"Ve'l-Leyli İzâ Yağşâ" Suresinin Tefsiri

Taberî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

93721. Metin

﷽

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

93722. Metin

تفسيُر سورةِ "والليلِ إذا يغشَى"

Leyl Suresi'nin Tefsiri

93723. Metin

القولُ في تأويلِ قولِه ﷿: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (٢) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى (٣) إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى (٤) فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (٦) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى (٧) وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى (٨) وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى (٩) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى (١٠)}

Aziz ve Celil olan Allah'ın şu buyruğunun tefsiri hakkında görüş: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (٢) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى (٣) إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى (٤) فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (٦) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى (٧) وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى (٨) وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى (٩) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى (١٠)} “(Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, parıldayıp aydınlandığı zaman gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki, sizin çalışmalarınız gerçekten çeşit çeşittir. Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz onu en kolay olana hazırlarız. Kim de cimrilik eder, kendini müstağni sayar ve en güzeli yalanlarsa, biz de onu en güç olana hazırlarız.”

93724. Metin

قال أبو جعفرٍ ﵀: يقولُ تعالى ذكرُه مُقسِمًا بالليلِ إذا غشَّى النهارَ ظُلْمتُه فأذهَب ضوءَه وجاءت ظُلمتُه: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى} النهارَ،

Ebu Cafer [et-Taberî] rahimehullâh der ki: Zikri yüce olan Allah, karanlığı gündüzü bürüyüp örttüğü, onun aydınlığını giderdiği ve karanlığı geldiği vakitteki geceye yemin ederek şöyle buyurmaktadır: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye”, yani gündüzü [bürüyüp örttüğü zaman],

93725. Metin

{وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى}. وهذا أيضًا قسمٌ؛ أقسَم بالنهارِ إذا هو أضاء فأنار، وظهَر للأبصارِ ما كانت ظلمةُ الليلِ قد حالت بينَها وبينَ رؤيتِه وإتيانِه إياه (¬١) عِيانًا. وكان قتادةُ يذهبُ فيما أقسَم اللهُ به من الأشياءِ أنه إنما أقسَم به لعِظَمِ شأنِه عندَه.

{وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى} “Parıldayıp aydınlandığı zaman gündüze”. Bu da bir yemindir; parıldayıp aydınlandığı ve gecenin karanlığının gözler ile görmesi ve bizzat gözle görerek ona (¬١) ulaşması arasına koyduğu engeli açığa çıkardığı vakitteki gündüze yemin etmiştir. Katade, Allah'ın üzerine yemin ettiği şeylerde, ancak Kendi katındaki büyüklüğünden ötürü onlara yemin ettiği görüşündeydi.

93726. Metin

كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ قولَه: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى}. قال: آيتان عظيمتان يكرِّرُهما (¬٢) اللهُ على الخلائقِ (¬٣).

Nitekim bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezid rivayet edip dedi ki: Bize Said, Katade'den onun şu buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye, parıldayıp aydınlandığı zaman gündüze”. Şöyle dedi: [Bunlar] Allah'ın mahlûkat üzerine art arda tekrarladığı (¬٢) iki büyük ayettir (¬٣).

93727. Metin

وقولُه: {وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى}. مُحْتَمِلٌ الوجهَين اللذَين وصفتُ في قولِه: {وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا (٥) وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا} [الشمس: ٥، ٦]. وهو أن تُجعلَ "ما" بمعنى "مَنْ"، فيكونُ ذلك قسمًا من اللهِ جلَّ ثناؤُه بخالقِ الذكرِ

O'nun: {وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Erkeği ve dişiyi yaratana” buyruğu, O'nun: {وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا (٥) وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا} [eş-Şems: 5, 6] buyruğunda vasfettiğim iki ihtimale de muhtemeldir. O da "mâ" (ما) edatının "men" (مَنْ) anlamında kabul edilmesidir; böylece bu, senası yüce olan Allah'ın erkeğin yaratıcısına bir yemini olur

93728. Metin

والأنثى، وهو ذلك (¬١) الخالقُ، وأن تُجعلَ "ما" مع ما بعدَها بمعنى المصدرِ، ويكونُ قسمًا بخلقِه الذكرَ والأنثى.

ve dişinin yaratıcısına yemin etmesi olur ki o (¬١) Yaratıcı Kendisidir; ya da "mâ" edatının sonrasındaki ifadeyle birlikte masdar anlamında kabul edilmesidir ki, bu durumda da O'nun erkeği ve dişiyi yaratmasına yemin etmesi olur.

93729. Metin

وقد ذُكِر عن عبدِ اللهِ بن مسعودٍ وأبى الدرداءِ أنهما كانا يقرَآن ذلك: {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى}. ويأثُرُه أبو الدرداءِ عن رسولِ اللهِ ﷺ.

Abdullah b. Mes'ûd ve Ebu'd-Derdâ'dan, bu ayeti {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Erkeğe ve dişiye” şeklinde okudukları nakledilmiştir. Ebu'd-Derdâ bunu Resûlullah ﷺ'den rivayet etmektedir.

93730. Metin

ذكرُ الخبرِ بذلك (¬٢)

Buna (¬٢) Dair Rivayetin Zikri

93731. Metin

حدَّثنا محمدُ بنُ المثنى، قال: ثنا محمدُ بنُ جعفرٍ، قال: ثنا شعبةُ، عن أبي إسحاقَ، قال: في قراءةِ عبدِ اللهِ: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (٢) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} (¬٣).

Bize Muhammed b. el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Cafer rivayet edip dedi ki: Bize Şu'be, Ebu İshak'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Abdullah'ın kıraatinde: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (٢) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} (¬٣) “Bürüyüp örttüğü zaman geceye, parıldayıp aydınlandığı zaman gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana [andolsun]” şeklindedir.

93732. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا هشامُ بنُ عبد الملكِ، قال: ثنا شعبةُ، قال: أخبَرنى المغيرةُ، قال: سمِعتُ إبراهيمَ يقولُ: أتى علقمةُ الشامَ، فقعَد إلى أبى الدرداءِ، فقال: ممن أنت؟ فقلتُ: من أهلِ الكوفةِ. فقال: كيف كان عبدُ اللهِ يقرأُ هذه الآيةَ: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى ١ وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى}؟ فقلتُ: {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى}. فقال: فما زال هؤلاء حتى كادوا يستضِلُّوننى، وقد سمِعتُها من رسولِ اللهِ ﷺ ٤.

