86421. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.
86422. Metin
تفسيرُ سورةِ "الطلاقِ"
Talâk Suresi’nin Tefsiri
86423. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا (١) فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا (٢) وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا (٣)}.
Yüce Allah’ın şu âyetinin teviline dair açıklama: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا (١) فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِنْكُمْ وَأَقِيمُوا الشَّهَادَةَ لِلَّهِ ذَلِكُمْ يُوعَظُ بِهِ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا (٢) وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا (٣)} “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde (iddetlerini sayabilecekleri temizlik vaktinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları durumu müstesna, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa muhakkak nefsine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki de Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır. (1) Sürelerinin sonuna vardıklarında onları ya meşru ölçülerle tutun yahut meşru ölçülerle onlardan ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun ve şahitliği Allah için dosdoğru yerine getirin. İşte Allah’a ve ahiret gününe inanan kimseye bununla öğüt verilmektedir. Kim Allah’tan korkarsa [Allah] ona bir çıkış yolu ihsan eder. (2) Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Muhakkak ki Allah, her şey için bir ölçü koymuştur. (3)”
86424. Metin
قال أبو جعفرٍ: يعني تعالى ذكرُه بقولِه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}: يقولُ: إذا طلَّقْتم نساءَكم فطلِّقُوهنَّ لطُهْرِهنَّ الذي يُحْصِينه مِن عِدَّتِهِنَّ، طاهرًا من غيرِ جماعٍ، ولا تُطلِّقوهنَّ بحيضِهنَّ الذي لا يَعْتَدِدْن به من قُرْئِهنَّ.
Ebû Ca‘fer der ki: Zikri yüce olan Allah, {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğuyla şöyle demektedir: Kadınlarınızı boşayacağınız vakit, iddetlerinden sayacakları temizlik dönemlerinde, yani kendileriyle cinsel ilişkide bulunulmamış bir temizlik halindeyken boşayın; [iddet] sürelerinden sayılmayan hayız hallerinde onları boşamayın.
86425. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer açıklamaları tevil ehli de söylemiştir.
86426. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86427. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ إدريسَ، قال: سمِعتُ الأعمشَ، عن مالكِ بنِ الحارثِ، عن عبدِ الرحمنِ بنِ يزيدَ، عن عبدِ اللَّهِ، قال: الطلاقُ للعِدَّةِ؛ طاهرًا مِن
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn İdrîs rivayet edip dedi ki: A‘meş’in, Mâlik b. el-Hâris’ten, onun Abdurrahman b. Yezîd’den, onun da Abdullah’tan [şöyle] dediğini işittim: İddet vaktinde boşamak; ...den temiz haldeyken1
86428. Metin
غيرِ جماعٍ (¬١).
ilişki olmaksızın temizlik halinde [yapılan boşamadır].
86429. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن الأعمشِ، عن مالكِ بنِ الحارثِ، عن عبدِ الرحمن بن يزيدَ، عن عبدِ اللَّهِ: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: بالطُّهْرِ في غيرِ جماعٍ (¬٢).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, A‘meş’ten, o Mâlik b. el-Hâris’ten, o Abdurrahman b. Yezîd’den, o da Abdullah’tan {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” âyeti hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Cinsel ilişki olmaksızın temizlik halinde [boşamaktır].
86430. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن منصورٍ، عن إبراهيمَ، عن عبدِ اللَّهِ: {إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} (¬٣). قال: الطُّهْرُ في غيرِ جماعٍ (¬٤).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Mansûr’dan, o İbrâhim’den, o da Abdullah’tan {إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde boşayın” âyeti hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: Cinsel ilişki olmaksızın temizlik halidir.
86431. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن منصورٍ، عن إبراهيمَ، عن عبدِ اللَّهِ: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: طاهرًا مِن غيرِ جماعٍ.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Cerîr, Mansûr’dan, o İbrâhim’den, o da Abdullah’tan {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” âyeti hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: Cinsel ilişki olmaksızın temizlik halindeyken [boşamaktır].
86432. Metin
حدَّثنا ابنُ وكيعٍ، قال: ثنا يونسُ بنُ بكيرٍ، عن محمدِ بنِ إسحاقَ، عن داودَ بنِ حُصينٍ، عن عكرمةَ، عن ابنِ عباسٍ، أنه كان يَرى طلاقَ السُّنَّةِ طاهرًا مِن غيرِ جماعٍ، وفي كلِّ طُهْرٍ، وهي العِدَّةُ التي أمَر اللَّهُ بها.
Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize Yûnus b. Bükeyr, Muhammed b. İshâk’tan, o Dâvûd b. Husayn’dan, o İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o; sünnet üzere boşamanın, cinsel ilişki olmaksızın temizlik halinde ve her temizlik döneminde bir talak olduğunu ve Allah’ın emrettiği iddetin de bu olduğunu kabul ederdi.
86433. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا محمدُ بنُ جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، عن عبدِ اللَّهِ بنِ أبي نجيحٍ و ٥ حميدٍ الأعرجِ، عن مجاهدٍ، أنَّ رجلًا سأل ابنَ عباسٍ، فقال إنه طلَّق امرأتَه مائةً. فقال: عَصَيْتَ ربَّك، وبانَت منك امرأتُك، ولم تتَّقِ اللَّهَ، فيجعلَ لك
Bize İbnü’l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, Abdullah b. Ebî Necîh ve 5 Humeyd el-A‘rec’den, onlar Mücâhid’den rivayet ettiler ki: Bir adam İbn Abbâs’a [gelip] sordu ve karısını yüz [talakla] boşadığını söyledi. Bunun üzerine [İbn Abbâs] şöyle dedi: Rabbine isyan etmişsin, karın da senden [kesin olarak] ayrılmıştır (bâin olmuştur). Sen Allah’tan korkmadın ki sana
86434. Metin
مخرجًا. وقرَأ هذه الآيةَ: {وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا}. وقال: (يا أَيُّها النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ) (¬١).
bir çıkış yolu nasip etsin! Ve şu âyeti okudu: {وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا} “Kim Allah’tan korkarsa [Allah] ona bir çıkış yolu ihsan eder”. Sonra da [şöyle] okudu: (يا أَيُّها النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ) “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetlerinin başlangıcında boşayın”.
86435. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبدُ الصمدِ بنُ عبدِ الوارثِ، قال: ثنا شعبةُ، عن حميدٍ الأعرجِ، عن مجاهدٍ، عن ابنِ عباسٍ بنحوِه.
Bize İbnü’l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdüssamed b. Abdilvâris rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, Humeyd el-A‘rec’den, o Mücâhid’den, o da İbn Abbâs’tan benzer şekilde rivayet etti.
86436. Metin
حدَّثني يعقوبُ بنُ إبراهيمَ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، قال: ثنا أيوبُ، عن عبدِ اللَّهِ بنِ كثيرٍ، عن مجاهدٍ، قال: كنتُ عندَ ابنِ عباسٍ، فجاءه رجلٌ، فقال إنه طلَّق امرأتَه ثلاثًا. فسَكت حتى ظننَّا أنه رادُّها إليه (¬٢)، ثم قال: يَنْطلِقُ أحدُكم فيركبُ الحَمُوقةَ (¬٣)، ثم يقولُ: يابنَ عباسٍ يابنَ عباسٍ! وإن اللَّهَ ﷿ قال: {وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا}. وإنك لم تَتَّقِ اللَّهَ، فلا أجدُ لك مخرجًا؛ عصَيْتَ ربَّك، وبانَتْ منك امرأتُك، قال اللَّهُ ﷿: (يا أَيُّها النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ [فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ)] (¬٤) (¬٥).
