72460. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
72461. Metin
تفسيرُ سورةِ "يس"
Yâsîn Suresi'nin Tefsiri
72462. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {يس (١) وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ (٢) إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ (٣) عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (٤)}.
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu buyruğunun tefsirine dair söz: {يس (١) وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ (٢) إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ (٣) عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (٤)} “Yâsîn. Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, sen şüphesiz peygamberlerdensin; dosdoğru bir yol üzerindesin.”
72463. Metin
قال أبو جعفرٍ: اخْتلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ قولِه: {يس}؛ فقال بعضُهم: هو قسَمٌ أقسَم اللهُ به، وهو من أسماءِ اللهِ ﷿.
Ebû Cafer der ki: Tevil ehli, O'nun {يس} “Yâsîn” sözünün tevilinde ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazısı: "O, Allah'ın kendisiyle yemin ettiği bir yemindir ve Aziz ve Celil olan Allah'ın isimlerindendir." demiştir.
72464. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72465. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابن عباسٍ قولَه: {يس}. قال: فإنه قسمٌ أَقْسَمه اللهُ، وهو من أسماءِ اللهِ (¬١).
Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebû Salih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan O'nun {يس} “Yâsîn” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: "O, Allah'ın ettiği bir yemindir ve Allah'ın isimlerindendir." (¬١)
72466. Metin
وقال آخرون: معناه: يا رجلُ.
Başkaları ise: "Bunun anlamı: 'Ey adam!' [demektir]." demiştir.
72467. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72468. Metin
حدَّثنا ابن حُميدٍ، قال: ثنا أبو تُميلةَ، قال: ثنا الحسينُ بن واقدٍ، عن يزيدَ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ في قوله: {يس}. قال: يا إنسانُ. بالحَبَشيَّةِ (¬٢).
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Ebû Tumeyle anlattı, dedi ki: Bize Hüseyin b. Vâkıd, Yezîd'den, o İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan O'nun {يس} “Yâsîn” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: "Habeş dilinde 'Ey insan!' demektir." (¬٢)
72469. Metin
حدَّثنا ابن المثنى، قال: ثنا محمد بن جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، عن شَرْقيٍّ، قال: سمِعتُ عكرمةَ يقولُ: تفسيرُ {يس}: يا إنسانُ ٣.
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer anlattı, dedi ki: Bize Şu'be, Şarkî'den anlattı; o şöyle demiştir: İkrime'yi şöyle derken işittim: {يس} “Yâsîn”in tefsiri: 'Ey insan!' demektir.3
72470. Metin
وقال آخرون: هو مِفْتاحُ كلامٍ افْتَتح اللهُ به كلامَه.
Başkaları ise: "O, Allah'ın kendisiyle kelâmına başladığı bir söz açılışıdır (kelâm anahtarıdır)." demiştir.
72471. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72472. Metin
حدَّثنا ابن بشارٍ، قال: ثنا مُؤَمَّلٌ، قال: ثنا سفيانُ، عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ، قال: {يس}: مِفتاحُ كلامٍ افْتَتح اللهُ به كلامَه (¬١).
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Müemmel anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den anlattı; o şöyle demiştir: "{يس} “Yâsîn”, Allah'ın kendisiyle kelâmına başladığı bir söz açılışıdır." (¬١)
72473. Metin
وقال آخرون: بل هو اسمٌ من أسماء القرآن.
Başkaları da: "Aksine o, Kur'an'ın isimlerinden bir isimdir." demiştir.
72474. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72475. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {يس}. قال: كلُّ هجاء في القرآن اسمٌ من أسماء القرآن (¬٢).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun {يس} “Yâsîn” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: "Kur'an'daki her hece [harfi], Kur'an'ın isimlerinden bir isimdir." (¬٢)
72476. Metin
قال أبو جعفرٍ: وقد بيَّنا القولَ فيما مضَى في نظائرِ ذلك من حروفِ الهجاءِ، بما أغنَى عن إعادتِه وتكريرِه في هذا الموضعِ (¬٣).
Ebû Cafer der ki: Hece harflerinden bunun benzerleri hakkında daha önce geçen açıklamamız, bu yerde onu tekrarlayıp yeniden zikretmeye ihtiyaç bırakmayacak ölçüde yapılmıştır (¬٣).
72477. Metin
وقوله: {وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ}. يقولُ: والقرآن المحكَمِ بما فيه من أحكامِه وبيِّناتِ حُججِه، {إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ}. يقول تعالى ذكرُه مقسمًا بوحيهِ وتنزيلِه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: إنك يا محمد لمن المرسلين بوحى اللهِ إلى عبادِه.
O'nun {وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ} “Hikmet dolu Kur'an'a andolsun” sözü; içindeki hükümleri ve apaçık delilleriyle muhkem kılınmış Kur'an'a andolsun, demektir. {إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ} “Şüphesiz sen peygamberlerdensin” sözü; zikri yüce olan Allah, vahyi ve indirdiği [kitap] üzerine Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e yemin ederek: "Ey Muhammed! Şüphesiz sen, Allah'ın vahyiyle kullarına gönderilen elçilerdensin." buyurmaktadır.
72478. Metin
كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ (٢) إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ}: قسَمٌ كما تسمَعون،
Nitekim bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den anlattı: "{وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ (٢) إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ} “Hikmet dolu Kur'an'a andolsun ki, sen şüphesiz peygamberlerdensin”; işittiğiniz üzere bir yemindir.
72479. Metin
{إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ ٣ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} ٤.
{إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ 3 عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} “Şüphesiz sen, dosdoğru bir yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.” 4
72480. Metin
وقولُه: هو {عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ}. يقولُ: على طريقٍ لا اعوجاجَ فيه من الهُدَى، وهو الإسلامُ.
O'nun {عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ} “Dosdoğru bir yol üzerindesin” sözü ise; hidayetten yana hiçbir eğriliği bulunmayan bir yol üzerindesin ki o da İslam'dır, demektir.
72481. Metin
كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ}: أي: الإسلامِ (¬١).
