"Nûn" Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

87150. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

87151. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ (١) مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ (٢) وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ (٣)}.

Yüce Allah'ın şu âyetinin tefsiri hakkındaki görüş: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ (١) مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ (٢) وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ (٣)} “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun (cinlenmiş/deli) değilsin. Şüphesiz senin için kesintisiz ve tükenmeyen bir mükâfat vardır.”

87152. Metin

اختلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ قولِه: {ن}؛ فقال بعضُهم: هو الحوتُ الذي عليه الأَرَضُون.

Tefsir ehli, Allah Teâlâ'nın: {ن} “Nûn” kavlinin tefsirinde ihtilaf etmişlerdir. Onlardan bazıları: “O, üzerinde yeryüzlerinin bulunduğu balıktır” demiştir.

87153. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87154. Metin

حدَّثنا محمدُ بن المثنى، قال: ثنا ابنُ أبي عديٍّ، عن شعبةَ، عن سليمانَ، عن أبي ظَبْيانَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: أَوَّلُ ما خلَق اللَّهُ مِن شيءٍ القلمُ، فَجَرَى بما هو كائنٌ، ثم رُفِع بخارُ الماءِ، فخُلِقَت منه السماواتُ، ثم خُلِق النُّونُ، فبُسِطَتِ الأرضُ على ظَهْرِ النُّونِ، [فتحرَّك النونُ، فمادت الأرضُ] (¬١)، فأُثْبِتَت بالجبالِ، فإِنَّ الجبالَ لتَفْخَرُ على الأرضِ. قال: وقرَأ: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ} (¬٢).

Bize Muhammed b. el-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Adiy, Şu‘be’den, o Süleyman’dan, o Ebû Zabyân’dan, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] şöyle dediğini anlattı: “Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir. [Kalem] olacak olan her şeyi yazarak aktı. Sonra suyun buharı yükseltildi ve gökler ondan yaratıldı. Sonra Nûn (büyük balık) yaratıldı ve yeryüzü Nûn'un sırtı üzerine yayıldı. [Nûn hareket edince yeryüzü sarsıldı], bunun üzerine dağlarla sabit kılındı. Muhakkak ki dağlar yeryüzüne karşı övünür.” Dedi ki: Ve [İbn Abbâs] {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ} “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun” âyetini okudu.

87155. Metin

حدَّثنا تميمُ بنُ المُنْتَصِرِ، قال: ثنا إسحاقُ، عن شريكٍ، عن الأعمشِ، عن أبي

Bize Temîm b. el-Müntasır anlattı, dedi ki: Bize İshâk, Şerîk’ten, o el-A‘meş’ten, o da Ebû...

87156. Metin

ظَبْيانَ، أو مجاهدٍ، عن ابنِ عباسٍ بنحوِه، إلا أنه قال: ففُتِقَتْ منه السماواتُ (¬١).

...Zabyân’dan veya Mücâhid’den, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] benzer şekilde rivayet etti; ancak o: “Gökler ondan yarıldı/ayrıldı” dedi.

87157. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا يحيى، قال: ثنا سفيانُ، قال: ثنى سليمانُ، عن أبي ظَبْيانَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: أَوَّلُ ما خلَق اللَّهُ القلمُ، قال: اكْتُبْ. قال: ما أَكْتُبُ؟ قال: اكْتُبِ القَدَرَ. قال: فجَرَى بما يكونُ من ذلك اليومِ إلى قيامِ الساعةِ، ثم خُلِق النُّونُ، ورُفِع بخارُ الماءِ، ففُتِقَتْ منه السماءُ، وبُسِطَتِ الأرضُ على ظَهْرِ النونِ، فاضطَربَ النُّونُ، فمادَتِ الأرضُ، فأُثْبِتَت بالجبالِ، فإنها لتَفْخَرُ على الأرضِ (¬٢).

Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize Süfyân anlattı, dedi ki: Bana Süleyman, Ebû Zabyân’dan, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] anlattı, dedi ki: “Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir. Ona: ‘Yaz!’ dedi. ‘Ne yazayım?’ dedi. ‘Kaderi yaz!’ buyurdu. Böylece o günden kıyamet kopuncaya kadar olacak şeyleri yazdı. Sonra Nûn (büyük balık) yaratıldı, suyun buharı yükseltildi ve gök ondan yarıldı/yaratıldı. Yeryüzü Nûn'un sırtı üzerine yayıldı, derken Nûn çırpındı ve yeryüzü sarsıldı, bunun üzerine dağlarla sabit kılındı. Muhakkak ki dağlar yeryüzüne karşı övünür.”

87158. Metin

حدَّثنا واصلُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا محمدُ بنُ فُضَيلٍ، عن الأعمشِ، عن أبي ظَبْيانَ، عن ابنِ عباسٍ، قال: أوَّلُ ما خلَق اللَّهُ مِن شَيءٍ القلمُ، فقال له: اكْتُبْ. فقال: وما أَكْتُبُ يا ربِّ؟ قال: اكْتُبِ القَدَرَ. قال: فجَرَى القلمُ بما هو كائنٌ من ذلك إلى قيامِ الساعةِ، ثم رُفِع بخارُ الماءِ، ففُتِق منه السماواتُ، ثم خُلِق النُّونُ فدُحِيت الأرضُ على ظَهْرِه، فاضْطرَب النُّونُ، فمادَتِ الأرضُ، فأُثْبِتَت بالجبالِ، فإنها لتَفْخَرُ على الأرضِ (¬٣).

Bize Vâsıl b. Abdil‘a‘lâ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Fudayl, el-A‘meş’ten, o Ebû Zabyân’dan, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] anlattı, dedi ki: “Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir. Ona: ‘Yaz!’ dedi. ‘Rabbim, ne yazayım?’ dedi. ‘Kaderi yaz!’ buyurdu. Kalem, o andan kıyametin kopuşuna kadar olacak şeyleri yazdı. Sonra suyun buharı yükseltildi ve gökler ondan yarıldı/ayrıldı. Sonra Nûn (büyük balık) yaratıldı ve yeryüzü onun sırtı üzerine yayılıp döşendi. Derken Nûn çırpındı ve yeryüzü sarsıldı, bunun üzerine dağlarla sabit kılındı. Muhakkak ki dağlar yeryüzüne karşı övünür.”

87159. Metin

حدَّثنا واصلُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا وكيعٌ، عن الأعمشِ، عن أبي ظَبْيانَ، عن ابنِ عباسٍ نحوَه (¬٤).

Bize Vâsıl b. Abdil‘a‘lâ anlattı, dedi ki: Bize Vekî‘, el-A‘meş’ten, o Ebû Zabyân’dan, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] benzerini anlattı.

87160. Metin

حدَّثنا محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، أن إبراهيمَ بنَ

Bize Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı. Bana el-Hâris [de] anlattı, dedi ki: Bize el-Hasen anlattı, dedi ki: Bize Varkâ anlattı; her ikisi birden İbn Ebî Necîh’ten naklettiler ki İbrâhîm b.

