85069. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
85070. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه جلّ ثناؤُه وتقدَّست أسماؤُه: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ (١)}.
Övgüsü yüce, isimleri mukaddes olan Allah'ın şu buyruğunun tefsiri hakkında görüş: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ (١)} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.”
85071. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ} يا محمدُ، {قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا}. والتي كانت تُجادِلُ رسولَ اللَّهِ ﷺ في زوجِها امرأةٌ مِن الأنصارِ.
Zikri yüce olan [Allah], Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ} “Allah işitmiştir”, {قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü”. Kocası hakkında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartışan kadın Ensâr'dan bir kadındı.
85072. Metin
واختلَف أهلُ العلمِ في نَسَبِها واسمِها؛ فقال بعضُهم: خَوْلةُ بنتُ ثعلبةَ. وقال بعضُهم: اسمُها خُوَيْلةُ بنتُ ثعلبةَ. وقال آخرون: هي خُوَيْلةُ بنتُ خُوَيْلدٍ. وقال آخرون: هي خُوَيْلةُ بنتُ الصامتِ. وقال آخرون: هي خويلةُ بنتُ الدُّلَيْجِ.
İlim ehli onun nesebi ve adı konusunda ihtilaf etmiştir; bazısı: 'Havle binti Sa'lebe'dir' demiştir. Bazısı: 'Adı Huveyle binti Sa'lebe'dir' demiştir. Diğerleri: 'O, Huveyle binti Huveylid'dir' demiştir. Diğerleri: 'O, Huveyle binti es-Sâmit'tir' demiştir. Diğerleri ise: 'O, Huveyle binti ed-Düleyc'dir' demiştir.
85073. Metin
وكانت مجادلتُها رسولَ اللَّهِ ﷺ في زوجِها - وزوجُها أَوْسُ بنُ الصامتِ - مراجعتَها (¬١) إيَّاه في أمرِه، وما كان مِن قولِه لها: أنتِ عليَّ كَظَهْرِ أمِّي. ومحاورتَها إيَّاه في ذلك. وبذلك قال أهلُ التأويلِ، وتظاهَرت به الروايةُ.
Onun, kocası -ki kocası Evs b. es-Sâmit'tir- hakkında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartışması; kocasının durumu, ona: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' demesi ve bu hususta onunla karşılıklı konuşması hakkında Resûlullah'a başvurmasıdır(¬١). Tefsir ehli böyle söylemiş ve rivayetler de bu doğrultuda birbirini desteklemiştir.
85074. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك، والآثارِ الواردةِ به
Bunu söyleyenlerin ve bu hususta nakledilen rivayetlerin zikri
85075. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبدُ الأعلى، قال: ثنا داودُ، قال: سمِعتُ أبا العاليةِ يقولُ: إِن خُوَيْلةَ ابنةَ الدُّلَيْجِ أتت النبيَّ ﷺ وعائشةُ تَغْسلُ شِقَّ رأْسِه، فقالت: يا رسولَ اللَّهِ، طالتْ صُحْبَتي مع زوجي، ونَفَضتُ له بَطْنِي ٢، وظاهَر مِنِّي. فقال
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Abdüla'lâ anlattı, dedi ki: Bize Dâvûd anlattı, dedi ki: Ebu'l-Âliye'nin şöyle dediğini işittim: Huveyle bint ed-Düleyc, Âişe başının bir tarafını yıkamakta iken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resûlü! Kocamla beraberliğim uzun sürdü, ona karnımı döktüm2 ve o bana zıhâr yaptı." Bunun üzerine [Resûlullah] şöyle buyurdu:
85076. Metin
رسولُ اللَّهِ ﷺ: "حَرُمْتِ عليه". قالت: أَشْكُو إلى اللَّهِ فاقتي. ثم قالت: يا رسولَ اللَّهِ، طالَتْ صُحْبتي، ونَفَضْت له بَطْنِي. فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "حَرُمْتِ عليه". فجعَل إذا قال لها: "حَرُمْتِ عليه". هَتَفَت وقالت: أشكو إلى اللَّهِ فاقتي. قال: فنَزَل الوحيُ، وقد قامَت عائشةُ تَغسِلُ شِقَّ رأسِه الآخرَ، فأَوْمأَت إليها عائشةُ أنِ اسْكُتي. قالت: وكان رسولُ اللَّهِ ﷺ إذا نزَل عليه الوحيُ أخَذه مثلُ السُّبَاتِ، فلما قُضِي الوحيُ قال: "ادْعي زوجَك". فَتَلاها عليه رسولُ اللَّهِ ﷺ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا} إلى قولِه: {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. أي: يَرْجِعُ فيه، {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا}، "أَتَسْتَطِيعُ رَقَبَةً؟ ". قال: لا. قال: {فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ}. قال: يا رسولَ اللَّهِ، إني إذا لم آكُلْ في اليومِ ثلاثَ مِرارٍ (¬١) خَشِيتُ أَنْ يَعْشُوَ بصرِي. قال: {فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا}. قال: "أَتَستَطِيعُ أَنْ تُطْعِمَ سِتِّين مِسْكينًا؟ ". قال: لا يا رسولَ اللَّهِ، إلا أنْ تُعِينَني. قال: فأَعانه رسولُ اللَّهِ ﷺ فَأَطْعَم (¬٢).
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Sen ona haram oldun' buyurdu. Kadın: 'Çaresizliğimi Allah'a şikâyet ediyorum' dedi. Sonra: 'Ey Allah'ın Resûlü! Beraberliğim uzun sürdü, ona karnımı döktüm' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yine: 'Sen ona haram oldun' buyurdu. Resûlullah ona her 'Sen ona haram oldun' dedikçe o sesini yükselterek: 'Çaresizliğimi Allah'a şikâyet ediyorum' diyordu. Dedi ki: Âişe onun başının diğer tarafını yıkamak için kalktığında vahiy indi ve Âişe kadına 'Sus' diye işaret etti. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy indiğinde üzerine bir uyku hali gibi bir durum çökerdi. Vahiy sona erince: 'Kocanı çağır' buyurdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona şu ayetleri okudu: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu...” ifadesinden {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “Kadınlarından zıhâr yapıp sonra söylediklerinden dönenler...” -yani sözünden rücu eden- {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا} “...birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmelidirler” buyruğuna kadar okudu ve: 'Bir köle [azat etmeye] gücün yeter mi?' buyurdu. Adam: 'Hayır' dedi. [Allah]: {فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ} “Buna imkân bulamayan kimse iki ay peş peşe oruç tutmalıdır” buyurdu. Adam: 'Ey Allah'ın Resûlü! Ben günde üç defa(¬١) yemezsem gözümün körleşmesinden korkarım' dedi. [Allah]: {فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا} “Buna da gücü yetmeyen altmış yoksulu doyurmalıdır” buyurdu. [Resûlullah]: 'Altmış yoksulu doyurmaya gücün yeter mi?' buyurdu. Adam: 'Hayır ey Allah'ın Resûlü, meğerki sen bana yardım edesin' dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona yardım etti ve o da doyurdu(¬٢).
85077. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، قال: ذُكر لنا أنَّ خُوَيْلةَ ابنَةَ ثعلبةَ، وكان زوجُها أوسُ بنُ الصامتِ قد ظاهرَ منها، فجاءت تَشتكِي إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ، فقالت: ظاهَر مِنِّي زوجي حينَ كَبِر سِنِّي ورَقَّ عَظْمِي. فأنزَل اللَّهُ فيها ما تَسْمعون: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ}، فقرَأ حتى بلَغ: {لَعَفُوٌّ غَفُورٌ ٢ وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. يُرِيدُ أنْ يَغْشَى بعدَ قولِه ذلك، فدعاه رسولُ اللَّهِ، ﷺ، فقال له: "أَتَسْتَطِيعُ "أن تُحرِّرَ مُحَرَّرًا؟ ". قال: ما لي بذلك يَدانِ. أو قال: لا أَجِدُ. قال: "أَتَسْتَطِيعُ أنْ تَصومَ شَهْرين متَتَابعَيْن؟ ". قال: لا واللَّهِ، إنه إذا أَخطأَه المأكلُ كلَّ يومٍ مِرارًا يَكِلُّ بصرُه. قال: "أَتَسْتَطِيعُ أنْ تُطْعِمَ سِتِّين مِسْكينًا؟ ". قال: لا واللَّهِ، إلا أن تُعِينَني منك بعونٍ وصَلاةٍ. قال بشرٌ: قال يزيدُ: يعني دعاءً. فأَعانه رسولُ اللَّهِ ﷺ بخمسةَ عشَرَ صاعًا، فجَمَع اللَّهُ له، واللَّهُ (¬١) رحيمٌ (¬٢).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den anlattı, dedi ki: Bize anlatıldığına göre Huveyle binti Sa'lebe -ki kocası Evs b. es-Sâmit ona zıhâr yapmıştı- Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şikâyette bulunmaya gelip: "Yaşım ilerleyip kemiklerim inceldiğinde kocam bana zıhâr yaptı" dedi. Bunun üzerine Allah onun hakkında işitmekte olduğunuz şu ayetleri indirdi: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir”; ardından {لَعَفُوٌّ غَفُورٌ} “...şüphesiz çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır” [kısmına ve] {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “Kadınlarına zıhâr yapıp da sonra söylediklerinden dönenler...” [ayetine] kadar okudu. [Katâde dedi ki]: Bu sözünden sonra onunla cinsel ilişkide bulunmak istemesini kastetmektedir. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onu çağırıp kendisine: «Bir köle azat etmeye gücün yeter mi?» buyurdu. O: "Buna gücüm yetmez" yahut "[Köle] bulamıyorum" dedi. [Resûlullah]: «Peş peşe iki ay oruç tutmaya gücün yeter mi?» buyurdu. O: "Hayır, vallahi! Eğer her gün birkaç defa1 yiyecek bulamazsa gözünün feri söner" dedi. [Resûlullah]: «Altmış yoksulu doyurmaya gücün yeter mi?» buyurdu. O da: "Hayır, vallahi; meğerki sen tarafından bir yardım ve salât ile bana destek olasın" dedi. Bişr dedi ki: Yezîd, "yani dua ile" demiştir. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona on beş sâ' ile yardım etti. Allah da onun durumunu toparladı [işini kolaylaştırdı]; ve Allah çok merhametlidir.2
