91465. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
91466. Metin
تفسيُر سورةِ "إذا الشمسُ كُوِّرَتْ"
“İze'ş-Şemsu Küvvirat” Suresinin Tefsiri
91467. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ (١) وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ (٢) وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ (٣) وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ (٤)}.
Yüce Allah'ın şu buyruğunun teviline dair görüş: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ (١) وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ (٢) وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ (٣) وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ (٤)} “Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar döküldüğü zaman, dağlar yürütüldüğü zaman, gebe develer başıboş bırakıldığı zaman...”
91468. Metin
اختلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِ قولِه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}؛ فقال بعضُهم: معنى ذلك: إذا الشمسُ ذهَب ضَوءُها.
Tevil ehli, {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğunun tevilinde ihtilaf etmiştir. Bazıları: “Bunun anlamı, güneşin ışığının gitmesidir” demiştir.
91469. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91470. Metin
حدَّثنا الحسينُ بنُ الحريثِ، قال: ثنا الفضلُ بنُ موسى، عن الحسينِ ١ بن واقدٍ، عن الربيعِ بن أنسٍ، عن أبي العاليةِ، قال: ثنى أبيُّ بنُ كعبٍ، قال: ستُّ آياتٍ قبلَ يومِ القيامةِ؛ بينا الناسُ في أسواقِهم، إذ ذهَب ضَوْءُ الشمسِ، فبينَما هم كذلك، إذ تناثَرت النجومُ، فبينَما هم كذلك، إذ وقَعتِ الجبالُ على وجْهِ الأرضِ، فتحرَّكت واضطرَبت واحترَقت، وفزِعتِ الجنُّ إلى الإنسِ، والإنسُ إلى الجنِّ، واختلَطت الدوابُّ والطيرُ والوحشُ، وماجوا بعضُهم في بعضٍ، {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ}. قال: اختلَطَت، {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. قال: أهمَلها أهلُها، {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: قالت الجنُّ للإنسِ: نحن نأتيكم بالخبرِ. قال: فانطلَقوا إلى البحارِ، فإذا هي نارٌ تأجَّجُ. قال: فبينما هم كذلك إذ تصدَّعتِ الأرضُ صَدْعةً واحدةً إلى الأرضِ السابعةِ السفلى وإلى السماءِ السابعةِ العليا. قال: فبينما هم
Bize el-Hüseyin b. Hureys rivayet edip dedi ki: Bize el-Fadl b. Mûsâ, el-Hüseyin 1 b. Vâkıd'dan, o er-Rebî‘ b. Enes'ten, o Ebu'l-Âliye'den rivayet etti; o şöyle dedi: Bana Übey b. Ka‘b rivayet edip dedi ki: “Kıyamet gününden önce altı alamet [vardır]: İnsanlar çarşılarındayken birden güneşin ışığı gider. Onlar bu haldeyken birden yıldızlar dökülüp saçılır. Onlar bu haldeyken birden dağlar yeryüzünün üzerine düşer; hareket eder, sarsılır ve yanar. Cinler insanlara, insanlar da cinlere sığınır. Ehli hayvanlar, kuşlar ve vahşi hayvanlar birbirine karışır ve birbirlerine girerler. {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} “Yabani hayvanlar bir araya toplandığı zaman”; [Übey] dedi ki: ‘[Birbirine] karışır.’ {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman”; dedi ki: ‘Sahipleri onları terk eder.’ {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman”; dedi ki: ‘Cinler insanlara: «Biz size haber getiririz» derler.’ [Übey] dedi ki: ‘Bunun üzerine denizlere giderler, bir de bakarlar ki o, alev alev yanan bir ateştir.’ Dedi ki: ‘Onlar bu haldeyken birden yer, en alttaki yedinci yere ve en üstteki yedinci göğe kadar tek bir yarılmayla yarılır.’ Dedi ki: ‘Onlar
91471. Metin
كذلك إذ جاءتهم الريحُ فأماتَتهم (¬١).
bu haldeyken birden onlara [öldürücü] bir rüzgâr gelir ve onları öldürür.”
91472. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابن عباسٍ قولَه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. يقولُ: أَظْلَمَت (¬٢).
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o İbn Abbâs'tan {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğu hakkında rivayet etti; İbn Abbâs: “Kararır” demektedir.
91473. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثني أبى، قال: ثني عمى، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباس قولَه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. يعني: ذهَبت (¬٣).
Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, dedi ki: Bana amcam rivayet etti, dedi ki: Bana babam, babasından, o İbn Abbâs'tan {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğu hakkında rivayet etti: “Gitti [ışığı kayboldu] anlamına gelir” dedi.
91474. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عُمارةَ، حدَّثنى عبيد اللَّهِ بنُ موسى، قال: أخبَرنا إسرائيلُ، عن أبي يحيى، عن مجاهدٍ: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: اضمحَلَّت وذهَبت (¬٤).