87161. Metin

أبي بكرٍ أخبرَه عن مجاهدٍ، قال: كان يقالُ: النُّونُ الحوتُ الذي تحتَ الأرضِ السابعةِ (¬١).

...Ebî Bekr, ona Mücâhid’den haber vererek şöyle demiştir: “Nûn'un, yedinci yerin altındaki balık olduğu söylenirdi.”

87162. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، قال: قال معمرٌ: ثنا الأعمشُ، أنَّ ابنَ عباسٍ قال: إِنَّ أوَّلَ شيءٍ خُلِق القلمُ. ثم ذكَر نحوَ حديثِ واصلٍ، عن ابنِ فُضَيلٍ، وزاد فيه: ثم قرَأ ابنُ عباسٍ: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ} (¬٢).

Bize İbn Abdil‘a‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr anlattı, dedi ki: Ma‘mer dedi ki: Bize el-A‘meş, İbn Abbâs’ın [radıyallâhu anhümâ] şöyle dediğini anlattı: “Yaratılan ilk şey kalemdir.” Sonra Vâsıl’ın İbn Fudayl’dan naklettiği hadisin benzerini zikretti ve onda şu ziyadede bulundu: Sonra İbn Abbâs: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ} “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun” âyetini okudu.

87163. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن عطاءٍ، عن أبي الضُّحى مسلمِ بنِ صُبيحٍ، عن ابنِ عباسٍ، قال: إِنَّ أَوَّلَ شيءٍ خلَق ربي القلمُ، فقال له: اكْتُبْ. فكتَب ما هو كائنٌ إلى أنْ تقومَ الساعةُ، ثم خلَق النُّونَ فوقَ الماءِ، ثم كبَس الأرضَ عليه (¬٣).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Cerîr, Atâ’dan, o Ebü’d-Duhâ Müslim b. Subayh’tan, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] anlattı, dedi ki: “Rabbimin yarattığı ilk şey kalemdir. Ona: ‘Yaz!’ dedi. O da kıyamet kopuncaya kadar olacak şeyleri yazdı. Sonra suyun üzerinde Nûn'u yarattı, sonra da yeryüzünü onun üzerine bastırıp yerleştirdi.”

87164. Metin

وقال آخرون: {ن} حرفٌ مِن حروفِ الرحمنِ.

Başkaları ise: “{ن} ‘Nûn’, Rahmân [isminin] harflerinden bir harftir” demiştir.

87165. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87166. Metin

حدَّثنا عبدُ اللَّهِ بنُ أحمدَ المَرْوَزِيُّ، قال: ثنا عليُّ بنُ الحسينِ، قال: ثنا أبي، عن يزيدَ، عن عكرمةَ، عن ابنِ عباسٍ: {الر}، و {حم}، و {ن}: حروفُ الرحمن مُقطَّعةٌ (¬٤).

Bize Abdullah b. Ahmed el-Mervezî anlattı, dedi ki: Bize Ali b. el-Hüseyn anlattı, dedi ki: Bize babam, Yezîd’den, o İkrime’den, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] anlattı: “{الر} ‘Elif-Lâm-Râ’, {حم} ‘Hâ-Mîm’ ve {ن} ‘Nûn’, Rahmân'ın ayrılmış (mukattaa) harfleridir.”

87167. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ معمرٍ، قال: ثنا عيَّاشُ ٥ بنُ زيادٍ الباهليُّ، قال: ثنا شعبةُ، عن

Bana Muhammed b. Ma‘mer anlattı, dedi ki: Bize Ayyâş5 b. Ziyâd el-Bâhilî anlattı, dedi ki: Bize Şu‘be,

87168. Metin

أبي بشرٍ، عن سعيدِ بن جبيرٍ، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {الر}، و {حم}، و {ن}. قال: اسمٌ مُقَطَّعٌ (¬١).

...Ebû Bişr’den, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] nakletti: {الر} “Elif-Lâm-Râ”, {حم} “Hâ-Mîm” ve {ن} “Nûn” kavli hakkında: “Ayrılmış bir isimdir” dedi.

87169. Metin

وقال آخرون: {ن}: الدَّواةُ، {وَالْقَلَمِ}: القلمُ.

Başkaları ise: “{ن} ‘Nûn’ hokka (divit), {وَالْقَلَمِ} ‘ve kaleme’ ise kalemdir” demiştir.

87170. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87171. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا يعقوبُ، قال: ثنا أخي عيسى بنُ عبدِ اللَّهِ، عن ثابتٍ الثُّمَاليِّ (¬٢)، عن ابنِ عباسٍ، قال: إنَّ اللَّهَ خلَق النُّونَ وهى الدواةُ، وخلَق القلمَ فقال: اكْتُبْ. فقال: ما أكْتُبُ؟ قال: اكْتُبْ ما هو كائنٌ إلى يومِ القيامةِ؛ من عملٍ مَعْمُولٍ، بِرٍّ أو فجورٍ، أو رزقٍ مقسومٍ، حلالٍ أو حرامٍ. ثم أَلْزَم كلَّ شيءٍ من ذلك شأْنَه، دخولَه في الدنيا، ومُقامَه فيها كم؟ وخروجَه منها كيف؟ ثم جعَل على العبادِ حَفَظَةً، وللكتابِ خُزَّانًا، فالحفظةُ يَنْسَخون كلَّ يومٍ مِن الخُزَّانِ عملَ ذلك اليومِ، فإذا فَنِي الرزْقُ وانقَطَع الأَثَرُ، وانقَضَى الأجلُ، أَتَتِ الحَفَظَةُ الخَزنةَ يَطْلُبون عملَ ذلك اليومِ، فتقولُ لهم الخَزَنةُ: ما نجدُ لصاحبِكم عندَنا شيئًا. فتَرْجِعُ الحفَظَةُ فيَجِدونهم قد ماتوا. قال: فقال ابنُ عباسٍ: ألستم قومًا عَرَبًا تَسمعون الحَفَظَةَ يقولون: {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} [الجاثية: ٢٩]. وهل يكونُ الاسْتِنْساخُ إلا مِن أَصلٍ (¬٣)؟

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Ya‘kūb anlattı, dedi ki: Bize kardeşim Îsâ b. Abdillâh, Sâbit es-Sümâlî’den, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] anlattı, dedi ki: “Allah Nûn'u yarattı ki o hokkadır; kalemi de yarattı ve: ‘Yaz!’ dedi. [Kalem]: ‘Ne yazayım?’ dedi. [Allah]: ‘İyilik veya kötülük olsun işlenecek amellerden, helal veya haram olsun taksim edilen rızıklardan kıyamet gününe kadar olacak olan her şeyi yaz!’ buyurdu. Sonra bunlardan her bir şeye durumunu; dünyaya girişini, orada ne kadar kalacağını ve oradan nasıl çıkacağını tayin edip bağladı. Sonra kulların üzerine koruyucu melekler (hafeze), kitabın üzerine de bekçiler/hazineler kıldı. Hafaza melekleri her gün o günün amelini hazinedarlardan istinsah ederler (kopyalarlar). Rızık tükenip iz kesildiğinde ve ecel sona erdiğinde, hafaza melekleri hazinedarlara gelip o günün amelini isterler; hazinedarlar da onlara: ‘Biz sizin arkadaşınız için yanımızda hiçbir şey bulamıyoruz’ derler. Bunun üzerine hafaza melekleri geri dönerler ve onların ölmüş olduklarını görürler.” [Râvi] dedi ki: İbn Abbâs şöyle dedi: “Sizler Arap bir topluluk değil misiniz? Hafaza meleklerinin: {إِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ} [Câsiye: 29] “Şüphesiz biz, yapmakta olduklarınızı istinsah ediyorduk (yazdırıyorduk)” dediklerini işitmiyor musunuz? İstinsah (kopya çıkarma) ancak bir asıldan (orijinal nüshadan) olmaz mı?”