85079. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الأعلى، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ في قولِ اللَّهِ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا}. قال: ذاك أوسُ بنُ الصامتِ، ظاهَر مِن امرأتِه خُوَيْلةَ ابنَةِ ثعلبةَ، قالت: يا رسولَ اللَّهِ، كَبِرت سِنِّي، ورَقَّ عَظْمِي، وظاهَر مِنِّي زوجي. قال: فأنزل اللَّهُ: {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ} إلى قولِه: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. يريدُ أَنْ يَغْشى بعدَ قولِه، {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا}، فدعاه إليه نبيُّ اللَّهِ ﷺ، فقال: "هل تَسْتَطِيعُ أنْ تُعْتِقَ رَقَبَةً؟ ". قال: لا. قال: "أَفَتَسْتَطِيعُ أنْ تصومَ شَهْرين متَتَابعَيْن؟ ". قال: إنه إذا أخطأَه أنْ يأْكُلَ كلَّ يومٍ ثلاثَ مرّاتٍ يَكِلُّ بصرُه. قال: "أَتَسْتَطِيعُ أنْ تُطْعِمَ سِتِّين مِسْكِينًا؟ ". قال: لا، إلا أَنْ يُعِينَني فيه رسولُ اللَّهِ ﷺ بعونٍ وصلاةٍ. فأعانه رسولُ اللَّهِ ﷺ بخمسةَ عَشَر صاعًا، وجَمَع اللَّهُ له أمرَه، واللَّهُ غفورٌ رحيمٌ.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdüla'lâ anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den Allah Teâlâ'nın: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu” buyruğu hakkında anlattı; dedi ki: O [adam] Evs b. es-Sâmit'tir, karısı Huveyle binti Sa'lebe'ye zıhâr yapmıştı. Kadın: 'Ey Allah'ın Resûlü! Yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı ve kocam bana zıhâr yaptı' dedi. Dedi ki: Bunun üzerine Allah: {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ} “Kadınlarından zıhâr yapıp...” ayetinden {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “...sonra söylediklerinden dönenler” buyruğuna kadar indirdi. [Katâde] dedi ki: Sözünden sonra cinsel ilişkide bulunmak isterse, {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا} “...birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmelidirler”. Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem onu yanına çağırdı ve: 'Bir köle azat etmeye gücün yeter mi?' buyurdu. Adam: 'Hayır' dedi. 'Peki peş peşe iki ay oruç tutmaya gücün yeter mi?' buyurdu. Adam: 'O her gün üç kez yemeyi kaçırırsa gözü zayıflar' dedi. 'Altmış yoksulu doyurmaya gücün yeter mi?' buyurdu. Adam: 'Hayır, meğerki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana bir yardım ve dua ile destek olsun' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona on beş sâ' ile yardım etti, Allah da onun işini toparladı. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
85080. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا عبيدُ اللَّهِ بنُ موسى، عن أبي حمزةَ، عن عكرمةَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: كان الرجلُ إذا قال لامرأَتِه في الجاهليةِ: أنتِ عليَّ كظَهْرِ
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Ubeydullâh b. Mûsâ, Ebû Hamza'dan, o İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan nakletti; [İbn Abbâs] şöyle dedi: Câhiliye döneminde bir adam hanımına: 'Sen bana [anamın] sırtı gibisin12'
85081. Metin
أمي. حَرُمَت في الإسلامِ، فكان أوَّلَ مَن ظاهَر في الإسلامِ أوسُ بنُ الصامتِ، وكانت تحتَه ابنةُ عمٍّ له يقالُ لها: خُوَيْلةُ بنتُ خُوَيْلدٍ. وظاهَر منها، فأُسْقِط في يَدَيه، وقال: ما أَراكِ إلا قد حَرُمْتِ عليَّ. وقالت له مثلَ ذلك. قال: فانطلِقي إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ. قال: فأَتَتْ رسولَ اللَّهِ ﷺ، فوجَدَت عندَه ماشطةً تَمْشُطُ رأْسَه، فأخبرَتْه، فقال: "يا خُوَيْلةُ، ما أُمِرْنا في أَمْرِك بشيءٍ". فأنزَل اللَّهُ على رسولِه ﷺ، فقال: "يا خُوَيْلةُ، أبْشِري". قالت: خيرًا، قال: فقرَأ عليها رسولُ اللَّهِ ﷺ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} إلى قولِه: {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا}. قالت: وأيُّ رقبةٍ لنا؟ واللَّهِ ما يجدُ رَقَبَةً غيري. قال: " {فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ} ". قالت: واللَّهِ لولا أنه يَشْرَبُ في اليومِ ثلاثَ مراتٍ لذهَب بصرُه. قال: " {فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا} ". قالت: مِن أينَ؟ ما هي إلا أَكْلةٌ إلى مِثلِها. قال: فدعا (¬١) بشَطْرِ وَسْقٍ؛ ثلاثين صاعًا، والوَسْقُ ستُّون صاعًا، فقال: "ليُطْعِمْ ستِّين مِسْكينًا ولْيُراجِعْكِ" (¬٢).
'Sen bana anamın sırtı gibisin' dediğinde İslâm'da [kadın] haram olurdu. İslâm'da ilk zıhâr yapan kimse Evs b. es-Sâmit oldu. Nikâhı altında Huveyle binti Huveylid denen amcasının kızı vardı. Ona zıhâr yaptı, ardından pişman olup çaresiz kaldı ve: 'Seni bana haram olmuş görmekten başka bir şey bilmiyorum' dedi. Kadın da ona aynısını söyledi. Adam: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e git' dedi. Kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitti ve onun yanında başını tarayan bir kadın kuaförü buldu. Durumu ona haber verdi. Resûlullah: 'Ey Huveyle, senin işin hakkında bize hiçbir şey emredilmedi' buyurdu. Bunun üzerine Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy indirdi. Resûlullah: 'Ey Huveyle, müjdeler olsun!' buyurdu. Kadın: 'Hayırdır inşallah' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetinden {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا} “...temas etmeden önce bir köle azat etmelidirler” buyruğuna kadar okudu. Kadın: 'Bizim nereden kölemiz olsun? Vallahi benden başka bir can bulamaz' dedi. [Resûlullah]: ' {فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ} “Buna imkân bulamayan peş peşe iki ay oruç tutmalıdır”' buyurdu. Kadın: 'Vallahi o günde üç kez içmezse gözü gider' dedi. [Resûlullah]: ' {فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا} “Buna da gücü yetmeyen altmış yoksulu doyurmalıdır”' buyurdu. Kadın: 'Nereden [bulacak]? Bir öğünden diğerine ancak yiyecek buluyor' dedi. Bunun üzerine [Resûlullah] yarım vesk -ki otuz sâ'dır, bir vesk ise altmış sâ'dır- getirtilmesini istedi(¬١) ve: 'Altmış yoksulu doyursun ve sana dönsün' buyurdu(¬٢).
85082. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} إلى قولِه: {فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا}؛ وذلك أن خَوْلةَ ابنةَ الصامتِ - امرأةٌ
Bana Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan nakletti; o, {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir” ayetinden {فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا} “[Buna da gücü yetmeyen kimse] altmış yoksulu doyurmalıdır” ayetine kadar olan kısım hakkında şöyle demiştir: Bu [durum], Ensâr'dan bir kadın olan Havle binti's-Sâmit'in—
85083. Metin
مِن الأنصارِ - ظاهَر منها زوجُها فقال: أنتِ عليَّ مثلُ ظَهْرِ أمي. فأَتَت رسولَ اللَّهِ ﷺ، فقالت: إنَّ زوجي كان تَزوَّجني، وأنا أحَبُّ الناسِ ١ إليه ٢، حتى إذا كَبِرْتُ، ودَخَلْتُ في السِّنِّ قال: أنت عليَّ مثلُ ظهْرِ أمي. فتَرَكني إلى غيرِ أحدٍ، فإنْ كنتَ تجدُ لي رخصةً يا رسولَ اللَّهِ تَنْعَشُني ٣ وإيَّاه بها فحدِّثْني بها. فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "ما أُمِرْتُ في شَأْنِك بشيءٍ حتى الآنَ، ولكنِ ارْجِعي إلى بَيْتِك، فإِنْ أُومَرْ بشيءٍ لا أُعَمِّه ٤ عليكِ إنْ شاء اللَّهُ". فَرَجَعَتْ إلى بيتِها، وأنزَل اللَّهُ على رسولِه ﷺ في الكتابِ رُخْصَتَها ورخصةَ زوجِها: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} إلى قولِه: {وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ}: فأرسَل رسولُ اللَّهِ ﷺ إلى زوجِها، فلما أتاه قال له رسولُ اللَّهِ ﷺ: "ما أرَدتَ إلى يَمينِك التي أَقْسَمْتَ عليها؟ ". فقال: وهل لها كفارةٌ؟ فقال له رسولُ اللَّهِ ﷺ: "هل تَسْتَطِيعُ أَن تُعْتِقَ رقبةً؟ ". قال: إذًا يذهبُ مالي كلُّه؛ الرَّقَبَةُ غاليةٌ، وأنا قليلُ المالِ. فقال له رسولُ اللَّهِ ﷺ: "فهل تَسْتَطِيعُ أَنْ تَصومَ شَهْرين متَتابِعَيْن؟ ". قال: لا واللَّهِ، لولا أني آكلُ في اليومِ ثلاثَ مراتٍ لكَلَّ بَصَرِي. فقال له رسولُ اللَّهِ ﷺ: "هل تَسْتَطِيعُ أَن تُطْعِمَ سِتِّين مسكينًا؟ ". قال: لا واللَّهِ، إلا أنْ تُعِينَني على ذلك بعونٍ وصلاةٍ. فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: "إني مُعِينُك بخمسةَ عشرَ صاعًا، وأنا داعٍ لك بالبَرَكةِ". فأصلَح ذلك بينَهما. قال: وجعَل فيه تحريرَ رقبةٍ لمن كان مُوسِرًا، لا يُكفِّرُ عنه إلا تحريرُ رقبةٍ إذا كان مُوسِرًا، مِن قبلِ أن يَتَماسَّا، فإِنْ لم يكنْ مُوسِرًا فصيامُ شَهْرَين متَتابِعَيْنِ، لا يَصْلُحُ له الصومُ إلا إذا كان مُعْسِرًا، إلا أنْ لا يَسْتَطِيع،
-Ensâr'dan bir kadındır- kocası ona zıhâr yaptı ve: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' dedi. Kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi: 'Kocam benimle evlendiğinde ben insanların ona en sevgilisi 1 idim 2. Yaşlanıp yaşım ilerleyince de: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' dedi ve beni kimsesiz bir halde ortada bıraktı. Ey Allah'ın Resûlü! Eğer beni ve onu bu durumdan kurtaracak 3 bir ruhsat biliyorsan bunu bana bildir.' Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Şu ana kadar senin durumun hakkında bana bir şey emrolunmadı; fakat evine dön, şayet bana bir şey emrolunursa Allah'ın izniyle bunu senden gizlemem 4» buyurdu. Kadın evine döndü ve Allah Teâlâ Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem'e Kitap'ta onun ve kocasının ruhsatını indirdi: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetinden {وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ} “...kâfirler için ise elem dolu bir azap vardır” ayetine kadar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadının kocasına haber gönderdi. Adam huzuruna gelince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: «Üzerine yemin ettiğin bu yemininle ne kastettin?» buyurdu. Adam: 'Bunun bir kefareti var mıdır?' deyince, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Bir köle azat etmeye gücün yeter mi?» buyurdu. Adam: 'O takdirde bütün malım gider; köle pahalıdır, benim malım ise azdır' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Peki peş peşe iki ay oruç tutabilir misin?» buyurdu. Adam: 'Hayır, vallahi günde üç defa yemezsem gözümün feri söner' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Altmış yoksulu doyurabilir misin?» buyurdu. Adam: 'Hayır, vallahi; ancak senin bana bir yardımda bulunman ve dua etmenle olur' dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Ben sana on beş sâ' [yiyecekle] yardım edeceğim ve sana bereket duasında bulunacağım» buyurdu. Böylece aralarını düzeltti. [İbn Abbâs] dedi ki: [Allah Teâlâ] zengin olan kimse için -birbirlerine dokunmadan önce- köle azat etmeyi koydu; zengin olduğu takdirde köle azat etmekten başkası onun kefaretini yerine getirmez. Şayet zengin değilse peş peşe iki ay oruç tutmalıdır; oruç ancak zengin olmayan kimse için geçerlidir; meğerki gücü yetmesin,
85084. Metin
فإن لم يَسْتَطِعْ فإطعامُ ستِّين مِسْكينًا، وذلك كلُّه قبْلَ الجماعِ (¬١).
şayet [oruca da] gücü yetmezse altmış yoksulu doyurmalıdır; bütün bunlar cinsel ilişkiden öncedir(¬١).