Nitekim bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den anlattı: "{عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} “Dosdoğru bir yol üzerindesin”; yani İslam [üzerindesin]." (¬١)
72482. Metin
وفى قولِه: {عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} وجهان؛ أحدُهما أن يكونَ معناه: إنك لمن المرسلين على استقامةٍ من الحقِّ، فيكونَ حينئذٍ {عَلَى} من قولِه: {عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ}. من صلةِ الإرسالِ. والآخرُ أن يكون خبرًا مبتدأً، كأنه قيل: إنك لمن المرسلين، إنك على صراطٍ مستقيمٍ.
O'nun {عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} “Dosdoğru bir yol üzerindesin” sözünde iki yön vardır: Birincisi, anlamının "Şüphesiz sen, haktan bir dosdoğruluk üzere gönderilenlerdensin" olmasıdır. Bu takdirde O'nun {عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ} “Dosdoğru bir yol üzerinde” sözündeki {عَلَى} “üzerinde” edatı, gönderme (irsâl) fiiline bağlı olur. Diğeri ise, sanki "Şüphesiz sen gönderilen elçilerdensin; şüphesiz sen dosdoğru bir yol üzerindesin" denilmiş gibi müstakil bir haber (yüklem) olmasıdır.
72483. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ (٥)}
Yüce Allah'ın şu buyruğunun tefsirine dair söz: {تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ (٥)} “[Bu Kur'an], Azîz ve Rahîm olanın indirmesidir.”
72484. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: اختلَفت القرأةُ في قراءةِ قولِه: {تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ}؛ فقرأته عامة قرأة المدينة والبصرةِ: (تَنزيلُ العزيزِ الرحيمِ) برفعِ "تنزيل" ٢، والرفعُ في ذلك يتَّجه من وجهين؛ أحدُهما بأن يُجْعَلَ خبرًا؛ فيكونُ معنى الكلامِ حينَئذٍ: إنك ٣ لمن المرسلين، هذا تنزيلُ العزيزِ الرحيمِ. وقرأته عامةُ قرأةِ الكوفةِ وبعضُ أهلِ الشامِ: {تَنْزِيلَ} نصبًا على المصدرِ ٤، من قولِه: {إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ}؛ لأن الإرسالَ إنما هو عن التنزيلِ، فكأنه قيل: إنك لَمُنَزَّلٌ تنزيلَ العزيزِ الرحيمِ حقًّا.
Ebû Ca'fer [et-Taberî] -rahimehullâh- der ki: Kurrâ, {تَنْزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ} buyruğunun kıraatinde ihtilaf etmiştir. Medine ve Basra kurrâsının geneli, bunu "tenzîl" kelimesinin ref'iyle (تَنزيلُ العزيزِ الرحيمِ) [Tenzîlü'l-Azîzi'r-Rahîm şeklinde] okumuştur.2 Bundaki ref' iki yöne yönelir: Bunlardan biri haber kılınmasıdır; bu durumda sözün anlamı şöyle olur: Şüphesiz sen3 gönderilen elçilerdensin, bu [Kur'an] Azîz ve Rahîm olanın indirmesidir. Kûfe kurrâsının geneli ve Şam ehlinin bir kısmı ise O'nun {إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ} “Şüphesiz sen gönderilen elçilerdensin” sözünden dolayı mef'ûl-i mutlak (mastar) olarak nasb ile {تَنْزِيلَ} [Tenzîle şeklinde] okumuştur.4 Çünkü gönderme (irsâl) ancak indirme (tenzîl) sebebiyledir; sanki şöyle denilmiştir: "Şüphesiz sen, Azîz ve Rahîm olanın hakiki bir indirmesiyle indirilmiş/gönderilmiş bir elçisin."
72485. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندى أنهما قراءتان مشهورتان في قرأةِ الأمصارِ، متقاربتا المعنى، فبأيَّتِهما قرَأ القارئُ فمصيبٌ الصوابَ.
Bu hususta bana göre doğru olan söz; bunların şehirlerin kurrâsı arasında meşhur, anlamları birbirine yakın iki kıraat olduğudur. Okuyucu bunlardan hangisiyle okursa doğruyu isabet ettirmiş olur.
72486. Metin
ومعنى الكلامِ: إنك لمن المرسلين يا محمدُ إرسالَ الربِّ العزيزِ في انتقامِه من أهل الكفرِ به، الرحيمِ بمن تاب إليه (¬١)، وأناب من كفرِه وفسوقِه، أن يعاقبَه على سالفِ جُرْمِه بعدَ توبته منه (¬٢).
Kelâmın anlamı: "Ey Muhammed! Şüphesiz sen; Kendisine küfredenlerden intikam almada Azîz, Kendisine tevbe edip (¬١) küfründen ve fıskından dönen kimseye tövbesinden sonra geçmiş günahından ötürü azap etmeme hususunda Rahîm olan Rabbin bir elçisi olarak gönderilmişsin." (¬٢) demektir.
72487. Metin
القولُ في تأويلِ قوله ﷿: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ (٦) لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (٧)}.
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu buyruğunun tefsirine dair söz: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ (٦) لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (٧)} “Babaları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için [indirilmiştir]. Andolsun ki onların çoğunun aleyhine o söz kesinleşmiştir; artık onlar iman etmezler.”
72488. Metin
قال أبو جعفرٍ: اخْتلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ قولِه: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ}؛ فقال بعضُهم: معناه: لتُنِذرَ قومًا ما أَنْذَر اللهُ من قبلَهم من آبائِهم.
Ebû Cafer der ki: Tevil ehli, O'nun {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} “Babaları uyarılmış bir toplumu uyarman için” sözünün tevilinde ihtilaf etmiştir. Bazıları: "Bunun anlamı: Allah'ın kendilerinden önce babalarını uyardığı şeylerle bir kavmi uyarman içindir." demiştir.
72489. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72490. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ المثنى، قال: ثنا محمدُ بن جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، عن سماك، عن عكرمةَ في هذه الآيةِ: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} قال: قد أُنْذِروا (¬٣).
Bana Muhammed b. el-Musennâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer anlattı, dedi ki: Bize Şu'be, Simâk'tan, o da İkrime'den şu ayet hakkında: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} “Babaları uyarılmış bir kavmi uyarman için” dedi ki: "Onlar uyarılmışlardı." (¬٣)
72491. Metin
وقال آخرون: بل معنى ذلك: لتنذرَ قومًا [لم يُنْذَرُ] (¬٤) آبَاؤُهم.
