"Ven-Necm" Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

82114. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

82115. Metin

تفسيرُ سورةِ "والنجمِ"

Necm Suresi'nin Tefsiri

82116. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

82117. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (١) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى (٢)}.

Allah Azze ve Celle'nin şu buyruğunun teviline dair açıklama: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (١) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى (٢)} “Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız sapmadı ve bâtıla yönelmedi.”

82118. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: اختَلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ قولِه: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى}؛ فقال بعضُهم: عُنِي بالنَّجمِ الثُّريَّا، وعُنِي بقولِه: {إِذَا هَوَى}: إذا سقَط. قالوا: وتأويلُ الكلامِ: والثُّريَّا إذا سقَطت.

Ebû Ca‘fer rahimehullâh şöyle dedi: Tevil ehli, {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun” buyruğunun tevilinde ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazısı: Yıldız ile Ülker yıldızı (Süreyyâ), {إِذَا هَوَى} “battığı zaman” ifadesiyle de onun batıp kaybolması kastedilmiştir demiştir. Onlar: Sözün tevili, 'Battığı zaman Ülker yıldızına andolsun' şeklindedir demişlerdir.

82119. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

82120. Metin

حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا وَرقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ ﷿: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى}. قال: إذا سقَطَتِ الثُّريَّا مع الفجرِ (¬١).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den Allah Azze ve Celle'nin: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun” buyruğu hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "Fecirle birlikte Ülker yıldızı battığı vakittir" (¬١).

82121. Metin

حدَّثنا ابنُ حُميد، قال: ثنا مِهرانُ، عن سفيانَ: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى}. قال: الثُّريَّا (¬٢). وقال مجاهدٌ: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى}. قال: سقوطُ الثُّريَّا.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun” hakkında rivayet etti; o: "Ülker yıldızıdır" dedi (¬٢). Mücâhid de: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun” hakkında: "Ülker yıldızının batmasıdır" demiştir.

82122. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ قولَه: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى}. قال: إذا انْصَبَّ ٣.

Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, [o da] dedi ki: Bana amcam rivayet etti, [o da] dedi ki: Bana babam, babasından, [o da] İbn Abbâs'tan [rivayet etti; o]: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun” [ayeti] hakkında: "Aşağı doğru döküldüğü (kayıp indiği) zaman" dedi.3

82123. Metin

وقال آخرون: بل (¬١) معنى ذلك: والقرآنِ إذا نزَل.

Başkaları ise şöyle dedi: Aksine (¬١) bunun manası: 'İndiği zaman Kur'an'a andolsun' demektir.

82124. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

82125. Metin

حدَّثني زيادُ بنُ عبدِ اللهِ الحسَّانيُّ (¬٢) أبو الخطابِ، قال: ثنا مالكُ بنُ سُعَيْرٍ، قال: ثنا الأعمشُ، عن مجاهدٍ في قولِه: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى}. قال: القرآنِ إذا نزَل (¬٣).

Bana Ziyâd b. Abdillâh el-Hassânî (¬٢) Ebu'l-Hattâb rivayet edip dedi ki: Bize Mâlik b. Suayr rivayet edip dedi ki: Bize el-A‘meş, Mücâhid'den onun: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun” buyruğu hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "İndiği zaman Kur'an'dır" (¬٣).

82126. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (١) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى}. قال: قال عُتْبةُ بنُ أبي لهبٍ: كَفَرتُ بربِّ النَّجمِ. فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "أمَا تخافُ أن يأكُلَك كَلْبُ اللَّهِ". قال: فخرَج في تجارةٍ إلى اليمنِ، فبينا (¬٤) هم قد عرَّسوا (¬٥)، إذ سمِع صوتَ الأسدِ، فقال لأصحابِه: إنِّي مأكولٌ. فأحْدَقوا به، وضُرِب على أَصْمِخَتِهم (¬٦) فناموا، فجاء حتى أَخَذَه، فما سَمِعوا إلَّا صوتَه (¬٧).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den [rivayet etti]: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (١) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız sapmadı ve bâtıla yönelmedi.” [Katâde] dedi ki: Utbe b. Ebî Leheb: 'Necm'in Rabbini inkâr ettim!' dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah'ın köpeğinin seni yemesinden korkmuyor musun?" buyurdu. [Katâde] dedi ki: [Utbe] Yemen'e bir ticaret yolculuğuna çıktı. Gecelemek üzere konakladıkları (¬٥) bir sırada (¬٤) aslanın sesini duydu ve arkadaşlarına: 'Beni mutlaka yiyecek!' dedi. Bunun üzerine çevresini kuşattılar. Ancak kulaklarına ağırlık verildi (¬٦) ve uyuyakaldılar. Derken [aslan] gelip onu yakaladı; arkadaşları sadece onun sesini duydular (¬٧).

82127. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا محمدُ بنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ، أن النبيَّ ﷺ تلا: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى}. فقال ابنٌ لأبي لَهبٍ - حَسِبتُه قال: اسمُه عُتبةُ -: إني ٨ كفَرتُ بربِّ النَّجمِ. فقال النبيُّ ﷺ: "احْذرْ لا يأْكُلْكَ

Bize İbn Abdi'l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Sevr, Ma‘mer'den, o da Katâde'den [rivayet etti ki]: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى} “Battığı zaman yıldıza andolsun” [ayetini] okudu. Bunun üzerine Ebû Leheb'in bir oğlu -[Katâde] onun adının Utbe olduğunu söylediğini sanıyorum-: "Ben 8 Necm'in Rabbini inkâr ettim!" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de: «Sakın [kendini kolla], seni yemesin...» buyurdu.

82128. Metin

كَلْبُ اللَّهِ". قال: فضرَب هامتَه. قال: وقال ابنُ طاوسٍ عن أبيه: إن النبيَّ ﷺ قال: "ألَا تخافُ (¬١) أن يُسَلِّطَ اللَّهُ عليك كلبَه؟ ". فخرَج ابنُ أبي لهبٍ مع ناسٍ في سفرٍ، حتى إذا كانوا ببعضِ الطريقِ سَمِعوا صوتَ الأسدِ فقال: ما هو إلا يُريدُني. فاجْتَمَع أصحابُه حولَه، وجعَلوه في وَسَطِهم، حتى إذا ناموا جاء الأسدُ (¬٢)، فأخَذه من بينِهم (¬٣).

