28182. Metin
مُقَدّمَة سُورَة يُونُس أخرج النّحاس وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة يُونُس بِمَكَّة
Yûnus Suresi'nin Mukaddimesi. Nehhâs, Ebü'ş-Şeyh ve İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Yûnus Suresi Mekke'de indi.
28183. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير قَالَ: أنزلت سُورَة يُونُس بِمَكَّة
İbn Merdeveyh'in Abdullah b. ez-Zübeyr'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Yûnus Suresi Mekke'de indirildi.
28184. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن مُحَمَّد بن سِيرِين ﵁ قَالَ: كَانَت سُورَة يُونُس تعد السَّابِعَة
Ebü'ş-Şeyh'in Muhammed b. Sîrîn radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Yûnus Suresi yedinci [sure] sayılırdı.
28185. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أنس ﵁ سَمِعت رَسُول الله ﷺ يَقُول: إِن الله أَعْطَانِي الرائيات إِلَى الطواسين مَكَان الْإِنْجِيل
İbn Merdeveyh'in Enes radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: “Şüphesiz Allah, İncil'in yerine bana Râ'lı surelerden Tâsîn'li surelere kadar olanları verdi.”
28186. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة فِي المُصَنّف عَن الْأَحْنَف ﵁ قَالَ: صليت خلف عمر ﵁ الْغَدَاة فَقَرَأَ بِيُونُس وَهود وَغَيرهمَا
İbn Ebî Şeybe el-Musannef'te Ahnef radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ömer radıyallâhu anh'ın arkasında sabah namazı kıldım; Yûnus, Hûd ve başka sureleri okudu.
28187. Metin
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم (١٠)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla (10)
28188. Metin
سُورَة يُونُس
Yûnus Suresi
28189. Metin
مَكِّيَّة وآياتها تسع وَمِائَة
Mekkîdir ve yüz dokuz ayettir.
28190. Metin
الْآيَة ١
1. Ayet
28191. Metin
أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {الر} قَالَ: فواتح السُّور أَسمَاء من أَسمَاء الله
İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre {الر} “Elif. Lâm. Râ.” sözü hakkında o şöyle demiştir: Surelerin başındaki harfler Allah'ın isimlerinden isimlerdir.
28192. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات وَابْن النجار فِي تَارِيخه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {الر} قَالَ: أَنا الله ارى
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebü'ş-Şeyh, el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî ve Târîh'inde İbnü'n-Neccâr'ın İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre {الر} “Elif. Lâm. Râ.” sözü hakkında o: “Ben Allah'ım, görürüm” demiştir.
28193. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن سعيد بن جُبَير فِي قَوْله {الر} قَالَ: أَنا الله ارى
İbnü'l-Münzir'in Saîd b. Cübeyr'den rivayet ettiğine göre {الر} “Elif. Lâm. Râ.” sözü hakkında o: “Ben Allah'ım, görürüm” demiştir.
28194. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الضَّحَّاك فِي قَوْله {الر} قَالَ: أَنا الله أرى
İbn Ebî Hâtim'in Dahhâk'tan rivayet ettiğine göre {الر} “Elif. Lâm. Râ.” sözü hakkında o: “Ben Allah'ım, görürüm” demiştir.
28195. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {الر} و (حم) و (ن) قَالَ: اسْم مقطع
İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre {الر} “Elif. Lâm. Râ.”, {حم} ve {ن} hakkında o: “Ayrılmış bir isimdir” demiştir.
28196. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {الر} و (حم) و (ن) قَالَ: حُرُوف الرَّحْمَن مفرقة
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre {الر} “Elif. Lâm. Râ.”, {حم} ve {ن} hakkında o: “Rahmân'ın ayrılmış harfleridir” demiştir.
28197. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن مُحَمَّد بن كَعْب الْقرظِيّ فِي قَوْله {الر} قَالَ: ألف وَلَام وَرَاء من الرَّحْمَن
Ebü'ş-Şeyh'in Muhammed b. Kâ'b el-Kurazî'den rivayet ettiğine göre {الر} “Elif. Lâm. Râ.” sözü hakkında o şöyle demiştir: “Rahmân'dan Elif, Lâm ve Râ'dır.”
28198. Metin
أما قَوْله: {تِلْكَ آيَات الْكتاب الْحَكِيم} أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن أنس بن مَالك ﵁ فِي قَوْله تَعَالَى {تِلْكَ} يَعْنِي هَذِه
{تِلْكَ آيَات الْكتاب الْحَكِيم} “İşte bunlar, hikmet dolu Kitab'ın ayetleridir.” sözüne gelince; İbn Ebî Hâtim'in Enes b. Mâlik radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre Yüce Allah'ın {تِلْكَ} “İşte bunlar” sözü hakkında o: “Yani şunlardır” demiştir.
28199. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {تِلْكَ آيَات الْكتاب} قَالَ: الْكتب الَّتِي خلت قبل الْقُرْآن
İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre {تِلْكَ آيَات الْكتاب} “İşte bunlar Kitab'ın ayetleridir” sözü hakkında o şöyle demiştir: “Kur'an'dan önce gelip geçmiş kitaplardır.”