87172. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الحسنِ وقتادةَ في قولِه: {ن}. قال: هو الدواةُ ٤.

Bize İbn Abdi’l-A‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da el-Hasan ve Katâde’den Allah Teâlâ’nın: {ن} “Nûn” buyruğu hakkında anlattı; [Katâde] dedi ki: “O, hokkadır.” 4

87173. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا الحكمُ بنُ بشيرٍ، قال: ثنا عمرٌو، عن قتادةَ، قال: النُّونُ الدَّواةُ.

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize el-Hakem b. Beşîr anlattı, dedi ki: Bize Amr, Katâde’den anlattı, dedi ki: “Nûn, hokkadır.”

87174. Metin

وقال آخرون: {ن}: لَوْحٌ مِن نورٍ.

Başkaları ise: “{ن} ‘Nûn’, nurdan bir levhadır” demiştir.

87175. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87176. Metin

حدَّثنا الحسنُ بنُ شَبِيبٍ المُكْتِبُ، قال: ثنا محمدُ بنُ زيادٍ الجَزَرِيُّ، عن فُراتِ بنِ أبي الفُراتِ، عن معاويةَ بنِ قرَّةَ، عن أبيه، قال: قال رسولُ اللَّهِ ﷺ: " {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ}: لَوْحٌ مِن نورٍ يَجْرِي بما هو كائنٌ إلى يومِ القيامةِ" (¬١).

Bize el-Hasan b. Şebîb el-Müktib anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. Ziyâd el-Cezerî, Furât b. Ebi’l-Furât’tan, o Muâviye b. Kurre’den, o da babasından [radıyallâhu anh] anlattı, dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “{ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ} ‘Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun’: [Nûn], nurdan bir levhadır ki kıyamet gününe kadar olacak olan şeyleri yazarak akar.”

87177. Metin

وقال آخرون: {ن} قَسَمٌ أقسَم اللَّهُ به.

Başkaları ise: “{ن} ‘Nûn’, Allah'ın kendisiyle yemin ettiği bir yemindir” demiştir.

87178. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87179. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ في قولِه: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ}: يُقْسِمُ اللَّهُ بما شاء.

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den Allah'ın: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ} “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun” kavli hakkında nakletti: “Allah dilediği şeye yemin eder.”

87180. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِ اللَّهِ: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ}. قال: هذا قَسَمٌ أقسَم اللَّهُ به (¬٢).

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Allah'ın: {ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ} “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun” kavli hakkında şöyle dedi: “Bu, Allah'ın kendisiyle yemin ettiği bir yemindir.”

87181. Metin

وقال آخرون: هي اسمٌ مِن أسماءِ السورةِ.

Başkaları ise: “O, sûrenin isimlerinden bir isimdir” demiştir.

87182. Metin

وقال آخرون: هي حرفٌ مِن حروفِ المُعْجَمِ. وقد ذكَرْنا القولَ فيما جانَس ذلك مِن حروفِ الهِجاءِ التي افْتُتِحَتْ بها أوائلُ السورِ، والقولُ في قولِه نظيرُ القولِ

Başkaları ise: “O, mu‘cem (alfabe) harflerinden bir harftir” demiştir.1 Sûre başlarının kendisiyle açıldığı hece harflerinden buna benzer olanlar hakkındaki görüşü [daha önce] zikretmiştik.2 [Allah Teâlâ'nın] bu kavli hakkındaki söz de...

87183. Metin

في ذلك (¬١).

...bundaki görüşün benzeridir.

87184. Metin

واختلَفتِ القرأةُ في قراءةِ: {ن}، فأَظْهَر النُّونَ فيها وفي: {يس} عامةُ قرأةِ الكوفةِ خلا الكِسائيَّ، وعامةُ قرأةِ البصرةِ؛ لأنَّها حرفُ هِجاءٍ، والهِجَاءُ مبنيٌّ على الوقوفِ عليه وإنِ اتَّصَل، وكان الكِسائيُّ يُدْغِمُ النُّونَ الآخرةَ منهما ويُخْفِيها بناءً على الاتصالِ (¬٢).

Kurrâ (kıraat âlimleri), {ن} “Nûn” âyetinin okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Kûfe kurrâsının geneli -el-Kisâî hariç- ve Basra kurrâsının geneli, hem bunda hem de {يس} “Yâ-Sîn” âyetinde nûn harfini izhâr ile (açıkça) okumuşlardır; çünkü o bir hece harfidir ve hece [harfi] vasledilse (bağlansa) bile durulmak (vakf) üzere bina edilmiştir. Kisâî ise vasl (bağlantı) esasına dayanarak bu ikisindeki son nûn'u idgâm ediyor ve ihfâ yapıyordu.

87185. Metin

والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندَنا أنهما قراءتان فصيحتان، بأيَّتهما قرَأ القارئُ أصاب، غيرَ أَنَّ إِظْهَارَ النُّونِ أَفصحُ وأَشْهَرُ، فهو أَعْجَبُ إليَّ.

Bize göre bu konudaki doğru görüş şudur: Bunlar iki fasih kıraattir; okuyan hangisiyle okursa isabet etmiş olur. Ancak nûn harfinin izhâr edilmesi daha fasih ve daha meşhurdur, bu yüzden bana daha sevimlidir.

87186. Metin

وأما القلمُ فهو القلمُ المعروفُ، غيرَ أنَّ الذي أَقسَم به ربُّنا مِن الأقلامِ القلمُ الذي خلَقه اللَّهُ تعالى ذكرُه، فأَمَره فجَرَى بكتابةِ جميعِ ما هو كائنٌ إلى يومِ القيامةِ.

Kaleme gelince; o bilinen kalemdir. Ancak Rabbimizin kalemler arasından kendisiyle yemin ettiği kalem, şânı yüce olan Allah'ın yarattığı, ardından emredip de kıyamet gününe kadar olacak olan her şeyin yazılmasıyla akan kalemdir.

