İkterebeti's-Sâah Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

82731. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

82732. Metin

تفسيرُ سورةِ اقتربتِ الساعةُ

İkterebeti's-Sâat Suresi'nin Tefsiri

82733. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ (١) وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ (٢)}.

Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünün teviline dair görüş: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ (١) وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ (٢)} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve: ‘Süregelen bir büyüdür’ derler.”

82734. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: يعني تعالى ذكرُه بقولِه: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ}: دنَت الساعةُ التي تقومُ فيها القيامةُ.

Ebû Ca‘fer radıyallâhu anh der ki: Zikri yüce olan Allah, {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ} “Kıyamet yaklaştı” sözüyle, kıyametin kopacağı vaktin yaklaştığını kastetmektedir.

82735. Metin

وقولُه: {اقْتَرَبَتِ}: افْتَعَلتْ؛ مِن القُرْبِ. وهذا مِن اللَّهِ تعالى ذكرُه إنذارٌ لعبادِه بدُنُوِّ القيامةِ، وقربِ فناءِ الدنيا، وأمرٌ لهم بالاستعدادِ لأهوالِ القيامةِ قبلَ هجومِها عليهم، وهم عنها في غفلةٍ ساهون.

O'nun {اقْتَرَبَتِ} “yaklaştı” ifadesi, yakınlık manasındaki kurb (القُرْب) kökünden ifte'ale (افْتَعَلَتْ) veznindedir. Zikri yüce olan Allah'tan gelen bu ifade, kullarına kıyametin yaklaştığını, dünyanın yok oluşunun yakın olduğunu bildiren bir uyarı ve onlar gaflet içinde oyalanıp dururken, ansızın başlarına gelmeden önce kıyametin dehşet verici hallerine hazırlanmalarını emreden bir hitaptır.

82736. Metin

وقولُه: {وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. يقولُ جلَّ ثناؤُه: وانْفَلَق القمرُ. وكان ذلك فيما ذُكِر على عهدِ رسولِ اللَّهِ ﷺ، وهو بمكةَ، قبلَ هجرتِه إلى المدينةِ، وذلك أن كفارَ أهلِ مكةَ سأَلوا آيةً، فأراهم ﷺ انشقاقَ القمرِ؛ آيةً وحُجَّةً له على صدقِ قولِه وحقيقةِ نبوتِه، فلمَّا أراهم ذلك أعْرَضوا وكذَّبوا، وقالوا: هذا سحرٌ مستمرٌّ، سَحَرنا محمدٌ. فقال اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}.

O'nun {وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “ve ay yarıldı” sözü hakkında ise övgüsü yüce olan Allah, ayın ikiye ayrıldığını buyurmaktadır. Anlatıldığına göre bu hadise, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında, o henüz Medine'ye hicret etmeden önce Mekke'de iken vuku bulmuştur. Şöyle ki: Mekke halkının kâfirleri bir mucize istemişler, o da sallallâhu aleyhi ve sellem söylediği sözün doğruluğuna ve peygamberliğinin hakikatine bir delil ve hüccet olmak üzere onlara ayın yarılmasını göstermiştir. O onlara bunu gösterince yüz çevirip yalanlamışlar ve: "Bu, süregelen bir büyüdür; Muhammed bizi büyüledi" demişlerdir. Bunun üzerine övgüsü yüce olan Allah: {وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve: ‘Süregelen bir büyüdür’ derler” ayetini indirmiştir.

82737. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك جاءت الآثارُ، وقال به أهلُ التأويلِ.

Bu konuda söylediğimiz görüş doğrultusunda rivayetler gelmiş ve tevil ehli de bu görüşü benimsemiştir.

82738. Metin

ذكرُ الأخبارِ المَرْوِيَّةِ والآثارِ بذلك عمَّن قاله مِن أهلِ التأويلِ

Bunu tevil ehlinden söyleyenlerden nakledilen haberlerin ve rivayetlerin zikri

82739. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، أن أنسَ بنَ مالكٍ

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti ki Enes b. Mâlik

82740. Metin

حدَّثهم، أن أهلَ مكةَ سأَلوا رسولَ اللَّهِ ﷺ أن يُرِيَهم آيةً، فأراهم انشقاقَ القمرِ مرَّتين (¬١).

onlara şöyle anlatmıştır: Mekke halkı Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den kendilerine bir mucize göstermesini istediler; o da onlara ayın yarılmasını iki kez (¬١) gösterdi.

82741. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا محمدُ بنُ جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، قال: سمِعتُ قتادةَ يُحَدِّثُ عن أنسٍ، قال: انْشَقَّ القمرُ فِرْقتين (¬٢).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be rivayet edip dedi ki: Katâde'yi Enes'ten şöyle rivayet ederken işittim: Ay iki parçaya yarıldı (¬٢).

82742. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى والحسنُ بنُ أبي يحيى المُقَدَّمِيُّ (¬٣)، قالا (¬٤): ثنا أبو داودَ، قال: ثنا شعبةُ، عن قتادةَ، قال: سمِعْتُ أنسًا يقولُ: انشَقَّ القمرُ على عهدِ رسولِ اللَّهِ ﷺ (¬٥).

Bize İbnü'l-Müsennâ ve Hasan b. Ebî Yahyâ el-Mukaddemî (¬٣) rivayet edip dediler ki (¬٤): Bize Ebû Dâvûd rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, Katâde'den rivayet etti; o: Enes'i şöyle derken işittim, dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devrinde ay yarıldı (¬٥).

82743. Metin

[حدَّثني يعقوبُ الدَّوْرقيُّ، قال: ثنا أبو داودَ، قال: ثنا شعبةُ (¬٦)، عن قتادةَ: سمِعْتُ أنسًا يقولُ. فذكَر مثلَه.

[Bana Ya‘kûb ed-Devrakî rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Dâvûd rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be (¬٦), Katâde'den rivayet etti: Enes'i söylerken işittim.] diyerek benzerini zikretti.

82744. Metin

حدَّثنا عليُّ بنُ سهلٍ، قال: ثنا حجاجُ بنُ محمدٍ، عن شعبةَ، عن قتادةَ، عن أنسٍ، قال: انشَقَّ القمرُ على عهدِ رسولِ اللهِ ﷺ] ٧ مرتين ٨.

Bize Ali b. Sehl rivayet edip dedi ki: Bize Haccâc b. Muhammed, Şu‘be'den, o Katâde'den, o da Enes'ten rivayet etti; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devrinde ay yarıldı] 7 iki defa 8.

82745. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عبدِ اللَّهِ بنِ بَزِيعٍ، قال: ثنا بشرُ بنُ المُفَضَّلِ، قال: ثنا سعيدُ بنُ أبي عَروبةَ، عن قتادةَ، عن أنسِ بنِ مالكٍ، أن أهلَ مكةَ سأَلوا رسولَ اللَّهِ ﷺ أن يُرِيَهم آيةً، فأراهم القمرَ شِقَّتَيْن حتى رأَوْا حِراءً بينَهما (¬١).

Bana Muhammed b. Abdillâh b. Bezî‘ rivayet edip dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Saîd b. Ebî Arûbe, Katâde'den, o da Enes b. Mâlik'ten rivayet etti ki: Mekke ehli Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den kendilerine bir mucize göstermesini istediler; o da onlara ayı, aralarında Hira Dağı'nı görecekleri şekilde iki parça olarak gösterdi (¬١).

82746. Metin

حدَّثني أبو السائبِ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن إبراهيمَ، عن أبي معمرٍ، عن عبدِ اللَّهِ، قال: انْشَقَّ القمرُ ونحن مع رسولِ اللَّهِ ﷺ بمنًى حتى ذهَبَت منه فِرْقةٌ خلفَ الجبلِ، فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "اشْهَدوا" (¬٢).

