28729. Metin
مُقَدّمَة سُورَة هود أخرج النّحاس فِي تَارِيخه وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه من طرق عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة هود بِمَكَّة
Hûd Suresi Mukaddimesi. Nehhas Târîh'inde, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdeveyh çeşitli yollardan İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: Hûd Suresi Mekke'de inmiştir.
28730. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير ﵁ قَالَ: نزلت سُورَة هود بِمَكَّة
İbn Merdeveyh, Abdullah b. ez-Zübeyr'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Hûd Suresi Mekke'de inmiştir.
28731. Metin
وَأخرج الدَّارمِيّ وَأَبُو دَاوُد فِي مراسيله وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن كَعْب ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ اقرأوا هود يَوْم الْجُمُعَة
Dârimî, Merâsîl'inde Ebû Dâvûd, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdeveyh ve Şuabü'l-İmân'da Beyhakî, Ka'b'dan (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Cuma günü Hûd [Suresi]'ni okuyunuz" buyurmuştur.
28732. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَالطَّبَرَانِيّ وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر من طَرِيق مَسْرُوق عَن أبي بكر الصّديق ﵁ قَالَ: قلت: يَا رَسُول الله لقد أسْرع إِلَيْك الشيب
İbnü'l-Münzir, Taberânî, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdeveyh ve İbn Asâkir, Mesrûk tarikiyle Ebû Bekir es-Sıddîk'tan (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü! Saçlarının erken ağardığını görüyorum" dedim.
28733. Metin
قَالَ: شيبتني هود والواقعة والمرسلات وَعم يتسألون وَإِذا الشَّمْس كورت
Şöyle buyurdu: "Beni Hûd, Vâkıa, Mürselât, Amme yetesâelûn ve İzâ'ş-şemsu küvviret [sureleri] ihtiyarlattı."
28734. Metin
وَأخرج الْبَزَّار وَابْن مرْدَوَيْه من طَرِيق أنس ﵁ عَن أبي بكر الصّديق ﵁ قَالَ: قلت: يَا رَسُول الله عجل إِلَيْك الشيب
Bezzâr ve İbn Merdeveyh, Enes (radıyallâhu anh) tarikiyle Ebû Bekir es-Sıddîk'tan (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü! Yaşlılık sana çabuk geldi" dedim.
28735. Metin
قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا والواقعة والحاقة وَعم يتسألون وَهل أَتَاك حَدِيث الغاشية
Şöyle buyurdu: "Beni Hûd ve benzerleri; Vâkıa, Hâkka, Amme yetesâelûn ve Hel etâke hadîsü'l-ğâşiye [sureleri] ihtiyarlattı."
28736. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أنس ﵁ عَن أبي بكر ﵁
İbn Merdeveyh, Enes'ten (radıyallâhu anh), o da Ebû Bekir'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre:
28737. Metin
أَنه قَالَ: مَا شيب رَأسك يَا رَسُول الله قَالَ: هود وأخوانها شيبتني قبل الشيب
O şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü! Başını ne ağarttı?" [Resûlullah]: "Hûd ve benzerleri, beni ihtiyarlık çağından önce ihtiyarlattı" buyurdu.
28738. Metin
قَالَ: وَمَا أخواتها قَالَ: إِذا وَقعت الْوَاقِعَة وَعم يتسألون وَإِذا الشَّمْس كورت
[Ebû Bekir]: "Onun benzerleri nelerdir?" dedi. Şöyle buyurdu: "İzâ veka'ati'l-Vâkıa, Amme yetesâelûn ve İzâ'ş-şemsu küvviret [sureleridir]."
28739. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن مرْدَوَيْه عَن أنس ﵁ قَالَ: قَالَ أَصْحَاب رَسُول الله ﷺ: لقد عجل إِلَيْك الشيب
Saîd b. Mansûr ve İbn Merdeveyh, Enes'ten (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabı: "Sana ihtiyarlık çabuk geldi" dediler.
28740. Metin
قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا من الْمفصل
[Resûlullah]: "Beni Hûd ve Mufassal [bölümündeki] benzerleri ihtiyarlattı" buyurdu.
28741. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر من طَرِيق يزِيد الرقاشِي عَن أنس ﵁ قَالَ: قَالَ أَبُو بكر ﵁: يَا رَسُول الله أسْرع إِلَيْك الشيب
İbn Merdeveyh ve İbn Asâkir, Yezîd er-Rakkâşî tarikiyle Enes'ten (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre Ebû Bekir (radıyallâhu anh) şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü! Saçlarının erken ağardığını görüyorum."
28742. Metin
قَالَ: أجل شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا: الْوَاقِعَة وَالْقَارِعَة والحاقة وَإِذا الشَّمْس كورت وَسَأَلَ سَائل
[Resûlullah]: "Evet, beni Hûd ve benzerleri; Vâkıa, Kâria, Hâkka, İzâ'ş-şemsu küvviret ve Seele sâil [sureleri] ihtiyarlattı" buyurdu.
28743. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر من طَرِيق ربيعَة بن أبي عبد الرَّحْمَن
İbn Asâkir, Rebîa b. Ebî Abdirrahmân tarikiyle rivayet etti:
28744. Metin
سَمِعت أنسا يَقُول: قَالَ أَبُو بكر ﵁: يَا رَسُول الله شبت
Enes'i şöyle derken işittim: Ebû Bekir (radıyallâhu anh): "Ey Allah'ın Resûlü! Yaşlandın" dedi.