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Hişâm b. Abdilmelik rivayet edip dedi ki: Bize Şu'be rivayet edip dedi ki: Bana Mugîre haber verip dedi ki: İbrâhîm'i şöyle derken işittim: Alkame Şam'a gelip Ebu'd-Derdâ'nın yanına oturdu. [Ebu'd-Derdâ]: "Sen kimlerdensin?" diye sordu. Ben: "Kûfe halkındanım" dedim. Bunun üzerine: "Abdullah bu ayeti: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى 1 وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye, parıldayıp aydınlandığı zaman gündüze [andolsun]” nasıl okuyordu?" dedi. Ben de: "{الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Erkeğe ve dişiye [andolsun]” şeklinde" dedim. [Ebu'd-Derdâ] şöyle dedi: "Şunlar [bunu bana unutturmaya] devam edip durdular da neredeyse beni yanıltacaklardı; oysa ben bunu bizzat Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den işitmiştim." 4

93733. Metin

حدَّثنا محمدُ (¬١) بنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا حاتمُ بنُ وَردانَ، قال: ثنا أبو حمزةَ، عن إبراهيمَ، عن علقمةَ، قال: أتيتُ الشامَ، فدخَلتُ على أبى الدرداءِ، فسأَلنى فقال: كيف سمِعتَ ابنَ مسعودٍ يقرأُ هذه الآيةَ: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى}؟ قال: قلتُ: {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى}. قال: كذاك (¬٢) سمِعتُها من رسولِ اللهِ ﷺ يقرؤُها.

Bize Muhammed (¬١) b. Abdil'a'lâ rivayet edip dedi ki: Bize Hâtim b. Verdân rivayet edip dedi ki: Bize Ebu Hamza, İbrahim'den, o da Alkame'den rivayet etti; o şöyle dedi: Şam'a gelip Ebu'd-Derdâ'nın yanına girdim. Bana sorup: "İbn Mes'ûd'un şu ayeti nasıl okuduğunu işittin: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye, parıldayıp aydınlandığı zaman gündüze”?" dedi. [Alkame]: Dedim ki: "{الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Erkeğe ve dişiye” şeklinde." Dedi ki: "Ben de Resûlullah ﷺ'in bunu aynen böyle (¬٢) okuduğunu işittim."

93734. Metin

حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، وحدَّثنى إسحاقُ بنُ شاهينٍ، قال: ثنا خالدُ بنُ عبدِ اللهِ، عن داودُ، عن عامرٍ، عن علقمةَ بن قَيسٍ، قال: قَدِمتُ الشامَ، فلَقِيتُ أبا الدرداءِ، فقال: من أينَ أنت؟ فقلتُ: من أهلِ العراقِ. قال: من أيِّها؟ قلتُ: من أهلِ الكوفةِ. قال: هل تقرأُ (¬٣) قراءةَ ابن (¬٤) أمِّ عبدٍ؟ قلتُ: نعم. قال: اقرَأْ {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى}. قال: فقرَأتُ: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (٢) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى}. قال: فضحِك، ثم قال: هكذا سمِعتُ من رسولِ اللهِ ﷺ (¬٥).

Bana Ya'kûb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye rivayet etti. Bana İshak b. Şâhîn de rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. Abdillâh, Dâvûd'dan, o Âmir'den, o da Alkame b. Kays'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Şam'a gelip Ebu'd-Derdâ ile karşılaştım. "Nerelisin?" dedi. Ben: "Irak halkındanım" dedim. "Hangi şehrinden?" dedi. "Kûfe halkındanım" dedim. "İbn (¬٤) Ümmi Abd'in kıraatini okur (¬٣) musun?" dedi. "Evet" dedim. "{وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye” [suresini] oku" dedi. Ben de: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى (١) وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى (٢) وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye, parıldayıp aydınlandığı zaman gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana [andolsun]” şeklinde okudum. Bunun üzerine güldü ve: "Ben de Resûlullah ﷺ'den aynen böyle işittim" dedi (¬٥).

93735. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: حدَّثنا عبدُ الأعلى، قال: أخبَرنا داودُ، عن عامرٍ، عن علقمةَ، عن أبي الدرداءِ، عن النبيِّ ﷺ نحوَه (¬٦).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdüla'lâ rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd, Âmir'den, o Alkame'den, o da Ebu'd-Derdâ'dan, o da Peygamber ﷺ'den benzerini haber verdi (¬٦).

93736. Metin

حدَّثني أبو السائبِ، قال: ثنا أبو معاويةَ، عن الأعمشِ، عن إبراهيمَ، عن علقمةَ، قال: قدِمنا الشامَ، فأَتانا أبو الدرداءِ، فقال: أفيكم أحدٌ يقرأُ عليَّ قراءةَ

Bana Ebu's-Sâib rivayet edip dedi ki: Bize Ebû Muâviye, el-A'meş'ten, o İbrâhîm'den, o da Alkame'den rivayet etti; o şöyle dedi: Şam'a geldik. Bunun üzerine Ebu'd-Derdâ yanımıza gelip: "İçinizde bana kıraatiyle okuyacak biri var mı..." dedi.

93737. Metin

عبدِ اللهِ؟ قال: فأشاروا إليَّ. قال: قلتُ: أنا. قال: فكيف سمعتَ عبدَ اللهِ يقرأُ هذه الآيةَ: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى}؟ [قلتُ: سمِعتُه يقرأُ: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى} - {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى}] (¬١). قال: وأنا هكذا سمِعتُ رسولَ الله ﷺ يقرأُ (¬٢)، فهؤلاء يُريدوننى (¬٣) على أنْ أقرأَ: {وَمَا خَلَقَ} (¬٤). فلا (¬٥) أتابعُهم (¬٦).

Abdullah'ın kıraatiyle okuyacak biri var mı?" dedi. [Alkame] dedi ki: Bana işaret ettiler. Ben de: "Ben varım" dedim. O: "Abdullah'ın bu ayeti nasıl okuduğunu işittin: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye”?" dedi. [Dedim ki: Onu şöyle okurken işittim: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye” - {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Erkeğe ve dişiye”] (¬١). [Ebu'd-Derdâ] dedi ki: "Ben de Resûlullah ﷺ'in böyle okuduğunu (¬٢) işittim; fakat şunlar bana {وَمَا خَلَقَ} “Ve yaratana” (¬٤) şeklinde okutmak istiyorlar (¬٣). Ben ise onlara uymuyorum (¬٥) (¬٦)."

93738. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى}. قال: في بعضِ الحروفِ: {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} (¬٧).

Bize İbn Abdil'a'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katade'den nakletti: {وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Erkeği ve dişiyi yaratana [andolsun]” hakkında şöyle dedi: Bazı harflerde (kıraatlerde): {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} “Erkeğe ve dişiye” şeklindedir (¬٧).

93739. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ مثلَه.