Allah'ın köpeği!" buyurdu. [Ravi] dedi ki: [Aslan] onun başını parçaladı. [Ravi] dedi ki: İbn Tâvûs babasından şöyle nakletti: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah'ın, köpeğini senin üzerine musallat etmesinden korkmuyor musun (¬١)?" buyurdu. Ebû Leheb'in oğlu bir grup insanla bir yolculuğa çıktı. Yolun bir yerine vardıklarında aslanın sesini duydular. Bunun üzerine [Utbe]: 'O sadece beni istiyor!' dedi. Arkadaşları etrafında toplandılar ve onu ortalarına aldılar. Nihayet uyuduklarında aslan geldi (¬٢) ve onu aralarından çekip aldı (¬٣).

82129. Metin

وكان بعضُ أهلِ المعرفةِ بكلامِ العربِ مِن أهلِ البصرةِ (¬٤) يقولُ: عُني بقولِه: {وَالنَّجْمِ}: والنُّجومِ. وقال: ذهَب إلى لفظِ الواحدِ وهو في معنى الجميعِ. واستَشْهَد لقولِه ذلك ببيتِ (¬٥) راعي الإبلِ (¬٦):

Basralılardan Arap dilini bilen bazı kimseler (¬٤) şöyle derdi: {وَالنَّجْمِ} buyruğuyla yıldızlar kastedilmiştir. Dedi ki: Çoğul manasında olduğu halde tekil lafzına gitmiştir. Bu sözüne Râi'l-İbil'in şu beytini (¬٥) (¬٦) delil getirdi:

82130. Metin

فباتَت تَعُدُّ النَّجمَ في مُستَحِيرَةٍ (¬٧) … سريعٌ بأيدِي الآكِلِين جمودُها

“Geceyi yağlı bir çanakta (¬٧) yıldızları sayarak geçirdi... Yiyenlerin ellerinde onun donması pek çabuk olur.”

82131. Metin

والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندي ما قاله مجاهدٌ، مِن أنه عُنِي بالنجمِ في هذا الموضعِ الثُّريَّا، وذلك أن العربَ تدعوها النجمَ. والقولُ الذي قاله من حَكينا عنه من أهلِ البصرةِ قولٌ لا نعلَمُ أحدًا من أهلِ التأويلِ قاله، وإن كان له وَجْهٌ؛ فلذلك ترَكْنا القولَ به.

Bu konuda bana göre doğru olan görüş, Mücâhid'in söylediğidir; yani bu makamda 'en-Necm' ile Ülker yıldızı kastedilmiştir. Çünkü Araplar ona 'en-Necm' derler. Basralılardan naklettiğimiz kimsenin söylediği söz ise, her ne kadar bir izahı bulunsa da, tevil ehlinden hiç kimsenin söylediğini bilmediğimiz bir sözdür; bu sebeple onu benimsemeyi terk ettik.

82132. Metin

وقولُه: {مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى}. يقولُ تعالى ذكرُه: ما جار ٨

Allah Teâlâ'nın: {مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى} “Arkadaşınız sapmadı ve bâtıla yönelmedi” buyruğuna gelince; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: [Haktan] sapmadı 8

82133. Metin

صاحبُكم محمدٌ أيُّها الناسُ عن الحقِّ، ولا زال عنه، ولكِنَّه على استقامةٍ وسَدادٍ.

ey insanlar, arkadaşınız Muhammed haktan yana sapmadı, ondan asla ayrılmadı; bilakis o dosdoğru ve hak üzere bir istikamet üzeredir.

82134. Metin

ويعني بقولِه: {وَمَا غَوَى}: وما صار غَوِيًّا؛ ولكِنَّه رشيدٌ سديدٌ. يقالُ (¬١): غَوَى يَغْوِي، من الغَيِّ، وهو غاوٍ، وغَوِيَ يَغْوَى من اللَّبنِ: إِذا بَشِم (¬٢).

{وَمَا غَوَى} “ve bâtıla yönelmedi” buyruğuyla da: Bâtıla sapmış ve azgınlaşmış biri olmadı; bilakis o doğru yolda ve istikamet üzeredir manasını kasteder. Şöyle denilir (¬١): Gavy (غَيّ) kökünden ğavâ yeğvî (غَوَى يَغْوِي), azıp sapmak anlamındadır ve böylesine ğâvin (غاوٍ) denir. Sütten ötürü tıka basa doyup midesi bozulduğunda da (¬٢) ğaviye yeğvâ (غَوِيَ يَغْوَى) denir.

82135. Metin

وقولُه: {مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ}: جوابُ قسمِ {وَالنَّجْمِ}.

O'nun: {مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ} “Arkadaşınız sapmadı” buyruğu, {وَالنَّجْمِ} “Yıldıza andolsun” yemininin cevabıdır.

82136. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى (٣) إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى (٤) عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى (٥) ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى (٦) وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى (٧)}.

Allah Azze ve Celle'nin şu buyruğunun teviline dair açıklama: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى (٣) إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى (٤) عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى (٥) ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى (٦) وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى (٧)} “O, nefis arzusundan konuşmaz. O, vahyedilen bir vahiyden başkası değildir. Onu müthiş kuvvetlere sahip olan öğretti. Akıl ve güç sahibi olan; derken doğrulup dikildi, kendisi en yüksek ufuktayken.”

82137. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: وما ينطِقُ محمدٌ بهذا القرآنِ عن هَواه، {إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى}.

Ebû Ca‘fer rahimehullâh şöyle dedi: Zikri yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Muhammed bu Kur'an'ı kendi arzusundan konuşmuyor, {إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى} “O, vahyedilen bir vahiyden başkası değildir.”

82138. Metin

يقولُ: ما هذا القرآنُ إلَّا وَحْيٌ مِن اللَّهِ يوحِيه إليه.

Yani: Bu Kur'an, ancak Allah'tan kendisine indirilen bir vahiyden ibarettir, buyurmaktadır.

82139. Metin

وبنحوِ الذي قُلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta söylediğimiz şeyin benzerini tevil ehli de söylemiştir.