28200. Metin
الْآيَة ٢
2. Ayet
28201. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: لما بعث الله مُحَمَّد ﷺ رَسُولا أنْكرت الْعَرَب ذَلِك وَمن أنكر مِنْهُم قَالُوا: الله أعظم من أَن يكون رَسُوله بشرا مثل مُحَمَّد
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim, Ebü'ş-Şeyh ve İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Allah, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'i bir elçi olarak gönderdiğinde Araplar bunu inkâr ettiler. Onlardan inkâr edenler: “Allah, elçisinin Muhammed gibi bir beşer olmasından daha yücedir” dediler.
28202. Metin
فَأنْزل الله {أَكَانَ للنَّاس عجبا أَن أَوْحَينَا إِلَى رجل مِنْهُم} الْآيَة
Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: {أَكَانَ للنَّاس عجبا أَن أَوْحَينَا إِلَى رجل مِنْهُم} “İçlerinden bir adama vahyetmemiz insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu?”
28203. Metin
(مَا أرسلنَا قبلك إِلَّا رجَالًا يُوحى إِلَيْهِم
(Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik
28204. Metin
) (الْأَنْبِيَاء الْآيَة ٧) الْآيَة
} (el-Enbiyâ, Ayet: 7) “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik.” ayeti.
28205. Metin
فَلَمَّا كرر الله عَلَيْهِم الْحجَج قَالُوا: وَإِذا كَانَ بشرا فَغير مُحَمَّد كَانَ أَحَق بالرسالة (فلولا نزل هَذَا الْقُرْآن على رجل من القريتين عَظِيم) (الزخرف الْآيَة ٣١) يَقُولُونَ: أشرف من مُحَمَّد يَعْنِي الْوَلِيد بن الْمُغيرَة من مَكَّة ومسعود بن عمر والثقفي من الطَّائِف فَأنْزل الله ردا عَلَيْهِم (أهم يقسمون رَحْمَة رَبك) (الزخرف الْآيَة ٣٢) الْآيَة
Allah onlara karşı delilleri peş peşe sıralayınca şöyle dediler: “Eğer bir beşer olacaksa, peygamberliğe Muhammed'den başkası daha layıktı.” {فَلَوْلا نُزِّلَ هَذَا الْقُرْآنُ عَلَى رَجُلٍ مِنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ} “Şu Kur'an iki şehirden büyük bir adama indirilseydi ya!” (ez-Zuhruf, Ayet: 31) derlerken Muhammed'den daha şerefli birini, yani Mekke'den Velîd b. Mugīre'yi ve Tâif'ten Mes'ûd b. Amr es-Sekafî'yi kastediyorlardı. Bunun üzerine Allah onlara bir reddiye olarak şu ayeti indirdi: {أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَتَ رَبِّكَ} “Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?” (ez-Zuhruf, Ayet: 32).
28206. Metin
وَالله أعلم
Doğrusunu Allah bilir.
28207. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَبشر الَّذين آمنُوا أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} قَالَ: مَا سبق لَهُم من السَّعَادَة فِي الذّكر الأول
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre {وَبشر الَّذين آمنُوا أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} “İman edenlere Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı olduğunu müjdele” sözü hakkında o şöyle demiştir: “İlk zikirde (ezelde) haklarında takdir edilmiş olan mutluluktur.”
28208. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} قَالَ: الْقدَم هُوَ الْعَمَل الَّذِي قدمُوا
İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre {أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} “Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı olduğunu” sözü hakkında o şöyle demiştir: “Kadem (ayak/adım), onların önden takdim ettikleri ameldir.”
28209. Metin
قَالَ الله (سنكتب مَا قدمُوا وآثارهم) (يسن الْآيَة ١٢) والْآثَار ممشاهم قَالَ: مَشى رَسُول الله ﷺ بَين اسطوانتين من مَسْجِدهمْ ثمَّ قَالَ هَذَا أثر مَكْتُوب
Allah Teâlâ: {سَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ} “Önden gönderdiklerini ve bıraktıkları eserleri yazacağız” (Yâsîn, Ayet: 12) buyurmuştur. Eserler (âsâr) ise onların adımlarıdır. Dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onların mescidinin iki sütunu arasında yürüdü ve sonra: “Bu, yazılan bir eserdir” buyurdu.
28210. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن الرّبيع فِي قَوْله {قدم صدق} قَالَ: ثَوَاب صدق
İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in er-Rebî'den rivayet ettiğine göre {قدم صدق} “doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Doğruluk sevabıdır” demiştir.
28211. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن السّديّ ﵁ فِي قَوْله {قدم صدق} قَالَ: يقدمُونَ عَلَيْهِ عِنْد رَبهم
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Süddî radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre {قدم صدق} “doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Rableri katında onunla [huzura] varırlar” demiştir.
28212. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {قدم صدق} قَالَ: خير
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre {قدم صدق} “doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Hayır” demiştir.
28213. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {قدم صدق} قَالَ: سلف صدق
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre {قدم صدق} “doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Geçmiş güzel amel” demiştir.
28214. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {قدم صدق} أَي سلف صدق
İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre {قدم صدق} “doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Yani geçmiş güzel ameldir” demiştir.
28215. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن بكار بن مَالك ﵁ فِي قَوْله {قدم صدق عِنْد رَبهم} قَالَ: رَسُول الله ﷺ
Ebü'ş-Şeyh'in Bekkâr b. Mâlik radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre {قدم صدق عِنْد رَبهم} “Rableri katında doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'dir” demiştir.
28216. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن الْحسن ﵁ فِي قَوْله {أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} قَالَ: مُحَمَّد ﷺ شَفِيع لَهُم يَوْم الْقِيَامَة
İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in Hasan[-ı Basrî] radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre {أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} “Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı olduğunu” sözü hakkında o: “Kıyamet gününde Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem onlar için bir şefaatçidir” demiştir.
