90900. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
90901. Metin
تفسيرُ سورةِ "النازعات"
Nâziât Suresi'nin Tefsiri
90902. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا (١) وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا (٢) وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا (٣) فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا (٤) فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا (٥) يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ (٧) قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ (٨) أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ (٩)}.
Yüce Allah'ın şu buyruğunun teviline dair söz: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا (١) وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا (٢) وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا (٣) فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا (٤) فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا (٥) يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ (٧) قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ (٨) أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ (٩)} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara, [müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara, yüzüp yüzüp gidenlere, yarıştıkça yarışanlara ve işleri düzenleyenlere! O gün sarsıntı sarsar, arkasından gelen onu takip eder. O gün kalpler korkudan titrer, gözleri ise zilletle yere eğilir.”
90903. Metin
أقْسَم ربُّنا ﷻ بالنازعاتِ، واخْتَلَف أهلُ التأويلِ فيها؛ ما هي، وما تَنْزِعُ؟ فقال بعضُهم: هم الملائكةُ التي تَنْزِعُ نفوس بنى آدمَ، والمنزوعُ نفوسُ الآدميين.
Rabbimiz celle celâluhu en-Nâziât üzerine yemin etmiştir. Tevil ehli bunların ne olduğu ve neyi söküp çıkardığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları: "Onlar âdemoğullarının canlarını söküp çıkaran meleklerdir; sökülüp çıkarılan şey ise insanların canlarıdır" demiştir.
90904. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90905. Metin
حدَّثنا إسحاقُ بنُ أبى إسرائيلَ، قال: ثنا النضرُ بن شُميلٍ، قال: أخبَرنا شعبةُ، عن سليمانَ، قال: سَمِعْتُ أبا الضُّحَى، عن مسروقٍ، عن عبدِ اللهِ: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: الملائكةُ (¬١).
Bize İshak b. Ebî İsrâîl anlattı, dedi ki: Bize en-Nadr b. Şümeyl anlattı, dedi ki: Bize Şu'be, Süleyman'dan haber verdi, dedi ki: Ebü'd-Duhâ'dan işittim, o Mesrûk'tan, o da Abdullah'tan {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara” [ayeti hakkında]: "[Onlar] meleklerdir" dediğini nakletmiştir.
90906. Metin
حدَّثني أبو السائبِ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن مسلمٍ، عن مسروقٍ، أنه كان يقولُ في النازعات: هي الملائكةُ (¬٢).
Bana Ebü's-Sâib anlattı, dedi ki: Bize Ebû Muâviye, el-A'meş'ten, o Müslim'den, o da Mesrûk'tan anlattı; o en-Nâziât hakkında: "Onlar meleklerdir" derdi.
90907. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا يوسفُ بن يعقوبَ، قال: ثنا شعبةُ، عن السديِّ، عن أبي صالحٍ، عن ابن عباسٍ، في النازعاتِ، قال: حينَ تَنْزِعُ نفسه.
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Yûsuf b. Ya'kūb anlattı, dedi ki: Bize Şu'be, es-Süddî'den, o Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs'tan 1 en-Nâziât hakkında: "[O,] kişinin nefsinin (canının) sökülüp çıkarıldığı andır" 2 dediğini nakletti.
90908. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثني عمِّي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنُ عباسٍ قولِه: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: تَنْزِعُ الأنفس.
Bana Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan O'nun {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara” buyruğu hakkında: "Canları söküp çıkarır" dediğini anlattı.
90909. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ يَمانٍ، عن أشعثَ، عن جعفرٍ، عن سعيدٍ في قولِه: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: نُزعت أرواحُهم، ثم غُرِّقت، ثم قُذف بها في النارِ (¬١).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize İbn Yemân, Eş'as'tan, o Ca'fer'den, o da Saîd'den O'nun {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara” buyruğu hakkında: "Ruhları sökülüp çıkarılır, sonra batırılır, sonra da ateşe atılır" dediğini nakletti.
90910. Metin
وقال آخرون: بل هو الموتُ يَنْزِعُ النفوس.
Başkaları ise şöyle demiştir: "Aksine o, canları çekip alan ölümdür."
90911. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90912. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانُ، عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: الموتُ.
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara” [ayeti hakkında]: "[O] ölümdür" dediğini anlattı.
90913. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٌ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانُ، عن عبدِ اللَّهِ بن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ مثله.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Abdullah b. Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini nakletti.
