21242. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
21243. Metin
القول في تأويل قوله ﷿: {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ}.
Yüce Allah'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden sakının.”
21244. Metin
قال أبو جعفر: يعنى جلَّ ثناؤُه بقوله: {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ}. احْذَروا أيُّها الناسُ ربَّكم في أن تُخالفوه فيما أمركم أو فيما نهاكم، فيُحِلَّ بكم مِنْ عقوبته ما لا قبل لكم به، ثم وصف تعالى ذكرُه نفسه بأنه المتوحِّدُ بخلقِ جميع الأنامِ من شخصٍ واحدٍ، وعرَّف عبادَه كيف كان مبتدأُ انتشائِه ذلك من النفس الواحدة (¬١)، مُنَبِّهَهم بذلك على أن جميعهم بنو رجلٍ واحدٍ وأم واحدةٍ، وأن بعضهم من بعضٍ، وأن حقَّ بعضهم على بعضٍ واجبٌ وجوبَ حقَّ الأخ على أخيه؛ لاجتماعهم في النسب إلى أبٍ واحدٍ وأمِّ واحدةٍ، وأن الذي يَلْزَمُهم مِن رعاية بعضهم حقَّ بعض - وإن بُعد التلاقى في النسب إلى الأب الجامع بينَهم، مثلُ الذي يَلْزَمُهم مِن ذلك في النسب [إلى الأب] (¬٢) الأدنى، وعاطفًا بذلك بعضهم على بعضٍ، ليتناصفوا ولا يَتَظالموا، وليَبْذُلَ القويُّ منهم من نفسه للضعيف حقَّه بالمعروفِ على ما ألزمه الله له، فقال: {الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ}. يعنى: من آدم ﵇.
Ebû Cafer der ki: Şanı yüce olan Allah {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden sakının” sözüyle şunu kastetmektedir: Ey insanlar! Size emrettiği hususlarda veya sizi yasakladığı hususlarda O'na muhalefet etmekten ötürü Rabbinizden sakının ki, karşı koyamayacağınız cezasını üzerinize indirmesin. Sonra Yüce Allah, bütün insanları tek bir şahıstan yaratmada eşsiz olduğunu belirterek Zatını vasfetmiş; kullarına o tek nefisten ilk yaratılışlarının nasıl başladığını bildirmiştir. Böylece hepsinin tek bir babanın ve tek bir annenin çocukları olduğuna, birbirlerinden geldiklerine, tek bir babaya ve tek bir anneye neseben intisap etmede birleştikleri için birbirleri üzerindeki hakkın, kardeşin kardeşi üzerindeki hakkı gibi farz olduğuna dikkat çekmiştir. Yine aralarını birleştiren babaya olan nesep bağı uzaklaşsa bile birbirlerinin hukukunu gözetme yükümlülüğünün, en yakın [babaya olan] nesepteki yükümlülük gibi olduğunu hatırlatmıştır. Birbirlerine adaletle davransınlar, haksızlık etmesinler ve aralarındaki güçlü olan, Allah'ın kendisine farz kıldığı ölçüde zayıfa hakkını güzellikle versin diye onları birbirine şefkatli kılmış ve şöyle buyurmuştur: {الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} “Sizi tek bir nefisten yaratan.” Yani: Âdem aleyhisselâm'dan.
21245. Metin
كما حدَّثنا محمدُ بنُ الحسين، قال: ثنا أحمدُ بنُ المُفضلٍ، قال: ثنا
Nitekim1 bize Muhammed b. el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize2
21246. Metin
أَسْباطُ، عن السُّدِّيِّ: أما خَلْقُكم من نفسٍ واحدةٍ فمن آدم (¬١).
Esbât, es-Süddî'den rivayet etti: “Sizin tek bir nefisten yaratılmanıza gelince, bu Âdem'dendir.”
21247. Metin
حدَّثنا (¬٢) بشرُ بن معاذٍ، قال: ثنا يزيدُ بنُ زُرَيعٍ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادة قولَه: {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ}. يَعْنى: آدم ﷺ (¬٣).
Bize Bişr b. Muâz rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey' rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'nin {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} “Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden sakının” sözü hakkında şöyle dediğini rivayet etti: "Âdem sallallâhu aleyhi ve sellem'i kastetmektedir."
21248. Metin
حدَّثنا [سفيانُ بنُ وكيعٍ، قال: ثنا أبى] (¬٤)، عن سفيان، عن رجلٍ واحدٌ (¬٥)، عن مجاهدٍ: {خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ}. قال: آدمُ (¬٦).
Bize [Süfyân b. Vekî' rivayet edip dedi ki: Bize babam], Süfyân'dan, o bir adamdan, o da Mücâhid'den {خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} “Sizi tek bir nefisten yarattı” ayeti hakkında rivayet etti: "Âdem'dir" dedi.
21249. Metin
ونظيرُ قوله: {مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ}، والمعنيُّ به رجلٌ، قول الشاعرِ (¬٧):
Kastedilen bir erkek olduğu halde {مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} “tek bir nefisten” [şeklinde müennes olarak] buyurmasının bir benzeri, şairin şu sözüdür:
21250. Metin
أبوك خليفةٌ ولدته أخرى … وأنت خليفةٌ ذاك الكمالُ
“Senin baban bir halifedir, onu bir diğeri (kadın) doğurdu … Sen de bir halifesin, işte kemal budur.”
21251. Metin
فقال: ولدته أخرى. وهو يُريدُ الرجل، فأنَّث للفظ الخليفة، وقال تعالى ذكرُه: {مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ}. لتأنيثِ النفس، والمعنى: من رجلٍ واحدٍ، ولو قيل: "من نفس واحدٍ". فأُخْرِج اللفظُ (¬٨) على التذكير للمعنى كان صوابًا.
Şair burada bir erkeği kastettiği halde halife lafzının [müennes kabul edilmesinden] dolayı “onu bir diğeri [müennes olarak] doğurdu” demiştir. Yüce Allah da nefs kelimesinin müennesliği sebebiyle {مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ} “tek bir nefisten” buyurmuştur. Anlamı ise: “Tek bir adamdan/erkekten” demektir. Şayet mana gözetilerek lafız müzekker kılınıp “min nefsin vâhidin” denilseydi, bu da doğru olurdu.
21252. Metin
القولُ في تأويل قوله جلَّ ثناؤه: {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً}.
Şanı yüce olan Allah'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً} “Ondan da eşini yarattı ve ikisinden pek çok erkek ve kadın üretip yaydı.”
21253. Metin
يعنى بقوله جل ثناؤه: {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا}: وخلق من النفس الواحدة زوجها، يعنى بالزوج: الثاني لها. وهو فيما قال أهلُ التأويل، امرأتُها حواءُ.
Şanı yüce olan [Allah], {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا} “Ondan da eşini yarattı” buyruğu ile şunu kastetmektedir: Tek bir nefisten onun eşini yarattı. "Eş" (zevc) ile kastedilen, onun ikincisidir. Bu da tevil ehlinin belirttiğine göre onun hanımı Havva'dır.
21254. Metin
[ذكرُ مَن قال ذلك] (¬١)
[Bunu söyleyenlerin zikri]
21255. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا}. قال: حوّاءُ مِن قُصَيْرَى (¬٢) آدم وهو نائمٌ، فاستيقظ فقال: أثا. بالنَّبطيَّة امرأةٌ (¬٣).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا} “Ondan da eşini yarattı” sözü hakkında rivayet etti, o şöyle dedi: "Âdem uyurken Havva onun en alt kısa kaburga kemiğinden (kuseyrâ) yaratıldı. Âdem uyanınca: 'Esa' dedi ki bu Nabatî dilinde kadın demektir."