28217. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عَليّ بن أبي طَالب ﵁ فِي قَوْله {أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} قَالَ: مُحَمَّد ﷺ شَفِيع لَهُم يَوْم الْقِيَامَة
İbn Merdeveyh'in Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre {أَن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} “Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı olduğunu” sözü hakkında o: “Kıyamet gününde Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem onlar için bir şefaatçidir” demiştir.
28218. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أبي سعيد الْخُدْرِيّ فِي قَوْله {قدم صدق عِنْد رَبهم} قَالَ: مُحَمَّد ﷺ شَفِيع صدق لَهُم يَوْم الْقِيَامَة
İbn Merdeveyh'in Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet ettiğine göre {قدم صدق عِنْد رَبهم} “Rableri katında doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Kıyamet gününde Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem onlar için dosdoğru bir şefaatçidir” demiştir.
28219. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ عَن أبي بن كَعْب فِي قَوْله {لَهُم قدم صدق} قَالَ: سلف صدق
Hâkim'in rivayet edip sahihlediğine göre Übeyy b. Kâ'b'dan {لَهُم قدم صدق} “onlar için bir doğruluk makamı olduğunu” sözü hakkında o: “Geçmiş güzel ameldir” demiştir.
28220. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن الْحسن فِي قَوْله {إِن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} قَالَ: مصيبتهم فِي نَبِيّهم ﷺ
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Hasan[-ı Basrî]'den rivayet ettiğine göre {إِن لَهُم قدم صدق عِنْد رَبهم} “şüphesiz Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı olduğunu” sözü hakkında o: “Peygamberleri sallallâhu aleyhi ve sellem konusundaki musibetleridir” demiştir.
28221. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن زيد بن أسلم فِي قَوْله {قدم صدق} قَالَ: مُحَمَّد ﷺ
İbn Cerîr'in Zeyd b. Eslem'den rivayet ettiğine göre {قدم صدق} “doğruluk makamı” sözü hakkında o: “Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'dir” demiştir.
28222. Metin
أما قَوْله تَعَالَى: {قَالَ الْكَافِرُونَ إِن هَذَا لساحر مُبين} وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن زَائِدَة قَالَ: قَرَأَ سُلَيْمَان فِي يُونُس عِنْد الْآيَتَيْنِ {لساحر مُبين}
Yüce Allah'ın {قَالَ الْكَافِرُونَ إِن هَذَا لساحر مُبين} “Kâfirler dediler ki: ‘Şüphesiz bu, apaçık bir büyücüdür.’” sözüne gelince; Ebü'ş-Şeyh'in Zâide'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Süleyman, Yûnus Suresi'nde iki ayetin yanında {لساحر مُبين} [şeklinde] okudu.
28223. Metin
الْآيَات ٣ - ٤
3 - 4. Ayetler
28224. Metin
أخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {يدبر الْأَمر} قَالَ: يَقْضِيه وَحده
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre {يدبر الْأَمر} “İşi çekip çevirir” sözü hakkında o: “Onu tek başına takdir edip hükme bağlar” demiştir.
28225. Metin
وَفِي قَوْله {إِنَّه يبْدَأ الْخلق ثمَّ يُعِيدهُ} قَالَ: يحييه ثمَّ يميته ثمَّ يحييه
{إِنَّه يبْدَأ الْخلق ثمَّ يُعِيدهُ} “Şüphesiz O, yaratmayı başlatır, sonra onu tekrarlar” sözü hakkında da: “Onu diriltir, sonra öldürür, sonra tekrar diriltir” demiştir.
28226. Metin
الْآيَة ٥
5. Ayet
28227. Metin
أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود قَالَ سَمِعت رَسُول الله ﷺ يَقُول: تكلم رَبنَا بكلمتين فَصَارَت إحدهما شمساً وَالْأُخْرَى قمراً وَكَانَا من النُّور جَمِيعًا ويعودان إِلَى الْجنَّة يَوْم الْقِيَامَة
İbn Merdeveyh'in İbn Mes'ûd'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: “Rabbimiz iki kelime konuştu; bunlardan biri güneş, diğeri ay oldu. İkisi de nurdandı ve kıyamet gününde cennete döneceklerdir.”
28228. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن السّديّ فِي قَوْله {جعل الشَّمْس ضِيَاء وَالْقَمَر نورا} قَالَ: لم يَجْعَل الشَّمْس كَهَيئَةِ الْقَمَر كي يعرف اللَّيْل من النَّهَار وَهُوَ قَوْله (فمحونا آيَة اللَّيْل) (الاسراء الْآيَة ١٢) الْآيَة
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Süddî'den rivayet ettiğine göre {جعل الشَّمْس ضِيَاء وَالْقَمَر نورا} “Güneşi bir aydınlık, ayı da bir nur kıldı” sözü hakkında o şöyle demiştir: “Gece gündüzden ayırt edilsin diye güneşi ay gibi yapmadı; nitekim {فَمَحَوْنَا آيَةَ اللَّيْلِ} ‘Biz de gece ayetini sildik’ (el-İsrâ, Ayet: 12) ayeti budur.”