90914. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ مثله (¬٢).
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini nakletti.
90915. Metin
وقال آخرون: بل هي النجومُ تَنْزِعُ مِن أُفُقٍ إلى أُفُقٍ.
Başkaları ise şöyle demiştir: "Aksine onlar, bir ufuktan diğer ufka doğup batan yıldızlardır."
90916. Metin
حدَّثنا الفضلُ بن إسحاقَ، قال: ثنا أبو قتيبةَ، قال: ثنا أبو العَوَّامِ، أنه سمع الحسنُ في: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: النجومُ (¬٣).
Bize el-Fadl b. İshak anlattı, dedi ki: Bize Ebû Kuteybe anlattı, dedi ki: Bize Ebü'l-Avvâm, Hasan'dan {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara” hakkında işittiğine göre: "[Onlar] yıldızlardır" dediğini nakletti.
90917. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه:
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, [o da] Katâde'den [Allah Teâlâ'nın] şu sözü hakkında nakletti:
90918. Metin
{وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: النجومُ (¬١).
{وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara”. "[Onlar] yıldızlardır" dedi.
90919. Metin
وقال آخرون: هي القِسِيُّ تَنْزِعُ بالسهم.
Başkaları ise: "Onlar, oku fırlatan yaylardır" demiştir.
90920. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90921. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ عن واصلِ بن السائبِ، عن عطاءٍ: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: القِسِيُّ (¬٢).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Vâsıl b. es-Sâib'den, o da Atâ'dan {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara” hakkında: "[Onlar] yaylardır" dediğini nakletti.
90922. Metin
وقال آخرون: هي النفس حين تُنْزَعُ.
Başkaları ise şöyle demiştir: "O, sökülüp çıkarıldığı andaki candır."
90923. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90924. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانُ، عن السديِّ: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قال: النفسُ حينَ تَغْرَقُ في الصَّدْرِ (¬٣).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o da es-Süddî'den {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [kâfirlerin ruhlarını] şiddetle söküp çıkaranlara” hakkında: "Göğüste boğulduğu andaki candır" dediğini aktardı.
90925. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندى أن يقالَ: إِنَّ الله تعالى ذكرُه أَقْسَم بالنازعات غرقًا، ولم يَخْصُص نازعةً دونَ، نازعةٍ، فكلُّ نازعةٍ غَرْقًا فداخلةٌ في قَسَمه، مَلَكًا كان، أو موتًا، أو نجما، أو قوسا، أو غير ذلك. والمعنى: والنازعات إغراقًا. كما يَغْرَقُ النازعُ في القوسِ.
Bana göre bu konuda doğru olan görüş şöyle demektir: Şânı yüce olan Allah, birini diğerinden ayırt etmeksizin derinlemesine çekip çıkaranlar üzerine yemin etmiştir. Dolayısıyla ister melek, ister ölüm, ister yıldız, ister yay veya başka bir şey olsun, derinlemesine çekip çıkaran her şey bu yemine dâhildir. Anlamı ise şöyledir: Yay çeken kimsenin [yayı sonuna kadar] germesi gibi, iyice gerip sökerek çekenlere andolsun.
90926. Metin
وقولُه: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}. اخْتَلَف أهلُ التأويلِ أيضًا فيهنَّ؛ ما هن، وما الذي يَنْشِطُ؟ فقال بعضُهم: هم الملائكةُ، تَنشِط نفس المؤمن فتَقْبِضُها، كما يُنشَط العِقالُ مِن البعير إذا حُلَّ عنها ٤.
Allah Teâlâ'nın: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” buyruğuna gelince; tevil ehli (müfessirler), bunların kimler/neler olduğu ve çekip çıkaran şeyin ne olduğu hususunda da ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Onlar meleklerdir; devenin üzerinden köstek bağı çözüldüğü gibi, müminin canını kolaylıkla çekip çıkarır ve kabzederler4.
90927. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90928. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثني عمِّي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنُ عباسٍ: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}. قال: الملائكةُ وكان الفراء يقولُ (¬١): الذي سمِعتُ مِن العرب أن يقولوا: أنشطتُ. و: كأنما أُنْشِط مِن عقالٍ. وربطها نشَطها، والرابطُ الناشِطُ. قال: وإذا ربَطتَ الحبلَ في يدِ البعيرِ فقد نشَطتَه تَنْشِطه، وأنت ناشِطٌ، وإذا حلَلْته فقد أَنْشَطته.