21256. Metin
حدَّثني المثَنّى، قال: ثنا أبو حُذَيفةَ، قال: ثنا شبلٌ، عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ مثلَه (¬٤).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet edip dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini rivayet etti.
21257. Metin
حدَّثنا بشرُ بنُ معاذٍ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا}: يَعْنى حوّاء، خُلِقت مِن آدمَ من ضِلَعٍ مِن أضلاعه (¬٥).
Bize Bişr b. Muâz rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti: {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا} “Ondan da eşini yarattı”: "Havva'yı kastetmektedir; o, Âdem'den, onun kaburgalarından bir kaburga kemiğinden yaratılmıştır."
21258. Metin
حدَّثني موسى بنُ هارونَ، قال: ثنا عمرُو بنُ حَمَّادٍ، قال: ثنا أَسْباطُ، عن السُّدِّيِّ، قال: أَسْكن آدمُ الجنةَ، فكان يمشى فيها وَحْشًا ليس له زوجٌ يَسْكُنُ إليها، فنام نومةٌ فاستيقظ، وإذا عند رأسه امرأةٌ قاعدةً، خلقها الله من ضِلعِه، فسألها: ما أنت؟! قالت: امرأَةٌ. قال: ولم خُلِقْتِ؟ قالت: لتَسْكُنَ إليَّ (¬٦).
Bana Mûsâ b. Hârûn rivayet edip dedi ki: Bize Amr b. Hammâd rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî'den rivayet etti, o şöyle dedi: "Âdem cennete yerleştirildi; yanında huzur bulacağı bir eşi olmaksızın orada yapayalnız dolaşıyordu. Derken bir uykuya daldı ve uyandı, bir de baktı ki başucunda oturan bir kadın var; Allah onu kaburga kemiğinden yaratmıştı. Âdem ona: 'Sen nesin?' diye sordu. Kadın: 'Bir kadınım' dedi. Âdem: 'Niçin yaratıldın?' dedi. Kadın: 'Benimle huzur bulasın diye' dedi."
21259. Metin
حدَّثنا ابن حُمَيدٍ، قال: ثنا سلمةُ، عن ابن إسحاق، قال: أَلْقَى على آدم ﷺ السِّنَةَ - فيما بلغنا عن أهل الكتاب من أهل التوراة، وغيرهم من أهل العلم، عن
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Seleme, İbn İshâk'tan rivayet etti, o şöyle dedi: —Tevrat ehlinden olan Ehl-i Kitap'tan ve diğer ilim ehlinden bize ulaştığına göre, [o da]— Âdem'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) üzerine bir uyuklama hali verdi...
21260. Metin
عبد الله بن عباس وغيره - ثم أخَذ ضِلَعًا من أضلاعه مِن شِقِّه الأيسر، ولأَم مكانه لحمًا (¬١)، وآدم نائمٌ لم يَهْبُبْ مِن نومتِه، حتى خلَق اللهُ مِن ضِلَعِه تلك زوجته حَوّاءَ، فسواها امرأةً ليَسْكُنَ إليها، فلما كشَفَ (¬٢) عنه السِّنةَ وهَبَّ مِن نومتِه، رآها إلى جنبِه، فقال - فيما يَزْعُمون والله أعلم -: لحمى ودَمى وزوجتى. فسكن إليها (¬٣).
onun sol yanındaki kaburgalarından bir kaburga kemiği aldı ve onun yerini etle kapattı. Âdem ise uykusundaydı, uykusundan uyanmamıştı. Nihayet Allah onun o kaburga kemiğinden eşi Havva'yı yarattı ve onunla huzur bulsun diye onu bir kadın olarak tesviye etti (biçimlendirdi). Âdem'in üzerinden bu uyuklama hali kalkıp uykusundan uyandığında, onu yanı başında gördü. İddia ettiklerine göre -doğrusunu Allah bilir- şöyle dedi: “Etim, kanım ve eşim!” ve onunla sükûnet buldu.
21261. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ الحسينِ، قال: ثنا أحمدُ بنُ المُفضَّل، قال: ثنا أَسْباطُ، عن السُّدِّيِّ: {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا}: جَعَل مِن آدمَ حوّاءَ (¬٤).
Bana Muhammed b. el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî'den {وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا} “Ondan da eşini yarattı” ayeti hakkında rivayet etti: “Âdem'den Havva'yı var etti.”
21262. Metin
وأما قولُه: {وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً}. فإنه يعنى: ونشر منهما؛ يعنى من آدم وحواء ﵉ رجالًا كثيرًا ونساءً قد رآهم، كما قال جل ثناؤُه: {كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ} [القارعة: ٤]. يقالُ منه: بثَّ الله الخلقَ، وأبَثَّهم.
{وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً} “Ve ikisinden pek çok erkek ve kadın üretip yaydı” sözüne gelince; bu, ikisinden yani Âdem ve Havva aleyhimesselâm'dan, [kulların] gördükleri pek çok erkek ve kadını yayıp çoğalttı demektir. Nitekim şanı yüce olan Allah: {كَالْفَرَاشِ الْمَبْثُوثِ} “Yayılmış pervaneler gibi” [Kâria: 4] buyurmuştur. Bu kökten hareketle: “Allah mahlukatı yaydı/üretti” anlamında "betse'llâhu'l-halka ve ebessehüm" denilir.
21263. Metin
وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويل.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer şeyleri tevil ehli de söylemiştir.
21264. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
21265. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ الحسين، قال: ثنا أحمدُ بنُ المفضَّل، قال: ثنا أَسْباطُ، عن السُّدِّيِّ: {وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً}: وبثَّ: خلَق (¬٥).
Bize Muhammed b. el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî'den {وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً} “Ve ikisinden pek çok erkek ve kadın üretip yaydı” ayeti hakkında rivayet etti: “Ve yaydı: Yarattı demektir.”
21266. Metin
القولُ في تأويل قوله جلَّ ثناؤه: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}:
Şanı yüce olan Allah'ın şu sözünün teviline dair açıklama: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının.”
21267. Metin
اختلفت القرأةُ في قراءة ذلك؛ فقرأته عامَّة قرأة أهل المدينةِ والبصرةِ:
Kurrâ bunun okunuşunda ihtilaf etmiştir; Medine ve Basra ehlinin kurrâsının geneli bunu şöyle okumuştur:
21268. Metin
(تَسَّاءَلُونَ) بالتشديد (¬١)، بمعنى [تَتَساءَلون، ثم أدغم] (¬٢) إحدى التاءين في السين، فجعلهما سينًا مشددةً. وقرَأه بعضُ قرأة الكوفة: {تَسَاءَلُونَ} بالتخفيف (¬٣)، على مثالِ تَفَاعَلون.
Şeddeli olarak (تَسَّاءَلُونَ) [tessâelûne] şeklinde okumuşlardır. Bu, [tetesâelûne anlamındadır; sonra] iki "te" harfinden biri "sin" harfine idğam edilmiş ve böylece şeddeli bir sin haline getirilmiştir. Kûfe kurrâsından bazıları ise bunu {تَسَاءَلُونَ} [tesâelûne] şeklinde şeddesiz (hafif) olarak "tefâalûne" vezninde okumuştur.
21269. Metin
وهما قراءتان معروفتان، ولغتان فَصيحتان، أعنى التشديد والتخفيف في قوله: {تَسَاءَلُونَ}. فبأيِّ ذلك قرأ القارئُ أصاب الصواب فيه؛ لأن معنى ذلك بأيِّ وجْهَيه قُرِيء غيرُ مختلفٍ.