28229. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {هُوَ الَّذِي جعل الشَّمْس ضِيَاء وَالْقَمَر نورا} قَالَ: وُجُوههمَا إِلَى السَّمَوَات وَأَقْفِيَتهمَا إِلَى الأَرْض
Ebü'ş-Şeyh ve İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre {هُوَ الَّذِي جعل الشَّمْس ضِيَاء وَالْقَمَر نورا} “Güneşi bir aydınlık, ayı da bir nur kılan O'dur” sözü hakkında o: “Yüzleri göklere, arkaları ise yere dönüktür” demiştir.
28230. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن عمر قَالَ: الشَّمْس وَالْقَمَر وُجُوههمَا إِلَى الْعَرْش وَأَقْفِيَتهمَا إِلَى الأَرْض
İbn Merdeveyh'in Abdullah b. Ömer'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Güneş ve ayın yüzleri Arş'a, arkaları ise yere dönüktür.”
28231. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن عبد الله بن عمر
İbn Ebî Şeybe, Abdullah b. Ömer'den rivayet etmiştir.
28232. Metin
أَنه كَانَ بَين يَدَيْهِ نَار إِذْ شهقت فَقَالَ: وَالَّذِي نَفسِي بِيَدِهِ إِنَّهَا لتعوذ بِاللَّه من النَّار الْكُبْرَى وَرَأى الْقَمَر حِين جنح للغروب فَقَالَ وَالله إِنَّه ليبكي الْآن
Önünde bir ateş vardı; aniden [ateş] harlayıp ses çıkardı da şöyle dedi: “Nefsim elinde olan [Allah]’a yemin olsun ki, o büyük ateşten (cehennemden) Allah’a sığınmaktadır.” Ay batmaya meylettiğinde onu gördü ve: “Vallahi o şu anda ağlıyor” dedi.
28233. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن سعيد بن الْمسيب قَالَ: لَا تطلع الشَّمْس حَتَّى يصبحها ثَلَاثمِائَة ملك وَسَبْعُونَ ملكا أما سَمِعت أُميَّة بن أبي الصَّلْت يَقُول: لَيست بطالعة لنا فِي رسلنَا إِلَّا معذبة وَإِلَّا تجلد
İbn Ebî Şeybe'nin Saîd b. el-Müseyyeb'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Üç yüz yetmiş melek sabah vakti ona eşlik etmedikçe güneş doğmaz. Ümeyye b. Ebi's-Salt'ın şöyle dediğini işitmedin mi: 'Bize doğru kendi seyrinde doğmaz, ancak azap görerek veya kamçılanarak [doğar].'”
28234. Metin
الْآيَة ٦
6. Ayet
28235. Metin
أخرج أَبُو الشَّيْخ عَن خَليفَة الْعَبْدي قَالَ: لَو أَن الله ﵎ لم يعبد إِلَّا عَن رُؤْيَة مَا عَبده أحد وَلَكِن الْمُؤمنِينَ تَفَكَّرُوا فِي مَجِيء هَذَا اللَّيْل إِذا جَاءَ فَمَلَأ كل شَيْء وغطى كل شَيْء وَفِي مَجِيء سُلْطَان النَّهَار إِذا جَاءَ فمحا سُلْطَان اللَّيْل وَفِي السَّحَاب المسخر بَين السَّمَاء وَالْأَرْض وَفِي النُّجُوم وَفِي الشتَاء والصيف فوَاللَّه مَا زَالَ الْمُؤْمِنُونَ يتفكرون فِيمَا خلق رَبهم ﵎ حَتَّى أيقنت قُلُوبهم برَبهمْ ﷿ وكأنما عبدُوا الله عَن رُؤْيَة
Ebü'ş-Şeyh'in Halîfe el-Abdî'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Eğer Allah Teâlâ'ya ancak görerek ibadet edilecek olsaydı, O'na hiç kimse ibadet etmezdi. Fakat müminler, gelip her şeyi dolduran ve her şeyi örten bu gecenin gelişini, gelip gecenin hâkimiyetini silen gündüzün hâkimiyetinin gelişini, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları, yıldızları, kışı ve yazı tefekkür ettiler. Vallahi müminler, kalpleri Rableri Azze ve Celle'ye kesin bir şekilde inanana kadar Rableri Teâlâ'nın yarattıkları hakkında tefekkür etmeye devam ettiler ve sanki Allah'a O'nu görerek ibadet etmiş gibi oldular.”
28236. Metin
الْآيَات ٧ - ٨
7 - 8. Ayetler
28237. Metin
أخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن زيد فِي قَوْله {إِن الَّذين لَا يرجون لقاءنا وَرَضوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا} الْآيَة
İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Zeyd'den rivayet ettiğine göre {إِن الَّذين لَا يرجون لقاءنا وَرَضوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا} “Şüphesiz bize kavuşmayı ummayanlar ve dünya hayatına razı olanlar...” ayeti hakkında...
28238. Metin
قَالَ: هَؤُلَاءِ أهل الْكفْر
O: “Bunlar küfür ehlidir” demiştir.
28239. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وَرَضوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا واطمأنوا بهَا} قَالَ: مثل قَوْله (من كَانَ يُرِيد الْحَيَاة الدُّنْيَا وَزينتهَا نوف إِلَيْهِم أَعْمَالهم فِيهَا) (هود الْآيَة ١٥) الْآيَة
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre {وَرَضوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا واطمأنوا بهَا} “Dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar” sözü hakkında o şöyle demiştir: “{من كَانَ يُرِيد الْحَيَاة الدُّنْيَا وَزينتهَا نوف إِلَيْهِم أَعْمَالهم فِيهَا} ‘Kim dünya hayatını ve onun süsünü isterse, onlara oradaki amellerinin karşılığını tam olarak veririz’ (Hûd, Ayet: 15) ayeti gibidir.”