Bana Muhammed b. Umâre rivayet etti; bize Ubeydullah b. Mûsâ rivayet edip dedi ki: Bize İsrâîl, Ebû Yahyâ'dan, o Mücâhid'den {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” [ayeti hakkında] haber verdi; [Mücâhid]: “Yok olup gider” dedi.
91475. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ وابنُ المثنى، قالا: ثنا محمدُ بنُ جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، عن قتادةَ [في هذه الآيةِ: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: ذهَب ضوءُها (¬٥).
Bize İbn Beşşâr ve İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dediler ki: Bize Muhammed b. Ca'fer rivayet edip dedi ki: Bize Şu'be, Katâde'den [şu ayet hakkında] rivayet etti: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman”. [Katâde]: “Işığı gider” dedi.
91476. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ] ٦ في قولِه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: ذهَب ضوءُها فلا ضوءَ لها.
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den rivayet etti]6; {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğu hakkında [Katâde]: “Işığı gider ve artık hiçbir ışığı kalmaz” dedi.
91477. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا يعقوبُ القُميُّ، عن جعفرٍ، عن سعيدٍ في قولِه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: غُوِّرتْ (¬١)، وهى بالفارسيةِ: كُور تكور (¬٢).
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Ya'kûb el-Kummî, Ca'fer'den, o Saîd'den {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğu hakkında rivayet etti; [Saîd]: “Batırılır/ışığı söndürülür” dedi. Bu Farsça'da: Kûr tekevver demektir.
91478. Metin
حُدِّثت عن الحسينِ، قال: سمِعت أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعت الضحاكَ يقولُ في قولِه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}: أما تكويرُ الشمسِ فذَهابُها (¬٣).
Hüseyin'den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ın {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğu hakkında şöyle dediğini işittim: “Güneşin tekvîri, onun [ışığının] gitmesidir.”
91479. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا ابنُ يمانٍ، عن أشعثَ، عن جعفرٍ، عن سعيدٍ في قولِه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال (¬٤): كور (¬٥)، بالفارسيةِ (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Yemân, Eş'as'tan, o Ca'fer'den, o Saîd'den {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğu hakkında rivayet etti; [Saîd]: “Farsça'da kûr [anlamındadır]” dedi.
91480. Metin
وقال آخرون: معنى ذلك: رُمِيَ بها.
Başkaları ise şöyle demiştir: “Bunun anlamı, [güneşin] fırlatılıp atılmasıdır.”
91481. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91482. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا عثَّامُ ٦ بنُ عليٍّ، قال: ثنا إسماعيلُ بنُ أبي خالدٍ ٧، عن أبي صالحٍ في قولِه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: نُكِّسَت ٣.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Assâm6 b. Alî rivayet edip dedi ki: Bize İsmâîl b. Ebî Hâlid7, Ebû Sâlih'ten {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” [ayeti] hakkında rivayet etti; [Ebû Sâlih] şöyle dedi: “Baş aşağı edilir3.”
91483. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عبدِ الرحمنِ المسروقيُّ، قال: ثنا محمدُ بنُ بشرٍ، قال: ثنا إسماعيلُ، عن أبي صالحٍ مثلَه.
Bana Muhammed b. Abdirrahmân el-Mesrûkî rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Bişr rivayet edip dedi ki: Bize İsmâil, Ebû Sâlih'ten aynısını rivayet etti.
91484. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ المثنى، قال: ثنا بَدَلُ بنُ المُحَبَّرِ، قال: ثنا شعبةُ، قال: سمِعتُ إسماعيلَ، سمِع أبا صالحٍ في قولِه: هو {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: أُلِقيَت (¬١).
Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Bedel b. el-Muhabber rivayet edip dedi ki: Bize Şu'be rivayet edip dedi ki: İsmâil'in, Ebû Sâlih'ten {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” [ayeti] hakkında şöyle dediğini işittim: “[Güneş] fırlatılıp atılır.”
91485. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يَعْلَى، عن ربيعِ بن خُثيمٍ (¬٢): {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: رُمِيَ بها (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” hakkında rivayet etti; [Rebî']: “Fırlatılıp atılır” dedi.
91486. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مهرانُ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيعِ بن خُثيمٍ (٢) مثلَه.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den aynısını rivayet etti.
91487. Metin
والصوابُ من القولِ في ذلك عندَنا أن يقالَ: {كُوِّرَتْ}. كما قال اللهُ جلَّ ثناؤه. والتكويرُ في كلامِ العربِ جمعُ بعضِ الشيءِ إلى بعضٍ، وذلك كتكويرِ العمامةِ، وهو لفُّها على الرأسِ، وكتكويرِ الكارةِ، وهى جمعُ الثيابِ بعضها إلى بعضٍ ولفُّها، وكذلك قولُه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. إنما معناه: جُمِع بعضُها إلى بعضٍ، ثم لُفَّت فرُمِيَ بها، وإذا فُعِل ذلك بها ذهَب ضوءُها. فعلى التأويلِ الذي تأوَّلناه وبيَّناه، لكلا القولين اللذين ذكَرتُ عن أهلِ التأويلِ وجهٌ صحيحٌ، وذلك أنها إذا كُوِّرت ورُمِيَ بها ذهَب ضوءُها.