82140. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

82141. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه ﷿: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى}. أي: ما يَنطِقُ عن هَواه، {إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى}. قال: يُوحِي اللَّهُ ﵎ إلى جِبْريلَ، ويوحِي جبريلُ إلى محمدٍ ﷺ (¬٣).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den Allah Azze ve Celle'nin: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى} “O, nefis arzusundan konuşmaz” buyruğu hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: Yani kendi heva ve hevesinden konuşmaz, {إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى} “O, vahyedilen bir vahiyden başkası değildir.” [Katâde] dedi ki: Allah celle celâluh Cibrîl'e vahyeder, Cibrîl de Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahyeder (¬٣).

82142. Metin

وقيل: عُنِي بقولِه: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى}: بالهوى.

Şöyle de denilmiştir: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى} “O, nefis arzusundan konuşmaz” buyruğu ile 'hevası ile konuşmaz' manası kastedilmiştir.

82143. Metin

وقولُه: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى}. يقولُ تعالى ذكرُه: عَلَّم

Allah Teâlâ'nın: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى} “Ona müthiş kuvvetlere sahip olan öğretti” buyruğuna gelince; Zikri Yüce [Allah] şöyle buyurmaktadır1: [O,] öğretti23

82144. Metin

محمدًا ﷺ هذا القرآنَ جبريلُ ﵇.

Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e bu Kur'an'ı Cibrîl aleyhisselâm.

82145. Metin

وعُنِي بقولِه: {شَدِيدُ الْقُوَى}: شديدُ الأسبابِ. والقُوى جمعُ قوَّةٍ، كما الجُثَى جمعُ جُثْوةٍ، والحُبَى جمعُ حُبْوةٍ. ومن العربِ مَن يقولُ: القِوَى (¬١). بكسرِ القافِ، كما تُجمَعُ الرِّشوةُ رِشًا، بكسرِ الراءِ، والحِبْوةُ حِبًا. وقد ذُكِر عن العربِ أنها تقولُ: رُشوةٌ. بضمِّ الراءِ، ورِشوةٌ. بكَسرِها. فيجِبُ أن يكونَ جمعُ مَن جمَع ذلك رِشًا بكسرِ الراءِ على لغةِ مَن قال في (¬٢) واحِدِها: رِشْوةٌ. [بكسرِ الراءِ] (¬٣). وأن يكونَ جَمْعُ مَنْ جَمَع ذلك بضمِّ الراءِ على (¬٤) لغةِ مَن ضمَّ الراءَ في واحدِها. فإن جمَع بالكسرِ مَن كان مِن لغتِه الضمُّ في الواحدةِ، أو بالضمِّ مَن كان مِن لغتِه الكسرُ فإِنَّما هو حَمْلُ إحدى اللغتين (¬٥) على الأُخْرَى.

{شَدِيدُ الْقُوَى} “müthiş kuvvetlere sahip olan” buyruğu ile sebepleri ve vasıtaları son derece kuvvetli olan kastedilmiştir. el-Kuvâ (القُوَى), tıpkı cüsve (جُثْوة)'nin çoğulunun cüsen (الجُثَى), hubve (حُبْوة)'nin çoğulunun huben (الحُبَى) olması gibi, kuvve (قوَّة) kelimesinin çoğuludur. Araplardan kimisi kāf harfinin kesresiyle el-kıvâ (¬١) der; tıpkı râ harfinin kesresiyle rişve (الرِّشوة) kelimesinin çoğulunun rişen (رِشًا), hibve (الحِبْوة) kelimesinin çoğulunun hiben (حِبًا) yapılması gibi. Nitekim Araplardan râ harfinin zammesiyle ruşve (رُشوةٌ) ve kesresiyle rişve (رِشوةٌ) dedikleri nakledilmiştir. Buna göre, tekilinde [râ harfinin kesresiyle] (¬٣) rişve (رِشْوةٌ) diyen kimsenin (¬٢) lehçesinde bunu çoğul yapanın çoğulunu râ'nın kesresiyle rişen (رِشًا) yapması gerekir; tekilinde râ harfini zammeli okuyanın lehçesinde (¬٤) bunu çoğul yapan kimsenin de râ'nın zammesiyle çoğul yapması gerekir. Şayet tekilinde zammeli okumak kendi lehçesi olan biri çoğulu kesre ile yaparsa veya tekilinde kesreli okumak kendi lehçesi olan biri zammeli yaparsa, bu sadece iki lehçeden (¬٥) birini diğerine hamletmekten ibarettir.

82146. Metin

وبنحوِ الذي قُلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ في قولِه: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى}.

Bu hususta söylediğimiz görüşün benzerini, tevil ehli de O'nun: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى} “Onu müthiş kuvvetlere sahip olan öğretti” buyruğu hakkında söylemiştir.

82147. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

82148. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى}. يعني: جبريلُ (¬٦).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى} “Onu müthiş kuvvetlere sahip olan öğretti” hakkında [rivayet etti]: "Yani Cibrîl'dir" dedi (¬٦).

82149. Metin

حدَّثنا ابنُ حُميدٍ، قال: ثنا حكامٌ، عن أبي جعفرٍ، عن الربيعِ: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى}. قال: جبْريلُ ٧.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hukkâm, Ebû Ca‘fer'den, o da er-Rebî‘den: {عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى} “Onu müthiş kuvvetlere sahip olan öğretti” hakkında [rivayet etti]: "[O,] Cibrîl'dir" dedi7.

82150. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن أبي جعفرٍ، عن الربيعِ مثلَه.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Ebû Ca‘fer'den, o da er-Rebî‘den bunun bir benzerini rivayet etti.

82151. Metin

وقولُه: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى}. اختَلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ قولِه: {ذُو مِرَّةٍ}؛ فقال بعضُهم: معناه: ذو خَلْقٍ حسَنٍ.

O'nun: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى} “Akıl ve güç sahibi olan; derken doğrulup dikildi” buyruğuna gelince: Tevil ehli, {ذُو مِرَّةٍ} ifadesinin tevilinde ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazısı: Bunun manası, 'güzel yaratılışlı'dır demiştir.