Bana Ebü's-Sâib rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A‘meş'ten, o İbrâhim'den, o Ebû Ma‘mer'den, o da Abdullah'tan rivayet etti; o şöyle demiştir: Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Minâ'da iken ay yarıldı; öyle ki ondan bir parça dağın arkasına geçti. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şahit olun!" buyurdu (¬٢).

82747. Metin

حدَّثني إسحاقُ بنُ أبي إسرائيلَ، قال: ثنا النضرُ بنُ شُمَيْلٍ المازنيُّ، قال: أخبَرنا شعبةُ، عن سليمانَ، قال: سمِعْتُ إبراهيمَ، عن أبي معمرٍ، عن عبدِ اللَّهِ، قال: انْفَلَق (¬٣) القمرُ على عهدِ رسولِ اللهِ ﷺ فِرقَتين، فكانت فرقةٌ على الجبلِ، وفرقةٌ مِن ورائِه، فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "اللهمَّ اشْهَدْ" (¬٤).

Bana İshâk b. Ebî İsrâîl rivayet edip dedi ki: Bize en-Nadr b. Şümeyl el-Mâzinî rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, Süleyman'dan haber verdi; o dedi ki: İbrâhim'i Ebû Ma‘mer'den, o da Abdullah'tan naklederken işittim; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devrinde ay iki parçaya ayrıldı (¬٣); bir parça dağın üzerinde, diğer parça da dağın arkasında kaldı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allahım, şahit ol!" buyurdu (¬٤).

82748. Metin

حدَّثنا إسحاقُ بنُ أبي إسرائيلَ، قال: ثنا النضرُ بنُ شُميلٍ، قال: أخبَرنا شعبةُ، عن سليمانَ، عن مجاهدٍ، عن ابنِ عمرَ مثلَ حديثِ إبراهيمَ في

Bize İshâk b. Ebî İsrâîl rivayet edip dedi ki: Bize en-Nadr b. Şümeyl rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, Süleyman'dan, o Mücâhid'den, o da İbn Ömer'den İbrâhim'in hadisinin bir benzerini şu hususta [nakletti]:

82749. Metin

القمرِ (¬١).

ay hakkında [nakletti] (¬١).

82750. Metin

حدَّثني عيسى بنُ عثمانَ بنِ عيسى الرَّمْليُّ، قال: ثنى عمي يحيى بنُ عيسى، عن الأعمشِ، عن إبراهيمَ، عن رجلٍ، عن عبدِ اللهِ، قال: كنا مع رسولِ اللهِ ﷺ بمنًى فانْشَقَّ القمرُ، فأخَذَت فِرْقَةٌ خلفَ الجبلِ، فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "اشْهَدُوا، اشْهَدُوا (¬٢) ".

Bana Îsâ b. Osmân b. Îsâ er-Remlî rivayet edip dedi ki: Bana amcam Yahyâ b. Îsâ, A‘meş'ten, o İbrâhim'den, o bir adamdan, o da Abdullah'tan rivayet etti; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Minâ'da idik, ay yarıldı ve bir parça dağın arkasına geçti. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şahit olun, şahit olun! (¬٢)" buyurdu.

82751. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عُمارةَ، قال: ثنا عمرُو بنُ حمادٍ، قال: ثنا أسباطُ، عن سماكٍ، عن إبراهيمَ، عن الأسودِ، عن عبدِ اللَّهِ، قال: لقد رأيْتُ الجبلَ مِن فَرْجِ (¬٣) القمرِ حينَ انْشَقَّ (¬٤).

Bana Muhammed b. Umâre rivayet edip dedi ki: Bize Amr b. Hammâd rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, Simâk'tan, o İbrâhim'den, o Esved'den, o da Abdullah'tan rivayet etti; o şöyle demiştir: Yarıldığı esnada dağın, ayın iki parçası arasından (¬٣) göründüğünü bizzat gördüm (¬٤).

82752. Metin

حدَّثنا الحسنُ بنُ أبي ٥ يحيى المُقَدَّميُّ ٦، قال: ثنا يحيى بنُ حمادٍ، قال: ثنا أبو عَوانةَ، عن المغيرةِ، عن أبي الضُّحَى، عن مسروقٍ، عن عبدِ اللَّهِ، قال: انْشَقَّ القمرُ على عهدِ رسولِ اللَّهِ ﷺ، فقالت قريشٌ: هذا

Bize el-Hasen b. Ebî5 Yahyâ el-Mukaddemî6 rivayet edip dedi ki: Bize Yahyâ b. Hammâd rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Avâne, Mugîre'den, o Ebü'd-Duhâ'dan, o Mesrûk'tan, o da Abdullah'tan rivayet etti; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında ay yarıldı; bunun üzerine Kureyş: "Bu,

82753. Metin

سحرٌ، و (¬١) ابنُ أبي كَبْشةَ سَحَرَكم، فاسألوا (¬٢) السُّفَّارَ. فسأَلوهم، فقالوا: نعم قد رأَيْناه. فأنْزَل اللَّهُ ﵎: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} (¬٣).

bir büyüdür; (¬١) İbn Ebî Kebşe sizi büyüledi. Yolculara sorun (¬٢)" dediler. Onlara sordular; onlar da: "Evet, biz onu gördük" dediler. Bunun üzerine yüce Allah: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” ayetini indirdi (¬٣).

82754. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن منصورٍ (¬٤)، عن إبراهيمَ، عن عبدِ اللَّهِ، قال: قد مضَى انشقاقُ القمرِ.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr'dan (¬٤), o İbrâhim'den, o da Abdullah'tan rivayet etti; o şöyle demiştir: Ayın yarılması gerçekleşip geçmiştir.

82755. Metin

حدَّثني أبو السائبِ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن مسلمٍ، عن مسروقٍ، قال: قال عبدُ اللَّهِ: خمسٌ قد مضَيْن؛ الدُّخانُ، واللِّزامُ، والبَطْشةُ، والقمرُ، والرومُ (¬٥).

Bana Ebü's-Sâib rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A‘meş'ten, o Müslim'den, o Mesrûk'tan rivayet etti; o dedi ki: Abdullah şöyle demiştir: Beş şey gerçekleşip geçmiştir: Duhân (duman), lizâm (kaçınılmaz azap), batşe (şiddetli yakalayış), ay [ın yarılması] ve Rûm (¬٥).

82756. Metin

حدَّثني يعقوبُ بنُ إبراهيمَ، قال: ثنا ابنُ عُليةَ، قال: [أخبَرنا أيوبُ] (¬٦)، عن محمدٍ (¬٧)، قال: نُبِّئْتُ أن ابنَ مسعودٍ كان يقولُ: قد انْشَقَّ القمرُ (¬٨).

Bana Ya‘kûb b. İbrâhim rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet edip dedi ki: [Bize Eyyûb haber verdi], Muhammed'den (¬٧); o şöyle demiştir: Bana İbn Mes‘ûd'un: "Ay yarıldı [ve bu hadise geçti]" dediği haber verildi (¬٨).

82757. Metin

[حدَّثنا يعقوبُ بنُ إبراهيمَ] ٩، قال: أخبَرنا ابنُ عليةَ، قال: أخبرنا

[Bize Ya‘kûb b. İbrâhim rivayet edip]9 dedi ki: Bize İbn Uleyye haber verip dedi ki: Bize haber verdi...