87187. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ معاويةَ ٣ الأَنماطيُّ، قال: ثنا عبَّادٌ بنُ العوَّامِ، قال: ثنا عبدُ الواحدِ بنُ سليمٍ، قال: سمِعتُ عطاءً قال: سألتُ الوليدَ بنَ عُبادةَ بنِ الصامتِ: كيف كانت وصيةُ أبيك حينَ حضَره الموتُ؟ فقال: دعاني فقال: أي بنيَّ، اتقِ اللَّهَ، واعلمْ أنك لن تتقيَ اللَّهَ، ولن تبلُغَ العلمَ حتى تُؤمِنَ باللَّهِ وحدَه، والقدرِ خيرِه وشرِّه، إني سمِعتُ رسولَ اللَّهِ ﷺ يقولُ: "إنَّ أولَ ما خلَق اللَّهُ خلَق القلمَ، فقال له: اكْتُبْ. قال: يا ربِّ وما أكْتُبُ؟ قال: اكْتُبِ القدرَ". قال: "فجَرَى القلم في تلك الساعةِ بما كان، وما هو كائنٌ إلى الأَبَدِ" ٤.

Bana Muhammed b. Muâviye3 el-Enmâtî anlattı, dedi ki: Bize Abbâd b. el-Avvâm anlattı, dedi ki: Bize Abdülvâhid b. Süleym anlattı, dedi ki: Atâ'yı şöyle derken işittim: Velîd b. Ubâde b. es-Sâmit'e: "Ölüm döşeğindeyken babanın vasiyeti nasıldı?" diye sordum. Şöyle dedi: Beni çağırdı ve: "Ey yavrucuğum! Allah'tan sakın ve bil ki, yalnızca Allah'a ve hayrıyla şerriyle kadere inanmadıkça Allah'tan [hakkıyla] sakınmış olamazsın ve ilme [asla] ulaşamazsın. Şüphesiz ben Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: « إِنَّ أَوَّلَ مَا خَلَقَ اللَّهُ خَلَقَ الْقَلَمَ فَقَالَ لَهُ اكْتُبْ قَالَ يَا رَبِّ وَمَا أَكْتُبُ قَالَ اكْتُبِ الْقَدَرَ » «Şüphesiz Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Ona: 'Yaz!' buyurdu. [Kalem]: 'Ey Rabbim! Ne yazayım?' dedi. [Allah]: 'Kaderi yaz!' buyurdu.» [Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: « فَجَرَى الْقَلَمُ فِي تِلْكَ السَّاعَةِ بِمَا كَانَ وَمَا هُوَ كَائِنٌ إِلَى الْأَبَدِ » «Bunun üzerine kalem, o anda olmuş ve sonsuza kadar olacak olan şeyleri yazarak aktı.»"4

87188. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عبدِ اللَّهِ الطُّوسيُّ، قال: ثنا عليُّ بنُ الحسنِ بنِ شَقيقٍ، قال: أخبَرنا عبدُ اللَّهِ بنُ المباركِ، قال: أخبَرنا رباحُ بنُ زيدٍ، عن عمرَ (¬١) بنِ حَبيبٍ، عن القاسمِ بنِ أبي بزَّةَ، عن سعيدِ بنِ جبيرٍ، عن ابنِ عباسٍ أنه كان يُحدِّثُ أنَّ رسولَ اللَّهِ ﷺ قال: "أَوَّلُ شيءٍ خلَق اللَّهُ القَلَمُ، وأَمَره فكتَب كلَّ شيءٍ" (¬٢).

Bana Muhammed b. Abdillâh et-Tûsî anlattı, dedi ki: Bize Ali b. el-Hasan b. Şakīk anlattı, dedi ki: Bize Abdullah b. el-Mübârek haber verdi, dedi ki: Bize Rebâh b. Zeyd, Ömer b. Habîb’den, o el-Kāsım b. Ebî Bezze’den, o Saîd b. Cübeyr’den, o da İbn Abbâs’tan [radıyallâhu anhümâ] Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet ettiğini anlattı: “Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir; ona emretti ve o da her şeyi yazdı.”

87189. Metin

حدَّثنا موسى بنُ سهلٍ الرمليُّ، قال: ثنا نُعيمُ بنُ حمادٍ، قال: ثنا ابنُ المباركِ بإسنادِه، عن النبيِّ ﷺ نحوَه (¬٣) (¬٤).

Bize Mûsâ b. Sehl er-Remlî anlattı, dedi ki: Bize Nuaym b. Hammâd anlattı, dedi ki: Bize İbnü'l-Mübârek kendi isnadıyla Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den benzerini anlattı.

87190. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن أبي هاشمٍ، عن مجاهدٍ، قال: قلتُ لابنِ عباسٍ: إن ناسًا يُكَذِّبون بالقَدَرِ. فقال: إنَّهم يُكَذِّبون بكتابِ اللَّهِ، لآخُذنَّ بشَعرِ أحدِهم [فَلَأَنْفُضَنَّ به] ٥. إِنَّ اللَّهَ كان على عَرْشِه قبل أن يخلُقَ شيئًا، فكان أوَّلَ ما خلَق اللَّهُ القلمُ، فجَرَى بما هو كائنٌ إلى يومِ القيامةِ، فإنما يَجْرِي الناسُ على أمرٍ قد فُرِغ منه ٦.

Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Ebû Hâşim’den, o da Mücâhid’den anlattı; [Mücâhid] dedi ki: İbn Abbâs’a [radıyallâhu anhümâ]: “Birtakım insanlar kaderi yalanlıyor.” dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: “Onlar Allah'ın Kitabı'nı yalanlıyorlar. [Eğer elime geçerse] onlardan birinin saçından tutup [onu mutlaka sarsacağım] 5. Şüphesiz Allah, hiçbir şeyi yaratmadan önce arşı üzerindeydi. Allah'ın ilk yarattığı şey kalem oldu; böylece [kalem], kıyamet gününe kadar olacak olan her şeyi yazıp kaydetti. İnsanlar ancak önceden takdir edilip bitirilmiş bir hüküm doğrultusunda hareket etmektedirler 6.”

87191. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبدُ الصمدِ، قال: ثنا شعبةُ، قال: ثنا أبو هاشمٍ (¬١) سَمِع مجاهدًا، قال: سمِعتُ عبدَ اللَّهِ - لا يَدْرِي (¬٢) ابنَ عمرَ أو ابنَ عباسٍ - قال: إِنَّ أوَّلَ ما خلقَ اللَّهُ القلمُ، فجَرَى القلمُ بما هو كائنٌ، وإنما يَعْمَلُ الناسُ اليومَ فيما قد فُرِغ منه (¬٣).

Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Abdüssamed anlattı, dedi ki: Bize Şu‘be anlattı, dedi ki: Bize Ebû Hâşim anlattı; o Mücâhid’i şöyle derken işitmiş: Abdullah’tan -İbn Ömer mi yoksa İbn Abbâs mı olduğunu bilemiyor- işittim, şöyle dedi: “Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir. Kalem olacak olan her şeyi yazdı. İnsanlar bugün ancak bitirilmiş/takdir edilmiş bir iş üzerinde amel etmektedirler.”