Bize Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'tan {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” hakkında: "[Onlar] meleklerdir" dediğini anlattı. Ferrâ ise şöyle derdi: "Araplardan işittiğime göre onlar: 'Enşettü' [düğümü çözdüm] ve 'Kâennema ünşita min ıkâl' [Sanki kösteği çözülmüş gibi] derler. Deveyi bağlamak 'neşat' (نَشَطَ), bağlayan ise 'nâşit'tir. İpi devenin ayağına bağladığında onu bağlamış olursun ve sen 'nâşit' olursun; onu çözdüğünde ise 'enşette' [çözmüş] olursun."
90929. Metin
وقال آخرون: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}: هو الموتُ؛ يَنشِطُ نفس الإنسان.
Başkaları ise şöyle demiştir: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara”, insanın canını çekip alan ölümdür.
90930. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90931. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن ابن أبي نجيحٍ. عن مجاهدٍ: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}. قال: الموتُ (¬٢).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” hakkında: "[O] ölümdür" dediğini anlattı.
90932. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، قال: ثنا سفيانُ، عن عبدِ اللهِ بن أبى نجيحٍ، عن مجاهدٍ مثلَه.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Abdullah b. Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini nakletti.
90933. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا يحيى، قال: ثنا سفيانُ، عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ مثله.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Yahyâ anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini nakletti.
90934. Metin
حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا يوسف بن يعقوبَ، قال: ثنا شعبةُ، عن السديِّ، عن أبي صالحٍ، عن ابنُ عباسٍ: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}. قال: حينَ تَنْشِطُ نفسَه (¬٣).
Bize İbnü'l-Müsennâ anlattı, dedi ki: Bize Yûsuf b. Ya'kûb anlattı, dedi ki: Bize Şu'be, es-Süddî'den, o Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs'tan {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” hakkında: "[Meleğin insanın] canını kolayca çekip aldığı andır" dediğini aktardı.
90935. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانُ، عن السديِّ: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}. قال: نشطُها حينَ تُنْشَطُ مِن القدمين (¬١).
Bize Ebû Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî‘, Süfyân'dan, o da es-Süddî'den {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}1 “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” hakkında: "Onun çekilip çıkarılması, iki ayaktan çekilip çıkarıldığı andır"2 dediğini nakletti.3
90937. Metin
وقال آخرون: هي النجومُ تَنْشِطُ مِن أُفُقٍ إلى أُفُقٍ.
Başkaları ise şöyle demiştir: "Onlar, bir ufuktan diğer ufka hızla geçen yıldızlardır."
90938. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90939. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ قولِه وَ {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}. قال: النجومُ (¬٢).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” buyruğu hakkında: "[Onlar] yıldızlardır" dediğini nakletti.
90940. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” hakkında anlattı:
90941. Metin
قال: هن النجومُ.
"Onlar yıldızlardır" dedi.
90942. Metin
وقال آخرون: هي الأوهاقُ (¬٣).
Başkaları ise şöyle demiştir: "Onlar kementlerdir."
90943. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90944. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ عن واصلِ بن السائبِ، عن عطاءٍ: {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا}. قال: الأوهاقُ (¬٤).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Vâsıl b. es-Sâib'den, o da Atâ'dan {وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا} “[Müminlerin ruhlarını] kolaylıkla çekip alanlara” hakkında: "[Onlar] kementlerdir" dediğini aktardı.
90945. Metin
والصوابُ مِن القولُ في ذلك عندى أن يقال: إِنَّ اللَّهَ جلَّ ثناؤُه أقْسَم بالناشِطات نَشْطًا، وهى التي تَنْشِطُ مِن موضعٍ إلى موضعٍ، فتَذْهَبُ إِليه، ولم يَخْصُصِ الله بذلك شيئًا دونَ شيءٍ، بل عمَّ القسم بجميع الناشطاتِ، والملائكةُ تَنْشِطُ مِن موضعٍ إلى موضعٍ، وكذلك الموتُ، وكذلك النجومُ، والأوهاقُ، وبقرُ الوحشِ أيضًا تَنْشِطُ، كما قال الطَّرِمَّاحُ ٥:
Bu hususta bana göre doğru olan görüş şudur: Şânı yüce olan Allah, bir yerden başka bir yere geçip oraya giden “nâşitât” üzerine yemin etmiştir. Allah bununla bir şeyi hariç tutup diğerini [özel olarak] belirlememiş, bilakis yemin bütün nâşitâtı kapsamıştır. Melekler de bir yerden başka bir yere geçer; aynı şekilde ölüm de, yıldızlar da, kementler de böyledir. Yaban sığırları da bir yerden başka bir yere geçer; nitekim et-Tırımmah da şöyle demiştir 5:
90946. Metin
وهل بحَليفِ الخيلِ ممن عهِدْتَه … بهِ غيرُ أُحْدانِ النَّواشِطِ رُوعُ
"Halîfü'l-Hayl'de, bildiğin o kimselerden geriye... ürkekçe bir yerden diğerine geçen münferit [yaban sığırlarından] başkası kaldı mı?"
