil ehli de bu hususta bizim söylediğimize benzer şeyler söylemişlerdir.

70356. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70357. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ}. يقولُ: إذا دعَوْتَ الرجلَ لغيرِ أبيه، وأنت تَرَى أنه كذلك ٢.

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den [şöyle rivayet etti]1: {وَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ} “Hata ile yaptığınız şeylerde size bir günah yoktur”. [Katâde] şöyle der: [Bu], bir adamı [gerçekten] öyle olduğunu sanarak babasından başkasına nispetle çağırmandır.2

70358. Metin

{وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ}. يقولُ اللهُ: لا تَدْعُه لغيرِ أبيه متعمدًا. أما الخطأُ فلا يُؤاخِذُكم اللهُ به، ولكنْ يؤاخِذُكم بما تعمَّدت قلوبُكم.

{وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ} “Fakat kalplerinizin bile bile kasdettiğinde [vebal vardır]”. Allah buyuruyor ki: Onu kasten babasından başkasına nispet ederek çağırma! Hataya gelince, Allah sizi bundan dolayı sorumlu tutmaz; lakin kalplerinizin kasten yöneldiği şeylerden sorumlu tutar.

70359. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا قال: ثنا عيسى وحدَّثنى الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدِ: {تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ}. قال: فالعمدُ ما أتَى بعدَ البيانِ، والنهيُ في هذا وغيرِه.

Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana Hâris de rivayet etti, dedi ki: Bize el-Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Varkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ} “kalplerinizin bile bile kasdettiğinde” buyruğu hakkında rivayet etti, dedi ki: Kasıt (amden hareket), bu ve diğer konularda beyan ve nehiy geldikten sonra yapılan şeydir.

70360. Metin

و"ما" التي في قولِه: {وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ} خفضٌ؛ ردًّا على "ما" التي في قولِه: {فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ}. وذلك أن معنى الكلامِ: ليس عليكم جناحٌ فيما أَخْطَأْتُم به، ولكن فيما تعَمَّدَت قلوبُكم.

Yüce Allah'ın: {وَلَكِنْ مَا تَعَمَّدَتْ قُلُوبُكُمْ} “fakat kalplerinizin bile bile kasdettiğinde” buyruğundaki {مَا} edatı, {فِيمَا أَخْطَأْتُمْ بِهِ} “hata ile yaptıklarınızda” buyruğundaki {مَا} edatına atfedildiği için cer (hafz) mahallindedir. Zira ifadenin anlamı şöyledir: Hata ile yaptıklarınızda size bir vebal yoktur; lakin kalplerinizin bile bile kasdettiği şeylerde [vebal vardır].

70361. Metin

وقولُه: {وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا}. يقولُ تعالى ذكرُه: وكان اللهُ ذا سَتْرٍ على ذنبٍ مَن ظاهَر من زوجتِه فقال الباطلَ والزورَ مِن القولِ، وذنبِ مَن ادَّعَى ولدَ غيرِه ابنًا له، إذا تابا وراجَعا أمرَ اللهِ، وانْتَهَيا عن قيلِ الباطلِ، بعدَ أن نهاهما ربُّهما عنه، ذا رحمةٍ بهما أن يُعاقِبَهما على ذلك، بعد توبتِهما مِن خطيئتِهما.

Yüce Allah'ın: {وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا} “Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir” buyruğu hakkında; zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Allah, eşine zıhâr yapıp bâtıl ve asılsız söz söyleyen kimsenin ve başkasının çocuğunu kendi oğlu olarak iddia eden kimsenin günahını —Rableri kendilerini bundan menettikten sonra tövbe edip Allah'ın emrine döner ve bâtıl söz söylemeyi terk ederlerse— bağışlayandır; hatalarından tövbe ettikten sonra bundan dolayı kendilerini cezalandırmama hususunda onlara son derece merhametlidir.

70362. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا (٦)}

Yüce Allah'ın şu buyruğunun tefsirine dair söz: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا (٦)} “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri de onların analarıdır. Akraba olanlar ise Allah'ın Kitabı'nda [miras bakımından] birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır. Bu, Kitap'ta yazılmıştır.”