87192. Metin

حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: ثنى معاويةُ بنُ صالحٍ، وحدَّثني عبيدُ (¬٤) بنُ آدمَ، قال: ثنا أبي، قال: ثنا الليثُ بنُ سعدٍ، عن معاويةَ بنِ صالحٍ، عن أيوبَ بنِ زيادٍ، قال: ثنى عُبادةُ (¬٥) بنُ الوليدِ بنِ عُبادةَ بن الصامتِ، قال: أخبَرني أبي، قال: قال أبي عُبادةُ بنُ الصامتِ: يا بُنيَّ، سمِعتُ رسولَ اللَّهِ ﷺ يقول: "إنَّ أوَّلَ ما خلَق اللَّهُ القلمُ، فقال له: اكْتُبْ. فجَرَى في تلك الساعةِ بما هو كائنٌ إلى يومِ القيامةِ" (¬٦).

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Muâviye b. Sâlih anlattı. Bana Ubeyd b. Âdem de anlattı, dedi ki: Bize babam anlattı, dedi ki: Bize Leys b. Sa‘d, Muâviye b. Sâlih’ten, o Eyyûb b. Ziyâd’dan anlattı, dedi ki: Bana Ubâde b. el-Velîd b. Ubâde b. es-Sâmit anlattı, dedi ki: Bana babam haber verdi, dedi ki: Babam Ubâde b. es-Sâmit [radıyallâhu anh] şöyle dedi: “Yavrucuğum! Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: ‘Allah'ın yarattığı ilk şey kalemdir. Ona: Yaz! dedi. Kalem de o saatte kıyamet gününe kadar olacak olan her şeyi yazdı.’”

87193. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {ن وَالْقَلَمِ}. قال: الذي كُتِب به الذِّكْرُ (¬٧).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den Allah'ın: {ن وَالْقَلَمِ} “Nûn. Kaleme andolsun” kavli hakkında nakletti: “Zikrin (Levh-i Mahfuz'un/kitabın) kendisiyle yazıldığı kalemdir” dedi.

87194. Metin

حدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، عن ابنِ أبي نجيحٍ، أخبرَه

Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkâ’, İbn Ebî Necîh’ten nakletti; [İbn Ebî Necîh] ona haber vermiş...

87195. Metin

عن إبراهيمَ بنِ أبي بكرٍ، عن مجاهدٍ في قولِه: {ن وَالْقَلَمِ}. قال: الذي كُتِب به الذِّكْرُ.

...İbrâhim b. Ebî Bekr’den, o Mücâhid’den Allah'ın: {ن وَالْقَلَمِ} “Nûn. Kaleme andolsun” kavli hakkında nakletti: “Zikrin kendisiyle yazıldığı kalemdir” dedi.

87196. Metin

وقولُه: {وَمَا يَسْطُرُونَ}. يقولُ: والذي يَخُطُّون ويكتُبون. إذا وُجِّه التأويلُ إلى هذا الوجهِ كان القَسَمُ بالخَلْقِ وأفعالِهم. وقد يَحْتَمِلُ الكلامُ معنًى آخرَ، وهو أنْ يكونَ معناه: وسَطْرِهم ما يَسْطُرون. فتكونُ "ما" بمعنى المصدرِ. وإذا وُجِّه التأويلُ إلى هذا الوجهِ كان القَسَمُ بالكتابِ، كأنه قيل: ن والقلمِ والكتابِ.

Allah Teâlâ'nın: {وَمَا يَسْطُرُونَ} “Ve satır satır yazdıklarına [andolsun]” kavli; “Çizdikleri ve yazdıkları şeylere [andolsun]” demektir. Tefsir bu veche yönlendirildiğinde, yemin yaratılmışlara ve onların fiillerine yapılmış olur. Sözün başka bir anlama gelme ihtimali de vardır ki o da anlamının: “Ve yazdıklarını satır satır dizmelerine [yazışlarına andolsun]” şeklinde olmasıdır. Bu durumda “mâ” (ما), masdar anlamında (mâ-i masdariyye) olur. Tefsir bu veche yönlendirildiğinde ise yemin kitaba yapılmış olur; sanki şöyle denilmiş gibidir: Nûn'a, kaleme ve kitaba andolsun.

87197. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimizin benzerini tefsir ehli de söylemiştir.

87198. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87199. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَمَا يَسْطُرُونَ}. قال: وما يَخُطُّون.

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den nakletti: {وَمَا يَسْطُرُونَ} “Ve satır satır yazdıklarına [andolsun]” kavli hakkında: “Çizip yazdıkları şeylere [andolsun]” dedi.

87200. Metin

حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {وَمَا يَسْطُرُونَ}. يقولُ: يكتُبون (¬١).

Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebû Sâlih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan nakletti; O, {وَمَا يَسْطُرُونَ} “Ve satır satır yazdıklarına [andolsun]” kavli hakkında: “Yazarlar [demektir]” demiştir.

87201. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {وَمَا يَسْطُرُونَ}. قال: ما يكْتُبون (¬٢).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı. Bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verka anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den nakletti; O, {وَمَا يَسْطُرُونَ} “Ve satır satır yazdıklarına [andolsun]” kavli hakkında: “Yazdıkları şeylerdir” demiştir.

87202. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَمَا يَسْطُرُونَ}: وما يكتُبون (¬١).

Bize İbn Abdila‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den nakletti; O, {وَمَا يَسْطُرُونَ} “Ve satır satır yazdıklarına [andolsun]” [ayeti hakkında]: “Ve yazdıkları şeylerdir” [demiştir]12.

87204. Metin

يقالُ منه: سَطَر فلانٌ الكتابَ، فهو يسطُرُ سَطْرًا. إذا كتَبه. ومنه قولُ رُؤْبةَ بنِ العجَّاجِ:

Bu kökten olmak üzere: Bir kimse kitabı yazdığında (setara fülânü’l-kitâbe fe-hüve yesturu satran / سطر فلان الكتاب فهو يسطر سطرا) denilir. Ru‘be b. el-Accâc’ın şu sözü de bu kabildendir:

87205. Metin

إِنِّي وَأَسْطارٍ سُطِرْنَ سَطْرا (¬٢)

“Şüphesiz ben, satır satır yazılmış satırlara [andolsun ki]...”

87206. Metin

وقولُه: {مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ}. يقولُ تعالى ذكرُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: ما أنت بنعمةِ ربِّك بمجنونٍ. مكذِّبًا بذلك مشركي قريشٍ الذين قالوا له: إنك مجنونٌ.

Allah Teâlâ'nın: {مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ} “Sen, Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun (cinlenmiş/deli) değilsin” kavli; Zikri yüce olan Allah’ın, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e, kendisine “Sen mutlaka bir delisin” diyen Kureyş müşriklerini yalanlayarak: “Sen Rabbinin nimeti sayesinde cinlenmiş bir deli değilsin” demesidir.

87207. Metin

وقولُه: {وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ}. يقولُ تعالى ذكرُه: وإن لك يا محمدُ لثوابًا مِن اللَّهِ عظيمًا، على صبرِك على أذى المشركين إيَّاك، غيرَ منقوصٍ ولا مقطوعٍ. من قولِهم: حبلٌ مَنِينٌ، إذا كان ضعيفًا، وقد ضَعُفَت مُنَّتُه، إِذا ضَعُفَت قوَّتُه.

