Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

79456. Metin

تفسيرُ سورةِ محمدٍ ﷺ -

Muhammed Suresi'nin Tefsiri -sallallâhu aleyhi ve sellem-

79457. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

79458. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ (١) وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ (٢)}.

Yüce Allah'ın şu âyetlerinin tefsirine dair açıklama: {الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ (١) وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ (٢)} “İnkâr edenlerin ve Allah'ın yolundan alıkoyanların amellerini [Allah] boşa çıkarmıştır. İman edip salih ameller işleyenlerin ve Muhammed'e indirilene -ki o Rablerinden gelen haktır- iman edenlerin ise kötülüklerini örtmüş ve hallerini düzeltmiştir.”

79459. Metin

قال أبو جعفرٍ: يقولُ تعالى ذكرُه: الذين جَحَدوا توحيدَ اللهِ وعبَدوا غيرَه، وصدُّوا من أراد عبادتَه والإقرارَ بوحدانيتِه، وتصديقَ نبيِّه محمدٍ ﷺ عن الذي أراد من الإسلامِ والإقرارِ والتصديقِ، {أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ}. يقولُ: جعَل اللهُ أعمالَهم ضلالًا على غيرِ هدًى وغيرٍ رشادٍ؛ لأنها عُمِلت في سبيلِ الشيطانِ، وهى على غيرِ استقامةٍ.

Ebû Cafer der ki: Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Allah'ın birliğini inkâr edip O'ndan başkasına tapanlar ve O'na kulluk edip birliğini ikrar etmeyi, Peygamberi Muhammed'i -sallallâhu aleyhi ve sellem- tasdik etmeyi isteyen kimseleri arzuladıkları İslam'dan, ikrardan ve tasdikten alıkoyanlar var ya; {أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ} “[Allah] amellerini boşa çıkarmıştır.” [Allah] buyuruyor ki: Allah onların amellerini hiçbir hidayet ve doğruluk taşımayan bir sapıklık kılmıştır; zira o ameller şeytanın yolunda yapılmıştır ve istikametten uzaktır.

79460. Metin

{وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ}. يقولُ تعالى ذكرُه: والذين صدَّقوا الله، وعمِلوا بطاعتِه، واتَّبعوا أمرَه ونهيَه، {وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ}. يقولُ: وصدَّقوا بالكتاب الذي أنزل اللهُ على محمدٍ، {وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ}. يقولُ: محَا اللهُ عنهم بفعلِهم ذلك سيّئَ ما عمِلوا من الأعمالِ، فلم يؤاخِذْهم به، ولم يعاقِبْهم عليه، {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ}. يقولُ: وأصلَح شأنَهم وحالَهم في الدنيا عندَ أوليائِه، وفى الآخرةِ بأن أورَثهم نعيمَ الأبدِ والخلودَ الدائمَ في جناتِه.

{وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ} “İman edip salih ameller işleyenler”. Zikri yüce olan Allah şöyle buyuruyor: Allah'ı tasdik eden, O'na itaat doğrultusunda amel eden, emrine ve yasağına uyanlar; {وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ} “ve Muhammed'e indirilene iman edenler”. [Allah] buyuruyor ki: Allah'ın Muhammed'e indirdiği Kitab'ı tasdik edenler; {وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ} “-ki o Rablerinden gelen haktır- [Allah] onların kötülüklerini örtmüştür.” [Allah] buyuruyor ki: Allah, bu yaptıklarından ötürü onların işlemiş olduğu kötü amelleri silmiş, bundan dolayı onları muaheze etmemiş ve cezalandırmamıştır; {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} “ve hallerini düzeltmiştir.” [Allah] buyuruyor ki: Dünyada dostları nezdindeki işlerini ve durumlarını düzeltmiş; ahirette ise onları cennetlerinde ebedî nimetlere ve daimi bekaya vâris kılarak [hallerini ıslah etmiştir].

79461. Metin

وذُكر أنه عُنِى بقولِه: {الَّذِينَ كَفَرُوا} الآية، أهلُ مكةَ، {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ} الآية، أهلُ المدينةِ.

Rivayet edildiğine göre, {الَّذِينَ كَفَرُوا} “İnkâr edenler” âyetiyle Mekkeliler; {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ} “İman edip salih ameller işleyenler” âyetiyle ise Medineliler kastedilmiştir.

79462. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

79463. Metin

حدَّثني إسحاقُ بن وهبٍ الواسطيُّ، قال: ثنا عبيدُ الله بنُ موسى، قال: أخبَرنا

Bana İshak b. Vehb el-Vâsıtî anlattı, dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ anlattı, dedi ki: Bize haber verdi:

79464. Metin

إسرائيلُ، عن أبي القتَّاتِ، عن مجاهدٍ، عن عبدِ اللهِ بن عباسٍ في قولِه: {الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ}. قال: نزَلت في أهلِ مكةَ، {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ}. قال: الأنصارُ (¬١).

İsrâil, Ebû'l-Kattât'tan, o Mücâhid'den, o da Abdullah b. Abbâs'tan {الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ} “İnkâr edenler ve Allah'ın yolundan alıkoyanlar” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etti: “Mekke halkı hakkında inmiştir; {وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ} “İman edip salih ameller işleyenler” ise Ensâr'dır.” (¬١)

79465. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في معنى قولِه: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ}. قال أهلُ التأويلِ.

{وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} “ve hallerini düzeltmiştir” kavlinin anlamı hakkında bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.

79466. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

79467. Metin

حدَّثني إسحاقُ بنُ وهبٍ الواسطيُّ، قال: ثنا عبيدُ اللهِ بنُ موسى، قال: ثنا إسرائيلُ، عن أبي يحيى القتّاتِ، عن مجاهدٍ، عن عبدِ اللهِ بن عباسٍ: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ}. قال: أمْرَهم (¬١).

Bana İshak b. Vehb el-Vâsıtî anlattı, dedi ki: Bize Ubeydullah b. Mûsâ anlattı, dedi ki: Bize İsrâil, Ebû Yahyâ el-Kattât'tan, o Mücâhid'den, o da Abdullah b. Abbâs'tan nakletti: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} “ve hallerini düzeltmiştir” [ifadesi hakkında]: “İşlerini [düzeltmiştir]” dedi. (¬١)

79468. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ}. قال: شأنَهم (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; bana Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasen anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o Mücâhid'den nakletti: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} “ve hallerini düzeltmiştir” [ifadesi hakkında]: “Durumlarını [düzeltmiştir]” dedi. (¬٢)

79469. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيد، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ}.

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den nakletti: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} “ve hallerini düzeltmiştir”.

79470. Metin

قال: أصلَح حالَهم.

Dedi ki: “Hallerini düzeltmiştir.”

79471. Metin

حدَّثنا محمدُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا محمدُ بنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ}. قال: حالَهم (¬٣).

Bize Muhammed b. Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma'mer'den, o Katâde'den nakletti: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} “ve hallerini düzeltmiştir” [ifadesi hakkında]: “Hallerini [düzeltmiştir]” dedi. (¬٣)

79472. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولِه: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ}. قال: حالَهم (¬١).

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, O'nun: {وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ} “ve hallerini düzeltmiştir” sözü hakkında: “Hallerini [düzeltmiştir]” dedi.1

79474. Metin

والبالُ كالمصدرِ مثلُ الشأنِ، لا يُعرفُ منه فعلٌ، ولا تكادُ العربُ تجمعُه إلا في ضرورةِ شعرٍ، فإذا جمَعُوه قالوا: بالاتٌ.

Bâl (بَال), tıpkı şe'n (شَأْن) gibi masdar hükmündedir; bundan türemiş bir fiil bilinmez. Araplar şiir zarureti dışında bu kelimeyi neredeyse hiç çoğul yapmazlar; çoğul yaptıklarında ise bâlât (بَالَات) derler.

79475. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ (¬٣)}.

Yüce Allah'ın şu âyetinin tefsirine dair açıklama: {ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ} “Bu, inkâr edenlerin bâtıla uymaları, iman edenlerin ise Rablerinden gelen hakka uymalarından ötürüdür. İşte Allah, insanlara kendi durumlarını böyle misallerle anlatır.”