82758. Metin

عطاءُ (¬١) بنُ السائبِ، عن أبي عبدِ الرحمنِ السُّلَميِّ، قال: نَزَلْنا المدائنَ، فكنا منها على فَرْسَخٍ (¬٢)، فجاءتِ الجمعةُ، فحضَر أبي، وحضَرْتُ معه، فخطَبَنا حذيفةُ، فقال: ألا إن اللهَ يقولُ: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. ألا وإن الساعةَ قد اقْتَرَبَت، ألا وإن القمرَ قد انشَقَّ، ألا وإن الدنيا قد آذَنَت بفِراقٍ، ألا وإن اليومَ المِضْمارَ وغدًا السباقَ. فقلتُ لأبي: أَيَسْتَبِقُ الناسُ غدًا؟ فقال: يا بُنيَّ، إنك لجَاهلٌ، إنما هو السباقُ بالأعمالِ. ثم جاءتِ الجمعةُ الأخرى، فحَضَرْنا، فخطَب حذيفةُ، فقال: ألا إن اللهَ ﵎ يقولُ: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. ألا وإن الساعةَ قد اقْتَرَبَت، ألا وإن القمرَ قد انْشَقَّ، ألا وإن الدنيا قد آذَنَت بفراقٍ، ألا وإن اليومَ المِضْمارَ وغدًا السباقَ، ألا وإن الغايةَ النارُ، والسابقَ مَن سبَق إلى الجنةِ (¬٣).

Atâ (¬١) b. es-Sâib, Ebû Abdirrahmân es-Sülemî'den haber verdi; o şöyle demiştir: Medâin'e indik ve oraya bir fersah (¬٢) mesafede bulunuyorduk. Cuma vakti geldi; babam gitti, ben de onunla birlikte hazır bulundum. Huzeyfe bize hutbe irat edip şöyle dedi: Dikkat edin! Allah şöyle buyuruyor: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı”. Dikkat edin! Kıyamet muhakkak yaklaşmıştır. Dikkat edin! Ay muhakkak yarılmıştır. Dikkat edin! Dünya ayrılık vaktinin geldiğini bildirmiştir. Dikkat edin! Bugün hazırlık günü, yarın ise yarış günüdür. Babama: "İnsanlar yarın yarışacaklar mı?" diye sordum. O da: "Ey oğulcuğum! Sen gerçekten cahilsin; bu yarış ancak amellerle olan yarıştır" dedi. Sonra diğer cuma geldi ve biz yine hazır bulunduk. Huzeyfe hutbe irat edip şöyle dedi: Dikkat edin! Yüce Allah şöyle buyuruyor: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı”. Dikkat edin! Kıyamet muhakkak yaklaşmıştır. Dikkat edin! Ay muhakkak yarılmıştır. Dikkat edin! Dünya ayrılık vaktinin geldiğini bildirmiştir. Dikkat edin! Bugün hazırlık günü, yarın ise yarış günüdür. Dikkat edin! Varılacak son nokta ateştir; kazanan yarışçı ise cennete ilk varandır (¬٣).

82759. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا محمدُ بنُ جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، عن عطاءِ بنِ السائبِ، عن أبي عبدِ الرحمنِ، قال: كنتُ مع أبي بالمدائنِ. قال: فخطَب أميرُهم، وكان عطاءٌ يَرَى ٤ أنه حذيفةُ، فقال في هذه الآيةِ: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}: قد اقْتَرَبَت الساعةُ وانْشَقَّ القمرُ، قد اقتَرَبَت الساعةُ وانشَقَّ القمرُ، اليومَ المِضْمارُ، وغدًا السباقُ، والسابقُ مَن سبَق إلى الجنةِ، والغايةُ النارُ. قال: فقلتُ لأبي: غدًا السباقُ؟ قال: فأخْبَره ٥.

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, Atâ b. es-Sâib'den, o Ebû Abdirrahmân'dan rivayet etti; o şöyle demiştir: Medâin'de babamla birlikteydim. [Ebû Abdirrahmân] dedi ki: Onların emiri bir hutbe irat etti —Atâ onun Huzeyfe olduğu görüşündeydi 4— ve bu {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” ayeti hakkında şöyle dedi: "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı; kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı! Bugün hazırlık (mizmâr) günüdür, yarın ise yarış günüdür. Kazanan, cennete ilk varandır; nihai sınır ise ateştir." [Ebû Abdirrahmân] dedi ki: Babama: "Yarın yarış mı var?" dedim. Dedi ki: [Babası] durumu ona açıkladı 5.

82760. Metin

حدَّثنا أبو كُريبٍ، قال: ثنا ابنُ فُضَيْلٍ، عن حُصَيْنٍ، عن محمدِ بنِ جُبيرِ بنِ مُطْعِمٍ، عن أبيه، قال: انشَقَّ القمرُ ونحن مع رسولِ اللَّهِ ﷺ بمكةَ (¬١).

Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Fudayl, Husayn'dan, o Muhammed b. Cübeyr b. Mut‘im'den, o da babasından rivayet etti; o şöyle demiştir: Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Mekke'de iken ay yarıldı (¬١).

82761. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن خارجةَ، عن الحُصينِ بنِ عبدِ الرحمنِ، عن ابنِ جُبيرٍ، عن أبيه: {وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. قال: انشَقَّ ونحن (¬٢) بمكةَ.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Hârice'den, o Husayn b. Abdirrahmân'dan, o İbn Cübeyr'den, o da babasından: {وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “ve ay yarıldı” ayeti hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: Biz (¬٢) Mekke'de iken yarıldı.

82762. Metin

حدَّثنا محمدُ بنُ عَسْكَرٍ، قال: ثنا عثمانُ بنُ صالحٍ وعبدُ اللَّهِ بنُ عبدِ الحكمِ، قالا: ثنا بكرُ بنُ مُضَرَ (¬٣)، عن جعفرٍ بنِ ربيعةَ، عن عِراكٍ، عن [عبيدِ اللَّهِ] (¬٤) بنِ عبدِ اللَّهِ بنِ عتبةَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: انشَقَّ القمرُ في عهدِ رسولِ اللَّهِ ﷺ (¬٥).

Bize Muhammed b. Asker rivayet edip dedi ki: Bize Osmân b. Sâlih ve Abdullah b. Abdilhakem rivayet edip dediler ki: Bize Bekr b. Mudar (¬٣), Ca‘fer b. Rebîa'dan, o Irâk'tan, o [Ubeydullah] (¬٤) b. Abdillâh b. Utbe'den, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devrinde ay yarıldı (¬٥).

82763. Metin

حدَّثنا نصرُ بنُ عليٍّ، [قال: ثنا عبدُ الأعلى، قال: ثنا داودُ بنُ أبي هندٍ، عن عليِّ] ٦ بنِ أبي طلحةَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: انشق القمرُ قبلَ الهجرةِ. أو قال: قد مضَى

Bize Nasr b. Alî rivayet edip [dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd b. Ebî Hind, Alî]6 b. Ebî Talha'dan, o da İbn Abbâs'tan rivayet etti; o şöyle demiştir: Ay, hicretten önce yarıldı. Veya şöyle demiştir: Geçip gitmiştir

82764. Metin

ذاك (¬١).

tamamlandı, dedi (¬١).

82765. Metin

حدَّثنا إسحاقُ بنُ شاهينٍ، قال: ثنا خالدُ بنُ عبدِ اللَّهِ، عن داودَ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ بنحوِه.

Bize İshâk b. Şâhîn rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. Abdillâh, Dâvûd'dan, o Ali'den, o da İbn Abbâs'tan benzerini rivayet etti.

82766. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبدُ الأعلى، قال: ثنا داودُ، عن عليٍّ (¬٢)، عن ابنِ عباسٍ أنه قال في هذه الآيةِ: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. قال: ذاك قد مضَى؛ كان قبلَ الهجرةِ، انْشَقَّ حتى رأَوْا شِقَّيْه (¬٣).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd, Ali'den (¬٢), o da İbn Abbâs'tan rivayet etti; o bu ayet: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” hakkında şöyle demiştir: Bu [hadise] vuku bulup geçmiştir; hicretten önceydi. Öyle yarıldı ki iki parçasını da gördüler (¬٣).