Bana Ya‘kūb b. İbrâhim rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet edip dedi ki: Bize Eyyûb, Abdullah b. Kesîr’den, o da Mücâhid’den rivayet etti; o şöyle demiştir: İbn Abbâs’ın yanındaydım. Bir adam gelip karısını üç talakla boşadığını söyledi. [İbn Abbâs] öyle bir sustu ki biz kadını ona geri döndüreceğini (nikâhına döndürmesine izin vereceğini) sandık. Sonra şöyle dedi: Biriniz gidip ahmakça bir iş yapar, sonra da: “Ey İbn Abbâs! Ey İbn Abbâs!” der! Oysa aziz ve celil olan Allah: {وَمَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجًا} “Kim Allah’tan korkarsa [Allah] ona bir çıkış yolu ihsan eder” buyurmuştur. Sen ise Allah’tan korkmadın, bu yüzden senin için bir çıkış yolu bulamıyorum; Rabbine isyan ettin, karın da senden kesin olarak boşandı. Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: (يا أَيُّها النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ [فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ)]) “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetlerinin başlangıcında boşayın”.
86437. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ المثنى، قال: ثنا محمدُ بنُ جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، عن
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Ca‘fer rivayet edip dedi ki: Bize Şu‘be, [...] rivayet etti:
86438. Metin
الحكمِ، قال: سمعتُ مجاهدًا يحدِّثُ عن ابنِ عباسٍ في هذه الآيةِ: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال ابنُ عباسٍ: (في قُبُلِ عدَّتِهِنَّ) (¬١).
Hakem’den rivayet etti; o şöyle demiştir: Mücâhid’i, {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde boşayın” âyeti hakkında İbn Abbâs’tan rivayet ederken işittim; İbn Abbâs: “(فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ) İddetlerinin başlangıcında [boşayın]” demiştir.
86439. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا سفيانُ، عن إسماعيلَ بنِ أُميةَ، عن عبدِ اللَّهِ بنِ كثيرٍ، عن مجاهدٍ، أنه قرَأ: (فَطَلِّقُوهُنَّ فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ) (¬٢).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, İsmâil b. Ümeyye’den, o Abdullah b. Kesîr’den, o da Mücâhid’den rivayet etti ki kendisi âyeti: (فَطَلِّقُوهُنَّ فِي قُبُلِ عِدَّتِهِنَّ) “Onları iddetlerinin başlangıcında boşayın” şeklinde okumuştur.
86440. Metin
حدَّثنا (¬٣) العباسُ بنُ عبدِ العظيمِ، قال: ثنا جعفرُ بنُ عونٍ، قال: أخبَرنا سفيانُ، عن منصورٍ، عن مجاهدٍ: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: طاهرًا في غيرِ جماعٍ (¬٤).
Bize Abbâs b. Abdilazîm rivayet edip dedi ki: Bize Ca‘fer b. Avn rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Mansûr’dan, o Mücâhid’den {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” âyeti hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: Cinsel ilişki olmaksızın temizlik halindeyken [boşamaktır].
86441. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا هارونُ بنُ المغيرةِ، عن إسماعيلَ بنِ مسلمٍ، عن الحسنِ في قولِه: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: طاهرًا مِن غيرِ حيضٍ، أو حاملًا قد استبان حملُها (¬٥).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hârûn b. el-Mugîre, İsmâil b. Müslim’den, o da Hasan[-ı Basrî]’den {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: Hayız hali olmaksızın temizlik halindeyken yahut hamileliği belirginleşmiş bir hamileyken [boşamaktır].
86442. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا هارونُ، عن عيسى بنِ يزيدَ بنِ دَأْبٍ، عن عمرٍو، عن الحسنِ وابنِ سيرينَ، فيمن أراد أن يُطلِّقَ ثلاثَ تَطْليقاتٍ، جميعًا في كلمةٍ واحدةٍ، أنه لا بأسَ به بعدَ أن يُطلِّقَها في قُبُلِ عِدَّتها، كما أمَره اللَّهُ ﷿، وكانا يَكْرَهان أنْ يُطلِّقَ الرجلُ امرأتَه تطليقةً أو تطليقتين أو ثلاثًا، إذا كان لغيرِ العِدَّةِ التي ذكَرها اللَّهُ (¬٦).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hârûn, Îsâ b. Yezîd b. De’b’den, o Amr’dan, o da Hasan[-ı Basrî] ile İbn Sîrîn’den rivayet etti ki; onlar, bir sözde üç talakı birden vermek isteyen kimse hakkında: Aziz ve celil olan Allah’ın emrettiği gibi karısını iddetinin başlangıcında boşadıktan sonra bunda bir sakınca olmadığını söylerlerdi. Ancak bir adamın karısını, Allah’ın zikrettiği iddet vaktinin dışında bir talak, iki talak veya üç talakla boşamasını mekruh görürlerdi.
86443. Metin
حدَّثني يعقوبُ بنُ إبراهيمَ، قال: ثنا هشيمٌ، قال: أخبَرنا ابنُ عونٍ، عن ابنِ
Bana Ya‘kūb b. İbrâhîm rivayet edip dedi ki: Bize Huşeym rivayet edip dedi ki: Bize İbn Avn, İbn...
86444. Metin
سيرينَ، أنه قال في قولِه: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: يُطلِّقُها وهي طاهرٌ مِن غيرِ جماعٍ، أو حُبْلَى يَستبينُ حملُها (¬١).
Sîrîn’den haber verdi; o, Allah’ın: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında şöyle demiştir: Kadını, kendisiyle cinsel ilişki kurulmamış bir temizlik halindeyken yahut hamileliği belirginleşmiş bir gebeyken boşar.
86445. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللَّهِ ﷿: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}: قال: لطُهْرِهنَّ (¬٢).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Varkā rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den aziz ve celil olan Allah’ın: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: Temizlik hallerinde [boşayın].
86446. Metin
حدَّثنا عليُّ بنُ عبدِ الأعلى المحاربيُّ، قال: ثنا المحاربيُّ، عن جويبرٍ، عن الضحاكِ في قولِ اللَّهِ ﷿: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: العِدَّةُ: القُرْءُ، والقُرْءُ: الحَيْضُ، والطاهرُ: الطاهرُ مِن غيرِ جماعٍ، ثم تَسْتقبلُ ثلاثَ حِيَضٍ (¬٣).
Bize Ali b. Abdilalâ el-Muhâribî rivayet edip dedi ki: Bize el-Muhâribî, Cüveybir’den, o Dahhâk’tan aziz ve celil olan Allah’ın: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: İddet kur’dur; kur’ ise hayızdır. Temiz kadın ise cinsel ilişki kurulmamış temizlik halindeki kadındır; sonra kadın üç hayız dönemini karşılar.
86447. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}: والعِدَّةُ: أن يُطِّلقَها طاهرًا مِن غيرِ جماعٍ، تطليقةً واحدةً (¬٤).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: İddet; kadını cinsel ilişki olmaksızın temizlik halinde bir talakla boşamaktır.