Bu konuda bize göre doğru olan görüş; şânı yüce olan Allah'ın buyurduğu gibi: {كُوِّرَتْ} “Dürüldü” denilmesidir. Arap dilinde tekvîr (تكوير); bir şeyin bir kısmını diğer kısmına katıp toplamaktır. Bu, sarığın dürülmesi gibi olup başın etrafına sarılmasıdır. Yine çamaşır bohçasının dürülmesi gibi olup elbiselerin bir araya toplanıp sarılmasıdır. Aynı şekilde O'nun: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğunun anlamı da; [güneşin] bir kısmı diğer kısmına katılıp toplanır, sonra sarılır ve fırlatılıp atılır; ona böyle yapıldığında ise ışığı gider. Dolayısıyla bizim yaptığımız ve açıkladığımız yoruma göre, tevil ehlinden aktardığım her iki görüşün de doğru bir yönü vardır.12 Zira [güneş] dürüldüğü ve fırlatılıp atıldığı zaman ışığı gider.3
91488. Metin
وقولُه: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ}. يقولُ: وإذا النجومُ تناثَرَت من السماءِ فتساقَطَت. وأصلُ الانكدارِ الانصبابُ، كما قال العجَّاجُ (¬١):
Yüce Allah'ın: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman” buyruğu ise: “Yıldızlar gökten saçılıp döküldüğü zaman” demektir. İnkıdâr (انكدار) kelimesinin aslı boşalıp dökülmektir; nitekim el-Accâc şöyle demiştir:
91489. Metin
أبصَر خِرْبانَ فضاءٍ فانكدَرْ
“Açık arazideki erkek toy kuşlarını gördü de üzerlerine süzülüp indi.”
91490. Metin
يعني بقولِه: انكدَر: انصبَّ.
Şair “inkedere” sözüyle: “Süzülüp indi / döküldü” manasını kastetmektedir.
91491. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91492. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيعِ بن خثيمٍ (¬٢): {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ}. قال: تناثَرَت.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Rebî']: “Saçılıp döküldü” dedi.
91493. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مهرانُ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيعِ بن خثيمٍ (¬٢) مثلَه.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den aynısını rivayet etti.
91494. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عُمارةَ، قال: ثنا عبيدُ اللهِ، قال: أخبَرنا إسرائيلُ، عن [أبي يحيى] (¬٣)، عن مجاهدٍ: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ}. قال: تناثَرَت (¬٤).
Bana Muhammed b. Umâre rivayet edip dedi ki: Bize Ubeydullah rivayet edip dedi ki: Bize İsrâîl, [Ebû Yahyâ'dan], o Mücâhid'den {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman” [ayeti hakkında] haber verdi; [Mücâhid]: “Saçılıp döküldü” dedi.
91495. Metin
حدَّثني ٥ موسى بنُ عبدِ الرحمنِ المسروقيُّ، قال: ثنا محمدُ بنُ بشرٍ، قال: ثنا إسماعيلُ، عن أبي صالحٍ في قولِه: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ}. قال: انتثَرَت ٦.
Bana5 Mûsâ b. Abdirrahmân el-Mesrûkî rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Bişr rivayet edip dedi ki: Bize İsmâîl, Ebû Sâlih'ten {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman” [ayeti] hakkında rivayet etti; [Ebû Sâlih]: “Saçılıp döküldü6” dedi.
91496. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ}. قال: تساقَطَت وتهافَتَت (¬١).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Katâde]: “Döküldü ve birbiri ardınca düştü” dedi.
91497. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زيدٍ في قولِه: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ}. قال: رُمِى بها من السماءِ إلى الأرضِ.
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Gökten yere fırlatılıp atılırlar.”
91498. Metin
وقال آخرون: انكَدَرت: تغيَّرَت.
Başkaları ise: “İnkedarat (انْكَدَرَتْ): [Rengi/ışığı] değişti, başkalaştı demektir” demiştir.
91499. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91500. Metin
حدَّثني عليٌّ، قال: ثنا أبو صالحٍ، قال: ثني معاويةُ، عن عليٍّ، عن ابن عباسٍ: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ}. يقولُ: تغيَّرَت (¬٢).
Bana Ali rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Sâlih rivayet edip dedi ki: Bana Muâviye, Ali'den, o İbn Abbâs'tan rivayet etti: {وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ} “Yıldızlar döküldüğü zaman” [ayeti hakkında] şöyle demektedir: “Başkalaşıp değişti.”
91501. Metin
وقولُه: {وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ}. يقولُ: وإذا الجبالُ سيَّرها اللهُ، فكانت سرابًا وهباءً منبثًّا.
Yüce Allah'ın: {وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ} “Dağlar yürütüldüğü zaman” buyruğu ise: “Allah dağları yürüttüğü ve onlar serap ile savrulmuş toz toprak haline geldiği zaman” demektir.
91502. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.
91503. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91504. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عُمارةَ، قال: ثنا عبيدُ اللهِ، قال: أخبَرنا إسرائيلُ ٣، عن أبي يحيى، عن مجاهدٍ: {وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ}. قال: ذهَبت ٤.