Başkaları ise: "Aksine bunun anlamı: Babaları [uyarılmamış] (¬٤) bir kavmi uyarman içindir." demiştir.
72492. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72493. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ}. قال: قال بعضُهم: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} [ما أُنْذِر الناسُ من] (¬١) قبلهم. وقال بعضُهم: {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ}. أي: هذه الأمةُ لم يأتِهم نذيرٌ، حتى جاءهم محمدٌ ﷺ (¬٢).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den [naklen] {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} “Babaları uyarılmamış bir kavmi uyarman için” [ayeti hakkında] şöyle dediğini bildirdi: Onlardan bazısı; {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} “Babaları uyarılmamış bir kavmi uyarman için” [ifadesini], [kendilerinden önceki insanların uyarıldığı şey ile]1 [şeklinde tefsir etmiştir]. Bazıları da; {لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} “Babaları uyarılmamış bir kavmi uyarman için” [ifadesini], yani Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem kendilerine gelinceye dek bu ümmete hiçbir uyarıcı gelmemiştir2, şeklinde açıklamıştır.34
72495. Metin
واخْتَلف أهلُ العربيةِ في معنى {مَا} التي في قولِه: {مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ}. إذا وُجِّه معنى الكلامِ إلى أن آباءَهم قد كانوا أُنْذِروا، ولم يُرَدُّ بها الجحدُ؛ فقال بعضُ نحويِّى البصرةِ: معنى ذلك - إذا أُريد به غيرُ الجحدِ -: لتنذرَهم الذي أنْذِر آباؤُهم فَهُم غَافِلُونَ. وقال: ودخولُ الفاء في هذا المعنى لا يجوزُ، واللهُ أعلمُ. قال: وهو على الجحدِ أحسنُ، فيكونُ معنى الكلامِ: إنك لمن المرسلين إلى قومٍ لم يُنْذَرْ آباؤُهم؛ لأنهم كانوا في الفترةِ.
Arap dili ehli, kelâmın anlamı babalarının uyarılmış olduğu yönüne hamledilip olumsuzluk (nefy) kastedilmediği takdirde, O'nun {مَا أُنْذِرَ آبَاؤُهُمْ} “Babalarının uyarıldığı / uyarılmadığı” sözündeki {مَا} edatının anlamı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Basra nahivcilerinden bazısı şöyle demiştir: Olumsuzluk dışında bir anlam kastedildiğinde bunun anlamı: "Babalarının kendisiyle uyarıldığı şey ile onları uyarman içindir, oysa onlar gafildirler" demektir. Ve demiştir ki: Bu anlamda 'fâ' harfinin gelmesi caiz olmaz, en doğrusunu Allah bilir. O [nahivci] devamla şöyle demiştir: Olumsuzluk üzere olması daha güzeldir; bu takdirde kelâmın anlamı: "Şüphesiz sen, babaları uyarılmamış bir kavme gönderilenlerdensin; çünkü onlar fetret dönemindeydiler" şeklinde olur.
72496. Metin
وقال بعضُ نحويِّى الكوفةِ (¬٣): إذا لم يُرَدُّ بـ "ما" الجحدُ، فإن معنى الكلامِ: لتنذرهم بما أُنْذِر آباؤُهم. فتُلْقَى الباءُ، فتكونُ "ما" في موضعِ نصبٍ: [كما قال: {أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ} [فصلت: ١٣].
Kûfe nahivcilerinden bazısı ise şöyle demiştir (¬٣): "mâ" ile olumsuzluk kastedilmediği takdirde kelâmın anlamı: "Babalarının kendisiyle uyarıldığı şey ile onları uyarman için" demektir. 'Bâ' harfi hazfedilir ve "mâ" nasb mahallinde olur. Nitekim şöyle buyurmuştur: [{أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ} “Sizi Âd ve Semûd'un yıldırımı gibi bir yıldırımla uyardım” [Fussilet: 13].
72497. Metin
وقوله] (¬٤): {فَهُمْ غَافِلُونَ}. يقولُ: فهم غافلون عما اللهُ فاعلٌ بأعدائِه المشركين به، من إحلالِ نقمتِه وسطوتِه بهم.
Ve O'nun şu sözü:] (¬٤) {فَهُمْ غَافِلُونَ} “Kendileri de gaflet içindedirler”. Buyurur ki: Onlar, Allah'ın Kendisine şirk koşan düşmanlarına intikamını ve azabını indirmesi hususunda yapacağı şeylerden gafildirler.
72498. Metin
وقولُه: {لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ}. يقول تعالى ذكرُه: لقد وجَب العذاب ٥ على أكثرِهم؛ بأن ٦ الله قد حتَم عليهم في أمِّ الكتابِ أنهم لا
Ve O'nun şu sözü: {لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ} “Andolsun ki onların çoğunun üzerine o söz hak olmuştur; artık onlar iman etmezler”. Zikri yüce olan [Allah] buyurur ki: Onların çoğunun üzerine azap 5 vacip olmuştur; zira 6 Allah, Ümmü'l-Kitâb'da (Ana Kitap'ta) onların
72499. Metin
يُؤْمِنون [فلا يؤمنون] (¬١)، باللهِ، ولا يصدِّقون رسولَه.
iman etmeyeceklerine kesin hüküm vermiştir; [artık onlar] (¬١) Allah'a iman etmezler ve O'nun elçisini tasdik etmezler.
72500. Metin
القول في تأويلِ قولِه ﷿: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ (٨) وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ (٩)}
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu buyruğunun tefsirine dair söz: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ (٨) وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ (٩)} “Gerçekten biz onların boyunlarına lâleler (halkalar) geçirdik de bunlar çenelerine kadar dayandı; bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır. Biz hem önlerinden bir set, hem arkalarından bir set çektik de onları sarıverdik; artık göremezler.”
72501. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: إنا جعَلنا أَيْمانَ هؤلاء الكفارِ مغلولةً إلى أعناقِهم بالأغلالِ، فلا تَنْبسِطُ (¬٢) بشيءٍ من الخيراتِ. وهي في قراءةِ عبد اللهِ فيما ذُكِر: (إنا جعَلنا في أيمانِهم أغلالًا فهى إلى الأذقانِ) (¬٣).