70363. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه: {النَّبِيُّ} محمدٌ {أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ}. يقولُ: أحقُّ

Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: {النَّبِيُّ} “Peygamber” Muhammed {أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ} “müminlere daha evlâdır”. Buyuruyor ki: [Peygamber]

70364. Metin

بالمؤمنين به مِن أنفسِهم، أن يَحْكُمَ فيهم بما يَشاءُ مِن حكمٍ، فيَجوزَ ذلك عليهم.

kendisine inanan müminler üzerinde, haklarında dilediği hükmü verip bu hükmün onlar üzerinde geçerli olması hususunda kendi nefislerinden daha fazla hak sahibidir.

70365. Metin

كما حدَّثني يونُسُ، قال: أخبرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زِيدٍ: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ}: كما أنت أولى بعبدِك، ما قضَى فيهم مِن أمرٍ جاز؛ كما كلما قضَيْتَ على عبدِك جاز (¬١).

Nitekim bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ} “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır (daha evlâdır)” buyruğu hakkında şöyle dedi: Tıpkı senin kölen üzerinde [ondan daha fazla] hak sahibi olman gibi, onun müminler hakkında verdiği her hüküm geçerlidir; nitekim senin kölen hakkında verdiğin her hükmün geçerli olması gibi (¬١).

70366. Metin

حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثنى الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ}. قال: هو أبٌ لهم (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana Hâris de rivayet etti, dedi ki: Bize el-Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Varkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ} “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır” buyruğu hakkında rivayet etti, [Mücâhid] dedi ki: O, onlar için bir babadır (¬٢).

70367. Metin

حدَّثنا محمدُ بن المثنى، قال: ثنا عثمانُ بنُ عمرَ، قال: ثنا فُلَيْحٌ، عن هلالِ بن عليٍّ، عن عبدِ الرحمنِ بن أبي عَمْرةً، عن أبي هريرةَ، أن رسولَ اللهِ ﷺ قال: "ما مِن مؤمنٍ إلا وأنا أَولى الناسِ به في الدنيا والآخرةِ، اقْرَءُوا إِن شَئْتُم: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ}، وأيُّما مؤمنٍ ترَك مالًا فلورثتِه وعَصَبتِه من كانوا، وإن ترَك دَيْنًا أو ضَياعًا فلْيَأْتِنى وأنا مولاه (¬٣).

Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet etti, dedi ki: Bize Osmân b. Ömer rivayet etti, dedi ki: Bize Fuleyh, Hilâl b. Alî'den, o Abdurrahmân b. Ebî Amra'dan, o da Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Dünyada ve ahirette her mümine insanların en yakını (en evlâsı) kesinlikle benimdir. Dilerseniz: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ} “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır” ayetini okuyun. Hangi mümin geride bir mal bırakırsa, onlar kim olurlarsa olsunlar mirasçılarına ve asabesine aittir. Her kim de bir borç veya bakıma muhtaç bir aile (ziyâ‘) bırakırsa bana gelsin, onun mevlâsı (hamisi) benim" (¬٣).

70368. Metin

حدَّثنا ابن وكيعٍ، قال: ثنا الحسين ٤ بنُ عليٍّ، عن أبي موسى إسرائيلَ بن

Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize el-Huseyn4 b. Alî, Ebû Mûsâ İsrâîl b.

70369. Metin

موسى، قال: قرَأ الحسنُ هذه الآيةَ: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ}. قال: قال الحسنُ: قال النبيُّ ﷺ: "أنا أولى بكلِّ مؤمنٍ من نفسِه".

Mûsâ'dan nakletti, dedi ki: el-Hasan şu ayeti okudu: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ} “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri de onların analarıdır”. Dedi ki: Hasan şöyle dedi: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ben her mümine kendi nefsinden daha evlâyım" buyurdu.

70370. Metin

قال الحسنُ: وفي القراءةِ الأولى: (أولى بالمؤمنين مِن أنفسِهم، وهو أبٌ لهم) (¬١).

Hasan dedi ki: İlk kıraatte [bu ayet]: (أولى بالمؤمنين مِن أنفسِهم، وهو أبٌ لهم) "Müminlere kendi canlarından daha yakındır ve o onlar için bir babadır" şeklindeydi (¬١).