Bana Muhammed b. Umâre anlattı, dedi ki: Bize Ubeydullah rivayet etti, dedi ki: Bize İsrâîl 3, Ebû Yahyâ’dan, o da Mücâhid’den haber verdi; o, {وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ} “Dağlar yürütüldüğü zaman” [ayeti hakkında] şöyle dedi: [Yerlerinden sökülüp] gitti 4.
91505. Metin
وقولُه: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. والعشارُ جمعُ عُشَرَاءَ، وهي التي قد أتَى عليها عشرة أشهرٍ من حملِها.
Yüce Allah'ın: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” buyruğunda geçen el-Işâr (العشار), 'uşerâ' (عُشَرَاء) kelimesinin çoğuludur; bu da gebeliğinin üzerinden on ay geçmiş olan [deve] demektir.
91506. Metin
يقول تعالى ذكرُه: وإذا هذه الحواملُ التي يَتنافسُ أهلُها فيها أُهمِلت فتُرِكت من شدةِ الهولِ النازلِ بهم، فكيف بغيرِها؟
Zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Sahiplerinin üzerine titrediği bu gebe develer bile başlarına gelen dehşetin şiddetinden dolayı ihmal edilip kendi haline terk edildiğinde, diğer şeylerin hali nice olur?
91507. Metin
وبنحوِ الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويلِ.
Bu konuda bizim söylediğimize benzer bir görüşü tevil ehli de söylemiştir.
91508. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91509. Metin
حدَّثنا الحسينُ بنُ الحريثِ، قال: ثنا الفضلُ بنُ موسى، عن الحسينِ بن واقدٍ، عن الربيعِ بن أنسٍ، عن أبي العاليةِ، قال: ثني أُبيُّ بنُ كعبٍ: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. قال: إذا أهمَلَها أهلُها (¬١).
Bize Hüseyin b. Hurays rivayet edip dedi ki: Bize Fazl b. Mûsâ, Hüseyin b. Vâkıd'dan, o Rebî' b. Enes'ten, o Ebu'l-Âliye'den rivayet etti ve dedi ki: Bana Übey b. Ka'b {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet edip: “Sahipleri onları terk ettiği zaman” dedi.
91510. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيعِ بن خُثيْمٍ (¬٢): {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. قال: خلَا منها أهلُها، لم تُحلَبْ ولم تُصَرَّ (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Rebî']: “Sahipleri onlardan uzaklaşır; ne sağılırlar ne de memeleri bağlanır” dedi.
91511. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مهرانُ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيعِ بن خُثيْمٍ ٢: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. قال: لم تُحلبْ ولم تُصَرَّ، وتخلَّى منها أربابُها.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den2 {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Rebî']: “Ne sağılırlar ne memeleri bağlanır; sahipleri de onlardan uzaklaşır” dedi.
91512. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عُمارةَ، قال: ثنا عبيدُ اللهِ، قال: أخبَرنا إسرائيلُ، عن أبي يحيى، عن مجاهدٍ: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. قال: سُيِّبَت، تُرِكَت (¬١).
Bana Muhammed b. Umâre rivayet edip dedi ki: Bize Ubeydullah rivayet edip dedi ki: Bize İsrâîl, Ebû Yahyâ'dan, o Mücâhid'den {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” [ayeti hakkında] haber verdi; [Mücâhid]: “Başıboş bırakılır, terk edilir” dedi.
91513. Metin
حدَّثني محمدُ بنُ عمرٍو، قال: ثنا أبو عاصمٍ، قال: ثنا عيسى، وحدَّثني الحارثُ، قال: ثنا الحسنُ، قال: ثنا ورقاءُ، جميعًا عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ في قولِ اللهِ: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. قال: عِشارُ الإبلِ (¬٢).
Bana Muhammed b. Amr rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Âsım rivayet edip dedi ki: Bize Îsâ rivayet etti; bana Hâris de rivayet edip dedi ki: Bize Hasan rivayet edip dedi ki: Bize Verkâ rivayet etti; hepsi birden İbn Ebî Necîh'ten, o Mücâhid'den Allah'ın: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” buyruğu hakkında rivayet etti; [Mücâhid]: “[Bunlar] gebe develerdir” dedi.
91514. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا هَوذَةُ، قال: ثنا عوفٌ، عن الحسنِ: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} قال: سيَّبَها أهلُها فلم تُصَرَّ ولم تُحلَبْ، ولم يكنْ في الدنيا مالٌ أعجبَ إليهم منها.
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Hevze rivayet edip dedi ki: Bize Avf, Hasan'dan {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Hasan]: “Sahipleri onları başıboş bırakır; ne memeleri bağlanır ne de sağılırlar. Oysa dünyada onlar için bundan daha sevimli bir mal yoktu” dedi.
91515. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. قال: عشارُ الإِبل سُيِّبَت (¬٣).
Bize İbn Abdila'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Katâde'den {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Katâde]: “Gebe develer başıboş bırakılır” dedi.