Ebû Cafer rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan [Allah] buyurur ki: "Biz bu kâfirlerin sağ ellerini boyunlarına bukağılarla bağladık; artık hiçbir hayır için açılamaz." (¬٢) Abdullah'ın kıraatinde ise zikredildiğine göre şöyledir: (إنا جعَلنا في أيمانِهم أغلالًا فهى إلى الأذقانِ) "Biz onların sağ ellerine bukağılar geçirdik de bunlar çenelerine kadar dayandı." (¬٣)
72502. Metin
وقولُه: {فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ}. يعنى: فأيمانهم مجموعةٌ بالأغلال في أعناقِهم، فكنَّى عن الأيمانِ، ولم يجرِ لها ذكرٌ؛ لمعرفةِ السامعين بمعنى الكلامِ، وأن الأغلالَ إذا كانت في الأعناقِ لم تكنْ إلَّا وأَيْمُنُ (¬٤) أيدى المغلولين مجموعةٌ بها إليها، فاسْتُغنىَ بذكرِ كونِ الأغلالِ في الأعناقِ من ذكرِ الأيمانِ، كما قال الشاعرُ (¬٥):
O'nun {فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ} “Bunlar çenelerine kadar dayandı” sözü; yani onların sağ elleri boyunlarındaki bukağılarla toplanıp bağlanmıştır, demektir. Dinleyenlerin sözün anlamını bilmesi ve bukağılar boyunlara geçirildiğinde ancak bağlanan kimselerin sağ (¬٤) elleri onunla boyuna toplanıp bağlanmış olabileceği bilindiği için, daha önce zikri geçmediği halde sağ eller kinaye yoluyla kastedilmiştir. Bukağıların boyunlarda olduğunun zikredilmesiyle sağ ellerin zikredilmesine ihtiyaç kalmamıştır; nitekim şair şöyle demiştir (¬٥):
72503. Metin
وما أَدْرى إذا يمَّمتُ وجهًا … أريدُ الخيرَ أيُّهما يَلِيني
Bilmem bir yöne yöneldiğim zaman … Hayrı dilerken hangisi bana rastlayacak?
72504. Metin
أَأَلْخيرُ الذي أنا أبْتَغِيهِ … أمِ الشرُّ الذي لا يَأْتليني
Aradığım hayır mı … Yoksa beni bırakmayan şer mi?
72505. Metin
فكنَّى عن الشرِّ، وإنما ذكّر الخيرَ وحدَه؛ لعلم سامعِ ذلك بمعنى قائلِه، إذ كان الشرُّ مع الخيرِ يُذْكَرُ. والأذقانُ: جمعُ ذَقَنٍ، والذَّقَنُ: مجمعُ اللَّحْيَين.
[İlk mısrada] şerden kinaye yoluyla bahsetmiş ve yalnız hayrı zikretmiştir; çünkü bunu dinleyen kişi söyleyenin maksadını bilir, zira şer hayırla birlikte anılır. el-Ezkân (الأذقان) kelimesi: Zekan (ذَقَن) kelimesinin çoğuludur; zekan ise iki çene kemiğinin birleştiği yerdir.
72506. Metin
وقوله: {فَهُمْ مُقْمَحُونَ}. والمُقْمَحُ: هو المُقْنِعُ، وهو أن يَحْدُرَ ٦ الذقنَ
Allah Teâlâ'nın: {فَهُمْ مُقْمَحُونَ} “Artık kafaları yukarı dikilmiştir” buyruğuna gelince; el-mukmah (المُقْمَح), el-mukni‘ (المُقْنِع) [demek] olup çeneyi aşağı indirmektir 6
72507. Metin
حتى يصيرَ في الصدر، ثم يرفَعَ رأسَه، في قولِ بعضِ أهلِ العلمِ بكلامِ العربِ مِن أهل البصرةِ (¬١). وفى قولِ بعضِ الكوفيين (¬٢): هو الغاضُّ بصرَه بعدَ رفعِ رأسِه وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
göğse yapıştıracak hale getirmek, sonra da kafasını yukarı kaldırmaktır; bu, Basra ehlinden Arap kelâmını bilen bazı ilim ehlinin görüşüdür (¬١). Kûfelilerin bazısının görüşüne göre ise (¬٢): Başını kaldırdıktan sonra gözünü yere indiren kimsedir. Bu konuda söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.
72508. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72509. Metin
حدَّثني محمدُ بن سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ قولَه: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ}. قال: هو كقولِ اللهِ: {وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ} [الإسراء: ٢٩]. يعنى بذلك أن أيديَهم مُوثَقةٌ إلى أعناقِهم، لا يستطيعون أن يَبْسُطوها بخيرٍ (¬٣).
Bana Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan O'nun: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ} “Gerçekten biz onların boyunlarına lâleler (halkalar) geçirdik de bunlar çenelerine kadar dayandı; bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: "Bu, Allah'ın: {وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ} “Elini boynuna bağlanmış kılma” [el-İsrâ: 29] buyruğu gibidir. Bununla, onların ellerinin boyunlarına sımsıkı bağlandığını ve onu bir hayır için açmaya güç yetiremeyeceklerini kastetmektedir." (¬٣)
72510. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {فَهُمْ مُقْمَحُونَ}. قال: رافعو رءوسِهم، وأيديهم موضوعةٌ على أفواهِهم (¬٤).
Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verkā anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den O'nun: {فَهُمْ مُقْمَحُونَ} “bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır” sözü hakkında şöyle dediğini [nakletti]: "Başlarını yukarı kaldırmış kimselerdir, elleri de ağızlarının üzerine konulmuştur." (¬٤)
72511. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ}. أي: فهم مغلولون عن كلِّ خيرٍ ٥.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُمْ مُقْمَحُونَ} “Gerçekten biz onların boyunlarına lâleler (halkalar) geçirdik de bunlar çenelerine kadar dayandı; bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır” sözü hakkında şöyle dediğini [nakletti]: "Yani onlar her türlü hayırdan [yana] elleri/boyunları bağlanmış (engellenmiş) kimselerdir." 5
72512. Metin
وقوله: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا}. يقولُ تعالى ذكرُه: وجعَلنا من بين أيدى هؤلاء المشركين سَدًّا، وهو الحاجزُ بين الشيئين؛ إذا فُتح كان من فعلِ بني آدمَ، وإذا كان من فعل اللهِ كان بالضمِّ. وبالضمِّ قرأ ذلك عامةُ قرأةِ المدينةِ والبصرةِ وبعضُ الكوفيين (¬١). وقرأه بعضُ المكيين وعامةٌ قرأة الكوفيين بفتحِ السينِ: {سَدًّا} في الحرفين كليهما (¬٢). والضمُّ أعجبُ القراءتين إليَّ في ذلك، وإن كانت الأخرى جائزةً صحيحةً.