70371. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، قال في بعضِ القراءةِ: (النبيُّ أولى بالمؤمنين من أنفسِهم وهو أبٌ لهم) (¬٢). وذُكِر لنا أن نبيَّ اللهِ ﷺ قال: "أيُّما رجلٍ ترَك ضَياعًا فأنا أَولى به، وإن ترَك مالًا فهو لورثتِه".

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti, [Katâde] dedi ki: Bazı kıraatlerde: (النبيُّ أولى بالمؤمنين من أنفسِهم وهو أبٌ لهم) "Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır ve o onlar için bir babadır" şeklindedir (¬٢). Bize zikredildiğine göre Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Hangi adam bakıma muhtaç bir aile (ziyâ‘) bırakırsa, ona sahip çıkmada en evlâ olan benim; eğer bir mal bırakırsa o da mirasçılarınadır."

70372. Metin

وقوله: {وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ}. يقولُ: وحُرمةُ أزواجِه حُرمةُ أمهاتِهم عليهم، في أنهنَّ يَحْرُمُ عليهنَّ نكاحُهن مِن بعدِ وفاتِه، كما يَحْرُمُ عليهم نكاحُ أمهاتِهم.

Yüce Allah'ın: {وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ} “Eşleri de onların analarıdır” buyruğu hakkında; buyuruyor ki: Peygamber'in vefatından sonra eşleriyle evlenmenin müminlere haram kılınması hususunda, onun eşlerinin hürmeti tıpkı müminlerin kendi öz annelerinin onlara olan hürmeti ve haramlığı gibidir.

70373. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Tevil ehli de bu hususta bizim söylediğimize benzer şeyler söylemişlerdir.

70374. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70375. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ}: يُعَظِّمُ بذلك حقَّهن. وفي بعض القراءةِ: (وهو أبٌ لهم) (¬٣).

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ} “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Eşleri de onların analarıdır”; [Allah] bununla onların hakkını yüceltmektedir. Bazı kıraatlerde de: (وهو أبٌ لهم) "Ve o onlar için bir babadır" şeklindedir (¬٣).

70376. Metin

حدَّثنى يونُسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولهِ: {وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ}: مُحرَّماتٌ عليهم.

Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, {وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ} “Eşleri de onların analarıdır” buyruğu hakkında: "Onlara [nikâhlanmaları] haram kılınmıştır" dedi.123

70377. Metin

وقولُه: {وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ}. يقولُ تعالى ذكرُه: وأولو الأرحامِ الذين وَرَّثْتُ بعضَهم مِن بعضِ هم أَولى بميراثِ بعضٍ من المؤمنين والمهاجرين أن يَرِثَ بعضُهم بعضًا، بالهجرةِ والإيمانِ دونَ الرحمِ.

Yüce Allah'ın: {وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْLَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ} “Akraba olanlar ise Allah'ın Kitabı'nda [miras bakımından] birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar” buyruğu hakkında; zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Birbirlerine mirasçı kıldığım akrabalar (ulu'l-erhâm), akrabalık bağı olmaksızın sadece hicret ve iman bağıyla birbirine mirasçı olan müminlerden ve muhacirlerden miras alma hususunda birbirlerine daha evlâdırlar.

70378. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Tevil ehli de bu hususta bizim söylediğimize benzer şeyler söylemişlerdir.

70379. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70380. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ}: لبِث المسلمون زمانًا يَتَوارَثون بالهجرةِ، والأعرابيُّ المسلمُ لا يَرِثُ من المهاجرين شيئًا، فأنْزَل اللهُ هذه الآيةَ، فخلَط المؤمنين بعضَهم ببعضٍ، فصارت المواريتُ بالمِللِ (¬١).

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ} “Akraba olanlar ise Allah'ın Kitabı'nda [miras bakımından] birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar”; Müslümanlar bir müddet hicret sebebiyle birbirlerine mirasçı oldular; Müslüman olan bedevi ise muhacirlerden hiçbir şeye mirasçı olamıyordu. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi, müminleri [mirasta] birbirine kattı ve miraslar dinî esaslara göre [akrabalık üzere] oldu (¬١).