91516. Metin
حُدِّثت عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ}. يقولُ: لا راعىَ لها (١).
Bana Hüseyin'den rivayet edildi; dedi ki: Ebû Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ın: {وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ} “Gebe develer başıboş bırakıldığı zaman” buyruğu hakkında: “Onların hiçbir çobanı kalmaz” dediğini işittim.
91517. Metin
القولُ في تأويلِ قولِه تعالى: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (٥) وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ (٦) وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ (٧) وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ (٨) بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ (٩) وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ (١٠)}.
Yüce Allah'ın şu buyruğunun tevili hakkındaki görüş: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ (٥) وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ (٦) وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ (٧) وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ (٨) بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ (٩) وَإِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ (١٠)} “Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman; denizler kaynatıldığı zaman; nefisler eşleştirildiği zaman; diri diri toprağa gömülen kız çocuğuna hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman; amel defterleri açıldığı zaman.”
91518. Metin
اختلَف أهلُ التأويلِ في معنى قولِه: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ}؛ فقال
Tevil ehli, O'nun: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} “Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman”123 buyruğunun anlamı hakkında ihtilaf etmişlerdir; [onlardan] kimi şöyle demiştir:
91519. Metin
بعضُهم: معنى ذلك: ماتت.
bazıları: “Bunun anlamı: öldüler [demektir]” demiştir.
91520. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91521. Metin
حدَّثني عليُّ بنُ مسلمٍ الطوسيُّ، قال: ثنا عبادُ بنُ العوَّامِ، قال: أخبَرنا حُصينٌ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ في قولِ اللهِ: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ}. قال: حَشْرُ البهائمِ موتُها، وحَشْرُ كلِّ شيءٍ الموتُ، غيرَ الجنَّ والإنسِ، فإنهما يُوقَفان يومَ القيامةِ (¬١).
Bana Ali b. Müslim et-Tûsî rivayet edip dedi ki: Bize Abbâd b. el-Avvâm rivayet edip dedi ki: Bize Husayn, İkrime'den, o İbn Abbâs'tan Allah'ın: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} “Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman” buyruğu hakkında şöyle dediğini haber verdi: “Hayvanların haşredilmesi onların ölmesidir; cinler ve insanlar hariç her şeyin haşredilmesi ölümdür. Zira bu ikisi kıyamet günü durdurulup hesaba çekilecektir.”
91522. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيعِ بن خُثيمٍ (¬٢): {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} قال: أتَى عليها أمرُ اللهِ. قال سفيانُ: قال أبي: فذكرتُه لعكرمةَ، فقال: قال ابنُ عباسٍ: حَشْرُها موتُها (¬٣).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} “Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Rebî']: “Allah'ın emri onların üzerine gelir” dedi. Süfyân dedi ki: Babam dedi ki: “Bunu İkrime'ye zikrettim, o da şöyle dedi: İbn Abbâs: ‘Onların haşrolunması ölümleridir’ demiştir.”
91523. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرَانُ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيع بن خُثيمٍ (٢) بنحوِه.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den benzerini rivayet etti.
91524. Metin
وقال آخرون: بل معنى ذلك: وإذا الوحوشُ اختلَطتْ.
Başkaları ise: “Aksine bunun anlamı: yabani hayvanlar [birbirine] karıştığı zaman [demektir]” dedi.
91525. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91526. Metin
حدَّثنا الحسينُ بن حُريثٍ، قال: ثنا الفضلُ بنُ موسى، عن الحسينِ بن واقدٍ،
Bize el-Hüseyin b. Hureys rivayet edip dedi ki: Bize el-Fadl b. Mûsâ, el-Hüseyin b. Vâkıd'dan rivayet etti,
91527. Metin
عن الربيعِ بن أنسٍ، عن أبي العاليةِ، قال: ثني أُبيُّ بنُ كعبٍ: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ}. قال: اختلَطتْ (¬١).
o Rebî' b. Enes'ten, o Ebu'l-Âliye'den rivayet etti ve dedi ki: Bana Übey b. Ka'b {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} “Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman” [ayeti hakkında] rivayet edip: “[Birbirine] karışır” dedi.
91528. Metin
وقال آخرون: بل معنى ذلك: جُمعت.
Başkaları ise: “Aksine bunun anlamı: bir araya toplandığı zaman [demektir]” dedi.
91529. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91530. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ}: إنَّ هذه الخلائقَ موافيةٌ يومَ القيامةِ، فيقضِى اللهُ فيها ما يشاءُ (¬٢).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {وَإِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ} “Yabani hayvanlar toplanıp bir araya getirildiği zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti: “Bu mahlûkat kıyamet günü hazır bulunurlar; Allah da onlar hakkında dilediği hükmü verir.”