86448. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: إذا طَهَرت من الحيضِ في غيرِ جماعٍ. قلتُ: كيف؟ قال: إذا طَهَرت تُطلِّقُها ٥ مِن قبلِ أنْ تمسَّها، فإن بدا لك أن تُطلِّقَها أُخرى، ترَكْتَها حتى تَحِيضَ حيضةً أُخرى، ثم طلِّقْها إذا طَهَرت الثانيةَ، فإذا أردْتَ طلاقَها الثالثةَ أَمْهَلْتها حتى تَحيضَ، فإذا طَهَرت طلَّقَتها ٦ الثالثةَ، ثم تعتدُّ حيضةً واحدةً، ثم
Bize İbn Abdilalâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den [Allah Teâlâ’nın]: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında rivayet etti; [Katâde] şöyle dedi: [Bu], cinsel ilişki olmaksızın hayızdan temizlendiği vakittir. Ben: Nasıl? dedim. Şöyle dedi: Temizlendiğinde, kendisine dokunmadan önce onu boşarsın5. Şayet onu bir daha boşamak istersen, bir diğer hayzını görünceye kadar onu [kendi haline] bırakırsın; sonra ikinci kez temizlendiğinde onu boşarsın. Eğer onu üçüncü kez boşamak istersen, hayız görünceye kadar ona mühlet verirsin; temizlendiğinde ise onu üçüncü kez boşarsın6. Sonra bir hayız iddet bekler, sonra da
86449. Metin
تُنكَحُ إن شاءت (¬١).
dilerse evlenir.
86450. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ (¬٢) ثورٍ، عن معمرٍ، قال: وقال ابنُ طاوسٍ: إذا أردْتَ الطلاقَ فطلِّقْها حينَ تَطْهُرُ، قبلَ أن تمسَّها، تطليقةً واحدةً، لا يَنْبغي لك أن تزيدَ عليها، حتى تخلوَ ثلاثةُ قُرُوءٍ، فإِنَّ واحدةً تُبِينُها (¬٣).
Bize İbn Abdilalâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den rivayet edip dedi ki: İbn Tâvûs şöyle demiştir: Boşamak istediğin zaman, kadını temizlendiğinde, kendisine dokunmadan önce tek bir talakla boşa; üç kur’ geçinceye kadar bunun üzerine [yeni bir talak] eklemen doğru olmaz; zira tek bir talak onu senden kesin olarak ayırır.
86451. Metin
حدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. يقولُ: فطلِّقْها طاهرًا مِن غيرِ جماعٍ (¬٤).
Bana Hüseyin’den rivayet edildi; o şöyle demiştir: Ebû Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk’ı, {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında şöyle derken işittim: Kadını, kendisiyle cinsel ilişki kurulmamış bir temizlik halindeyken boşa.
86452. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: إذا طلَّقتَها للعِدَّةِ كان مِلْكُها بيدِك، ومَن طلَّق (¬٥) للعِدَّةِ جعَل اللَّهُ له في ذلك فُسْحةً، وجعل له مِلْكًا إن أَراد أَنْ يَرْتجِعَ قبلَ أَن تَنْقَضِيَ العِدَّةُ ارْتَجَع (¬٦).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında şöyle demiştir: Onu iddet için boşadığında onun nikâh bağı senin elinde olur. Kim iddet için boşarsa Allah ona bu konuda bir genişlik tanımış ve iddet bitmeden önce dönmek isterse dönebileceği bir nikâh hakkı vermiştir.
86453. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ الحسينِ، قال: ثنا أحمدُ بنُ مفضلٍ، قال: ثنا أسباطُ، عن السديِّ في قولِه: {إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: طاهرًا في غيرِ جماعٍ، فإن كانت لا تَحِيضُ، فعندَ غُرَّةِ كلِّ هلالٍ (¬٧).
Bize Muhammed b. el-Hüseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den {إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında rivayet etti; o şöyle demiştir: Cinsel ilişki olmaksızın temizlik halindeyken [boşayın]; eğer hayız görmeyen bir kadın ise her hilalin başında [boşayın].
86454. Metin
حدَّثني أبو السائبِ، قال: ثنا ابنُ إدريسَ، عن عبيدِ ٨ اللَّهِ، عن نافعٍ، عن ابنِ
Bana Ebü’s-Sâib rivayet edip dedi ki: Bize İbn İdrîs, Ubeydullah’tan8, o Nâfi‘den, o da İbn
86455. Metin
عمرَ، قال: طلَّقْتُ امرأتي وهي حائضٌ. قال: فأتى عمرُ رسولَ اللَّهِ ﷺ فخبَّره ذلك، فقال: "مُرْه فلْيُراجِعْها حتى تَطْهُرَ ثم تَحِيضَ، ثم تَطْهُرَ، ثم إِنْ شَاء طلَّقها قبلَ أن يُجامِعَها، وإن شاء أمْسَكها، فإنها العِدَّةُ التي قال اللَّهُ ﷿" (¬١).
Ömer’den rivayet etti; o şöyle demiştir: Karımı hayızlı iken boşadım. Ömer, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip bu durumu haber verdi. Bunun üzerine Resûlullah: “Ona emret, karısına geri dönsün; sonra kadın temizlensin, ardından tekrar hayız görüp temizlensin; sonra isterse onunla cinsel ilişkiye girmeden önce onu boşasın, isterse nikâhında tutsun. İşte aziz ve celil olan Allah’ın [boşanmasını] buyurduğu iddet budur” buyurdu.
86456. Metin
حدَّثني أبو السائبِ، قال: ثنا ابنُ إدريسَ، عن يحيى بنِ سعيدٍ، [عن عبيدِ اللَّهِ] (¬٢)، عن نافعٍ، عن ابنِ عمرَ بنحوِه عن النبيِّ - صلى الله عليه [وسلَّم - (¬٣).
Bana Ebü’s-Sâib rivayet edip dedi ki: Bize İbn İdrîs, Yahyâ b. Saîd’den, [o Ubeydullah’tan], o Nâfi‘den, o da İbn Ömer’den benzer şekilde Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’den rivayet etti.
86457. Metin
حدَّثنا ابنُ وكيعٍ، قال: ثنا ابنُ مهديٍّ، عن مالكٍ، عن نافعٍ، عن ابنِ عمرَ أنه طلَّق امرأتَه وهي حائضٌ، فسأل عمرُ النبيَّ ﷺ، فقال] (¬٤): "مُرْه فلْيُراجِعْها (¬٥)، ثم لْيُمْسِكُها حتى تَطْهُرَ، ثم تَحِيضَ، ثم تَطْهُرَ، ثم إنْ شاء أمْسَكها، فتلكَ العِدَّةُ التي أمَر اللَّهُ أنْ تُطَلَّقَ لها النساءُ" (¬٦).
Bize İbn Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Mehdî, Mâlik’ten, o Nâfi‘den, o da İbn Ömer’den rivayet etti ki kendisi karısını hayızlı iken boşamıştı. Ömer Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e sorunca Resûlullah şöyle buyurdu: “Ona emret, karısına geri dönsün; sonra temizleninceye, ardından hayız görüp tekrar temizleninceye kadar onu tutsun. Sonra dilerse onu [nikâhında] tutsun, [dilerse de boşasın]. İşte Allah’ın kadınların kendisi için boşanmasını emrettiği iddet budur.”
86458. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ ٧، عن أيوبَ، عن نافعٍ، عن ابنِ عمرَ، أنه طلَّق امرأتَه حائضًا، فأتى عمرُ النبيَّ ﷺ، فذكَر ذلك له، فأمَره أنْ
Bize İbn Abdila‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den 7, o Eyyûb’dan, o Nâfi‘den, o da İbn Ömer’den rivayet etti ki kendisi karısını hayızlı iken boşamıştı. Bunun üzerine Ömer, Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip bu durumu ona anlattı; [Allah Resûlü de] ona...