28240. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن يُوسُف بن أَسْبَاط قَالَ: الدُّنْيَا دَار نعيم الظَّالِمين قَالَ: وَقَالَ عَليّ بن أبي طَالب: الدُّنْيَا جيفة فَمن أرادها فليصبر على مُخَالطَة الْكلاب
Ebü'ş-Şeyh'in Yûsuf b. Esbât'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Dünya zalimlerin nimet yurdudur.” [Yûsuf] dedi ki: Ali b. Ebî Tâlib de şöyle demiştir: “Dünya bir leştir; kim onu isterse köpeklerle bir arada bulunmaya katlansın.”
28241. Metin
الْآيَة ٩
9. Ayet
28242. Metin
أخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} قَالَ: يكون لَهُم نورا يَمْشُونَ بِهِ
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} “İmanları sebebiyle Rableri onları doğru yola eriştirir” sözü hakkında o: “Onlar için kendisiyle yürüdükleri bir nur olur” demiştir.
28243. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة مثله وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} قَالَ: حَدثنَا الْحسن قَالَ: بلغنَا أَن النَّبِي ﷺ قَالَ الْمُؤمن إِذا خرج من قَبره صور لَهُ عمله فِي صُورَة حَسَنَة وريح طيبَة فَيَقُول لَهُ: مَا أَنْت
Ebü'ş-Şeyh, Katâde'den aynısını rivayet etmiştir. İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} “İmanları sebebiyle Rableri onları doğru yola eriştirir” sözü hakkında o şöyle demiştir: Bize Hasan rivayet edip dedi ki: Bize ulaştığına göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Mümin kabrinden çıktığı zaman ameli ona güzel bir surette ve hoş bir kokuyla şekillenir. [Mümin] ona: ‘Sen nesin?’ der.”
28244. Metin
فوَاللَّه إِنِّي لأرَاك عين امْرِئ صدق
“Vallahi ben seni ancak doğru bir kimsenin ta kendisi olarak görüyorum.”
28245. Metin
فَيَقُول لَهُ: أَنا عَمَلك
O da kendisine: “Ben senin amelinim” der.
28246. Metin
فَيكون لَهُ نورا وَقَائِدًا إِلَى الْجنَّة وَأما الْكَافِر فَإِذا خرج من قَبره صور لَهُ عمله فِي صُورَة سَيِّئَة وريح مُنْتِنَة فَيَقُول لَهُ: مَا أَنْت فوَاللَّه إِنِّي لأرَاك عين إمرئ سوء فَيَقُول: أَنا عَمَلك فَينْطَلق بِهِ حَتَّى يدْخلهُ النَّار
Böylece o, kendisi için bir nur ve cennete götüren bir kılavuz olur. Kâfire gelince; o kabrinden çıktığı zaman ameli ona çirkin bir surette ve pis bir kokuyla şekillenir. [Kâfir] ona: “Sen nesin? Vallahi ben seni ancak kötü bir kimsenin ta kendisi olarak görüyorum” der. O da: “Ben senin amelinim” der ve onu götürüp ateşe sokuncaya kadar bırakmaz.
28247. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن جريج فِي قَوْله {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} قَالَ: يمثل لَهُ عمله فِي صُورَة حَسَنَة وريح طيبَة يُعَارض صَاحبه ويبشره بِكُل خير فَيَقُول: من أَنْت فَيَقُول: أَنا عَمَلك الصَّالح فَيجْعَل لَهُ نورا من بَين يَدَيْهِ حَتَّى يدْخلهُ الْجنَّة وَالْكَافِر يمثل لَهُ عمله فِي صُورَة سَيِّئَة وريح مُنْتِنَة فيلازم صَاحبه حَتَّى يقذفه فِي النَّار
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} “İmanları sebebiyle Rableri onları doğru yola eriştirir” sözü hakkında o şöyle demiştir: “Ameli ona güzel bir surette ve hoş bir kokuyla temessül eder, sahibinin karşısına çıkar ve onu her türlü hayırla müjdeler. [Mümin]: ‘Sen kimsin?’ der. O da: ‘Ben senin salih amelinim’ der. Böylece onun önünde bir nur kılınır ve onu cennete sokar. Kâfire gelince; ameli ona çirkin bir surette ve pis bir kokuyla temessül eder, sahibinden hiç ayrılmaz ve nihayet onu ateşe atar.”
28248. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن الرّبيع فِي قَوْله {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} قَالَ: حَتَّى يدخلهم الْجنَّة
Ebü'ş-Şeyh'in er-Rebî'den rivayet ettiğine göre {يهْدِيهم رَبهم بإيمَانهمْ} “İmanları sebebiyle Rableri onları doğru yola eriştirir” sözü hakkında o: “Onları cennete sokuncaya kadar” demiştir.