82767. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} إلى قولِه: {سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}. قال: قد مضَى، كان قد انشَقَّ القمرُ على عهدِ رسولِ اللَّهِ ﷺ بمكةَ، فأعْرَض المشركون وقالوا: سحرٌ مستمرٌّ (¬٤).

Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” ayetinden {سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “Süregelen bir büyüdür” sözüne kadar olan kısım hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: Bu gerçekleşip geçmiştir. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında Mekke'de ay yarılmıştı; müşrikler ise yüz çevirip: "Süregelen bir büyüdür" dediler (¬٤).

82768. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. قال مجاهدٌ: رأَوْه (¬٥) مُنْشَقًّا (¬٦).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Varkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” sözü hakkında rivayet etti. Mücâhid: Onu (¬٥) yarılmış olarak gördüler (¬٦), demiştir.

82769. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن منصورٍ وليثٍ، عن

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Mansûr ve Leys'ten, onlar da

82770. Metin

مجاهدٍ: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. قال: انْفَلَق القمرُ فِلْقَتين، فَثَبَتَتْ فِلْقَةٌ، وذهَبَت (¬١) فِلْقَةٌ مِن وراءِ الجبلِ، فقال النبيُّ ﷺ: "اشْهَدُوا".

Mücâhid'den rivayet ettiler: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı”. Mücâhid dedi ki: Ay iki parçaya ayrıldı; bir parça yerinde kaldı, diğer parça ise dağın arkasına geçti (¬١). Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Şahit olun!" buyurdu.

82771. Metin

حدَّثنا ابنُ حُميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن أبي سِنانٍ، عن ليثٍ، عن مجاهدٍ: انشَقَّ القمرُ على عهدِ رسولِ اللَّهِ ﷺ، فصار فِرْقتين، فقال النبيُّ ﷺ لأبي بكرٍ: "اشْهَدْ يا أبا بكرٍ". فقال المشركون: سحَرَ القمرَ حتى انْشَقَّ (¬٢).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Ebû Sinân'dan, o Leys'ten, o da Mücâhid'den rivayet etti: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem devrinde ay yarıldı ve iki parça oldu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Ebû Bekir'e: "Şahit ol ey Ebû Bekir!" buyurdu. Müşrikler ise: "Ayı büyüledi, sonunda yarıldı" dediler (¬٢).

82772. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن أبي سِنانٍ، قال: قدِم رجلٌ المدائنَ، فقام فقال: إن اللَّهَ ﵎ يقولُ: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}. وإن القمرَ قد انْشَقَّ، وقد آذَنَت الدنيا بفِراقٍ، اليومَ المضْمارُ، وغدًا السباقُ، والسابقُ مَن سبَق إلى الجنةِ، والغايةُ النارُ.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Ebû Sinân'dan rivayet etti; o dedi ki: Medâin'e bir adam geldi, ayağa kalkıp şöyle dedi: Şüphesiz yüce Allah şöyle buyuruyor: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı”. Muhakkak ki ay yarılmıştır ve dünya ayrılık vaktinin geldiğini bildirmiştir. Bugün hazırlık günü, yarın ise yarış günüdür; kazanan yarışçı cennete ilk varan, varılacak son nokta ise ateştir.

82773. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}: يُحْدِثُ اللَّهُ في خلقِه ما يَشَاءُ.

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” [ayeti hakkında Katâde şöyle dedi]: Allah yarattıkları içinde dilediği şeyi meydana getirir.

82774. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ، عن أنسٍ، قال: سأَل أهلُ مكةَ النبيَّ ﷺ آيةً، فانْشَقَّ القمرُ بمكةَ مرتين، فقال: " {اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} " (¬٣).

Bize İbn Abdila‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer'den, o Katâde'den, o da Enes'ten rivayet etti; o şöyle demiştir: Mekke ehli Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den bir mucize istediler; bunun üzerine ay Mekke'de iki defa yarıldı ve o: “{اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} ‘Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı’” buyurdu (¬٣).

82775. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمِعْتُ أبا مُعاذٍ يقولُ: أخبَرنا عبيدٌ، قال: سمِعْتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَانْشَقَّ الْقَمَرُ}: قد مَضَى، كان انْشَقَّ

Bana Hüseyin'den rivayet edildi, o dedi ki: Ebû Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd haber verip dedi ki: Dahhâk'ı, O'nun: {وَانْشَقَّ الْقَمَرُ} “Ve ay yarıldı” kavli hakkında şöyle derken işittim: [Bu olay] gerçekleşip geçmiştir; [Peygamber]

82776. Metin

على عهدِ النبيِّ ﷺ، بمكةَ، فأعْرَض عنه المشركون، وقالوا: سِحرٌ مستمرٌّ (¬١).

sallallâhu aleyhi ve sellem devrinde, Mekke'de yarılmıştı; müşrikler ondan yüz çevirdiler ve: "Süregelen bir büyüdür" dediler (¬١).

82777. Metin

حدَّثنا ابنُ حُميدٍ، قال: ثنا سلمةُ، عن عمرٍو، عن مغيرةَ، عن إبراهيمَ، قال: مضَى، [وانْشَقَّ] (¬٢) القمرُ بمكةَ.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Seleme, Amr'dan, o Mugîre'den, o da İbrâhim'den rivayet etti; o şöyle demiştir: Gerçekleşip geçti [ve] ay Mekke'de [yarıldı] (¬٢).

82778. Metin

وقولُه: {وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا}. يقولُ تعالى ذكرُه: وإن يَرَ المشركون علامةً تَدُلُّهم على حقيقةِ نبوةِ نبيِّه (¬٣) محمدٍ ﷺ، ودلالةً تَدُلُّهم على صدقِه فيما جاءَهم به [مِنْ عندِ] (¬٤) ربِّهم - يُعْرِضوا عنها، [فتَوَلَّوْا مُنْكِرين لها، مُكَذِّبين] (¬٥) أن تكونَ (¬٦) حقًّا يقينًا، ويقولوا (¬٧) تكذيبًا منهم بها، وإنكارًا لها أن تكونَ (¬٨) حقًّا: هذا سحرٌ سحَرَنا به محمدٌ، حتَى (¬٩) خَيَّل إلينا أنا نَرَى القمرَ مُنْفَلِقًا باثنين بسحرِه، وهو سحرٌ مستمرٌّ. يَعْني بقولِه (¬١٠): {مُسْتَمِرٌّ}: ذاهبٌ. مِن قولِهم: قد مرَّ هذا السحرُ (¬١١). إذا ذهَب.

O'nun {وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا} “Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler” sözü hakkında zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Müşrikler, Peygamberi (¬٣) Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğinin hakikatine delalet eden bir alamet ve Rableri [katından] (¬٤) kendilerine getirdiği şeyde doğru söylediğini gösteren bir delil görseler bile ondan yüz çevirirler, [onun kesin bir hakikat olduğunu yalanlayıp inkâr ederek yüz çevirirler] (¬٥), onu yalanlayarak ve hakikat olmasını (¬٨) inkâr ederek: (¬٧) "Bu, Muhammed'in bize yaptığı bir büyüdür; hatta (¬٩) büyüsüyle bize ayı iki parçaya ayrılmış gibi gösterdi. Bu, süregelen bir büyüdür" derler. O'nun {مُسْتَمِرٌّ} “süregelen / geçip giden” (¬١٠) sözüyle kastedilen; geçip gidendir (zâhib). Bu, onların bir şey geçip gittiğinde: “قد مرَّ هذا السحرُ” (Bu büyü geçip gitti) (¬١١) demelerinden gelir.