79476. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه: هذا الذي فعَلنا بهذين الفريقين من إضلالِنا أعمالَ الكافِرين، وتكفيرِنا عن الذين آمَنوا وعمِلوا الصالحاتِ - جزاءٌ منا لكلِّ فريقٍ منهم على فعِله؛ أما الكافِرون فأضلَلْنا أعمالَهم، وجعَلناها على غيرِ استقامةٍ وهدًى؛ بأنهم اتَّبعوا الشيطانَ فأطاعوه، وهو الباطلُ.

Zikri yüce olan Allah şöyle buyuruyor: Kâfirlerin amellerini boşa çıkarmak, iman edip salih ameller işleyenlerin de kötülüklerini örtmek suretiyle bu iki gruba yaptığımız bu muamele, her bir gruba kendi yaptıklarının tarafımızdan verilmiş bir karşılığıdır. Kâfirlere gelince; şeytana uyup ona itaat ettikleri ve o da bâtıl olduğu için onların amellerini boşa çıkardık ve onları istikametsiz ve hidayetsiz kıldık.

79477. Metin

كما حدَّثني زكريا بنُ يحيى بن أبي زائدةَ وعباسُ بنُ محمدٍ، قالا: ثنا حجاجُ بنُ محمدٍ، قال: قال ابن جُرَيجٍ: أخبَرنى خالدٌ أنه سمِع مجاهدًا يقولُ: {ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ}. قال: الباطلُ الشيطانُ (¬٢).

Nitekim bana Zekeriyyâ b. Yahyâ b. Ebî Zâide ve Abbâs b. Muhammed anlattılar, dediler ki: Bize Haccâc b. Muhammed anlattı, dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: Hâlid bana, Mücâhid'i şöyle derken işittiğini haber verdi: {ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ} “Bu, inkâr edenlerin bâtıla uymalarından ötürüdür.” Dedi ki: “Bâtıl, şeytandır.” (¬٢)

79478. Metin

وأما المؤمنون فكفَّرنا عنهم سيئاتِهم، وأصلَحنا لهم حالَهم؛ بأنهم اتَّبعوا الحقَّ الذي جاءَهم من ربِّهم، وهو محمدٌ ﷺ، وما جاءَهم به من عندِ ربِّه من النورِ والبرهانِ (¬٣)، {كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ}. يقولُ ﷿: كما بيَّنتُ لكم أيُّها الناسُ فِعلى بفريقِ الكفرِ والإيمانِ، كذلك نمثِّلُ للناسِ الأمثالَ، ونشبِّهُ لهم الأشباهَ، فتُلحِقُ بكلِّ قومٍ من الأمثالِ أشكالًا.

Müminlere gelince; Rablerinden kendilerine gelen hakka -ki o, Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- ve Rabbinin katından getirdiği nur ile hüccettir (¬٣)- uydukları için onların kötülüklerini örttük ve durumlarını düzelttik. {كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ} “İşte Allah, insanlara kendi durumlarını böyle misallerle anlatır.” Azîz ve Celîl olan Allah buyuruyor ki: Ey insanlar! Küfür ve iman ehline yaptığım muameleyi sizlere beyan ettiğim gibi, insanlara misaller verir, benzer durumları onlara benzeterek anlatırız; böylece her topluluğa denk düşen misalleri bağlarız.

79479. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ (٤)}.

Yüce Allah'ın şu âyetinin tevili hakkındaki görüş: {فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ (٤)} “İnkâr edenlerle [savaşta] karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları iyice sindirip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın. Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverin ya da fidye alın; ta ki savaş ağırlıklarını indirsin (sona ersin). İşte böyle! Şayet Allah dileseydi onlardan intikam alırdı; fakat sizi birbirinizle sınamak için [böyle emretti]. Allah yolunda öldürülenlere gelince, [Allah] onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.”

79481. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه لفريقِ الإيمانِ به وبرسولِه: فإذا لقِيتم الذين كَفَروا باللهِ ورسولِه من أهلِ الحربِ، فاضرِبوا رقابَهم.

Zikri yüce olan Allah, Kendisine ve Resulüne iman eden topluluğa şöyle buyurmaktadır: Allah'ı ve Resulünü inkâr eden savaş ehlinden kimselerle karşılaştığınızda, onların boyunlarını vurun.

79482. Metin

وقولُه: {حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ}. يقولُ: حتى إذا غلَبتموهم وقهَرتم من لم تضربوا رقبته منهم، فصاروا في أيديكم أسرَى، {فَشُدُّوا الْوَثَاقَ}. يقولُ: فشُدُّوهم في الوثاقِ؛ كيلا يقتُلوكم، فيهرُبوا منكم.

Yüce Allah'ın {حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ} “Nihayet onları iyice sindirip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın” kavli şöyle demektir: Onlara üstün gelip boynunu vurmadıklarınızı kahrettiğinizde ve elinizde esir durumuna geldiklerinde; {فَشُدُّوا الْوَثَاقَ} “bağı sıkı bağlayın”. [Allah] buyuruyor ki: Sizi öldürmesinler ve elinizden kaçmasınlar diye onları bağlarla sıkıca bağlayın.

79483. Metin

وقولُه: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً}. يقولُ: فإذا أسَرتموهم بعدَ الإثخانِ؛ فإما أن تَمُنُّوا عليهم بعدَ ذلك بإطلاقِكم إياهم من الأسرِ، وتحرِّروهم بغيرِ عوضٍ ولا فِدْيةٍ، وإما أن يُفادوكم (¬١) فداءً؛ بأن يُعطوكم من أنفسِهم عوضًا حتى تطلِقوهم وتخلُّوا لهم السبيلَ.

Yüce Allah'ın {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız” kavli şöyle demektir: Onları iyice sindirip esir aldığınız zaman; bundan sonra ya onları esaretten salıverip hiçbir karşılık ve fidye almaksızın serbest bırakarak kendilerine lütufta bulunursunuz, ya da onları serbest bırakıp yollarını açmanız için kendileri karşılığında bir bedel vermek suretiyle fidyelerini verirler (¬١).

79484. Metin

واختلَف أهلُ العلمِ في قولِه: {حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً}؛ فقال بعضُهم: هو منسوخٌ نسَخه قولُه: {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} [التوبة: ٥]. وقولُه: {فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ} [الأنفال: ٥٧].

İlim ehli, Yüce Allah'ın {حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Nihayet onları iyice sindirip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın; artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız” kavli hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Bu hüküm mensuhtur; onu {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” [Tevbe: 5] âyeti ile {فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ} “Eğer onları savaşta yakalarsan, arkalarındakileri de ürkütecek şekilde kendilerine ağır bir darbe indir” [Enfâl: 57] âyeti neshetmiştir.

79485. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

79486. Metin

حدَّثنا ابن حميدٍ وابنُ عيسى الدَّامَغانيُّ، قالا: ثنا ابن المباركِ، عن ابن جُرَيجٍ أنه كان يقولُ في قولِه: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً}: نسَخها قولُه: {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} (¬١).

Bize İbn Humeyd ve İbn Îsâ ed-Dâmeğânî anlattı, dediler ki: Bize İbnu'l-Mubârek, İbn Cüreyc'den nakletti; o, [Allah Teâlâ'nın]: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız” kavli hakkında şöyle diyordu: “Bunu [Allah Teâlâ'nın]: {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” kavli neshetmiştir.”1

79488. Metin

حدَّثنا ابن بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن السديِّ: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً}. قال: نسَخها: {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} (¬٢).

Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Süddî'den nakletti: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız” [ifadesi hakkında]: “Bunu {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” âyeti neshetti” dedi. (¬٢)

79489. Metin

حدَّثنا محمدُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً}: نسَخها قولُه: {فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ} (¬٣).

Bize Muhammed b. Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Katâde'den nakletti: “{فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız” âyetini {فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ} “Eğer onları savaşta yakalarsan, arkalarındakileri de ürkütecek şekilde kendilerine ağır bir darbe indir” kavli neshetmiştir.” (¬٣)

79490. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا} إلى قولِه: {وَإِمَّا فِدَاءً}: كان المسلمون إذا لقُوا المشرِكين قاتَلوهم، فإذا أسَروا منهم أسيرًا، فليس لهم إلا أن يُفادُوه، أو يَمُنُّوا عليه ثم يرسِلوه، فنَسَخ ذلك بعدُ قولُه: {فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ}. أي: عِظْ بهم مَن سواهم من الناسِ، {لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ} (¬٤).