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezid rivayet edip dedi ki: Bize Said, Katade'den benzerini rivayet etti.

93740. Metin

حدَّثني أحمدُ بنُ يوسفَ، قال: ثنا القاسمُ، قال: ثنا حجاجٌ، عن هارونَ، عن إسماعيلَ، عن الحسنِ أنه كان يقرَؤُها: {وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} ٨. يقولُ: والذي خلق [الذكر] ٩ [والأنثى] ١٠. قال هارونُ: قال أبو عمرٍو: وأهلُ مكةَ يقولون للرعدِ: سبحانَ ما سبَّحْتَ له! ١١.

Bana Ahmed b. Yûsuf rivayet edip dedi ki: Bize el-Kâsım rivayet edip dedi ki: Bize Haccâc, Hârûn'dan, o İsmâil'den, o da el-Hasan'dan rivayet etti ki kendisi [bu ayeti]: {وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} 8 “Erkeği ve dişiyi yaratana [andolsun]” şeklinde okur ve: “[Bu,] [erkeği] 9 [ve dişiyi] 10 yaratan [Allah'a andolsun demektir]” derdi. Hârûn dedi ki: Ebû Amr şöyle dedi: Mekke halkı da gök gürültüsü [işittiklerinde]: “Kendisi için tesbih ettiğin [Zât] her türlü eksiklikten münezzehtir!” 11 derler.

93741. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا جريرٌ، عن [المغيرةِ بن مِقْسَم] ١ الضَّبِّيِّ، عن إبراهيمَ بن يزيدَ النَّخَعِيِّ أبى عمرانَ، عن علقمةَ بن قيسٍ أبى شبلٍ أنه أتى الشامَ، فدخَل المسجدَ فصلَّى فيه، ثم قام إلى حَلْقَةٍ فجلَس فيها، قال: فجاء رجلٌ. قال ٢: فعرَفتُ فيه ٣ تَحوُّشَ ٤ القومِ وهَيْئَتِهم ٥ له، فجلَس إلى جَنْبِى، فقلتُ: الحمدُ للهِ، إنى لأرجو أن يكونَ اللهُ قد استجاب دعوتى. فإذا ذلك الرجلُ أبو الدرداءِ، فقال: وما ذاك؟ فقال علقمةُ: دعوتُ الله أن يرزُقَنى جليسًا صالحًا، فأرجو أن تكونَ أنت. قال: مِن أين أنت؟ فقلتُ: من أهلِ الكوفةِ - أو ٦: من أهلِ العراقِ [ثَمَّ؟ قال: من أهلِ الكوفة] ٧ - فقال أبو الدرداءِ: ألم يكنْ فيكم صاحبُ النعلينِ والوِسادِ والمِطْهَرَةِ؟ يعنى عبدَ اللهِ بنَ مسعودٍ. أو لم يكنْ فيكم الذي أُجِير على لسانِ النبيِّ ﷺ مِن الشيطانِ؟ يعنى عمارَ بنَ ياسرٍ. أو لم يكنْ فيكم صاحبُ السرِّ الذي لا يعلمُه غيرُه، أو أحدٌ غيرُه؟ يعنى حُذيفةَ بنَ اليمانِ. ثم قال: أيُّكم يحفَظُ كما كان عبدُ اللهِ يقرأُ؟ قال: فقلتُ: أنا. قال: اقرأ: {وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى ١ وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى}. قال علقمةُ: [فقرأتُ: {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} ٨. فقال أبو الدرداءِ: والذي لا إلهَ إلا هو، لهكذا أقرأنِيها

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Cerîr, [el-Mugīre b. Miksem]1 ed-Dabbî'den, o Ebû İmrân İbrâhîm b. Yezîd en-Nehaî'den, o da Ebû Şibl Alkame b. Kays'tan rivayet etti ki; o Şam'a gelip mescide girdi ve orada namaz kıldı. Sonra bir ilim halkasına yönelip oturdu. Dedi ki: Bir adam geldi. [Alkame] dedi2 ki: İnsanların onun yanında toplanmasından3 ve ona karşı tutum ve heybetlerinden4 [onun saygın biri olduğunu] anladım5. Yanıma oturdu. Ben de: "Allah'a hamdolsun, umarım Allah dualarımı kabul etmiştir" dedim. Meğer o zat Ebü'd-Derdâ imiş. O: "Bu da nedir?" diye sordu. Alkame: "Allah'a bana salih bir meclis arkadaşı lütfetmesi için dua etmiştim; o kişinin sen olmasını umuyorum" dedi. [Ebü'd-Derdâ]: "Nerelisin?" dedi. Ben de: "Kûfe ehlindenim -veya6: Irak ehlindenim [oradan mısın? Kûfe ehlindenim dedi]7-" dedim. Bunun üzerine Ebü'd-Derdâ: "İçinizde [Peygamber'in] iki ayakkabısının, yastığının ve abdest kabının sahibi yok muydu? -yani Abdullah b. Mes'ûd'u kastetti-. Ya da içinizde Peygamber'in sallallâhu aleyhi ve sellem diliyle şeytandan korunan zat yok muydu? -yani Ammâr b. Yâsir'i kastetti-. Yahut içinizde kendisinden başka kimsenin -veya bir başkasının- bilmediği sırrın sahibi yok muydu? -yani Huzeyfe b. el-Yemân'ı kastetti-." Sonra şöyle dedi: "Hanginiz Abdullah'ın okuduğu gibi ezbere biliyor?" [Alkame] dedi ki: Ben de: "Ben" dedim. [Ebü'd-Derdâ]: "{وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى} “Bürüyüp örttüğü zaman geceye ve parıldayıp aydınlattığı zaman gündüze andolsun” [ayetlerini] oku" dedi. Alkame dedi ki: [Bunun üzerine ben de: {الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى} 8 “Erkeğe ve dişiye [andolsun]” şeklinde okudum]. Ebü'd-Derdâ şöyle dedi: "Kendisinden başka ilah olmayana yemin olsun ki, bunu bana...

93742. Metin

رسول الله ﷺ فوهُ إلى في، فما زال هؤلاء حتى كادوا يردُّوننى عنها (¬١).

kendi ağzından benim ağzıma bizzat okuttu. Şunlar neredeyse beni bundan vazgeçirinceye kadar uğraşıp durdular (¬١).

93743. Metin

وقوله: {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى}. يقول: إنَّ عملَكم لمختلفٌ أيُّها الناسُ؛ لأن منكم الكافر بربِّه، والعاصى له في أمره ونهيه، والمؤمنَ به، والمطيع له في أمرِه ونهيه.