86459. Metin
يُراجِعَها، ثم يترُكَها، حتى إذا طَهَرت ثم حاضت [ثم طهَرت] (¬١) طلَّقها، قال النبيُّ ﷺ: "فهي العِدَّةُ التي أمَر اللَّهُ أنْ يُطلَّقَ النساءُ لها". يقولُ: حينَ (¬٢) يَطْهُرن (¬٣).
geri dönmesini, sonra da onu bırakmasını; nihayet temizlenip ardından hayız görüp [tekrar temizlendiğinde] onu boşamasını emretti. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem: “İşte Allah’ın kadınların kendisi için boşanmasını emrettiği iddet budur” buyurdu. Yani: Temizlendikleri vakittir.
86460. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ في قولِه: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. يقولُ: لا تُطلِّقْها وهي حائضٌ، ولا في طُهْرٍ قد جامعتَها فيه، ولكن تترُكُها حتى إذا حاضت وطَهَرت طلِّقْها تطليقةً، فإن كانت تَحيضُ فعدَّتُها ثلاثُ حِيَضٍ، وإن كانت لا تَحِيضُ فعدَّتُها ثلاثةُ أشهرٍ، وإن كانت حاملًا فعدَّتُها أن تضعَ حملَها (¬٤).
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu hakkında rivayet etti; [İbn Abbâs] şöyle der: Kadını hayızlı iken ve kendisiyle cinsel ilişkide bulunduğun bir temizlik döneminde boşama; fakat hayız görüp temizleninceye kadar onu bırak, [temizlendiğinde] onu bir talakla boşa. Şayet kadın hayız görüyorsa onun iddeti üç hayızdır; eğer hayız görmüyorsa iddeti üç aydır; hamile ise iddeti çocuğunu doğurmasıdır.
86461. Metin
حدَّثنا ابنُ البرقيِّ، قال: ثنا عمرُو بنُ أبي سلمةَ، عن سعيدِ بنِ عبدِ العزيزِ، سُئل عن قولِ اللَّهِ ﷿: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. قال: طلاقُ السُّنةِ أن يُطلِّقَ الرجلُ امرأتَه وهي في قُبُلِ عِدَّتِها طاهرًا مِن غيرِ جماعٍ واحدةً ثم يَدعَها، فإن شاء راجَعها قبلَ أن تغتسِلَ مِن الحَيْضةِ الثالثةِ، وإن أراد أن يُطلِّقَها ثلاثًا طلَّقها واحدةً في قُبُلِ عِدَّتِها وهي طاهرٌ مِن غيرِ جماعٍ، ثم يَدَعَها، حتى إذا حاضت وطَهَرت طلَّقها أُخرى، ثم يَدَعَها، حتى إذا حاضت وطَهَرت طلَّقها أُخرى (¬٥)، ثم لا تَحِلُّ له حتى تَنْكِحَ زوجًا غيرَه.
Bize İbnü’l-Berkī rivayet edip dedi ki: Bize Amr b. Ebî Seleme, Saîd b. Abdilazîz’den rivayet etti; ona aziz ve celil olan Allah’ın: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyruğu sorulduğunda şöyle demiştir: Sünnete uygun talak; kişinin karısını iddetinin başlangıcında, cinsel ilişki olmaksızın temizlik halindeyken bir talakla boşaması, sonra da onu [kendi haline] bırakmasıdır. Dilerse üçüncü hayızdan gusül abdesti almadan önce ona geri döner. Eğer onu üç talakla boşamak isterse, iddetinin başlangıcında, cinsel ilişki olmaksızın temizlik halindeyken onu bir talakla boşar; sonra onu bırakır, hayız görüp temizlendiğinde onu bir kez daha boşar; sonra yine onu bırakır, hayız görüp temizlendiğinde onu bir kez daha boşar. Artık kadın ondan başka bir kocayla evlenmedikçe ona helal olmaz.
86462. Metin
وذُكر أنَّ هذه الآيةَ أُنزِلت على رسولِ اللَّهِ ﷺ في سببِ طلاقِه حفصةَ.
Zikredildiğine göre bu ayet, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’e Hafsa’yı boşaması sebebiyle indirilmiştir.
86463. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86464. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا ابنُ (¬١) عبد الأعلى، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، قال: طلَّق رسولُ اللَّهِ ﷺ حفصةَ بنتَ عمرَ تطليقةً، فأُنزِلت هذه الآيةُ: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ}. فقيل: راجِعْها، فإنها صوَّامةٌ قوَّامةٌ، وإنها مِن نسائِك في الجنةِ (¬٢).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize İbn Abdilalâ rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den rivayet etti; o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ömer’in kızı Hafsa’yı bir talakla boşadı. Bunun üzerine şu âyet indirildi: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ إِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız vakit, onları iddetleri vaktinde boşayın”. Kendisine şöyle denildi: “Ona geri dön; zira o çokça oruç tutan, çokça gece namazı kılan biridir ve o Cennet’te de senin eşlerindendir.”
86465. Metin
وقولُه: {وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ}. يقولُ: وأَحْصُوا عددَ (¬٣) العِدَّةِ وأقرائِها واحْفَظُوها.
Allah’ın: {وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ} “Ve iddeti sayın” buyruğu şöyle demektir: İddetin sayısını ve temizlik/hayız vakitlerini sayıp iyice zaptedin.
86466. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer açıklamaları tevil ehli de söylemiştir.
86467. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86468. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ الحسينِ، قال: ثنا أحمدُ، قال: ثنا أسباطُ، عن السديِّ قولَه: {وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ}. قال: احفظوا العِدَّةَ.
Bize Muhammed b. el-Hüseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den {وَأَحْصُوا الْعِدَّةَ} “Ve iddeti sayın” buyruğu hakkında rivayet etti; o: “İddeti zaptedin” demiştir.
86469. Metin
وقولُه: {وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ}. يقولُ: وخافوا اللَّهَ أيُّها الناسُ ربَّكم، فاحْذَروا معصيتَه وأن تَتَعدَّوا حدَّه، لا تُخْرِجوا مَن طلَّقتم مِن نسائِكم لعدَّتِهنَّ مِن بُيوتِهنَّ التي كنتم أسْكَنتموهنَّ فيها قبلَ الطلاقِ، حتى تَنْقضيَ عِدَّتُهنَّ.
Allah’ın: {وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ} “Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın” buyruğu şöyle demektir: Ey insanlar! Rabbiniz olan Allah’tan korkun; O’na isyan etmekten ve O’nun sınırlarını aşmaktan sakının! Kadınlarınızdan iddetleri için boşadıklarınızı, boşanmadan önce onları oturttuğunuz evlerinden, iddetleri tamamlanıncaya kadar çıkarmayın.
86470. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bizim bu hususta söylediğimiz [görüşün] bir benzerini tevil ehli de söylemiştir.
86471. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86472. Metin
حدَّثنا محمدٌ، قال: ثنا أحمدُ، قال: ثنا أسباطُ، عن السديِّ قولَه: {وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ}: حتى تَنْقَضِيَ عِدَّتُهنَّ.
Bize Muhammed rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den {وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ} “Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın” buyruğu hakkında: “İddetleri tamamlanıncaya kadar [çıkarmayın]” dediğini rivayet etti.