85085. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن أبي مَعْشرٍ المدنيِّ، عن محمدِ بنِ كعبٍ القُرَظيِّ، قال: كانت خَوْلةُ ابنَةُ ثعلبةَ تحتَ أَوْسِ بنِ الصامتِ، وكان رجلًا به لَمَمٌ (¬٢)، فقال في بعضِ هِجراتِه: أنتِ عليَّ كظَهْرِ أمِّي. ثم نَدِم على ما قال، فقال لها: ما أَظنُّكِ إلا قد حَرُمْتِ عليَّ. قالت: لا تَقُلْ ذلك، فواللَّهِ ما أحَبَّ اللَّهُ طلاقًا. قالت: ائتِ رسولَ اللَّهِ ﷺ فسَلْه. فقال: إني أجدُني أَسْتحْيِي منه أن أسأَلَه عن هذا. فقالت: فَدَعْنِي أن أسأَلَه. فقال لها: سَلِيه. فجاءت إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ فقالت: يا نبيَّ اللَّهِ، إِنَّ أَوْسَ بنَ الصامتِ أبو ولدِي، وأَحبُّ الناسِ إليَّ، قد قال كلمةً والذي أنزَل عليك الكتابَ ما ذكَر طلاقًا، قال: أنتِ عليَّ كظَهْرِ أمِّي. فقال النبيُّ ﷺ: "ما أُرَاكِ إلا قد حَرُمْتِ عليه". قالت: لا تَقُلْ ذلك يا نبيَّ اللَّهِ، واللَّهِ ما ذكَر طلاقًا. فرادَّتِ (¬٣) النبيَّ ﷺ مِرارًا، ثم قالت: اللهمَّ إني أَشْكُو اليومَ شِدَّةَ حالي ووِحْدَتي، وما يَشُقُّ عليَّ مِن فِراقِه، اللهمَّ فأَنزِلْ على لسانِ نبيِّك. فلم تَرِمْ (¬٤) مكانَها حتى أنزَل اللَّهُ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} إلى أن ذكَر الكفاراتِ، فدعاه النبيُّ ﷺ فقال: "أَعْتِقْ رَقَبَةً". فقال: لا أَجِدُ. فقال: "صُمْ شَهْرين متَتابِعَيْن". قال: لا أستَطِيعُ، إني لأصومُ اليومَ الواحدَ فيشُقُّ عليَّ. قال: "أَطْعِمْ سِتِّين مِسْكينًا". قال: أما هذا فنَعم (¬٥).
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Ebû Ma'şer el-Medenî'den, o Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den anlattı, dedi ki: Havle binti Sa'lebe, Evs b. es-Sâmit'in nikâhı altındaydı. Adamda hafif bir delilik hali(¬٢) vardı; bir keresinde sayıklaması/öfkesi sırasında: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' dedi. Sonra söylediğine pişman olup kadına: 'Seni bana haram olmuş görmekten başka bir şey bilmiyorum' dedi. Kadın: 'Öyle söyleme, vallahi Allah boşanmayı sevmez. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e git ve ona sor' dedi. Adam: 'Ben bundan dolayı ona sormaya utanıyorum' dedi. Kadın: 'Öyleyse bırak ben sorayım' dedi. Adam ona: 'Sor' dedi. Kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: 'Ey Allah'ın Peygamberi! Evs b. es-Sâmit çocuklarımın babasıdır ve insanların bana en sevimli olanıdır. Sana Kitab'ı indiren hakkı için talak zikretmeksizin bir söz söyledi; 'Sen bana anamın sırtı gibisin' dedi' dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Seni ona haram olmuş görmekten başka bir şey bilmiyorum' buyurdu. Kadın: 'Öyle söyleme ey Allah'ın Peygamberi, vallahi talak zikretmedi' dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e defalarca sözünü tekrarladı(¬٣), sonra: 'Allahım! Bugün çaresizliğimi, yalnızlığımı ve ondan ayrılmanın bana ne kadar ağır geleceğini sana şikâyet ediyorum. Allahım, Peygamberinin dili üzere [hükmünü] indir!' dedi. Yerinden ayrılmamıştı ki(¬٤) Allah: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetinden kefaretleri zikrettiği yere kadar indirdi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adamı çağırıp: 'Bir köle azat et' buyurdu. Adam: 'Bulamam' dedi. 'Peş peşe iki ay oruç tut' buyurdu. Adam: 'Gücüm yetmez, ben bir gün oruç tutsam bana çok ağır gelir' dedi. 'Altmış yoksulu doyur' buyurdu. Adam: 'İşte buna evet' dedi(¬٥).
85086. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن أبي إسحاقَ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا}. قال: نزَلت في امرأةٍ اسمُها خَوْلَةُ - وقال
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Ebû İshak'tan [naklen] anlattı: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan [kadının sözünü Allah işitmiştir]”. [Ebû İshak] dedi ki: Havle adında bir kadın hakkında indi -ve dedi ki
85087. Metin
عكرمةُ: اسمُها خُوَيلةُ ابنَةُ ثعلبةَ، وزوجُها أَوْسُ بنُ الصامتِ - جاءت النبيَّ ﷺ فقالت إنَّ زوجَها جعَلها عليه كظَهْرِ أُمِّه. فقال النبي ﷺ: "ما أُرَاكِ إِلَّا قد حَرُمْتِ عليه". وهو حينَئذٍ يغسِلُ رأسَه، فقالت: انظرْ جُعلتُ فِداكَ يا نبيَّ اللَّهِ، فقال: "ما أُراكِ إِلَّا قد حَرُمْتِ عليه". فقالت: انظرْ في شأني يا رسولَ اللَّهِ. فجعَلت تجادلُه، ثم حوَّل رأسَه ليغسلَه، فتحوَّلت من الجانبِ الآخرِ، فقالت: انظرْ جعَلني اللَّهُ فِداكَ يا نبيَّ اللَّهِ. فقالت الغاسلةُ: أقْصِري حديثَك ومخاطبَتَكِ يا خَوْلةُ (¬١)، أمَا ترَين وجهَ رسول اللَّهِ ﷺ متربدًا (¬٢) لِيُوحى إليه؟! فأنزَل اللَّهُ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا}. حتى بلَغ: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. قال قتادةُ: فحرَّمَها، ثم يريدُ أن يعودَ لها فيطأَها {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ}. حتى بلَغ: {بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ}.
'Adı Huveyle binti Sa'lebe'dir, kocası da Evs b. es-Sâmit'tir' demiştir- Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip kocasının kendisini anasının sırtı gibi kıldığını söyledi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de -o sırada başını yıkıyordu-: 'Seni ona haram olmuş görmekten başka bir şey bilmiyorum' buyurdu. Kadın: 'Sana feda olayım, durumuma bir bak ey Allah'ın Peygamberi' dedi. Resûlullah yine: 'Seni ona haram olmuş görmekten başka bir şey bilmiyorum' buyurdu. Kadın: 'Ey Allah'ın Resûlü, durumuma bak!' dedi ve onunla tartışmaya devam etti. Sonra [Resûlullah] yıkanması için başını diğer yana çevirdi, kadın da diğer tarafa geçip: 'Allah beni sana feda kılsın, durumuma bir bak ey Allah'ın Peygamberi' dedi. Başını yıkayan kadın: 'Ey Havle(¬١), sözünü ve konuşmanı kısa kes! Kendisine vahiy gelmesi için Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzünün renkten renge girdiğini(¬٢) görmüyor musun?!' dedi. Bunun üzerine Allah: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetinden {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “...sonra söylediklerinden dönenler” buyruğuna kadar indirdi. Katâde dedi ki: Ona haram kılmıştı, sonra ona dönüp cinsel ilişkide bulunmak isterse {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ} “...bir köle azat etmelidir” ayetinden {بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ} “...yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır” buyruğuna kadar indirdi.
85088. Metin
قال أيوبُ: أحسَبُه ذكَره عن عكرمةَ، أن الرجلَ قال: يا نبيَّ اللَّهِ، ما أجِدُ رقبةً. فقال النبيُّ ﷺ: "ما أنا بزائدِك". فأنزَل اللَّهُ عليه: {فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِن قَبْلِ أَن يَتَمَاسَّا}. فقال: واللَّهِ يا نبيَّ اللَّهِ، ما أُطِيقُ الصومَ، إني إذا لم آكُلْ في اليومِ كذا وكذا أَكلةً، لقِيتُ ولَقِيتُ. فجعَل يَشكو إليه، فقال: "ما أنا بِزَائِدِك". فنزَلت: {فَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا} (¬٣).
Eyyûb dedi ki: Sanırım bunu İkrime'den naklen zikretti; adam: 'Ey Allah'ın Peygamberi, köle bulamıyorum' dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Sana başka bir hüküm getiremem' buyurdu. Allah ona: {فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِن قَبْلِ أَن يَتَمَاسَّا} “Birbirleriyle temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç tutmalıdır” ayetini indirdi. Adam: 'Vallahi ey Allah'ın Peygamberi, oruca gücüm yetmez; ben günde şu kadar şu kadar öğün yemezsem çok sıkıntı çekerim' dedi ve ona şikâyette bulunmaya başladı. Resûlullah: 'Sana başka bir hüküm getiremem' buyurdu. Bunun üzerine: {فَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا} “Buna da gücü yetmeyen altmış yoksulu doyurmalıdır” ayeti indi(¬٣).
85089. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، قال: ثنا ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ ﷿: {الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا}. قال: تُجَادِلُ محمدًا ﷺ، فهي تَشتكي إلى اللَّهِ عندَ كِبَرِه وكِبَرِها، حين انتَقَض وانتَفَض رَحِمُها.
Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Necîh, Mücâhid'den Allah Azze ve Celle'nin: {الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadın...” buyruğu hakkında anlattı; dedi ki: Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartışıyordu; adamın da kadının da yaşlandığı, kadının rahminden döl kesilip çocuktan kesildiği bir sırada Allah'a şikâyette bulunuyordu.
85090. Metin
حدَّثني الحارث، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن
Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verkâ, İbn Ebî Necîh'ten anlattı, o da...
85091. Metin
مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ: {الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا}. قال: محمدًا في زوجِها قد ظاهَر منها، وهي تَشتكِي إلى اللَّهِ. ثم ذكَر سائرَ الحديثِ نحوَه.
Mücâhid'den Allah Teâlâ'nın: {الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadın...” buyruğu hakkında anlattı; dedi ki: Kendisine zıhâr yapmış olan kocası hakkında Muhammed ile [tartışıyordu] ve Allah'a şikâyette bulunuyordu. Sonra hadisin kalanını benzer şekilde zikretti.
85092. Metin
حدَّثنا عبدُ الوارثِ بنُ عبدِ الصمدِ، قال: ثنى أبي، قال: ثنا أبانٌ العطارُ، قال: ثنا هشامُ بنُ عروةَ، عن عروةَ، أنه كتَب إلى عبدِ الملكِ بنِ مَرْوانَ: كتَبْتَ إليَّ تسأَلُني عن خُوَيْلَةَ ابْنَةِ أَوْسِ بنِ الصامتِ، وإنها ليست بابنةِ أَوْسِ بنِ الصامتِ، ولكنها امرأةُ أَوْسٍ، وكان أَوْسٌ امرأً به لَمَمٌ، وكان إذا اشتدَّ به لَمَمُه تظاهَر منها، وإذا ذهَب عنه لَمَمُه لم يَقُلْ من ذلك شيئًا، فجاءت رسولَ اللَّهِ ﷺ تَسْتَفْتِيه، وتشتَكِي إلى اللَّهِ، فأنزَل اللَّهُ فيها (¬١) ما سمِعتَ، وذلك شأنُهما (¬٢).