82779. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimize benzer şekilde tevil ehli (müfessirler) de söylemiştir.

82780. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

82781. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}. قال: ذاهبٌ (¬١).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Varkâ rivayet etti. Hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in O'nun: {سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “süregelen bir büyüdür” sözü hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: Geçip gidendir (¬١).

82782. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}. قال: إذا رأَى أهلُ الضلالةِ آيةً مِن آياتِ اللَّهِ قالوا: إنما هذا عملُ السحرِ، يُوشِكُ هذا أن يَسْتَمِرَّ ويَذْهَبَ

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin O'nun: {وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve: 'Süregelen bir büyüdür' derler” sözü hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Dalâlet ehli Allah'ın ayetlerinden bir ayet (mucize) gördüklerinde: 'Bu ancak bir büyü işidir; bunun sürüp gitmesi ve yok olup gitmesi yakındır' derler.

82783. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}. يقولُ: ذاهبٌ (¬٢).

Bize İbn Abdila‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer'den, o Katâde'den: {وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “ve: 'Süregelen bir büyüdür' derler” [ayeti hakkında Katâde'nin] şöyle dediğini rivayet etti: Geçip gidendir (¬٢).

82784. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمِعْتُ أبا مُعاذٍ يقولُ: ثنا عُبيدٌ، قال: سَمِعْتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}: كما يقولُ أهلُ الشركِ إذا كُسِف القمرُ، يقولون: هذا عملُ السَّحَرَةِ (¬٣).

Hüseyin'den bana rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ı O'nun: {وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “ve: 'Süregelen bir büyüdür' derler” sözü hakkında şöyle derken işittim: Şirk ehlinin ay tutulduğunda söyledikleri gibi; 'Bu büyücülerin işidir' derler (¬٣).

82785. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ قولَه: {سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}. قال: حينَ انْشَق القمرُ بفِلْقتين؛ فِلْقةٍ مِن وراءِ الجبلِ، وبَقِيَتْ ٤ فلقةٌ أخرى، فقال المشركون حينَ رأَوْا ذلك: سحرٌ مستمرٌّ.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan nakletti; O'nun: {سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “Süregelen bir büyüdür” sözü hakkında [Süfyân] şöyle dedi: Ay iki parçaya ayrıldığında; bir parça dağın arkasında kaldı, diğer parça ise kaldı4. Müşrikler bunu gördüklerinde: 'Süregelen bir büyüdür' dediler.

82786. Metin

وكان بعضُ أهلِ المعرفةِ [والعلمِ] (¬١) بكلامِ العربِ مِن أهلِ البصرةِ (¬٢) يُوَجِّهُ قولَه: {مُسْتَمِرٌّ}. إلى أنه مُسْتَفْعِلٌ من الإمرارِ (¬٣)، من قولِهم: قد مرَّ الحبلُ. إذا قَوِي وصَلُب واشْتَدَّ، وأمْرَرْتُه أنا. إذا فَتَلْتَه فَتْلًا شديدًا. ويقولُ: ومعنى قولِه: {وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ}: سحرٌ شديدٌ.

Basra ehlinden Arap kelamını bilen [ve ilim sahibi] (¬١) bazı kimseler (¬٢), O'nun: {مُسْتَمِرٌّ} “süregelen / şiddetli” sözünü 'imrâr' (¬٣) kökünden 'müstef‘il' kalıbında değerlendirirlerdi. Bu da onların, ip güçlenip sağlamlaştığında ve sertleştiğinde söyledikleri: “قد مرَّ الحبلُ” (İp sertleşti/sağlamlaştı) ve onu kuvvetlice büktüğünde söyledikleri: “وأمْرَرْتُه أنا” (Onu sımsıkı büktüm) sözlerindendir. Ve [bu zat] şöyle der: O'nun: {وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ} “ve: 'Süregelen / şiddetli bir büyüdür' derler” sözünün anlamı: Şiddetli bir büyüdür demektir.

82787. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ (٣) وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ (٤) حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ (٥)}.

Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünün tevili hakkındaki görüş: {وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ (٣) وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ (٤) حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ (٥)} “Yalanladılar ve hevalarına uydular. Oysa her iş kararlaştırılmıştır / yerini bulacaktır. Andolsun onlara, içinde [kötülükten] caydıracak şeyler bulunan haberler gelmiştir. [Bu haberler] yetkin bir hikmettir; fakat uyarılar fayda vermiyor.”

82788. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: وكذَّب هؤلاء المشركون مِن قريشٍ بآياتِ اللَّهِ من بعدِ ما أتَتْهم حقيقتُها، وعايَنوا الدلالةَ على صحتِها [برؤيتِهم القمرَ مُنْفَلِقًا فِلْقتين] (¬٤)، {وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ}. يقولُ: وآثَروا اتِّباعَ ما دَعَتْهم إليه أهواءُ أنفسِهم، مِن تكذيبِ ذلك، على التصديقِ [بما قد] (¬٥) أيْقَنوا صحتَه مِن نبوةِ محمدٍ ﷺ وحقيقةِ ما جاءَهم به مِن ربِّهم.

Ebû Ca‘fer rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Kureyş'ten olan bu müşrikler, Allah'ın ayetlerinin hakikati kendilerine geldikten ve [ayın iki parçaya ayrıldığını görmeleri suretiyle] (¬٤) sıhhatine dair delili bizzat müşahede ettikten sonra [da] yalanladılar. {وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ} “ve hevalarına uydular” buyurmaktadır; yani nefislerinin hevasının kendilerini çağırdığı o yalanlamayı, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğinden ve Rabbinden kendilerine getirdiği şeyin hakikatinden sıhhatine kesin olarak inandıkları [şeyi] (¬٥) tasdik etmeye tercih ettiler.

82789. Metin

وقولُه: {وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ}. يقولُ تعالى ذكرُه: وكلُّ أمرٍ مِن خيرٍ أو شرٍّ مُستَقِرٌّ قرارُه ومُتَناهٍ نهايتُه؛ فالخيرُ (¬٦) مستقرٌّ بأهلِه في الجنةِ، والشرُّ مستقرٌّ بأهلِه في النارِ.

O'nun: {وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ} “Ve her iş kararlaştırılmıştır / yerini bulacaktır” sözü hakkında zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Hayır veya şerden her bir iş kararına erecek ve nihayetine ulaşacaktır. Hayır (¬٦) ehlini cennette, şer de ehlini cehennemde yerleştirecektir.

82790. Metin

كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ}. أي: بأهلِ الخيرِ الخيرُ، وبأهلِ الشرِّ الشرُّ (¬١).

Nitekim bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun: {وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ} “Ve her iş kararlaştırılmıştır / yerini bulacaktır” sözü hakkında [şöyle dediğini aktardı]: Yani hayır ehline hayır, şer ehline de şer [yerleşecektir]1.

82792. Metin

وقولُه ﷿: {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ}. يقولُ تعالى ذكرُه: ولقد جاء هؤلاء المشركين من قريش الذين كذَّبوا بآياتِ اللَّهِ واتَّبعوا أهواءَهم، مِن الأخبارِ عن الأممِ السالفةِ الذين كانوا من تكذيبِ رسلِ اللَّهِ على مثلِ الذي هم عليه، فأحَلَّ اللَّهُ بهم من عقوباتِه ما قصَّ في هذا القرآنِ - ما فيه لهم {مُزْدَجَرٌ}. يعني: ما يَرْدَعُهُم ويَرُدُّهم (¬٢) عما عليه مُقيمون مِن التكذيبِ بآياتِ اللَّهِ. وهو "مُفْتَعَلٌ" مِن الزَّجْرِ.