70381. Metin

حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولِه: {وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. قال: كان النبيُّ ﷺ قد آخَى بين المهاجرين والأنصارِ أولَ ما كانت الهجرةُ، وكانوا يَتَوارَثون على ذلك، وقال اللهُ: {وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ ٢ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ} [النساء: ٣٣]. قال: إذا لم يَأْتِ رَحِمٌ لهذا يَحولُ دونهم. قال: فكان هذا أوَّلًا. فقال الله: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. يقولُ: إلا أن تُوصُوا لهم: {كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا}؛ أن أُولى الأرحامِ

Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ'nın: {وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Akraba olanlar ise Allah'ın Kitabı'nda [miras bakımından] birbirlerine diğer müminlerden ve muhacirlerden daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” buyruğu hakkında şöyle dedi: Hicretin ilk zamanlarında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Muhacirler ile Ensar arasında kardeşlik bağı kurmuştu ve onlar buna dayanarak birbirlerine mirasçı oluyorlardı. Allah Teâlâ da: {وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْأَقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ 2 أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ} “Anne babanın ve akrabaların geride bıraktıklarından her biri için vârisler kıldık. Yeminlerinizin [kardeşlik sözleşmesiyle] bağlandığı kimselere de paylarını verin” [en-Nisâ, 33] buyurmuştu. Dedi ki: [Bu hüküm] bunların arasına engel teşkil edecek bir akraba bulunmadığı takdirdeydi. Dedi ki: İlk durum böyleydi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” buyurdu. Şöyle buyurmaktadır: Ancak onlara vasiyette bulunmanız müstesnadır. {كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا} “Bu, Kitap'ta yazılmıştır”; akraba olanların [birbirine daha evlâ olduğu]...

70382. Metin

بعضُهم أولى ببعضٍ في كتابِ اللهِ. قال: وكان المؤمنون والمهاجرون لا يَتَوارَثون وإن كانوا أُولى رحمٍ، حتى يُهاجروا إلى المدينةِ. وقرَأ قَوْلَ اللهِ: {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا} إلى قولِه: {وَفَسَادٌ كَبِيرٌ} [الأنفال: ٧٢، ٧٣]. فكانوا لا يَتَوارَثون، حتى إذا كان عامُ الفتحِ، انْقَطَعَت الهجرةُ، وكثُر الإسلامُ، وكان لا يُقْبَلُ مِن أحدٍ أن يكونَ على الذي كان عليه النبيُّ ومَن معه، إلا أن يُهاجِرَ. قال: وقال رسولُ اللهِ ﷺ من بعَث: "اغْدُوا على اسمِ اللهِ، لا تَغُلُّوا ولا تَوَلَّوا، ادْعُوهم إلى الإسلامِ، فإن أجابوكم فاقْبَلوا، وادْعُوهم إلى الهجرةِ، فإن هاجَروا معكم، فلهم ما لكم، وعليهم ما عليكم، فإن أبَوْا ولم يُهاجِروا واخْتارُوا دارَهم، فَأَقِرُوهم فيها، فهم كالأعرابِ تَجْرِى عليهم أحكامُ الإسلامِ، وليس لهم في هذا الفَيْءِ نصيبٌ". قال: فلما جاء الفتحُ، وانْقَطَعَت الهجرةُ، قال رسول الله ﷺ: "لا هجرة بعد الفتح". وكثُر الإسلامُ، وتَوارَث الناسُ على الأرحامِ حيثُ كانوا، ونسَخ ذلك الذي كان بينَ المؤمنين والمهاجرين، وكان لهم في الفَيْءِ نصيبٌ، وإن أقاموا وأبَوْا، وكان حقُّهم في الإسلامِ واحدًا؛ المهاجرُ وغيرُ المهاجرِ والبَدَويُّ وكلُّ أحدٍ، حينَ جاء الفتحُ (¬١).