Bize Abdülvâris b. Abdissamed anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bize Ebân el-Attâr anlattı, dedi ki: Bize Hişâm b. Urve, Urve'den anlattı; o Abdülmelik b. Mervân'a şöyle yazmıştı: 'Bana mektup yazıp Evs b. es-Sâmit'in kızı Huveyle'yi soruyorsun. O, Evs b. es-Sâmit'in kızı değil, Evs'in karısıdır. Evs hafif cinnet hali olan bir adamdı. Bu hali şiddetlendiğinde karısına zıhâr yapar, bu hal üzerinden gidince de bundan hiçbir şey söylemezdi. Kadın fetva istemek ve Allah'a şikâyette bulunmak üzere Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Allah da onun hakkında(¬١) işittiğin ayetleri indirdi; işte onların durumu buydu(¬٢).'
85093. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا وهبُ بنُ جريرٍ، قال: ثنا أبي، قال: سمِعتُ محمدَ بنَ إسحاقَ يُحدِّثُ عن معمرِ بنِ عبدِ اللَّهِ، عن يوسفَ بنِ عبدِ اللَّهِ بنِ سَلَامٍ، قال: حدَّثَتْنِي خُوَيْلةُ امرأةُ أَوْسِ بنِ الصامتِ، قالت: كان بيني وبينَه شيءٌ - تَعْني زوجَها - فقال: أنتِ عليَّ كظَهْرِ أمِّي. ثم خرَج إلى نادِي قومِه، ثم رجَع فراوَدَني عن نفسِي، فقالت: كلا والذي نفسي بيده، حتى يَنْتَهِيَ أَمْري وأمرُك إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ، فيَقْضِيَ فيَّ وفِيك أمرَه. وكان شيخًا كبيرًا رقيقًا، فَغَلَبَتْه بما تَغْلِبُ به المرأةُ القويةُ الرجلَ الضعيفَ، ثم خرَجَتْ إلى جارةٍ لها، فاستعارَتْ ثيابَها، فأَتَتْ رسولَ اللَّهِ ﷺ حتى جلَسَتْ بينَ يديه، فذكَرتْ له أمرَه، فما بَرِحَتْ حتى أُنزِل الوحيُ على رسولِ اللَّهِ ﷺ، ثم قلتُ ٣: لا يَقْدِرُ على ذلك، قال: "إنا سنُعِينُه على ذلك بفَرْقٍ مِن تمرٍ". قلتُ: وأنا أُعينُه بفَرْقٍ آخرَ. فَأَطْعَمَ سِتِّين مسكينًا ٤.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Vehb b. Cerîr anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Muhammed b. İshâk'ı Ma'mer b. Abdillâh'tan, o Yûsuf b. Abdillâh b. Selâm'dan anlatırken işittim; [Yûsuf] dedi ki: Bana Evs b. es-Sâmit'in hanımı Huveyle anlattı, dedi ki: 'Benimle onun -kocasını kastediyor- arasında bir mesele geçti ve: «Sen bana annemin sırtı gibisin» dedi. Sonra kavminin meclisine çıktı; ardından geri dönüp benimle birlikte olmak istedi. Kadın dedi ki: «Hayır! Canım elinde olan [Allah]'a yemin olsun ki benim ve senin durumun Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaşıp hakkımızda hükmünü verinceye kadar [olmaz]!» [Evs] yaşlı ve takatsiz bir ihtiyardı; güçlü bir kadının zayıf bir erkeğe galebe çalması gibi ona galebe çaldı. Sonra kadın bir komşusuna gidip onun elbiselerini ödünç aldı ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip önüne oturdu. Ona kocasının durumunu anlattı; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy ininceye kadar da oradan ayrılmadı. Sonra dedim ki3: «O buna güç yetiremez.» [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: «Biz ona bir ferak hurma ile yardım ederiz» buyurdu. Ben de: «Bir ferak da ben yardım ederim» dedim. Böylece altmış yoksulu doyurdu4.'
85094. Metin
حدَّثني أبو السائبِ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن تميمٍ، عن عروةَ، عن عائشةَ، قالت: الحمدُ للَّهِ الذي وَسِع سمعُه الأصواتَ، لقد جاءت المجادِلةُ إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ وأنا في ناحيةِ البيتِ تشكو زوجَها، ما أَسمعُ ما تقولُ، فأنزَل اللَّهُ ﷿: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} إلى آخرِ الآيةِ (¬١).
Bana Ebü's-Sâib anlattı, dedi ki: Bize Ebû Muâviye, A'meş'ten, o Temîm'den, o Urve'den, o da Âişe'den anlattı; Âişe dedi ki: 'İşitmesi bütün sesleri kuşatan Allah'a hamdolsun! [Resûlullah ile] tartışan kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip kocasını şikâyet ettiğinde ben evin bir köşesindeydim ve ne dediğini işitemiyordum. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetini sonuna kadar indirdi(¬١).'
85095. Metin
حدَّثني عيسى بنُ عثمانَ الرمليُّ، قال: ثنا يحيى بنُ عيسى، عن الأعمشِ، عن تميمِ بنِ سلمةَ، عن عروةَ، عن عائشةَ، قالت: تبارك الذي وَسِع سمعُه الأصواتَ كلَّها، إن المرأةَ لتُناجِي النبيَّ ﷺ، أَسمعُ بعضَ كلامِها، ويَخْفى عليَّ بعضُ كلامِها، إذ أنزَل اللَّهُ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} (¬٢).
Bana Îsâ b. Osmân er-Remlî anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ b. Îsâ, A'meş'ten, o Temîm b. Seleme'den, o Urve'den, o da Âişe'den anlattı; Âişe dedi ki: 'İşitmesi bütün sesleri kuşatan [Allah] ne yücedir! Kadın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e fısıldayarak konuşuyordu; sözünün bir kısmını işitiyor, bir kısmı ise bana gizli kalıyordu; o sırada Allah: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetini indirdi(¬٢).'
85096. Metin
حدَّثني يحيى بنُ إبراهيمَ المسعوديُّ، قال: ثنى أبي، عن أبيه عن جَدِّه، عن الأعمشِ، عن تميمِ بنِ سلمةَ، عن عروةَ بنِ الزبيرِ، قال: قالت عائشةُ: تبارك الذي وَسِع سمعُه كلَّ شيءٍ، إني لأَسمعُ كلامَ خَوْلةَ ابنَةِ ثعلبةَ، ويَخْفى عليَّ بعضُه، وهي تَشْتَكِي زوجَها إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ وهي تقولُ: يا رسولَ اللَّهِ، أَكَل شَبابي، ونَثَرْتُ له بَطْنِي، حتى إذا كَبِرتْ سِنِّي، وانقَطَع ولَدي، ظَاهَرَ مِنِّي! اللهمَّ إني أَشكو إليك. قال: فما بَرِحَت حتى نزَل جبريلُ ﵇ بهؤلاء الآياتِ: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا}. قال: وزوجُها أَوْسُ بنُ الصامتِ ٣.
Bana Yahyâ b. İbrâhîm el-Mes'ûdî anlattı, dedi ki: Bize babam babasından, o dedesinden, o A'meş'ten, o Temîm b. Seleme'den, o Urve b. ez-Zübeyr'den anlattı; dedi ki: Âişe şöyle dedi: 'İşitmesi her şeyi kuşatan [Allah] ne yücedir! Ben Havle bint Sa'lebe'nin sözünü işitiyordum da bir kısmı bana gizli kalıyordu; o, kocasını Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şikâyet ediyor ve şöyle diyordu: «Ey Allah'ın Resûlü! Gençliğimi tüketti, onun için karnımı döktüm (birçok çocuk doğurdum); nihayet yaşım ilerleyip doğurganlığım kesilince benden zıhâr yaptı! Allahım, Sana şikâyet ediyorum!»' [Âişe] dedi ki: 'Kadın henüz ayrılmamıştı ki Cibrîl aleyhisselâm şu ayetlerle indi: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan [kadının] sözünü Allah kesinlikle işitmiştir.”' [Râvî] dedi ki: Kocası Evs b. es-Sâmit idi.4
85097. Metin
حدَّثنا ابنُ وكيعٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن الأعمشِ، عن تميمِ بنِ سلمةَ، عن عروةَ، عن عائشةَ، قالت: الحمدُ للَّهِ الذي وَسِع سمعُه الأصواتَ؛ إِنَّ خَوْلَةَ تَشْتَكِي زوجَها إلى رسولِ اللَّهِ ﷺ، فيَخْفى عليَّ أحيانًا بعضُ ما تقولُ. قالت: فأنزَل اللَّهُ ﷿: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} (¬١).
Bize İbn Vekî' anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, A'meş'ten, o Temîm b. Seleme'den, o Urve'den, o da Âişe'den anlattı; Âişe dedi ki: 'İşitmesi bütün sesleri kuşatan Allah'a hamdolsun; Havle kocasını Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şikâyet ediyordu da bazen söylediklerinin bir kısmı bana gizli kalıyordu.' Dedi ki: Bunun üzerine Allah Azze ve Celle: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetini indirdi(¬١).
85098. Metin
حدَّثنا الربيعُ بن سليمانَ، قال: ثنا أسدُ بنُ موسى، قال: ثنا حمادُ بنُ سلمةَ، عن هشامِ بنِ عروةَ، عن أبيه، عن عائشةَ: أنَّ جميلةَ كانت امرأةَ أَوْسِ بنِ الصامتِ، وكان امرأً به لَمَمٌ، وكان إذا اشتدَّ به لَمَمُه ظاهَر مِن امرأَتِه، فأَنزل اللَّهُ ﷿ آيةَ الظِّهار (¬٢).
Bize er-Rebî' b. Süleymân anlattı, dedi ki: Bize Esed b. Mûsâ anlattı, dedi ki: Bize Hammâd b. Seleme, Hişâm b. Urve'den, o babasından, o da Âişe'den anlattı: Cemîle, Evs b. es-Sâmit'in karısıydı. Adamda hafif cinnet hali vardı; cinnet hali şiddetlendiğinde karısına zıhâr yapardı. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle zıhâr ayetini indirdi(¬٢).
85099. Metin
حدَّثني يحيى بنُ بشيرٍ ٣ القَرْقَسانيُّ، قال: ثنا عبدُ العزيزِ بنُ عبدِ الرحمنِ الأُمَوِيُّ، قال: ثنا حُصَيْفٌ، عن مجاهدٍ، عن ابنِ عباسٍ، قال: كان ظهارُ الجاهليةِ طلاقًا، فأوَّلُ مَن ظاهَر في الإسلامِ أَوْسُ بنُ الصامتِ، أخو عبادةَ بنِ الصامتِ، من امرأَتِه الخَزْرَجِيَّةِ، وهي خولةُ بنتُ ثعلبةَ بنِ مالكٍ؛ فلما ظاهَر منها حَسِبَتْ أنْ يكونَ ذلك طلاقًا، فأَتَتْ به نبيَّ اللَّهِ ﷺ، فقالت: يا رسولَ اللَّهِ، إِنَّ أَوْسًا ظاهَر مِنِّي، وإنا إن افترَقْنا هلَكنا، وقد نَثَرَتْ بَطْنِي مِنه، وقَدُمَتْ صحبتُه. فهي تَشْكو ذلك وتَبْكِي، ولم يكنْ جاء في ذلك شيءٌ، فأنزَل اللَّهُ ﷿: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتي تُجَادِلُكَ في زَوْجِهَا} إلى قولِه: {وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ}. فدعاه رسولُ اللَّهِ ﷺ فقال: "أَتَقْدِرُ على رَقَبَةٍ تُعْتِقُها؟ " فقال: لا واللَّهِ يا رسولَ اللَّهِ، ما أَقْدِرُ عليها. فجمَع له رسولُ اللَّهِ ﷺ حتى أَعتَق عنه، ثم راجَع أهلَه ٤.