Bunlar bilinen iki kıraat ve fasih iki lehçedir; yani {تَسَاءَلُونَ} “birbirinizden dilekte bulunduğunuz” sözündeki şedde ve şeddesizlik durumu. Okuyan kimse bunlardan hangisiyle okursa okusun doğruyu isabet ettirmiş olur; zira bunun anlamı her iki okunuş tarzında da farklı değildir.
21270. Metin
وأما تأويلُه: {وَاتَّقُوا اللَّهَ}. أيُّها الناسُ، الذي إذا سأل بعضُكم بعضًا سأل به، فقال السائلُ للمسئول: أسألُك بالله، وأَنْشُدُك بالله، وأعزِمُ عليك بالله. وما أشبه ذلك، يقولُ تعالى ذكرُه: فكما تعظِّمون أيُّها الناسُ ربَّكم بألسنتكم، حتى تَرَوا أن مَن أعطاكم عهدَه فأَخْفَرَكُمُوه (¬٤)، فقد أتى عظيمًا، فكذلك فعظِّموه بطاعتكم إياه فيما أمركم به (¬٥)، واجتنابكم ما نهاكم عنه،، واحْذَروا عقابه في (¬٦) مخالفتكم إياه فيما أمركم به أو نهاكم عنه.
{وَاتَّقُوا اللَّهَ} “Allah'tan sakının” sözünün teviline gelince: Ey insanlar! Birbirinizden bir şey istediğinizde adına and vererek talepte bulunduğunuz ve isteyenin istenene: “Allah adına senden istiyorum”, “Allah için sana yalvarıyorum”, “Allah hakkı için sana rica ediyorum” ve benzeri sözler söylediği Allah'tan sakının! Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Dillerinizle Rabbinizi nasıl yüceltiyorsanız -öyle ki bir kimse size ahit verip de onu bozarsa büyük bir cürüm işlemiş olduğunu görüyorsunuz- O'na emrettiği şeylerde itaat ederek ve yasakladığı şeylerden kaçınarak da O'nu aynı şekilde yüceltin; O'nun size emrettiği veya yasakladığı şeylerde O'na muhalefet etmekten ötürü cezasından sakının!
21271. Metin
كما حدَّثنى المُثَنّى، قال: ثنا إسحاقُ، قال: ثنا أبو زُهَيرٍ، عن جُوَيبِرٍ، عن الضحّاكِ في قوله: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ}. قال: يَقُولُ: اتقوا الله الذي به تَعَاقدون وتَعاهَدون ٧.
Nitekim bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize İshâk rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Züheyr, Cüveybir'den, o da ed-Dahhâk'tan {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının” sözü hakkında rivayet etti; [Dahhâk] şöyle dedi: “[Yüce Allah:] ‘Adına birbirinizle akitleşip ahitleştiğiniz Allah'tan sakının’ buyurmaktadır.”7
21272. Metin
حدَّثني المُثَنّى، قال: ثنا إسحاقُ، قال: ثنا ابن أبى جعفرٍ، عن أبيه، عن الرَّبيع: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ}. يَقُولُ: اتقوا الله الذي به تَعاقَدون وتَعاهَدون (¬١).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize İshâk rivayet edip dedi ki: Bize İbn Ebî Cafer, babasından, o da er-Rebî'den rivayet etti: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının.” Şöyle demektedir: “Adına birbirinizle sözleşip ahitleştiğiniz Allah'tan sakının.”
21273. Metin
حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حجّاجٌ، عن [ابن أبي جعفرٍ، عن أبيه] (¬٢)، عن [الرَّبيع بن أنسٍ بمثله.
Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bana Haccâc, [İbn Ebî Cafer'den, o da babasından], o da [er-Rebî' b. Enes'ten benzerini rivayet etti.
21274. Metin
حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: حدَّثني حَجّاجٌ، عن ابن جُرَيْجٍ، قال: قال] (¬٣) ابن عباسٍ: {تَسَاءَلُونَ بِهِ}. قال: تعاطفون به (¬٤).
Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc'den rivayet edip dedi ki: Dedi ki] İbn Abbâs: {تَسَاءَلُونَ بِهِ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz” hakkında şöyle demiştir: “Adına birbirinize şefkat gösterdiğiniz.”
21275. Metin
وأما قولُه: {وَالْأَرْحَامَ}. فإن أهل التأويل اختلَفوا في تأويله؛ فقال بعضُهم: معناه واتقُوا الله الذي إذا سألتم بينكم، قال السائلُ للمسئول: أسألُك به وبالرَّحم.
{وَالْأَرْحَامَ} “Ve akrabalık haklarından” sözüne gelince; tevil ehli bunun tevilinde ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Bunun anlamı, “Aralarınızda bir şey istediğiniz vakit isteyenin istenene: 'Allah adına ve akrabalık/rahim hakkı için senden istiyorum' dediği Allah'tan sakının” demektir.
21276. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
21277. Metin
حدَّثنا ابن حُميدٍ، قال: ثنا حَكّامٌ، عن عمرٍو، عن منصورٍ، عن إبراهيم: (اتَّقُوا اللَّهَ الذي تساءلُونَ به والأرحام) ٥. [يَقُولُ: اتقوا الله الذي تعاطفون بهِ. (والأرحام)] ٦، يقول: الرجلُ يَسْأَلُ بالله وبالرحم ٧.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Hekkâm, Amr'dan, o Mansûr'dan, o da İbrâhim'den [şöyle dediğini] rivayet etti: (اتَّقُوا اللَّهَ الذي تساءلُونَ به والأرحام) “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının”5. [Şöyle demektedir: 'Kendisi hürmetine birbirinize merhamet ve şefkat gösterdiğiniz Allah'tan sakının.' (والأرحام) “ve akrabalık haklarından da”]6, şöyle demektedir: “Kişinin 'Allah adına ve akrabalık hakkı için' istemesidir.”7
21278. Metin
حدَّثني يعقوبُ بنُ إبراهيم، قال: ثنا هُشَيمٌ، عن مُغيرةَ، عن إبراهيمَ، قال: هو كقول الرجلِ: أسألك بالله أسألُكَ (¬١) بالرحم، يَعنى قوله: (اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ به وَالأَرْحَامِ) (¬٢).
Bana Ya'kūb b. İbrâhim rivayet edip dedi ki: Bize Huşeym, Mugîre'den, o da İbrâhim'den rivayet etti, o şöyle dedi: “Bu, kişinin 'Allah adına senden istiyorum, rahim (akrabalık) hakkı için senden istiyorum' demesi gibidir.” (اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ به وَالأَرْحَامِ) “Adına ve akrabalık hakkına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının” sözünü kastetmektedir.
21279. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ بَشَّارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن منصورٍ، عن إبراهيمَ: (اتَّقُوا الله الذي تَسَاءَلُونَ بِه والأَرْحَامِ). قال: يَقولُ: أسألُك بالله وبالرحم" (¬٣).
Bize Muhammed b. Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Mansûr'dan, o da İbrâhim'den rivayet etti: (اتَّقُوا الله الذي تَسَاءَلُونَ بِه والأَرْحَامِ) “Adına ve akrabalık hakkına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının.” Şöyle demiştir: “'Allah adına ve rahim (akrabalık) hakkı için senden istiyorum' demesidir.”