90947. Metin
يعنى بالنواشطِ بقرَ الوحشِ؛ لأنَّها تَنْشِطُ مِن بلدةٍ إلى بلدةٍ، كما قال رُؤْبةُ بنُ العَجَّاجِ (¬١).
Nevâşit ile yaban sığırlarını kastetmektedir; zira onlar bir beldeden başka bir beldeye geçerler. Nitekim Ru'be b. el-Accâc da şöyle demiştir:
90948. Metin
تَنَشَّطَتْه كُل مِغْلاةِ الوَهَقُ
"Kemendi fırlatıp uzaklara atan her bir [yaban sığırı] onu harekete geçirdi."
90949. Metin
والهمومُ تَنْشِطُ صاحبها، كما قال هميانُ بن قُحافةَ (¬٢):
Gam ve kederler de sahibini bir yerden bir yere sevk eder; nitekim Hemyân b. Kuhâfe şöyle demiştir:
90950. Metin
أمْسَت همومى تَنْشِطُ المَنَاشِطَا … الشامَ بي طَوْرًا وطَوْرًا واسِطا
Dertlerim bir o yana bir bu yana sevk eder oldu beni... Kâh Şam'a doğru kâh Vâsıt'a.
90951. Metin
فكلُّ ناشِطٍ فداخلٌ فيما أقْسَم به، إلا أن تقوم حجةٌ يَجِبُ التسليم لها بأن المعنَّى بالقسمِ مِن ذلك، بعضٌ دونَ بعضٍ.
Dolayısıyla bir yerden bir yere geçen her varlık, üzerine yemin edilen şeylerin kapsamına girer; meğerki bu yeminde kastedilenin bazısı hariç bazısı olduğuna dair teslim olunması gereken kesin bir delil bulunsun.
90952. Metin
وقولُه: {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا}. يقولُ تعالى ذكرُه: واللواتي تَسْبَحُ سَبْحًا.
Yüce Allah'ın {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا} “[Yörüngelerinde ve fezada] yüzüp gidenlere” buyruğuna gelince; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Yüzdükçe yüzenlere [yemin olsun].
90953. Metin
واخْتَلَف أهلُ التأويلِ في التي أقْسَم بها جلَّ ثناؤُه مِن السابحات؛ فقال بعضُهم: هي الموتُ تَسْبَحُ في نفسِ ابن آدمَ.
Tevil ehli, şânı yüce olan [Allah]'ın üzerlerine yemin ettiği bu "es-sâbihât" hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları şöyle demiştir: O, âdemoğlunun canında yüzen ölümdür.
90954. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90955. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن ابنُ أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا}. قال: الموتُ. هكذا وجَدْتُه في كتابي.
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا} “[Yörüngelerinde ve fezada] yüzüp gidenlere” hakkında: "[O,] ölümdür" dediğini rivayet etti. Kendi kitabımda bu şekilde buldum.
90956. Metin
وقد حدَّثنا به ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، قال: ثنا سفيانُ، عن عبدِ اللَّهِ بن أبي نَجيحٍ، عن مجاهدٍ: {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا} قال: الملائكةُ ٣. وهكذا وجَدْتُ
Bize bunu İbn Humeyd de rivayet etti; dedi ki: Bize Mihrân anlattı, dedi ki: Bize Süfyân, Abdullah b. Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا} “[Yörüngelerinde ve fezada] yüzüp gidenlere” hakkında: "[Bunlar] meleklerdir"3 dediğini rivayet etti. Bunu da yine böylece buldum
90957. Metin
هذا أيضًا في كتابي، فإن يَكُنْ ما ذكَرْنا عن ابن حميدٍ صحيحًا، فإن مجاهدًا كان يَرَى أن نُزول الملائكةِ مِن السماءِ سباحةٌ، كما يقالُ للفرسِ الجَوَادِ: إِنه لَسابحٌ. إذا مرَّ يُسْرِعُ.