Bana Yahyâ b. Beşîr3 el-Karkasânî anlattı, dedi ki: Bize Abdülazîz b. Abdirrahmân el-Emevî anlattı, dedi ki: Bize Husayf, Mücâhid'den, o da İbn Abbâs'tan anlattı; [İbn Abbâs] dedi ki: Câhiliye [dönemindeki] zıhâr, talâk (boşama) sayılırdı. İslâm'da ilk zıhâr yapan kimse, Ubâde b. es-Sâmit'in kardeşi Evs b. es-Sâmit olup, Hazreçli hanımı Mâlik kızı Havle bint Sa'lebe'ye zıhâr yapmıştı. Ona zıhâr yapınca, kadın bunun bir talâk olduğunu sandı ve onu Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdi. [Kadın]: 'Ey Allah'ın Resûlü! Evs bana zıhâr yaptı. Eğer ayrılırsak mahvoluruz; ona pek çok çocuk verdim ve onunla birlikteliğim eskiye dayanır' dedi. Kadın bunu şikâyet ediyor ve ağlıyordu. O sırada bu hususta [henüz bir vahiy] gelmemişti. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle: {قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُجَادِلُكَ فِي زَوْجِهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir” ayetinden {وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ} “Kâfirler için elem verici bir azap vardır” [ayetine kadar] indirdi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem [Evs'i] çağırdı ve: «Azat edebileceğin bir köle bulabilir misin?» buyurdu. [Evs]: 'Hayır, vallahi ey Allah'ın Resûlü, buna gücüm yetmez' dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun adına azat edinceye kadar [kefaret için yardım] topladı, sonra da [Evs] hanımına geri döndü4.
85100. Metin
وذُكِر أنَّ ذلك في قراءةِ عبدِ اللَّهِ بنِ مسعودٍ: (قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُحاوِرُكَ (¬١) فِي زَوْجِها).
Bunun Abdullah b. Mes'ûd'un kıraatinde: (قَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّتِي تُحاوِرُكَ (¬١) فِي زَوْجِها) “Kocası hakkında seninle karşılıklı konuşan kadının sözünü Allah işitmiştir” şeklinde olduğu zikredilmiştir.
85101. Metin
وقولُه: {وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ}. يقولُ: وتَشْتكِي المُجادِلةُ ما لديها مِن الهَمِّ بظِهارِ زوجِها منها إلى اللَّهِ، وتسألُه الفَرَجَ، {وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا}. يعني: تَحَاوُرَ رسولِ اللَّهِ ﷺ والمُجادِلةِ خَوْلةَ ابنَةِ ثعلبةَ، {إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ}. يقولُ تعالى ذكرُه: إنَّ اللَّهَ سميعٌ لما [تَتَجاوبانِه وتَتَحاورانِه] (¬٢)، وغيرِ ذلك مِن كلامِ خَلْقِه، بصيرٌ بما تَعْملون (¬٣) ويَعْمَلُ جميعُ عبادِه.
Allah Teâlâ'nın: {وَتَشْتَكِي إِلَى اللَّهِ} “ve Allah'a şikâyette bulunan” buyruğu; [şöyle] buyurmaktadır: Tartışan kadın, kocasının kendisine zıhâr yapmasından ötürü içindeki kederi Allah'a şikâyet ediyor ve O'ndan bir çıkış yolu diliyordu. {وَاللَّهُ يَسْمَعُ تَحَاوُرَكُمَا} “Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitiyordu”; yani Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartışan Sa'lebe kızı Havle'nin karşılıklı konuşmasını kastediyor. {إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ} “Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir”; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz Allah, [birbirinize verdiğiniz cevabı ve karşılıklı konuşmanızı](¬٢) ve bunun dışındaki yaratıklarının bütün sözlerini işitendir; sizin yaptıklarınızı(¬٣) ve bütün kullarının yaptıklarını hakkıyla görendir.
85102. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَائِهِمْ مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ إِنْ أُمَّهَاتُهُمْ إِلَّا اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ (٢)}.
Allah Teâlâ'nın şu buyruğunun tefsiri hakkında görüş: {الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَائِهِمْ مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ إِنْ أُمَّهَاتُهُمْ إِلَّا اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ (٢)} “İçinizden kadınlarına zıhâr yapanlar bilsinler ki, onlar kendilerinin anaları değillerdir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.”
85103. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: الذين يُحرِّمون نساءَهم على أنفسِهم تحريمَ اللَّهِ عليهم ظهورَ أمهاتِهم، فيقولون لهن: أنتنّ علينا كظُهورِ أمهاتِنا. وذلك كان طلاقَ الرجلِ امرأتَه في الجاهليةِ.
Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Kadınlarını, Allah'ın analarının sırtlarını kendilerine haram kıldığı gibi kendi nefislerine haram kılıp onlara: 'Siz bize analarımızın sırtları gibisiniz' diyenler. Bu, câhiliyede erkeğin karısını boşaması demekti.
85104. Metin
كذلك حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، قال: ثنا أيوبُ، عن أبي قِلابةَ، قال: كان الظهارُ طلاقًا في الجاهليةِ، الذي إذا تكلَّم به أحدُهم لم يَرْجِعْ في امرأتِه أبدًا، فأَنزَل اللَّهُ ﷿ فيه ما أنزَل ٤.
Aynı şekilde bana Ya'kūb rivayet etti, dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet etti, dedi ki: Bize Eyyûb, Ebû Kılâbe'den [naklen] anlattı; o şöyle demiştir: Zıhâr, câhiliyede bir boşamaydı; onlardan biri bunu telaffuz ettiğinde asla karısına geri dönemezdi. Bunun üzerine aziz ve celil olan Allah bu hususta indirdiğini indirdi.4
85105. Metin
واختلَفتِ القرأَةُ في قراءةِ ذلك؛ فقرأَتْه عامةُ قرأَةِ المدينةِ سوى نافعٍ، وعامةُ قرأَةِ الكوفةِ خلا عاصمٍ: (يَظَّاهَرُونَ) بفتحِ الياءِ وتشديدِ الظاءِ وإثباتِ الألفِ (¬١)، وكذلك قرَءوا الأخرى، بمعنى "يَتظاهَرون"، ثم أُدْغِمَت التاءُ في الظاءِ فصارتا ظاءً مشدَّدةً. وذُكر أنها في قراءةِ أُبَيٍّ: (يَتَظاهَرُونَ) (¬٢)، وذلك تَصحيحٌ لهذه القراءةِ وتقويةٌ لها. وقرَأ ذلك نافعٌ وأبو عمرٍو كذَلك؛ بفتحِ الياءِ وتشديدِ الظاءِ، غيرَ أنهما قرَأاه بغيرِ أَلِفٍ: (يَظَّهَّرُون) (¬٣). وقرَأ ذلك عاصمٌ: {يُظَاهِرُونَ} بتخفيفِ الظاءِ وضمِّ الياءِ وإثباتِ الأَلِفِ (¬٤).
Kurrâ bu kelimenin kıraatinde ihtilaf etmiştir; Medine kurrâsının geneli -Nâfi' hariç- ve Kûfe kurrâsının geneli -Âsım hariç- bunu yâ'nın fethası, zâ'nın şeddesi ve elifin sübûtuyla (يَظَّاهَرُونَ) şeklinde okumuşlardır(¬١). Aynı şekilde diğer ayeti de 'yetezâharûne' anlamında böyle okumuşlardır; sonra tâ harfi zâ harfine idgam edilmiş ve şeddeli tek bir zâ olmuştur. Bunun Übeyy'in kıraatinde (يَتَظاهَرُونَ) şeklinde olduğu zikredilmiştir(¬٢) ki bu da söz konusu kıraatin doğruluğunu ve kuvvetini göstermektedir. Nâfi' ve Ebû Amr da bunu aynı şekilde yâ'nın fethası ve zâ'nın şeddesiyle okumuşlar, ancak elifsiz olarak (يَظَّهَّرُون) şeklinde okumuşlardır(¬٣). Âsım ise bunu zâ'nın şeddesiz oluşu, yâ'nın dammesi ve elifin sübûtuyla {يُظَاهِرُونَ} şeklinde okumuştur(¬٤).
85106. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندي أنّ كلَّ هذه القراءاتِ متقارباتُ المعاني؛ وأمّا (يَظَّاهَرُون) فهو مِن تَظَاهَر، فهو يتَظاهَرُ، وأمّا (يَظَّهَّرُون) فهو مِن تَظَهَّر فهو يَتظهَّرُ، ثم أُدغِمَتِ التاء في الظاءِ فقيل: يَظَّهَرُ، وأمَّا {يُظَاهِرُونَ} فهو مِن ظاهَر يُظاهِرُ، فبأيَّةِ هذه القراءاتِ الثلاثِ قرَأ ذلك القارئُ فمصيبٌ.
Bu hususta bana göre doğru olan görüş şudur: Bütün bu kıraatler anlamca birbirine yakındır. (يَظَّاهَرُون) kıraatine gelince; bu tezâhara fiilinden olup 'o tezâhur eder' demektir. (يَظَّهَّرُون) kıraatine gelince; bu tezahhara fiilinden olup 'o tezahhur eder' demektir; sonra tâ harfi zâ harfine idgam edilerek 'yezzahharu' denilmiştir. {يُظَاهِرُونَ} kıraati ise zâhara-yüzâhiru fiilindendir. Okuyucu bu üç kıraatten hangisiyle okursa okusun isabet etmiştir.
85107. Metin
وقولُه: {مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ}. يقولُ تعالى ذكرُه: ما نساؤُهم اللَّائي تَظَاهَروا (¬٥) منهن بأُمهاتِهم، فيقولوا لهن: أنْتنّ علينا كظَهْرِ أمهاتِنا. بل هن لهم حلالٌ.
Allah Teâlâ'nın: {مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ} “onlar kendilerinin anaları değillerdir” buyruğu; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Kendilerine zıhâr yaptıkları(¬٥) kadınları onların anaları değildir ki onlara 'Siz bize analarımızın sırtları gibisiniz' desinler. Bilakis onlar kendilerine helaldir.
85108. Metin
وقولُه: {إِنْ أُمَّهَاتُهُمْ إِلَّا اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ}، لا اللَّائي قالوا لهنّ ذلك.
Allah Teâlâ'nın: {إِنْ أُمَّهَاتُهُمْ إِلَّا اللَّائِي وَلَدْنَهُمْ} “Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadınlardır” buyruğu; kendilerine bu sözü söyledikleri kadınlar anaları değildir.
85109. Metin
وقولُه: {وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا}. يقولُ جلّ ثناؤُه: وإن
Allah Teâlâ'nın: {وَإِنَّهُمْ لَيَقُولُونَ مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا} “Şüphesiz onlar çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar” buyruğu; senâsı yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz
85110. Metin
الرجالَ لَيَقولون مُنكرًا مِن القولِ الذي لا تُعْرَفُ صحتُه، {وَزُورًا}. يعني: كَذِبًا.
o erkekler, doğruluğu bilinmeyen çirkin bir söz {وَزُورًا} “ve asılsız”, yani yalan bir söz söylüyorlar.
85111. Metin
كما حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا}. قال: الزُّورُ الكَذِبُ (¬١).
Nitekim bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Katâde'den: {مُنْكَرًا مِنَ الْقَوْلِ وَزُورًا} “çirkin ve asılsız bir söz” buyruğu hakkında anlattı; dedi ki: Zûr (zûr), yalan demektir(¬١).
85112. Metin
{وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ}. يقولُ جلّ ثناؤُه: وإن اللَّهَ لذو عفوٍ وصفْحٍ عن ذنوبِ عبادِه إذا تابوا منها وأَنابوا، غفورٌ لهم أنْ يعاقِبَهم عليها بعدَ التوبةِ.
{وَإِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ} “Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır”; övgüsü yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz Allah, kulları günahlarından tövbe edip O'na yöneldiklerinde onları affedici ve bağışlayıcıdır; tövbeden sonra onları cezalandırmaktan yana çok bağışlayıcıdır.
85113. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا ذَلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ (٢)} (¬٢).
Allah Teâlâ'nın şu buyruğunun tefsiri hakkında görüş: {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا ذَلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ (٢)} (¬٢) “Kadınlarından zıhâr yapıp sonra söylediklerinden dönenlerin, birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmeleri gerekir. İşte size bununla öğüt verilmektedir. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
85114. Metin
يقولُ جلّ ثناؤُه: والذين يقولون لنسائِهم: أنتُنّ علينا كظُهورِ أمهاتِنا.
Övgüsü yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Kadınlarına: 'Siz bize analarımızın sırtları gibisiniz' diyenler.
85115. Metin
وقولُه: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. اختلَف أهلُ العلمِ في معنى العَوْدِ لما قال المُظاهرُ (¬٣)؛ فقال بعضُهم: هو الرُّجُوعُ في تحريمِ ما حرَّم على نفسِه مِن زوجتِه التي كانت له حلالًا قبلَ تَظاهُرِه، فيُحلُّها بعد تحريمِه إيَّاها على نفسِه، بعزمِه على غِشيانِها ووَطْئِها.
Allah Teâlâ'nın: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “sonra söylediklerinden dönenler” buyruğuna gelince; ilim ehli, zıhâr yapan kimsenin(¬٣) söylediği söze 'dönmesinin' anlamı konusunda ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: Bu, zıhâr yapmadan önce kendisine helal olan karısından kendi nefsine haram kıldığı şeyi haram kılmaktan rücu etmesidir; böylece karısıyla cinsel ilişkide bulunmaya ve cima etmeye azmetmek suretiyle, onu kendi nefsine haram kıldıktan sonra tekrar helal kılmış olur.
85116. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
85117. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الأعلى، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. قال: يريدُ أن يَغْشَى بعدَ قولِه.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdüla'lâ anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “sonra söylediklerinden dönenler” buyruğu hakkında anlattı; dedi ki: Bu sözünden sonra [karısıyla] cinsel ilişkide bulunmak isterse demektir.
85118. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ مثلَه.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den bunun bir benzerini anlattı.
85119. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. قال: حرَّمها، ثم يريدُ أنْ يعودَ لها فيَطَأها (¬١).
Bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Katâde'den: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “sonra söylediklerinden dönenler” buyruğu hakkında anlattı; dedi ki: Karısını [kendine] haram kılmış olup sonra ona dönüp onunla cima etmek ister demektir(¬١).
85120. Metin
وقال آخرون نحوَ هذا القولِ، إلا أنَّهم قالوا: إمساكُه إيَّاها بعدَ تَظَهُّرِه (¬٢) منها، وتَرْكُه فِراقَها، عَوْدٌ منه لما قال، عزَم على الوَطءِ أو لم يَعزِمْ. وكان أبو العالية يقولُ: معنى قولِه: {لِمَا قَالُوا}: فيما قالوا.
Başkaları da buna yakın bir görüş belirtmiş, ancak şöyle demişlerdir: Ondan zıhâr yaptıktan(¬٢) sonra karısını yanında tutması ve onu boşamayı terk etmesi, -cinsel ilişkiye azmetsin veya azmetmesin- onun söylediği söze dönmesidir. Ebu'l-Âliye ise [Allah Teâlâ'nın]: {لِمَا قَالُوا} buyruğunun anlamı “söyledikleri şey hakkında / konusunda” demektir diyordu.
85121. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنى عبدُ الأعلى، قال: ثنا داودُ، قال: سمعتُ أبا العاليةِ يقولُ في قولِه: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. أي يَرْجِعُ فيه (¬٣).
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Abdüla'lâ anlattı, dedi ki: Bize Dâvûd anlattı, dedi ki: Ebu'l-Âliye'nin: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “sonra söylediklerinden dönenler” buyruğu hakkında: “Yani o sözden döner”(¬٣) dediğini işittim.
85122. Metin
واختلَف أهلُ العربية في معنى ذلك؛ فقال بعضُ نحويِّي البصرةِ في ذلك المعنى: فتحريرُ رَقَبَةٍ مِن قبلِ أنْ يتماسّا، فمن لم يجدْ فصيامٌ (¬٤)، فإطعامُ سِتِّين مِسْكينًا، ثم يعودون لما قالوا: إنا لا نفعلُه. فيَفْعلونه، هذا الظهارُ، يقولُ: هي عليَّ كظَهْرِ أمِّي. وما أَشبَه هذا مِن الكلامِ، فإذا عاد (¬٥) أَعتَق رَقَبَةً أو أَطْعَم سِتِّين مِسْكينًا، عاد [لهذا الذي] (¬٦) قد قال: هو عليَّ حَرامٌ. بفعلِه (¬٧)، وكأنّ قائلَ هذا القولِ كان يَرى أنّ هذا من المُقدَّمِ الذي معناه التأخيرُ.
Arap dili âlimleri bunun anlamı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Basralı nahivcilerin bazıları bu anlamda şöyle demiştir: Birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmeleri, bulamayanın oruç tutması(¬٤), [ona da güç yetiremeyenin] altmış yoksulu doyurması gerekir; sonra da 'Biz bunu yapmayız' dedikleri şeye dönerler ve onu yaparlar. Bu zıhârdır; [kişi]: 'O bana anamın sırtı gibidir' ve bu söze benzer sözler söyler; [yapmam dediği şeye] döndüğünde(¬٥) bir köle azat eder veya altmış yoksulu doyurur; 'O bana haramdır' demiş olduğu [bu şeye] fiiliyle(¬٧) dönmüş olur [bu kimse](¬٦). Bu görüşün sahibi, sanki bunun, anlamı tehir edilmiş olan öne alınmış ifadelerden (takdim-tehir) olduğunu düşünmektedir.
85123. Metin
وقال بعضُ نحويِّي الكوفةِ ٨: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}، يصلُحُ فيها في
Kûfeli nahivcilerin bazıları ise şöyle demiştir8: {ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “sonra söylediklerine dönenler” [ifadesi hakkında]; Arapçada...
85124. Metin
العربيةِ: ثم يعودون إلى ما قالوا: وفيما قالوا، يريدون النكاحَ، يريدُ: يَرْجِعون عمّا قالوا، وفي نَقْضِ (¬١) ما قالوا. قال: ويجوزُ في العربيةِ أنْ تقولَ: إن عاد لما فعَل. تريدُ: إنْ فعَل مرَّة أخرى. ويجوزُ إنْ عاد لما فعَل: إن نَقَض (¬٢) ما فعَل. وهو كما تقولُ: حلَف أنْ يَضْرِبَك. فيكونُ معناه: حلَف لا يَضْرِبُك، وحلَف لَيَضْرِبنَّك.
"Sonra söyledikleri şeye [veya] söyledikleri hususta dönerler; nikâhı (cinsel ilişkiyi) kastederler", yani söyledikleri sözden ve söyledikleri sözü bozmaktan(¬١) rücu ederler. Şöyle dedi: Arapçada: "Yaptığı şeye döndü" demen caizdir; bununla: "Bir kez daha yaptı" anlamını kastederler. "Yaptığı şeye döndü" sözünün: "Yaptığını bozdu"(¬٢) anlamına gelmesi de caizdir. Bu, tıpkı senin: "Sana vurmaya yemin etti" demen gibidir; bunun anlamı "Sana vurmamaya yemin etti" olabileceği gibi "Sana mutlaka vuracağına yemin etti" anlamına da gelebilir.
85125. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندي أنْ يقالَ: معنى اللامِ في قولِه: {لِمَا قَالُوا}. بمعنى "إلى" أو "في"؛ لأنّ معنى الكلامِ: ثم يعودون لنقْضِ (¬٣) ما قالوا مِن التحريمِ فيُحلِّلونه. وإنْ قيل: معناه ثم يَعُودون إلى تحليلِ ما حرَّموا. أو: في تحليلِ ما حرَّموا. فصوابٌ؛ لأنَّ كلَّ ذلك عَوْدٌ له. فتأويلُ الكلامِ: ثم يَعُودون لتحليلِ ما حرَّموا على أنفسِهم مما أَحلَّه اللَّهُ لهم.
Bu hususta bana göre doğru olan görüş şöyle denilmesidir: [Allah Teâlâ'nın]: {لِمَا قَالُوا} buyruğundaki lâm (لِ) harfi, “ilâ” (إلى) veya “fî” (في) anlamındadır. Çünkü sözün anlamı şudur: Sonra haram kılma hususunda söyledikleri sözü bozmaya(¬٣) dönerler ve onu helal kılarlar. Şayet: "Bunun anlamı, sonra haram kıldıkları şeyi helal kılmaya dönerler veya haram kıldıklarını helal kılma hususuna dönerler" denilirse, bu da doğrudur; zira bunların hepsi onun için bir dönüştür. Sözün tefsiri şöyledir: Sonra Allah'ın kendilerine helal kıldığı şeylerden nefislerine haram kılmış olduklarını helal kılmaya dönerler.
85126. Metin
وقولُه: {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا}. يقولُ: فعليه تحريرُ رَقَبَةٍ. يَعْني عِتْقَ رقَبةِ عبدٍ أو أمةٍ، مِن قبلِ أن يَماسَّ الرجلُ المُظاهِرُ امرأتَه التي ظاهَر منها أو تَماسَّه.
Allah Teâlâ'nın: {فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا} “birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmeleri gerekir” buyruğuna gelince; [Allah Teâlâ] şöyle buyurmaktadır: O kimsenin üzerine bir köle azat etmek gerekir. Yani zıhâr yapan erkeğin, zıhâr yaptığı karısına dokunmasından veya kadının ona dokunmasından önce bir erkek ya da kadın köleyi hürriyetine kavuşturması gerekir.
85127. Metin
واختُلِف في المعنِيِّ بالمَسِيسِ في هذا الموضعِ نظيرَ اختلافِهم في قولِه: {وَإِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَمَسُّوهُنَّ} [البقرة: ٢٣٧]، وقد ذكَرنا ذلك هنالك (¬٤)، وسنذكُرُ بعضَ ما لم نَذْكُرْه هنالك.
Buradaki temas (el-mesîs) ile ne kastedildiği konusunda, tıpkı: {وَإِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَمَسُّوهُنَّ} “Kendilerine dokunmadan önce onları boşarsanız” [el-Bakara: 237] buyruğundaki ihtilafları gibi ihtilaf edilmiştir. Biz bunu orada zikretmiştik(¬٤); orada zikretmediğimiz bazı şeyleri de burada zikredeceğiz.
85128. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ
Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebû Sâlih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, [o da] İbn Abbâs'tan [şöyle dediğini] anlattı:
85129. Metin
في قولِه: {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا}. فهو الرجلُ يقولُ لامرأَتِه: أنتِ عليَّ كظَهْرِ أمِّي. فإذا قال ذلك، فليس يَحِلُّ له أن يَقْرَبَها بنكاحٍ ولا غيرِه، حتى يُكفِّرَ عن يمينِه بعِتْقِ رقبةٍ، فمن لم يجدْ فصيامُ شهرين متتابعَيْن مِن قبلِ أن يتماسّا. والمسُّ النكاحُ، فمن لم يَسْتطِعْ فإطعامُ سِتِّين مسكينًا، وإنْ هو قال لها: أنتِ عليَّ كظهرِ (¬١) أمِّي إن فَعَلْتِ كذا وكذا. فليس يقعُ في ذلك ظهارٌ حتى يَحْنَثَ، فإن حَنِث فلا يَقْرَبُها حتى يُكفِّرَ، ولا يقعُ في الظهارِ طلاقٌ.