21280. Metin
حدَّثنا أبو كُريبٍ، قال: ثنا هُشَيمٌ، عن مُغيرة، عن إبراهيمَ: هو كقولِ الرجلِ: أسألُك بالرحمِ.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Huşeym, Mugîre'den, o da İbrâhim'den rivayet etti: “Bu, kişinin 'Rahim (akrabalık) hakkı için senden istiyorum' demesi gibidir.”
21281. Metin
حدَّثنا ابن بَشَّارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمن، قال: ثنا سفيانُ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: (اتَّقُوا اللَّهَ الذِي تَسَاءَلُونَ بِه والأَرْحَامِ). قال: يَقُولُ: أسألك بالله وبالرحم (¬٤).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den (اتَّقُوا اللَّهَ الذِي تَسَاءَلُونَ بِه والأَرْحَامِ) “Adına ve akrabalık hakkına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının” ayeti hakkında rivayet etti, o şöyle demiştir: “'Allah adına ve rahim (akrabalık) hakkı için senden istiyorum' demesidir.”
21282. Metin
حدَّثنا المثنى، قال: ثنا الحمّانيُّ، قال: ثنا شَرِيكٌ، عن منصورٍ أو مُغيرةَ، عن إبراهيمَ في قوله: (اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِى تَسَاءَلُونَ بِه والأَرْحَامِ). قال: هو قولُ الرجل: أسألك بالله وبالرَّحِمِ.
Bize el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize el-Himmânî rivayet edip dedi ki: Bize Şerîk, Mansûr veya Mugîre'den, o da İbrâhim'den (اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِى تَسَاءَلُونَ بِه والأَرْحَامِ) “Adına ve akrabalık hakkına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının” sözü hakkında rivayet etti, o şöyle dedi: “Bu, kişinin 'Allah adına ve rahim (akrabalık) hakkı için senden istiyorum' sözüdür.”
21283. Metin
حدَّثني المُثَنّى، قال: ثنا سُوَيدٌ، قال: أخْبرَنا ابن المُبَارَكِ، عن مَعْمَرٍ، عن الحسن، قال: هو قولُ الرجلِ: أَنْشُدُك بالله وبالرحمِ ٤.
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Süveyd rivayet edip dedi ki: Bize İbnü'l-Mübârek, Ma'mer'den, o da el-Hasan'dan bildirdi, o şöyle demiştir: “Bu, kişinin: 'Allah adına ve rahim (akrabalık) hakkı için senden diliyorum/istirham ediyorum' sözüdür.” 4
21284. Metin
قال أبو جعفرٍ: وعلى هذا التأويل قرأ (¬١) بعضُ مَن قرأ قوله: (والأرْحامِ) بالخفض، عطفًا بالأرحام على الهاء التي في قوله: {بِهِ} (¬٢). كأنه أراد: واتقوا الله الذي تَسَاءَلون به وبالأرحام. فعطف بظاهر على مكنيٍّ مخفوضٍ، وذلك غيرُ فصيحٍ من الكلام عند العرب؛ لأنها [لا تَنْسُقُ بظاهرٍ على مَكْنيٍّ] (¬٣) في الخفضِ إلا في ضرورة شعرٍ، وذلك لضيق الشِّعرِ. وأما الكلام فلا شيء يضطرُّ المتكلم إلى اختيار المكروه من المنطق والردئ في الإعراب منه، ومما جاء في الشعر من ردِّ ظاهرٍ على مكنيٍّ في حال الخفض قولُ الشاعر (¬٤):
Ebû Cafer der ki: Bu tevile dayanarak, (والأرْحامِ) sözünü cer (kesre) ile okuyanlar, “el-erhâmi” kelimesini {بِهِ} “kendisiyle” ifadesindeki “he” zamirine atfetmişlerdir; sanki: “Kendisiyle ve akrabalık bağıyla birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının” demek istemiştir. Böylece açık bir ismi (zâhir), mecrur olan bir zamire (müknâ) atfetmiştir. Bu ise Arapların kelamında fasih sayılmaz; çünkü onlar şiirin darlığından ötürü sadece şiir zaruretinde zâhir ismi mecrur zamire atfederler. Düz konuşmada ise konuşanı, ifadenin hoş karşılanmayanını ve irabın kusurlusunu seçmeye zorlayan hiçbir şey yoktur. Cer durumundaki zamire zâhir ismin atfedilmesine dair şiirde gelen örneklerden biri şairin şu sözüdür:
21285. Metin
نُعَلِّقُ (¬٥) في مثل السَّوارِى سُيوفنا … وما بينها والكَعْب [غَوْطٌ نَفَائِفُ] (¬٦)
“Kılıçlarımızı sütunlar gibi [uzun boylu adamların boyunlarına] asarız … Kılıçlar ile topuk kemikleri arasında [uçsuz bucaksız mesafeler vardır].”
21286. Metin
فعطف بالكعب، وهو ظاهرٌ، على الهاءِ والألف في قوله: "بينها". وهى مكنيةٌ.
Burada açık bir isim olan "el-ka'b" kelimesini, "beynehâ" sözündeki zamir olan "hâ" harfine atfetmiştir.
21287. Metin
وقال آخرون: بل ٧ تأويل ذلك: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ}. واتقوا الأرحام أن تَقْطَعوها.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis 7 bunun tevili şöyledir: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının”. Akrabalık bağlarını koparmaktan da sakının.
21288. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
21289. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ الحسين، قال: ثنا أحمدُ بن المُفَضَّل، قال: ثنا أَسْباطُ، عن السُّدِّي في قوله: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}. يَقُولُ: اتقُوا الله واتقوا الأرحام لا تقطعوها (¬١).
Bize Muhammed b. el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî'den {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının” sözü hakkında rivayet etti: “Şunu demektedir: Allah'tan sakının ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.”
21290. Metin
حدَّثنا بشرُ بنُ مُعاذٍ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا} (¬٢). ذُكر لنا أن نبيَّ الله ﷺ كان ما يَقُولُ: "اتقوا الله وصِلُوا الأرحامَ، فإنه أبقى لكم في الدنيا، وخيرٌ لكم في الآخرة" (¬٣).
Bize Bişr b. Muâz rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının. Şüpheshesiz Allah sizin üzerinizde tam bir gözetleyicidir” ayeti hakkında rivayet etti: Bize zikredildiğine göre Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu: “Allah'tan sakının ve akrabalık bağlarını gözetin; zira bu dünyada sizin [namınızın] devamı için daha kalıcı, ahirette ise sizin için daha hayırlıdır.”
21291. Metin
حدَّثنا عليُّ بنُ داودَ، قال: ثنا عبدُ الله بنُ صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ بنُ صالحٍ، عن عليِّ بن أبى طلحة، عن ابن عباسٍ في قوله: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}. يَقُولُ: اتقوا الله الذي تَسَاءلون به، واتقوا الله في الأرحام فصِلُوها (¬٤).
Bize Ali b. Dâvûd rivayet edip dedi ki: Bize Abdullah b. Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye b. Sâlih, Ali b. Ebî Talha'dan, o da İbn Abbâs'tan {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının” sözü hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Şunu demektedir: Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının ve akrabalık hakları konusunda da Allah'tan sakınıp o bağları gözetin.”
21292. Metin
حدَّثنا أبو كُريبٍ، قال: ثنا هُشَيمٌ، عن منصورٍ، عن الحسنِ في قوله: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}. قال: اتقوا الله الذي تَسَاءَلون به، واتَّقوه في الأرحام (¬٥).
Bize Ebû Kureyb rivayet edip dedi ki: Bize Huşeym, Mansûr'dan, o da el-Hasan'dan {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının” sözü hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının ve akrabalık bağları hususunda da O'ndan sakının.”