Allah'ın Kitabı'nda birbirlerine daha evlâ oldukları [yazılmıştır]. Dedi ki: Müminler ve muhacirler, akraba olsalar bile Medine'ye hicret etmedikçe birbirlerine mirasçı olamıyorlardı. Ve Allah'ın şu buyruğunu okudu: {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُوا} “İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar onların velayetinden size hiçbir şey yoktur” buyruğundan: {وَفَسَادٌ كَبِيرٌ} “büyük bir fesat” [el-Enfâl: 72, 73] sözüne kadar. Böylece birbirlerine mirasçı olamıyorlardı; nihayet Fetih yılı gelince hicret [farziyeti] sona erdi, İslam yayıldı. Artık bir kimseden, hicret etmedikçe Peygamber'in ve beraberindekilerin üzerinde bulunduğu hâl üzere olması kabul edilmez bir durum olmaktan çıktı. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem gönderdiği bir seriyyeye şöyle buyurdu: "Allah'ın adıyla sabahleyin yola çıkın; hıyanet etmeyin, geri dönüp kaçmayın. Onları İslam'a davet edin; eğer icabet ederlerse kabul edin. Onları hicrete davet edin; şayet sizinle hicret ederlerse sizin lehinize olan onların da lehine, sizin aleyhinize olan onların da aleyhinedir. Eğer kabul etmeyip hicret etmezler ve kendi yurtlarını tercih ederlerse, onları orada bırakın; onlar İslam hükümleri kendilerine uygulanan bedeviler gibi olurlar, bu feyden (ganimetten) kendilerine bir pay yoktur." Dedi ki: Fetih gerçekleşip hicret son bulunca Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Fetihten sonra hicret yoktur" buyurdu. İslam yayıldı, insanlar nerede olurlarsa olsunlar akrabalık bağı üzere birbirlerine mirasçı oldular ve bu durum, müminler ile muhacirler arasındaki önceki uygulamayı neshetti. Fetih gerçekleştiğinde, memleketlerinde kalıp [hicret etmeyi] reddetseler bile feyden payları oldu ve İslam'daki hakları bir oldu: Muhacir olan da olmayan da bedevi olan da diğer herkes de bir oldu (¬١).

70383. Metin

فمعنى الكلام على هذا التأويلِ: وأولو الأرحامِ بعضُهم أولى ببعضٍ من المؤمنين والمهاجرين ببعضِهم أن يَرِثوهم بالهجرةِ، وقد يَحْتَمِلُ ظاهرُ هذا الكلامِ أن يكونَ من صلةِ الأرحامِ من المؤمنين والمهاجرين، أَوْلى بالميراثِ، ممن لم يُؤْمِنْ ولم يُهاجِرْ.

Bu tefsire göre sözün anlamı şöyledir: Akrabalar, birbirlerine hicret bağıyla mirasçı olan mümin ve muhacirlerden miras alma hususunda birbirlerine daha evlâdırlar. Bu sözün zahirinin, müminlerden ve muhacirlerden olan akrabaların, iman etmeyip hicret etmeyen kimselere kıyasla mirasa daha evlâ olmaları anlamını taşıması da muhtemeldir.

70384. Metin

وقولُه: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. اخْتَلَف أهلُ التأويلِ في

Allah Teâlâ'nın: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” buyruğuna gelince;1 tevil ehli bunun

70385. Metin

تأويلِه؛ فقال بعضُهم: معنى ذلك: إلا أن تُوصُوا لذَوِى قرابتِكم مِن غيرِ أهلِ الإيمانِ والهجرةِ.

tefsirinde tevil ehli ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bunun anlamı; iman ve hicret ehlinden olmayan akrabalarınıza vasiyette bulunmanız müstesnadır, demektir.

70386. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70387. Metin

حدَّثنا ابن وكيعٍ قال: ثنا أبو معاويةَ، عن حجاجٍ، عن سالمٍ، عن ابن الحنفيةِ: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. قال (¬١): يُوصِى لقَرابتِه مِن أهلِ الشركِ (¬٢).

Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Muâviye, Haccâc'dan, o Sâlim'den, o da İbnü'l-Hanefiyye'den rivayet etti: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” ayeti hakkında şöyle dedi (¬١): Şirk ehlinden olan akrabasına vasiyette bulunmasıdır (¬٢).

70388. Metin

قال: ثنا عَبْدةُ، قال: قرأْتُ على ابن أبي عَروبةَ، عن قتادةَ: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. قال: للقرابة من أهل الشركِ وصيةٌ، ولا مِيراثِ لهم (¬٢).

Dedi ki: Bize Abde rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Arûbe'ye, Katâde'den: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” ayetini okudum; [Katâde] dedi ki: Şirk ehlinden olan akrabaya vasiyet yapılır, fakat onlara miras yoktur (¬٢).