Allah'ın: {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى} “Şüphesiz sizin çalışmalarınız çeşit çeşittir” buyruğu şöyle demektir: Ey insanlar! Şüphesiz sizin amelleriniz birbirinden farklıdır; çünkü kiminiz Rabbini inkâr eden, O'nun emrinde ve yasağında O'na isyan edendir; kiminiz de O'na iman eden, emrinde ve yasağında O'na itaat edendir.

93744. Metin

كما حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادة قوله: {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى}. يقولُ: مختلِفٌ (¬٢).

Nitekim bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezid rivayet edip dedi ki: Bize Said, Katade'den onun {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى} “Şüphesiz sizin çalışmalarınız çeşit çeşittir” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: Farklı farklıdır, demektedir (¬٢).

93745. Metin

وقوله: {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى}. جوابُ القسمِ، والكلامُ: والليل إذا يغشى، إن سعيَكم لشتَّى. وكذلك قال أهلُ العلمِ.

Allah'ın: {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى} “Şüphesiz sizin çalışmalarınız çeşit çeşittir” buyruğu yeminin cevabıdır. İfadenin takdiri şöyledir: Bürüyüp örttüğü vakit geceye andolsun ki, muhakkak sizin çalışmalarınız çeşit çeşittir. İlim ehli de böyle demiştir.

93746. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93747. Metin

حدَّثني بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ، قال: وقَع القسمُ ههنا: {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى} (¬٢).

Bana Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezid rivayet edip dedi ki: Bize Said, Katade'den rivayet etti; o şöyle dedi: Yemin şurada gerçekleşmiştir: {إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى} “Şüphesiz sizin çalışmalarınız çeşit çeşittir” (¬٢).

93748. Metin

قوله: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى}. يقولُ تعالى ذكرُه: فأَمَّا مَن أَعْطى منكم أيُّها الناسُ في سبيل الله، ومَن أمَره الله بإعطائِه من مالِه، وما وهَب له من فضلِه، واتقَى الله واجتنَب محارمَه.

Allah'ın: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى} “Artık kim verir ve sakınırsa” buyruğu hakkında zikri yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Sizden kim Allah yolunda, malından ve O'nun kendisine lütfundan bağışladığı şeylerden Allah'ın vermesini emrettiği kimselere verir ve Allah'tan sakınıp O'nun haram kıldığı şeylerden kaçınırsa,

93749. Metin

وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويل.

Bu konuda bizim söylediğimize benzer görüşü tefsir ehli de söylemiştir.

93750. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93751. Metin

حدَّثنا حميدُ بن مَسْعَدةَ، قال: ثنا بشرُ بن المفضلِ، قال: ثنا داودُ ٣،

Bize Humeyd b. Mes'ade rivayet edip dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd 3 rivayet etti,

93752. Metin

عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ في قوله: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى}. قال: أَعْطَى ما عندَه، {وَاتَّقَى}. قال: اتقَى ربَّه.

İkrime'den, o da İbn Abbas'tan Allah'ın: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى} “Artık kim verir ve sakınırsa” buyruğu hakkında rivayet etti ki: [İbn Abbas]: "Yanında olanı verdi", {وَاتَّقَى} “Ve sakınırsa” hakkında da: "Rabbinden sakındı" dedi.

93753. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ بنُ مهديٍّ، قال: ثنا خالدُ بنُ عبدِ اللهِ، عن داودَ بن أبي هندٍ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى}. قال: مِن الفضلِ، {وَاتَّقَى}: اتقَى ربَّه (¬١).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. Abdillâh, Dâvûd b. Ebî Hind'den, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan rivayet etti: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى} “Artık kim verirse” hakkında: "[Malının] fazlasından verdi", {وَاتَّقَى} “Ve sakınırsa” hakkında: "Rabbinden sakındı" dedi (¬١).

93754. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى}: حقَّ الله، {وَاتَّقَى}: محارمَ اللهِ التي نهَى عنها (¬٢).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezid rivayet edip dedi ki: Bize Said, Katade'den nakletti: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى} “Artık kim verirse”: Allah'ın hakkını [verirse], {وَاتَّقَى} “Ve sakınırsa”: Allah'ın yasakladığı haramlardan [sakınırsa] demektir (¬٢).

93755. Metin

حدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمعتُ الضحاكَ يقولُ في قولِه: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى}. يقولُ: مَن زَكَّى (¬٣) واتقَى الله.

Hüseyin'den nakledildiğine göre o şöyle dedi: Ebu Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ı Allah'ın: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى} “Artık kim verir ve sakınırsa” buyruğu hakkında şöyle derken işittim: Kim zekât verir (¬٣) ve Allah'tan sakınırsa demektir.

93756. Metin

واختلَف أهلُ التأويلِ في تأويل قولِه ﷿: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}؛ فقال بعضُهم: معنى ذلك: وصدَّق بالخَلَفِ مِن الله على إعطائِه ما أَعْطى مِن مالِه فيما أَعْطَى فيه مما أمَره الله بإعطائِه فيه.

Tefsir ehli, Aziz ve Celil olan Allah'ın: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” buyruğunun tefsirinde ihtilaf etmişlerdir; bazısı şöyle demiştir: Bunun anlamı; malından Allah'ın vermesini emrettiği yerlere verdiği şeyin karşılığını (halefini) Allah'ın vereceğini tasdik ederse demektir.

93757. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93758. Metin

حدَّثني حميدُ بنُ مَسْعَدةَ، قال: ثنا بشرُ بنُ المفضلِ، قال: ثنا داودُ، عن عكرمة، عن ابن عباسٍ في قولِه: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: وصدَّق بالخَلَفِ مِن الله.

Bana Humeyd b. Mes'ade rivayet edip dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd, İkrime'den, o da İbn Abbâs'tan 1 [rivayet ettiğine göre] O, Allah Teâlâ'nın: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” 2 buyruğu hakkında şöyle demiştir: Allah'tan bir karşılık [geleceğini] tasdik ederse. 3

93759. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ المثنى، قال: ثنى عبدُ الأعلى، قال: ثنا داودُ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. يقولُ: وصدَّق بالخَلَفِ مِنَ اللهِ.

Bana Muhammed b. el-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bana Abdüla'lâ rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd, İkrime'den, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” hakkında şöyle der: Allah'tan bir karşılık geleceğini tasdik ederse.

93760. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبد الرحمن بنُ مهديٍّ، قال: ثنا خالدُ بنُ عبدِ اللهِ، عن داود بن أبي هندٍ، عن عكرمة، عن ابن عباسٍ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}: بالخَلَفِ (¬١).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman b. Mehdî rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. Abdillâh, Dâvûd b. Ebî Hind'den, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan rivayet etti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse”: Karşılığı [tasdik ederse] dedi (¬١).