21293. Metin
حدَّثنا سفيانُ، قال: ثنا أبى، عن سفيان، عن خُصيفٍ، عن عِكْرِمَةَ في قولِ
Bize Süfyân rivayet edip dedi ki: Bize babam, Süfyân'dan, o Husayf'tan, o da İkrime'den [Allah Azze ve Celle'nin] sözü hakkında...
21294. Metin
الله ﷿: {الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}. قال: اتَّقوا الأرحام أن تَقْطَعوها (¬١).
sözü hakkında rivayet etti: {الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz [Allah'tan] ve akrabalık haklarına riayetsizlikten [sakının]”. Şöyle demiştir: “Akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.”
21295. Metin
حدَّثنا الحسنُ بنُ يَحيى، قال: أخْبرَنا عبدُ الرزاقِ، قال: أَخبرنا مَعْمَرٌ، عن الحسنِ في قوله: (اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِى تَسَاءَلُونَ بِهِ والأَرْحَامِ). قال: هو قولُ الرجلِ: أنشدك باللهِ والرَّحِم (¬٢).
Bize el-Hasan b. Yahyâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verip dedi ki: Bize Ma'mer, el-Hasan'dan {اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِى تَسَاءَلُونَ بِهِ والأَرْحَامِ} “Adına ve akrabalık hakkına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının” sözü hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Bu, kişinin 'Allah adına ve akrabalık hakkı için senden diliyorum' demesidir.”
21296. Metin
حدَّثنا الحسنُ بنُ يَحيى، قال: أخْبرَنا عبدُ الرزاقِ، قال: أخْبرَنا مَعْمَرٌ، عن قتادةَ، أن النبي ﷺ قال: "اتقُوا الله وصلُوا الأرحام" (¬٣).
Bize el-Hasan b. Yahyâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdürrezzâk haber verip dedi ki: Bize Ma'mer, Katâde'den rivayet etti ki Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allah'tan sakının ve akrabalık bağlarını gözetin.”
21297. Metin
حدَّثنى المُثَنّى، قال: ثنا أبو حُذيفة، قال: ثنا شِبلٌ، عن ابن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ: {الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}. قال: اتقُوا الأرحام أن تَقْطَعوها (¬٤).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet edip dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz [Allah'tan] ve akrabalık haklarına riayetsizlikten [sakının]” hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Akrabalık bağlarını koparmaktan sakının.”
21298. Metin
حدَّثنى المُثَنّى، قال: ثنا إسحاقُ، قال: ثنى أبو زُهَيرٍ، عن جُوَيبرٍ، عن الضحّاك في قوله: {الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}. قال: يَقُولُ: واتَّقُوا الله في الأرحام فصِلُوها (¬٥).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize İshâk rivayet edip dedi ki: Bana Ebû Züheyr, Cüveybir'den, o da ed-Dahhâk'tan {الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz [Allah'tan] ve akrabalık haklarına riayetsizlikten [sakının]” sözü hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Şöyle buyurmaktadır: Akrabalık bağları hususunda Allah'tan sakının ve o bağları gözetin!”
21299. Metin
حدَّثني المُثنّى، قال: ثنا إسحاقُ، قال: ثنا ابن أبى جعفرٍ، عن أبيه، عن الربيع: (اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِى تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامِ). قال: يَقُولُ: واتَّقُوا الله في الأرحامِ فصِلُوها ٦.
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize İshâk rivayet edip dedi ki: Bize İbn Ebî Ca'fer, babasından, o da er-Rebî'den {اتَّقُوا اللَّهَ الَّذِى تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامِ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık [haklarına riayetsizlikten] sakının” [ayeti hakkında] rivayet etti; şöyle demiştir: “Şöyle buyurmaktadır: Akrabalık bağları hususunda Allah'tan sakının ve onları gözetip sıla-i rahim yapın.”6
21300. Metin
حدَّثني المُثَنَّى، قال: ثنا إسحاقُ، عن [عبد الرحمن] (¬١) بن أبى حمادٍ، [وأخْبرَنا أبو جعفرٍ] (¬٢) الخَزّازُ، عن جويبرٍ، عن الضحّاكِ، أن ابن عباسٍ كان يَقْرَأُ: {وَالْأَرْحَامَ}. يَقُولُ: اتقوا الله لا تَقْطَعوها (¬٣).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize İshâk, [Abdurrahman] b. Ebî Hammâd'dan rivayet etti, [bize Ebû Ca'fer] el-Hazzâz, Cüveybir'den, o da ed-Dahhâk'tan rivayet etti ki İbn Abbâs {وَالْأَرْحَامَ} “ve akrabalık bağlarını” şeklinde okur ve şöyle derdi: “Allah'tan sakının da onları koparmayın.”
21301. Metin
حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حَجّاجٌ، عن ابن جُرَيْجٍ، قال: قال ابن عباسٍ: يقولُ اتَّقُوا الأرحام (¬٤).
Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bana Haccâc, İbn Cüreyc'den rivayet etti, şöyle dedi: İbn Abbâs: “Akrabalık bağlarını koparmaktan sakının demektir” demiştir.
21302. Metin
حدَّثنا القاسمُ، قال: ثنا الحسينُ، قال: ثنى حَجّاجٌ، عن ابن أبي جعفر، عن أبيه، عن الرَّبيع، قال: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}: أَن تَقْطَعوها (¬٥).
Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bana Haccâc, İbn Ebî Ca'fer'den, o babasından, o da er-Rebî'den rivayet etti, şöyle demiştir: “{وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} ‘Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının’: Onları koparmaktan [sakının demektir].”
21303. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخْبرَنا ابن وَهْبٍ، قال: قال ابن زِيدٍ في قوله: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ [وَالْأَرْحَامَ}. قال: يقولُ: اتقوا الله الذي تساءلون به] (¬٦) واتَّقُوا الأرحام أن تَقْطَعُوها .. وقرأ: {وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ} (¬٧) [الرعد: ٢١].
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ [وَالْأَرْحَامَ}. قال: يقولُ: اتقوا الله الذي تساءلون به] “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz [Allah'tan sakının ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının]” sözü hakkında şöyle demiştir: “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının demektir.” Ve {وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ} “Onlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği bağı korurlar” [er-Ra'd: 21] ayetini okudu.
21304. Metin
قال أبو جعفرٍ: وعلى هذا التأويل قرأ ذلك من قرأه نصبًا، بمعنى واتَّقُوا الله الذي تساءلون به، واتقُوا الأرحام أن تَقْطَعوها، عطفا بالأرحام في إعرابها بالنصب على اسم الله تعالى ذكره.
Ebû Ca'fer [et-Taberî] dedi ki: Bu tevil üzere burayı nasb (üstün) ile okuyan kimse; "el-erhâm" kelimesini irabında nasb ile zikri yüce olan Allah'ın ismine atfederek, "Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan sakının ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının" manasında okumuştur.
21305. Metin
قال: والقراءةُ التي لا أَسْتَجِيزُ لقارئ أن يقرأ غيرَها في ذلك النصبُ: {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ}.
Dedi ki: Hiçbir okuyucunun bundan başkasını okumasını caiz görmediğim kıraat; {وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ} “Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının” ayetindeki nasb (üstün) okuyuşudur.
21306. Metin
بمعنى: واتقوا الأرحام أن تقطعوها؛ لما قد بينّا من أن العرب لا تَعْطِفُ بظاهرٍ من الأسماء على مكنيٍّ في حال الخفض إلا في ضرورة شعرٍ، على ما وصَفْتُ قبلُ.