70389. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. قال: إلى أوليائِكم مِن أهلِ الشركِ وصيةً، ولا مَيراثَ لهم (¬٣).

Bize Bişr rivayet etti, dedi ki: Bize Yezîd rivayet etti, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Şirk ehlinden olan dostlarınıza vasiyet [yapmanız müstesnadır], fakat onlara miras yoktur (¬٣).

70390. Metin

حدَّثنا ابن وكيعٍ، قال: ثنا أبو أحمدَ الزُّبيريُّ، ويَحيى بنُ آدمَ، عن ابن المباركِ، عن معمرٍ، عن يَحيى بن أبى كثيرٍ، عن عكرمةَ: {إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. قال: وصية (¬٤).

Bize İbn Vekî‘ rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Ahmed ez-Zubeyrî ve Yahyâ b. Âdem, İbnü'l-Mübârek'ten, o Ma‘mer'den, o Yahyâ b. Ebî Kesîr'den, o da İkrime'den rivayet etti: {إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “dostlarınıza bir iyilik [yapmanız]” hakkında şöyle dedi: Vasiyettir (¬٤).

70391. Metin

حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: أخبَرني محمدُ بنُ عمرٍو، عن ابن جريجٍ، قال: قلتُ لعطاءٍ: ما قولُه: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}؟

Bana Yûnus rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Muhammed b. Amr, İbn Cüreyc'den haber verdi, dedi ki: Atâ'ya: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” buyruğu [hakkında] ne [dersin]? dedim.

70392. Metin

فقال: العطاءُ. فقلتُ له: المؤمنُ للكافرِ بينَهما قَرابةُ؟ قال: نعم، عطاؤُه إياه حيًّا (¬١) ووصيته (¬٢) له (¬٣).

O da: "[Maldan] bağışta bulunmaktır" dedi. Ona: "Aralarında akrabalık bağı bulunan müminin kâfire [bağışı mıdır]?" dedim. O da: "Evet, hayattayken ona bağışta bulunması (¬١) ve ona vasiyet (¬٢) etmesidir" dedi (¬٣).

70393. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: إلا أن تُمْسِكوا بالمعروفِ بينَكم، بحقِّ الإيمانِ والهجرةِ والحِلْفِ، فتُؤْتوهم حقَّهم مِن النُّصْرِةِ والعَقْلِ عنهم.

Başkaları ise şöyle demiştir: Aksine bunun anlamı; iman, hicret ve antlaşma hakkı sebebiyle aranızdaki iyilik bağını korumanız, onlara yardımdan ve diyetlerini ödemekten (akl) doğan haklarını vermenizdir.

70394. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70395. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. قال: حلفاؤُكم الذين والَى بينَهم النبي ﷺ مِن المهاجرين والأنصارِ، إمساكٌ بالمعروفِ والعَقْلُ والنصرُ بينَهم (¬٤).

Bana Muhammed b. Amr rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet etti, dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana Hâris de rivayet etti, dedi ki: Bize el-Hasan rivayet etti, dedi ki: Bize Varkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in Muhacirler ile Ensar arasından birbirine kardeş (veli) kıldığı antlaşmalılarınızdır; aralarında maruf üzere tutunmak, diyet ödemek ve yardımlaşmaktır (¬٤).

70396. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: إلا (¬٥) أن تُوصُوا إلى أوليائِكم مِن المهاجرين وصيةً.

Başkaları ise şöyle demiştir: Aksine bunun anlamı; Muhacirlerden olan dostlarınıza bir vasiyetle vasiyette bulunmanız müstesnadır (¬٥), demektir.

70397. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

70398. Metin

حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا}. يقولُ: إلا أن تُوصُوا لهم ٦.

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا إِلَى أَوْلِيَائِكُمْ مَعْرُوفًا} “Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır” [ayeti hakkında] şöyle dedi: [Bu,] onlara vasiyette bulunmanız müstesnadır 6, demektir.