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den nakletti; o, {فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا} “İnkâr edenlerle karşılaştığınız zaman...” âyetinden {وَإِمَّا فِدَاءً} “ya da fidye alırsınız” kavline kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: “Müslümanlar müşriklerle karşılaştıklarında onlarla savaşırlardı. Onlardan bir esir aldıklarında, ya fidye karşılığı serbest bırakmaktan ya da karşılıksız salıvermekten başka bir seçenekleri yoktu. Daha sonra bunu {فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ} “Eğer onları savaşta yakalarsan, arkalarındakileri de ürkütecek şekilde kendilerine ağır bir darbe indir” yani: Diğer insanlara onlarla ibret ver ki {لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ} “belki ibret alırlar” kavli neshetti.” (¬٤)

79491. Metin

حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن عبد الكريمِ الجَزَريِّ، قال: كُتِب إلى أبي بكرٍ ﵁ في أسيرٍ أُسِر، فذُكِر أنهم التمَسوه بفداءٍ كذا وكذا، فقال أبو بكرٍ: اقتُلوه، لَقَتْلُ رجلٍ من المشركين أحبُّ إليَّ من كذا وكذا ٥.

Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Abdülkerîm el-Cezerî'den nakletti; o şöyle dedi: Ebû Bekir'e (radıyallâhu anh) esir alınan bir kişi hakkında mektup yazıldı ve onun şu şu miktarda fidye karşılığında talep edildiği belirtildi. Bunun üzerine Ebû Bekir şöyle dedi: “Onu öldürün! Müşriklerden bir adamın öldürülmesi bana şu şu [miktarda fidye]den daha sevimlidir.” 5

79492. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ قولَه: {فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ} إلى آخرِ الآيةِ. قال: الفداءُ منسوخٌ، نسَختها: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ} [التوبة: ٥] إلى: {كُلَّ مَرْصَدٍ} [التوبة: ٥]. قال: فلم يبقَ لأحدٍ من المشركين عهدٌ ولا حرمةٌ بعدَ "براءة"، وانسلاخِ الأشهرِ الحُرمِ (¬١).

Bana Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o İbn Abbâs'tan nakletti: {فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ} “İnkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun” kavlinden âyetin sonuna kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: “Fidye mensuhtur; onu {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ} “Haram aylar çıkınca...” [Tevbe: 5] âyetinden {كُلَّ مَرْصَدٍ} “...her gözetleme yerine” [Tevbe: 5] kavline kadar olan kısım neshetmiştir.” Dedi ki: “Berae (Tevbe Suresi) indikten ve haram aylar çıktıktan sonra artık müşriklerden hiçbiri için ne bir ahit ne de bir dokunulmazlık kalmıştır.” (¬١)

79493. Metin

حُدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا مُعاذٍ يقولُ: أخبرَنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً}: هذا منسوخٌ، نسَخه قولُه: {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ}. فلم يبقَ لأحدٍ من المشركين عهدٌ ولا ذمَّةٌ بعدَ "براءة" (¬٢).

Hüseyin'den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd haber verdi, dedi ki: Dahhâk'ın {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız” kavli hakkında şöyle dediğini işittim: “Bu mensuhtur; onu {فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Haram aylar çıkınca artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” kavli neshetmiştir. Dolayısıyla Berae (Tevbe Suresi) indikten sonra artık müşriklerden hiçbiri için ahit de zimmet de kalmamıştır.” (¬٢)

79494. Metin

وقال آخرون: هي محكمةٌ، وليست بمنسوخةٍ. وقالوا: لا يجوزُ قتلُ الأسيرِ، وإنما يجوز المن عليه والفداءُ.

Diğerleri ise şöyle demiştir: Bu âyet muhkemdir, mensuh değildir. Şöyle demişlerdir: Esirin öldürülmesi caiz değildir; caiz olan sadece karşılıksız salıvermek (menn) veya fidye almaktır.

79495. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

79496. Metin

حدَّثنا ابن المثنى، قال: ثنا أبو عتَابٍ سهلُ بنُ حمادٍ، [قال: ثنا شعبةُ] ٣، قال: ثنا خُلَيدُ ٤ بن جعفرٍ، عن الحسنِ، قال: أُتِىَ الحجاج بأُسارَى، فدفَع إلى ابن عمرَ رجلًا يقتُلُه، فقال ابن عمرَ: ليس بهذا أُمرنا، قال الله ﷿: {إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً}. قال ٥: البكاءُ بين يديه. فقال الحسنُ: لو كان

Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Ebû Attâb Sehl b. Hammâd anlattı, [dedi ki: Bize Şu‘be anlattı]3, dedi ki: Bize Huleyd4 b. Ca‘fer, Hasan[-ı Basrî]'den anlattı; o şöyle dedi: Haccâc'a esirler getirildi; o da öldürmesi için İbn Ömer'e bir adam verdi. Bunun üzerine İbn Ömer: "Biz bununla emrolunmadık. Azîz ve Celîl olan Allah şöyle buyurmuştur: {إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Onları sindirip etkisiz hâle getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın; artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız.”" dedi. [Ravi] dedi5: Onun huzurunda ağlama... Bunun üzerine Hasan şöyle dedi: Şayet

79497. Metin

هذا وأصحابُه لابتدَروا إليهم (¬١).

ve arkadaşları olsaydı hemen onlara koşarlardı.” (¬١)

79498. Metin

حدَّثنا ابن حميد وابن عيسى الدامغانيُّ، قالا: ثنا ابن المباركِ، عن ابن جُرَيجٍ، عن عطاءٍ أنه كان يكره قتل المشركِ صَبْرًا. قال ويتلو هذه الآيةَ: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} (¬٢).

Bize İbn Humeyd ve İbn Îsâ ed-Dâmeğânî anlattılar, dediler ki: Bize İbnü'l-Mübârek, İbn Cüreyc'den, o Atâ'dan nakletti; Atâ, müşrikin hapsedilerek (sabr yoluyla) öldürülmesini mekruh görürdü. [Ravi] dedi ki: Ve şu âyeti okurdu: {فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً} “Artık bundan sonra ya karşılıksız salıverirsiniz ya da fidye alırsınız.” (¬٢)

79499. Metin

حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن الحسنِ، قال: لا تُقتَلُ الأُسارى إلا في الحرب؛ يُهيَّبُ بهم العدوُّ (¬٣).

Bize İbn Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Hasen'den nakletti; [Hasen] dedi ki: “Esirler ancak düşmana korku salmak amacıyla savaş esnasında öldürülür.” (¬٣)

79500. Metin

قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمر، قال: كان عمرُ بنُ عبدِ العزيزِ يَفديهم الرجلَ بالرجلِ (¬٤)، وكان الحسنُ يكرَهُ أن يُفادَى بالمالِ (¬٥).

Dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den nakletti; dedi ki: Ömer b. Abdilazîz, esirleri bire bir adam karşılığında fidye ile takas ederdi (¬٤); Hasen ise mal karşılığında fidye verilmesini mekruh görürdü (¬٥).

79501. Metin

قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن رجل من أهلِ الشامِ ممن كان يحرُسُ عمرَ بنَ عبدِ العزيزِ، وهو من بني أسدٍ، قال: ما رأيتُ عمرَ ﵀ قتل أسيرًا إلا واحدًا من التُّركِ؛ كان جِيء بأُسارى من التركِ، فأمَر بهم أن يُسترَقُّوا، فقال رجلٌ ممن جاء بهم: يا أمير المؤمنين، لو كنتَ رأيتَ هذا - لأحدِهم - وهو يقتل المسلمين لكثُر بكاؤُك عليهم. فقال عمرُ: فدونَك فاقتُلْه. فقام إليه فقتَله ٦.