Bu da “Akrabalık bağlarını koparmaktan sakının” manasındadır. Zira daha önce açıkladığım üzere Araplar, şiir zarureti müstesna, cer halindeki bir zamire zâhir bir ismi asla atfetmezler.
21307. Metin
القولُ في تأويل قوله جل ثناؤه: {إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا (١)}.
Sena-yı Yüce olan Allah'ın şu sözünün tevili hakkındaki görüş: {إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا (١)} “Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde tam bir gözetleyicidir (1)”.
21308. Metin
قال أبو جعفر: يعنى تعالى ذكرُه بذلك: إن الله لم يَزَلْ عليكم رقيبًا، ويَعْنى بقوله: {عَلَيْكُمْ}: على الناس الذين قال لهم: {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ}.
Ebû Ca'fer der ki: Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Şüphesiz Allah, üzerinizde daima tam bir gözetleyicidir. {عَلَيْكُمْ} “sizin üzerinizde” sözüyle de kendilerine: {يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ} “Ey insanlar! Rabbinizden sakının” diye hitap ettiği insanları kastetmektedir.
21309. Metin
و [إنما قال {عَلَيْكُمْ} وهو يعنى الذين خوطبوا بالآية ومن قد مضى من بنى آدم؛ لأن] (¬١) المخاطَب والغائب إذا اجتمَعا في الخبر، فإن العرب تُخْرِج الكلامَ على الخطاب، فتقولُ - إذا خاطَبَتْ رجلًا واحدًا أو جماعةً فعَلتْ هي وآخرون غُيَّبٌ معهم فعلًا -: فعلتم كذا، وصنعتم كذا.
Ayette hem kendilerine hitap edilenleri hem de Âdemoğullarından geçmiş olanları kastettiği halde [{عَلَيْكُمْ} demesi şundandır: Çünkü] haberde muhatap ile gaib bir araya geldiğinde Araplar sözü muhatap kipi üzerinden kurarlar. Nitekim tek bir kişiye yahut yanlarında bulunmayan gaib kimselerle birlikte bir fiil işlemiş bir topluluğa hitap ettiklerinde: “Şöyle yaptınız, böyle ettiniz” derler.
21310. Metin
ويعنى بقوله: {رَقِيبًا}: حفيظًا مُحْصِيًا عليكم أعمالَكم، مُتَفَقِّدًا رعايتكم حرمة أرحامكم وصِلتَكم إياها، أو قَطْعَكُمُوها وتضييعَكم حرمتَها.
{رَقِيبًا} “tam bir gözetleyici” sözüyle ise; amellerinizi tam manasıyla koruyup sayan, akrabalık bağlarınızın hukukunu gözetip gözetmediğinizi yahut onları koparıp hukukunu zayi edip etmediğinizi denetleyen anlamını kastetmektedir.
21311. Metin
كما حدَّثنا المُثَنّى، قال: ثنا أبو حُذيفةَ، قال: ثنا شِبْلٌ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا} له: حفيظًا (¬٢).
Nitekim bize el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet edip dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا} “Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde tam bir gözetleyicidir” ayeti hakkında rivayet etti; ona göre [bunun anlamı] “tam bir koruyucudur” demektir.
21312. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخْبرَنا ابن وَهْبٍ، قال: سمعت ابن زيدٍ في قولِه: {إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا}. على أعمالكم، يَعْلَمُها ويَعْرفُها ٣.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd'in, {إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا} “Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde tam bir gözetleyicidir” ayeti hakkında şöyle dediğini işittim: "[Yani] amellerinizi bilip tanıyan bir gözetleyicidir."3
21313. Metin
ومنه قولُ أبى دُوادٍ الإيادِيِّ (¬١):
Ebû Düâd el-İyâdî'nin şu beyti de bu anlamdadır:
21314. Metin
كمقاعِد الرُّقباء للضُّـ … ـــرباءِ أيديهم نواهِدْ (¬٢)
“Kumar oynayanların gözlemcilerinin oturuşu gibidir … elleri havaya kalkmış halde.”
21315. Metin
القولُ في تأويل قوله: {وَآتُوا الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}.
Yüce Allah'ın şu sözünün tevili hakkındaki görüş: {وَآتُوا الْيَتَامَى أَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Yetimlere mallarını verin ve temizi pis olanla değişmeyin”.
21316. Metin
قال أبو جعفرٍ: يَعنى بذلك تعالى ذكرُه أوصياء اليتامى، يَقُولُ لهم: وأعطُوا يا معشَرَ أوصياءِ اليتامى اليتامى (¬٣) أموالهم، إذا هم بلغوا الحُلُمَ، وأُويس منهم الرُّشْدُ، {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} يَقُولُ: ولا تَسْتَبدلوا الحرام عليكم من أموالهم بأموالكم الحلال لكم.
Ebû Ca'fer der ki: Yüce Allah bununla yetimlerin vasilerini kastetmekte ve onlara şöyle buyurmaktadır: Ey yetimlerin vasileri topluluğu! Yetimler ergenlik çağına ulaştıklarında ve kendilerinde rüşd (olgunluk) görüldüğünde onlara mallarını verin! {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Ve temizi pis olanla değişmeyin” yani: Onların mallarından size haram olanı, kendi mallarınızdan size helal olanla değiştirmeyin!
21317. Metin
كما حدَّثنا محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، عن ابن أبى نَجيحٍ، عن مجاهدٍ في قول الله جل وعز: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}. قال: الحلال بالحرام (¬٤).
Nitekim bize Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den Aziz ve Celil olan Allah'ın: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Ve temizi pis olanla değişmeyin” kavli hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Helali haramla [değişmeyin].”
21318. Metin
حدَّثنى المُثَنّى، قال: ثنا أبو حُذَيفةَ، قال: ثنا شِبْلٌ، عن ابن أبي نجيحٍ، -، عن مجاهدٍ مثله (¬٥).
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Huzeyfe rivayet edip dedi ki: Bize Şibl, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den aynısını rivayet etti.
21319. Metin
حدَّثنا سفيانُ بنُ وكيعٍ، قال: ثنا أبى، قال: ثنا سفيانُ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قوله: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}. قال: الحرام مكانَ الحلال ٥.
Bize Süfyân b. Vekî‘ rivayet edip dedi ki: Bize babam rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den O'nun: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Ve temizi pis olanla değişmeyin” kavli hakkında rivayet etti; [Mücâhid] şöyle demiştir: “[Yani] helalin yerine haramı [koymayın].” 5
21320. Metin
قال أبو جعفرٍ: ثم اختلف أهلُ التأويلِ في صفة تبدُّلهم الخبيث (¬١) بالطَّيبِ الذي نُهُوا عنه ومعناه؛ فقال بعضُهم: كان أوصياءُ اليتامى يَأْخُذون الجيدَ مِن مالِهم (¬٢) والرفيعَ منه، ويجعلون مكانه لليتيم الردئ والخسيسَ، فذلك تبديلُهم الذي نهاهم الله تعالى عنه.
Ebû Ca'fer der ki: Ardından tevil ehli, kendilerine yasaklanan “habîs (kötü/haram) olanı tayyib (iyi/helal) olanla değiştirme”nin niteliği ve anlamı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Yetimlerin vasileri, yetimin malından kaliteli ve değerli olanı alıp yerine ona adi ve değersiz olanı koyarlardı; işte bu, Allah Teâlâ'nın kendilerini nehyettiği değiştirmedir.
21321. Metin
ذكرُ مِن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
21322. Metin
حدَّثنا أبو كُرَيبٍ، قال: ثنا ابن يَمانٍ، عن سفيانَ، عن مُغيرة، عن إبراهيمَ: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}. قال: لا تُعْطِ زَيْفًا وتأخذ جيدًا (¬٣).