93761. Metin

حدَّثني يعقوبُ، قال: ثنا ابنُ عليةَ، عن داودَ، عن عكرمة، عن ابن عباسٍ مثلَه.

Bana Ya'kûb rivayet edip dedi ki: Bize İbn Uleyye, Dâvûd'dan, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan benzerini rivayet etti.

93762. Metin

حدَّثنا إسماعيلُ بن موسى السديُّ، قال: أخبَرنا بشرُ بنُ الحكم الأَحْمَسيُّ، عن سعيد بن الصلتِ، عن إسماعيلَ بن أبي خالدٍ، عن أبي صالحٍ، عن ابن عباسٍ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: أيقَن بالخَلَفِ (¬٢).

Bize İsmâil b. Mûsâ es-Süddî rivayet edip dedi ki: Bize Bişr b. el-Hakem el-Ahmesî, Saîd b. es-Salt'tan, o İsmâil b. Ebî Hâlid'den, o Ebu Sâlih'ten, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” hakkında: Karşılık geleceğine kesin olarak inandı, dedi (¬٢).

93763. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمن، قال: ثنا سفيانُ (¬٣)، عن قيس بن مسلمٍ، عن عكرمة: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: بالخَلَفِ (¬٤).

Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân (¬٣), Kays b. Müslim'den, o da İkrime'den rivayet etti: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse” hakkında: Karşılığı [tasdik ederse], dedi (¬٤).

93764. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن قيسِ بن مسلمٍ، عن عكرمة: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: بأنَّ الله سيُخلِفُ له.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Kays b. Müslim'den, o da İkrime'den rivayet etti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” hakkında: Allah'ın kendisine karşılığını vereceğine [tasdik ederse], dedi.

93765. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيان، عن أبي هاشمٍ ٥ المكيِّ، عن مجاهدٍ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: بالخَلفِ ٤.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Ebû Hâşim5 el-Mekkî'den, o da Mücâhid'den nakletti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” hakkında: Karşılığı [tasdik ederse]4, dedi.

93766. Metin

حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن أبي بكر الهُذَليِّ، عن شَهْرِ بن حوشبٍ، عن ابن عباسٍ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: بالخَلَفِ.

Bize Ebu Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Ebu Bekr el-Hüzelî'den, o Şehr b. Havşeb'den, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” hakkında: Karşılığı [tasdik ederse], dedi.

93767. Metin

حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، عن نَضْرِ بن عربيٍّ، عن عكرمةَ، قال: بالخَلَفِ.

Bize Ebu Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Nadr b. Arabî'den, o da İkrime'den rivayet etti; o: Karşılığı [tasdik ederse], dedi.

93768. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: وصدَّق (¬١) بأنَّ الله واحدٌ لا شريكَ له.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun anlamı; Allah'ın bir ve tek olup hiçbir ortağı olmadığını tasdik etti (¬١) demektir.

93769. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93770. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ عمرَ بن عليٍّ المُقَدَّميُّ، قال: ثنا أشعثُ السَّجِسْتانيُّ، قال: ثنا مِسعَرٌ، وحدَّثنا أبو كريبٍ قال: ثنا وكيعٌ، عن مِسْعَرٍ، عن أبي (¬٢) حَصينٍ، عن أبي عبدِ الرحمنِ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: بلا إله إلا الله (¬٣).

Bana Muhammed b. Ömer b. Alî el-Mukaddemî rivayet edip dedi ki: Bize Eş'as es-Sicistânî rivayet edip dedi ki: Bize Mis'ar rivayet etti. Bize Ebu Küreyb de rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', Mis'ar'dan, o Ebu (¬٢) Hasîn'den, o da Ebu Abdirrahmân'dan nakletti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” hakkında: "Lâ ilâhe illallâh"ı [tasdik ederse], dedi (¬٣).

93771. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا سفيانُ، عن أبي (٢) حَصينٍ، عن أبي عبدِ الرحمن مثلَه.

Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, Ebu (٢) Hasîn'den, o da Ebu Abdirrahmân'dan benzerini rivayet etti.

93772. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن أبي حَصينٍ، عن أبي عبدِ الرحمنِ مثلَه.

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o Ebu Hasîn'den, o da Ebu Abdirrahmân'dan benzerini rivayet etti.

93773. Metin

[حدَّثني المَرْوزيُّ] (¬٤)، عن الحسين، قال: سمِعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عُبيدٌ، قال: سمِعتُ الضحاك يقولُ في قوله: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}: بلا إله إلا الله (¬٥).

[Bana el-Mervezî rivayet etti] (¬٤); Hüseyin'den, o dedi ki: Ebu Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ı, {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” sözü hakkında şöyle derken işittim: 'Lâ ilâhe illallâh'ı [tasdik ederse] (¬٥).

93774. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثني عمِّي، قال: ثنى أبي، عن

Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam rivayet etti, o dedi ki: Bana amcam rivayet etti, o dedi ki: Bana babam rivayet etti,

93775. Metin

أبيه، عن ابن عباسٍ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. يقولُ: صدَّق بلا إله إلا الله (¬١).

babasından, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” hakkında: 'Lâ ilâhe illallâh'ı tasdik etti (¬١) buyurmaktadır.

93776. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: وصدَّق بالجنة.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun anlamı; cenneti tasdik etti demektir.

93777. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93778. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ: [{وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: بالجنة (¬٢).

Bize İbn Humeyd rivayet edip dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân'dan, o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den nakletti: [{وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse”. O: Cenneti [tasdik ederse], dedi (¬٢).

93779. Metin

حدَّثنا ابنُ بشارٍ، قال: ثنى محمدُ بنُ مُحبَّبٍ (¬٣)، قال: ثنا سفيانُ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ] (¬٤) مثلَه.

Bize İbn Beşşâr rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. Muhabbeb (¬٣) rivayet edip dedi ki: Bize Süfyân, İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den] (¬٤) benzerini rivayet etti.

93780. Metin

حدَّثنا أبو كريبٍ، قال: ثنا وكيعٌ، [عن سفيان] (¬٥)، عن ابن أبي نجيحٍ، عن مجاهدٍ مثلَه.

Bize Ebu Küreyb rivayet edip dedi ki: Bize Vekî', [Süfyân'dan] (¬٥), o İbn Ebî Necîh'ten, o da Mücâhid'den benzerini nakletti.

93781. Metin

وقال آخرون: بل معناه: وصدَّق بموعودِ الله.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun anlamı; Allah'ın vaadini tasdik etti demektir.

93782. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93783. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}: [وصدَّق] (¬٦) بموعودِ الله على نفسه، فعمِل لذلك (¬٧) الموعودِ الذي وعَده الله.