...kitabımda bu şekilde buldum. Şayet İbn Humeyd'den naklettiğimiz bu rivayet sahih ise, Mücâhid meleklerin gökten inişini bir yüzme olarak görüyordu; nitekim süratle koşan cins at için de hızla geçip gittiğinde: "O âdeta yüzüyor (sâbih)" denilir.
90958. Metin
وقال آخرون: هي النجومُ تَسْبَحُ في فلكها.
Başkaları ise şöyle demiştir: "Onlar, yörüngelerinde yüzen yıldızlardır."
90959. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90960. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا}.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا} “[Yörüngelerinde ve fezada] yüzüp gidenlere” hakkında anlattı:
90961. Metin
قال: هي النجومُ.
Dedi ki: "Onlar yıldızlardır."
90962. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ مثلَه (¬١).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den aynısını nakletti.
90963. Metin
وقال آخرون: هي السُّفُنُ.
Başkaları ise şöyle demiştir: "Onlar gemilerdir."
90964. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90965. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ عن واصلِ بن السائبِ، عن عطاءٍ: {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا}. قال: السفنُ (¬٢).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Vâsıl b. es-Sâib'den, o da Atâ'dan {وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا} “[Yörüngelerinde ve fezada] yüzüp gidenlere” hakkında: "[Onlar] gemilerdir" dediğini rivayet etti.
90966. Metin
والصوابُ مِن القولِ في ذلك عندى أن يقال: إِنَّ اللَّهَ جَلَّ ثناؤُه أَقْسَم بالسابحاتِ سَبْحًا مِن خلقه، ولم يَخْصُصْ مِن ذلك بعضًا دونَ بعضٍ، فذلك كلُّ سابح؛ لما وصفنا قبلُ في "النازعات".
Bana göre bu konuda doğru olan görüş şöyle demektir: Şânı yüce olan Allah, yarattıklarından yüzüp gidenler üzerine yemin etmiştir; bunlardan hiçbirini diğerinden ayrı tutmamıştır. Dolayısıyla daha önce "en-Nâziât" hakkında açıkladığımız gerekçeyle, yüzen her şey bu kapsama girer.
90967. Metin
وقولُه: {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا}. اخْتَلَف أهلُ التأويلِ فيها؛ فقال بعضُهم: هي الملائكةُ.
Allah Teâlâ'nın: {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا} “Yarıştıkça yarışanlara” buyruğuna gelince; tevil (yorum) ehli bu hususta ihtilaf etmiştir. Onlardan bazısı: "Onlar meleklerdir"12 demiştir.
90968. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90969. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٌ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن عبدِ اللَّهِ بن أَبِي نَجِيحٍ، عن مجاهدٍ: {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا}. قال: الملائكةُ (¬١).
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Abdullah b. Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا} “Yarıştıkça yarışanlara” hakkında: "[Onlar] meleklerdir" dediğini aktardı.
90970. Metin
وقد حدَّثنا بهذا الحديث أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانُ، عن ابنُ أبى نجيحٍ، عن مجاهدٍ: {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا}. قال: الموتُ (¬٢).
Bu hadisi bize Ebû Kureyb de anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا} “Yarıştıkça yarışanlara” hakkında: "[O,] ölümdür" dediğini aktardı.
90971. Metin
وقال آخرون: بل هي الخيلُ السابقةُ.
Başkaları ise: "Aksine onlar yarışan atlardır" demiştir.
90972. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90973. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ عن واصل بن السائبِ، عن عطاءٍ: {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا}. قال: الخيلُ (¬٢).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Vâsıl b. es-Sâib'den, o da Atâ'dan {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا} “Yarıştıkça yarışanlara” hakkında: "[Onlar] atlardır" dediğini aktardı.
90974. Metin
وقال آخرون: بل هي النجومُ يَسْبِقُ بعضُها بعضًا في السيرِ.
Başkaları ise: "Aksine onlar, akıp giderken birbiriyle yarışan yıldızlardır" demiştir.
90975. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90976. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا}.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا} “Yarıştıkça yarışanlara” hakkında anlattı:
90977. Metin
قال: هي النجومُ.
Dedi ki: "Onlar yıldızlardır."
90978. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ مثلَه (¬٣).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den aynısını nakletti.
90979. Metin
والقولُ عندنا في هذه مثلُ القولُ في سائر الأحرفِ الماضية.
Bu konudaki görüşümüz de önceki diğer kelimeler hakkındaki görüşümüz gibidir.