Bize Ebû Kureyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân'dan, o Mugîre'den, o da İbrâhîm'den {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Ve temizi pis olanla değişmeyin” hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Sahtesini verip iyisini alma!”
21323. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابن يمانٍ، عن سفيان، عن السديِّ، وعن يحيى بن سعيدٍ، عن سعيدٍ بن المسيبِ، ومَعْمَرٍ عن الزهريِّ، قالوا: يُعْطِى مَهْزولًا ويَأْخُذُ سمينًا.
Bize Ebû Kureyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân'dan, o es-Süddî'den; yine [Süfyân], Yahyâ b. Saîd'den, o Saîd b. el-Müseyyeb'den; yine [Süfyân], Ma'mer'den, o ez-Zührî'den rivayet etti ki onlar şöyle demişlerdir: “[Vasi] zayıf ve cılız olanı verip semiz olanı alır.”
21324. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابن يمانٍ عن سفيانَ، عن رجلٍ، عن الضحاك، قال: لا تُعْطِ فاسدًا وتَأْخُذَ جيدًا (¬٤).
Bize Ebû Kureyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân'dan, o bir adamdan, o da ed-Dahhâk'tan rivayet etti, şöyle demiştir: “Bozuk olanı verip sağlam ve kaliteli olanı alma!”
21325. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ الحسين، قال: ثنا أحمدُ بنُ المُفَضَّلِ، قال: ثنا أَسْباطُ، عن السُّدِّيِّ: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}: كان أحدُهم يَأْخُذُ الشاةَ السمينةَ مِن غنمِ
Bize Muhammed b. el-Huseyn rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî'den rivayet etti: { وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ } “Temizi pis olanla (helali haramla) değişmeyin!” [ayeti hakkında şöyle dedi]: “Onlardan biri yetimin koyunları arasından semiz koyunu alır...
21326. Metin
اليتيم، ويَجْعَلُ (¬١) مكانَها الشاةَ المهزولة، ويَقُولُ: شاةٌ بشاةٍ. ويَأْخُذُ الدرهم الجيدَ ويَطْرَحُ مكانَه الزيفَ، ويَقُولُ: درهمٌ بدرهمٍ (¬٢).
onun yerine zayıf koyunu koyar ve: 'Koyuna koyun' derdi. Kaliteli dirhemi alıp yerine sahte dirhemi koyar ve: 'Dirheme dirhem' derdi.”
21327. Metin
وقال آخرون: بل معنى ذلك: لا تَسْتَعْجِلِ الرزقَ الحرامَ وتَأْكُلُه قبل أن يَأتيَك الذي قد قُدِّر لك من الحلال.
Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun anlamı şudur: Haram rızık için acele edip sana takdir edilmiş olan helal rızık gelmeden önce onu yeme!
21328. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri
21329. Metin
حدَّثنا أبو كُريبٍ، قال: ثنا ابن يمانٍ، عن سفيانَ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}. قال: لا تَعْجَلْ بالرزق الحرام قبل أن يأتيك الحلالُ الذي قُدِّر لك (¬٣).
Bize Ebû Kureyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Ve temizi pis olanla değişmeyin” hakkında rivayet etti, şöyle demiştir: “Sana takdir edilmiş olan helal rızık gelmeden önce haram rızık için acele etme!”
21330. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابن يمانٍ عن سفيانَ، عن إسماعيل، عن أبي صالحٍ مثله (¬٤).
Bize Ebû Kureyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Yemân, Süfyân'dan, o İsmâil'den, o da Ebû Sâlih'ten aynısını rivayet etti.
21331. Metin
وقال آخرون: بل معنى ذلك كالذى حدَّثني يونسُ بنُ عبد الأعلى، قال: أخْبرَنا ابن وَهْبٍ، قال: قال ابن زيدٍ في قوله: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}. قال: كان أهلُ الجاهلية لا يُورِّثون النساء ولا يُوَرِّثون الصغارَ، يَأْخُذُه الأكبرُ، وقرأ: {وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ} [النساء: ١٢٧]. قال: إذا لم يَكُنْ لهن ٥ شيءٌ، {وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْوِلْدَانِ} لا [تُوَرِّثُونَهم شيئًا] ٦، قال: فنصيبُه من الميراث
Başkaları ise şöyle demiştir: Aksine bunun anlamı, Yûnus b. Abdile'lâ'nın bana rivayet ettiği şu söz gibidir: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Ve temizi pis olanla değişmeyin” kavli hakkında şöyle demiştir: Câhiliye ehli kadınlara miras vermez, küçük çocuklara da miras vermezdi; [mirasın tamamını sadece] en büyük [erkek çocuk] alırdı. Ve [İbn Zeyd], {وَتَرْغَبُونَ أَنْ تَنْكِحُوهُنَّ} [en-Nisâ: 127] “ve kendilerini nikâhlamak istediğiniz [yetim kadınlar]” ayetini okudu ve: Onların5 [kendilerine ait] hiçbir şeyleri olmadığında... {وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الْوِلْدَانِ} “ve çocuklardan zavallı/zayıf bırakılmış olanlar” [ayetini okuyarak], [onlara hiçbir şey miras bırakmazdınız]6, dedi. [İbn Zeyd devamla] dedi ki: İşte onun mirastan payına düşen
21332. Metin
طيبٌ، وهو للذى أخَذه خبيثٌ (¬١).
[Yetimin kendi hissesi aslında] temiz ve helaldir; fakat onu haksızca gasp eden için ise haram ve pistir.
21333. Metin
قال أبو جعفرٍ: وأولى هذه الأقوال بتأويل هذه الآية قولُ مَن قال: تأويلُ ذلك: ولا تَتَبدَّلوا أموالَ أيتامكم - أيُّها الأوصياءُ - الحرام عليكم، الخبيثَ لكم، فتأخُذوا رفائعَها وجيادَها وخيارَها، بالطيبِ الحلالِ لكم من أموالكم [وتجعلوا] (¬٢) الردئ الخسيسَ بدلًا منه. وذلك أن تَبَدُّلَ الشئِ بالشئِ في كلام العربِ، أَخْذُ شيءٍ مكان آخر غيره، يُعْطِيه المأخوذ منه أو يَجْعَلُه مكان الذي أخَذه، فإذ كان ذلك معنى التَّبَدُّلِ والاستبدال، فمعلومٌ أن الذي قاله ابن زيدٍ - من أن معنى ذلك هو أخذُ أكبر ولد الميتِ جميعَ مالِ ميْتِه ووالده دونَ صغارِهم إلى ماله - قولٌ لا معنى له؛ لأنه إذا أخذ الأكبرُ من ولدِه جميع مالِه دونَ الأصاغر منهم، فلم يَسْتَبْدِلْ مما أَخَذ شيئًا، فما التبدُّلُ الذي قاله جل ثناؤه: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ}. ولم يبذُل الآخِذُ مكان المأخوذ بدلًا؟
Ebû Ca'fer der ki: Bu ayetin tevili hususunda bu görüşlerin en isabetli olanı şöyle diyenin görüşüdür: Bunun tevili: Ey vasiler! Yetimlerinizin size haram ve habis olan mallarını alıp onların değerli, kaliteli ve seçkinlerini kendi mallarınızdan size helal ve tayyib olan mallarınızla değişmeyin, [ve onların] yerine adi ve değersiz olanları koymayın! Çünkü Arap kelamında bir şeyi bir şeyle tebeddül etmek (değiştirmek); bir şeyin yerine başka bir şeyi almak ve elinden mal alınan kişiye onun karşılığını vermek yahut aldığının yerine onu koymaktır. Tebeddül ve istibdal kelimelerinin anlamı bu olduğuna göre; İbn Zeyd'in, bunun anlamının ölünün büyük çocuğunun, küçükleri mahrum bırakarak ölünün ve babasının bütün malını kendi malına katması olduğu yönündeki sözünün hiçbir anlam taşımadığı açıktır. Zira ölünün büyük çocuğu, küçükleri mahrum bırakıp bütün malı aldığında, aldığı şeyin karşılığında hiçbir şeyi tebdil etmiş (değişmiş) olmaz. Alan kimse alınan şeyin yerine bir bedel vermemişken, Sena-yı Yüce olan Allah'ın: {وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَبِيثَ بِالطَّيِّبِ} “Ve temizi pis olanla değişmeyin” buyruğundaki tebeddül (değişme) nerede kalır?