86473. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: أخبَرنا ابنُ جريجٍ، قال: قال عطاءٌ: إن أَذِن لها أن تعتدَّ في غيرِ بيتِه، فتعتدَّ في بيتِ أهلِها، فقد شارَكها إذنْ في الإثمِ. ثم تلا: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: قلتُ: هذه الآيةُ في هذه؟ قال: نعم (¬١).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize İbn Cüreyc haber verip dedi ki: Atâ şöyle dedi: “Eğer [koca], kadının kendi evinden başka bir yerde iddet beklemesine izin verir de o da ailesinin evinde iddet beklerse, o takdirde [koca da] günahta kadına ortak olmuş olur.” Sonra şu âyeti okudu: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar”. [İbn Cüreyc] dedi ki: “Bu âyet bu durum hakkında mıdır?” diye sordum. O: “Evet (¬١)” dedi.
86474. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: أخبَرنا حَيْوةُ بنُ شُرَيحٍ، عن محمدِ بنِ عَجْلانَ، عن نافعٍ، أنَّ عبدَ اللَّهِ بنَ عمرَ كان يقولُ في هذه الآيةِ: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: خروجُها قبلَ انقضاءِ العِدَّةِ. قال ابنُ عَجْلانَ عن زيدِ بنِ أسلمَ: إذا أَتَتْ بفاحشةٍ مُبيِّنةٍ (¬٢) أُخْرِجت (¬٣).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: Bize Hayve b. Şüreyh, Muhammed b. Aclân’dan, o da Nâfi‘den haber verdi ki Abdullah b. Ömer, şu âyet hakkında şöyle derdi: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar”. Şöyle dedi: “[Kadının apaçık bir hayasızlık yapması], iddeti dolmadan önce evden çıkmasıdır.” İbn Aclân, Zeyd b. Eslam’dan naklen dedi ki: “Kadın apaçık bir hayasızlık yaptığında (¬٢) [evden] çıkarılır (¬٣).”
86475. Metin
وحدَّثنا عليُّ بنُ عبدِ الأعلى المحاربيُّ، قال: ثنا المحاربيُّ عبدُ الرحمنِ بنُ محمدٍ، عن جويبرٍ، عن الضحاكِ في قولِه: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: ليس لها أنْ تَخْرُجَ إلا بإذنه، وليس للزوجِ أنْ يُخْرِجَها ما كانت في العِدَّةِ، فإن خرَجت فلا سُكْنى لها ولا نفقةَ ٤.
Bize Ali b. Abdi’l-A‘lâ el-Muhâribî rivayet edip dedi ki: Bize el-Muhâribî Abdurrahman b. Muhammed, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar” buyruğu hakkında rivayet etti; [Dahhâk] şöyle demiştir: “Kadının, kocasının izni olmaksızın çıkma hakkı yoktur; kocanın da kadın iddet beklediği müddetçe onu çıkarma hakkı yoktur. Şayet [kadın izinsiz] çıkarsa, onun için ne barınma ne de nafaka hakkı kalır.”4
86476. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ}. قال: هي المطلَّقةُ، لا تخرُجُ مِن بيتِها ما دام لزوجِها عليها رَجْعَةٌ وكانت في عِدَّةٍ.
Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet edip dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan {وَاتَّقُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ} “Rabbiniz olan Allah’tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar” buyruğu hakkında rivayet etti; [İbn Abbâs] şöyle demiştir: “O kadın, boşanmış olandır. Kocası için ona dönme hakkı bulunduğu ve iddet süresi içinde olduğu müddetçe evinden çıkmaz.”
86477. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ}: وذلك إذا طلَّقها واحدةً أو اثنتين، ما لم يُطلِّقْها ثلاثًا.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da çıkmasınlar” buyruğu hakkında rivayet etti; [Katâde şöyle demiştir]: “Bu, kadın üç talakla boşanmadığı sürece, onu bir veya iki talakla boşadığı durumdadır.”
86478. Metin
وقولُه: {وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. يقولُ جلَّ ثناؤُه: ولا تُخْرِجوهنَّ إلا أنْ يأْتين بفاحشةٍ مُبيِّنةٍ أنَّها فاحشةٌ لمن عايَنها أو عَلِمها.
Allah’ın: {وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar” buyruğu hakkında Şânı Yüce Olan şöyle buyurmaktadır: Onu bizzat gören veya bilen kimse için apaçık bir kötülük/hayasızlık olduğu ortada olan bir fuhşiyat işlemedikçe onları çıkarmayın.
86479. Metin
واختلَف أهلُ التأويلِ في معنى الفاحشةِ التي ذُكرت في هذا الموضعِ، والمعنى الذي مِن أجلِه أَذِن اللَّهُ بإخراجِهنَّ في حالِ كونِهنَّ في العِدَّةِ من بُيوتِهنَّ؛ فقال بعضُهم: الفاحشةُ التي ذكر اللَّهُ ﷿ في هذا الموضعِ هي الزنى، والإخراجُ الذي أباح اللَّهُ هو الإخراجُ لإقامةِ الحدِّ.
Tevil ehli, bu âyette zikredilen fahşâ (hayasızlık) kelimesinin anlamı ve Allah’ın kadınları iddet süresi içindeyken evlerinden çıkarılmasına hangi sebepten ötürü izin verdiği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Allah Azze ve Celle’nin bu âyette zikrettiği fahşâ zinadır; Allah’ın mubah kıldığı çıkarma ise had cezasını uygulamak için evden çıkarılmasıdır.
86480. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86481. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الأعلى، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، عن الحسنِ في قولِه: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: الزنى: قال: فتُخْرَجُ ليُقامَ عليها الحدُّ (¬١).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, o da Hasan[-ı Basrî]’den {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar” buyruğu hakkında rivayet etti; [Hasan]: “Zinadır; kadın, üzerine had uygulansın diye çıkarılır (¬١)” demiştir.
86482. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، عن الحسنِ مثلَه.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den, o da Hasan[-ı Basrî]’den bunun benzerini rivayet etti.1
86483. Metin
حدَّثني يعقوبُ بنُ إبراهيمَ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، عن صالحِ بن مسلمٍ، قال: سألتُ عامرًا، قلتُ: رجلٌ طلَّق امرأتَه تطليقةً أيُخْرِجُها مِن بيتِها؟ قال: إن كانت زانيةً (¬١).
Bana Ya‘kūb b. İbrâhîm rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye, Sâlih b. Müslim’den rivayet edip dedi ki: Âmir’e [eş-Şa‘bî] sordum ve dedim ki: “Hanımını bir talakla boşayan bir adam onu evinden çıkarabilir mi?” O da: “Eğer zina etmişse [çıkarabilir] (¬١)” dedi.
86484. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: إلا أنْ يزنين (¬٢).
Bize Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti. Bana Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti. Hepsi İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar” buyruğu hakkında: “Zina etmeleri müstesna (¬٢)” dediğini rivayet etti.