Allah Teâlâ'nın: {وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ} “Ve muhakkak ki senin için kesintisiz/tükenmez bir ecir vardır” kavli; Zikri yüce olan Allah’ın: “Ey Muhammed! Müşriklerin sana verdiği eziyetlere sabretmene karşılık, Allah katından senin için eksiksiz ve kesintisiz büyük bir mükâfat vardır” demesidir. Bu, Arapların bir ip zayıfladığında söyledikleri (hablün menîn / حبل منين) ve gücü zayıfladığında söyledikleri (da‘ufet münnetühû / ضعفت منته) ifadesinden gelmektedir.

87208. Metin

وكان مجاهدٌ يقولُ في ذلك ما حدَّثني به محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {غَيْرَ مَمْنُونٍ}. قال: محسُوبٍ (¬٣).

Mücâhid bu hususta, bana Muhammed b. Amr’ın anlattığı, onun: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; ve bana el-Hâris’in anlattığı, onun: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verka anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den {غَيْرَ مَمْنُونٍ} “Kesintisiz” kavli hakkında: “Hesaplanmış (sayıya vurulmuş)” dediği rivayeti söylemekteydi.

87209. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ (٤) فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ (٥) بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ (٦) إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ (٧)}.

Allah Teâlâ'nın: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ (٤) فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ (٥) بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ (٦) إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ (٧)} “Ve şüphesiz sen pek yüce bir ahlâk üzerindesin. Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler; hanginizin meftûn (fitneye uğramış/delirmiş) olduğunu! Şüphesiz senin Rabbin, Kendi yolundan sapanı en iyi bilendir; O, hidayete ermiş olanları da en iyi bilendir” kavlinin tevili (tefsiri) hakkındaki görüş:

87211. Metin

يقولُ تعالى ذكرُه لنبيِّه محمدٍ ﷺ: وإنك يا محمدُ لعلى أدبٍ عظيمٍ، وذلك أدبُ القرآنِ الذي أدَّبه اللَّهُ به، وهو الإسلامُ وشرائعُه.

Zikri yüce olan Allah, Peygamberi Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'e şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! Şüphesiz sen pek yüce bir edep üzerindesin; bu da Allah’ın seni kendisiyle edeplendirdiği Kur’an edebidir ki o, İslâm ve onun şeriatleridir.”

87212. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimizin benzerini tefsir ehli de söylemiştir.

87213. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87214. Metin

حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثنى معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ}. يقولُ: دينٍ عظيمٍ (¬١).

Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebû Sâlih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o da İbn Abbâs’tan nakletti; O, {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} “Ve şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzerindesin” kavli hakkında: “Büyük bir din [üzerindesin demektir]” demiştir.

87215. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ قولَه: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ}. يقولُ: إنك على دينٍ عظيمٍ، وهو الإسلامُ (¬٢).

Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan nakletti; O, {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} “Ve şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzerindesin” kavli hakkında şöyle demiştir: “Şüphesiz sen büyük bir din üzerindesin ki o da İslâm’dır.”

87216. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {خُلُقٍ عَظِيمٍ}. قال: الدينِ (¬٣).

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı. Bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verka anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den nakletti; O, {خُلُقٍ عَظِيمٍ} “Büyük bir ahlâk” kavli hakkında: “Dindir” demiştir.

87217. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ، قال: سُئِلت ٤ عائشةُ عن خُلُقِ رسولِ اللَّهِ ﷺ، قالت: كان خُلُقُه القرآن. تقولُ: كما

Bize İbn Abdi’l-A‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den nakletti; o şöyle dedi: Âişe’ye4 Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ahlâkı soruldu. [Âişe]: «O’nun ahlâkı Kur’an idi» dedi. [Katâde] şöyle diyordu: Tıpkı

87218. Metin

هو في القرآنِ (¬١).

...Kur’an’da olduğu gibidir.

87219. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ}. ذُكِر لنا أن سعدَ (¬٢) بنَ هشامٍ سأَل عائشةَ عن خُلُقِ رسولِ اللَّهِ ﷺ، فقالت: ألسْتَ تَقْرَأُ القرآنَ؟ قال: قلتُ: بلى. قالت: فإِن خُلُقَ رسولِ اللَّهِ ﷺ كان القرآنَ (¬٣).

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den nakletti: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} “Ve şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzerindesin” kavli hakkında: Bize anlatıldığına göre Sa‘d b. Hişâm, Âişe’ye Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ahlâkını sordu. Âişe: “Sen Kur’an okumuyor musun?” dedi. O da: “Evet, okuyorum” dedi. Âişe: “İşte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ahlâkı Kur’an idi” dedi.

87220. Metin

حدَّثنا عُبيدُ بنُ آدمَ بنِ أبي إياسٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنا المباركُ بنُ فَضالةَ، عن الحسنِ، عن سعدِ (٢) بنِ هشامٍ، قال: أتَيْتُ عائشةَ أمَّ المؤمنين رحمةُ اللَّهِ عليها، فقلتُ: أخْبِريني عن خُلُقِ رسولِ اللَّهِ ﷺ. فقالت: كان خلقُه القرآنَ، أَمَا تَقْرَأُ: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} (¬٤)؟

Bize Ubeyd b. Âdem b. Ebî İyâs anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bize el-Mübârek b. Fedâle, el-Hasan’dan, o da Sa‘d b. Hişâm’dan nakletti; dedi ki: Müminlerin annesi Âişe’ye -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- geldim ve: “Bana Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ahlâkını anlat” dedim. O da şöyle dedi: “Onun ahlâkı Kur’an idi. Sen: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} ‘Ve şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzerindesin’ ayetini okumuyor musun?”

87221. Metin

حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: أخبَرني معاويةُ بنُ صالحٍ، عن أبى الزاهريةِ، عن جُبيرِ بنِ نُفيرٍ ٥، قال: حجَجْتُ فدخَلْتُ على عائشةَ، فَسَأَلْتُها عن خلقِ رسولِ اللَّهِ ﷺ، فقالت: كان خلقُ رسولِ اللَّهِ ﷺ القرآنَ ٦.

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: Bana Muâviye b. Sâlih, Ebu’z-Zâhiriyye’den, o da Cübeyr b. Nüfeyr’den 5 nakletti; dedi ki: Haccettim ve Âişe’nin yanına girdim. Ona Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ahlâkını sordum. O da: «Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in ahlâkı Kur’an idi» dedi 6.

87222. Metin

حدَّثنا عُبيدُ بنُ أسْباطَ، قال: ثنى أبي، عن فُضيلِ بنِ مرزوقٍ، عن عطيةَ في قولِه: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ}. قال: أدبِ القرآنِ (¬١).

Bize Ubeyd b. Esbât anlattı, dedi ki: Bana babam, Fudayl b. Merzûk’tan, o da Atiyye’den nakletti; O, {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} “Ve şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzerindesin” kavli hakkında: “Kur’an edebidir” demiştir.