[İbn Cerîr] dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Ömer b. Abdilazîz'in muhafızlığını yapan Şam ehlinden ve Benî Esed'den olan bir adamdan nakletti; [o adam] dedi ki: Ömer'in -rahimehullâh- Türklerden biri dışında hiçbir esiri öldürdüğünü görmedim. [Şöyle ki:] Türklerden esirler getirilmişti; Ömer onların köleleştirilmesini emretti. Onları getirenlerden bir adam: "Ey Müminlerin Emîri! Şayet bunu -[esirlerden] birini kastederek- Müslümanları öldürürken görmüş olsaydın, onlara çok ağlardın!" dedi. Bunun üzerine Ömer: "Al işte, haydi onu öldür!" buyurdu. [Adam da] kalkıp onun yanına gitti ve onu öldürdü 6.

79502. Metin

والصوابُ مِن القولِ عندَنا في ذلك أن هذه الآيةَ محكمةٌ غيرُ منسوخةٍ، وذلك أن صفة الناسخ والمنسوخ ما قد بينا في غير موضعٍ [مِن كُتُبِنا] (¬١) أنه ما لم يَجْزِ اجتماعُ حكمَيْهما في حالٍ واحدةٍ، أو ما قامت الحجة بأنَّ أحدهما ناسخٌ الآخرَ، وغيرُ مستنكَرٍ أن يكون جَعْلُ الخيارِ في المنِّ والفداءِ والقتلِ إلى رسولِ اللهِ ﷺ، وإلى القائمين بعده بأمر الأمةِ، وإن لم يكنِ القتلُ مذكورًا في هذه الآيةِ؛ لأنه قد أُذِن بقتلِهم في آيةٍ أخرى، وذلك قولُه: {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} الآية. بل ذلك كذلك؛ لأن رسولَ اللهِ ﷺ كذلك كان يفعَلُ في من صار أسيرًا في يدِه من أهلِ الحربِ، فيقتُلُ بعضًا، ويُفادِى ببعضٍ، ويمُنُّ على بعضٍ، مثلَ يومِ بدرٍ؛ قتَل عقبةَ بنَ أبي مُعَيطٍ وقد أُتِى به أسيرًا، وقتَل بني قُرَيظةَ وقد نزَلوا على حكمِ سعدٍ، وصاروا في يدِه سِلمًا، وهو على فدائِهم والمنِّ عليهم قادرٌ، وفادَى بجماعةٍ أُسارى المشركين الذين أُسروا ببدرٍ، ومنَّ على ثُمامةَ بن أُثَالٍ الحنفىٍ وهو أسيرٌ في يده، ولم يزَلْ ذلك ثابتًا من سِيَرِه في أهل الحربِ، من لَدُنْ أذِن اللهُ له بحربِهم إلى أن قبَضه إليه ﷺ، دائمًا ذلك فيهم. وإنما ذكر جلَّ ثناؤُه في هذه الآيةِ المنَّ والفداءَ في الأُسارى، فخصَّ ذكرَهما فيها؛ لأن الأمرَ بقتلِهما والإذنَ منه بذلك قد كان تقدَّم في سائرِ آيِ تنزيلِه مكرَّرًا، فأعلَم نبيَّه ﷺ بما ذكَر في هذه الآيةِ من المنِّ والفداءِ ما له فيهم، مع القتلِ.

Bize göre bu konudaki doğru görüş şudur: Bu âyet muhkemdir, mensuh değildir. Zira nâsih ve mensuhun niteliği -[kitaplarımızın] başka yerlerinde açıkladığımız üzere- (¬١) aynı anda iki hükmün bir arada bulunmasının caiz olmaması yahut birinin diğerini neshettiğine dair kesin bir delilin bulunmasıdır. Karşılıksız salıverme, fidye alma ve öldürme hususundaki muhayyerliğin Resûlullah'a -sallallâhu aleyhi ve sellem- ve ondan sonra ümmetin işini üstlenen idarecilere bırakılmış olması uzak bir ihtimal değildir; her ne kadar öldürme bu âyette zikredilmemiş olsa da. Çünkü başka bir âyette onların öldürülmesine izin verilmiştir ki o da: {فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ} “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” âyetidir. Bilakis durum böyledir; zira Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- eline esir düşen savaş ehli hakkında böyle davranırdı: Kimini öldürür, kimini fidye karşılığı bırakır, kimine de karşılıksız lütufta bulunup salıverirdi. Nitekim Bedir günü esir olarak getirilen Ukbe b. Ebî Muayt'ı öldürmüş; Sa'd'ın hükmüne razı olup teslim olarak eline düşen Benî Kurayza'yı -onları fidye ile bırakmaya veya karşılıksız salıvermeye gücü yettiği halde- öldürmüş; Bedir'de esir alınan müşrik esirlerden bir grubu fidye karşılığı serbest bırakmış; elinde esir bulunan Sümâme b. Üsâl el-Hanefî'ye ise lütufta bulunup karşılıksız salıvermiştir. Allah'ın kendilerine karşı savaşmaya izin verdiği andan vefat edene kadar Resûlullah'ın -sallallâhu aleyhi ve sellem- savaş ehli hakkındaki sünneti ve tatbikatı bu şekilde sabit kalmış ve hep böyle devam etmiştir. Şanı yüce olan Allah bu âyette esirler hakkında sadece karşılıksız salıvermeyi ve fidyeyi zikredip bunları tahsis etmiştir; çünkü öldürme emri ve buna dair izin, vahyin diğer âyetlerinde mükerrer olarak önceden geçmişti. Dolayısıyla bu âyette zikrettiği karşılıksız salıverme ve fidye ile Peygamberine -sallallâhu aleyhi ve sellem- öldürmenin yanı sıra onlar hakkında sahip olduğu diğer hakları bildirmiştir.

79503. Metin

وقولُه: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا}. يقولُ تعالى ذكرُه: فإذا لقِيتم الذين كفَروا فاضرِبوا رقابَهم، وافعَلوا بأَسراهم ما بيَّنتُ لكم، حتى تضعَ الحربُ آثَامَها ٢ وأثقالَ أهلِها المشرِكين بالله، بأن يتوبوا إلى الله من شركِهم فيؤمنوا به وبرسولِه،

Allah Teâlâ'nın: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا} “Ta ki harp ağırlıklarını bırakıncaya kadar” kavline gelince; Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: İnkâr edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun ve harp, günahlarını2 ve Allah'a ortak koşan mensuplarının ağırlıklarını -şirklerinden Allah'a tövbe edip O'na ve Resûlüne iman etmeleri suretiyle- bırakıncaya kadar esirleri hakkında size açıkladığım muameleyi uygulayın;

79504. Metin

ويطيعوه في أمرِه ونهيِه، فذلك وضعُ الحربِ أوزارَها. وقيل: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا}. والمعنى: حتى تُلْقِىَ الحربُ أوزارَ أهلِها. وقيل: معنى ذلك: حتى يضعَ المحاربُ أوزارَه.

O'nun emrine ve yasağına itaat etmeleriyle olur. İşte bu, harbin ağırlıklarını bırakmasıdır. Şöyle de denilmiştir: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا} “Ta ki harp ağırlıklarını bıraksın” kavlinin anlamı: Harp, ehlinin ağırlıklarını atıncaya kadardır. Bir diğer görüşe göre bunun anlamı: Savaşan kimse silahını ve ağırlıklarını bırakıncaya kadardır.

79505. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.

79506. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

79507. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا}. قال: حتى يخرج عيسى ابن مريمَ، فيُسلمَ كلُّ يهوديٍّ ونصرانيٍّ وصاحبِ ملةٍ، وتأمَنَ الشاةُ من الذئبِ، ولا تَقرِضَ فأرةٌ جرابًا، وتذهبَ العداوةُ من الأشياءِ كلِّها؛ ذلك ظهور الإسلامِ على الدينِ كلِّه، وينعَمَ الرجلُ المسلمُ، حتى تقطُرَ (¬١) رجلُه دمًا إذا وضَعها (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا} “Ta ki harp ağırlıklarını bıraksın” kavli hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: Meryem oğlu Îsâ çıkıp her Yahudi, Hristiyan ve din mensubu Müslüman oluncaya, koyun kurttan emin oluncaya, hiçbir fare bir dağarcığı kemirmez hale gelinceye ve her şeyden düşmanlık kalkıncaya kadar. İşte bu, İslâm'ın bütün dinlere üstün gelmesidir. [Öyle ki] Müslüman kişi o kadar bolluk ve nimet içinde olur ki, ayağını yere koyduğunda ayağından kan damlar (¬١) (¬٢).