O'nun: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا} “Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik” sözü: Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Bu müşriklerin önlerine bir set çektik; bu da iki şey arasındaki engeldir. Şayet [sin harfi] fetha ile okunursa beşeroğlunun fiilinden olur; eğer Allah'ın fiilinden olursa damme ile olur. Medine ve Basra kurrâsının geneli ile Kûfelilerin bir kısmı bunu damme ile okumuştur (¬١). Mekkelilerin bir kısmı ile Kûfe kurrâsının geneli ise her iki kelimede de sin harfini fetha ile {سَدًّا} şeklinde okumuştur (¬٢). Diğer kıraat caiz ve sahih olmakla birlikte, bu hususta iki kıraatten bana en sevimli geleni damme ile olanıdır.
72513. Metin
وعنى بقولِه: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا} أنه زُيِّن لهم سوءُ أعمالِهم، فهم يَعْمَهون، ولا يُبْصِرون رَشَدًا، ولا يتبيَّنون (¬٣) حقًّا.
{وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا} “Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik” sözüyle, onlara kötü amellerinin süslü gösterildiğini, bu yüzden şaşkınca bocaladıklarını, doğru yolu göremediklerini ve gerçeği ayırt edemediklerini (¬٣) kastetmiştir.
72514. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.
72515. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72516. Metin
حدَّثني ابن حُميدٍ، قال: ثنا حكَّامٌ، عن عَنْبسةَ، عن محمدِ بن عبدِ الرحمنِ، عن القاسمِ بن أبى بَزَّةَ، عن مجاهدٍ في قوله: {مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا}. قال: عن الحقِّ.
Bana İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm, Anbese'den, o Muhammed b. Abdirrahmân'dan, o el-Kâsım b. Ebî Bezze'den, o da Mücâhid'den O'nun: {مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا} “Önlerine bir set, arkalarına da bir set” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: "Haktan yana [bir set çektik]."
72517. Metin
حدَّثني محمد بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا}: عن الحقِّ، فهم يتردَّدون ٤.
Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; [ayrıca] bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkâ anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den O'nun: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا} “Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik” sözü hakkında şöyle dediğini [anlattı]: "Haktan yana [bir set çektik], bu yüzden bocalayıp dururlar.4"
72518. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا}. قال: ضلالاتٍ (¬١).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا} “Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik” [ayeti hakkında]: "Sapıklıklar [kıldık]" dediğini anlattı (¬١).
72519. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابنِ زيدٍ في قولِ اللَّهِ: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ}. قال: جعَل هذا السدَّ بينهم وبينَ الإسلامِ والإيمانِ، فهم لا يَخْلُصون إليه. وقرأ: {سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ} [البقرة: ٦]. وقرأ: {إِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ} الآية كلها [يونس: ٩٦]. وقال: من منَعه اللهُ لا يستطيعُ (¬٢).
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah'ın: {وَجَعَلْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} “Önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik de onları bürüdük (gözlerini perdeledik); artık görmezler” sözü hakkında şöyle dedi: "Bu seddi onlarla İslâm ve iman arasına koydu, artık onlar ona ulaşamazlar." Sonra da: {سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ} “Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler” [el-Bakara: 6] ayetini okudu. Yine: {إِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ} “Şüphesiz haklarında Rabbinin sözü gerçekleşmiş olanlar iman etmezler” ayetini sonuna kadar okudu [Yûnus: 96] ve: "Allah kime engel olmuşsa, o [iman etmeye] güç yetiremez" dedi (¬٢).
72520. Metin
وقوله: {فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ}. يقولُ: فَأَغْشَيْنَا أَبصارَ هؤلاء، أي: جعَلنا عليها غشاوةً، فهم لا يُبْصِرون هُدًى ولا ينتفعون به.
O'nun: {فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} “Onları bürüdük (gözlerini perdeledik); artık görmezler” sözü: Şöyle demektedir: Bunların gözlerini bürüdük; yani üzerlerine perde koyduk, bu yüzden doğru yolu göremezler ve ondan faydalanamazlar.
72521. Metin
كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} هُدًى، ولا ينتفعون به (¬٣).
Nitekim bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} “Onları bürüdük; artık görmezler” [ayeti hakkında]: "Bir hidayet göremezler ve ondan faydalanamazlar" dediğini anlattı (¬٣).
72522. Metin
وذُكِر أن هذه الآيةَ نزَلت في أبى جهلِ بن هشامٍ حينَ حلَف أن يقتُلَه، أو يشدَخَ رأسَه بصخرةٍ.
Bu ayetin, Ebû Cehil b. Hişâm hakkında, onu öldürmeye veya kafasını bir kayayla yarmaya yemin ettiği sırada indiği zikredilmiştir.
72523. Metin
ذكرُ الرواية بذلك
Buna dair rivayetin zikri:
72524. Metin
حدَّثني عمرانُ بنُ موسى، قال: ثنا عبد الوارثِ بنُ سعيدٍ، قال: ثنا عُمارةُ بنُ
Bana İmrân b. Mûsâ anlattı, dedi ki: Bize Abdülvâris b. Saîd anlattı, dedi ki: Bize Umâre b.
72525. Metin
أبي حفصة، عن عكرمة، قال: قال أبو جهل: لئن رأيتُ محمدًا لأفعَلَنَّ ولأفعلَنَّ. فأُنزلت: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا} إلى قولِه: {فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ}. قال: فكانوا يقولون: هذا محمدٌ. فيقولُ: أين هو؟ أين هو؟ [لا يُبْصِرُه] (¬١).