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den nakletti: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse”: Allah'ın kendi üzerine aldığı vaadini [tasdik etti] (¬٦) ve Allah'ın kendisine vaad ettiği bu (¬٧) vaat için amel etti.

93784. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ في قولِه: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. قال: صدَّق المؤمنُ [بموعود الله الحسن] ٨.

Bize İbn Abdi’l-A‘lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma‘mer’den, [o da] Katâde’den O’nun: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” kavli hakkında nakletti; [Katâde]: “Mümin, [Allah’ın güzel vaadini]8 tasdik etti” dedi.

93785. Metin

وأشبهُ هذه الأقوال بما دلَّ عليه ظاهرُ التنزيل، وأولاها بالصواب عندى قولُ من قال: عُنى به التصديقُ بالخَلَفِ مِن الله على نفقته.

Bu görüşler içinde tenzilin (Kur'an'ın) zahirinin delalet ettiğine en çok benzeyeni ve bana göre doğruya en layık olanı; bununla, yaptığı harcamaya karşılık Allah'tan gelecek telafiyi/karşılığı tasdik etmenin kastedildiğini söyleyen kimsenin görüşüdür.

93786. Metin

وإنما قلتُ: ذلك أولى الأقوال بالصوابِ في ذلك؛ لأنَّ الله جَلَّ ثناؤُه ذكَر قبله مُنْفِقًا أنفَق طالبًا بنفقته الخَلَفَ منها، فكان أولى المعانى به أنْ يكون الذي عَقيبَه الخبرُ عن تصديقِه بوعدِ اللهِ إيَّاه بالخَلَفِ، إذ كانت نفقتُه على الوجْهِ الذي يَرْضاه، مع أنَّ الخبر عن رسول الله ﷺ بنحو الذي قلنا في ذلك ورَد.

Bunun, bu hususta doğruya en layık görüş olduğunu söylememin sebebi şudur: Çünkü Allah -senası yüce olsun- bundan önce, harcamasıyla karşılık/telafi bekleyerek infak eden birini zikretmiştir. Dolayısıyla harcaması O'nun razı olduğu şekilde gerçekleştiğine göre, hemen peşinden gelen ifadenin, Allah'ın kendisine vereceği karşılık vaadini tasdik ettiğine dair bir haber olması manaya en uygun olanıdır. Bununla birlikte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bu konuda bizim söylediğimize benzer bir rivayet de gelmiştir.

93787. Metin

ذكرُ الخبر الواردِ بذلك

Bu Hususta Gelen Rivayetin Zikri

93788. Metin

حدَّثني الحسينُ ١ بنُ ٢ سلمةَ بن أبي كبشةَ، قال: ثنا عبدُ الملكِ بنُ عمرٍو، قال: ثنا عبَّاد بن راشدٍ، عن قتادةَ، قال: ثنى خُليدٌ العَصَريُّ، عن أبي الدرداء، قال: قال رسول الله ﷺ: "ما من يوم غرَبت فيه شمسُه، إلا وبجَنْبَيْها ملَكان يُنادِيان، يَسمعُه خَلْقُ اللهِ كلُّهم إلا الثَّقَلين: اللهمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا، وأَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا". وأنزل الله في ذلك في القرآنِ: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (٦) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى (٧) وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى (٨) وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى (٩) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى} ٣.

1Bana el-Huseyn2 b.3 Seleme b. Ebî Kebşe anlattı, dedi ki: Bize Abdülmelik b. Amr anlattı, dedi ki: Bize Abbâd b. Râşid, Katâde'den anlattı, dedi ki: Bize Huleyd el-Asarî, Ebü'd-Derdâ'dan anlattı; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: « ما من يوم غرَبت فيه شمسُه، إلا وبجَنْبَيْها ملَكان يُنادِيان، يَسمعُه خَلْقُ اللهِ كلُّهم إلا الثَّقَلين: اللهمَّ أَعْطِ مُنْفِقًا خَلَفًا، وأَعْطِ مُمْسِكًا تَلَفًا » «Güneşin battığı hiçbir gün yoktur ki, iki yanında -insanlar ve cinler hariç- Allah'ın bütün mahlûkâtının işiteceği şekilde şöyle nida eden iki melek bulunmasın: 'Allahım! İnfak edene karşılık ver, [malını] tutana da telef ver!'» Bunun üzerine Allah Kur'an'da şu [ayetleri] indirdi: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (٦) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى (٧) وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى (٨) وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى (٩) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى} “Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz onu en kolay olana hazırlarız. Kim de cimrilik eder ve kendini müstağni görürse, en güzeli de yalanlarsa, biz onu en zor olana hazırlarız.”4

93789. Metin

وذُكر أنَّ هذه الآية نزَلت في أبي بكرٍ الصدِّيقِ ﵁.

Bu ayetin Ebu Bekr es-Sıddîk radıyallâhu anh hakkında indiği zikredilmiştir.

93790. Metin

ذكرُ الخبر بذلك

Bu Husustaki Rivayetin Zikri

93791. Metin

حدَّثني هارونُ بن إدريسَ الأصمُّ، قال: ثنا عبدُ الرحمن بنُ محمدٍ المحاربيُّ، قال: ثنا محمدُ بنُ إسحاقَ، عن محمدِ بن عبد (¬١) الله [بن محمد] (¬٢) بن عبد الرحمن بن أبي بكر الصدِّيق، عن عامرِ بن عبد الله بن الزبيرِ، قال: كان أبو بكرٍ الصدِّيقُ يُعْتِقُ على الإسلام بمكةَ، فكان يُعْتِقُ عجائز ونساءً إذا أَسْلَمْن، فقال له أبوه: أي بُنَيَّ، أراك تُعْتِقُ أُناسًا ضعفاءَ، فلو أنك أعتقْتَ رجالًا جُلْدًا يقومون معك ويمنعونك ويدْفعون عنك. فقال: أي أبتِ، إنما أُريدُ - أظنُّه قال -: [ما عند الله. قال: فحدَّثني بعضُ أهل بيتى] (¬٣) أنَّ هذه الآية أنزلت فيه: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (٦) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى} (¬٤).