82152. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

82153. Metin

حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ في قولِه: {ذُو مِرَّةٍ}: ذو مَنظَرٍ حسَنٍ (¬١).

Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan onun: {ذُو مِرَّةٍ} hakkında: "Güzel görünümlü" dediğini rivayet etti (¬١).

82154. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى}: ذو خَلْقٍ طويلٍ حَسَنٍ (¬٢).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den [rivayet etti]: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى}: "Uzun boylu ve güzel yaratılışlıdır" (¬٢).

82155. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: ذو قُوَّةٍ.

Başkaları ise: Aksine bunun manası, 'güç ve kuvvet sahibidir' demiştir.

82156. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

82157. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى}. قال: ذو قُوَّةٍ؛ جبريلُ (¬٣).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى} hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "Güç sahibidir; yani Cibrîl'dir" (¬٣).

82158. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن سفيانَ: {ذُو مِرَّةٍ}. قال:

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan: {ذُو مِرَّةٍ} hakkında [şöyle] dediğini [rivayet etti]:

82159. Metin

ذو قُوَّةٍ (¬١).

"Güç sahibidir" (¬١).

82160. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زِيدٍ في قولِ اللَّهِ ﷿: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى}. قال: ذو قُوَّةٍ. المِرَّةُ: القُوَّةُ (¬٢).

Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, Allah Azze ve Celle'nin: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى} buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Güç sahibidir. el-Mirre (المِرَّةُ): Güç ve kuvvet demektir" (¬٢).

82161. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا حكامٌ، عن أبي جعفرٍ، عن الربيعِ: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى}. قال: جبريلُ (¬٣).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hukkâm, Ebû Ca‘fer'den, o da er-Rebî‘den: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى} hakkında [rivayet etti]; o: "Cibrîl'dir" dedi (¬٣).

82162. Metin

وأَولى القولين في ذلك بالصوابِ قولُ مَن قال: عُنِي بالمِرَّةِ صحةُ الجسمِ وسلامتُه من الآفاتِ والعاهاتِ. والجسمُ إذا كان كذلك (¬٤) من الإنسانِ كان قوِيًّا. وإنما قُلنا: إن ذلك كذلك؛ لأن المِرَّةَ واحدُ المِرَرِ، وإنما أُريدَ به: ذو مِرَّةٍ سَوِيَّةٍ. وإذا كانت المِرَّةُ صحيحةً، كان الإنسانُ صحيحًا. ومنه قولُ النبيِّ ﷺ: "لا تَحِلُّ الصَّدقَةُ لِغَنيٍّ، ولَا لِذِي مِرَّةٍ سَوِيٍّ" (¬٥).

Bu husustaki iki görüşten doğruya en yakın olanı: 'Mirre' ile bedenin sıhhati ve afetler ile kusurlardan salim olması kastedilmiştir diyen kimsenin görüşüdür. İnsanın bedeni bu şekilde (¬٤) olduğunda güçlü olur. Bizim bunu böyle söylememizin sebebi şudur: Çünkü mirre (المِرَّةُ), mirer (المِرَر) kelimesinin tekilidir; bununla da sadece 'düzgün ve kusursuz bir bünyeye sahip olan' kastedilmiştir. Bünye sağlam olduğunda, insan da sağlam ve sağlıklı olur. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in şu buyruğu da bu kabildendir: "Zengine ve bedence sağlam ve güçlü olana sadaka helal olmaz" (¬٥).

82163. Metin

وقولُه جل ثناؤُه: {فَاسْتَوَى ٦ وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى}. يقولُ: فاسْتَوى هذا الشديدُ القُوَى وصاحبُكم محمدٌ بالأُفُقِ الأعلى ٦. وذلك لمَّا أُسْرِي برسولِ اللَّهِ ﷺ، اسْتَوى هو وجبريلُ ﵉ بمَطْلِعِ الشَّمسِ الأعلى. وعَطَف الأعلى. وعَطَف بقولِه: {وَهُوَ}. على ما في قولِه: {فَاسْتَوَى} من ذكرِ محمدٍ ﷺ، [وأكثرُ] ٧ كلامِ العربِ إذا أرادوا العطفَ في مثلِ هذا الموضعِ أن

Cenâb-ı Hakk'ın: {فَاسْتَوَى وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى} “O, en yüksek ufukta iken [Cibrîl ile] bir araya gelip durdu.” âyeti hakkında [Ebû Ca‘fer] der ki: “Pek çetin kuvvetlere sahip olan bu [Cibrîl] ile arkadaşınız Muhammed en yüksek ufukta bir araya gelip durdular6.” Bu da Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem İsrâ'ya (gece yolculuğuna) çıkarıldığında, o ve Cibrîl aleyhimesselâm güneşin en yüksek doğuş yerinde bir araya geldikleri zamandı. [Müellif] {وَهُوَ} “o iken” sözüyle, {فَاسْتَوَى} “bir araya gelip durdu” ifadesindeki Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in zikrine atıf yapmıştır. [Ve çoğunlukla]7 Arapların kelâmında bu gibi bir yerde atıf yapmak istediklerinde...

82164. Metin

يُظهِروا كنايةَ المعطوفِ عليه، فيقولوا: اسْتَوى هو وفلانٌ. وقلَّما يقولون (¬١): استوَى وفلانٌ. وقد ذكَر الفرَّاءُ (¬٢) عن بعضِ العربِ أنَّه أنشَده:

...üzerine atıf yapılan [öğenin] zamirini açıkça ortaya koyarlar ve: 'O ve falan doğrulup durdu / eşit oldu' derler. Pek az olarak: 'Doğrulup durdu ve falan' derler (¬١). Nitekim Ferrâ (¬٢), bazı Arapların kendisine şu beyti okuduğunu zikretmiştir:

82165. Metin

ألم ترَ أنَّ النَّبعَ يصلُبُ (¬٣) عودُه … ولا يَستَوِي والخِرْوعُ المتقصِّفُ

Görmedin mi ki dağ kavağının dalı sertleşir (¬٣) ... ve o, kırılgan hint yağı fidanı ile bir olmaz.