28249. Metin
فَحدث أَصْحَاب النَّبِي ﷺ: لأَحَدهم يَوْمئِذٍ أعلم بمنزله مِنْكُم الْيَوْم بمنزلنا ثمَّ ذكر عَن الْعلمَاء أَنه أنزلهم الْجنَّة سَبْعَة منَازِل لكل منزل من تِلْكَ الْمنَازل أهل فِي سبع فَضَائِل فَقَالَ النَّبِي ﷺ يسْعَى عَلَيْهِم بِمَا سَأَلُوا وَبِمَا خطر على أنفسهم حَتَّى إِذا امتلأوا كَانَ طعامهم ذَلِك جشاء وريح الْمسك لَيْسَ فِيهَا حدث ثمَّ ألهموا الْحَمد وَالتَّسْبِيح كَمَا ألهموا النَّفس ثمَّ يجتني فاكهتها قَائِما وَقَاعِدا ومتكئاً على أَي حَال كَانَ عَلَيْهِ ثمَّ لَا تصل إِلَى فِيهِ حَتَّى تعود كَمَا كَانَت إِنَّهَا بركَة الرَّحْمَن وبركة الرَّحْمَن لَا تفنى وَهِي الخزائن الَّتِي لَا تَنْقَطِع أبدا مَا أَخذ مِنْهَا لم ينقص وَمَا ترك مِنْهَا لم يفْسد
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı rivayet etti ki: “O gün onlardan biri, [cennetteki] konağını bugün sizin aranızdaki evinizi bildiğinizden daha iyi bilir.” Sonra [er-Rebî'] âlimlerden, [Allah'ın] onları cennette yedi mertebeye yerleştirdiğini, bu mertebelerin her birinin yedi fazilet içinde ehline ait olduğunu zikretti. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “İstedikleri ve içlerinden geçirdikleri şeyler onlara sunulur. Nihayet doyduklarında bu yedikleri yemek, bir geğirme ve misk kokusu olur; orada hiçbir pislik/abdest bozma ihtiyacı yoktur. Sonra kendilerine nefes alma ilham edildiği gibi hamd ve tesbih ilham edilir. Sonra [cennetlik kişi] ayaktayken, otururken veya yaslanmışken hangi hâlde bulunursa bulunsun onun meyvesini toplar. Meyve onun ağzına ulaşmadan [ağaçtaki yeri] önceki hâline döner. Şüphesiz bu, Rahmân'ın bereketidir; Rahmân'ın bereketi ise tükenmez. Bu, asla kesilmeyen hazinelerdir; ondan ne alınırsa eksilmez, ne bırakılırsa bozulmaz.”
28250. Metin
الْآيَة ١٠
10. Ayet
28251. Metin
أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أبي بن كَعْب ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ إِذا قَالُوا سُبْحَانَكَ الله أَتَاهُم مَا شتهوا من الْجنَّة من رَبهم
İbn Merdeveyh'in Übey b. Kâ'b radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Onlar: ‘Sübhânekellâh’ (Allah'ım, Sen münezzehsin) dediklerinde cennetten canlarının çektiği şeyler Rablerinden kendilerine gelir.”
28252. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الرّبيع قَالَ: أهل الْجنَّة إِذا اشتهوا شَيْئا قَالُوا: سُبْحَانَكَ اللهمَّ وَبِحَمْدِك
İbn Ebî Hâtim'in er-Rebî'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Cennet ehli bir şey canları çektiğinde: ‘Sübhânekellâhumme ve bihamdik’ (Allah'ım, Seni hamdinle tenzih ederiz) derler.”
28253. Metin
فَإِذا هُوَ عِنْدهم فَذَلِك قَوْله {دَعوَاهُم فِيهَا سُبْحَانَكَ اللهمَّ}
“Bir de bakarlar ki o [şey] yanlarındadır. İşte {دَعوَاهُم فِيهَا سُبْحَانَكَ اللهمَّ} ‘Orada onların duaları: Sübhânekellâhumme (Allah'ım, Sen her türlü eksiklikten münezzehsin) şeklindedir’ sözü budur.”
28254. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مقَاتل ﵁ قَالَ: إِن أهل الْجنَّة إِذا دعوا بِالطَّعَامِ قَالُوا: سُبْحَانَكَ اللهمَّ
İbn Ebî Hâtim'in Mukâtil radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Şüphesiz cennet ehli yemek istediklerinde: ‘Sübhânekellâhumme’ (Allah'ım, Sen münezzehsin) derler.”
28255. Metin
فَيقوم على أحدهم عشرَة آلَاف خَادِم مَعَ كل خَادِم صَحْفَة من ذهب فِيهَا طَعَام لَيْسَ فِي الْأُخْرَى فيأكل مِنْهُنَّ كُلهنَّ
“Bunun üzerine onlardan birinin başına, her birinin elinde diğerinde bulunmayan bir yiyeceğin olduğu altından bir tabak bulunan on bin hizmetçi dikilir; o da hepsinden yer.”
28256. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {دَعوَاهُم فِيهَا سُبْحَانَكَ اللهمَّ} قَالَ: يكون ذَلِك قَوْلهم فِيهَا
İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den rivayet ettiğine göre {دَعوَاهُم فِيهَا سُبْحَانَكَ اللهمَّ} “Orada onların duaları: Sübhânekellâhumme (Allah'ım, Sen her türlü eksiklikten münezzehsin) şeklindedir” sözü hakkında o: “Orada onların sözleri bu olur” demiştir.