21334. Metin
وأما الذي قاله مجاهدٌ وأبو صالحٍ من أن معنى ذلك: لا تَتَعَجَّل الرزقَ الحرامَ قبلَ مجئ الحلال. فإنهما أيضًا إن لم يَكُونا أرادا بذلك نحو الذي رُوى عن ابن مسعودٍ أنه قال: إن الرجلَ ليُحْرَمُ الرزقَ بالمعصيةِ يَأْتيها. ففسادُه نظيرُ فسادِ قول ابن زيدٍ؛ لأن من اسْتَعْجَل الحرام فأكله، ثم آتاه الله رزقَه الحلال فأكله ٣، فلم يُبَدِّلُ شيئًا مكانَ شيءٍ. وإن كانا أرادا بذلك أن الله جل ثناؤه نهى عباده أن يَسْتَعْجِلُوا الحرام، فيَأْكُلوه قبل مجئ الحلالِ، فيكون أكلُهم ذلك سببًا لحرمان الطيِّب منه،
Mücâhid ve Ebû Sâlih'in, bunun anlamının: «Helal gelmeden önce haram rızık için acele etmeyin» şeklinde olduğuna dair söylediklerine gelince; eğer onlar bununla İbn Mes'ûd'dan rivayet edilen şu sözün benzerini kastetmemişlerse: «Şüphesiz ki kişi, işlediği günah sebebiyle [kendisine gelecek olan] rızıktan mahrum bırakılır», bu görüşün tutarsızlığı da İbn Zeyd'in görüşünün tutarsızlığı gibidir. Çünkü haramı aceleyle isteyip onu yiyen, sonra da Allah kendisine helal rızkını verip onu yiyen kimse 3, bir şeyin yerine başka bir şeyi değiştirmiş olmaz. Şayet onlar bununla, şanı yüce olan Allah'ın, kullarını helal gelmeden önce haramı aceleyle isteyip onu yemekten menettiğini, böylece onların bunu yemesinin temiz ve helal olan rızıktan mahrum kalmalarına sebep olacağını kastetmişlerse,
21335. Metin
فذلك وجهٌ معروفٌ ومذهبٌ مقولٌ (¬١) يَحْتَمِلُه التأويلُ. غير أن [أشبه من] (¬٢) في ذلك بتأويل الآية ما قلنا؛ لأن ذلك هو الأظهرُ من معانيه؛ لأن الله جلّ ثناؤه إنما ذكر ذلك في قصةِ أموال اليتامى وأحكامها، فَلأنُ (¬٣) يكونُ ذلك من جنس حكم أوّل الآية [وآخرِها، أولى] (¬٤) فأخرَجها مِن أَن يَكُونَ مِن غيرِ جنسِه.
bu bilinen bir cihettir, söylenmiş makul bir mezheptir ve tevilin ihtimal dahilindedir. Ne var ki ayetin tevili konusunda buna en uygun olanı bizim söylediğimizdir. Zira manalar içinde en belirgin olanı odur; çünkü Yüce Allah bunu yetimlerin malları ve bu malların hükümleri bağlamında zikretmiştir. Dolayısıyla bu cümlenin, ayetin başının [ve sonunun] hükmü cinsinden olması, onun cinsinden olmamasından daha evladır.
21336. Metin
القولُ في تأويل قوله: {وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ}.
Yüce Allah'ın şu sözünün tevili hakkındaki görüş: {وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ} “Onların mallarını kendi mallarınıza [katarak] yemeyin”.
21337. Metin
قال أبو جعفر: يعنى بذلك تعالى ذكرُه: ولا تَخْلِطوا أموالهم - يَعْنى أموال اليتامى - بأموالكم فتأكُلوها مع أموالكم.
Ebû Ca'fer der ki: Yüce Allah bununla şunu kastetmektedir: Onların mallarını -yani yetimlerin mallarını- kendi mallarınıza karıştırıp kendi mallarınızla birlikte yemeyin!
21338. Metin
كما حدَّثنا ابن بَشَّارٍ، [قال: ثنا عبدُ الرحمن] (¬٥) قال: ثنا سفيانُ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قوله: {وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ}. [قال: أموالهم مع أموالكم (¬٦).
Nitekim bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: [Bize Abdurrahman rivayet edip] dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ} “Onların mallarını kendi mallarınıza [katarak] yemeyin” kavli hakkında rivayet etti: [Şöyle demiştir: “Kendi mallarınızla beraber onların mallarını [yemeyin]”.
21339. Metin
حدَّثنا محمدٌ، قال: نا أحمدُ، قال نا أسباطُ، عن السُّدِّيِّ: {وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ}] (٥). يَقُولُ: لا تَأْكُلوا أموالكم وأموالهم، تَخْلِطوها فتَأْكُلُوها جميعًا (¬٧).
Bize Muhammed rivayet edip dedi ki: Bize Ahmed rivayet etti, dedi ki: Bize Esbât, es-Süddî'den {وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَهُمْ إِلَى أَمْوَالِكُمْ}] “Onların mallarını kendi mallarınıza [katarak] yemeyin” hakkında rivayet etti. Şöyle demektedir: “Kendi mallarınızı ve onların mallarını birbirine karıştırıp hepsini birden yemeyin!”
21340. Metin
حدَّثني المُثَنَّى، قال: ثنا إسحاقُ، قال: ثنا أبو زُهيرٍ، عن مباركٍ، عن
Bana el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize İshâk rivayet etti, dedi ki: Bize Ebû Züheyr, Mübârek'ten rivayet etti, o da...
21341. Metin
الحسنِ، قال: لما نزَلت هذه الآيةُ في أموال اليتامى، كرهوا أن يُخالطوهم، وجعَل وليُّ اليتيم يَعْزِلُ مالَ اليتيم عن مالِه، فشكَوا ذلك إلى النبيّ ﷺ، فأنزل اللهُ: {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ} [البقرة: ٢٢٠]. قال: فخالَطوهم واتقَوا (¬١).
o da el-Hasan'dan rivayet etti, şöyle demiştir: Yetimlerin malları hakkındaki bu ayet indiğinde, onlarla bir arada yaşamayı ve mallarını karıştırmayı hoş karşılamadılar. Yetimin velisi, yetimin malını kendi malından ayırmaya başladı. Bunun üzerine durumu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e şikayet ettiler; Allah Teâlâ da şu ayeti indirdi: {وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ} “Sana yetimlerden soruyorlar. De ki: Onları ıslah etmek (yararlarına olanı yapmak) en hayırlısıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir” [el-Bakara: 220]. Dedi ki: Bunun üzerine onlarla mallarını birleştirdiler ve [haksızlıktan] sakındılar.