82166. Metin

فرَدَّ "الخِرْوعَ" على ما في "يستوى" من ذكر "النَّبعِ"، ومنه قولُ اللَّهِ: {أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا وَآبَاؤُنَا} [النمل: ٦٧]. فعطَف بالآباءِ على المُكنَّى في: {كُنَّا} من غيرِ إظهارِ (¬٤) "نحنُ"، فكذلك قولُه: {فَاسْتَوَى (٦) وَهُوَ}.

[Şair burada] 'hint yağı fidanı' (الخِرْوع) kelimesini, 'bir olmaz' (يستوى) fiilindeki 'dağ kavağı' (النَّبع) zikrine [zamirine] atfetmiştir. Allah'ın şu buyruğu da bu kabildendir: {أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا وَآبَاؤُنَا} [Neml: 67] “Biz ve atalarımız toprak olduğumuz zaman mı?”. Burada 'biz' (نحن) zamirini açıkça ortaya koymaksızın (¬٤) 'atalar' kelimesini {كُنَّا} ifadesindeki gizli zamire atfetmiştir. İşte O'nun: {فَاسْتَوَى (٦) وَهُوَ} buyruğu da böyledir.

82167. Metin

وقد قيل: إن المسْتَوِيَ هو جبريلُ. فإن كان ذلك كذلك فلا مُؤْنةَ في ذلك؛ لأن قولَه: {وَهُوَ}. مِن ذكرِ اسمِ جبريلَ. وكأن قائلَ ذلك وجَّه معنى قولِه: {فَاسْتَوَى}. أي: ارْتَفَع واعْتَدَل.

Doğrulup dikilenin [veya duranın] Cibrîl olduğu da söylenmiştir. Şayet durum böyleyse, bunda [dil açısından] hiçbir külfet yoktur; çünkü O'nun: {وَهُوَ} buyruğu, Cibrîl'in isminin zikrinden ibarettir. Bunu söyleyen kimse, O'nun: {فَاسْتَوَى} buyruğunun manasını 'yükseldi ve doğruldu' şeklinde yorumlamış gibidir.

82168. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

82169. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا حكامٌ، عن أبي جعفرٍ، عن الربيع: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى}: هو (¬٥) جبريلُ ﵇.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hukkâm, Ebû Ca‘fer'den, o da er-Rebî‘den: {ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى} hakkında [rivayet etti; o]: "O (¬٥), Cibrîl aleyhisselâm'dır" dedi.

82170. Metin

وبنحوِ الذي قُلنا في [تأويلِ قولِه: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى}] ٦. قال أهلُ التأويلِ.

Tevil ehli de [Allah Teâlâ'nın]: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى} “O, en yüksek ufuktaydı” [sözünün tevili] 6 hakkında bizim söylediğimize benzer şekilde görüş belirtmişlerdir.

82171. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

82172. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى}: والأُفُقُ الذي يأتي منه النهارُ (¬١).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى} hakkında [şöyle dediğini rivayet etti]: "Ufuk, gündüzün [aydınlığın] kendisinden geldiği yerdir" (¬١).

82173. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الحسنِ في قولِه: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى}. قال: بأُفقِ المَشرِقِ الأعلى بينَهما (¬٢).

Bize İbn Abdi'l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer'den, o da el-Hasen'den O'nun: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى} buyruğu hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "İkisinin arasında doğunun en yüksek ufkunda [doğrulup durdu]" (¬٢).

82174. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا حكامٌ، عن أبي جعفرٍ، عن الربيع: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى}. يعني: جبريلُ (¬٣).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hukkâm, Ebû Ca‘fer'den, o da er-Rebî‘den: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى} hakkında [rivayet etti; o]: "Cibrîl'i kastetmektedir" dedi (¬٣).

82175. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن أبي جعفرٍ، عن الربيعِ: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى}. قال: السماءِ الأعلى، يعني: جبريلُ.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Ebû Ca‘fer'den, o da er-Rebî‘den: {وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى} hakkında şöyle dediğini rivayet etti: "En yüksek semada; yani Cibrîl'dir".

82176. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه جلّ ثناؤُه: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى (٨) فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (٩) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى (١٠) مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى (١١)}.

Sena ve övgüsü yüce olan [Allah]'ın: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى (٨) فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (٩) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى (١٠) مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى (١١)} “Sonra yaklaştı ve sarktı. Öyle ki iki yay aralığı kadar, hatta daha da yakın oldu. Böylece kuluna vahyettiğini vahyetti. Gönül gördüğünü yalanlamadı” buyruğunun tevili hakkında.

82177. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذِكرُه: ثم دنا جبريلُ من محمدٍ صلَّى اللَّهُ عليهما وسلَّم فتَدلَّى إليه، وهذا من المؤخَّرِ الذي معناه التقديمُ، وإنما هو: ثم تَدَلَّى فدَنا ٤. ولكِنَّه حَسُن تقديمُ قولِه: {دَنَا}. إذ كان الدُّنوُّ يدلُّ على التَّدَلِّي، والتَّدَلِّي على الدُّنوِّ. كما يقالُ: زارنى فلانٌ فأحسَن، [وأَحْسَن] ٥ إليَّ فزارني. و: شتَمني

Ebû Ca‘fer [et-Taberî] -rahimehullâh- der ki: Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Sonra Cibrîl, Muhammed'e -sallallâhu aleyhimâ ve sellem- yaklaştı ve ona doğru sarktı. Bu, [lafzen] sonda olup anlamca önde olan (takdim-tehir kabilinden) ifadelerdendir; nitekim asıl mana: "Sonra sarktı da yaklaştı"4 şeklindedir. Fakat O'nun: {دَنَا} “Yaklaştı” buyruğunu öne alması güzel düşmüştür. Çünkü yaklaşmak sarkmaya, sarkmak da yaklaşmaya delalet eder. Nitekim: "Falanca beni ziyaret etti de iyilik etti", "[bana iyilik etti]5 de beni ziyaret etti" ve: "Bana sövdü

82178. Metin

فأساء، وأساء فشَتَمني. لأن الإساءةَ هي الشَّتمُ، والشَّتمَ هو الإساءةُ.

...'kötülük etti de bana sövdü' denir. Çünkü kötülük etmek sövmenin ta kendisidir, sövmek de kötülük etmektir.