Ebî Hafsa, İkrime'den anlattı; o dedi ki: Ebû Cehil: "Eğer Muhammed'i görürsem mutlaka şöyle şöyle yapacağım" dedi. Bunun üzerine: {إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلَالًا} “Gerçekten biz onların boyunlarına lâleler (halkalar) geçirdik” ayetinden: {فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} “artık görmezler” sözüne kadar [olan kısım] indirildi. Dedi ki: İnsanlar: "İşte bu Muhammed'dir" derlerdi de o: "Nerede o? Nerede o?" derdi [onu göremezdi] (¬١).
72526. Metin
وقد رُوى عن ابن عباسٍ، أنه كان يقرأُ ذلك: {فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} بالعينِ، بمعنى أَعْشَيناهم عنك، وذلك أن العَشا [بالليل؛ و] (¬٢) هو أن يمشىَ بالليلِ ولا يُبْصِرُ (¬٣).
İbn Abbâs'tan, bunu ayn harfiyle {فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ} [yani fe-a'şeynâhum] şeklinde okuduğu rivayet edilmiştir; bu da "Gözlerini sana karşı körleştirdik/gece körü kıldık" anlamındadır. Zira el-aşâ (العَشا) [gece körlüğüdür;] (¬٢) o da kişinin gece yürümesi ve görememesidir (¬٣).
72527. Metin
القولُ في تأويل قولِه تعالى: {وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (١٠) إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ (١١)}
Yüce Allah'ın şu sözünün teviline dair görüş: {وَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (١٠) إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ (١١)} “Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler. Sen ancak Zikr'e (Kur'an'a) uyan ve görmediği halde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini bir bağışlanma ve değerli bir mükâfatla müjdele!”
72528. Metin
قال أبو جعفر ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: وسواءٌ يا محمدُ على هؤلاء الذين حق عليهم القولُ، أيُّ الأمرين كان منك إليهم؛ الإنذار، أو ترك الإنذارِ، فإنهم لا يؤمنون؛ لأن الله قد حكم عليهم بذلك.
Ebû Ca'fer [et-Taberî] ﵀ dedi ki: Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Haklarında o söz gerçekleşmiş olan bu kimseler için, onlara yönelik olarak senin tarafından iki durumdan hangisi meydana gelirse gelsin, uyarsan da uyarmayı terk etsen de birdir; onlar kesinlikle iman etmezler; çünkü Allah onlar hakkında buna hükmetmiştir.
72529. Metin
وقولُه: {إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ}. يقول تعالى ذكرُه: إنما ينفَعُ إنذارُك يا محمدُ من آمن بالقرآنِ، واتَّبع ما فيه من أحكامِ اللَّهِ، {وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ}. يقولُ: وخاف الله حينَ يغيبُ عن أبصارِ الناظرين، لا المنافقَ الذي يستخفُّ بدينِ اللهِ إذا خلا، ويُظهرُ الإيمان في الملَا، ولا المشركَ الذي قد طبَع اللهُ على قلبِه.
O'nun: {إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ} “Sen ancak Zikr'e uyan... kimseyi uyarırsın” sözü hakkında Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Senin uyarın ancak Kur'an'a iman eden ve onda bulunan Allah'ın hükümlerine uyan kimseye fayda verir. {وَخَشِيَ الرَّحْمَنَ بِالْغَيْبِ} “ve görmediği halde Rahmân'dan korkan” sözü ise: Bakanların gözlerinden uzak kaldığı vakit Allah'tan korkan kimseye [fayda verir]; yalnız kaldığı zaman Allah'ın dinini hafife alan ve topluluk içinde iman gösterişi yapan münafığa veya Allah'ın kalbini mühürlemiş olduğu müşrike değil, buyurmaktadır.
72530. Metin
وقوله: {فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ}. يقولُ: فبشِّرْ يا محمدُ هذا الذي اتَّبع الذكرَ وخشِيَ الرحمنَ بالغيبِ بمغفرةٍ من اللهِ لذنوبِه، {وَأَجْرٍ كَرِيمٍ}. يقولُ: وثوابٍ منه له في الآخرةِ كريمٍ، وذلك أن يعطيه على عمله ذلك الجنةَ.
O'nun: {فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ} “İşte böylesini bir bağışlanma ile müjdele” sözü: Ey Muhammed! Zikr'e uyan ve görmediği halde Rahmân'dan korkan bu kimseyi, günahları için Allah'tan bir mağfiretle müjdele! {وَأَجْرٍ كَرِيمٍ} “ve değerli bir mükâfatla” sözü ise: Ve ahirette O'ndan kendisine verilecek cömertçe bir sevapla [müjdele] demektir; bu da bu ameline karşılık Allah'ın ona cenneti vermesidir.
72531. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك (¬١) قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda (¬١) söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.
72532. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72533. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ}: اتباعُ الذكرِ اتباعُ القرآنِ (¬٢).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {إِنَّمَا تُنْذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ} “Sen ancak Zikr'e uyan kimseyi uyarırsın” [ayeti hakkında]: "Zikr'e uymak, Kur'an'a uymaktır" dediğini anlattı (¬٢).
72534. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ (١٢)}.
Yüce Allah'ın şu sözünün teviline dair görüş: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ (١٢)} “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz. Onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini de yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta sayıp dökmüşüzdür.”
72535. Metin
قال أبو جعفر ﵀: يقول تعالى ذكرُه: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى} من خلقِنا، وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا} في الدنيا من خيرٍ وشرٍّ، وصالح الأعمال وسيئها.
Ebû Ca'fer [et-Taberî] ﵀ dedi ki: Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى} “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz”, yani yarattıklarımızdan [ölenleri]. {وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا} “ve önceden yapıp gönderdiklerini yazarız”, yani dünyada işledikleri hayır ve şerri, salih amelleri ve kötü olanları.
72536. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلٌ التأويلِ.
Bu konuda söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.
72537. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72538. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيد، عن قتادة قوله: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا} [من عملٍ (¬٣).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا} “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz ve önceden yapıp gönderdiklerini yazarız” sözü hakkında şöyle dediğini [anlattı: "Yaptıkları amellerden] (¬٣).
72539. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولِه:] ٤
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd O'nun [...] sözü hakkında şöyle dedi:] 4
72540. Metin
[{وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا}] (¬١). قال: ما عمِلوا (¬٢).
[{وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا} “ve önceden yapıp gönderdiklerini yazarız”] (¬١). Dedi ki: "İşledikleri amelleri [yazarız]" (¬٢).
72541. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصم، قال: ثنا عيسى، وحدَّثنى الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {مَا قَدَّمُوا}. قال: أعمالَهم (¬٣).
Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verkā anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den O'nun: {مَا قَدَّمُوا} “önceden yapıp gönderdiklerini” sözü hakkında şöyle dediğini [nakletti]: "Amellerini [yazarız]" (¬٣).
72542. Metin
وقولُه: {وَآثَارَهُمْ}. يعنى: وآثارَ خُطاهم بأرجلهم. وذُكِر أن هذه الآيةَ نزَلت في قومٍ أرادوا أن يقرَبوا من مسجدِ رسولِ اللهِ ﷺ، ليقرَبَ عليهم.
O'nun: {وَآثَارَهُمْ} “ve bıraktıkları eserlerini de” sözü: Ayaklarıyla attıkları adımların izlerini [yazarız] demektir. Bu ayetin, kendilerine kolay gelsin diye Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) mescidine yakınlaşmak isteyen bir topluluk hakkında indiği zikredilmiştir.
72543. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72544. Metin
حدَّثنا نصرُ بنُ عليٍّ الجَهْضَميُّ، قال: ثنا أبو أحمدَ الزُّبَيريُّ، قال: ثنا إسرائيلُ، عن سماكٍ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ، قال: كانت منازلُ الأنصارِ متباعدةً من المسجدِ، فأرادوا أن ينتقلوا إلى المسجدِ، فنزَلت: {وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ}. فقالوا: نثبتُ مكانَنا (¬٤).
Bize Nasr b. Alî el-Cehdamî anlattı, dedi ki: Bize Ebû Ahmed ez-Zubeyrî anlattı, dedi ki: Bize İsrâîl, Simâk'tan, o İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan anlattı; o şöyle demiştir: Ensâr'ın evleri mescitten uzaktı; bu yüzden mescide [yakına] taşınmak istediler. Bunun üzerine: {وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ} “Onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini de yazarız” [ayeti] indi. Bunun üzerine: "Yerimizde kalıyoruz" dediler (¬٤).
72545. Metin
حدَّثنا ابن وكيع، قال: ثنا أبى، عن إسرائيل، عن سماكٍ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ، قال: كانت الأنصارُ بعيدةً منازلهم من المسجدِ، فأرادوا أن ينتقلوا. قال: فنزَلت: {وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ} فثبتوا (¬٥).
Bize İbn Vekî' anlattı, dedi ki: Bize babam, İsrâîl'den, o Simâk'tan, o İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan anlattı; o şöyle demiştir: Ensâr'ın evleri mescitten uzaktı, taşınmak istediler. Dedi ki: Bunun üzerine: {وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ} “Onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini de yazarız” [ayeti] indi de yerlerinde kaldılar (¬٥).
72546. Metin
حدَّثنا ابن المثنى، قال: ثنا عبدُ الصمدِ، قال: ثنا شعبةُ، قال: ثنا الجُريريُّ،
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Abdussamed anlattı, dedi ki: Bize Şu'be anlattı, dedi ki: Bize el-Cüreyrî anlattı,
72547. Metin
عن أبي نَضْرةَ، عن جابرٍ، قال: أراد بنو سلِمةَ قربَ المسجدِ. قال: فقال لهم رسولُ اللهِ ﷺ: "يا بني سلِمةَ، ديارَكم، فإنها (¬١) تُكْتَبُ آثارُكم" (¬٢).
Ebû Nadre'den, o Câbir'den anlattı; o şöyle demiştir: Selimeoğulları mescidin yakınına [taşınmak] istedi. Dedi ki: Resûlullah ﷺ onlara: "Ey Selimeoğulları! Evlerinizde kalın, muhakkak ki (¬١) adımlarınız yazılmaktadır" buyurdu (¬٢).
72548. Metin
حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا معتمرٌ، قال: سمِعتُ كَهْمسًا يحدِّثُ، عن أبي نَضْرةَ، عن جابرٍ، قال: أراد بنو سلِمةَ أن يتحوّلوا إلى قربِ المسجدِ. قال: والبقاعُ خاليةٌ، فبلَغ ذلك النبيَّ ﷺ، فقال: "يا بني سلِمةَ، ديارَكم، فإنها (١) تُكتب آثارُكم". قال: فأقاموا وقالوا: ما يَسرُّنا أنَّا كنا تحوَّلنا (¬٣).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize Mu'temir anlattı, dedi ki: Kehmes'i Ebû Nadre'den, o da Câbir'den anlatırken işittim; o şöyle demiştir: Selimeoğulları mescidin yakınına taşınmak istediler. Dedi ki: [Mescit civarındaki] arsalar da boştu. Bu durum Peygamber'e ﷺ ulaştı, bunun üzerine: "Ey Selimeoğulları! Evlerinizde kalın, muhakkak ki (١) adımlarınız yazılmaktadır" buyurdu. Dedi ki: Bunun üzerine kaldılar ve: "Taşınmış olmak bizi sevindirmezdi" dediler (¬٣).
72549. Metin
حدَّثنا سليمان بن عمر بن خالد الرَّقي، قال: ثنا ابن المبارك، عن سفيانَ، عن طريفٍ، عن أبي نَضْرَةَ، عن أبي سعيدٍ الخُدْريِّ، قال: شكَت بنو سلِمةً بُعدَ منازلِهم إلى النبيِّ ﷺ، فنزَلت: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ}. فقال: "عَلَيْكم منازلَكم تُكتَبْ آثارُكم" (¬٤).
Bize Süleymân b. Ömer b. Hâlid er-Rakkî anlattı, dedi ki: Bize İbnu'l-Mübârek, Süfyân'dan, o Tarîf'ten, o Ebû Nadre'den, o da Ebû Saîd el-Hudrî'den anlattı; o şöyle demiştir: Selimeoğulları evlerinin uzaklığını Peygamber'e ﷺ şikâyet ettiler. Bunun üzerine: {إِنَّا نَحْنُ نُحْيِ الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ} “Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz. Onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini de yazarız” [ayeti] indi. Bunun üzerine: "Evlerinizde kalın, adımlarınız yazılır" buyurdu (¬٤).
72550. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا أبو تُميلةَ، قال: ثنا الحسينُ، عن ثابتٍ، قال: مشيتُ مع أنسِ بن مالكٍ، فأسرَعتُ المشىَ، فأخَذ بيدى، فمشَينا رُويدًا، فلما قضَينا الصلاةَ قال أنسٌ: مشيتُ مع زيدِ بن ثابتٍ، فأَسْرعتُ المشيَ، فقال: يا
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Ebû Tumeyle anlattı, dedi ki: Bize el-Huseyn, Sâbit'ten anlattı; o şöyle demiştir: Enes b. Mâlik ile birlikte yürüdüm ve yürüyüşümü hızlandırdım. Bunun üzerine elimden tuttu ve yavaşça yürüdük. Namazı kılıp bitirdiğimizde Enes şöyle dedi: Zeyd b. Sâbit ile birlikte yürüdüm ve yürüyüşümü hızlandırdım. Bunun üzerine [bana] şöyle dedi: Ey
72551. Metin
أنسُ، أما شعَرتَ أن الآثارَ تُكتَبُ؟ [أما شعَرتَ أن الآثارَ تُكْتبُ] (¬١)؟
Enes! Adımların yazıldığının farkında değil misin? [Adımların yazıldığının farkında değil misin] (¬١)?"
72552. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابن عُليَّةَ، عن يونسَ، عن الحسنِ، أن بني سلِمةَ كانت دُورُهم قاصيةً عن المسجدِ، فهمُّوا أن يتحوّلوا قربَ المسجدِ، فيشهَدوا الصلاةَ مع النبيِّ ﷺ، فقال لهم النبيُّ ﷺ: "ألا تحتسِبون آثارَكم يا بني سلِمةَ؟ ". فمكثوا في ديارهم (¬٢).
Bana Ya'kūb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Yûnus'tan, o da el-Hasan'dan anlattı: Selimeoğulları'nın evleri mescide uzaktı; Peygamber'le ﷺ birlikte namazda bulunabilmek için mescidin yakınına taşınmaya niyetlendiler. Bunun üzerine Peygamber ﷺ onlara: "Ey Selimeoğulları! Adımlarınızın [sevabını] hesaba katmıyor (beklemiyor) musunuz?" buyurdu. Onlar da evlerinde kaldılar (¬٢).
72553. Metin
حدَّثنا ابن حميدٍ، قال: ثنا حكَّامٌ، عن عَنْبسةَ، عن محمدِ عبد الرحمنِ، عن القاسمِ بن أبي بَزَّةَ، عن مجاهدٍ في قولِه: {مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ}. قال: خُطاهم بأرجلِهم.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Hükkâm, Anbese'den, o Muhammed b. Abdirrahmân'dan, o el-Kâsım b. Ebî Bezze'den, o da Mücâhid'den O'nun: {مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ} “Önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: "Ayaklarıyla attıkları adımlarını [yazarız]."
72554. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَآثَارَهُمْ}. قال: خُطاهم (¬٣).
Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verkā anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {وَآثَارَهُمْ} “ve bıraktıkları eserlerini de” [ayeti hakkında]: "Adımlarını [yazarız]" dediğini [nakletti] (¬٣).
72555. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادة: {وَآثَارَهُمْ}. قال: قال الحسنُ [وقتادة] ٤: {وَآثَارَهُمْ}: خُطاهم ٥. وقال قتادةُ: لو كان مُغْفِلًا شيئًا من شأنِك يا بنَ آدمَ، أَغْفَل ما تُعَفِّى الرياحُ من هذه الآثارِ ٦.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {وَآثَارَهُمْ} “ve bıraktıkları eserlerini de” [ayeti hakkında] nakletti. Dedi ki: el-Hasan [ve Katâde]4 şöyle dediler: "{وَآثَارَهُمْ} “ve bıraktıkları eserlerini de”: Adımlarıdır5." Katâde ise şöyle demiştir: "Ey Âdemoğlu! Şayet [Allah] senin durumundan herhangi bir şeyi ihmal edecek (yazmayacak) olsaydı, rüzgârların silip yok ettiği şu izleri ihmal ederdi6."
72556. Metin
وقوله: {وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ}. يقولُ تعالى ذكرُه: وكلَّ شيءٍ كان أو هو كائنٌ أَحْصيناه فأَثْبتناه في أمِّ الكتابِ، وهو الإمامُ المبينُ. وقيل: {مُبِينٍ}؛ لأنه يُبِينُ عن حقيقةِ جميعِ ما أُثْبِت فيه.
O'nun: {وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ} “Biz her şeyi apaçık bir kitapta sayıp dökmüşüzdür” sözü: Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Olmuş veya olacak olan her şeyi Ümmü'l-Kitâb'da (Ana Kitap'ta / Levh-i Mahfuz'da) sayıp tespit ettik; o da açık/ana kitaptır. {مُبِينٍ} "apaçık" denilmesinin sebebi ise, içine kaydedilen her şeyin hakikatini açıkça ortaya koymasındandır.
72557. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.
72558. Metin
ذكر من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
72559. Metin
حدَّثنا ابنُّ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن منصورٍ، عن مجاهد: {فِي إِمَامٍ مُبِينٍ}. قال: في أمِّ الكتابِ (¬١).
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahmân anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Mansûr'dan, o da Mücâhid'den: {فِي إِمَامٍ مُبِينٍ} “apaçık bir kitapta” [ayeti hakkında]: "Ümmü'l-Kitâb'da (Ana Kitap'ta)" dediğini anlattı (¬١).
72560. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ}: كلُّ شيءٍ مُحْصى عندَ اللهِ في كتابٍ (¬٢)
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun: {وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ} “Biz her şeyi apaçık bir kitapta sayıp dökmüşüzdür” sözü hakkında şöyle dediğini nakletti: "Her şey Allah katında bir kitapta sayılıp tespit edilmiştir." (¬٢)