Aziz ve Celil olan Allah'ın: {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ} “Andolsun onlara, içinde [kötülükten] caydıracak şeyler bulunan haberler gelmiştir” sözü hakkında zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve hevalarına uyan Kureyş'in bu müşriklerine, Allah'ın elçilerini yalanlama konusunda kendileri gibi olan ve bu Kur'an'da anlatıldığı üzere Allah'ın cezalarını üzerlerine indirdiği geçmiş ümmetlere dair haberlerden öyleleri gelmiştir ki, kendileri için onda {مُزْدَجَرٌ} “caydırıcı ibretler” vardır. Yani Allah'ın ayetlerini yalanlama üzere devam ettikleri tutumdan kendilerini vazgeçirecek ve geri döndürecek (¬٢) şeyler vardır. Bu kelime 'ez-zecr' (menetmek, caydırmak) kökünden 'müfta‘al' kalıbındadır.

82793. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في معنى ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bunun anlamı hakkında söylediğimiz doğrultuda tevil ehli de [şu şekilde] demiştir:

82794. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

82795. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {مُزْدَجَرٌ}. قال: مُنْتَهًى (¬٣).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Varkâ rivayet etti. Hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in O'nun: {مُزْدَجَرٌ} “[kötülükten] caydıracak şey” sözü hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: [Kötülükten] vazgeçiren şeydir (müntehâ) (¬٣).

82796. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ}. أي: هذا القرآنُ.

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin O'nun: {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ} “Andolsun onlara, içinde [kötülükten] caydıracak şeyler bulunan haberler gelmiştir” sözü hakkında: Yani bu Kur'an'dır dediğini rivayet etti.

82797. Metin

حدَّثنا ابنُ حُميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ: {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ}. قال: المُزْدَجَرُ المُنْتَهَى.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan O'nun: {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ} “Andolsun onlara, içinde [kötülükten] caydıracak şeyler bulunan haberler gelmiştir” sözü hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: el-Müzdecer (المُزْدَجَر), vazgeçiren şeydir (el-müntehâ).

82798. Metin

وقولُه: {حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ}. يعني بالحكمةِ البالغةِ هذا القرآنَ. ورُفِعَت "الحكمةُ" ردًّا على {مَا} التي في قولِه: {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ}.

O'nun: {حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ} “Yetkin bir hikmettir” sözüyle yetkin hikmet olarak bu Kur'an kastedilmektedir. 'el-Hikmetu' kelimesi, {وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ} “Andolsun onlara, içinde [kötülükten] caydıracak şeyler bulunan haberler gelmiştir” sözündeki {مَا} “şeyler / haberler” edatına [bedel / atf-ı beyan olarak] merfû kılınmıştır.

82799. Metin

وتأويلُ الكلامِ: ولقد جاءهم مِن الأنباءِ النبأُ الذي فيه مُزْدَجَرٌ، حكمةٌ بالغةٌ.

Sözün tevili şöyledir: Andolsun onlara haberlerden içinde caydırıcı ibret bulunan haber, yetkin bir hikmet olarak gelmiştir.

82800. Metin

ولو رُفِعَت الحكمةُ على الاستئنافِ كان جائزًا، فيكونُ معنى الكلامِ حينَئِذٍ: ولقد جاءهم من الأنباءِ النبأُ الذي فيه مزدجرٌ، ذلك حكمةٌ بالغةٌ. أو هو حكمةٌ بالغةٌ. فتكونُ و"الحكمةُ" كالتفسيرِ [لـ {مَا}] (¬١).

Şayet 'el-hikmetu' kelimesi isti'nâf (yeni bir başlangıç cümlesi) olarak merfû kılınsaydı bu da caiz olurdu. Bu durumda sözün anlamı şöyle olurdu: Onlara haberlerden içinde caydırıcı ibret bulunan haber gelmiştir; işte o yetkin bir hikmettir veya o yetkin bir hikmettir. Böylece 'el-hikmetu', [{مَا}] (¬١) edatının açıklaması gibi olurdu.

82801. Metin

وقولُه: {فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ}. وفي "ما" التي في قولِه: {فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ}. وجهان؛ أحدُهما، أن تكونَ بمعنى الجَحْدِ، فيكونَ - إذا وُجِّهتْ إلى ذلك - معنى الكلامِ: فليست تُغْنِي عنهم النُّذُرُ، ولا يَنْتَفِعون بها؛ لإعراضِهم عنها وتكذيبِهم بها. والآخَرُ، أن تكونَ بمعنى: أنَّى. فيكون معنى الكلامِ إِذا وُجِّهَت إلى ذلك: فأيَّ شيءٍ تُغْنِي عنهم النُّذُرُ.

O'nun: {فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ} “Fakat uyarılar fayda vermiyor” sözü hakkında ise {فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ} sözündeki 'mâ' edatında iki vecih vardır: Birincisi, nefy (olumsuzluk) anlamında olmasıdır. Bu yöne hamledildiğinde sözün anlamı şöyle olur: Uyarılar onlara fayda vermemektedir ve ondan yüz çevirmeleri ve onu yalanlamaları sebebiyle ondan yararlanmamaktadırlar. Diğeri ise 'ennâ' (nasıl / ne) anlamında olmasıdır. Bu yöne hamledildiğinde sözün anlamı şöyle olur: Artık uyarılar onlara ne fayda verir!

82802. Metin

والنُّذُرُ جمعُ نَذِيرٍ، كما الجُدُدُ جمعُ جديدٍ، والحُصُرُ جمعُ حَصِيرٍ.

'en-Nüzür', tıpkı 'cüdüd'ün 'cedîd'in, 'husur'un da 'hasîr'in çoğulu olduğu gibi, 'nezîr'in çoğuludur.

82803. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُكُرٍ (٦) خُشَّعًا (¬٢) أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ (٧) مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ (٨)}.

Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünün tevili hakkındaki görüş: {فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُكُرٍ (٦) خُشَّعًا (¬٢) أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ (٧) مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ (٨)} “Öyleyse onlardan yüz çevir. O çağırıcının görülmemiş, dehşetli bir şeye çağıracağı gün; gözleri zilletle yere eğilmiş (¬٢) olarak, etrafa yayılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar. Çağırıcıya doğru koşarak... Kâfirler: 'Bu, zorlu bir gündür' derler.”

82804. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: يعني تعالى ذكرُه بقولِه: {فَتَوَلَّ عَنْهُمْ}: فأعْرِضْ يا محمدُ عن هؤلاء المشركين مِن قومِك، الذين إن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضوا ويقولوا: سحرٌ مستمرٌّ. فإنهم يومَ يَدْعو الداعي ٣؛ داعي اللَّهِ إلى موقِف القيامةِ، وذلك هو

Ebû Ca‘fer [et-Taberî] -rahimehullâh- der ki: Zikri yüce olan [Allah], {فَتَوَلَّ عَنْهُمْ} “Öyleyse onlardan yüz çevir” buyruğuyla şunu kastetmektedir: Ey Muhammed! Bir mucize görseler yüz çevirip: “Süregelen bir büyüdür” diyen kavminden olan bu müşriklerden yüz çevir. Şüphesiz onlar, çağırıcı 3 -yani Allah'ın çağırıcısı- kıyamet duruşma yerine çağırdığı gün; işte bu da

82805. Metin

الشيءُ النُّكُرُ، {خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ}. يقولُ: ذليلةً أبصارُهم خاضعةً [لأمرِ ربِّها] (¬١)، {يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ} وهي جمعُ جَدَثٍ، وهي القبورُ. وإنما وصَف جلَّ ثناؤُه بالخشوعِ الأبصارَ دونَ سائرِ أجسامِهم، والمرادُ به جميعُ أجسامِهم؛ لأن أثرَ ذِلةِ كلِّ ذليلٍ، وعِزةِ كلِّ عزيزٍ، تَتَبَيَّنُ في ناظِرَيه دونَ سائرِ جسدِه، فلذلك خصَّ الأبصارَ [بوصفِها بالخشوعِ] (¬٢).

görülmemiş, dehşetli olan şeydir. {خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ} “gözleri zilletle yere eğilmiş olarak” buyurmaktadır; yani [Rablerinin emrine] (¬١) boyun eğmiş ve gözleri zelil olmuş olarak... {يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ} “kabirlerden çıkarlar”; 'ecdas' kelimesi kabirler anlamına gelen 'cedes'in çoğuludur. Övgüsü yüce olan Allah bedenlerinin diğer kısımlarını değil de yalnızca gözleri huşû ile nitelemiştir; oysa kastedilen bütün bedenleridir. Çünkü her zelilin zilletinin ve her azizin izzetinin eseri bedenin diğer kısımlarından ziyade gözlerinde belirir; bu yüzden [huşû ile nitelemede] (¬٢) özellikle gözleri tahsis etmiştir.