82179. Metin

وبنحوِ الذي قُلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.

82180. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

82181. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الحسنِ: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى}. قال: جبريلُ (¬١).

Bize İbn Abdi'l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer'den, o da el-Hasen'den: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} hakkında [şöyle dediğini rivayet etti]: "Cibrîl'dir" (¬١).

82182. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى}. يعني: جبريلُ (¬٢).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} hakkında [rivayet etti]; yani Cibrîl'dir (¬٢).

82183. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن أبي جعفرٍ، عن الربيعِ: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى}. قال: هو جبريلُ (¬٣).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Ebû Ca‘fer'den, o da er-Rebî‘den: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "O, Cibrîl'dir" (¬٣).

82184. Metin

وقال آخرون: بل معنَى ذلك: ثم دنا الربُّ - جلَّ وعزَّ - مِن محمدٍ ﷺ فتَدَلَّى.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun manası; sonra Rab -celle ve azze- Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e yaklaştı ve sarkıp indi.

82185. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

82186. Metin

حدَّثنا يحيى بنُ سعيدٍ الأُمويُّ، قال: ثنا أبي، قال: ثنا محمدُ بنُ عمرٍو، عن أبي سَلَمَةَ، عن ابنِ عباسٍ: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى}. قال: دنا ربُّه فتَدَلَّى ٤.

Bize Yahyâ b. Sa‘îd el-Umevî rivayet edip dedi ki: Bize babam rivayet etti, dedi ki: Bize Muhammed b. Amr, Ebû Seleme'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} “Sonra yaklaştı ve sarkıp indi.” [ayeti hakkında] şöyle dedi: Rabbi yaklaştı ve sarkıp indi.4

82187. Metin

حدَّثنا الربيعُ، قال: ثنا ابنُ وهبٍ، عن سليمانَ بنِ بلالٍ، عن شَريكِ بنِ أبي نَمِرٍ، قال: سمِعتُ أنسَ بنَ مالكٍ يُحدِّثُنا عن ليلةِ أُسْرِيَ (¬١) برسولِ اللَّهِ ﷺ، أنه عَرَج جبريلُ برسولِ اللَّهِ ﷺ إلى السماءِ السابعةِ، ثم علا به فيما لا يعلمُه إِلَّا اللَّهُ، حتى جاء سِدْرةَ المُنتَهَى، ودنا الجبارُ ربُّ العِزَّةِ فتَدلَّى حتى كان منه قابَ قَوْسَين أو أدنى، فأوحَى اللَّهُ إليه ما شاء، فأوحَى اللَّهُ إليه فيما أَوْحَى خَمسين صلاةً على أمَّتِه كلَّ يومٍ وليلةٍ. ثم ذكَر الحديثَ (¬٢).

Bize er-Rebî‘ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb, Süleymân b. Bilâl'den, o da Şerîk b. Ebî Nemir'den rivayet edip dedi ki: Enes b. Mâlik'i bize Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in İsrâ'ya götürüldüğü (¬١) geceyi anlatırken işittim; [şöyle dedi]: Cibrîl, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile yedinci semaya yükseldi; sonra onu Allah'tan başkasının bilemeyeceği yerlere kadar yukarı çıkardı, nihayet Sidretü'l-Müntehâ'ya geldi. İzzet sahibi Rab olan Cebbâr yaklaştı ve sarkıp indi, öyle ki ona iki yay mesafesi kadar yahut daha yakın oldu. Bunun üzerine Allah ona dilediğini vahyetti; vahyettikleri arasında her gün ve gece ümmetine elli vakit namaz da vardı. Sonra hadisin devamını zikretti (¬٢).

82188. Metin

وقولُه: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. يقولُ: فكان جبريلُ من محمدٍ ﷺ على قدرٍ قَوْسَين أو أَدْنَى من ذلك. يعني: أو أقْرَبَ منه. يُقالُ فيه (¬٣): هو منه قابَ قَوْسَين، وقِيبَ قَوْسَين، وقِيدَ قَوْسَين، وقاد قَوْسَين، وقِدَى قَوْسَين. كلُّ ذلك بمعنى: قدرَ قَوْسَين.

O'nun: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} buyruğuna gelince: Şöyle buyurmaktadır: Cibrîl, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'den iki yay mesafesi veya bundan daha az bir uzaklıkta oldu; yani ona daha da yakın oldu. Bu hususta (¬٣) şöyle denilir: 'Huve minhu kābe kavseyn' (هو منه قابَ قَوْسَين), 'kîbe kavseyn' (قِيبَ قَوْسَين), 'kîde kavseyn' (قِيدَ قَوْسَين), 'kāde kavseyn' (قاد قَوْسَين) ve 'kıdâ kavseyn' (قِدَى قَوْسَين). Bunların hepsi 'iki yay mesafesi kadar' anlamındadır.

82189. Metin

وقيل: إن معنى قولِه: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ}: أنه كان منه حيثُ الوَتَرُ مِن القوسِ.

O'nun: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ} buyruğunun manasının: 'Kirişin yaya olan mesafesi kadar ona yakın oldu' şeklinde olduğu da söylenmiştir.

82190. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

82191. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {قَابَ قَوْسَيْنِ}. قال: حيثُ الوَتَرُ مِن القَوْسِ ٤.

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in: {قَابَ قَوْسَيْنِ} “İki yay kadar” [ayeti] hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "Kirişin yaya olan mesafesi kadar." 4

82192. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الحسنِ: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ}. قال: قِيدَ قَوْسَين. وقال ذلك قتادةُ (¬١).

Bize İbn Abdi'l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer'den, o da el-Hasen'den: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ} hakkında [şöyle dediğini rivayet etti]: "İki yay ölçüsü kadar". Katâde de böyle demiştir (¬١).

82193. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن سفيانَ، عن خُصَيفٍ، عن مجاهدٍ: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ}. قال: قِيدَ، أو قدرَ قَوْسَين (¬٢).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o da Husayf'tan, o da Mücâhid'den: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ} hakkında şöyle dediğini rivayet etti: "İki yay ölçüsü veya mesafesi kadar" (¬٢).