90980. Metin
وقولُه: {فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا}. يقولُ: فالملائكةِ المَدبِّرةِ ما أُمِرَت به مِن أمرِ اللهِ.
Ve O'nun: {فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا} “Bir işi çekip çevirenlere [yemin olsun ki],” sözü hakkında [Ebû Ca'fer] der ki: [Bundan maksat] Allah'ın emrinden kendilerine emredilen işi çekip çeviren meleklerdir.123
90981. Metin
وكذلك قال أهلُ التأويلِ.
Tevil ehli de böyle demiştir.
90982. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90983. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا}.
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا} “İşleri evirip çevirenlere [yemin olsun]” hakkında anlattı:
90984. Metin
قال: هي الملائكةُ.
Dedi ki: "Onlar meleklerdir."
90985. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ مثلَه (¬١).
Bize İbn Abdi'l-A'lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den aynısını nakletti.
90986. Metin
وقولُه: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ}. يقولُ تعالى ذكرُه: يومَ تَرجُفُ الأرضُ والجبالُ للنفحة الأولى، {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}: تَتْبَعُها أخرى بعدَها، وهى النفخةُ الثانيةُ التي ردِفَت الأولى، لبعث يومِ القيامةِ.
Yüce Allah'ın {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} “O gün sarsan sarsacaktır” buyruğuna gelince; zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Birinci sûr üflenişinde yer ve dağların sarsıldığı gün [demektir]. {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” buyruğu ise; arkasından bir başkasının takip etmesi demektir ki o da kıyamet günündeki diriliş için birinciyi takip eden ikinci üfleniştir.
90987. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bu görüşü savunanların zikri:
90988. Metin
حدَّثنى عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاويةُ، عن علي، عن ابنُ عباسٍ قولِه: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ}. يقولُ: النفخةُ الأولى.
Bana Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebû Sâlih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o da İbn Abbâs'ın {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} “O gün sarsan sarsacaktır” buyruğu hakkında: "[Bu,] birinci üfleniştir" dediğini nakletti.
90989. Metin
وقولُه: {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}. يقولُ: النفخةُ الثانيةُ (¬٢).
Yüce Allah'ın {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” buyruğu hakkında ise: "[Bu,] ikinci üfleniştir" dedi.
90990. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابنُ عباسٍ قولِه: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}. يقولُ: تَتْبَعُ الآخرةُ الأولى، والرَّاجِفةُ النفخةُ الأولى، والرَّادِفةُ النفخةُ الآخرةُ.
Bize Muhammed b. Sa'd anlattı, dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbâs'ın {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “(6) O gün sarsan sarsacaktır. (7) Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletti: "Sonraki, öncekini takip eder. er-Râcife birinci üfleniş, er-Râdife ise son üfleniştir."
90991. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، عن أبي رَجاءٍ، عن الحسنُ قولِه: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}. قال: هما النَّفْختان؛ أما الأولى فتُمِيتُ الأحياء، وأما الثانيةُ فتُحْيي الموتى. ثم تلا الحسنُ: {وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَنْ شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى فَإِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ} (¬١) [الزمر: ٦٨].
Bana Ya'kûb anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Ebû Recâ'dan, o da el-Hasan'ın {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “(6) O gün sarsan sarsacaktır. (7) Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” buyruğu hakkında şöyle dediğini aktardı: “Onlar iki üfleniştir; birincisi dirileri öldürür, ikincisi ise ölüleri diriltir.”1 Ardından el-Hasan şu ayeti okudu: {وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَنْ شَاءَ اللَّهُ ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى فَإِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ} “Sûr'a üflenir; böylece Allah'ın diledikleri müstesna, göklerde ve yerde kim varsa hepsi çarpılıp cansız yere serilir. Sonra ona bir daha üflenir, bir de bakarsın ki onlar ayağa kalkmış bakınıp duruyorlar” [ez-Zümer: 68].2
90993. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}. قال: هما الصَّيحتان؛ أما الأولى فتُمِيتُ كلَّ شيءٍ بإذنِ اللَّهِ، وأما الأخرى فتُحْيِي كلَّ شيءٍ بإذنِ اللَّهِ، إن نبيَّ اللَّهِ ﷺ كان يقولُ: "بينَهما أربعون". قال أصحابُه: واللهِ ما زادنا على ذلك. وذكر لنا أن نبيَّ الله ﷺ كان يقولُ: "يُبْعَثُ في تلك الأربعين مطرٌ، يقال له: الحياةُ. حتى تَطِيبَ الأَرضُ وتَهْتَزَّ، وتَنْبُتُ أجسادُ الناسِ نباتَ البَقْلِ، ثم تُنْفَخُ النفخةُ الثانيةُ، فإذا هم قيامٌ ينظرون" (¬٢).