87223. Metin

حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ}. قال: على دينٍ عظيمٍ (¬٢).

Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, {وَإِنَّكَ لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} “Ve şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzerindesin” kavli hakkında: “Büyük bir din üzerindesin [demektir]” demiştir.

87224. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمِعْتُ أبا مُعاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعْتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ}: يعني دينَه وأمْرَه الذي كان عليه، مما أمَرَه اللَّهُ (¬٣) ووكَله إليه (٢).

Bana el-Hüseyn’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: Dahhâk’ın {لَعَلَى خُلُقٍ عَظِيمٍ} “Çok büyük bir ahlâk üzerindesin” kavli hakkında şöyle dediğini işittim: “Allah’ın kendisine emrettiği ve havale ettiği şeylerden üzerinde bulunduğu dinini ve emrini kastetmektedir.”

87225. Metin

وقولُه: {فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ (٥) بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}. يقولُ تعالى ذكرُه: فستَرَى يا محمدُ، ويَرَى مشركو قومِك الذين يَدْعُونك مجنونًا {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}.

Allah Teâlâ'nın: {فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ (٥) بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler, hanginizin cinnet getirmiş olduğunu” kavli; Zikri yüce olan Allah’ın: “Ey Muhammed! Yakında sen de göreceksin, sana mecnun diyen kavminin müşrikleri de {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} ‘hanginizin cinnet getirmiş olduğunu’ göreceklerdir” demesidir.

87226. Metin

وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.

Bu hususta bizim söylediğimizin benzerini tefsir ehli de söylemiştir.

87227. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87228. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمِعْتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سَمِعْتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ}. يقولُ: تَرَى ويَرَوْن.

Bana el-Hüseyn’den rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz’ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: Dahhâk’ın {فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ} “Yakında göreceksin, onlar da görecekler” kavli hakkında: “Sen göreceksin, onlar da görecekler demektir” dediğini işittim.

87229. Metin

وقولُه: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}. اخْتَلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ ذلك؛ فقال

Ve O’nun: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}12 “Hanginizin meftun (cinnet çarpmış/delirmiş) olduğunu” kavli. Tevil ehli bunun tevilinde ihtilaf etmiş; [aralarından] kimi şöyle3 demiştir:

87230. Metin

بعضُهم: تأويلُه: بأيِّكم المجنونُ. كأَنَّه وجَّه معنى الباءِ في قولِه: {بِأَيِّكُمُ}. إلى معنى "في"، وإذا وُجِّهَت الباءُ إلى معنى "في" كان تأويلُ الكلامِ: ويُبْصِرون في أيِّ الفريقين المجنونُ؟ في فريقِك يا محمدُ أو في فريقِهم؟ ويكونُ "المجنونُ" اسمًا مرفوعًا بالباءِ.

Bazıları: Bunun tefsiri: “Hanginizin mecnun olduğunu [görecekler]” şeklindedir, demiştir. Sanki o, {بِأَيِّكُمُ} kavlindeki bâ (بـ) harfinin anlamını fî (في / içinde, -de/-da) anlamına hamletmiştir. Bâ harfi “fî” anlamına yönlendirildiğinde kelâmın tefsiri: “İki gruptan hangisinde mecnunun bulunduğunu görecekler; senin grubunda mı ey Muhammed, yoksa onların grubunda mı?” şeklinde olur. “El-Mecnûn” da bâ ile ref edilmiş bir isim olur.

87231. Metin

ذكرُ مَن قال: معنى ذلك: بأيِّكم المجنونُ

Bunun anlamının “hanginizin mecnun olduğu” şeklinde olduğunu söyleyenlerin zikri:

87232. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن ليثٍ، عن مجاهدٍ: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}. قال: المجنونُ (¬١).

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan, o Leys’ten, o da Mücâhid’den nakletti: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Hanginizin meftun olduğunu” kavli hakkında: “Mecnundur” dedi.

87233. Metin

قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن خُصَيْفٍ، عن مجاهدٍ: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}. قال: بأيِّكم المجنونُ.

Dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan, o Husayf’tan, o da Mücâhid’den nakletti: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Hanginizin meftun olduğunu” kavli hakkında: “Hanginizin mecnun olduğunu [görecekler demektir]” dedi.

87234. Metin

وقال آخرون: بل تأويلُ ذلك: بأيِّكم الجنونُ. وكأن الذين قالوا هذا القولَ وجَّهوا المفتونَ إلى معنى الفتنةِ أو الفتونِ، كما قيل: ليس له معقولٌ ولا معقودُ رأىٍ (¬٢). بمعنى: ليس له عقلٌ ولا عقدُ رأيٍ. فكذلك وُضِع المفتونُ موضعَ الفُتُونِ.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun tefsiri “Cinnetin hanginizde olduğunu” şeklindedir. Bu sözü söyleyenler sanki “el-meftûn” kelimesini, tıpkı: “Aklı ve görüş sebatı yoktur” anlamında (leyse lehû ma‘kūlün ve lâ ma‘kūdu re’y / ليس له معقول ولا معقود رأي) denilip aklın yerine “ma‘kūl” ve görüş sebatı yerine “ma‘kūd” konulması gibi, “fitne” veya “fütûn” (delilik/cinnet) manasına yönlendirmişlerdir. İşte meftûn kelimesi de aynı şekilde fütûn (cinnet) yerine konulmuştur.

87235. Metin

ذكرُ مَن قال: المفتونُ بمعنى المصدرِ، وبمعنى الجنونِ

Meftûn kelimesinin masdar anlamında ve cünûn (cinnet) manasında olduğunu söyleyenlerin zikri:

87236. Metin

حدَّثني محمدُ بن عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابنِ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ قولَه: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}. قال: الشيطانُ.

Bana Muhammed b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı. Bana el-Hâris de anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verka anlattı; hepsi birden İbn Ebî Necîh’ten, o da Mücâhid’den nakletti; O, {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Hanginizin meftun olduğunu” kavli hakkında: “Şeytandır” demiştir.

87237. Metin

حُدِّثْتُ عن الحسينِ، قال: سمِعْتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعْتُ

Bana el-Hüseyn’den rivayet edildi1, dedi ki: Ebû Muâz’ı2 şöyle derken işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: [Şöyle] işittim:

87238. Metin

الضحاكَ يقولُ في قولِه: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}: يعني الجنونَ.

...Dahhâk {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Hanginizin meftun olduğunu” kavli hakkında: “Cinneti kastetmektedir” diyordu.

87239. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنِ عباسٍ: يقولُ: بأيِّكم الجنونُ (¬١).

Bana Muhammed b. Sa‘d anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs’tan nakletti; Şöyle demiştir: “Cinnetin hanginizde olduğunu [kastetmektedir].”