82194. Metin

حدَّثنا أبو كُرَيبٍ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن إبراهيمَ بنِ طَهْمانَ، عن عاصمٍ، عن زِرٍّ، عن عبدِ اللَّهِ: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. [قال: دنا] (¬٣) جبريلُ ﵇ منه، حتى كان قدرَ ذِراعٍ أو ذِراعين (¬٤).

Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Muâviye, İbrâhîm b. Tahmân'dan, o da Âsım'dan, o da Zirr'den, o da Abdullah'tan: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} hakkında [şöyle dediğini rivayet etti]: "[Dedi ki:] Cibrîl aleyhisselâm ona [o kadar] yaklaştı ki, bir arşın veya iki arşın mesafesi kadar oldu" (¬٤).

82195. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا حكَّامٌ، عن عمرٍو، عن عاصمٍ، عن أبي رَزينٍ: {قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. قال: ليست بهذه القَوْسِ، ولكن قَدْرَ الذِّراعَيْن أو أدْنَى. [والقَابُ هو القِيدُ (¬٥).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hukkâm, Amr'dan, o da Âsım'dan, o da Ebû Rezîn'den: {قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} hakkında şöyle dediğini rivayet etti: "Şu [ok atılan] yay ile değil, iki arşın mesafesi veya daha azı kadardır. [Kāb (القَابُ) kelimesi kîd (القِيدُ - ölçü/mesafe) demektir (¬٥).

82196. Metin

واختَلَف أهلُ التأويلِ في المعنيِّ بقولِه: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}] ٣؛ فقال بعضُهم في ذلك بنحوِ الذي قُلنا فيه.

Ehl-i tevil (müfessirler), [Allah Teâlâ'nın]: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} “[Aralarındaki mesafe] iki yay kadar, hatta daha da az oldu” buyruğunda kastedilen kimse hakkında ihtilaf etmişlerdir]4; onlardan bazısı bu hususta bizim söylediğimize benzer bir görüş belirtmiştir.

82197. Metin

[ذكرُ مَن قال ذلك] (¬١)

[Bunu Söyleyenlerin Görüşleri] (¬١)

82198. Metin

حدَّثنا ابنُ أبي الشَّواربِ، قال: ثنا عبدُ الواحدِ بنُ زيادٍ، قال: ثنا سليمانُ الشَّيبانيُّ، قال: ثنا زِرُّ بنُ حُبَيشٍ، قال: قال عبدُ اللَّهِ في هذه الآيةِ: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. قال: قال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "رأيتُ جبريلَ له سِتُّمائةِ جَناحٍ" (¬٢).

Bize İbn Ebî'ş-Şevârib rivayet edip dedi ki: Bize Abdülvâhid b. Ziyâd rivayet edip dedi ki: Bize Süleymân eş-Şeybânî rivayet edip dedi ki: Bize Zirr b. Hubeyş rivayet edip dedi ki: Abdullah bu ayet: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} hakkında şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Cibrîl'i altı yüz kanadı varken gördüm" buyurdu (¬٢).

82199. Metin

حدَّثنا عبدُ الحميدِ بنُ [بيانٍ السُّكَّريُّ] (¬٣)، قال: ثنا خالدُ بنُ (¬٤) عبدِ اللَّهِ، عن الشَّيبانيِّ، عن زِرٍّ، عن ابنِ مسعودٍ في قولِه: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. قال: رأى جِبريلَ له ستُّمائةِ جناحٍ في صورتِه (¬٥).

Bize Abdülhamîd b. [Beyân es-Sükkerî] (¬٣) rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. (¬٤) Abdillâh, eş-Şeybânî'den, o da Zirr'den, o da İbn Mes‘ûd'dan O'nun: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: "Cibrîl'i kendi suretinde altı yüz kanadı varken gördü" (¬٥).

82200. Metin

حدَّثنا محمدُ بنُ عبيدٍ، قال: ثنا قَبِيصةُ بنُ ليثٍ الأسَديُّ، عن الشَّيبانيِّ، عن زِرِّ بنِ حُبَيشٍ، عن عبدِ اللَّهِ بنِ مسعودٍ: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. قال: رأى النبيُّ ﷺ جبريلَ ﵇ له ستُّمائةِ جَناحٍ.

Bize Muhammed b. Ubeyd rivayet edip dedi ki: Bize Kabîsa b. Leys el-Esedî, eş-Şeybânî'den, o da Zirr b. Hubeyş'ten, o da Abdullah b. Mes‘ûd'dan: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} hakkında şöyle rivayet etti: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Cibrîl aleyhisselâm'ı altı yüz kanadı varken gördü".

82201. Metin

حدَّثنا ابنُ وكيعٍ، قال: ثنا ابنُ وهبٍ، قال: ثنا ابنُ لَهيعةَ، عن أبي ٦ الأسودِ، عن عُروةَ، عن عائشةَ، قالت: كان أوّلُ شأنِ رسولِ اللَّهِ ﷺ أنَّه رأى في

Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Lehîa, Ebû6 el-Esved'den, o Urve'den, o da Âişe'den [şöyle] rivayet etti: [Âişe] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ilk hâli, onun...

82202. Metin

منامِه جبريلَ ﵇ بأَجْيادَ (¬١)، ثم إنه خرَج ليقضِيَ حاجتَه، فصرَخ به جبريلُ: يا محمدُ، يا محمدُ. فنظَر رسولُ اللَّهِ ﷺ يمينًا وشمالًا فلم يرَ شيئًا، ثلاثًا، ثم خرَج فرَآه، فدخَل في الناسِ، ثم خرَج، [فرآه، فدخَل في الناسِ، ثم خرَج] (¬٢)، أو قال: ثم نظَر - [الطبريُّ يشكُّ] (¬٣) - فرآه، فذلك قولُه: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (١) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى}. قال: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى} إلى قولِه: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} جبريلُ إلى محمدٍ صلى اللَّهُ عليهما، {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (٩) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى}. يقولون: القَابُ نصفُ الإصبعِ. وقال بعضُهم: ذراعين كان بينَهما (¬٤).

uykusunda Cibrîl aleyhisselâm'ı Ecyâd'da (¬١) gördü. Sonra ihtiyacını gidermek için dışarı çıktı, Cibrîl ona: 'Ey Muhammed, ey Muhammed!' diye seslendi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sağına ve soluna baktı, hiçbir şey göremedi; [bu] üç defa [tekrarlandı]. Sonra dışarı çıktı ve onu gördü; bunun üzerine insanların arasına girdi. Sonra tekrar çıktı, [onu gördü; insanların arasına girdi, sonra çıktı] (¬٢) veya dedi ki: Sonra baktı -[Taberî şüphe etmektedir]- (¬٣) ve onu gördü. İşte O'nun: {وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى (١) مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى} buyruğu budur. Dedi ki: {وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى} ayetinden {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} 'Cibrîl, Muhammed'e -Allah ikisine de salât etsin- sarkıp yaklaştı', {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (٩) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى} buyruğuna kadar [okudu]. Derler ki: el-Kāb (القَابُ), parmağın yarısıdır. Bazıları da: 'Aralarında iki arşın vardı' demiştir (¬٤).