82806. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في معنى قولِه: {خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ} قال أهلُ التأويلِ.

O'nun: {خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ} “gözleri zilletle yere eğilmiş olarak” sözünün anlamı hakkında söylediğimiz doğrultuda tevil ehli de [şu şekilde] demiştir:

82807. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

82808. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ}. أي: ذليلةً أبصارُهم (¬٣).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin O'nun: {خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ} “gözleri zilletle yere eğilmiş olarak” sözü hakkında: Yani gözleri zelildir dediğini rivayet etti (¬٣).

82809. Metin

واخْتَلَفت القرأةُ في قراءةِ قولِه: {خُشَّعًا ٤ أَبْصَارُهُمْ}؛ فقرَأ ذلك عامةُ قرأةِ المدينةِ وبعضُ المكيين و ٥ الكوفيين: {خُشَّعًا} بضمِّ الخاءِ وتشديدِ الشينِ ٦، بمعنى: خاشعٌ. وقرَأه عامةُ قرأةِ الكوفةِ وبعضُ البصريين: (خاشِعًا أبصارُهم) بالألفِ على التوحيدِ ٧؛ اعتبارًا بقراءةِ عبدِ اللَّهِ، وذلك أن ذلك في قراءةِ عبدِ اللَّهِ: (خاشعةً أبصارُهم) ٨. وألْحَقوه وهو بلفظِ الاسمِ في التوحيدِ، إذ كان ٩ صفةً،

Kurrâ, O’nun: {خُشَّعًا 4 أَبْصَارُهُمْ} “gözleri zilletle yere eğilmiş olarak” sözünün kıraatinde ihtilaf etmiştir; Medine kurrâsının geneli, Mekkelilerin ve 5 Kûfelilerin bir kısmı bunu, 'hâşi‘' (خاشع) anlamında Hâ harfinin zammesi ve Şîn harfinin şeddesiyle 6 {خُشَّعًا} şeklinde okumuştur. Kûfe kurrâsının geneli ve Basralıların bir kısmı ise Abdullah [b. Mes‘ûd]’un kıraatine itibar ederek elif ile müfred (tekil) olarak 7 (خاشِعًا أبصارُهم) şeklinde okumuştur; zira bu [ayet], Abdullah'ın kıraatinde: (خاشعةً أبصارُهم) 8 şeklindedir. Onlar isim lafzında olmasına rağmen, sıfat olduğu 9 için onu müfredlikte,

82810. Metin

بحكمِ "فعَل" و"يَفْعَلُ" في التوحيدِ إذا تقَدَّم الأسماءَ، كما قال الشاعرُ (¬١):

isimlerden önce geldiğinde müfredlik bakımından 'fe‘ale' ve 'yef‘alu' fiili hükmüne bağlamışlardır; nitekim şair şöyle demiştir (¬١):

82811. Metin

وشبابٍ حسنٍ أوجهُهم … من ايادِ بنِ نِزارِ بنِ مَعَدّ

Ve nice yüzleri güzel gençler vardır... İyâd b. Nizâr b. Maadd kabilesinden.

82812. Metin

فوحَّد حسنًا وهو صفةٌ للأوجهِ وهي جمعٌ، وكما قال الآخرُ (¬٢):

[Şair] 'el-evcüh' çoğul olduğu halde onun sıfatı olan 'hasenen' kelimesini müfred getirmiştir. Başka bir şairin şu sözünde olduğu gibi (¬٢):

82813. Metin

يَرْمِي الفِجاجَ بها الركبانُ مُعْتَرِضًا … أعناقَ بُزَّلِهَا مُرْخًى لها الجُدُلُ (¬٣)

Süvariler o geniş yollara atılır onunla; yaşını almış develerin boyunları [yolu] enlemesine aşarak, dizginleri salıverilmiş halde (¬٣).

82814. Metin

فوحَّد مُعْتَرِضًا، وهي (¬٤) من صفةِ الأعناقِ، والجمعُ والتأنيثُ فيه جائزان على ما بيَّنا.

[Şair burada] 'el-a‘nâk'ın (boyunların) sıfatı olduğu halde 'mu‘taridan' kelimesini müfred kılmıştır; açıkladığımız üzere bunda çoğul ve müennes kılmak da caizdir (¬٤).

82815. Metin

وقولُه ﷿: {كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ}. يقولُ تعالى ذكرُه: يَخْرُجون مِن قبورِهم، كأنهم في انتشارِهم وسعيِهم إلى موقفِ الحسابِ جرادٌ منتشرٌ.

Aziz ve Celil olan Allah'ın: {كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُنْتَشِرٌ} “etrafa yayılmış çekirgeler gibi” sözü hakkında zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Kabirlerinden çıkarlar; etrafa yayılmalarında ve hesap duruşma yerine koşmalarında sanki onlar etrafa yayılmış çekirgeler gibidirler.

82816. Metin

وقولُه: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ}. يقولُ: مُسْرِعين، نَظَرُهم (¬٥) قِبَلَ داعِيهم إلى ذلك الموقفِ. وقد بيَّنا معنى الإهطاعِ بشواهدِه المغنيةِ عن الإعادةِ (¬٦)، ونَذْكُرُ بعضَ ما لم نَذْكُرْه فيما مضَى مِن الروايةِ.

O'nun: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ} “Çağırıcıya doğru koşarak” sözü hakkında şöyle buyurmaktadır: Hızlıca koşanlar olarak, bakışları (¬٥) o duruşma yerine kendilerini çağıran kimseye yönelmiş halde... Biz 'ihdâ‘' kelimesinin anlamını tekrar gerektirmeyecek şahitleriyle açıklamıştık (¬٦); şimdi daha önce zikretmediğimiz bazı rivayetleri zikrediyoruz.

82817. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن مغيرةَ، عن عثمانَ بنِ يَسَارٍ، عن تَمِيمِ بنِ حَذْلَمٍ قولَه: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ}. قال: هو التَّحْميجُ (¬٧).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Cerîr, Mugîre'den, o Osmân b. Yesâr'dan, o da Temîm b. Hazlem'den O'nun: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ} “Çağırıcıya doğru koşarak” sözü hakkında şöyle dediğini rivayet etti: O, gözü dikip bakmaktır (tahmîc) (¬٧).

82818. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مهرانُ ٨، عن سفيانَ، [عن أبيه] ٩، عن أبي الضُّحَى: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ}. قال: التَّحْمِيجُ ٧.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân8, Süfyân'dan, [babasından]9, Ebü'd-Duhâ'dan: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ} “Çağırıcıya doğru koşarak” [ayeti hakkında] şöyle dediğini rivayet etti: Gözü dikip bakmaktır (tahmîc)7.