79508. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادة قولَه: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا}: حتى لا يكونَ شركٌ.

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin şöyle dediğini rivayet etti: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا} “Ta ki harp ağırlıklarını bıraksın”, yani hiçbir şirk kalmayıncaya kadar.

79509. Metin

حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا}. قال: حتى لا يكونَ شركٌ (¬٣).

Bize İbn Abdil'a'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den rivayet etti: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا} “Ta ki harp ağırlıklarını bıraksın”. [Katâde] dedi ki: Hiçbir şirk kalmayıncaya kadar (¬٣).

79510. Metin

ذكرُ مَن قال: عُنِى بالحربِ في هذا الموضعِ المحاربون

Bu yerde harp ile savaşanların kastedildiğini söyleyenlerin zikri:

79511. Metin

حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا}. قال: الحربُ: مَن كان يقاتِلُهم، سمَّاهم حربًا (¬١).

Bize İbn Abdil'a'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den rivayet etti: {حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا} “Ta ki harp ağırlıklarını bıraksın”. [Katâde] dedi ki: Harp; kendileriyle savaşan kimselerdir, [Allah] onları harp diye isimlendirmiştir (¬١)123.

79513. Metin

وقولُه: {ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ}. يقولُ تعالى ذكرُه: هذا الذي أمَرتُكم به أيُّها المؤمنون من قتلِ المشركين إذا لقيتموهم في حربٍ، وشدِّهم وثاقًا بعدَ (¬٢) قهرِهم، وأسرِهم، و (¬٣) المنِّ والفداءِ حتى تَضَعَ الحربُ أوزارَها - هو الحقُّ الذي ألزَمكم ربُّكم، ولو يشاءُ ربُّكم ويريدُ لانتَصَر من هؤلاء المشركين الذين بيَّن هذا الحكمَ فيهم بعقوبةٍ منه لهم عاجلةٍ، وكفاكم ذلك كلَّه، ولكنه تعالى ذكرُه كرِه (¬٤) الانتصارَ منهم وعقوبتَهم عاجلًا، إلا بأيديكم أيُّها المؤمنون؛ {لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ}. يقولُ: ليختبرَكم بهم فيعلمَ المجاهدين منكم والصابرين، ويبلوَهم بكم فيعاقبَ بأيديكم مَن شاء منهم، [ويَعِظَ (¬٥) مَن شَاء منهم] (¬٦) بمَن أهلَك بأيديكم (¬٧) من شاء منهم حتى يُنيبَ إلى الحقِّ.

Yüce Allah'ın {ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ} “İşte böyle; şayet Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı” kavli şöyle demektir: Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey müminler! Bir savaşta karşılaştığınızda müşrikleri öldürmeniz, onları alt edip esir aldıktan sonra (¬٢) bağlarını sıkıca bağlamanız ve (¬٣) harp ağırlıklarını bırakıncaya kadar karşılıksız salıvermeniz veya fidye almanız hususunda size emrettiğim bu hüküm, Rabbinizin size farz kıldığı haktır. Şayet Rabbiniz dileseydi ve isteseydi, haklarında bu hükmü açıkladığı şu müşriklerden, Kendisinden peşin bir ceza ile intikam alır ve bütün bunları yapma külfetinden sizi kurtarırdı. Fakat zikri yüce olan Allah, onlardan peşin bir intikam alıp cezalandırmayı sadece sizin ellerinizle olmasını dilediği için böyle yapmamıştır (¬٤); {لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ} “Bazınızı bazınızla imtihan etsin diye”. Buyuruyor ki: Sizi onlarla imtihan etsin, böylece içinizdeki mücahitleri ve sabredenleri bilsin; onları da sizinle imtihan etsin, böylece onlardan dilediğini sizin ellerinizle cezalandırsın ve hakka dönünceye kadar onlardan dilediğini, sizin ellerinizle helak ettiği (¬٧) kimselerle [ibret alıp] öğütlensin (¬٥) diye [bunu emretti] (¬٦).

79514. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.

79515. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

79516. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ}: أي واللهِ، بجنودِه الكثيرةِ، كلُّ خلقِه له جندٌ، ولو سلَّط أضعفَ خلقِه لكان جندًا ٨.

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den [şöyle naklettiğini] rivayet etti: {وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ} “Eğer Allah dileseydi elbette onlardan intikam alırdı (cezalarını bizzat verirdi)”, yani: Allah'a yemin olsun ki [bunu] sayısız ordularıyla [yapardı]. O'nun bütün yarattıkları Kendisi için birer ordudur. Şayet yarattıklarının en zayıfını bile [onların üzerine] musallat etseydi, o da [O'nun için] bir ordu olurdu.8

79517. Metin

وقولُه: (والذين قاتَلوا في سبيلِ اللهِ). اختلفت القرأةُ في قراءةِ ذلك؛ فقرَأته عامةُ قرأةِ الحجازِ والكوفةِ: (والذين قاتَلوا) (¬١). بمعنى: حارَبوا المشركين وجاهَدوهم. بالألفِ. وكان الحسنُ البصريُّ فيما ذُكِر عنه يقرؤه: (قُتِّلوا) بضمِّ القافِ وتشديدِ التاءِ (¬٢). بمعنى أنه قتلهم المشركون بعضَهم بعدَ بعضٍ، غيرَ أنه لم يُسمَّ الفاعلون. وذُكِر عن الجحدريِّ عاصمٍ أنه كان يقرَأُ: (قَتَلُوا) بفتحِ القافِ وتخفيف التاءِ (¬٣). بمعنى: والذين قتَلوا المشركين باللهِ. وكان أبو عمرٍو يقرؤُه: وَالَّذِينَ قُتِلُوا بضمِّ القافِ وتخفيفِ التاءِ (¬٤). بمعنى: والذين قتَلهم المشركون. ثم أسقَط الفاعلين، فجعَلهم لم يسمَّ فاعلُ ذلك بهم.

Yüce Allah'ın (والذين قاتَلوا في سبيلِ اللهِ) kavline gelince: Kıraat imamları bunun okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Hicaz ve Kûfe kurrâsının geneli bunu (والذين قاتَلوا) “Allah yolunda savaşanlar” şeklinde elif ile okumuşlardır (¬١); müşriklerle savaştılar ve onlara karşı cihat ettiler anlamında. el-Hasan el-Basrî'den rivayet edildiğine göre o bunu kāf harfinin zammesi ve tâ harfinin şeddesi ile (قُتِّلوا) şeklinde okurdu (¬٢); yani fâilleri açıkça zikredilmeksizin, müşrikler onları peş peşe öldürdü anlamında. el-Cahderî Âsım'dan da bunu kāf harfinin fethası ve tâ harfinin şeddesiz haliyle (قَتَلُوا) şeklinde okuduğu rivayet edilmiştir (¬٣); yani Allah'a şirk koşan müşrikleri öldürenler anlamında. Ebû Amr ise bunu kāf harfinin zammesi ve tâ harfinin şeddesiz haliyle وَالَّذِينَ قُتِلُوا “Öldürülenler” şeklinde okurdu (¬٤); yani müşriklerin öldürdüğü kimseler anlamında. Ardından fâilleri hazfederek kendilerine bu fiili yapanların adı anılmayanlar kılmıştır.

79518. Metin

وأولى القراءاتِ بالصوابِ قراءةُ من قرَأه: (وَالَّذِينَ قاتَلُوا)؛ لاتفاقِ الحجةِ من القرأةِ، وإن كان لجميعِها وجوهٌ مفهومةٌ.

Kıraatlerin doğruya en yakın olanı, kurrâ hüccetinin ittifakından dolayı onu (وَالَّذِينَ قاتَلُوا) şeklinde okuyanın kıraatidir; gerçi hepsinin de anlaşılır yönleri bulunmaktadır.

79519. Metin

وإذ كان ذلك أولى القراءاتِ عندَنا بالصوابِ، فتأويلُ الكلامِ: والذين قاتَلوا منكم أيها المؤمنون أعداءَ اللهِ من الكفارِ في دينِ اللهِ، وفى نُصرةِ ما بُعِث به رسولُه محمدٌ ﷺ من الهدى، فجاهَدوهم في ذلك، {فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ} فلن يجعَلَ اللهُ أعمالَهم التي عمِلوها في الدنيا ضلالًا عليهم، كما أضلَّ أعمالَ الكافرين.