28257. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن جريج قَالَ: أخْبرت أَن قَوْله {سُبْحَانَكَ اللهمَّ} إِذا مر بهم الطَّائِر يشتهونه قَالُوا: سُبْحَانَكَ اللهمَّ ذَلِك دعاؤهم بِهِ فيأتيهم بِمَا اشتهوا فَإِذا جَاءَ الْملك بِمَا يشتهون فَيسلم عَلَيْهِم فيردون عَلَيْهِ فَذَلِك قَوْله {وتحيتهم فِيهَا سَلام} فَإِذا أكلُوا قدر حَاجتهم قَالُوا: الْحَمد لله رب الْعَالمين
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Bana bildirildi ki {سُبْحَانَكَ اللهمَّ} “Sübhânekellâhumme (Allah'ım, Sen her türlü eksiklikten münezzehsin)” sözü [şöyledir]: Canlarının çektiği bir kuş yanlarından geçtiğinde: “Sübhânekellâhumme” derler. Onu talep edişleri bu [sözle] olur. Böylece canlarının çektiği şey onlara gelir. Melek canlarının çektiği şeyi getirince onlara selam verir, onlar da selama karşılık verirler. İşte {وتحيتهم فِيهَا سَلام} “Orada onların karşılanmaları ise 'Selam'dır” sözü budur. İhtiyaçları kadar yediklerinde ise: “Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn” (Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun) derler.
28258. Metin
فَذَلِك قَوْله {وَآخر دَعوَاهُم أَن الْحَمد لله رب الْعَالمين}
İşte {وَآخر دَعوَاهُم أَن الْحَمد لله رب الْعَالمين} “Dualarının sonu ise 'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun'dur” sözü budur.
28259. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن أبي الْهُذيْل قَالَ: الْحَمد أول الْكَلَام وَآخر الْكَلَام ثمَّ تَلا {وَآخر دَعوَاهُم أَن الْحَمد لله رب الْعَالمين}
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Ebi'l-Hüzeyl'den rivayet ettiğine göre o: “Hamd, sözün başı ve sözün sonudur” demiş, sonra {وَآخر دَعوَاهُم أَن الْحَمد لله رب الْعَالمين} “Dualarının sonu ise 'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun'dur” ayetini okumuştur.
28260. Metin
الْآيَة ١١
11. Ayet
28261. Metin
أخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وَلَو يعجل الله للنَّاس الشَّرّ استعجالهم بِالْخَيرِ} قَالَ: هُوَ قَول إِنْسَان لوَلَده وَمَاله إِذا غضب عَلَيْهِ: اللهمَّ لَا تبَارك فِيهِ والعنه {لقضي إِلَيْهِم أَجلهم} قَالَ: لأهْلك من دَعَا عَلَيْهِ ولأماته
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre {وَلَو يعجل الله للنَّاس الشَّرّ استعجالهم بِالْخَيرِ} “Eğer Allah insanlara, onların hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi...” sözü hakkında o: “Bu, insanın kızdığı zaman çocuğu ve malı hakkında ‘Allah'ım, ona bereket verme ve ona lanet et!’ demesidir” demiştir. {لقضي إِلَيْهِم أَجلهم} “...onların ecelleri hemen yerine getirilmiş olurdu” sözü hakkında ise: “Aleyhine dua ettiği kimseyi helak eder ve onu öldürürdü” demiştir.
28262. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن سعيد بن جُبَير {وَلَو يعجل الله للنَّاس الشَّرّ استعجالهم بِالْخَيرِ} قَالَ: قَول الرجل للرجل: اللهمَّ اخزه اللهمَّ العنه قَالَ: وَهُوَ يحب أَن يُسْتَجَاب لَهُ كَمَا يحب اللهمَّ اغْفِر لَهُ اللهمَّ ارحمه
Ebü'ş-Şeyh'in Saîd b. Cübeyr'den rivayet ettiğine göre {وَلَو يعجل الله للنَّاس الشَّرّ استعجالهم بِالْخَيرِ} “Eğer Allah insanlara, onların hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de acele verseydi” sözü hakkında o şöyle demiştir: “[Bu], bir adamın diğer adama: ‘Allah'ım, onu rezil et! Allah'ım, ona lanet et!’ demesidir. [Saîd] dedi ki: O, ‘Allah'ım, onu bağışla! Allah'ım, ona merhamet et!’ [duasının kabul olmasını] sevdiği gibi buna da icabet edilmesini ister.”
28263. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي الْآيَة قَالَ: هُوَ دُعَاء الرجل على نَفسه وَمَاله بِمَا يكره أَن يُسْتَجَاب لَهُ
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre ayet hakkında o şöyle demiştir: “Bu, kişinin kendisine ve malına, aslında kabul olunmasını istemeyeceği şekilde beddua etmesidir.”
28264. Metin
الْآيَات ١٢ - ١٣
12 - 13. Ayetler
28265. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله {دَعَانَا لجنبه} قَالَ: مُضْطَجعا
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre {دَعَانَا لجنبه} “Yan üstü yatarak bize dua eder” sözü hakkında o: “Yatmış hâlde” demiştir.
28266. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {دَعَانَا لجنبه أَو قَاعِدا أَو قَائِما} قَالَ: على كل حَال
Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den rivayet ettiğine göre {دَعَانَا لجنبه أَو قَاعِدا أَو قَائِما} “Yan üstü yatarak yahut oturarak veya ayakta iken bize dua eder” sözü hakkında o: “Her hâlükârda” demiştir.
28267. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن أبي الدَّرْدَاء قَالَ: ادْع الله يَوْم سرائك يستجب لَك يَوْم ضرائك
Ebü'ş-Şeyh'in Ebü'd-Derdâ'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Genişlik ve rahatlık gününde Allah'a dua et ki, darlık ve sıkıntı gününde sana icabet etsin.”