91531. Metin
وأولى الأقوالِ في ذلك بالصوابِ قولُ مَن قال: معنى {حُشِرَتْ}: جُمعت فأُميتَتْ؛ لأنَّ المعروفَ في كلامِ العربِ مِن معنى الحشرِ الجمعُ، ومنه قولُ الله: {وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً} [ص: ١٩]. يعنى: مجموعةً. وقولُه: {فَحَشَرَ فَنَادَى} [النازعات: ٢٣]. وإنما يُحملُ تأويلُ القرآنِ على الأغلبِ الظاهرِ مِن تأويلِه، لا على الأنكرِ المجهولِ.
Bu konuda isabete en yakın olan görüş: “{حُشِرَتْ} ‘toplanıp bir araya getirildiği zaman’ ifadesinin anlamı: ‘bir araya toplanıp öldürüldüler’ [demektir]” diyenin görüşüdür. Çünkü Arapların kelamında haşr (حشر) kelimesinin bilinen anlamı toplamaktır. Allah'ın: {وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً} “Kuşları da toplu olarak [onun emrine verdik]” [Sâd: 19] buyruğu ile {فَحَشَرَ فَنَادَى} “Hemen [adamlarını] topladı ve seslendi” [en-Nâziât: 23] buyruğu da bu kabildendir. Zira Kur'an'ın tevili, tevilinde meçhul ve yadırganan olana değil, galip ve zahir olana hamledilir.
91532. Metin
وقولُه: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. اختلَف أهلُ التأويلِ في معنى ذلك؛ فقال بعضُهم: معنى ذلك: وإذا البحارُ اشتَعلَت نارًا وحَمِيَت.
O'nun: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” buyruğuna gelince; tevil ehli bunun anlamı hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları: “Bunun anlamı: denizler ateşle tutuşturulup kaynatıldığı zaman [demektir]” demiştir.
91533. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91534. Metin
حدَّثنا الحسينُ بنُ حُريثٍ، قال: ثنا الفضلُ بنُ موسى، قال: ثنا الحسينُ بنُ واقدٍ، عن الربيعِ بن أنسٍ، عن أبي العاليةِ، قال: ثني أُبيُّ بنُ كعبٍ: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: قالت الجنُّ للإنسِ: نحن نأتيكم بالخبرِ. فانطلَقوا إلى البحارِ فإذا هي تأجَّجُ نارًا ١.
Bize el-Hüseyin b. Hurays rivayet edip dedi ki: Bize el-Fadl b. Mûsâ rivayet edip dedi ki: Bize el-Hüseyin b. Vâkıd, er-Rebî' b. Enes'ten, o Ebu'l-Âliye'den rivayet etti ve dedi ki: Bana Übey b. Ka'b rivayet etti: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” [ayetini okuyup] şöyle dedi: “Cinler insanlara: ‘Biz size haber getireceğiz’ dediler. Denizlere gittiler, bir de ne görsünler; denizler alev alev ateş saçıyor.”1
91535. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، عن داودَ، عن سعيدِ بن المسيَّبِ، قال: قال عليٌّ ﵁ لرجلٍ مِن اليهودِ: أين جهنمُ؟ فقال: البحرُ. فقال: ما أُراه إلا صادقًا، {وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ} [الطور: ٦]. {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. مخففةً (¬١).
Bana Ya'kūb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye, Dâvûd'dan, o Saîd b. el-Müseyyeb'den rivayet etti ve dedi ki: Ali radıyallâhu anh Yahudilerden bir adama: “Cehennem nerededir?” diye sordu. Adam: “Denizdir” dedi. Bunun üzerine [Ali]: “Onu doğru sözlüden başkası olarak görmüyorum; {وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ} ‘Kaynayan denize [andolsun]’ [et-Tûr: 6], {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} ‘Denizler kaynatıldığı zaman’ [ayetleri bunu gösterir]” dedi; [burada سُجِّرَتْ fiilini] şeddesiz (sucret) okudu.
91536. Metin
حدَّثني حَوْثرةُ (¬٢) بنُ محمدٍ المِنْقَريُّ، قال: ثنا أبو أسامةَ، قال: ثنا مجالدٌ، قال: أخبَرني شيخٌ من بَجِيلةَ، عن ابن عباسٍ في قولِه: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ}. قال: كوَّر اللهُ الشمسَ والقمرَ والنجومَ في البحرِ، فيَبْعثُ عليها ريحًا دبورًا، فتَنْفخُه حتى يصيرَ نارًا، فذلك قولُه: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} (¬٣).
Bana Havsera b. Muhammed el-Minkarî rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Üsâme rivayet edip dedi ki: Bize Mücâlid rivayet edip dedi ki: Bana Becîle kabilesinden yaşlı bir adam, İbn Abbâs'tan O'nun: {إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ} “Güneş dürüldüğü zaman” buyruğu hakkında haber verdi; [İbn Abbâs]: “Allah güneşi, ayı ve yıldızları denize dürer [atar], sonra denizlerin üzerine bir batı rüzgarı (debûr) gönderir, o da denizleri üfler ve denizler ateş haline gelir; işte O'nun: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} ‘Denizler kaynatıldığı zaman’ buyruğu budur” dedi.