Bana Hârûn b. İdrîs el-Esam rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman b. Muhammed el-Muhâribî rivayet edip dedi ki: Bize Muhammed b. İshâk, Muhammed b. Abdillâh (¬١) [b. Muhammed] (¬٢) b. Abdirrahmân b. Ebî Bekr es-Sıddîk'tan, o da Âmir b. Abdillâh b. ez-Zübeyr'den rivayet etti; o dedi ki: Ebu Bekr es-Sıddîk Mekke'de İslâm uğruna köleleri azat ederdi; Müslüman olduklarında yaşlı kadınları ve kadınları azat ederdi. Babası ona: 'Oğulcağızım, senin zayıf insanları azat ettiğini görüyorum. Eğer seninle beraber duracak, seni koruyup savunacak güçlü kuvvetli adamlar azat etseydin ya!' dedi. O da: 'Babacığım, ben sadece -zannedersem şöyle dedi-: [Allah katındakini istiyorum' dedi. [Râvi] dedi ki: Ailemden biri bana,] (¬٣) şu ayetin onun hakkında indirildiğini rivayet etti: {فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى (٥) وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى (٦) فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى} “Artık kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz onu en kolaya muvaffak kılacağız.” (¬٤)

93792. Metin

وقولُه: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى}. يقولُ: فسنهيِّئُه للخَلَّةِ اليُسْرَى. وهى العملُ بما يَرْضاه الله منه في الدنيا، ليُوجِبَ له به في الآخرةِ الجنةَ.

O'nun: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى} “Biz onu en kolaya muvaffak kılacağız” sözü; biz onu en kolay haslete/yola hazırlayacağız demektir. Bu da âhirette kendisine cenneti hak ettirmesi için dünyada Allah'ın kendisinden razı olduğu amelleri işlemesidir.

93793. Metin

وقوله: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى}. يقولُ جلَّ وعزَّ: وأَما مَن بَخِل بالنفقة في سبيلِ اللهِ، ومنع ما وهَب اللهُ له مِن فضلِه، من صرفِه في الوجوه التي أمَره اللهُ بصَرْفِه فيها، واستَغْنى عن ربِّه، فلم يَرْغَبْ إليه بالعمل له بطاعته، [في الزيادة] ٥ فيما خوَّله مِن ذلك.

O'nun: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى} “Ama kim cimrilik eder ve kendini müstağni görürse” sözüne gelince; Azîz ve Celîl [olan Allah] şöyle buyurmaktadır: Kim Allah yolunda infak etmekte cimrilik eder, Allah'ın lütfundan kendisine bahşettiği şeyleri harcanmasını emrettiği yerlere sarf etmekten kaçınır, Rabbinden kendini müstağni görüp O'na itaat dairesinde amel ederek O'na yönelmez ve kendisine bahşettiği bu nimetlerin [artırılması hususunda] 5 [O'nun lütfuna rağbet etmezse].

93794. Metin

وبنحو الذي قلنا في ذلك قال أهلُ التأويل.

Tevil ehli de bu konuda bizim söylediğimize benzer şeyler söylemiştir.

93795. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93796. Metin

حدَّثنا حميدُ بنُ مَسْعَدةَ، قال: ثنا بشرُ بنُ المفضلِ، قال: ثنا داودُ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ في قوله: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى}. قال: بَخِل بما عندَه، واستغنى في نفسِه.

Bize Humeyd b. Mes'ade rivayet edip dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd, İkrime'den, o da İbn Abbas'tan {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى} “Kim de cimrilik eder ve kendini müstağni görürse” sözü hakkında rivayet etti; o şöyle dedi: Yanında olanda cimrilik etti ve kendi içinde kendini müstağni gördü.

93797. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا خالدُ بنُ عبدِ اللهِ، عن داودَ ابن أبي هندٍ، عن عكرمةِ، عن ابن عباسٍ: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى}: وأما من بَخِل بالفضلِ، واستَغْنى عن ربِّه (¬١).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. Abdillâh, Dâvûd b. Ebî Hind'den, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى} “Kim de cimrilik eder ve kendini müstağni görürse”: Fazlalık olanda cimrilik eden ve Rabbine karşı kendini müstağni gören kimse (¬١).

93798. Metin

حدَّثني محمدُ بنُ سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثني عمِّي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى}. يقولُ: مَن أغناه الله فبَخِل بالزكاةٍ (¬٢).

Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى} “Kim de cimrilik eder ve kendini müstağni görürse” hakkında şöyle buyurmaktadır: Allah'ın zengin kıldığı, buna rağmen zekât vermekte cimrilik eden kimse (¬٢).

93799. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى}. يقولُ: وأَما مَن بَخِل بحقِّ الله عليه، واستَغْنى في نفسِه عن ربِّه (¬٣).

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den nakletti: {وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى} “Kim de cimrilik eder ve kendini müstağni görürse” hakkında şöyle buyurmaktadır: Üzerindeki Allah'ın hakkı konusunda cimrilik eden ve kendi içinde Rabbine karşı kendini müstağni gören kimsedir (¬٣).

93800. Metin

وأما قولُه: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}. فإنَّ أهلَ التأويلِ اختلَفوا في تأويلِه نحوَ اختلافِهم في قوله: {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى}. وأما نحنُ فنقولُ: معناه: وكذَّب بالخَلَفِ.

O'nun: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa” sözüne gelince; tevil ehli, {وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de tasdik ederse” sözündeki ihtilaflarına benzer şekilde bunun tevilinde de ihtilaf etmişlerdir. Bize gelince biz şöyle deriz: Bunun anlamı; karşılığı/telafiyi yalanladı demektir.

93801. Metin

كما حدَّثنا حميدُ بنُ مَسْعَدَةَ، قال: ثنا بشرُ بن المفضلِ، قال: ثنا داودُ، عن

Nitekim bize Humeyd b. Mes‘ade rivayet edip dedi ki: Bize Bişr b. el-Mufaddal rivayet edip dedi ki: Bize Dâvûd, ...'den nakletti:

93802. Metin

عكرمة، عن ابن عباس: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}: وكَذَّب بالخَلَفِ.

İkrime'den, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa”: Karşılığı/telafiyi yalanladı [demektir].

93803. Metin

حدَّثنا ابنُ المثنى، قال: ثنا عبدُ الرحمنِ، قال: ثنا خالدُ بنُ عبدِ اللهِ، عن داودَ ابن أبي هندٍ، عن عكرمةَ، عن ابن عباسٍ: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}: بالخَلَفِ مِنَ اللهِ (¬١).

Bize İbnü'l-Müsennâ rivayet edip dedi ki: Bize Abdurrahman rivayet edip dedi ki: Bize Hâlid b. Abdillâh, Dâvûd b. Ebî Hind'den, o İkrime'den, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa”: Allah'tan gelecek karşılığı/telafiyi [yalanlarsa] (¬١).

93804. Metin

حدَّثنا بشرٌ، قال: ثنا يزيدُ، قال: ثنا سعيدٌ، عن قتادةَ: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}: وكذَّب بموعودِ الله الذي وعَد، قال الله: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى}.