28268. Metin
الْآيَة ١٤
14. Ayet
28269. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {ثمَّ جَعَلْنَاكُمْ خلائف فِي الأَرْض من بعدهمْ لنَنْظُر كَيفَ تَعْمَلُونَ} قَالَ: ذكر لنا أَن عمر بن الْخطاب قَرَأَ هَذِه الْآيَة فَقَالَ: صدق رَبنَا مَا جعلنَا خلائف فِي الأَرْض إِلَّا لينْظر إِلَى أَعمالنَا فأروا الله خير أَعمالكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَار والسر وَالْعَلَانِيَة
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den rivayet ettiğine göre {ثمَّ جَعَلْنَاكُمْ خلائف فِي الأَرْض من بعدهمْ لنَنْظُر كَيفَ تَعْمَلُونَ} “Sonra onların ardından, nasıl amel edeceğinizi görelim diye sizi yeryüzünde halifeler kıldık” sözü hakkında o şöyle demiştir: Bize anlatıldığına göre Ömer b. el-Hattâb bu ayeti okumuş ve şöyle demiştir: “Rabbimiz doğru söylemiştir; bizi yeryüzünde ancak amellerimize bakmak için halifeler kıldı. O hâlde gece ve gündüz, gizlide ve açıkta Allah'a amellerinizin en hayırlısını gösterin.”
28270. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله {ثمَّ جَعَلْنَاكُمْ خلائف} لأمة مُحَمَّد ﷺ
İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre {ثمَّ جَعَلْنَاكُمْ خلائف} “Sonra sizi halifeler kıldık” sözü Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in ümmetinedir.
28271. Metin
الْآيَة ١٥
15. Ayet
28272. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وَإِذا تتلى عَلَيْهِم آيَاتنَا بَيِّنَات} قَالَ: لَا يرجون لقاءنا
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den rivayet ettiğine göre {وَإِذا تتلى عَلَيْهِم آيَاتنَا بَيِّنَات} “Ayetlerimiz kendilerine apaçık olarak okunduğu zaman...” sözü hakkında o: “[Bunu söyleyenler] bize kavuşmayı ummayanlardır” demiştir.
28273. Metin
إيتِ بقرآن غير هَذَا أَو بدِّله قَالَ: هَذَا قَول مُشْركي أهل مَكَّة للنَّبِي ﷺ قَالَ الله لنَبيه ﷺ {قل لَو شَاءَ الله مَا تلوته عَلَيْكُم}
{إيتِ بقرآن غير هَذَا أَو بدِّله} “Bundan başka bir Kur'an getir yahut onu değiştir” [demelerine gelince, Katâde] şöyle demiştir: “Bu, Mekke müşriklerinin Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e söyledikleri sözdür. Allah da Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e {قل لَو شَاءَ الله مَا تلوته عَلَيْكُم} ‘De ki: Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım’ buyurmuştur.”
28274. Metin
الْآيَة ١٦
16. Ayet
28275. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {وَلَا أدراكم بِهِ} يَقُول: أعلمكُم بِهِ
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre {وَلَا أدراكم بِهِ} “ve onu size bildirmezdi” sözü hakkında o: “Onu size öğretmezdi” demektedir.
28276. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وَلَا أدراكم بِهِ} يَقُول: وَلَا أشعركم بِهِ
Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den rivayet ettiğine göre {وَلَا أدراكم بِهِ} “ve onu size bildirmezdi” sözü hakkında o: “Ve onu size hissettirip haber vermezdi” demektedir.
28277. Metin
وَأخرج أَبُو عبيد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن أَنه قَالَ وَلَا أدرأتكم بِهِ يَعْنِي بِالْهَمْز قَالَ الْفراء: لَا أعلم هَذَا يجوز من دَريت وَلَا أدريت إِلَّا أَن يكون الْحسن همزها على طَبِيعَته فَإِن الْعَرَب رُبمَا غَلطت فهمزت مَا لم يهمز
Ebû Ubeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in rivayet ettiğine göre Hasan [el-Basrî], hemze ile yani {وَلَا أَدْرَأْتُكُمْ بِهِ} şeklinde okumuştur. Ferrâ şöyle demiştir: “'Deraytü' ve 'edreytü' kökünden bunun caiz olduğunu bilmiyorum; ancak Hasan bunu kendi şivesi/tabiatı üzere hemzelemiş olabilir; çünkü Araplar bazen yanılır da hemzesiz olanı hemzeli okurlardı.”
28278. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄
Saîd b. Mansûr ve İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre...
28279. Metin
أَنه كَانَ يقْرَأ قل لَو شَاءَ الله مَا تلوته عَلَيْكُم وَلَا أَنْذَرْتُكُمْ بِهِ
O, {قل لَو شَاءَ الله مَا تلوته عَلَيْكُم وَلَا أَنْذَرْتُكُمْ بِهِ} “De ki: Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım ve onunla sizi uyarmazdım” şeklinde okurdu.
28280. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {وَلَا أدراكم بِهِ} قَالَ: مَا حذرتكم بِهِ
İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiğine göre {وَلَا أدراكم بِهِ} “ve onu size bildirmezdi” sözü hakkında o: “Onunla sizi sakındırmazdım” demiştir.
28281. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن السّديّ فِي قَوْله {فقد لَبِثت فِيكُم عمرا من قبله} قَالَ: لم أتل عَلَيْكُم وَلم أذكر
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Süddî'den rivayet ettiğine göre {فقد لَبِثت فِيكُم عمرا من قبله} “Ondan önce aranızda bir ömür boyu kalmıştım” sözü hakkında o: “[O ömür boyunca] size ne bir şey okumuş ne de zikretmiştim” demiştir.