91537. Metin
حدَّثني يونسُ، قال: أخبَرنا ابنُ وهبٍ، قال: قال ابنُ زَيدٍ في قوله: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: إنها توقدُ يومَ القيامةِ، زعَموا ذلك التسجيرَ في كلامِ العربِ (¬٤).
Bana Yûnus rivayet edip dedi ki: Bize İbn Vehb haber verip dedi ki: İbn Zeyd, O'nun: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” buyruğu hakkında şöyle dedi: “Kıyamet günü denizler tutuşturulur; Arapların kelamında ‘tescîr’in bu anlama geldiğini ifade ettiler.”
91538. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا يعقوبُ، عن حفصِ بن حميدٍ، عن شِمْرِ بن عطيةَ في قولِه: {وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ} [الطور: ٦]. قال: بمنزلِة التنُّورِ المسجورِ، {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} مثلُه.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Ya'kūb, Hafs b. Humeyd'den, o Şimr b. Atıyye'den O'nun: {وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ} “Kaynayan denize [andolsun]” [et-Tûr: 6] buyruğu hakkında rivayet etti; [Şimr]: “Ateşle tutuşturulmuş fırın (tennûr) gibidir; {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} ‘Denizler kaynatıldığı zaman’ buyruğu da böyledir” dedi.
91539. Metin
قال: ثنا مهرانُ، عن سفيانَ: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} قال: أُوقِدت.
Dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Süfyân]: “Tutuşturulur” dedi.
91540. Metin
وقال آخرون: معنى ذلك: فاضتْ.
Başkaları ise: “Bunun anlamı, [denizlerin] taşmasıdır” dedi.
91541. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91542. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن الربيعِ بن خُثيْمٍ (¬١): {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: فاضَتْ.
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî' b. Huseym'den {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Rebî']: “Taşar” dedi.
91543. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مهرانُ، عن سفيانَ، عن أبيه، عن أبي يعلى، عن ربيعٍ مثلَه.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o babasından, o Ebû Ya'lâ'dan, o Rebî'den benzerini rivayet etti.
91544. Metin
حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن الكلبيِّ في قولِه: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: مُلِئت، ألا ترَى أنه قال: {وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ} (¬٢)!
Bize İbn Abdila'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o Kelbî'den O'nun: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” buyruğu hakkında rivayet etti; [Kelbî]: “Doldurulur. Görmez misin O: {وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ} ‘Dolu denize [andolsun]’ buyurmuştur!” dedi.
91545. Metin
حُدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. يقولُ: فُجِّرَت (¬٣).
Bana Hüseyin'den rivayet edildi; dedi ki: Ebû Muâz'ın şöyle dediğini işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ın: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” buyruğu hakkında: “Fışkırtılır” dediğini işittim.
91546. Metin
وقال آخرون: بل عُنِى بذلك أنه ذهَب ماؤُها.
Başkaları ise: “Aksine bununla, suyunun çekilip gitmesi kastedilmiştir” dedi.
91547. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91548. Metin
حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: ذهَب ماؤُها فلم يبقَ فيها قطرةٌ (¬٤).
Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Katâde]: “Suyu çekilir de içinde tek bir damla dahi kalmaz” dedi.
91549. Metin
حدَّثنا محمدُ بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: غار ماؤُها فذهَب (¬١).
Bize Muhammed b. Abdi’l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr1, Ma‘mer’den, o Katâde’den {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Katâde]: “Suyu çekilir ve yok olur” dedi.234
91551. Metin
حدَّثني [الحسينُ بنُ محمدٍ الذارعُ] (¬٢)، قال: ثنا المعتمرُ بنُ سليمانَ، عن أبيه، عن الحسنِ (¬٣) في هذا الحرفِ: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: يبِسَت (¬٤).
Bana Hüseyin b. Muhammed ez-Zâri' rivayet edip dedi ki: Bize Mu'temir b. Süleymân, babasından, o Hasan'dan şu harf (kıraat) hakkında: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” rivayet etti; [Hasan]: “Kurur” dedi.
91552. Metin
حدَّثنا الحسينُ بنُ محمدٍ، قال: ثنا يزيدُ بنُ زريعٍ، قال: ثنا أبو رجاءٍ، عن الحسنِ بمثلِه.
Bize Hüseyin b. Muhammed rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd b. Zürey' rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Recâ, Hasan'dan benzerini rivayet etti.
91553. Metin
حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عُلَيةَ، عن أبي رجاءٍ، عن الحسنِ في قولِه: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ}. قال: يبِسَت.
Bana Ya'kūb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye, Ebû Recâ'dan, o Hasan'dan O'nun: {وَإِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ} “Denizler kaynatıldığı zaman” buyruğu hakkında rivayet etti; [Hasan]: “Kurur” dedi.
91554. Metin
وأولى الأقوالِ في ذلك بالصوابِ قولُ مَن قال: معنى ذلك: مُلئت حتى فاضَتْ، فانفجَرت وسَالتْ. كما وصَفها اللهُ به في الموضعِ الآخرِ، فقال: {وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ} [الانفطار: ٣]. والعربُ تقولُ للنهرِ أو للرَّكيِّ المملوءِ ماءً: مسجورٌ.