70399. Metin

وأولى الأقوالِ في ذلك عندى بالصوابِ أن يقالَ: معنى ذلك: إلا أن تَفْعَلُوا إلى أوليائِكم الذين كانَ رسولُ اللهِ ﷺ آخَى بينَهم وبينَكم مِن المهاجرين والأنصارِ - معروفًا من الوصيةِ لهم، والنُّصرةِ والعقلِ عنهم، وما أشْبَه ذلك؛ لأن كلَّ ذلك مِن المعروفِ الذي قد حثَّ اللهُ عليه عبادَه.

Bu hususta bana göre doğruluğa en yakın olan görüş şudur: Bunun anlamı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in Muhacirler ile Ensar arasından sizinle kardeş kıldığı dostlarınıza —onlara vasiyette bulunarak, yardım ederek, diyetlerini üstlenerek ve benzeri şekillerde— bir iyilik yapmanız müstesnadır, demektir. Çünkü bunların hepsi, Allah'ın kullarını teşvik ettiği iyilik (maruf) türündendir.

70400. Metin

وإنما اخْتَرْتُ هذا القولَ، وقلتُ: هو أولى بالصوابِ من قيلِ مَن قال: عُنِى بذلك الوصيةُ للقَرابةِ من أهلِ الشركِ. لأن القريبَ من المشركِ، وإن كان ذا نَسبٍ، فليس بالمولَى، وذلك أن الشركَ يَقْطَعُ ولايةَ ما بينَ المؤمنِ والمشركِ، وقد نهَى اللهُ المؤمنين أن يَتَّخِذوا منهم وليًّا بقوله: {لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ} [الممتحنة: ١]. وغيرُ جائزٍ أن يَنْهاهم عن اتخاذِهم أولياءَ، ثم يَصِفَهم جلَّ ثناؤُه بأنهم لهم أولياءُ.

Benim bu görüşü tercih edip; "Bununla şirk ehlinden olan akrabaya vasiyet kastedilmiştir" diyen kimsenin görüşünden daha isabetli bulmamın sebebi şudur: Müşrik olan akraba, nesep sahibi olsa bile veli/mevlâ değildir. Zira şirk, mümin ile müşrik arasındaki velayet bağını koparır. Nitekim Allah Teâlâ: {لَا تَتَّخِذُوا عَدُوِّي وَعَدُوَّكُمْ أَوْلِيَاءَ} “Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dostlar (veliler) edinmeyin” [el-Mümtehine: 1] buyruğuyla müminlerin onları veli edinmelerini yasaklamıştır. Yüce Allah'ın müminleri onları veli edinmekten menettikten sonra, onları müminlerin dostları (evliyâsı) olarak vasfetmesi caiz değildir.

70401. Metin

وموضعُ {أَنْ} من قولِه: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا}. نصبٌ على الاستثناءِ. ومعنى الكلامِ: وأولو الأرحامِ بعضُهم أولى ببعضٍ في كتابِ اللهِ مِن المؤمنين والمهاجرِين، إلا أن تَفْعَلُوا إلى أوليائِكم [من المؤمنين والمهاجرين] (¬١) الذين ليسوا بأُولى أرحام منكم - معروفًا.

Yüce Allah'ın: {إِلَّا أَنْ تَفْعَلُوا} “ancak yapmanız müstesnadır” buyruğundaki {أَنْ} edatı, istisna olduğu için nasb mahallindedir. Cümlenin anlamı ise şöyledir: Akrabalar, Allah'ın Kitabı'nda müminlerden ve muhacirlerden birbirine daha evlâdırlar; ancak akrabanız olmayan [mümin ve muhacir] dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesnadır (¬١).

70402. Metin

وقولُه: {كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا}. يقولُ: كان أولو الأرحامِ بعضُهم أوْلَى ببعضٍ في كتابِ اللهِ، أي: في اللوحِ المحفوظِ، {مَسْطُورًا}. أي: مكتوبًا؛ كما قال الراجزُ (¬٢):

Yüce Allah'ın: {كَانَ ذَلِكَ فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا} “Bu, Kitap'ta yazılmıştır” buyruğu hakkında; buyuruyor ki: Akrabaların birbirine daha evlâ olması, Allah'ın Kitabı'nda, yani Levh-i Mahfûz'da {مَسْطُورًا} “yazılmış” idi; yani kaydedilmişti; nitekim recez şairi şöyle demiştir (¬٢):

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.