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “(6) O gün sarsan sarsacaktır. (7) Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” hakkında şöyle dediğini aktardı: "Onlar iki şiddetli sestir (sayhadır); birincisi Allah'ın izniyle her şeyi öldürür, diğeri ise Allah'ın izniyle her şeyi diriltir. Şüphesiz Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'İkisi arasında kırk vardır' buyururdu." Arkadaşları: "Vallahi bize bundan fazlasını söylemedi" dediler. Bize nakledildiğine göre Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu: "O kırk [süre] zarfında 'Hayat' adı verilen bir yağmur gönderilir; öyle ki yer temizlenip canlanır ve insanların bedenleri baklagillerin bitişi gibi biter. Sonra ikinci kez üflenir ve bir de bakarsın ki onlar ayağa kalkmış bakınıp duruyorlar."
90994. Metin
حدَّثنا أبو * كريبٍ، قال: ثنا عبدِ الرحمنِ بنُ محمد المحارِبيُّ، عن إسماعيلَ بن رافعٍ المَدَنيِّ، عن يزيدُ بن أبى زيادٍ، عن رجلٍ، عن محمدِ بن كعب القُرظيِّ، عن رجلٍ مِن الأنصارِ، عن أبي هريرةَ، قال: قال رسولُ اللَّهِ ﷺ. وذكر الصُّورَ، فقال أبو هريرةَ: يا رسولَ اللَّهِ، وما الصُّورُ؟ قال: "قَرْنٌ". قال: فكيف هو؟ قال: "قرنٌ عظيمٌ يُنْفَخُ فيه ثلاثُ نَفَحاتٍ؛ الأولى نفخة الفَزَعِ، والثانيةُ نفخةُ الصَّعْقِ، والثالثةُ نفخةُ القِيامِ، فيَفْزَعُ أهلُ السماواتِ وأهلُ الأَرضِ إِلا مَن شاء الله، ويَأْمُرُ اللَّهُ فيديمها، ويُطَوِّلُها، ولا يَفْتُرُ، وهى التي يقولُ: {مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ} [ص: ١٥]. فيُسَيِّرُ الله الجبالَ فتكونُ سَرابًا، وتُرَجُّ الأَرضُ بأهلها رَجًّا، وهى التي يقولُ اللَّهُ: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ (٧) قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ} " (¬١).
Bize Ebû Kureyb1 anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman b. Muhammed el-Muhâribî, İsmâil b. Râfi' el-Medenî'den, o Yezîd b. Ebî Ziyâd'dan, o bir adamdan, o Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den, o Ensâr'dan bir adamdan, o da Ebû Hureyre'den nakletti; [Ebû Hureyre] şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ve Sûr'u zikretti. Bunun üzerine Ebû Hureyre: "Ey Allah'ın Resûlü, Sûr nedir?" dedi. Şöyle buyurdu: «Bir boynuzdur (borudur).» [Ebû Hureyre]: "O nasıldır?" diye sordu. Şöyle buyurdu: «İçine üç defa üflenecek büyük bir boynuzdur: Birincisi dehşet (feza') üflemesi, ikincisi bayılma/ölüm (sa'k) üflemesi, üçüncüsü ise [kabirlerden] kalkış (kıyâm) üflemesidir. Allah'ın diledikleri müstesna, göklerdekiler ve yerdekiler dehşete kapılır. Allah emreder de [İsrâfîl üflemeyi] aralıksız sürdürür, uzatır ve hiç gevşetip kesintiye uğratmaz. İşte {مَا يَنْظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ} “Onlar sadece, [kendilerini yakalayacak ve] hiçbir gecikmesi/kesintisi olmayan tek bir çığlığı beklerler” [Sâd 15] buyruğu budur. Allah dağları yürütür de serap olurlar; yeryüzü de üzerindekilerle birlikte şiddetle sarsılır. İşte Allah'ın: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ (٧) قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ} “O gün sarsan sarsacaktır. Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir. Kalpler o gün korkudan titreyecektir” buyurduğu budur.»2
90996. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانُ، عن عبدِ اللهِ بن محمدِ بن عَقيلٍ، عن الطُّفَيْلِ بن أُبَيٍّ، عن أبيه، قال: قرَأ رسولُ اللهِ ﷺ: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}. فقال: "جاءت الراجفةُ تَتَّبَعُها الرادفة، جاء الموتُ بما فيه" (¬٢).