86485. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ، وسألتُه عن قولِ اللَّهِ ﷿: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: قال اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ}. قال: هؤلاء المحصناتُ، {فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِنْكُمْ} الآية [النساء: ١٥]. قال: فجعَل اللَّهُ سبيلَهنَّ الرجْمَ، فهي لا يَنْبَغِي لها أَنْ تَخْرُجَ مِن بيتِها إلا أنْ تأتيَ بفاحشةٍ مبينةٍ، فإذا أتَتْ بفاحشةٍ مبينةٍ أُخْرِجَت إلى الحدِّ فرُجِمت، وكان قبلَ هذا للمحصنةِ الحبسُ، تُحْبِسُ في البيوتِ لا تُتْركُ أن تُنْكحَ، وكان للبِكْرَين الأذى، قال اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَآذُوهُمَا}: يا زانٍ، يا زانيةُ، {فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا} [النساء: ١٦]. قال: ثم نُسِخ هذا كلُّه، فجُعِل للمحصَنةِ والمحصَنِ الرجْمُ،
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd’e Allah Azze ve Celle’nin {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmaları hariç- çıkmasınlar” kavlini sordum, o da şöyle dedi: Allah -senâsı yücedir- şöyle buyurmuştur: {وَاللَّاتِي يَأْتِينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَائِكُمْ} “Kadınlarınızdan hayasızlık (fuhuş) yapanlar”. [İbn Zeyd]: “Bunlar muhsan (evli/dul) kadınlardır” dedi, {فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِنْكُمْ} “onlara karşı aranızdan dört şahit getirin...” âyetinin sonuna kadar [en-Nisâ: 15]. [İbn Zeyd] dedi ki: “Bunun üzerine Allah onlar için [öngörülen] yolu recim kıldı. Dolayısıyla kadının, apaçık bir hayasızlık yapmadığı sürece evinden çıkması uygun olmaz. Apaçık bir hayasızlık yaparsa had cezasını [uygulamak] için çıkarılır ve recmedilir. Bundan önce ise muhsana olan kadına ceza olarak hapis vardı; evlerde hapsedilir, evlenmesine izin verilmezdi. Bekârlar için ise eziyet (kınama/azarlama) vardı. Allah -senâsı yücedir- şöyle buyurmuştur: {وَاللَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَآذُوهُمَا} “İçinizden bunu yapan iki kişiye eziyet edin” yani: ‘Ey zânî, ey zâniye!’ [deyin]; {فَإِنْ تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا عَنْهُمَا إِنَّ اللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَحِيمًا} “Eğer tövbe eder ve kendilerini düzeltirlerse artık onlardan vazgeçin. Şüphesiz Allah, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir” [en-Nisâ: 16]. [İbn Zeyd] dedi ki: “Sonra bunların hepsi nesh edildi; muhsan olan kadın ve erkeğe recim cezası verildi,
86486. Metin
وجُعِل جلدُ مائةٍ للبِكْرَين، قال: ونُسِخ هذا.
bekârlar için ise yüz celde (sopa) cezası kılındı.” [İbn Zeyd]: “Ve bu [önceki hüküm] nesh edildi” dedi.
86487. Metin
وقال آخرون: الفاحشةُ التي عناها اللَّهُ ﷿ في هذا الموضعِ البَذَاءُ على أحمائِها.
Başkaları ise şöyle demiştir: Allah Azze ve Celle’nin bu âyette kastettiği fahşâ, kadının kocasının akrabalarına karşı çirkin ve kaba sözler sarf etmesidir (kötü dil kullanmasıdır).
86488. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86489. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ إدريسَ، قال: ثنا محمدُ بنُ عمرٍو، عن محمدِ بن إبراهيمَ، عن ابنِ عباسٍ: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: الفاحشةُ المُبيِّنةُ أن تَبْدُوَ على أهلِها (¬١).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn İdrîs rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Amr, Muhammed b. İbrâhîm’den, o da İbn Abbâs’tan {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar” buyruğu hakkında rivayet etti; [İbn Abbâs]: “Apaçık hayasızlık, kadının kocasının ailesine kötü söz söyleyip edepsizlik yapmasıdır (¬١)” dedi.
86490. Metin
وقال آخرون: بل هي كلُّ معصيةٍ للَّهِ.
Başkaları ise: “Aksine o, Allah’a yapılan her türlü isyandır” demişlerdir.
86491. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86492. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ: {إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}: والفاحشةُ المبيِّنةُ (¬٢) هي المعصيةُ (¬٣).
Bana Muhammed b. Sa‘d rivayet edip dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan {إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “...onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- [çıkmasınlar]” buyruğu hakkında rivayet etti; apaçık hayasızlık (¬٢) günahtır/isyandır (¬٣).
86493. Metin
وقال آخرون: بل ذلك نشوزُها على ٤ زوجِها، فيطلِّقُها على النشوزِ، فيكونُ لها التحوُّلُ حينئذٍ من بيتِها.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bu, kadının kocasına 4 karşı nüşûzudur (serkeşliğidir); koca da onu bu nüşûz sebebiyle boşar ve o takdirde kadının evinden taşınma [hakkı] olur.
86494. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86495. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال قتادةُ: إلا أنْ يُطلِّقَها على نشوزٍ، فلها أنْ تُحوَّلَ مِن بيتِ زوجِها (¬١).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den {إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “...onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- [çıkmasınlar]” buyruğu hakkında rivayet etti; Katâde: “Adamın onu nüşûz (serkeşlik) sebebiyle boşaması müstesnadır; [bu durumda] kadının kocasının evinden taşınma hakkı vardır (¬١)” demiştir.
86496. Metin
وقال آخرون: الفاحشةُ المُبيِّنةُ التي ذكر اللَّهُ ﷿ في هذا الموضعِ خروجُها مِن بيتِها.
Başkaları ise şöyle demiştir: Allah Azze ve Celle’nin bu âyette zikrettiği apaçık hayasızlık, kadının [izinsiz] evinden çıkmasıdır.
86497. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86498. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ الحسينِ، قال: ثنا أحمدُ بنُ مفضلٍ، قال: ثنا أسباطُ، عن السديِّ في قولِه: {وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: خروجُها مِن بيتِها فاحشةٌ. وقال بعضُهم: خروجُها إذا أتت بفاحشةٍ؛ أن تُخْرَجَ فيُقامَ عليها الحدُّ (¬٢).
Bize Muhammed b. el-Hüseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den {وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “...onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar” buyruğu hakkında: “Kadının evinden çıkması bir fahşâdır (hayasızlıktır)” dediğini rivayet etti. Bazıları da şöyle demiştir: “Kadının fahşâ irtikâp ettiğinde çıkması, kendisine had uygulansın diye dışarı çıkarılmasıdır (¬٢).”
86499. Metin
حدَّثني ابنُ عبدِ الرحيمِ البرقيُّ، قال: ثنا سعيدُ بنُ الحكمِ بنِ أبي مريمَ، قال: أخبرَنا يحيى بنُ أيوبَ، قال: ثنى محمدُ بنُ عَجْلانَ، عن نافعٍ، عن عبدِ اللَّهِ بنِ عمرَ في قولِه: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ}. قال: خروجُها قبلَ انقضاءِ عدتِها ٣ فاحشةٌ ٤.
Bana İbn Abdirrahîm el-Berkî rivayet edip dedi ki: Bize Saîd b. el-Hakem b. Ebî Meryem rivayet edip dedi ki: Bize Yahyâ b. Eyyûb haber verip dedi ki: Bize Muhammed b. Aclân, Nâfi‘den, [o da] Abdullah b. Ömer’den [naklen] O’nun: {لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ إِلَّا أَنْ يَأْتِينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍ} “Onları evlerinden çıkarmayın; onlar da -apaçık bir hayasızlık yapmadıkça- çıkmasınlar” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: “Kadının iddeti bitmeden önce [evinden] çıkması 3 bir fahşâdır (hayasızlıktır) 4.”
86500. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندي قولُ مَن قال: عُنِي بالفاحشةِ في هذا الموضعِ المعصيةُ. وذلك أنَّ الفاحشةَ هي كلُّ أمرٍ قبيحٍ تُعُدِّي (¬١) فيه حدُّه، فالزنى مِن ذلك، والسَّرَقُ والبَذَاءُ على الأحماءِ وخروجُها مُتَحوِّلةً عن منزلِها الذي يَلْزَمُها أنْ تعتدَّ فيه، منه، فأيَّ ذلك فعَلتْ وهي في عِدَّتِها، فلزوجِها إخراجُها مِن بيتِها، ذلك لإتيانِها بالفاحشةِ التي ركِبتْها.
Bana göre bu hususta söylenenlerin en doğrusu, burada “fahşâ” ile günahın kastedildiğini söyleyenlerin görüşüdür. Zira fahşâ; haddi aşılan (¬١) her çirkin iştir. Zina da bunlardandır, hırsızlık da, kayın hısımlarına kaba/çirkin söz söylemek de, kadının içinde iddet beklemesi gereken evinden ayrılıp taşınması da bundandır. Kadın iddeti içindeyken bunlardan hangisini işlerse işlesin, irtikâp ettiği bu hayasızlık sebebiyle kocasının onu evden çıkarma hakkı doğar.
86501. Metin
وقولُه: {وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ}. يقولُ تعالى ذكرُه: وهذه الأمورُ التي بيَّنْتُها لكم مِن الطلاقِ للعِدَّةِ، وإحصاءِ العِدَّةِ، والأمرِ باتقاءِ اللَّهِ، وأنْ لا تُخْرَجَ المطلَّقةُ مِن بيتِها إلا أن تأتيَ بفاحشةٍ مبينةٍ - حدودُ اللَّهِ التي حدَّها لكم أيُّها الناسُ، فلا تَعْتَدُوها، {وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ}. [يقولُ تعالى ذكرُه: ومَن يتجاوزْ حدودَ اللَّهِ التي حدَّها لخلْقِه، {فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ}] (¬٢). يقولُ: فقد أَكْسَب (¬٣) نفسَه وِزْرًا، فصار بذلك لها ظالمًا، وعليها متعدِّيًا.
Allah’ın: {وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ} “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır” buyruğu hakkında Şânı Yüce Olan şöyle buyurmaktadır: İddet vaktinde boşamak, iddeti saymak, Allah’tan sakınmayı emretmek ve apaçık bir hayasızlık yapmadıkça boşanmış kadının evinden çıkarılmaması gibi size açıkladığım bu hususlar, ey insanlar, Allah’ın sizin için belirlediği sınırlardır; sakın bunları aşmayın! {وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ} “Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur”. [Şânı Yüce Olan buyuruyor ki: Kim Allah’ın kulları için belirlediği sınırları çiğnerse, {فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ} “şüphesiz kendine zulmetmiş olur”] (¬٢). Yani o kimse nefsine günah yüklemiş (¬٣), böylece nefsine zulmetmiş ve ona haksızlık etmiş olur.
86502. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer açıklamaları tevil ehli de söylemiştir.
86503. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86504. Metin
حدَّثنا عليُّ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ بنُ محمدٍ المحاربيُّ، عن جويبرٍ، عن الضحاكِ في قولِه: {وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ}. يقولُ: تلك طاعةُ اللَّهِ، فلا تَعْتَدُوها. قال: يقولُ: مَن كان على غيرِ هدًى ٤ فقد ظلَم نفسَه ٥.
Bize Ali b. Abdi’l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman b. Muhammed el-Muhâribî, Cüveybir’den, o da ed-Dahhâk’ten Allah’ın: {وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ} “İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: “Bu, Allah’a itaattir; sakın o sınırları aşmayın!” Dahhâk dedi ki: [Allah Teâlâ] şöyle buyurmaktadır: Kim doğru yol (hidâyet) üzere olmazsa 4 muhakkak nefsine zulmetmiş olur 5.
86505. Metin
وقولُه: {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. يقولُ ﷻ: لا تَدْرِي ما الذي يَحدُثُ، لعلَّ اللَّهَ يُحدِثُ بعدَ طلاقِكم إيَّاهنَّ رجعةً.
Allah’ın: {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında Celle Celâlühü şöyle buyurmaktadır: Ne olacağını bilemezsin; belki Allah, siz onları boşadıktan sonra [kalplerinize sevgi koyup] bir geri dönüş (ric‘at) meydana getirir.
86506. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer açıklamaları tevil ehli de söylemiştir.
86507. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
86508. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الزهريِّ، [عن عبيدِ اللَّهِ بنِ عبدِ اللَّهِ] ١، أَنَّ فاطمةَ بنتَ قيسٍ كانت تحتَ أبي [عمرِو ابنِ] ٢ حفصٍ المخزوميِّ، وكان النبيُّ ﷺ أمَّر عليًّا على بعضِ اليمنِ، فخرَج معه، فبعَث إليها بتطليقةٍ كانت بقِيتْ ٣ لها، وأمَر عياشَ بن أبي ربيعةَ المخزوميَّ والحارثَ بنَ هشامٍ، أن يُنْفِقا عليها، فقالا: لا واللَّهِ ما لها علينا نفقةٌ، إلا أنْ تكونَ حاملًا. فأتت النبيَّ ﷺ فذكَرت ذلك له، فلم يجعَلْ لها نفقةً إلا أنْ تكونَ حاملًا، واستأذنتْه في الانتقالِ، فقالت: أينَ أنتقِلُ يا رسولَ اللَّهِ؟ قال: "عندَ ابنِ أمِّ مكتومٍ". وكان أعمى، تضعُ ثيابَها عندَه، ولا يُبْصِرُها، فلم تَزَلْ هنالك حتى أنْكَحها النبيُّ ﷺ أُسامةَ بنَ زيدٍ، حينَ مضت عِدَّتُها، فأرسَل إليها مَرْوانُ بنُ الحكمِ يسألُها عن هذا الحديثِ، فأخبَرتْه، فقال مَرْوانُ: لم نسمعْ هذا الحديثَ إلا مِن امرأةٍ، وسنأخذُ بالعصمةِ التي وجَدْنا الناسَ عليها. فقالت فاطمةُ: بيني وبينَكم الكتابُ، قال اللَّهُ ﷿: {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} حتى بلَغ: {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. قالت: فأَيَّ أمرٍ يُحْدِثُ ٤ بعدَ الثلاثِ؟! وإنما هو في مراجعة الرجلِ امرأتَه، وكيف
Bize İbn Abdil‘a‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, o Zührî’den, [o da Ubeydullah b. Abdillâh’tan] 1 [şöyle rivayet etti]: Fâtıma bint Kays, Ebû [Amr b.] 2 Hafs el-Mahzûmî’nin nikâhı altındaydı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Ali’yi Yemen’in bir kısmına vali tayin etmişti; o da onunla birlikte [Yemen’e] çıktı. Bunun üzerine [kocası], geriye kalan 3 [üçüncü] boşama hakkıyla onu boşadığı haberini gönderdi ve Ayyâş b. Ebî Rebîa el-Mahzûmî ile el-Hâris b. Hişâm’a ona nafaka vermelerini emretti. Onlar ise: “Hayır, vallahi hamile olması müstesna, bizim ona vereceğimiz hiçbir nafaka yoktur” dediler. Fâtıma, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelip bu durumu ona anlattı. [Allah Resûlü] de hamile olması hali dışında ona herhangi bir nafaka takdir etmedi. Fâtıma, [kocasının evinden] taşınmak için ondan izin isteyerek: “Ey Allah’ın Resûlü, nereye taşınayım?” dedi. [Allah Resûlü]: «İbn Ümmi Mektûm’un yanına» buyurdu. O âmâ bir kimseydi; Fâtıma onun yanında [dış] elbiselerini çıkarabilecek ve o kendisini görmeyecekti. İddeti bitip Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kendisini Üsâme b. Zeyd ile evlendirinceye kadar orada kalmaya devam etti. Derken Mervân b. el-Hakem, bu hadisi sormak üzere ona [bir elçi] gönderdi; o da durumu kendisine haber verdi. Mervân: “Biz bu hadisi sadece bir kadından duyduk; biz insanların üzerinde bulunduğu uygulamayı (ismeti) esas alacağız” dedi. Bunun üzerine Fâtıma şöyle dedi: “Benimle sizin aranızda [Allah’ın] Kitab’ı vardır. Azîz ve Celîl olan Allah {فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ} “Onları iddetleri vaktinde boşayın” buyurmuş ve {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğuna kadar [devam etmiştir].” Fâtıma dedi ki: “Üç [talak]tan sonra ne gibi bir durum ortaya çıkacak 4 ki?! Bu ancak erkeğin hanımına dönmesi hakkındadır; [öyleyse] nasıl
86509. Metin
تُحْبَسُ امرأةٌ بغيرِ نفقةٍ (¬١).
bir kadın nafakasız olarak [evde] hapsedilebilir (¬١)?’
86510. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. قال: هذا في مراجعةِ الرجلِ امرأتَه (¬٢).
Bize İbn Abdila‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında rivayet etti; [Katâde]: “Bu, erkeğin [iddet süresi içinde] hanımına dönmesi hakkındadır (¬٢)” dedi.
86511. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. أيْ: مراجعةً.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında: “Yani bir geri dönüş [ortaya çıkarır]” dediğini rivayet etti.
86512. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الأعلى، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. قال: يُراجِعُها في بيتِها، هذا في الواحدةِ والثنتين، هو أبعدُ مِن الزنى. قال سعيدٌ: وقال الحسنُ: هذا في الواحدةِ والثنتين، وما يُحْدِثُ اللَّهُ بعدَ الثلاثِ (¬٣)!
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdüla‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında rivayet etti; [Katâde]: “Kadın kendi evindeyken ona geri döner. Bu bir ve iki talaktadır, zinadan en uzak olanıdır” demiştir. Saîd dedi ki: Hasan[-ı Basrî] de şöyle demiştir: “Bu bir ve iki talaktadır; üç talaktan sonra Allah yeni ne durum ortaya çıkaracak ki (¬٣)!”
86513. Metin
حدَّثنا يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليَّةَ، قال: أخبَرنا أيوبُ، قال: سمعتُ الحسنَ وعكرمةَ يقولان: المطلَّقةُ ثلاثًا، والمتوفَّى عنها زوجُها (¬٤)، لا سُكْنى لها ولا نفقةَ. قال: فقال عكرمةُ: {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. فقال: ما يُحْدِثُ بعدَ الثلاثِ (¬٥)!
Bize Ya‘kūb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet edip dedi ki: Bize Eyyûb haber verip dedi ki: Hasan ve İkrime’nin şöyle dediklerini işittim: “Üç talakla boşanmış kadın ile kocası vefat etmiş kadının (¬٤) ne barınma hakkı ne de nafakası vardır.” [Eyyûb] dedi ki: İkrime {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğunu okuyup: “Üç talaktan sonra ne durum ortaya çıkacak ki (¬٥)!” dedi.
86514. Metin
حدَّثنا عليُّ ٦ بنُ عبدِ الأعلى المحاربيُّ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ بنُ محمدٍ
Bize Ali 6 b. Abdüla‘lâ el-Muhâribî rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman b. Muhammed
86515. Metin
المحاربيُّ، عن جويبرٍ، عن الضحاكِ في قولِه: {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. يقولُ: لعلَّ الرجلَ يراجعُها في عِدَّتِها (¬١).
el-Muhâribî, Cüveybir’den, o da Dahhâk’tan {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında rivayet etti; [Dahhâk]: “Belki erkek iddeti içinde karısına geri döner (¬١)” demiştir.
86516. Metin
حُدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: أخبَرنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}: هذا ما كان له عليها رجعةٌ.
Bana Hüseyin’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd haber verip dedi ki: Dahhâk’ın {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında: “Bu, erkeğin kadın üzerinde geri dönüş hakkı bulunduğu durumdadır” dediğini işittim.
86517. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ الحسينِ، قال: ثنا أحمدُ، قال: ثنا أسباطُ، عن السديِّ: {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. قال: الرَّجْعةَ (¬٢).
Bize Muhammed b. el-Hüseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, Süddî’den {لَا تَدْرِي لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Bilemezsin, belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında: “[Yeni durum], geri dönüştür (ric‘attir) (¬٢)” dediğini rivayet etti.
86518. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. قال: لعلَّ اللَّهَ يُحدِثُ في قلبِك تَرتجِعُ (¬٣) زوجتَك. قال: ومَن طلَّق للعِدَّةِ جعَل اللَّهُ له في ذلك فُسْحةً، وجعل له مِلْكًا؛ إِنْ أَرادَ أَنْ يَرْتَجِعَ قبلَ أن تنقضِيَ العِدَّةُ ارْتجَع (٢).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Belki Allah senin kalbinde eşine geri dönme (¬٣) arzusunu var eder.” Dedi ki: “Kim iddet vaktinde boşarsa Allah ona bu hususta bir genişlik tanımış ve bir tasarruf hakkı vermiştir; eğer iddet bitmeden önce geri dönmek isterse geri döner (٢).”
86519. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ: {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا}. قال: لعله يراجِعُها (¬٤).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan {لَعَلَّ اللَّهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذَلِكَ أَمْرًا} “Belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarır” buyruğu hakkında: “Belki ona geri döner (¬٤)” dediğini rivayet etti.
86520. Metin
وقولُه: {فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ}. يقولُ تعالى ذكرُه: فإذا بلَغ المطلَّقاتُ اللَّواتي هنَّ في عِدَّةٍ، أجلَهنَّ؛ وذلك حينَ قَرُب انقضاءُ عِدَدِهنَّ، {فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ}. يقولُ: فأمسكوهنَّ برجْعةٍ تُراجعوهنَّ إن أردْتم ذلك، {بِمَعْرُوفٍ}. يقولُ: بما أمَر اللَّهُ به مِن الإمساكِ، وذلك بإعطائِها الحقوقَ
Allah Teâlâ’nın: {فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ} “Sürelerinin sonuna vardıklarında...” buyruğu hakkında O’nun zikri yüce olan [şöyle] buyurmaktadır: İddet beklemekte olan boşanmış kadınlar sürelerinin sonuna vardıklarında -ki bu, iddetlerinin sona erme vaktinin yaklaştığı andır-; {فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ} “...onları güzellikle tutun”. [Cenâb-ı Hak] şöyle buyurmaktadır: Eğer bunu dilerseniz, kendilerine geri dönmek (ric‘at yapmak) suretiyle onları nikâhınızda tutun. {بِمَعْرُوفٍ} “...güzellikle”. Şöyle buyurmaktadır: Allah’ın emrettiği tutma şekliyle [onları nikâhınızda tutun]; bu da kadına haklarını vererek...