82203. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن سفيانَ، عن الشَّيبانيِّ، عن زِرِّ بنِ حُبَيشٍ، عن ابنِ مسعودٍ: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. قال: له ستُّمائةِ جَناحٍ. يعني جبريلَ ﵇ (¬٥).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o da eş-Şeybânî'den, o da Zirr b. Hubeyş'ten, o da İbn Mes‘ûd'dan: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "Onun altı yüz kanadı vardı; yani Cibrîl aleyhisselâm'ı kastetmektedir" (¬٥).

82204. Metin

حدَّثنا ٦ إبراهيمُ بنُ سعيدٍ ٧، قال: ثنا أبو أُسامةَ، قال: ثنا زكريا، عن ابنِ أشرعَ ٨، عن عامرٍ، عن مسروقٍ، قال: قلتُ لعائشةَ: ما قولُه: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى ٨ فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (٩) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى}؟ فقالت: إنما ذلك جبريلُ، كان يأتِيه في صورةِ الرجالِ، وإنه أتاه هذه المرَّةَ في صورتِه، فسَدَّ أُفُقَ

Bize 6 İbrâhîm b. Saîd 7 rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Üsâme rivayet edip dedi ki: Bize Zekeriyyâ, İbn Eşra‘dan 8, o Âmir'den, o Mesrûk'tan rivayet etti; [Mesrûk] dedi ki: Âişe'ye: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى (٩) فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى} “Sonra yaklaştı ve sarktı. Böylece iki yay mesafesi kadar veya daha yakın oldu da kuluna vahyettiğini vahyetti” sözü [ne anlama geliyor]? diye sordum. O da şöyle dedi: “O sadece Cibrîl'dir. Ona [genellikle] erkeklerin suretinde gelirdi; bu defa ise kendi [asıl] suretinde geldi ve [göğün] ufkunu...”

82205. Metin

السماءِ (¬١).

...kapladı" (¬١).

82206. Metin

وقال آخرون: بل الذي دنا فتدَّلى فكان قابَ قَوْسَين أو أَدْنى، جبريلُ من رَبِّه.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis yaklaşıp sarkan ve iki yay mesafesi kadar veya daha yakın olan, Rabbine yaklaşan Cibrîl'dir.

82207. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

82208. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى}. قال: اللَّهُ مِن جبريلَ ﵇ (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasen rivayet edip dedi ki: Bize Verkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى} hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: "Allah, Cibrîl aleyhisselâm'a [yaklaştı]" (¬٢).

82209. Metin

وقال آخرون: بل (¬٣) الذي كان قابَ قوسين أو أدنى محمدٌ مِن ربِّه.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis (¬٣) iki yay mesafesi kadar yahut daha yakın olan, Rabbine yaklaşan Muhammed'dir.

82210. Metin

ذِكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Görüşleri

82211. Metin

حدَّثنا ابنُ حُمَيدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن موسى بنِ عُبَيدَةَ (¬٤) الحميريِّ، عن محمدِ بنِ كعبٍ القُرَظِيِّ، عن بعضِ أصحابِ النبيِّ ﷺ، قال: قُلْنا: يا نبيَّ اللَّهِ، هل رأيتَ ربَّكَ؟ قال: "لَم أرَه بعَيْنِي، ورَأيتُه بفؤادِي مرَّتَين". ثم تَلا: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} " (¬٥).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Mûsâ b. Ubeyde (¬٤) el-Hımyerî'den, o da Muhammed b. Ka‘b el-Kurazî'den, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bazılarından rivayet etti; dedi ki: "Ey Allah'ın Peygamberi, Rabbini gördün mü?" diye sorduk. Şöyle buyurdu: "O'nu gözümle görmedim, kalbimle iki defa gördüm". Sonra: {ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى} ayetini okudu (¬٥).

82212. Metin

حدَّثنا خلّادُ بنُ أَسْلَمَ، قال: أخبَرنا النَّضرُ، قال: أخبَرنا محمدُ بنُ عمرِو بنِ

Bize Hallâd b. Eslem rivayet edip dedi ki: Bize en-Nadr haber verip dedi ki: Bize Muhammed b. Amr b.

82213. Metin

علقمةَ بنِ وقاصٍ اللَّيْثيُّ، عن كثيرٍ، عن أنسِ بنِ مالكٍ، قال: قال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "لما عُرِج بِي مضَى جبريلُ حتى جاء الجنةَ". قال: "فدخَلتُ فأُعطِيتُ الكَوْثَرَ، ثم مضَى حتى جاء سدرَةَ المُنتهَى، فدَنا رَبُّك فتدَلَّى، فكان قابَ قَوسَين أو أدْنَى، فأوحَى إلى عَبدِه ما أوحَى" (¬١).

Alkame b. Vakkās el-Leysî, Kesîr'den, o da Enes b. Mâlik'ten rivayet etti; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Miraca çıkarıldığımda, Cibrîl yola devam etti ve nihayet cennete vardı". [Peygamber] dedi ki: "Ben de girdim ve bana Kevser verildi; sonra [Cibrîl] devam edip nihayet Sidretü'l-Müntehâ'ya vardı; derken Rabbin yaklaştı ve sarktı, öyle ki iki yay mesafesi kadar yahut daha yakın oldu. Böylece kuluna vahyettiğini vahyetti" (¬١).

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.