Bu konuda isabete en yakın olan görüş: “Bunun anlamı: dolup taştı, böylece patlayıp aktı [demektir]” diyenin görüşüdür. Nitekim Allah diğer bir yerde denizi böyle niteleyerek: {وَإِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْ} “Denizler fışkırtılıp [birbirine] katıldığı zaman” [el-İnfitâr: 3] buyurmuştur. Araplar da suyla dolu nehre veya kuyuya "mescûr" (مسجور) derler.
91555. Metin
ومنه قولُ لبيدٍ (¬٥):
Lebîd'in şu sözü de bu kabildendir:
91556. Metin
فتوسَّطا عُرْضَ السَّرِيِّ وصَدَّعا … مسجُورةً مُتَجاوِرًا (¬٦) قُلَّامُها
“İkisi küçük ırmağın ortasına daldı ve semizotları birbirine bitişik olan dopdolu [havuzu] yardılar.”
91557. Metin
ويعنى بالمسجورةِ: المملوءةَ ماءً.
“el-Mescûre” (المسجورة) ile su ile dolu olanı kastetmektedir.
91558. Metin
واختلَفت القرأةُ في قراءةِ ذلك؛ فقرَأته عامةُ قرأةِ المدينةِ والكوفةِ: {سُجِّرَتْ}
Kurrâ (kıraat âlimleri) bunun okunuşunda ihtilaf etmiştir. Medine ve Kûfe kurrâsının geneli bunu {سُجِّرَتْ} “[denizler] kaynatıldığında” [şeklinde]
91559. Metin
بتشديدِ الجيمِ. وقرَأ ذلك بعضُ قرأةِ البصرةِ بتخفيفِ الجيمِ (¬١).
cîm harfini şeddeli olarak okumuştur. Basra kurrâsının bir kısmı ise bunu cîm harfini şeddesiz olarak (sucret) okumuştur.
91560. Metin
والصوابُ من القولِ في ذلك أنهما قراءتان معروفتان متقاربتا المعنى، فبأيتِهما قرَأ القارئُ فمصيبٌ.
Bu hususta doğru olan görüş; bunların anlamları birbirine yakın, bilinen iki kıraat olduğudur; okuyucu hangisiyle okursa isabet etmiş olur.
91561. Metin
وقولُه: {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ}. اختلَف أهلُ التأويلِ في تأويلِه؛ فقال بعضُهم: أُلحِق كلُّ إنسانٍ بشكلهِ، وقُرِن بينَ الضُّرَباءِ والأمثالِ.
O'nun: {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ} “Nefisler eşleştirildiği zaman” buyruğuna gelince; tevil ehli bunun tevili hakkında ihtilaf etmiştir. Bazıları: “Her insan benzerine katılır; denk ve akran olanlar birbiriyle eşleştirilir” demiştir.
91562. Metin
ذكرُ مَن قال ذلك
Bunu Söyleyenlerin Zikri
91563. Metin
حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن سفيانَ، عن سماكٍ، عن النعمانِ بن بشيرٍ، عن عمرَ ﵁: {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ}. قال: هما الرجلان يعمَلان العملَ الواحدَ يدخلان به الجنةَ، ويدخُلان به النارَ (¬٢).
Bize Ebû Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Süfyân'dan, o Simâk'tan, o Nu'mân b. Beşîr'den, o Ömer radıyallâhu anh'tan {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ} “Nefisler eşleştirildiği zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Ömer]: “Onlar, aynı ameli işleyip de onunla cennete giren iki kişi ve aynı ameli işleyip de onunla cehenneme giren iki kişidir” dedi.
91564. Metin
حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن سماكِ بن حربٍ، عن النعمانِ بن بشيرٍ، عن عمرَ بن الخطابِ ﵁: {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ}. قال: هما الرجلان يعمَلان العملَ، فيدخُلان به الجنةَ. وقال: {احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ} [الصافات: ٢٢]. قال: ضُرباءَهم (¬٣).
Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Simâk b. Harb'den, o Nu'mân b. Beşîr'den, o Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh'tan {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ} “Nefisler eşleştirildiği zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Ömer]: “Onlar, [aynı] ameli işleyip onunla cennete giren iki kişidir” dedi ve: {احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ} “Zulmedenleri ve onların eşlerini toplayın” [es-Sâffât: 22] [ayetini okuyup], “onların akranlarını/benzerlerini” dedi.
91565. Metin
حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهرانُ، عن سفيانَ، عن سماكِ بن حربٍ، عن النعمانِ بن بشيرٍ، عن عمرَ بن الخطابِ ﵁: {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ}. قال: هما الرجلان يعمَلان العملَ، يدخُلان به الجنةَ أو النارَ.
Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Simâk b. Harb'den, o Nu'mân b. Beşîr'den, o Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh'tan {وَإِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ} “Nefisler eşleştirildiği zaman” [ayeti hakkında] rivayet etti; [Ömer]: “Onlar, [aynı] ameli işleyip onunla cennete veya cehenneme giren iki kişidir” dedi.