Bize Ebû Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o Abdullah b. Muhammed b. Akîl'den, o et-Tufeyl b. Übey'den, o da babasından nakletti: Babası dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (٦) تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “(6) O gün sarsan sarsacaktır. (7) Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” ayetlerini okudu ve şöyle buyurdu: "Râcife geldi, peşinden de râdife gelecektir; ölüm getirdikleriyle birlikte gelip çatmıştır."
90997. Metin
حُدِّثْتُ عن الحسين، قال: سمِعْتُ أبا مُعاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعْتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ}: النفخةُ الأولى، {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}: النفخةُ الأخرى (¬٣).
Hüseyin'den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: Dahhâk'ın {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} “O gün sarsan sarsacaktır” buyruğu hakkında: "Birinci üfleniştir", {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” buyruğu hakkında ise: "Diğer [ikinci] üfleniştir" dediğini işittim.
90998. Metin
وقال آخرون في ذلك ما حدَّثني به محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا وَرْقاءُ، جميعًا عن ابنُ أبى نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللهِ: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ}. قال: تَرْجُفُ الأَرضُ والجبالُ، وهى الزَّلْزِلَةُ. وقولُه: هو {الرَّادِفَةُ}. قال: هو قولِه: {إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ} [الانشقاق: ١]، {فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً} (¬٤) [الحاقة: ١٤].
Başkaları ise bu konuda bana Muhammed b. Amr'ın anlattığı şu görüşü belirtmişlerdir: Bize Ebû Âsım anlattı, dedi ki: Bize Îsâ anlattı; [ayrıca] bana Hâris anlattı, dedi ki: Bize Hasan anlattı, dedi ki: Bize Verkâ anlattı, hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den Allah'ın {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} “O gün sarsan sarsacaktır” buyruğu hakkında: "Yer ve dağlar sarsılır, o da zelzeledir" dediğini aktarmışlardır. {الرَّادِفَةُ} “ardından gelen” buyruğu hakkında ise onun şu ayetler olduğunu söylemiştir: {إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ} “Gök yarıldığı zaman” [İnşikâk: 1], {فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً} “birbirine çarpılıp unufak edildiği [zaman]” [Hâkka: 14].
90999. Metin
وقال آخرون: تَرْجُفُ الأرضُ، والرادفةُ الساعةُ.
Başkaları ise şöyle demiştir: Yer sarsılır; râdife ise kıyamettir.
91000. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu söyleyenlerin zikri:
91001. Metin
حدَّثني يونُسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ}: الأرضُ. وفى قولِه: {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ}. قال: الرَّادِفةُ الساعةُ.
Bana Yûnus anlattı, dedi ki: Bize İbn Vehb haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd Allah'ın {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} “O gün sarsan sarsacaktır” buyruğu hakkında: "[O sarsılan] yerdir", {تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ} “Onu ardından gelen [ikinci bir sarsıntı] takip edecektir” buyruğu hakkında da: "Râdife kıyamet vaktidir" dedi.
91002. Metin
واختَلَف أهلُ العربية في موضعٍ جواب قولِه: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}؛ فقال بعضُ نحويِّى البصرةِ: قولِه {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا}. قَسَمٌ، واللهُ أعلمُ، على: {إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى} [النازعات: ٢٦]. وإن شئت جعلتها على: {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ}، {قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ}. وهو كما قال اللهُ وشاء أن يكون في كلِّ هذا وفى كلِّ الأمورِ.
Arap dili âlimleri, {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [canları] söküp çıkaranlara” buyruğunun cevabının yeri konusunda ihtilaf etmişlerdir. Basralı bazı nahivciler şöyle demiştir: {وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا} “Andolsun [canları] söküp çıkaranlara” buyruğu -Allah en doğrusunu bilir ya- {إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى} “Şüphesiz bunda korkan kimse için kesin bir ibret vardır” [Nâziât: 26] ayeti üzerine yapılmış bir yemindir. Dilersen onu {يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ} “O gün sarsan sarsacaktır”, {قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ} “O gün birtakım kalpler korkudan titreyecektir” üzerine de yapabilirsin. Bütün bunlarda ve bütün işlerde durum, Allah'ın buyurduğu ve olmasını dilediği gibidir.