[Allah Teâlâ'nın]: {وَالَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ ثُمَّ يَعُودُونَ لِمَا قَالُوا} “Kadınlarından zıhâr yapıp sonra söylediklerinden dönenler” buyruğu hakkında [şöyle dediğini anlattı]: Bu, bir erkeğin karısına: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' demesidir. Bunu söylediğinde, bir köle azat etmek suretiyle yeminine keffâret ödeyinceye kadar cinsel ilişkiyle veya başka bir şekilde karısına yaklaşması kendisine helal olmaz; bulamayan kimse birbirleriyle temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç tutar. Temas (el-mess) cinsel ilişkidir. Güç yetiremeyen kimse ise altmış yoksulu doyurur. Şayet o, kadına: 'Şunu şunu yaparsan sen bana anamın sırtı(¬١) gibisin' derse, yeminini bozuncaya kadar bunda zıhâr vuku bulmaz. Eğer yeminini bozarsa keffâret ödeyinceye kadar ona yaklaşamaz; zıhâr ile boşanma (talâk) vuku bulmaz.
85130. Metin
حدَّثنا ابنُ بشار، قال: ثنا ابن أبي عديٍّ، قال: ثنا أشعَثُ، عن الحسنِ أنه كان لا يَرَى بأسًا أنْ يَغْشَى المُظاهِرُ دونَ الفرجِ (¬٢).
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiy anlattı, dedi ki: Bize Eş'as, Hasan'dan anlattı; o, zıhâr yapan kimsenin ferc dışındaki yerlerle [zevk alıp] yakınlaşmasında bir beis görmezdi(¬٢).
85131. Metin
حدَّثنا عليُّ بنُ سهلٍ، قال: ثنا زيدٌ، قال: قال سفيانُ: إنما [نُهِي المظاهِرُ] (¬٣) عن الجماعِ. ولم يَرَ بأْسًا أنْ يَقْضِيَ حاجتَه دونَ الفرجِ، أو فوقَ الفرجِ، أو حيث يشاءُ ويباشِرُ.
Bize Ali b. Sehl anlattı, dedi ki: Bize Zeyd anlattı, dedi ki: Süfyân şöyle dedi: [Zıhâr yapan kimse](¬٣) ancak cinsel ilişkiden nehyedilmiştir. Fercin berisinde veya fercin üstünde ya da dilediği yerde ihtiyacını gidermesinde ve ten teması kurmasında bir beis görmedi.
85132. Metin
وقال آخرون: عُنِي بذلك كلُّ معاني المَسِيسِ. وقالوا: الآيةُ على العمومِ.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bununla temasın (el-mesîs) her türlü anlamı kastedilmiştir. Ve ayetin genel olduğunu söylemişlerdir.
85133. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
85134. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا وُهَيْبٌ، عن يونسَ، قال: بلَغني عن الحسنِ أنه كَرِه للمُظاهِرِ المَسِيسَ.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Vüheyb, Yûnus'tan anlattı; dedi ki: Hasan'dan, zıhâr yapan kimse için dokunmayı (teması) mekruh gördüğü bana ulaştı.
85135. Metin
وقولُه: {ذَلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِ}. يقولُ تعالى ذكره: أوجَب ربُّكم ذلك عليكم عظةً لكم تَتَّعِظون به، فتَنْتَهون عن الظهارِ وقولِ الزورِ، {وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ}. يقولُ تعالى ذكرُه: واللَّهُ بأعمالِكم التي تعمَلونها أيُّها الناسُ ذو خبرةٍ، لا يَخْفى عليه شيءٌ منها، وهو مُجازِيكم عليها، فانْتَهوا عن قولِ المنكرِ والزورِ.
Ve O'nun şu buyruğu: {ذَلِكُمْ تُوعَظُونَ بِهِ}1 “İşte size bununla öğüt verilmektedir”. Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Rabbiniz, kendisiyle öğüt alasınız da zıhârdan3 ve asılsız/yalan sözden vazgeçesiniz diye bunu size bir öğüt olarak farz kıldı.2 {وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ} “Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır”. Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Allah, yapmakta olduğunuz amellerinizden hakkıyla haberdardır; onlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve O, bunlara karşılık sizin cezanızı/mükâfatınızı verecektir. Öyleyse münker ve asılsız sözden vazgeçin!
85137. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا ذَلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ (٤)}.
Allah Teâlâ'nın şu buyruğunun tefsiri hakkında görüş: {فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَتَمَاسَّا فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا ذَلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ (٤)} “[Köle] bulamayan kimsenin, birbirleriyle temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç tutması gerekir. Buna da güç yetiremeyen kimse altmış yoksulu doyurur. Bu, Allah'a ve Resûlü'ne iman edesiniz diyedir. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. İnkârcılar için ise can yakıcı bir azap vardır.”
85138. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: فمن لم يجدْ منكم ممن ظاهَر مِن امرأَتِه رقبةً يُحرِّرُها، فعليه صيامُ شهرين متتابعَيْن مِن قبلِ أن يتماسّا. والشَهْران المتتابعان هما اللذان لا فصْلَ بينَهما بإفطارٍ في نهارِ شيءٍ منهما إلا مِن عذرٍ، فإنه إذا كان الإفطارُ بالعذرِ ففيه اختلافٌ بينَ أهلِ العلمِ؛ فقال بعضُهم: إذا كان إفطارُه لعذرٍ فزال العذرُ، بَنَى على ما مضَى مِن الصومِ.
Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: İçinizden karısından zıhâr yapıp da azat edecek bir köle bulamayan kimsenin, birbirleriyle temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç tutması gerekir. Peş peşe iki ay, bir mazeret olmaksızın o ayların hiçbirinin gündüzünde oruç açmak suretiyle aralarına fasıla verilmemiş olan iki aydır. Zira oruç bozma bir mazeretten ötürü olduğunda bu hususta ilim ehli arasında ihtilaf vardır; bazıları şöyle demiştir: Eğer orucu bozması bir mazeretten ötürü ise ve bu mazeret ortadan kalkarsa, geçmişteki orucunun üzerine bina eder (kaldığı yerden devam eder).
85139. Metin
وقال آخرون: بل يَسْتأنِفُ؛ لأن مَن أفطَر بعذرٍ (¬١) أو غيرِ عذرٍ لم يُتابِعْ صومَ شَهْرين.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis [oruca] yeniden başlar; çünkü ister bir mazeretle(¬١) ister mazeretsiz olsun orucunu bozan kimse iki ayı peş peşe tutmuş olmaz.
85140. Metin
ذكرُ مَن قال: إذا أفطَر بعذرٍ وزال العذرُ بنَى وكان مُتابِعًا
Mazeretten ötürü orucunu bozar ve mazeret ortadan kalkarsa [kaldığı yerden] bina eder ve peş peşe tutmuş sayılır diyenlerin zikri
85141. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا ابنُ أبي عديٍّ وعبدُ الأعلى، عن سعيدٍ، عن قتادةَ، عن سعيدِ بنِ المسيَّبِ أنه قال في رجلٍ صام مِن كفارةِ الظهارِ، أو كفارةِ القتلِ، فمَرِض فأفطَر، أو أفطَر من عذرٍ، قال: عليه أنْ يَقْضِيَ يومًا مكانَ يومٍ، ولا يَسْتقبِلُ صومَه (¬٢).
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiy ve Abdüla'lâ, Saîd'den, o Katâde'den, o da Saîd b. el-Müseyyeb'den anlattı; o, zıhâr keffâreti veya adam öldürme keffâreti için oruç tutup da hastalanarak orucunu bozan ya da bir mazeretten dolayı bozan bir adam hakkında şöyle demiştir: Her güne karşılık bir gün kaza etmesi gerekir, orucuna baştan başlamaz(¬٢).
85142. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا ابنُ أبي عديٍّ، عن سعيدٍ، عن قتادةَ، عن سعيدِ بنِ
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiy, Saîd'den, o Katâde'den, o da Saîd b.
85143. Metin
المسيَّبِ بمثلِه.
el-Müseyyeb'den benzerini anlattı.
85144. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا يحيى، عن ابنِ أبي عَروبةَ، عن قتادةَ، عن سعيدِ بنِ المسيَّبِ في المُظاهِرِ الذي عليه صومُ شَهْرين متتابعَيْن، فصام شهرًا ثم أفطَر. قال: يُتمُّ ما بَقِي.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ, İbn Ebî Arûbe'den, o Katâde'den, o Saîd b. el-Müseyyeb'den peş peşe iki ay oruç tutması gereken, bir ay oruç tutup sonra orucu bozan zıhâr yapmış kimse hakkında anlattı; dedi ki: Kalanı tamamlar.
85145. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا (¬١) عبدُ الأعلى، عن سعيدٍ، عن قتادةَ، عن الحسنِ وسعيدِ بنِ المسيَّبِ في رجلٍ صام مِن كفارةِ الظهارِ شهرًا أو أكثرَ ثم مَرِض. قال: يَعْتدُّ بما مضى إذا كان له عذرٌ.
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize(¬١) Abdüla'lâ, Saîd'den, o Katâde'den, o da Hasan ve Saîd b. el-Müseyyeb'den zıhâr keffâreti olarak bir ay veya daha fazla oruç tutup sonra hastalanan adam hakkında anlattı; dediler ki: Bir mazereti olduğu takdirde geçmişte tuttuklarını hesaba katar.
85146. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا سالمُ بنُ نوحٍ، قال: ثنا عمرُ (¬٢) بنُ عامرٍ، عن قتادةَ، عن الحسنِ في الرجلِ يكونُ عليه الصومُ في قتلٍ أو نَذْرٍ أو ظهارٍ، فصام بعضَه ثم أفطَر. قال: إن كان معذورًا فإنه يَقْضِي (¬٣).
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Sâlim b. Nûh anlattı, dedi ki: Bize Ömer(¬٢) b. Âmir, Katâde'den, o Hasan'dan adam öldürme, adak veya zıhârdan dolayı üzerine oruç gereken, bir kısmını tutup sonra orucu bozan kimse hakkında anlattı; dedi ki: Eğer mazeretli ise kaza eder(¬٣).
85147. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ إدريسَ، عن هشامٍ، عن الحسنِ، قال: إن أفطَر مِن عذرٍ أتمّ، وإن كان مِن غيرِ عذرٍ استَأْنَف.
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs, Hişâm'dan, o Hasan'dan anlattı; dedi ki: Bir mazeretten ötürü orucunu bozmuşsa tamamlar; eğer mazeretsiz ise baştan başlar.
85148. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا هشيمٌ، عن حجاجٍ، عن عطاءٍ، قال: مَن كان عليه صيامُ شَهْرين متتابعَيْن فمَرِض فأفطَر. قال: يَقْضِي ما بَقِي عليه.
Bana Ya'kûb anlattı, dedi ki: Bize Hüşeym, Haccâc'dan, o Atâ'dan anlattı; dedi ki: Üzerine peş peşe iki ay oruç gerekip de hastalanarak orucunu bozan kimse hakkında şöyle dedi: Üzerinde kalan kısmı kaza eder (tamamlar).
85149. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: أخبَرني ابنُ جريجٍ، عن عطاءِ بنِ أبي رباحٍ وعمرِو بنِ دينارٍ في الرجلِ يُفْطِرُ في اليومِ الغَيْمِ، يَظُنُّ أنَّ الليلَ قد دخَل عليه
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana İbn Cüreyc1, Atâ b. Ebî Rebâh ve Amr b. Dînâr'dan2, bulutlu bir günde gecenin girdiğini (akşam olduğunu) zannederek orucunu açan adam hakkında [şöyle dediklerini] haber verdi:3
85150. Metin
في الشهرين المتتابعَيْن، أنه لا يزيدُ على أن يُبَدِّلَه، ولا يَأْتَنِفُ (¬١) شَهْرين آخرَيْن (¬٢).
peş peşe tutulan iki ayda [böyle yapan kişinin], o günü kaza etmekten başka bir şey yapmayacağını ve başka iki aya yeniden başlamayacağını(¬١) [söylediler](¬٢).