Bu kıraat bize göre doğruya en yakın kıraat olduğuna göre, sözün tevili şöyledir: Ey müminler! Sizden Allah'ın dininde ve Resulü Muhammed'in -sallallâhu aleyhi ve sellem- getirmiş olduğu hidayetin zaferi uğrunda Allah'ın kâfir düşmanlarıyla savaşan ve bu hususta onlara karşı cihat edenlere gelince; {فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ} “[Allah] onların amellerini asla boşa çıkarmaz”. Yani Allah, kâfirlerin amellerini boşa çıkardığı gibi onların dünyada yapmış oldukları amelleri aleyhlerine bir zayi ve sapkınlık kılmaz.

79520. Metin

وذُكِر أن هذه الآيةَ عُنِى بها أهلُ أُحدٍ.

Bu âyetle Uhud ehlinin kastedildiği zikredilmiştir.

79521. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

79522. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ}: ذُكِر لنا أن هذه الآيةَ أُنزِلت يومَ أُحدٍ ورسولُ اللهِ ﷺ في الشِّعبِ، وقد فَشَت فيهم الجراحاتُ والقتلُ، وقد نادَى المشركون يومَئذٍ: اعْلُ هُبَلُ. فنادَى المسلمون: اللهُ أعلى وأجلُّ. فنادَى المشركون: يومٌ بيومٍ، إن الحرب سِجالٌ، إن لنا عُزَّى ولا عُزَّى لكم. قال رسولُ اللهِ ﷺ: "اللَّهُ مَوْلانا ولَا مَوْلَى لكم، إن القَتْلَى مختلِفَةٌ؛ أمَّا قتلانا فأحياءٌ يُرزَقون، وأما قتلاكم ففى النارِ يُعذبون" (¬١).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ} “Allah yolunda öldürülenlerin amellerini [Allah] asla boşa çıkarmaz”. [Katâde dedi ki:] Bize anlatıldığına göre bu ayet, Uhud günü, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem dağ geçidinde (şib) iken ve aralarında yaralanmalar ile ölüm yayıldığında indirilmiştir. O gün müşrikler: «Yücel ey Hübel!» diye seslendiler. Müslümanlar da: «Allah daha yüce ve daha uludur» diye seslendiler. Müşrikler: «[Bu], bir güne karşılık bir gündür; savaş nöbetleşedir. Bizim Uzzâ'mız var, sizin ise Uzzâ'nız yoktur» diye seslendiler. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Allah bizim mevlâmızdır, sizin ise mevlânız yoktur. Şüphesiz öldürülenler bir değildir; bizim öldürülenlerimiz diridirler ve rızıklandırılırlar, sizin öldürülenleriniz ise ateşte azap görürler» buyurdu (¬١).

79524. Metin

حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ}. قال: الذين قُتِلوا يومَ أُحدٍ (¬٢).

Bize İbn Abdil'a'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den rivayet etti: {وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ} “Allah yolunda öldürülenlerin amellerini [Allah] asla boşa çıkarmaz”. [Katâde] dedi ki: Onlar Uhud günü öldürülenlerdir (¬٢).

79525. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ (٥) وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ (٦) يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ (٧)}.

Yüce Allah'ın şu kavlinin tevili hakkındaki söz: {سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ (٥) وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ (٦) يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ (٧)} “Onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir. Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam tutar”.

79526. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه: سيوفِّقُ (¬٣) اللهُ تعالى ذكرُه للعملِ بما يرضَى ويحبُّ - هؤلاء الذين قاتَلوا في سبيلِه، {وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ}: ويُصلِحُ أمرَهم (¬٤) وحالَهم في الدنيا والآخرةِ.

Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Zikri yüce olan Allah, kendi yolunda savaşan bu kimseleri razı olduğu ve sevdiği amelleri işlemeye muvaffak kılacaktır (¬٣). {وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ} “ve durumlarını düzeltecektir”; dünyada ve ahirette onların işlerini (¬٤) ve hallerini ıslah edecektir.

79527. Metin

{وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ}. يقولُ: ويُدخِلُهم اللهُ جنتَه، {عَرَّفَهَا (¬٥)}. يقولُ: عرَّفها لهم وبيَّنها، حتى إن الرجلَ لَيأتى منزلَه منها إذا دخَلها كما كان يأتى منزله في الدنيا، لا يُشكِلُ عليه ذلك.

{وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} “Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır”. Buyuruyor ki: Allah onları cennetine girdirecektir. {عَرَّفَهَا} “tanıttığı” kavli hakkında ise şöyle buyurmaktadır: Orayı onlara tanıtmış ve açıklamıştır; öyle ki kişi cennete girdiğinde, dünyadaki evine gider gibi oradaki konağına gider, bu hususta ona hiçbir şey kapalı kalmaz.

79528. Metin

كما حدَّثنا ابن عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ، عن أبي سعيدٍ الخُدْرِيِّ، قال: إذا نجَّى اللهُ المؤمنين من النارِ حُبِسوا على قنطرةٍ بينَ الجنةِ

Nitekim bize İbn Abdi'l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den1, o Katâde’den2, o da Ebû Saîd el-Hudrî’den3 [nakletti; Ebû Saîd] şöyle dedi: «Allah müminleri cehennemden kurtardığı zaman, cennet4 ile...»5

79529. Metin

والنارِ، فاقتصَّ بعضُهم من بعضٍ مظالمَ كثيرةً كانت بينَهم في الدنيا، ثم يُؤذَنُ لهم بالدخولِ في الجنةِ. قال: فما كان المؤمنُ بأدلَّ بمنزلِه في الدنيا منه بمنزلِه في الجنةِ حينَ يدخُلُها (¬١).

ile cehennem arasındaki bir köprü üzerinde tutulurlar; dünyada aralarında geçen birçok haksızlık sebebiyle birbirlerinden kısas alırlar. Sonra cennete girmelerine izin verilir. Dedi ki: Mümin cennete girdiğinde, oradaki konağını dünyadaki evinden daha iyi tanır (¬١).

79530. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ}. قال: أي منازلَهم فيها (¬٢).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} “Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Yani oradaki konaklarını [onlara tanıtmıştır] (¬٢).

79531. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثنى الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ}. قال: يهتدِى أهلُها إلى بيوتِهم ومساكنِهم وحيثُ قسَم اللهُ لهم، لا يُخطِئون، كأنهم (¬٣) سكانُها (¬٤) منذُ خُلِقوا، لا يستدِلُّون عليها أحدًا (¬٥).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} “Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır” kavli hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: Cennet ehli evlerine, meskenlerine ve Allah'ın kendilerine taksim ettiği yerlere yol bulup giderler, hiç yanılmazlar; sanki yaratıldıklarından beri oranın sakinleri gibidirler (¬٣) (¬٤), orayı bulmak için hiç kimseden yol sormazlar (¬٥).

79532. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولِه: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ}. قال: بلَغنا عن غيرِ واحدٍ، قال: يدخُلُ أهلُ الجنةِ الجنةَ، ولهم أَعْرَفُ بمنازلِهم فيها من منازلِهم في الدنيا التي يختلِفون إليها في عُمُرِ الدنيا. قال: فتلك قولُ اللهِ جلَّ ثناؤُه: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} ٦.

Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ'nın: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} “Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır” kavli hakkında şöyle dedi: Bize birden fazla kişiden rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Cennetlikler cennete girerler ve oradaki konaklarını, dünya hayatı boyunca gidip geldikleri dünyadaki evlerinden çok daha iyi bilirler (tanırlar). [İbn Zeyd] dedi ki: İşte bu, senası yüce olan Allah'ın: {وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ} “Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır” kavlidir 6.

79533. Metin

وقولُه: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ}. يقولُ تعالى ذكرُه: يأيُّها الذين صدَّقوا الله ورسولَه، إن تنصُروا الله؛ بنصركم (¬١) رسولَه محمدًا ﷺ على أعدائِه من أهلِ الكفرِ به، وجهادِكم إياهم معه لتكونَ كلمتُه العُليا - ينصُرْكم عليهم، ويُظفِرْكم بهم، فإنه ناصرٌ دينَه وأولياءَه.

Yüce Allah'ın: {يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ} “Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder” kavline gelince: Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Ey Allah'ı ve Resulünü tasdik edenler! Eğer Allah'a yardım ederseniz -yani O'nun kelimesi en yüce olsun diye Resulü Muhammed'e -sallallâhu aleyhi ve sellem- Allah'ı inkâr eden düşmanlarına karşı yardım ederek (¬١) ve onunla birlikte onlara karşı cihat ederek Allah'a yardım ederseniz-, O da onlara karşı size yardım eder ve sizi onlara galip kılar; zira O, dinine ve dostlarına yardım edendir.

79534. Metin

كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ}: إنه (¬٢) حقٌّ على اللهِ أن يعطىَ مَن سأَله، وينصُرَ مَن نصَره (¬٣).

Nitekim bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin: {إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ} “Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Kendisinden isteyene vermesi ve Kendisine yardım edene yardım etmesi Allah üzerine bir haktır (¬٢) (¬٣).

79535. Metin

وقولُه: {وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ}. يقولُ: ويُقوِّكم (¬٤) عليهم ويُجرِّئْكم؛ حتى لا تَوَلَّوْا عنهم، وإن كثُر عددُهم وقلَّ عددُكم.

Yüce Allah'ın: {وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ} “ve ayaklarınızı sağlam tutar” kavli şöyle demektir: Onların sayısı çok, sizin sayınız az olsa bile onlardan yüz çevirip kaçmamanız için onlara karşı size kuvvet verir (¬٤) ve sizi cesaretlendirir.

79536. Metin

القولُ في تأويل قولِه تعالى: {وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ (٨) ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ (٩)}.

Yüce Allah'ın şu kavlinin tevili hakkındaki söz: {وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ (٨) ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ (٩)} “İnkâr edenlere gelince, yıkım onlara olsun! [Allah] onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemelerinden ötürüdür; Allah da onların amellerini heba etmiştir”.

79537. Metin

يقول تعالى ذكره: والذين كَفَروا باللهِ، فجحدوا توحيدَه، {فَتَعَسًا لَهُمْ}. يقولُ: فخِزيًا لهم وشقاءً وبلاءً.

Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Allah'ı inkâr edip O'nun birliğini reddedenlere gelince, {فَتَعَسًا لَهُمْ} “yıkım onlara olsun”. Buyuruyor ki: Onlara zillet, bedbahtlık ve bela olsun!

79538. Metin

كما حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قولِه: {وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ}. قال: شقاءً لهم (¬٥).

Nitekim bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, {وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ} “İnkâr edenlere gelince, yıkım onlara olsun” kavli hakkında: “Onlara bedbahtlık olsun” demiştir (¬٥).

79539. Metin

وقولُه: {وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ}. [يقولُ: وجعَل أعمالَهم] ٦ معمولةً على غيرِ

O'nun: {وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ} “ve amellerini boşa çıkardı” kavli [hakkında]; [buyuruyor ki: Onların amellerini] 6 ... haricinde bir yol üzere yapılmış

79540. Metin

هدًى ولا استقامةٍ؛ لأنها عُمِلتْ في طاعةِ الشيطانِ لا في طاعةِ الرحمنِ.

çünkü o ameller Rahmân'a itaat uğrunda değil, şeytana itaat uğrunda işlenmiştir.

79541. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.

79542. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

79543. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبرنا ابن وهبٍ، قال: قال ابن زيد في قولِه: {وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ}. قال: الضلالةُ التي أضلَّهم اللهُ؛ لم يهدِهم كما هدَى الآخرين، فإن الضلالةَ التي أخبرك اللهُ: {يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ} [النحل: ٩٣، فاطر: ٨]. قال: وهؤلاء ممن جعَل اللهُ (¬١) عمله ضلالًا.

Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd: {وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ} “[Allah] onların amellerini boşa çıkarmıştır” kavli hakkında şöyle dedi: Bu, Allah'ın onları saptırdığı sapıklıktır; diğerlerini hidayete erdirdiği gibi onları hidayete erdirmemiştir. Zira Allah'ın sana haber verdiği sapıklık şöyledir: {يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ} “Dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir” [en-Nahl: 93, Fâtır: 8]. [İbn Zeyd] dedi ki: İşte bunlar, Allah'ın (¬١) amelini sapkınlık kıldığı kimselerdendir.

79544. Metin

ورُدَّ قولُه: {وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ}. على قولِه: {فَتَعْسًا لَهُمْ}. وهو فعلٌ ماضٍ، و"التعْسُ" اسمٌ؛ لأن "التَعْسَ" وإن كان اسمًا ففى معنى الفعلِ؛ لما فيه من معنى الدعاءِ، فهو بمعنى: أتعَسَهم اللهُ. فلذلك صلَح ردُّ {وَأَضَلَّ} عليه؛ لأن الدعاءَ يَجرِى مَجرَى الأمرِ والنهيِ، وكذلك قولُه: {حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ}. مردودةٌ على أمرٍ مضمَرٍ ناصبٍ لـ "ضَرْبَ".

Yüce Allah'ın {وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ} “ve amellerini boşa çıkarmıştır” kavli, {فَتَعْسًا لَهُمْ} “yıkım onlara olsun” kavline atfedilmiştir. O geçmiş zaman fiili, "et-ta's" ise bir isimdir; zira "et-ta's" isim olsa bile dua anlamı taşıdığı için fiil manasındadır ve “Allah onları helak etsin/yıksın” anlamındadır. Bu sebeple {وَأَضَلَّ} kavlinin ona atfedilmesi uygun olmuştur; çünkü dua, emir ve nehiy hükmündedir. Aynı şekilde {حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ} “Nihayet onları sindirip üstün geldiğinizde bağı sıkı bağlayın” kavli de "darb" kelimesini nasb eden gizli bir emre atfedilmiştir.

79545. Metin

وقوله: {ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ}. يقولُ تعالى ذكرُه: هذا الذي فعَلنا بهم من الإتعاسِ وإضلالِ الأعمالِ؛ من أجلِ أنهم كرِهوا كتابَنا الذي أنزَلناه إلى نبيِّنا محمدٍ ﷺ وسخِطوه، فكذَّبوا به وقالوا: هو (¬٢) سحرٌ مبينٌ.

Yüce Allah'ın: {ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ} “Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemelerinden ötürüdür” kavline gelince: Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Onları helak etmek ve amellerini boşa çıkarmak suretiyle kendilerine yaptığımız bu muamele, Peygamberimiz Muhammed'e -sallallâhu aleyhi ve sellem- indirdiğimiz Kitabımızı kerih görüp ona öfkelenmelerinden, onu yalanlayıp “Bu (¬٢) apaçık bir büyüdür” demelerinden ötürüdür.

79546. Metin

وقولُه: {فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ}. يقولُ: فأبطَل أعمالَهم التي عمِلوها في الدنيا، وذلك عبادتُهم الآلهةَ، لم ينفَعْهم اللهُ بها في الدنيا ولا في الآخرةِ، بل أوبَقَهم بها فأصْلاهم سعيرًا، وهذا حكْمُ اللهِ ﷻ في جميعِ مَن كفَر به من

Yüce Allah'ın: {فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ} “Böylece [Allah] onların amellerini boşa çıkardı” kavline gelince: [Cenâb-ı Hak] buyuruyor ki: [Allah], dünyada yaptıkları amelleri -ki bu onların ilahlara tapınmalarıdır- boşa çıkarmıştır. Allah bu [amelleri] dünyada da ahirette de kendilerine faydalı kılmamış, bilakis bunlar sebebiyle onları helak edip çılgın bir ateşe yaslamıştır. Bu2, Allah'ın -celle celâluhû-1 O'nu inkâr eden...

79547. Metin

أجناس الأممِ، كما قال قتادةُ.

bütün ümmet türleri hakkında Allah'ın -celle celâluhû- hükmüdür.

79548. Metin

حدَّثنا ابن عبد الأعلى، قال: ثنا ابن ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {فَتَعْسًا لَهُمْ}. قال: هي عامةٌ للكفارِ (¬١).

Bize İbn Abdil'a'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den: {فَتَعْسًا لَهُمْ} “Yıkım onlara olsun” kavli hakkında rivayet etti, [Katâde] dedi ki: Bu bütün kâfirler için geneldir (¬١).

79549. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا (١٠)}.

Yüce Allah'ın şu kavlinin tevili hakkındaki söz: {أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا (١٠)} “Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar? Allah onları yerle bir etti. O kâfirlere de bunların benzerleri vardır”.

79550. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه: أفلم يَسِرْ هؤلاء المكذَّبون محمدًا ﷺ، المنكِرو ما أَنزَلْنا عليه من الكتاب، في الأرضِ سَفْرًا؟ وإنما هذا توبيخٌ من الله لهم؛ لأنهم قد كانوا يسافِرون إلى الشامِ فيرَون نقمةَ اللهِ التي أحلَّها بأهلِ حِجْرٍ مِن ٢ ثمودَ، ويرون في سَفَرِهم إلى اليمنِ ما أحلَّ اللهُ بسَبَأٍ، فقال لنبيِّه ﵊ وللمؤمنين به: أفلم يَسِرْ هؤلاء المشركون سَفْرًا في البلادِ، فينظُروا كيف كان عاقبةُ تكذيبِ ٣ الذين من قبلهم من الأمم المكذبة رسلها، الرادَّةِ نصائحها، ألم نُهلكها فندمِّرْ عليها منازلها ونخربها، فيتعظوا بذلك، ويحذروا أن يفعل الله ذلك في تكذيبِهم إياه، فيُنيبوا إلى طاعةِ اللهِ في تصديقِك؟ ثم توعَّدَهم جلَّ ثناؤُه، وأخبَرهم [إن هم] ٤ أقاموا على تكذيبِهم رسولَه، أنه مُحِلٌّ بهم من العذابِ ما أحلَّ بالذين كانوا من قبلِهم من الأممِ، فقال: {وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا}. يقولُ: وللكافرين من قريشٍ المكذِّبي رسولِ اللهِ ﷺ من العذابِ العاجلِ، أمثالُ عاقبةِ تكذيبِ الأممِ الذين كانوا من قبلِهم رسلَهم، على تكذيبِهم رسولَه محمدًا ﷺ.

Zikri yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanlayan, ona indirdiğimiz Kitab'ı inkâr eden bu kimseler yeryüzünde bir yolculuk yapıp gezmediler mi? Bu, Allah'tan onlara bir azarlamadır; zira onlar Şam'a yolculuk yapıyor, Allah'ın Semûd kavminden 2 Hicr halkına indirdiği azabı görüyorlar ve Yemen'e yaptıkları yolculukta da Allah'ın Sebe' kavminin başına getirdiklerini görüyorlardı. Bunun üzerine [Allah], Peygamberine aleyhisselâm ve ona inanan müminlere şöyle buyurdu: Bu müşrikler beldelerde bir yolculuk yapıp gezmediler mi ki, kendilerinden önceki peygamberlerini yalanlayan, onların öğütlerini geri çeviren ümmetlerin [bu] yalanlamalarının 3 akıbetinin nasıl olduğuna bir baksınlar? Biz onları helâk edip evlerini başlarına yıkmadık ve oraları harabeye çevirmedik mi ki, bundan ibret alsınlar ve O'nu yalanlamaları sebebiyle Allah'ın [benzerini] kendilerine de yapmasından sakınsınlar da seni tasdik ederek Allah'a itaate yönelsinler? Sonra şânı yüce olan [Allah] onları tehdit etti ve eğer Elçisini yalanlamayı sürdürürlerse [şayet onlar] 4, kendilerinden önceki ümmetlerin başına indirdiği azabı onların da başına indireceğini haber vererek şöyle buyurdu: {وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا} “O kâfirlere de bunların benzerleri vardır”. Şunu demektedir: Allah'ın Elçisi sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanlayan Kureyş kâfirlerine de Elçisi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i yalanlamaları sebebiyle, kendilerinden önceki ümmetlerin peygamberlerini yalanlamalarının akıbeti gibi peşin bir azap vardır.

79551. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.

79552. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

79553. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاء، جميعا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولهِ: {وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا}. قال: مِثلُ ما دُمِّرَت به القرونُ الأولى. وعيدٌ من اللهِ لهم (¬١).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in: {وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا} “O kâfirlere de bunların benzerleri vardır” kavli hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: Önceki nesillerin helak edildiği şeylerin benzeri [onlara da vardır]. Bu, Allah'tan onlara bir tehdittir (¬١).

79554. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ (١١) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْأَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ (١٢)}.

Yüce Allah'ın şu kavlinin tevili hakkındaki söz: {ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ (١١) إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْأَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ (١٢)} “Bu, Allah'ın iman edenlerin mevlası olmasından ve kâfirlerin hiçbir mevlası bulunmamasındandır. Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise zevklenirler ve hayvanların yediği gibi yerler; onların varacağı yer ise ateştir”.

79555. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه: هذا الفعلُ الذي فعَلنا بهذين الفريقين؛ فريقِ الإيمانِ وفريقِ الكفرِ؛ من نُصرتِنا فريقَ الإيمانِ بالله وتثبيتِنا أقدامَهم، وتدميرِنا على فريقِ الكفرِ، {بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا}. يقولُ: من أجلِ أن اللَّهَ وليُّ مَنْ آمَن به وأطاع رسولَه.

Zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Bu iki gruba; iman grubuna ve küfür grubuna yaptığımız bu muamele -yani Allah'a iman eden gruba yardım etmemiz, onların ayaklarını sağlam tutmamız ve küfür grubunu helak edip yerle bir etmemiz-, {بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا} “Allah'ın iman edenlerin mevlası olmasından” dolayıdır. Buyuruyor ki: Allah'ın, Kendisine iman edip Resulüne itaat eden kimsenin dostu ve yardımcısı olmasından ötürüdür.

79556. Metin

كما حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا}. قال: وَلِيُّهم (¬٢).

Nitekim bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in: {بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا} “Allah'ın iman edenlerin mevlası olmasından” kavli hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: Onların velisidir (¬٢).

79557. Metin

وقد ذكر لنا أن ذلك في قراءةِ عبدِ اللهِ: (ذلكَ بأنَّ الله وَلِيُّ الَّذِين آمَنُوا) ٣.

Bize rivayet edildiğine göre bu [ayet], Abdullah [b. Mes‘ûd]’un kıraatinde: (ذلكَ بأنَّ الله وَلِيُّ الَّذِين آمَنُوا) [Bu, Allah'ın iman edenlerin velisi olmasındandır] şeklindedir.3

79558. Metin

وأنَّ التي في "المائدةِ"، التي هي في مصاحفِنا: {إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ} [المائدة: ٥٥]: (إنَّمَا مَوْلاكُمُ اللَّهُ) في قراءتِه.

Ve mushaflarımızda bulunan Mâide Suresi'ndeki {إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ} [Mâide: 55] “Sizin veliniz ancak Allah ve Resulüdür” ayeti de onun kıraatinde (إنَّمَا مَوْلاكُمُ اللَّهُ) “Sizin mevlanız ancak Allah'tır” şeklindedir.

79559. Metin

وقولُه: {وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ}. يقولُ: وبأن الكافرين باللهِ لا وليَّ لهم ولا ناصرَ.

Ve O'nun: {وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ} kavline gelince; buyuruyor ki: Ve Allah'ı inkâr edenlerin hiçbir velisi ve yardımcısı bulunmamasındandır.

79560. Metin

وقولُه: {إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ}. يقولُ تعالى ذكرُه: إن الله له الألوهةُ التي لا تنبغِي لغيرِه، يُدخِلُ الذين آمَنوا باللهِ وبرسولِه بساتينَ تجرِى من تحتِ أشجارِها الأنهارُ، يفعَلُ ذلك بهم تكرِمةً على إيمانهم به وبرسولِه.

Ve O'nun: {إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ} kavline gelince; zikri yüce olan Allah buyuruyor ki: Şüphesiz başkasına asla layık olmayan ulûhiyetin sahibi olan Allah, Kendisine ve Resulüne iman edenleri ağaçlarının altından ırmaklar akan bahçelere girdirecektir; bunu da Kendisine ve Resulüne olan imanlarına bir ikram olarak onlara yapacaktır.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.