87240. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: أيُّكم أولى بالشيطانِ. فالباءُ على قولِ هؤلاء زيادةٌ؛ دخولُها وخروجُها سواءٌ، ومثَّل هؤلاء ذلك بقولِ الراجزِ (¬٢):

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun anlamı: “Hanginiz şeytana daha layıktır” şeklindedir. Bu görüşte olanlara göre bâ (بـ) harfi zâiddir; cümleye girmesiyle çıkması birdir. Bunlar bu durumu recez şairinin şu sözüyle örneklendirmişlerdir:

87241. Metin

نحن بنو جَعْدةَ أصحابُ الفَلَجْ

“Biz Ca‘deoğullarıyız, zafer/üstünlük sahipleriyiz,”

87242. Metin

نَضْرِبُ بالسيفِ ونَرْجُو بالفَرَجْ

“Kılıçla vururuz ve kurtuluşu umarız.”

87243. Metin

بمعنى: ونَرْجُو الفَرَجَ. فدخولُ الباءِ في ذلك عندَهم في هذا الموضعِ وخروجُها سواءٌ.

[Burada] “Ve kurtuluşu umarız” (ve nercü’l-ferace / ونرجو الفرج) anlamındadır. Onlara göre bu makamda bâ harfinin bulunması ile bulunmaması birdir.

87244. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu söyleyenlerin zikri:

87245. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ (٥) بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}: يقولُ: أيُّكم أولى بالشيطانِ.

Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den nakletti; O, {فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ (٥) بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler, hanginizin cinnet getirmiş olduğunu” kavli hakkında: “Hanginiz şeytana daha layıktır demektir” demiştir.

87246. Metin

حدَّثنا ابنُ عبد الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}. قال: أيُّكم أولى بالشيطانِ (¬٣).

Bize İbn Abdi’l-A‘lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den nakletti; O, {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Hanginizin meftun olduğunu” kavli hakkında: “Hanginiz şeytana daha layıktır [demektir]” demiştir.

87247. Metin

واخْتَلَف أهلُ العربيةِ في ذلك نحوَ اختلافِ أهلِ التأويلِ؛ فقال بعضُ نحويِّي البصرةِ: معنى ذلك: فستُبْصِرُ ويُبْصِرون أيُّكم المفتونُ.

Arap dili âlimleri de bu hususta, tevil ehlinin ihtilafına benzer şekilde ihtilaf etmişlerdir. Basra nahivcilerinden bazıları şöyle demiştir: Bunun manası: “Sen de göreceksin, onlar da görecekler; hanginizin meftun (cinnet getirmiş) olduğunu” [demektir].

87248. Metin

وقال بعضُ نحويِّي الكوفةِ (¬١): {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ}: المفتونُ (¬٢) ههنا بمعنى الجنونِ، وهو في مذهبٍ الفُتُونُ، كما قالوا: ليس له معقولٌ ولا مجلودٌ (¬٣). قال: وإن شئتَ جَعَلْتَ {بِأَيِّكُمُ}: في أيِّكم؛ في أيِّ الفريقين المجنونُ. قال: وهو حينَئذٍ اسمٌ ليس بمصدرٍ.

Kûfe nahivcilerinden bazıları ise şöyle demiştir: {بِأَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ} “Hanginizin cinnet getirmiş olduğunu” ayetinde meftûn burada cinnet anlamındadır; bir görüşe göre [fütûn vezninde] masdardır. Nitekim Arapların: (leyse lehû ma‘kūlün ve lâ meclûd / ليس له معقول ولا مجلود) [aklı ve sabrı yoktur] dedikleri gibidir. Şöyle de demiştir: Dilersen {بِأَيِّكُمُ} ifadesini “hanginizde”, yani: “Mecnun iki gruptan hangisindedir?” anlamında yaparsın. Şöyle devam etmiştir: Bu takdirde o bir isim olur, masdar olmaz.

87249. Metin

وأولى الأقوالِ في ذلك عندي بالصوابِ قولُ مَن قال: معنى ذلك: بأيِّكم الجنونُ. ووَجَّه المفتونَ إلى الفتونِ بمعنى المصدرِ؛ لأن ذلك أظهرُ معاني الكلامِ، إذا لم يُنْوَ إسقاطُ الباءِ، وجعَلْنا لدخولِها وجهًا مفهومًا. وقد بيَّنَّا أنه غيرُ جائزٍ أن يكونَ في القرآنِ شيءٌ لا معنى له (¬٤).

Bu hususta bana göre doğruya en yakın olan görüş; bunun anlamının “Cinnetin hanginizde olduğu” şeklinde olduğunu söyleyen ve bâ harfini düşürmeyi niyet etmeyip onun cümleye dahil oluşu için anlaşılır bir vecih kabul ettiğimiz takdirde sözün en açık anlamı bu olduğu için “el-meftûn” kelimesini masdar anlamında “el-fütûn” (cinnet) manasına yönlendiren kimsenin görüşüdür. Nitekim biz, Kur’an’da manasız hiçbir şeyin bulunmasının caiz olmadığını açıklamıştık.

87250. Metin

وقولُه: {إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ}. يقولُ تعالى ذكرُه: إن ربَّك يا محمد هو أعلمُ بمن ضلَّ عن سبيلِه، كضلالِ كفارِ قريشٍ عن دينِ اللَّهِ وطريقِ الهدى، {وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ}. يقولُ: وهو أعلمُ بمَن اهْتَدَى، فاتَّبَع الحقَّ وأقَرَّ به، كما اهْتَدَيْتَ أنت فاتَّبَعْتَ الحقَّ. وهذا من مَعارِيضِ الكلامِ، وإنما معنى الكلامِ: إن ربَّك هو أعلمُ يا محمدُ بك، و [أنك لمهتدى] (¬٥)، وبقومِك مِن كفارِ قريشٍ، وأنهم لضالُّون (¬٦) عن سبيلِ الحقِّ.

Allah Teâlâ’nın: {إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ} “Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanı en iyi bilendir” kavli hakkında; Zikri Yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Ey Muhammed! Kureyş kâfirlerinin Allah’ın dininden ve hidayet yolundan sapması gibi, kendi yolundan sapanı Rabbin en iyi bilendir. {وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ} “Ve O, hidayette olanları da en iyi bilendir” buyurmaktadır ki: Senin hidayete erip hakka uyman gibi, hidayete erip hakka uyan ve onu ikrar eden kimseyi de en iyi O bilir. Bu [ifade], kinayeli sözlerdendir (meârîzü’l-kelâm). Sözün asıl anlamı ise şudur: Ey Muhammed! Şüphesiz Rabbin, seni ve [senin hidayet üzere olduğunu], ayrıca Kureyş kâfirlerinden olan kavmini ve onların hak yoldan saptıklarını en iyi bilendir.

87251. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ (٨) وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ (٩) وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ (١٠) هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ (١١)}.

Allah Teâlâ’nın: {فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبِينَ (٨) وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ (٩) وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَهِينٍ (١٠) هَمَّازٍ مَشَّاءٍ بِنَمِيمٍ (١١)} “O hâlde [o] yalanlayanlara itaat etme! Onlar arzu ettiler ki sen yumuşak davranasın da onlar da yumuşak davransınlar. Yemin edip duran, alçak, daima ayıplayan [ve] laf taşıyıp duran hiç kimseye itaat etme!” kavlinin tevili hakkında [söz].

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.