85151. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ أبي زائدةَ، عن عبدِ الملكِ، عن عطاءٍ، قال: إنْ جامَع المعتكفُ وقد بَقِي عليه أيامٌ مِن اعتكافِه. قال: يُتمُّ ما بَقِيَ، والمُظاهِرُ كذلك (¬٣).
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Zâide, Abdülmelik'ten, o Atâ'dan anlattı; dedi ki: İtikâfta olan kimse itikâfından geriye birkaç gün kalmışken cinsel ilişkide bulunursa, kalan günleri tamamlar; zıhâr yapan kimse de böyledir(¬٣).
85152. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن ابنِ جريجٍ، عن عطاءٍ، قال: إذا كان شيئًا ابْتُلِي به بَنَى على صومِه، وإذا كان شيئًا هو فعَله استَأْنَف. قال سفيانُ: هذا معناه.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, İbn Cüreyc'den, o Atâ'dan anlattı; dedi ki: Başına gelen [elde olmayan] bir şeyden ötürü olursa orucuna [kaldığı yerden] devam eder; eğer kendi yaptığı [isteyerek yaptığı] bir şey olursa baştan başlar. Süfyân dedi ki: Anlamı budur.
85153. Metin
حدَّثنا عبدُ الحميدِ بنُ بَيانٍ، قال: أخبَرنا محمدُ بنُ يزيد، عن إسماعيلَ، عن عامرٍ في رجلٍ ظاهَر، فصام شَهْرين متتابعَيْن إلا يومين ثم مَرِض. قال: يُتمُّ ما بَقِي (¬٤).
Bize Abdülhamîd b. Beyân anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Yezîd, İsmâil'den, o Âmir'den zıhâr yapıp iki gün hariç peş peşe iki ay oruç tutan, sonra da hastalanan bir adam hakkında haber verdi; dedi ki: Kalanı tamamlar(¬٤).
85154. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ إدريسَ، قال: سمِعتُ إسماعيلَ، عن الشَّعْبيِّ بنحوِه.
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize İbn İdrîs anlattı, dedi ki: İsmâil'den, o Şa'bî'den benzerini işittim.
85155. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ ويعقوبُ، قالا: ثنا هشيمٌ، عن إسماعيلَ، عن الشَّعْبيِّ في رجلٍ عليه صيامُ شَهْرين متتابعَيْن، فصام، فمَرِض، فأفطَر، قال: يَقْضِي ولا يَسْتأْنِفُ.
Bize Ebû Küreyb ve Ya'kûb anlattılar, dediler ki: Bize Hüşeym, İsmâil'den, o Şa'bî'den üzerine peş peşe iki ay oruç gereken, oruç tutup hastalanarak orucunu bozan bir adam hakkında anlattı; dedi ki: Kaza eder, baştan başlamaz.
85156. Metin
ذكرُ مَن قال: يَسْتَقبِلُ مَن أفطَر بعذرٍ أو غيرِ عذرٍ.
Mazeretli veya mazeretsiz olarak orucunu bozan kimse baştan başlar diyenlerin zikri
85157. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن مغيرةَ، عن إبراهيمَ في رجلٍ عليه صيامُ شَهْرين متتابعَيْن فأفطَر. قال: يَسْتأْنِفُ. والمرأةُ إذا
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Mugîre'den, o İbrâhim'den üzerine peş peşe iki ay oruç gerekip de orucunu bozan bir adam hakkında anlattı; [İbrâhim] dedi ki: Baştan başlar.1234 Kadın ise
85158. Metin
حاضَتْ فأفطَرتْ تَقْضِي (¬١).
âdet görüp orucunu bozduğunda kaza eder(¬١).
85159. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا هشيمٌ، عن مغيرةَ، عن إبراهيمَ، قال: إذا مَرِض فأفطَر اسْتأْنَف. يعني مَن كان عليه صومُ شَهْرين متتابعَيْن فمَرِض فأفطَر.
Bana Ya'kûb anlattı, dedi ki: Bize Hüşeym, Mugîre'den, o İbrâhim'den anlattı; dedi ki: Hastalanıp orucunu bozarsa baştan başlar. Yani üzerine peş peşe iki ay oruç gerekip de hastalanarak orucunu bozan kimseyi kastetmektedir.
85160. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا هشيمٌ، عن جابرٍ، عن أبي جعفرٍ، قال: يَسْتأْنِفُ (¬٢).
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Hüşeym, Câbir'den, o Ebû Ca'fer'den anlattı; dedi ki: Baştan başlar(¬٢).
85161. Metin
وأولى القولينِ عندَنا بالصوابِ قولُ مَن قال: يَبْنِي المُفطِرُ بعذرٍ، ويستقبِلُ المُفطِرُ بغيرِ عذرٍ. لإجماعِ الجميعِ على أنَّ المرأةَ إذا حاضَتْ في صومِها الشهرين المتتابعَيْن بعذرٍ فمثلُه؛ لأنَّ إفطارَ الحائضِ بسببِ حيضِها بعذرٍ كان مِن قِبَلِ اللَّهِ. فكلُّ عُذرٍ كان من قبلِ اللَّهِ فمثلُه.
Bu iki görüşten bize göre doğruya en layık olanı: "Mazeretle orucunu bozan [kaldığı yerden] devam eder, mazeretsiz bozan ise baştan başlar" diyenlerin görüşüdür. Zira bir kadının peş peşe tuttuğu iki ay orucunda bir mazeret sebebiyle âdet görmesi durumunda [orucuna kaldığı yerden devam edeceği] hususunda herkesin icmâı vardır; çünkü âdet gören kadının hayız sebebiyle orucunu bozması Allah katından gelen bir mazerettir. Dolayısıyla Allah katından gelen her türlü mazeret de bunun gibidir.
85162. Metin
وقولُه: {فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا}. يقولُ تعالى ذكرُه: فمن لم يَسْتطِعْ منهم الصيامَ فعليه إطعامُ سِتِّين مسكينًا. وقد بيَّنا وجْهَ الإطعامِ في الكفاراتِ فيما مضَى قبلُ، فأَغْنى ذلك عن إعادتِه (¬٣).
Allah Teâlâ'nın: {فَمَنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَإِطْعَامُ سِتِّينَ مِسْكِينًا} “Buna da güç yetiremeyen kimse altmış yoksulu doyurur” buyruğuna gelince; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Onlardan oruç tutmaya güç yetiremeyenin ise altmış yoksulu doyurması gerekir. Keffâretlerde yedirmenin keyfiyetini daha önce açıklamıştık; bu durum onu tekrar etmekten bizi müstağni kılmıştır(¬٣).
85163. Metin
وقولُه: {ذَلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ}. يقولُ جلّ ثناؤُه: هذا الذي فَرَضْتُ على مَن ظاهَر منكم ما فَرَضْتُ في حالِ القدرةِ على الرَّقَبَةِ، ثم خَفَّفْتُ عنه مع العجزِ بالصومِ، ومع فقدِ الاستطاعةِ على الصومِ بالإطعامِ، وإنما فعَلْتُه كي يُقِرَّ الناسُ بتوحيدِ اللَّهِ ورسالةِ الرسولِ محمدٍ ﷺ، ويُصدِّقوا بذلك ويَعْملوا به، ويَنْتهوا عن قولِ الزورِ والكذبِ، {وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ}. يقولُ تعالى ذكرُه: وهذه الحدودُ التي حدَّها اللَّهُ لكم، والفروضُ التي بيَّنها لكم، حدودُ اللَّهِ، فلا تَتَعدَّوْها أيُّها
Allah Teâlâ'nın: {ذَلِكَ لِتُؤْمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ} “Bu, Allah'a ve Resûlü'ne iman edesiniz diyedir” buyruğuna gelince; senâsı yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: İçinizden zıhâr yapan kimseye köle [azat etmeye] gücü yettiği durumda farz kıldığım bu hükmü farz kıldım; ardından âcizlik durumunda oruç ile, oruca da güç yetirememesi durumunda doyurmak suretiyle onun yükünü hafiflettim. Bunu sırf insanlar Allah'ın birliğini ve Resûl Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini ikrar etsinler, bunu tasdik edip onunla amel etsinler, yalan ve asılsız sözden vazgeçsinler diye yaptım. {وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ} “İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır”. Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Allah'ın sizin için belirlediği bu sınırlar ve size açıkladığı farzlar Allah'ın sınırlarıdır; ey
85164. Metin
الناسُ، {وَلِلْكَافِرِينَ} بها، وهم جاحِدو هذه الحدودِ وغيرِها مِن فرائضِ اللَّهِ أن تكونَ مِن عندِ اللَّهِ - {عَذَابٌ أَلِيمٌ}. يقولُ: عذابٌ مؤلِمٌ.
insanlar, onları aşmayın! {وَلِلْكَافِرِينَ} “İnkârcılar için ise” -ki onlar bu sınırların ve Allah'ın diğer farzlarının Allah katından olduğunu inkâr edenlerdir- {عَذَابٌ أَلِيمٌ} “can yakıcı bir azap vardır”; yani elem verici bir azap vardır.
85165. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ أَنْزَلْنَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ (٥)}.
Allah Teâlâ'nın şu buyruğunun tefsiri hakkında görüş: {إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَقَدْ أَنْزَلْنَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ (٥)} “Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelenler, kendilerinden öncekilerin alçaltılıp perişan edildiği gibi alçaltılıp perişan edilmişlerdir. Oysa biz apaçık ayetler indirmiştik. İnkârcılar için alçaltıcı bir azap vardır.”
85166. Metin
يقولُ تعالى ذكرُه: إنَّ الذين يُخالفون اللَّهَ في حدودِه وفرائضِه، فيجعلون حدودًا غيرَ حدودِه، وذلك هو المحادَّةُ للَّهِ ولرسولِه.
Zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Allah'ın sınırları ve farzları konusunda O'na muhalefet edip O'nun sınırlarından başka sınırlar koyanlar -ki bu, Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelmektir/düşmanlık yapmaktır-.
85167. Metin
وأما قتادةُ فإنه كان يقولُ في معنى ذلك، ما حدَّثنا به بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ}. يقولُ: يعادُون اللَّهَ ورسولَه (¬١).
Katâde ise bunun anlamı hakkında şöyle diyordu: Bize Bişr'in anlattığına göre; o dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den: {إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ} “Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelenler” buyruğu hakkında anlattı; dedi ki: Allah'a ve Resûlü'ne düşmanlık edenler demektir(¬١).
85168. Metin
وأما قولُه: {كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ}. فإنه يعني: غِيظُوا وأُخْزُوا كما غِيظ الذين من قبلِهم مِن الأممِ الذين حادُّوا اللَّهَ ورسولَه، وخُزُوا.
[Allah Teâlâ'nın]: {كُبِتُوا كَمَا كُبِتَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ} “kendilerinden öncekilerin alçaltılıp perişan edildiği gibi alçaltılıp perişan edilmişlerdir” buyruğuna gelince; [bununla]: Kendilerinden önce Allah'a ve Resûlü'ne karşı gelen geçmiş ümmetlerin öfkelendirildiği ve rezil rüsvay edildiği gibi öfkelendirildiler ve rezil edildiler demektir.
85169. Metin
وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tefsir ehli de söylemiştir.
85170. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri