86765. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
86766. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (١)}.
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (١)} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (et-Tahrîm: 1).
86767. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: يأيُّها النبيُّ المحرِّمُ على نفسِه ما أحلَّ اللَّهُ له، يَبتغي بذلك مَرْضاةَ أزواجِه، لِمَ تُحرِّمُ على نفسِكَ الحلالَ الذي أحلَّه اللَّهُ لكَ؛ تلتمسُ بتحريمِكَ ذلك مرضاةَ أزواجِكَ؟
Ebu Ca'fer [et-Taberî] rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan Allah, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: Eşlerinin rızasını arayarak Allah'ın kendisine helal kıldığı şeyi kendi nefsine haram kılan ey Peygamber! Eşlerinin hoşnutluğunu elde etmek uğruna bunu haram kılarak, Allah'ın sana helal kıldığı helali ne diye kendine haram kılıyorsun?
86768. Metin
واختلف أهلُ العلمِ في الحلالِ الذي كان اللَّهُ ﷿ أحَلَّه لرسولِه، فحرَّمه على نفسِه ابتغاءَ مرضاةِ نسائِه؛ فقال بعضُهم: كان ذلك ماريةَ مملوكتَه القبطيةَ؛ حرَّمها على نفسِه بيمينٍ أنه لا يَقْرَبُها، طلبًا بذلك رضا حفصةَ ابنةِ عمرَ زوجتِه؛ لأنها كانت غارتْ بأنْ خلا بها رسولُ اللَّهِ ﷺ في يومِها وفي حجرتِها.
İlim ehli, Allah azze ve celle'nin Resûlüne helal kıldığı ve onun da hanımlarının rızasını aramak için nefsine haram ettiği helal konusunda ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazıları şöyle demiştir: Bu, cariyesi Kıptî Mâriye idi; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, eşi Ömer kızı Hafsa'nın rızasını kazanmak maksadıyla ona yaklaşmayacağına dair yemin ederek onu kendine haram kılmıştı. Çünkü Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in onun gününde ve onun odasında Mâriye ile baş başa kalması üzerine Hafsa kıskanmıştı.
86769. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86770. Metin
حدَّثني محمدُ ١ بنُ عبدِ الرحيمِ البَرْقيُّ، قال: ثنى ابنُ أبي مَرْيمَ، قال: ثنا أبو غسانَ، قال: ثنى زيدُ بنُ أسلمَ أنَّ رسولَ اللَّهِ ﷺ أصاب أمَّ إبراهيمَ في بيتِ بعضِ نسائِه، قال: فقالت: أي رسولَ اللَّهِ، في بيتي وعلى فراشي! فجعَلها عليه حرامًا، فقالتْ: يا رسولَ اللَّهِ، كيف تحرِّمُ عليكَ الحلالَ؟ فحلَف لها باللَّهِ لا يُصيبُها، فأنزَل اللَّهُ ﷿: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ}. قال زيدٌ: فقولُه: "أنتِ عليَّ حرامٌ". لغوٌ.
Bana Muhammed1 b. Abdirrahîm el-Barkî anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Meryem anlattı, dedi ki: Bize Ebû Gassân anlattı, dedi ki: Bize Zeyd b. Eslem anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, hanımlarından birinin evinde İbrâhim'in annesiyle beraber oldu. [Hafsa]: "Ey Allah'ın Resûlü! Benim evimde ve benim yatağımda ha!" dedi. Bunun üzerine [Resûlullah] onu kendine haram kıldı. [Hafsa]: "Ey Allah'ın Resûlü! Helal olanı kendine nasıl haram kılarsın?" deyince, ona bir daha yaklaşmayacağına dair Allah adına yemin etti. Bunun üzerine Allah azze ve celle: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” [ayetini] indirdi. Zeyd dedi ki: Dolayısıyla onun "Sen bana haramsın" sözü lağvdır (hükümsüzdür).
86771. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، قال: ثنا داودُ بنُ أبي هندٍ، عن الشعبيِّ، قال: قال مسروقٌ: إنَّ النبيَّ ﷺ حرَّم جاريتَه، وآلَى منها فجعَل [الحلالَ حرامًا] (¬١)، وقيل في اليمينِ: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ} [التحريم: ٢].
Bana Ya'kûb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Dâvûd b. Ebî Hind, Şa'bî'den anlattı, o da Mesrûk'un şöyle dediğini nakletti: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini haram kıldı ve ondan uzak durmaya yemin etti (îlâ yaptı). Böylece [helali haram] kıldı. Yemin hususunda da: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ} “Allah size yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır” (et-Tahrîm: 2) buyruldu.
86772. Metin
حدَّثنا يونسُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا سفيانُ، عن داودَ، عن الشعبيِّ، عن مسروقٍ، قال: آلَى رسولُ اللَّهِ ﷺ وحرَّم، فعُوتِب في التحريمِ، وأُمِر بالكفارةِ في اليمينِ (¬٢).
Bize Yûnus b. Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Dâvûd'dan, o Şa'bî'den, o da Mesrûk'tan anlattı; dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yemin etti ve [cariyeyi kendine] haram kıldı. Bunun üzerine haram kılma konusunda azarlandı ve yemin hususunda da kefaret ödemesi emredildi.
86773. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ (¬٣)، عن مالكٍ، عن زيدِ بنِ أسلمَ: قال لها: "أنتِ عليَّ حرامٌ، وواللَّهِ لا أطَؤُكِ" (¬٤).
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb, Mâlik'ten, o da Zeyd b. Eslem'den haber verdi; dedi ki: Ona: “Sen bana haramsın ve vallahi sana yaklaşmayacağım” dedi.
86774. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ}. قال: كان الشعبيُّ يقولُ: حرَّمها عليه، وحلَف لا يقربُها، فعُوتِب في التحريمِ، وجاءت الكفارةُ في اليمينِ.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den naklen Allah Teâlâ'nın: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: Şa'bî şöyle derdi: [Resûlullah] onu kendine haram kıldı ve ona yaklaşmayacağına yemin etti. Bunun üzerine haram kılma hususunda azarlandı ve yemin için de kefaret [hükmü] geldi.
86775. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ وعامرٍ الشعبيِّ، أنَّ النبيَّ ﷺ حرَّم جاريتَه. قال الشعبيُّ: حلَف بيمينٍ مع التحريمِ، فعاتَبه اللَّهُ في التحريمِ، وجعَل له الكفارةَ في اليمينِ (¬٥).
Bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde ve Âmir eş-Şa'bî'den anlattı ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini haram kıldı. Şa'bî dedi ki: Haram kılmayla birlikte bir de yemin etti. Bunun üzerine Allah onu haram kılma hususunda uyardı ve yemin için de ona kefaret hükmü koydu.
86776. Metin
حدَّثنا يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ}: قال أبي (¬١): وجَدَتِ امرأةٌ مِن نساءِ رسولِ اللَّهِ ﷺ مع جاريتِه في بيتها، فقالت: يا رسولَ اللَّهِ، أنَّى كان هذا الأمرُ، وكنتُ أهونَهن عليكَ؟ فقال لها رسولُ اللَّهِ ﷺ: "اسْكُتي، لا تَذْكُرِي هَذَا لأحَدٍ، هيَ عَلَيَّ حَرَامٌ إِنْ قَرِبْتُها بَعْدَ هَذَا أبدًا". فقالت: يا رسولَ اللَّهِ، وكيف تُحرِّمُ عليكَ ما أحلَّ اللَّهُ لك حين (¬٢) تقولُ: "هي عليَّ حرامٌ (¬٣)؟ " فقال: "واللَّهِ لا آتِيها أبَدًا". فقال اللَّهُ تعالى ذكرُه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ}. قد غَفَر اللهُ هذا لك، وقولُه (¬٤): {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} [التحريم: ٢].
Bize Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah Teâlâ'nın: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” ayeti hakkında şöyle dedi: Babam 1 şöyle anlattı: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarından biri, onu kendi evinde cariyesiyle buldu ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu nasıl oldu? Ben senin katında onların en değersizi miyim?" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: «Sus, bunu kimseye söyleme! Bundan sonra ona yaklaşırsam o bana haram olsun» buyurdu. Kadın: "Ey Allah'ın Resûlü! 'O bana haram olsun' 3 derken 2 Allah'ın sana helal kıldığını nasıl kendine haram kılarsın?" dedi. Bunun üzerine [Resûlullah]: «Vallahi ona ebediyen yaklaşmayacağım» buyurdu. Bunun üzerine şânı yüce olan Allah: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir” ayetini indirdi. [Yani] Allah bunu sana bağışlamıştır. Ve Allah Teâlâ'nın şu buyruğu 4: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} “Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşru kılmıştır. Allah sizin mevlânızdır; O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” [et-Tahrîm: 2]. 5
86778. Metin
حُدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ}: كانت الرسولِ اللَّهِ ﷺ فتاةٌ، فَغَشِيَها، فبصُرت به حفصةُ، وكان اليومُ يومَ عائشةَ، وكانتا متظاهرتَينِ، فقال رسولُ اللَّهِ ﷺ: اكْتُمي عَليَّ، ولا تَذْكُرِي لعائشةَ ما رأيْتِ". "فذكرتْ حفصةُ لعائشةَ، فغضِبتْ عائشةُ، فلم تزلْ بنبيِّ اللَّهِ ﷺ، حتى حلَف ألَّا يَقرَبَها (¬٣)، فأنزَل اللَّهُ هذه الآيةَ، وأمَره أن يُكَفِّرَ عن يمينهِ، ويأتيَ جاريتَه (¬٥).
Bana Hüseyin'den naklen anlatıldı, dedi ki: Ebu Muâz'ın şöyle dediğini duydum: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: Dahhâk'ın Allah Teâlâ'nın: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” sözü hakkında şöyle dediğini işittim: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bir cariyesi vardı, onunla birlikte oldu. Hafsa onu gördü; o gün Âişe'nin günüydü ve ikisi birbirine arka çıkan [iki dosttu]. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Bunu gizli tut, gördüğünü Âişe'ye söyleme” buyurdu. Hafsa bunu Âişe'ye anlattı; Âişe buna kızdı ve Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ısrar etmeye devam etti, nihayet o cariyeye yaklaşmayacağına dair yemin etti. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirdi ve yeminine kefaret ödemesini, cariyesine de gitmesini emretti.
86779. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، [عن عطاءٍ] ٦، عن عامرٍ في قولِه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ}: في جاريةٍ له أتاها، فاطَّلعتْ عليه حفصةُ، فقال:
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, [Atâ'dan] 6, [o da] Âmir'den Allah Teâlâ'nın: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helâl kıldığını niçin haram kılıyorsun?” kavli hakkında şöyle rivayet etti: [Bu ayet,] Resûlullah'ın beraber olduğu bir cariyesi hakkında [inmiştir]. Hafsa onu görmüş, bunun üzerine [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem] şöyle buyurmuştur:
86780. Metin
"هي عليَّ حرامٌ، فاكتُمي ذلك ولا تخبري به أحدًا". فذكَرتْ ذلك.
“O bana haram olsun; sen bunu gizli tut ve kimseye haber verme” buyurdu. Fakat o bunu [Âişe'ye] anlattı.
86781. Metin
وقال آخرون: بل حرَّم رسولُ اللَّهِ ﷺ جاريتَه، فجعَل اللَّهُ ﷿ تحريمَه إيَّاها بمنزلةِ اليمينِ، فأَوجَب فيها من الكفارةِ مثلَ الذي أوجَب في اليمينِ إذا حنِث فيها صاحبُها.
Başkaları ise şöyle demiştir: Aksine, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini haram kılmış, Allah azze ve celle de onun bu haram kılmasını yemin mesabesinde saymış ve yemin eden kimse yeminini bozduğunda gereken kefaretin aynısını bunda da vacip kılmıştır.
86782. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86783. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ في قولِه: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ}: أمر اللَّهُ ﷿ النبيَّ ﷺ والمؤمنين إذا حرَّموا شيئًا مما أحلَّ لهم أن يُكفِّروا أَيْمانَهم، بإطعامِ عشرةِ مساكينَ، أو كسوتِهم، أو تحريرِ رقبةٍ، وليس يَدخلُ ذلك في طلاقٍ (¬١).
Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebu Sâlih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'tan Allah Teâlâ'nın: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ} “Allah size yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: Allah azze ve celle, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve müminlere kendilerine helal olan bir şeyi haram kıldıklarında; on yoksulu doyurmak, onları giydirmek veya bir köle azat etmek suretiyle yeminlerinin kefaretini vermelerini emretmiştir. Bu hüküm talakın kapsamına girmez.
86784. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} إلى قولِه: {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ}. قال: كانت حفصةُ وعائشةُ متحابَّتَين، وكانتا زوجَ ٢ النبيِّ ﷺ، فذهَبتْ حفصةُ إلى أبيها تتحدَّثُ عندَه، فأرسَل النبيُّ ﷺ إلى جاريتِه، فظلَّت معه في بيتِ حفصةَ، وكان اليومَ الذي يأتي فيه عائشةَ، فرجَعت حفصةُ، فوجَدتهما في بيتِها، فجعَلت تَنتظرُ خروجَهما، وغارت غَيرةً شديدةً، فأخرَج رسولُ اللَّهِ ﷺ جاريتَه، ودخَلتْ حفصةُ فقالتْ: قد رأيتُ مَن كان عندَك، وواللَّهِ لقد سُؤْتَنِي. فقال النبيُّ ﷺ: "واللَّهِ لأَرْضِيَنَّكِ، فإِنِّي مُسِرٌّ إليكِ سِرًّا فاحْفَظِيه". قالت: ما هو؟ قال: "إني أُشْهِدُكِ أَنَّ سُرِّيَّتِي هذه
Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan [naklen] Allah Teâlâ'nın: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram kılıyorsun?” [ayetinden] {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} “O, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” sözüne kadar [olan ayetler] hakkında şöyle dediğini anlattı: Hafsa ile Âişe birbirini çok seven iki dost ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımları 2 idiler. Hafsa, babasının yanına onunla sohbet etmeye gitmişti. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesine haber gönderdi ve cariye Hafsa'nın evinde onunla birlikte kaldı. O gün [aslında Peygamber'in] Âişe'nin yanına gideceği gündü. Hafsa dönüp ikisini evinde görünce [dışarı] çıkmalarını beklemeye başladı ve son derece kıskandı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini dışarı çıkardı. Hafsa içeri girip: “Yanında kimin olduğunu gördüm! Vallahi beni üzdün!” dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: «Vallahi seni mutlaka razı edeceğim. Sana bir sır veriyorum, onu gizli tut» buyurdu. Hafsa: “O nedir?” diye sordu. [Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem]: «Seni şahit tutuyorum ki şu cariyem...»
86785. Metin
عليَّ حرامٌ رِضًا لكِ". وكانت حفصةُ وعائشةُ تَظَاهَران على نساءِ النبيِّ ﷺ، فانطلقتْ حفصةُ إلى عائشةَ، فأسرَّت إليها أن أبشري، إن النبيَّ ﷺ قد حرَّم عليه فَتاتَه. فلما أَخبَرت بسِرِّ النبيِّ ﷺ، أظهَر اللَّهُ ﷿ النبيَّ ﷺ، فأنزَلَ اللَّهُ على رسولهِ لما تَظاهَرتا عليه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} إلى: {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} (¬١).
bana haram olduğuna seni şahit tutuyorum” buyurdu. Hafsa ve Âişe, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in diğer hanımlarına karşı birlik olurlardı. Hafsa Âişe'ye gitti ve ona gizlice: “Müjde, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini kendine haram etti” dedi. Hafsa, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrını haber verince, Allah azze ve celle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bunu bildirdi. İkisi onun aleyhine birleşince Allah Resûlüne şu ayetleri indirdi: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” ayetinden {وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} “...O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir” [ayetine kadar].
86786. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عُليَّةَ، قال: ثنا هشامٌ الدستوائيُّ، قال: كتَب إليَّ يحيى يحدِّثُ عن يَعْلَى بنِ حكيمٍ، عن سعيدِ بنِ جُبيرٍ، أنَّ ابنَ عباسٍ كان يقولُ في الحرامِ: يمينٌ يكفِّرُها. وقال ابنُ عباسٍ: {لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ} [الأحزاب: ٢١]. يعني أن النبيَّ ﷺ حرَّم جاريتَه، فقال اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} إلى قولِه: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ}. فكَفَّر يمينَه، فصيَّر الحرامَ يمينًا (¬٢).
Bana Ya'kûb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye anlattı, dedi ki: Bize Hişâm ed-Destuvâî anlattı, dedi ki: Yahyâ bana yazarak Ya'lâ b. Hakîm'den, o da Saîd b. Cübeyr'den haber verdi ki, İbn Abbâs [helal bir şeyi] haram kılma hakkında: “O, kişinin kefaret ödeyeceği bir yemindir” derdi. İbn Abbâs: {لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ} “Andolsun, Allah'ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır” (el-Ahzâb: 21) [ayetini] okudu; yani Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini haram kılmış, bunun üzerine övgüsü yüce olan Allah: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” ayetinden {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ} “Allah size yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır” sözüne kadar indirmiştir. O da yeminine kefaret ödemiştir; böylece haram kılmayı yemin kılmıştır.
86787. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا المعتمرُ، عن أبيه، قال: أنبَأنا أبو عثمانَ أن النبيَّ ﷺ دخَل بيتَ حفصةَ، فإذا هي ليست ثَمَّ ٣، فجاءته فتاتُه، فألقَى عليها سِتْرًا، فجاءت حفصةُ فقَعَدت على البابِ حتى قَضى رسولُ اللَّهِ ﷺ حاجتَه، فقالت: واللَّهِ لقد سُؤْتَنِي، أَجامَعتَها في بيتي؟ أو كما قالت. قال: وحرَّمها رسولُ اللَّهِ ﷺ، أو كما قال.
Bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize Mu'temir babasından anlattı, dedi ki: Bize Ebû Osmân haber verdi ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hafsa'nın evine girdi, bir de baktı ki o orada yoktu3. Derken yanına cariyesi geldi, o da üzerine bir örtü örttü. Sonra Hafsa geldi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ihtiyacını giderinceye kadar kapıda oturdu. [Ardından] şöyle dedi: “Vallahi beni çok üzdün! Benim evimde mi onunla birlikte oldun?” -yahut buna benzer bir şey söyledi-. [Râvi] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de onu [kendine] haram kıldı -veya buna benzer bir ifade kullandı-.
86788. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ}. قال: كان حرَّم فتاتَه القِبْطيةَ أمَّ ولدِه إبراهيمَ، يُقالُ لها: ماريةُ. في يومِ حفصةَ، وأسرَّ ذلك إليها، فأطلَعتْ عليه عائشةَ، وكانتا تَظَاهرانِ على نساءِ النبيِّ ﷺ، فأحلَّ اللَّهُ ﷿ له ما حرَّم على نفسِه، فأُمِر أن يكفِّرَ عن يمينِه، وعُوتِب في ذلك، فقال: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ}. قال قتادةُ: وكان الحسنُ يقولُ: حرَّمها عليه، فجعَل اللَّهُ فيها كفارةَ يمينٍ (¬١).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den Allah Teâlâ'nın: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” sözü hakkında şöyle dediğini anlattı: O, Hafsa'nın gününde, çocuğu İbrahim'in annesi olan ve Mâriye denilen Kıptî cariyesini kendine haram kılmış ve bunu Hafsa'ya gizlice söylemişti. Hafsa bunu Âişe'ye haber verdi; ikisi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in diğer hanımlarına karşı birleşiyorlardı. Allah azze ve celle de onun kendi nefsine haram kıldığı şeyi ona helal kıldı; yeminine kefaret vermesi emredildi ve bu hususta azarlandı. Allah şöyle buyurdu: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ} “Allah size yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır. Allah sizin mevlânızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Katâde dedi ki: Hasan [el-Basrî] şöyle derdi: Onu kendine haram kıldı, Allah da bunda yemin kefaretini gerekli kıldı.
86789. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ، أن النبيَّ ﷺ حرَّمها، يعني جاريتَه، فكانت يمينًا (¬٢).
Bize İbn Abdila'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den anlattı ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onu -yani cariyesini- haram kıldı ve bu bir yemin oldu.
86790. Metin
حدَّثنا سعيدُ بنُ يحيى، قال: ثنا أبي، قال: ثنا محمدُ بنُ إسحاقَ، عن الزهريِّ، عن عبيدِ اللَّهِ بنِ عبدِ اللَّهِ، عن ابنِ عباسٍ، قال: قلتُ لعمرَ بنِ الخطابِ: مَنِ المرأتان؟ قال: عائشةُ وحفصةُ. وكان بَدءُ الحديثِ في شأنِ أمِّ إبراهيمَ القبطيةِ، أصابها النبيُّ ﷺ في بيتِ حفصةَ في يومِها، فوجَدته حفصةُ، فقالت: يا نبيَّ اللَّهِ، لقد جئتَ إليَّ شيئًا فريًّا ٣، ما جئتَ إلى أحدٍ من أزواجِكَ، في يومِي، وفي دَورِي، وعلى فراشِي! قال: "أَلا تَرْضَيْنَ أنْ أُحَرِّمَها فَلا أَقْرَبَها؟ ". قالتْ: بلى. قال: فحرَّمها. وقال: "لا تَذْكُرِي ذلك لأَحَدٍ". فذكَرتْه لعائشةَ، فأظهَره اللَّهُ ﷿ عليه، فأنزَل اللَّهُ ﷿: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ}. الآيات كلّها. فبلَغنا أن النبيَّ ﷺ كفَّر يمينَه، وأصاب جاريتَه ٤.
Bize Saîd b. Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize babam anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. İshâk, ez-Zührî'den, o Ubeydullah b. Abdillâh'tan, o da İbn Abbâs'tan [şöyle rivayet etti]: Ömer b. el-Hattâb'a: "[Birbirine arka çıkan] o iki kadın kimdir?" diye sordum. O da: "Âişe ve Hafsa'dır" dedi. Hadisenin başlangıcı İbrâhim'in annesi Kıbtî [cariye] meselesiydi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Hafsa'nın gününde onun evinde [cariye] ile birlikte oldu. Hafsa bunu fark edince: "Ey Allah'ın Peygamberi! Benim günümde, sıramda ve yatağımda eşlerinden hiçbirine yapmadığın yakışıksız bir şey 3 yaptın!" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: «Onu kendime haram kılsam ve ona bir daha yaklaşmasam razı olur musun?» buyurdu. O da: "Evet" dedi. Bunun üzerine Peygamber onu [kendine] haram kıldı ve: «Bunu kimseye söyleme» buyurdu. Fakat [Hafsa] bunu Âişe'ye haber verdi; Allah Azze ve Celle de durumu Peygamber'e bildirdi ve Allah Azze ve Celle: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” ayetlerinin tamamını indirdi. Bize ulaştığına göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yeminine kefaret ödemiş ve cariyesiyle [tekrar] birlikte olmuştur 4.
86791. Metin
وقال آخرون: بل كان ذلك شرابًا يشربُه، وكان يُعجِبُه ذلك.
Diğerleri ise şöyle demiştir: Aksine bu, içtiği ve hoşuna giden bir içecekti.
86792. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86793. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا أبو داودَ، قال: ثنا شعبةُ، عن قيسِ بنِ مسلمٍ، عن عبدِ اللَّهِ بنِ شدَّادِ بنِ الهادِ، قال: نزَلت هذه الآيةُ في شرابٍ: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ}.
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Ebu Dâvûd anlattı, dedi ki: Bize Şu'be, Kays b. Müslim'den, o da Abdullâh b. Şeddâd b. el-Hâd'dan anlattı; dedi ki: Şu ayet bir içecek hakkında indi: {يَاأَيُّهَا النَّبِيُّ لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي مَرْضَاتَ أَزْوَاجِكَ} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?”.
86794. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا أبو قَطَنٍ البغداديُّ عمرُو بنُ الهيثمِ، قال: ثنا شعبةُ، عن قيسِ بنِ مسلمٍ، عن عبدِ اللَّهِ بنِ شدَّادٍ مثلَه.
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Bağdatlı Ebu Katan Amr b. el-Heys̱em anlattı, dedi ki: Bize Şu'be, Kays b. Müslim'den, o da Abdullâh b. Şeddâd'dan bunun aynısını anlattı.
86795. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا أبو قَطَنٍ، قال: ثنا يزيدُ بنُ إبراهيمَ، عن ابنِ أبي مُلَيْكةَ، قال: نزَلت في شرابٍ.
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Ebu Katan anlattı, dedi ki: Bize Yezîd b. İbrâhîm, İbn Ebî Müleyke'den anlattı; dedi ki: [Bu ayet] bir içecek hakkında indi.
86796. Metin
والصوابُ من القولِ في ذلك أن يُقالَ: كان الذي حرَّمه رسولُ اللَّهِ ﷺ على نفسِه شيئًا كان اللَّهُ قد أحلَّه له. فجائزٌ أن يكونَ ذلك كان جاريتَه، وجائزٌ أن يكونَ كان شرابًا من الأشربةِ، وجائزٌ أن يكونَ غيرَ ذلك، غيرَ أنه أيَّ ذلك كان، فإنه تحريمُ شيءٍ كان له حلالًا، فعاتَبه اللَّهُ تعالى ذكرُه على تحريمِه على نفسِه ما كان قد أحلَّه، وبيَّن تَحِلَّةَ يمينِه، في يمينٍ كان حلَف بها مع تحريمِه ما حرَّم على نفسِه.
Bu konuda doğru olan söz şudur: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendi nefsine haram kıldığı şey, Allah'ın kendisine helal kılmış olduğu bir şeydi. Bunun cariyesi olması da muhtemeldir, içeceklerden bir içecek olması da muhtemeldir, bunlardan başka bir şey olması da muhtemeldir. Ancak bunlardan hangisi olursa olsun, o kendisine helal olan bir şeyin haram kılınmasıdır. Zikri yüce olan Allah, helal kıldığı şeyi nefsine haram kılmasından dolayı onu uyarmış ve nefsine haram kıldığı şeyle birlikte ettiği yemini için yeminini çözme yolunu açıklamıştır.
86797. Metin
فإن قال قائلٌ: وما برهانُك على أنه ﷺ كان حلَف مع تحريمِه ما حرَّم، فقد علِمتَ قولَ مَن قال: لم يكنْ من النبيِّ ﷺ في ذلك غيرُ التحريمِ، وأن التحريمَ هو اليمينُ؟ قيل: إن البرهانَ على ذلك واضحٌ، وهو أنه لا يُعقلُ في لغةٍ عربيةٍ ولا أعجميةٍ، أن قولَ القائلِ لجاريتِه أو طعامٍ أو شرابٍ: هذا عليَّ حرامٌ. يمينٌ، فإذا كان ذلك غيرَ معقولٍ، فمعلومٌ أن اليمينَ غيرُ قولِ القائلِ للشيءِ الحلالِ له: هو عليَّ حرامٌ. وإذا كان ذلك كذلك صحَّ ما قلنا، وفسَد ما خالَفه.
Eğer biri: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in haram kıldığı şeyle birlikte yemin de ettiğine delilin nedir? Nitekim Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu konuda haram kılmaktan başka bir şey sadır olmadığını ve haram kılmanın bizzat kendisinin yemin olduğunu söyleyenlerin görüşünü de biliyorsun?” derse, şöyle cevap verilir: Buna delil açıktır; çünkü ne Arap dilinde ne de Arapça dışındaki bir dilde bir kimsenin cariyesine veya bir yiyeceğe yahut içeceğe “Bu bana haramdır” demesinin bir yemin olduğu aklen kabul edilemez. Bu aklen kabul edilemez olduğuna göre, yeminin, kişinin kendisine helal olan bir şey hakkında “O bana haramdır” demesinden farklı bir şey olduğu bilinir. Durum böyle olunca bizim söylediğimiz doğru, buna muhalif olan ise geçersiz olur.
86798. Metin
وبَعْدُ، فجائزٌ أن يكونَ تحريمُ النبيِّ ﷺ ما حرَّم على نفسِه من الحلالِ الذي كان اللَّهُ ﷿ أحلَّه له بيمينٍ، فيكونَ قولُه: {لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} معناه: لِمَ تحلفُ على الشيءِ الذي قد أحلَّه اللَّهُ ألَّا تقربَه، فتحرِّمَه على نفسِك باليمينِ؟
Ayrıca, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in Allah azze ve celle'nin kendisine helal kıldığı şeylerden nefsine haram ettiği şeyi bir yemin ile haram kılmış olması da caizdir. Bu takdirde O'nun: {لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} “Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” sözünün anlamı: “Allah'ın helal kıldığı şeye yaklaşmayacağına ne diye yemin edip onu yeminle kendine haram kılıyorsun?” demek olur.
86799. Metin
وإنما قلنا: إن النبيَّ ﷺ حرَّم ذلك، وحلَف مع تحريمِه؛ لما حدَّثني الحسنُ بنُ قَزَعةَ، قال: ثنا مَسلمةُ بنُ علقمةَ، عن داودَ بنِ أبي هندٍ، عن الشعبيِّ، عن مسروقٍ، عن عائشةَ، قالت: آلَى رسولُ اللَّهِ ﷺ وحرَّم، فأُمِرَ [في الإيلاءِ] (¬١) بكفارةٍ، وقيل له في التحريمِ: {لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} (¬٢).
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in onu haram kıldığını ve haram kılmayla birlikte yemin de ettiğini söylememizin sebebi, bana Hasan b. Kazaa'nın anlattığı şu rivayettir: Bize Mesleme b. Alkame, Dâvûd b. Ebî Hind'den, o Şa'bî'den, o Mesrûk'tan, o da Âişe'den anlattı; Âişe dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yemin etti (îlâ yaptı) ve haram kıldı. Bunun üzerine [yemini hakkında] kefaretle emrolundu ve haram kılması hususunda da kendisine: {لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ} “Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?” denildi.
86800. Metin
وقولُه: {وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ}. يقولُ تعالى ذكرُه لمحمدٍ: واللَّهُ غفورٌ [يا محمدُ] (¬٣) لذنوبِ التائبين مِن عبادِه [من ذُنُوبِهم] (¬٤)، وقد غفَر لك تحريمَكَ على نفسِكَ ما أحلَّه اللَّهُ لك، رحيمٌ بعبادِه أن يُعاقبَهم على ما قد تابوا منه من الذنوبِ بعدَ التوبةِ.
Ve O'nun şu sözü: {وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ} “Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Zikri yüce olan Allah Muhammed'e şöyle buyurmaktadır: [Ey Muhammed!] Allah, kullarından tövbe edenlerin günahlarını çok bağışlayandır; Allah'ın sana helal kıldığı şeyi kendine haram kılmanı da senin için bağışlamıştır. Tövbe ettikten sonra kullarını tövbe ettikleri günahlardan dolayı cezalandırmayacak kadar onlara çok merhamet edendir.
86801. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ (٢)}.
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَ أَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ (٢)} “Allah size yeminlerinizi çözmeyi farz kılmıştır. Allah sizin mevlânızdır. O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (et-Tahrîm: 2).
86802. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: قد بيَّن اللَّهُ ﷿ لكم تَحلَّةَ أيمانِكم، وحَدَّها لكم أيُّها الناسُ، {وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ}: يتولاكم بنصرِه أيُّها المؤمنون، وهو العَلِيمُ بمصالحِ خلقِه، الحَكِيمُ في تدبيرِه إياهم، وصرفِهم فيما هو أعلَمُ به.
Ebu Ca'fer [et-Taberî] rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Allah azze ve celle yeminlerinizi çözme yolunu size açıklamış ve bunun sınırlarını sizin için belirlemiştir. {وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ} “Allah sizin mevlânızdır”: Ey müminler! O, yardımıyla sizin velinizdir. O, mahlûkatının maslahatlarını hakkıyla bilendir (el-Alîm), onları sevk ve idare etmesinde ve haklarında en iyi bildiği şeylere yöneltmesinde hüküm ve hikmet sahibidir (el-Hakîm).
86803. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ (٣)}.
Aziz ve Celil olan Allah'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ (٣)} “Hani Peygamber eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat o [eş], bunu haber verip Allah da bunu ona bildirince, [Peygamber] bunun bir kısmını [ona] bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. [Peygamber] bunu ona haber verince [eşi]: 'Bunu sana kim haber verdi?' dedi. [Peygamber]: 'Bana her şeyi hakkıyla bilen, her şeyden haberdar olan [Allah] haber verdi' dedi.” (et-Tahrîm: 3).
86805. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: وإذ أسَرَّ النبيُّ محمدٌ إلى بعضِ أزْوَاجِه. وهو في قولِ ابنِ عباسٍ وقتادةَ وزيدِ بنِ أسلمَ وابنِه عبدِ الرحمنِ بنِ زيدٍ والشعبيِّ والضحاكِ بنِ مزاحمٍ: حَفْصةُ. وقد ذكَرنا الروايةَ بذلك.
Ebu Ca'fer [et-Taberî] rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Hani Peygamber Muhammed eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. İbn Abbâs, Katâde, Zeyd b. Eslem, oğlu Abdurrahmân b. Zeyd, Şa'bî ve Dahhâk b. Müzâhim'in sözüne göre bu eş Hafsa'dır. Buna dair rivayeti daha önce zikretmiştik.
86806. Metin
وقولُه: {حَدِيثًا}. والحديثُ الذي أسرَّ إليها في قولِ هؤلاءِ، هو قولُه لمن أسرَّ إليه ذلك من أزواجِه، تحريمُ فتاتِه، أو ما حرَّم على نفسِه، مما كان اللَّهُ ﷿ قد أحلَّه له، وحَلِفُه على ذلك في قولِه لها: "لا تَذْكُرِي ذلك لأحدٍ".
Ve O'nun şu sözü: {حَدِيثًا} “...bir söz...” Bu âlimlerin görüşüne göre, Peygamber'in eşlerinden sır verdiği kişiye gizlice söylediği söz; cariyesini yahut Allah azze ve celle'nin kendisine helal kıldığı şeylerden birini kendine haram kılması ve ona: “Bunu kimseye söyleme” diyerek bu hususta yemin etmesidir.
86807. Metin
وقولُه: {فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ}. يقولُ تعالى ذكرُه: فلما أخبَرت بالحديثِ الذي أسرَّ إليها رسولُ اللَّهِ ﷺ صاحبَتَها، {وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ}. يقولُ: وأَظْهَر اللَّهُ نبيَّه محمدًا ﷺ على أنَّها قد أنبأت بذلك صاحبتَها.
Ve O'nun şu sözü: {فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ} “O bunu haber verince...” Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine sır olarak söylediği bu sözü o [kadın] arkadaşına haber verince; {وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ} “...ve Allah da bunu ona bildirince...” Yani Allah, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e, o kadının bu sırrı arkadaşına haber verdiğini bildirdi.
86808. Metin
وقولُه: {عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ}. اختلفتِ القرأةُ في قراءةِ ذلك؛ فقرَأتْه عامةُ قرأةِ الأمصارِ غيرَ الكسائيِّ: {عَرَّفَ} بتشديدِ الراءِ ١، بمعنى: عرَّف النبيُّ ﷺ حفصةَ بعضَ ذلك الحديثِ، وأخبرَها به. وكان الكسائيُّ ذكَر عن الحسنِ البصريِّ وأبي عبدِ الرحمنِ السُّلَميِّ وقتادةَ، أنهم قرَءوا ذلك: (عَرَفَ) بتخفيفِ الراءِ ٢، بمعنى: عرَف لحفصةَ بعضَ ذلك الفعلِ الذي فعَلتْه من إفشائِها سرَّه وقد استكْتَمها إيَّاه. أي: غَضِب مِن ذلك عليها رسولُ اللَّهِ ﷺ، وجازاها عليه. من قول القائلِ لمن أساء إليه: لأعْرِفنَّ لك يا فلانُ ما فعَلْتَ. بمعنى:
Ve O'nun şu sözü: {عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ} “[Peygamber] bir kısmını bildirdi, bir kısmından da vazgeçti.” Kurrâ, bunu okuma hususunda ihtilaf etmiştir. Kisâî hariç beldelerin kurrâsının geneli râ harfinin şeddesiyle {عَرَّفَ} şeklinde okumuştur 1. Bu, “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem o sözün bir kısmını Hafsa'ya bildirdi ve ona bunu haber verdi” manasındadır. Kisâî ise Hasan-ı Basrî, Ebû Abdirrahmân es-Sülemî ve Katâde'den, onların bunu râ harfinin şeddesiz haliyle (عَرَفَ) şeklinde okuduklarını zikretmiştir 2. Bu da, “Peygamber, kendisinden gizlemesini istemiş olmasına rağmen sırrını ifşa ederek yaptığı o fiilin bir kısmını Hafsa'ya karşı bildi/hatırında tuttu” manasındadır. Yani Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bundan dolayı ona öfkelendi ve buna karşılık cezasını verdi. Bu, kendisine kötülük eden kimseye birinin söylediği: “Ey falan, senin yaptığını sana mutlaka bildireceğim [hesabını soracağım]” sözünden [mülhem]dir; yani:
86809. Metin
لأُجازينَّك عليه. وقالوا: وجازاها رسولُ اللَّهِ ﷺ على ذلك مِن فعلِها بأنْ طلَّقها.
“Sana bunun karşılığını mutlaka vereceğim” demektir. Demişlerdir ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onun bu fiiline karşılık olarak onu boşadı.
86810. Metin
وأولى القراءتين في ذلك عندي بالصوابِ قراءةُ مَن قرَأه: {عَرَّفَ بَعْضَهُ} بتشديدِ الراءِ، بمعنى: عرَّف النبيُّ ﷺ حفصةَ. يعني ما أَظْهَره اللَّهُ عليه مِن حديثِها صاحبتَها؛ لإجماعِ الحجةِ مِن القرأةِ عليه (¬١).
Bu hususta bana göre iki kıraatten doğruya en layık olanı, râ harfinin şeddesiyle {عَرَّفَ بَعْضَهُ} şeklinde okuyanların kıraatidir. Bunun anlamı: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hafsa'ya bildirdi -yani onun arkadaşına anlattığı sözden Allah'ın kendisine bildirdiği kısmını haber verdi- demektir; çünkü hüccet ehli kurrânın icmâı bu kıraat üzeredir.
86811. Metin
وقولُه: {وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ}. يقولُ: وتَرَك أنْ يُخبِرَها ببعضِ ذلك.
Ve O'nun şu sözü: {وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ} “...bir kısmından da vazgeçti.” [Allah Teâlâ] buyuruyor ki: [Peygamber] bunun bir kısmını ona haber vermeyi terk etti.
86812. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Tevil ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer ifadeler kullanmıştır.
86813. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86814. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا}: قولُه لها: لا تَذْكُريه، {فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ}. وكان كريمًا عليه (¬٢).
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd Allah Teâlâ'nın: {وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti” sözü hakkında şöyle dedi: [Resûlullah'ın] ona: “Bunu söyleme” demesidir. {فَلَمَّا نَبَّأَتْ بِهِ وَأَظْهَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ عَرَّفَ بَعْضَهُ وَأَعْرَضَ عَنْ بَعْضٍ} “O bunu haber verip Allah da bunu ona bildirince, o da bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti.” Peygamber ona karşı cömert ve kerim davranmıştı.
86815. Metin
وقولُه: {فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ}. يقولُ: فلما خبَّر حفصةَ نبيُّ اللَّهِ ﷺ بما أظهَره اللَّهُ ﷿ عليه مِن إفشائِها سرَّ رسولِ اللَّهِ ﷺ إلى عائشةَ، {قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا}. يقولُ: قالت حفصةُ لرسولِ اللَّهِ ﷺ: مَن أنبأك هذا الخبرَ وأخبَرك به؟ {قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ}. يقولُ تعالى ذكرُه: قال محمدٌ نبيُّ اللَّهِ لحفصةَ: خبَّرني به العليمُ الخبيرُ، العليمُ بسرائرِ عبادِه وضمائرِ قلوبِهم، الخبيرُ بأمورِهم، الذي لا يَخْفى عليه شيءٌ.
Ve O'nun şu sözü: {فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ} “Bunu ona haber verince...” [Allah Teâlâ] buyuruyor ki: Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrını Âişe'ye ifşa etmesi hususunda Allah Azze ve Celle'nin kendisine bildirdiği şeyi Hafsa'ya haber verince; {قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا} “‘Bunu sana kim haber verdi?’ dedi.” [Allah Teâlâ] buyuruyor ki: Hafsa Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e: “Bu haberi sana kim haber verdi ve sana bunu kim bildirdi?” dedi. {قَالَ نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ} “[Peygamber de:] ‘Bana her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan [Allah] haber verdi’ dedi.” Zikri yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Allah'ın Peygamberi Muhammed, Hafsa'ya: “Bunu bana; kullarının gizliliklerini ve kalplerindeki sırları hakkıyla bilen (el-Alîm), durumlarından haberdar olan (el-Habîr), kendisine hiçbir şey gizli kalmayan [Allah] haber verdi” dedi.
86816. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Tevil ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer ifadeler kullanmıştır.
86817. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86818. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا}: ولم تشكَّ أنَّ صاحبتَها أخبَرت عنها، قال: " {نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ} ".
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, [Allah Teâlâ'nın]: {فَلَمَّا نَبَّأَهَا بِهِ قَالَتْ مَنْ أَنْبَأَكَ هَذَا} “[Peygamber] bunu ona haber verince [eşi]: 'Bunu sana kim haber verdi?' dedi”1 buyruğu hakkında şöyle dedi: O [kadın], arkadaşının kendisi hakkında [Peygamber'e] haber verdiğinden hiç şüphe etmedi. [İbn Zeyd] dedi2 ki: {نَبَّأَنِيَ الْعَلِيمُ الْخَبِيرُ} “[Peygamber de]: 'Bana hakkıyla bilen, her şeyden haberdar olan [Allah] haber verdi' dedi.”
86820. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ (٤)}.
Allah Azze ve Celle'nin şu sözünün tevili hakkında görüş: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ (٤)} “Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır. Ve eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız; şüphesiz ki Allah, evet O, onun dostudur; Cebrail de, müminlerin salih olanları da. Bunlardan sonra melekler de [ona] yardımcıdır.”
86821. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقول تعالى ذكرُه: إنْ تتوبا إلى اللَّهِ أيَّتُها المرأتان، فقد مالت قلوبُكما إلى محبةِ ما كرِهه رسولُ اللَّهِ ﷺ؛ مِن اجتنابِه جاريتَه وتحريمِها على نفسِه، أو تحريمِ ما كان له حلالًا مما حرَّمه على نفسِه بسببِ حفصةَ.
Ebu Ca'fer rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Ey iki kadın! Eğer Allah'a tevbe ederseniz, muhakkak ki kalpleriniz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kerih gördüğü şeyi sevmeye meyletmiştir; yani câriyesinden uzak durmasını ve onu kendisine haram kılmasını veya Hafsa sebebiyle kendisine helal olan bir şeyi kendi nefsine haram kılmasını arzulayarak [buna] meyletmiştir.
86822. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Tevil ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer ifadeler kullanmıştır.
86823. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86824. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ في قولِه: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. يقولُ: زاغَت قلوبُكما. يقولُ: قد أَثِمت قلوبُكما (¬١).
Bana Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbas'tan O'nun şu sözü hakkında anlattı: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır.” [İbn Abbas] der ki: Kalpleriniz [haktan] sapmıştır. Yani: Kalpleriniz günaha girmiştir (¬١).
86825. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا يحيى بنُ واضحٍ، قال: ثنا محمدُ بنُ طلحةَ، عن زُبَيدٍ ٢، عن مجاهدٍ، قال: كنا نرى أنَّ قولَه: {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. [شيءٌ هيِّنٌ] ٣، حتى سمِعتُ قراءةَ ابنِ مسعودٍ: (إنْ تَتُوبا إلى اللَّهِ فَقَدْ زَاغَتْ قُلُوبُكُما) ٤.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ b. Vâdıh anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Talha, Zübeyd'den 2, o da Mücâhid'den anlattı; [Mücâhid] şöyle dedi: Biz, O'nun {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “...muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır.” buyruğunu [önemsiz/hafif bir şey] 3 sanırdık; ta ki İbn Mes'ûd'un: (إنْ تَتُوبا إلى اللَّهِ فَقَدْ زَاغَتْ قُلُوبُكُما) [Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz muhakkak ki kalpleriniz sapmıştır] şeklindeki kıraatini işitene kadar. 4
86826. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. قال: مالت قلوبُكما.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun şu sözü hakkında anlattı: {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “...muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır.” [Katâde]: Kalpleriniz meyletmiştir, dedi.
86827. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. أي: قد مالت قلوبُكما (¬١).
Bize İbnu'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den anlattı: {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “...muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır.” Yani: Muhakkak ki kalpleriniz meyletmiştir (¬١).
86828. Metin
حُدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. يقولُ: زاغَت.
Hüseyin'den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ebu Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: Dahhâk'ın O'nun şu sözü hakkında şöyle dediğini işittim: {فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “...muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır.” [Dahhâk]: [Haktan] sapmıştır, der.
86829. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن سفيانَ: {صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. قال: زاغت قلوبُكما.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan anlattı: {صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “...kalpleriniz kaymıştır.” [Süfyân]: Kalpleriniz [haktan] sapmıştır, dedi.
86830. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ: قال اللَّهُ: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. قال: سَرَّهما أنْ يجتنِبَ رسولُ اللَّهِ ﷺ جاريتَه، وذلك لهما موافقٌ، {صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} إلى أنْ سرَّهما ما كرِه رسولُ اللَّهِ ﷺ.
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd şöyle dedi: Allah Teâlâ: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır” buyurmuştur. [İbn Zeyd] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in câriyesinden uzak durması onları sevindirmişti ve bu onların işine gelmişti; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hoşlanmadığı şeyin onları sevindirmesi sebebiyle {صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “kalpleriniz kaymıştır”.
86831. Metin
وقولُه: {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ}. يقولُ تعالى ذكرُه للتي أسرَّ إليها رسولُ اللَّهِ ﷺ حديثَه، والتي أفشَت إليها حديثَه، وهما عائشة وحفصةُ ﵄.
Ve O'nun şu sözü: {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ} “Ve eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız...” Zikri yüce olan [Allah], Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendisine sözünü gizlice söylediği kadına ve o sözü kendisine ifşa ettiği diğer kadına hitap etmektedir; bunlar da Âişe ve Hafsa radıyallâhu anhümâ'dır.
86832. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Tevil ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer ifadeler kullanmıştır.
86833. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86834. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الزهريِّ، عن عبيدِ اللَّهِ بنِ عبدِ اللَّهِ بنِ أبي ثورٍ، عن ابنِ عباسٍ، قال: لم أزلْ حريصًا أن أسألَ عمرَ
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o ez-Zührî'den, o Ubeydullâh b. Abdillâh b. Ebî Sevr'den, o da İbn Abbâs'tan [şöyle] dediğini nakletti: Ömer'e sormayı sürekli arzuluyordum1
86835. Metin
عن المرأتين مِن أزواجِ رسولِ اللَّهِ ﷺ اللَّتين قال اللَّهُ جلَّ ثناؤُه: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}. قال: فحجَّ عمرُ وحجَجْتُ معه، فلما كان ببعضِ الطريقِ عدَل عمرُ وعدَلْتُ معه بالإداوةِ، ثم أتاني فسكبْتُ على يدِه فتوضَّأ، فقلتُ: يا أميرَ المؤمنين، من المرأتان من أزواجِ النبيِّ ﷺ اللَّتان قال اللَّهُ لهما: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا}؟ قال عمرُ: واعجبًا لك يا بنَ عباسٍ. قال الزهريُّ: وكرِه واللَّهِ ما سأله عنه ولم يكْتُمْ. قال: هي حفصة وعائشةُ. قال: ثم أخَذ يسوقُ الحديثَ، فقال: كنا معشرَ قريشٍ قومًا نَغلِبُ النساءَ، فلما قدِمنا المدينةَ. ثم ذكَر الحديثَ بطولِه (¬١).
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarından olup da Allah celle senâuhu'nun: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır” buyurduğu o iki kadını sormaya daima çok arzuluydum. Dedi ki: Ömer hacca gitti, ben de onunla birlikte hacca gittim. Yolun bir yerinde Ömer [yoldan] saptı, ben de elimde su kabıyla birlikte onunla saptım. Sonra yanıma geldi, ben de onun eline su döktüm ve abdest aldı. Bunun üzerine dedim ki: Ey Müminlerin Emîri! Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarından olup da Allah'ın haklarında: {إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا} “Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, muhakkak ki kalpleriniz kaymıştır” buyurduğu o iki kadın kimdir? Ömer: Şaşarım sana ey İbn Abbas! dedi. Zührî der ki: Vallahi Ömer onun kendisine bunu sormasından hoşlanmadı, ancak gizlemedi de. [Ömer]: Onlar Hafsa ve Âişe'dir, dedi. Dedi ki: Sonra [Ömer] hadisi anlatmaya başladı ve şöyle dedi: Biz Kureyş topluluğu kadınlara hâkim olan bir kavimdik. Medine'ye geldiğimizde ise... Sonra hadisi uzun uzadıya anlattı (¬١).
86836. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا أشهبُ (¬٢)، عن مالكٍ، عن أبي النضرِ، عن عليِّ بنِ حسينٍ، عن ابنِ عباسٍ، أنه سأل عمرَ بنَ الخطابِ عن المتظاهرتَين على رسولِ اللَّهِ ﷺ، فقال: عائشةُ وحفصةُ (¬٣).
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize Eşheb (¬٢) Mâlik'ten, o Ebu'n-Nadr'dan, o Ali b. Hüseyin'den, o da İbn Abbas'tan haber verdi ki; o, Ömer b. el-Hattâb'a Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı birbirine arka çıkan o iki kadını sormuş, o da: Âişe ve Hafsa'dır, demiştir (¬٣).
86837. Metin
حدَّثنا يونسُ، [قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ] ٤، قال: أخبَرنا سفيانُ، عن يحيى بنِ سعيدٍ، عن عُبيدِ بنِ حُنينٍ ٥ أنه سمِع ابنَ عباسٍ يقولُ: مكَثتُ سنةً وأنا أريدُ أن أسألَ عمرَ بنَ الخطابِ عن المتظاهرتين فما أجدُ له موضعًا أسألُه فيه، حتى خرَج حاجًّا وصحِبْتُه، حتى إذا كان بمَرِّ الظَّهرانِ ذهَب لحاجتِه، وقال: أدْرِكْني بإداوةٍ مِن
Bize Yûnus anlattı, [dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi]4, dedi ki: Bize Süfyân, Yahyâ b. Saîd'den, o Ubeyd b. Huneyn'den5 haber verdi ki o, İbn Abbâs'ı şöyle derken işitmiştir: Ömer b. el-Hattâb'a [Peygamber'e karşı] birbirine arka çıkan o iki kadını sormak isteyerek bir sene bekledim de kendisine sorabileceğim uygun bir fırsat bulamadım. Nihayet o hac için yola çıktı, ben de ona eşlik ettim. Merru'z-Zahrân'a vardığında ihtiyacını gidermek için [yoldan ayrılıp] gitti ve: 'Bana ... bir su kabı yetiştir' dedi.
86838. Metin
ماءٍ. فلما قضَى حاجتَه ورجَع أتيتُه بالإداوةِ أصبُّها عليه، فرأيتُ موضعًا، فقلت: يا أميرَ المؤمنين، مَن المرأتان المتظاهرتان على رسولِ اللَّهِ ﷺ؟ فما قضَيْتُ كلامي حتى قال: عائشةُ وحفصةُ (¬١).
su yetiştir” dedi. İhtiyacını giderip dönünce, üzerine dökmek için su kabıyla yanına geldim ve uygun bir fırsat gördüm de: Ey Müminlerin Emîri! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı birbirine arka çıkan o iki kadın kimdir? dedim. Sözümü henüz bitirmemiştim ki: Âişe ve Hafsa'dır, dedi (¬١).
86839. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ وابنُ المثنى، قالا: ثنا عمرُ بنُ يونسَ، قال: ثنا عكرمةُ بنُ عمارٍ، قال: ثنا سماكٌ أبو زُمَيلٍ، قال: ثنى عبدُ اللَّهِ بنُ عباسٍ، قال: ثنى عمرُ بنُ الخطابِ، قال: لما اعتزَل نبيُّ اللَّهِ ﷺ نساءَه، دخَلْتُ عليه وأنا أرى في وجْهِه الغضبَ، فقلتُ: يا رسولَ اللَّهِ، ما شقَّ عليك مِن شأنِ النساءِ، فلئن كنتَ طلَّقْتَهنَّ فإن اللَّهَ معك، وملائكتَه، وجبريلَ وميكائيلَ، وأنا وأبو بكرٍ معك، وقلَّما تكلَّمتُ - وأحمدُ اللَّهَ - بكلامٍ، إلا رجَوْتُ أن يكونَ اللَّهُ مصدِّقَ قولي، فنزَلت هذه الآيةُ؛ آيةُ التخييرِ: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} [التحريم: ٥]، {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ} الآية. وكانت عائشةُ ابنةُ أبي بكرٍ وحفصةُ تظاهران على سائرِ نساءِ النبيِّ ﷺ (¬٢).
Bize İbn Beşşâr ve İbnu'l-Müsennâ anlattılar, dediler ki: Bize Ömer b. Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İkrime b. Ammâr anlattı, dedi ki: Bize Simâk Ebu Zümeyl anlattı, dedi ki: Bana Abdullah b. Abbas anlattı, dedi ki: Bana Ömer b. el-Hattâb anlattı, dedi ki: Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarından uzaklaştığı zaman, yüzünde öfkeyi görerek yanına girdim ve: Ey Allah'ın Resûlü! Kadınların durumundan sana ne sıkıntı geldi ki? Eğer onları boşadıysan, şüphesiz ki Allah seninle beraberdir, melekleri de, Cebrail ve Mikâil de; ben ve Ebu Bekir de seninle beraberiz, dedim. Allah'a hamdolsun ki, ne zaman bir söz söylesem, mutlaka Allah'ın benim sözümü doğrulamasını ummuşumdur. Bunun üzerine şu ayet, yani muhayyer kılma (tahyîr) ayeti indi: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} “Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verebilir...” [Tahrîm: 5], {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ} “Ve eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız; şüphesiz ki Allah, evet O, onun dostudur; Cebrail de...” ayeti [indi]. Ebu Bekir'in kızı Âişe ile Hafsa, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in diğer hanımlarına karşı birbirlerine arka çıkıyorlardı (¬٢).
86840. Metin
حُدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ}. يقولُ: على معصيةِ النبيِّ ﷺ وأذاه.
Hüseyin'den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ebu Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: Dahhâk'ın O'nun şu sözü hakkında şöyle dediğini işittim: {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ} “Ve eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız...” [Dahhâk] der ki: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı isyan etme ve onu incitme hususunda [birbirinize arka çıkarsanız].
86841. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ: قال ابنُ عباسٍ لعمرَ: يا أميرَ المؤمنين، إني لأُريدُ أنْ أسألَك عن أمرٍ، وإني لأهابُك. قال: لا تهبْني ٣. فقال: مَن اللَّتان تظاهرتا على رسولِ اللَّهِ ﷺ؟ قال: عائشةُ وحفصةُ.
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd dedi ki: İbn Abbas, Ömer'e şöyle dedi: Ey Müminlerin Emiri! Sana bir husus hakkında soru sormak istiyorum, fakat senden çekiniyorum. [Ömer]: Benden çekinme!3 dedi. [Bunun üzerine İbn Abbas]: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı birbirine arka çıkan o iki kadın kimdir? diye sordu. [Ömer]: Âişe ve Hafsa'dır, dedi.
86842. Metin
وقولُه: {فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ}. يقولُ: فإنَّ اللَّهَ هو وليُّه وناصرُه [عليهما، وعلى كلِّ مَن بغاه سوءًا، {وَجبْرِيلُ}. يقولُ: وجبريلُ أيضًا وليُّه وناصرُه] (¬١)، {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. يقولُ: وخيارُ المؤمنين أيضًا مولاه وناصرُه.
Ve O'nun şu sözü: {فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ} “...şüphesiz ki Allah, evet O, onun dostudur...” [Allah Teâlâ] buyuruyor ki: Şüphesiz ki Allah, [o ikisine karşı ve ona kötülük isteyen herkese karşı] onun dostu ve yardımcısıdır. [{وَجبْرِيلُ} “...Cebrail de...” [Allah Teâlâ] buyuruyor ki: Cebrail de onun dostu ve yardımcısıdır] (¬١). {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Allah Teâlâ] buyuruyor ki: Müminlerin hayırlıları da onun dostu ve yardımcısıdır.
86843. Metin
وقيل: عُنِي بصالحِ المؤمنين في هذا الموضعِ أبو بكرٍ وعمرُ ﵄.
Denildi ki: Bu yerde müminlerin salih olanları ile Ebu Bekir ve Ömer radıyallâhu anhümâ kastedilmiştir.
86844. Metin
ذكرُ من قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86845. Metin
حدَّثني عليُّ بنُ الحسينِ (¬٢) الأزديُّ، قال: ثنا يحيى بنُ يمانٍ، عن عبدِ الوهابِ، عن مجاهدٍ في قولِه: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. قال: عمرُ (¬٣).
Bana Ali b. Hüseyin (¬٢) el-Ezdî anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ b. Yemân, Abdülvehhâb'dan, o Mücâhid'den O'nun şu sözü hakkında anlattı: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Mücâhid]: Ömer'dir (¬٣), dedi.
86846. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا يحيى بنُ واضحٍ، قال: ثنا عبيدُ بنُ سليمانَ، عن الضحاكِ في قولِه: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. قال: خيارُ المؤمنين؛ أبو بكرٍ الصدِّيقُ وعمرُ (¬٤).
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ b. Vâdıh anlattı, dedi ki: Bize Ubeyd b. Süleyman, Dahhâk'tan O'nun şu sözü hakkında anlattı: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Dahhâk]: Müminlerin hayırlılarıdır; Ebu Bekir es-Sıddîk ve Ömer'dir (¬٤), dedi.
86847. Metin
حدَّثنا إسحاقُ بنُ أبي (¬٥) إسرائيلَ، قال: ثنا الفضلُ بنُ موسى السِّينانيُّ (¬٦)، مِن قريةٍ بمروٍ، يقالُ لها: سِيَنانُ (¬٧). عن عبيدِ بنِ سليمانَ، قال: سمِعتُ الضحاكَ بنَ مزاحمٍ يقولُ في قولِه: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. قال: أبو بكرٍ وعمرُ.
Bize İshâk b. Ebî (¬٥) İsrâîl anlattı, dedi ki: Bize Merv'de Sînân (¬٧) denilen bir köyden olan Fazl b. Mûsâ es-Sînânî (¬٦), Ubeyd b. Süleyman'dan anlattı; [Ubeyd] dedi ki: Dahhâk b. Müzâhim'in O'nun şu sözü hakkında şöyle dediğini işittim: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Dahhâk]: Ebu Bekir ve Ömer'dir, dedi.
86848. Metin
حُدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ
Bana Hüseyin'den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: [Dahhâk'ı] işittim...
86849. Metin
الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. يقولُ: وخيارُ المؤمنين.
Dahhâk'ın O'nun şu sözü hakkında şöyle dediğini işittim: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Dahhâk] der ki: Ve müminlerin hayırlılarıdır.
86850. Metin
وقال آخرون: عُنِي بصالحِ المؤمنين الأنبياءُ صلواتُ اللَّهِ عليهم.
Başkaları ise şöyle dedi: Müminlerin salih olanları ile peygamberler -Allah'ın salâtları üzerlerine olsun- kastedilmiştir.
86851. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86852. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. قال: هم الأنبياءُ.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den O'nun şu sözü hakkında anlattı: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Katâde]: Onlar peygamberlerdir, dedi.
86853. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. قال: هم الأنبياءُ (¬١).
Bize İbnu'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den O'nun şu sözü hakkında anlattı: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Katâde]: Onlar peygamberlerdir, dedi (¬١).
86854. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. قال: الأنبياءُ (¬٢).
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan anlattı: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da.” [Süfyân]: Peygamberlerdir, dedi (¬٢).
86855. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندي أنَّ قولَه: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. وإن كان في لفظِ واحدٍ، فإنه في معنى الجمعِ، وهو بمعنى (¬٣) قولِه: {إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ} [العصر: ٢]. فـ "الإنسانُ" وإنْ كان في لفظِ واحدٍ، فإنه بمعنى الجمعِ، ونظيرُ قولِ الرجلِ: لا يَقْرَيَنِّي (¬٤) إلا قارئَ القرآنِ. فقارئُ القرآنِ وإن كان في اللفظِ واحدًا، فمعناه الجمعُ؛ لأنه قد أَذِن لكلِّ قارئٍ القرآنَ أن يقْرِيَه، واحدًا كان أو جماعةً.
Bu hususta bana göre doğru olan görüş şudur: O'nun: {وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da” sözü her ne kadar tekil lafızda olsa da mana bakımından çoğuldur. Bu, O'nun: {إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ} “Muhakkak insan ziyandadır” [Asr: 2] sözü anlamındadır (¬٣). Çünkü “el-İnsân” kelimesi tekil lafızda olsa da çoğul anlamındadır. Tıpkı bir kimsenin: “Bana ancak Kur'an okuyan kişi misafir olsun (لَا يَقْرَيَنِّي إِلَّا قَارِئُ الْقُرْآنِ)” (¬٤) demesi gibidir. Kur'an okuyan kişi (Kâriü'l-Kur'ân) lafız olarak tekil olsa da manası çoğuldur; zira o, ister bir kişi ister bir topluluk olsun, Kur'an okuyan herkesin kendisine misafir olmasına izin vermiştir.
86856. Metin
وقولُه: {وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ}. يقولُ: والملائكةُ مع جبريلَ وصالحِ المؤمنين لرسولِ اللَّهِ ﷺ أعوانٌ على مَن آذاه وساءَه وأراد مَساءتَه.
O'nun: {وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ} “Bundan sonra melekler de [onun] destekçisidir.” sözü; [şöyle] buyurmaktadır: Melekler de Cebrail ve salih müminlerle beraber, Allah'ın Resûlü'ne sallallâhu aleyhi ve sellem, onu inciten, üzen ve kötülüğünü isteyen kimselere karşı yardımcılardır.
86857. Metin
والظهيرُ في هذا الموضعِ بلفظِ واحدٍ في معنى جمعٍ، ولو أُخرِج بلفظِ الجمعِ لقيل: والملائكةُ بعدَ ذلك ظُهراءُ.
Zahîr (ظَهِير) kelimesi bu yerde tekil lafızla gelmiş olup çoğul manasındadır; şayet çoğul lafzıyla getirilseydi: “Ve'l-melâiketü ba'de zâlike zuharâ' (وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظُهَرَاءُ)” denilirdi.
86858. Metin
وكان ابنُ زيدٍ يقولُ في ذلك ما حدَّثنا به يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ}. قال: وبدأ بصالحِ المؤمنين ههنا قبلَ الملائكةِ، قال: {وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ}.
İbn Zeyd bu konuda Yûnus'un bize anlattığı şu görüşü söylerdi; [Yûnus] dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd O'nun şu sözü hakkında: {وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ} “Ve eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız; şüphesiz ki Allah, evet O, onun dostudur; Cebrail de, müminlerin salih olanları da” şöyle dedi: [Allah] burada meleklerden önce salih müminlerle başladı ve {وَالْمَلَائِكَةُ بَعْدَ ذَلِكَ ظَهِيرٌ} “Bunlardan sonra melekler de [ona] yardımcıdır” buyurdu.
86859. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا (٥)}.
Allah Azze ve Celle'nin şu sözünün tevili hakkında görüş: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ قَانِتَاتٍ تَائِبَاتٍ عَابِدَاتٍ سَائِحَاتٍ ثَيِّبَاتٍ وَأَبْكَارًا (٥)} “Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona sizden daha hayırlı, Müslüman, inanan, boyun eğen, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan/hicret eden, dul ve bâkire eşler verebilir.”
86860. Metin
قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه: عسى ربُّ محمدٍ إِنْ طلَّقكنَّ معشرَ أزواجِ محمدٍ ﷺ أنْ يُبْدِلَه منكنَّ أزواجًا خيرًا منكنَّ.
Ebu Ca'fer rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan [Allah] buyuruyor ki: Ey Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımları topluluğu! Eğer o sizi boşarsa, Muhammed'in Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verebilir.
86861. Metin
وقيل: إنَّ هذه الآيةَ نزَلت على رسولِ اللَّهِ ﷺ تحذيرًا من اللَّهِ ﷿ نساءَه لمَّا اجتمَعْن عليه في الغَيرةِ.
Denildi ki: Bu ayet, hanımları kıskançlık hususunda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı birleştiklerinde, Allah Azze ve Celle'den onun hanımlarına bir uyarı olarak Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e inmiştir.
86862. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
86863. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ ويعقوبُ بنُ إبراهيمَ، قالا: ثنا هشيمٌ (¬١)، قال: أخبَرنا حميدٌ الطويلُ، عن أنسِ بنِ مالكٍ، قال: قال عمرُ بنُ الخطابِ: اجتمَع على رسولِ اللَّهِ ﷺ نساؤُه في الغَيرةِ، فقلتُ لهنَّ: عسى ربُّه إن طلَّقكم أنْ يُبْدِلَه أزواجًا خيرًا منكنَّ. قال: فنزَل كذلك (¬٢).
Bize Ebu Küreyb ve Ya'kūb b. İbrâhîm anlattılar, dediler ki: Bize Huşeym (¬١) anlattı, dedi ki: Bize Humeyd et-Tavîl, Enes b. Mâlik'ten haber verdi; [Enes] dedi ki: Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımları kıskançlık hususunda ona karşı birleştiler. Ben de onlara: ‘Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verebilir’ dedim. Dedi ki: Bunun üzerine [ayet de] aynen öyle indi (¬٢).
86864. Metin
حدَّثنا يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، عن حميدٍ، عن أنسٍ، عن عمرَ، قال:
Bize Ya'kūb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Humeyd'den, o Enes'ten, o da Ömer'den anlattı; [Ömer] dedi ki:
86865. Metin
بلَغني عن بعضِ أمهاتِنا، أمهاتِ المؤمنين، شدَّةٌ على رسولِ اللَّهِ ﷺ، وأذاهُنَّ إِيَّاه، فاستَقْريْتُهنَّ امرأةً امرأةً، أعظُها وأنهاها عن أذى رسولِ اللَّهِ ﷺ، وأقولُ: إن أبَيْتُنَّ أبدَله اللَّهُ خيرًا منكنَّ. حتى أتيتُ - حسِبتُ أنه قال: على زينبَ - فقالت: يا بنَ الخطابِ، أما في رسولِ اللَّهِ ﷺ ما يعِظُ نساءَه حتى تَعِظَهنَّ أنت؟ فأمسَكْتُ، فأنزَل اللَّهُ ﷿ هذه الآيةَ: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ}.
Bana, annelerimizden, müminlerin annelerinden bazılarının Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşı sert davrandıkları ve ona eziyet ettikleri haberi ulaştı. Bunun üzerine kadın kadın dolaşarak herbirine öğüt vermeye, onları Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e eziyet etmekten sakındırmaya başladım ve: ‘Eğer vazgeçmezseniz Allah ona sizden daha hayırlısını verir’ diyordum. Nihayet -öyle sanıyorum ki [Zeyneb dedi]- Zeyneb'in yanına vardım. O: ‘Ey İbnü'l-Hattâb! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de kadınlarına öğüt verecek [güç] yok mu ki onlara sen öğüt veriyorsun?’ dedi. Bunun üzerine sustum. Derken Allah Azze ve Celle şu ayeti indirdi: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ} “Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona sizden daha hayırlı eşler verebilir.”
86866. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا ابنُ أبي عديٍّ، عن حميدٍ، عن أنسٍ، قال: قال عمرُ بنُ الخطابِ: بلَغني عن أمهاتِ المؤمنين شيءٌ، فاستَقْريْتُهنَّ أقولُ: لَتَكُفُّنَّ عن رسولِ اللَّهِ ﷺ أو ليُبْدِلَنَّه اللَّهُ أزواجًا خيرًا منكنَّ، حتى أتيتُ على إحدى أمهاتِ المؤمنين، فقالت: يا عمرُ، أما في رسولِ اللَّهِ ﷺ ما يَعِظُ نساءَه حتى تعِظَهنَّ أنت؟ فكفَفْتُ، فأنزَل اللَّهُ تعالى ذكرُه هذه الآيةَ: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ} الآية (¬١).
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiyy, Humeyd'den, o Enes'ten anlattı; [Enes] dedi ki: Ömer b. el-Hattâb şöyle dedi: Müminlerin annelerinden bana bir şey ulaştı. Bunun üzerine: ‘Ya Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e [baskı yapmaktan] vazgeçersiniz ya da Allah ona sizden daha hayırlı eşler verir’ diyerek onları tek tek dolaştım. Nihayet müminlerin annelerinden birinin yanına vardım. Dedi ki: ‘Ey Ömer! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'de hanımlarına öğüt verecek [güç] yok mu ki onlara sen öğüt veriyorsun?’ Bunun üzerine vazgeçtim. Derken zikri yüce olan Allah şu ayeti indirdi: {عَسَى رَبُّهُ إِنْ طَلَّقَكُنَّ أَنْ يُبْدِلَهُ أَزْوَاجًا خَيْرًا مِنْكُنَّ مُسْلِمَاتٍ مُؤْمِنَاتٍ} “Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona sizden daha hayırlı, Müslüman, inanan... eşler verebilir” ayetini indirdi (¬١).
86867. Metin
واختلفتِ القرأةِ في قراءةِ قولِه: {أَنْ يُبْدِلَهُ}؛ فقرَأ ذلك بعضُ قرأةِ مكةَ والمدينةِ والبصرةِ بتشديدِ الدالِ: (يُبَدِّلَه أزواجًا) مِن "التبديل" (¬٢). وقرَأته عامةُ قرأةِ الكوفةِ: {يُبْدِلَهُ} بتخفيفِ الدالِ من "الإبدالِ" (¬٣).
Kurrâ {أَنْ يُبْدِلَهُ} sözünün kıraatinde ihtilaf etti; Mekke, Medine ve Basra kurrâsının bir kısmı bunu “tebdîl (التَّبْدِيل)” mastarından dal harfinin şeddesiyle (يُبَدِّلَه أزواجًا) şeklinde okudu (¬٢). Kûfe kurrâsının geneli ise “if'âl (الإِبْدَال)” mastarından dal harfinin şeddesiz haliyle {يُبْدِلَهُ} şeklinde okudu (¬٣).