Bize Bişr rivayet edip dedi ki: Bize Yezîd rivayet edip dedi ki: Bize Saîd, Katâde'den nakletti: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa”: Allah'ın vaat ettiği vaadini yalanladı. Allah: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى} “Biz onu en zora sevk edeceğiz” buyurmuştur.

93805. Metin

حدَّثنا ابنُ عبدِ الأعلى، قال: ثنا ابنُ ثورٍ، عن معمرٍ، عن قتادةَ: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}: وكذَّب الكافرُ بموعودِ الله الحسنِ (¬٢).

Bize İbnü'l-A'lâ rivayet edip dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma'mer'den, o da Katâde'den nakletti: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa”: Kâfir, Allah'ın güzel vaadini yalanladı (¬٢).

93806. Metin

وقال آخرون: بل معناه: وكذَّب بتوحيدِ اللهِ.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun anlamı; Allah'ın birliğini/tevhidini yalanladı demektir.

93807. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93808. Metin

حدَّثني محمدُ بن سعدٍ، قال: ثنى أبي، قال: ثنى عمي، قال: ثنى أبي، عن أبيه، عن ابن عباسٍ: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}: [وكذَّب] (¬٣) بلا إله إلا الله.

Bana Muhammed b. Sa'd rivayet edip dedi ki: Bana babam anlattı, dedi ki: Bana amcam anlattı, dedi ki: Bana babam, babasından, o da İbn Abbas'tan nakletti: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa”: 'Lâ ilâhe illallâh'ı [yalanladı] (¬٣).

93809. Metin

حدِّثتُ عن الحسينِ، قال: سمعتُ أبا معاذٍ يقولُ: ثنا عبيدٌ، قال: سمعتُ الضحاكَ يقولُ في قوله: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}: بلا إله إلا الله.

Bana Hüseyin'den rivayet edildi, o dedi ki: Ebu Muâz'ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd rivayet edip dedi ki: Dahhâk'ı, {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa” sözü hakkında şöyle derken işittim: 'Lâ ilâhe illallâh'ı [yalanlarsa demektir].

93810. Metin

وقال آخرون: بل معنى ذلك: وكذَّب بالجنةِ.

Başkaları ise şöyle demiştir: Bilakis bunun anlamı; cenneti yalanladı demektir.

93811. Metin

ذكرُ مَن قال ذلك

Bunu Söyleyenlerin Zikri

93812. Metin

حدَّثنا ابنُ حميدٍ، قال: ثنا مِهْرانُ، عن سفيانَ، عن ابن أبي نجيحٍ، عن

Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Süfyân’dan, o İbn Ebî Necîh’ten, o da...

93813. Metin

مجاهدٍ: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى}. قال: بالجنة (¬١).

Mücâhid'den nakletti: {وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى} “En güzeli de yalanlarsa”. O: Cenneti [yalanlarsa], dedi (¬١).

93814. Metin

وقولُه: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى}. يقولُ تعالى ذكرُه: فسنُهيِّئُه في الدنيا للخَلَّةِ العُسْرَى، وهو من قولِهم: قد يَسَرتْ غنمُ فلان. إذا ولدت و (¬٢) تهيَّأت للولادة.

O'nun: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى} “Biz onu en zora sevk edeceğiz” sözü hakkında zikri yüce olan [Allah] şöyle buyurmaktadır: Biz onu dünyada en zor haslete/yola hazırlayacağız. Bu, Arapların: "Filancanın koyunları kolaylaştı/doğuma hazırlandı (yeserat)" sözünden gelmektedir ki bu, koyunlar doğurduğunda ve (¬٢) doğuma hazırlandığında söylenir.

93815. Metin

وكما قال الشاعرُ (¬٣):

Nitekim şair de şöyle demiştir (¬٣):

93816. Metin

هُمَا سَيِّدَانَا يَزْعُمَانِ وإِنَّما … يَسُودَانِنا أَن يَسَّرَتْ غَنَمَاهُمَا

Onlar ikimiz efendiyiz sanıyorlar, oysa bize efendilikleri, Sadece koyunlarının çok doğurup çoğalmasındandır.

93817. Metin

وقيل: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى}. ولا تَيَسُّرَ (¬٤) في العُسْرَى؛ للذى تقدَّم في أوَّلِ الكلام من قوله: {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى}. وإذا جُمع بينَ كلامين أحدُهما ذِكرُ الخيرِ والآخرُ ذكرُ الشرِّ، جاز ذلك بالتيسير فيهما جميعًا. و "العُسرى" التي (¬٥) أخبَر الله جل ثناؤُه أنه يُيسِّرُه لها: العملُ بما يكرَهُه ولا يَرْضاه.

{فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى} “Biz onu en zora sevk edeceğiz/kolaylaştıracağız” denilmiştir; oysa zorda bir kolaylaşma (teyessür) yoktur (¬٤). Fakat sözün başında geçen {فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى} “Biz onu en kolaya muvaffak kılacağız/kolaylaştıracağız” ifadesinden dolayı böyle gelmiştir. Zira biri hayrı, diğeri şerri zikreden iki söz bir araya getirildiğinde, her ikisinde de teysîr (kolaylaştırma) lafzının kullanılması caizdir. Allah'ın -senası yüce olsun- onu kendisine kolaylaştıracağını bildirdiği "el-Usrâ" (en zor olan) ise, O'nun hoşlanmadığı ve razı olmadığı amelleri işlemektir (¬٥).

93818. Metin

وبنحو الذي قلنا في ذلك جاء الأثرُ عن رسول الله ﷺ.

Bu konuda bizim söylediğimize benzer şekilde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den rivayet de gelmiştir.

93819. Metin

ذكرُ الخبرِ بذلك

Bu Husustaki Rivayetin Zikri

93820. Metin

حدَّثني واصلُ بن عبد الأعلى و ٦ أبو كريبٍ، قالا: ثنا وكيعٌ، عن الأعمش، عن سعدِ ٧ بن عُبيدةَ، عن أبي عبد الرحمنِ السُّلَميِّ، عن عليٍّ، قال: كنا جلوسًا عند النبيِّ ﷺ، فنكَت الأرضَ، ثم رفَع رأسَه فقال: "ما منكم من أحدٍ إلا وقد كُتِب

Bana Vâsıl b. Abdila‘lâ ve 6 Ebû Küreyb rivayet edip dediler ki: Bize Vekî‘, A‘meş'ten, o Sa‘d 7 b. Ubeyde'den, o Ebû Abdirrahmân es-Sülemî'den, o da Ali'den rivayet etti; o şöyle dedi: Biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında oturuyorduk. [Elindeki çubukla] yere bir şeyler çizdi, sonra başını kaldırıp şöyle buyurdu: «Sizden hiç kimse yoktur ki mutlaka yazılmış olmasın...

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.