82819. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ}. [قال: هكذا، أبصارُهم شاخصةٌ إلى السماءِ.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ} “Çağırıcıya doğru koşarak” [ayeti hakkında] şöyle dediğini rivayet etti: [Şöyle ki, gözleri semaya dikilmiş vaziyettedir.

82820. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ}. أي] (¬١): عامِدِين إلى الداعِ (¬٢).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin O'nun: {مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ} “Çağırıcıya doğru koşarak” sözü hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Yani] (¬١) çağırıcıya doğru yönelen kimselerdir (¬٢).

82821. Metin

حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ في قولِه: {مُهْطِعِينَ}. يقولُ: ناظِرِين (¬٣).

Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o İbn Abbâs'tan O'nun: {مُهْطِعِينَ} “koşarak / göz dikerek” sözü hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Bakanlar demektir (¬٣).

82822. Metin

وقولُه: {يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ}. يقولُ تعالى ذكرُه: يقولُ الكافرون باللهِ يومَ يَدْعُ الداعي إلى شيءٍ نُكُرٍ: هذا يومٌ عَسِرٌ. وإنما وصَفه بالعُسْرِ لشدةِ أهوالِه وبَلْبالِه.

O'nun: {يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ} “Kâfirler: 'Bu, zorlu bir gündür' derler” sözü hakkında zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Çağırıcı görülmemiş, dehşetli bir şeye çağırdığı gün Allah'ı inkâr eden kâfirler: 'Bu, zorlu bir gündür' derler. Korkularının ve kargaşasının şiddetinden dolayı o günü zorlukla nitelemiştir.

82823. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ (٩) فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ (١٠)}.

Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünün tevili hakkındaki görüş: {كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ (٩) فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ (١٠)} “Onlardan önce Nûh'un kavmi de yalanlamıştı; kulumuzu yalanladılar ve: 'O bir delidir' dediler ve [baskıyla] engellendi. Bunun üzerine Rabbine: 'Ben yenik düştüm, artık [bana] yardım et!' diye yalvardı.”

82824. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: وهذا وعيدٌ مِن اللهِ ﷿، وتهديدٌ للمشركين مِن أهلِ مكةَ وسائرِ مَن أرْسَل إليه رسولَه محمدًا ﷺ، على تكذيبِهم إياه، وتقدُّمٌ منه إليهم أنهم إن لم يُنِيبوا مِن تكذيبِهم إياه، أنه مُحِلٌّ بهم ما أَحَلَّ بالأممِ الذين قصَّ قصصَهم في هذه السورةِ مِن الهلاكِ والعذابِ، ومُنَجٍّ نبيَّه محمدًا والمؤمنين به، كما نجَّى مَن قبلَه مِن الرسلِ وأتباعِهم مِن نِقَمِه التي أحَلَّها بأممِهم، فقال جلَّ ثناؤُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: كذَّبَت يا محمدُ قبلَ هؤلاء الذين كذَّبوك مِن قومِك، الذين إذا رأَوْا آيةً أعْرَضوا وقالوا: سحرٌ مستمرٌّ - قومُ نوحٍ، فكذَّبوا عبدَنا نوحًا إذ أَرْسَلْناه إليهم - كما كذَّبَتْك قريشٌ إذ أَتَيْتَهم بالحقِّ مِن عندِنا - وقالوا: [{مَجْنُونٌ}. يقولُ] ٤ هو

Ebû Ca‘fer [et-Taberî] -rahimehullâh- şöyle dedi: Bu, Allah azze ve celle'den bir tehdit ve elçisi Muhammed'i sallallâhu aleyhi ve sellem yalanlamalarından ötürü Mekke ehlinden olan müşriklere ve kendilerine elçisini gönderdiği diğer bütün kimselere yönelik bir gözdağıdır; ayrıca onu yalanlamaktan [vazgeçip Allah'a] dönmedikleri takdirde, bu sûrede kıssalarını anlattığı ümmetlerin başına getirdiği helak ve azabı onların da başına getireceğine, kendisinden önceki peygamberleri ve onlara tabi olanları kavimlerinin başına getirdiği cezalarından kurtardığı gibi Peygamberi Muhammed'i ve ona iman edenleri de kurtaracağına dair kendilerine önceden yapılmış bir uyarıdır. Nitekim övgüsü yüce olan [Allah], Peygamberi Muhammed'e sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: Ey Muhammed! Bir mucize gördüklerinde yüz çevirip: “Süregelen bir sihirdir” diyen ve seni yalanlayan kavminden önceki Nûh kavmi de yalanlamıştı; kendilerine gönderdiğimizde kulumuz Nûh'u yalanladılar -tıpkı katımızdan kendilerine hakkı getirdiğinde Kureyş'in seni yalanladığı gibi- ve: [{مَجْنُونٌ} “[O bir] delidir”. [Ebû Ca‘fer] şöyle demektedir:] 4 o

82825. Metin

مجنونٌ وازْدُجِر. وهو (¬١) "افْتُعِل" من "زجَرْتُ"، وكذلك تَفعَلُ العربُ بالحرفِ إذا كان أولُه زايًا، صيَّروا تاءَ الافْتِعالِ منه دالًا؛ من ذلك قولُهم: ازْدُجِر. مِن زجَرْتُ، وازْدُلِف. مِن زَلَفْتُ، وازْدِيد. مِن زِدْتُ.

bir delidir ve engellenmiştir (ez-zecr ile menedilmiştir). Bu kelime (¬١) 'zecertü' fiilinden 'ifta‘ale' babındadır. Araplar ilk harfi 'zâ' (z) olan kelimelerde böyle yapar; ifti‘âl babının 'tâ' harfini 'dâl'a dönüştürürler. Nitekim 'zecertü'den 'izdücira', 'zeleftü'den 'izdülife' ve 'zidtü'den 'izdîde' demeleri bundandır.

82826. Metin

واخْتَلَف أهلُ التأويلِ في المعنى الذي زجَروه (¬٢)؛ فقال بعضُهم: كان زجرُهم إياه أن قالوا: استُطِير جنونًا.

Tevil ehli onu ne şekilde engelledikleri/azarladıkları (¬٢) hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Onu engellemeleri/azarlamaları: 'Delilikten aklı başından gitti' demeleridir.

82827. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri

82828. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا يحيى، عن سفيانَ، عن منصورٍ، عن مجاهدٍ: {وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ}. قال: اسْتُطِير جُنونًا.

Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Yahyâ, Süfyân'dan, o Mansûr'dan, o da Mücâhid'den: {وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ} “ve: 'O bir delidir' dediler ve engellendi” [ayeti hakkında] şöyle dediğini rivayet etti: Delilikten aklı başından gitti.

82829. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن منصورٍ، عن مجاهد مثلَه.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Mansûr'dan, o da Mücâhid'den aynısını rivayet etti.

82830. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {وَازْدُجِرَ}. قال: اسْتُطِير جنونًا (¬٣).

Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana el-Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize el-Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Varkâ rivayet etti. Hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'in O'nun: {وَازْدُجِرَ} “ve engellendi” sözü hakkında şöyle dediğini [rivayet etti]: Delilikten aklı başından gitti (¬٣).

82831. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا محمدُ بنُ جعفرٍ، قال ثنا شعبةُ، عن الحكمِ، عن مجاهدٍ في هذه الآيةِ: {وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ}. قال: اسْتُعِر (¬٤) جنونًا (¬٥).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet edip dedi ki: Bize Şu'be, el-Hakem'den, o da Mücâhid'den bu ayet: {وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ} “ve: 'O bir delidir' dediler ve engellendi” hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Delilikten aklı başından gitti (¬٤) (¬٥).

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.