28745. Metin
قَالَ: شيبتني هود والواقعة
[Resûlullah]: "Beni Hûd ve Vâkıa [sureleri] ihtiyarlattı" buyurdu.
28746. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَحسنه وَابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْبَعْث والنشور من طَرِيق عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: قَالَ أَبُو بكر ﵁: يَا رَسُول الله قد شبت
Tirmizî (hasen olduğunu belirterek), İbnü'l-Münzir, Hâkim (sahih olduğunu belirterek), İbn Merdeveyh ve el-Ba's ve'n-nüşûr'da Beyhakî, İkrime tarikiyle İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiklerine göre Ebû Bekir (radıyallâhu anh) şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü! Yaşlandın."
28747. Metin
قَالَ: شيبتني هود والواقعة والمرسلات وَعم يتسألون وَإِذا الشَّمْس كورت وَأخرجه سعيد بن مَنْصُور وَأحمد فِي الزّهْد وَأَبُو يعلى وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه عَن عِكْرِمَة مُرْسلا
[Resûlullah]: "Beni Hûd, Vâkıa, Mürselât, Amme yetesâelûn ve İzâ'ş-şemsu küvviret [sureleri] ihtiyarlattı" buyurdu. Bunu Saîd b. Mansûr, Zühd'de Ahmed, Ebû Ya'lâ, İbnü'l-Münzir ve İbn Merdeveyh, İkrime'den mürsel olarak da rivayet etmişlerdir.
28748. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر من طَرِيق عَطاء عَن ابْن عَبَّاس ﵄ أَن الصَّحَابَة ﵃ قَالُوا: يَا رَسُول الله لقد أسْرع إِلَيْك الشيب
İbn Asâkir, Atâ tarikiyle İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre ashab (radıyallâhu anhüm): "Ey Allah'ın Resûlü! Saçlarının erken ağardığını görüyoruz" dediler.
28749. Metin
قَالَ: أجل شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا
[Resûlullah]: "Evet, beni Hûd ve benzerleri ihtiyarlattı" buyurdu.
28750. Metin
قَالَ عَطاء ﵁: أخواتها: اقْتَرَبت السَّاعَة والمرسلات وَإِذا الشَّمْس كورت
Atâ (radıyallâhu anh) şöyle dedi: "Onun benzerleri: İkterebeti's-sâa, Mürselât ve İzâ'ş-şemsu küvviret [sureleridir]."
28751. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن أبي سعيد الْخُدْرِيّ ﵁ قَالَ: قَالَ عمر بن الْخطاب ﵁: يَا رَسُول الله أسْرع إِلَيْك الشيب قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا الْوَاقِعَة وَعم يتسألون وَإِذا الشَّمْس كورت
Delâil'de Beyhakî, Ebû Saîd el-Hudrî'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ömer b. el-Hattâb (radıyallâhu anh): "Ey Allah'ın Resûlü! Saçlarının erken ağardığını görüyorum" dedi. [Resûlullah]: "Beni Hûd ve benzerleri; Vâkıa, Amme yetesâelûn ve İzâ'ş-şemsu küvviret [sureleri] ihtiyarlattı" buyurdu.
28752. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن سعد بن أبي وَقاص ﵁ قَالَ: قلت يَا رَسُول الله لقد شبت قَالَ: شيبتنش هود والواقعة وَعم يتسألون وَإِذا الشَّمْس كورت
Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdeveyh, Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Resûlü! Yaşlandın" dedim. [Resûlullah]: "Beni Hûd, Vâkıa, Amme yetesâelûn ve İzâ'ş-şemsu küvviret [sureleri] ihtiyarlattı" buyurdu.
28753. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود ﵁
Taberânî ve İbn Merdeveyh, İbn Mes'ûd'dan (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre:
28754. Metin
أَن أَبَا بكر ﵁ قَالَ: يَا رَسُول الله مَا شيبك قَالَ: هود والواقعة
Ebû Bekir (radıyallâhu anh): "Ey Allah'ın Resûlü! Seni ne ihtiyarlattı?" demiştir. [Resûlullah]: "Hûd ve Vâkıa [sureleri]" buyurmuştur.
28755. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد صَحِيح عَن عقبَة بن عَامر ﵁
Taberânî ve İbn Merdeveyh sahih bir senetle Ukbe b. Âmir'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre:
28756. Metin
أَن رجلا قَالَ: يَا رَسُول الله قد شبت
Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Yaşlandın" demiştir.
28757. Metin
قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا
[Resûlullah]: "Beni Hûd ve benzerleri ihtiyarlattı" buyurdu.
28758. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن سهل بن سعد السَّاعِدِيّ ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا: الْوَاقِعَة والحاقة وَإِذا الشَّمْس كورت
Taberânî ve İbn Merdeveyh, Sehl b. Sa'd es-Sâidî'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Beni Hûd ve benzerleri; Vâkıa, Hâkka ve İzâ'ş-şemsu küvviret [sureleri] ihtiyarlattı" buyurdu.
28759. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ قَالَ: قيل للنَّبِي ﷺ: قد شبت
İbn Merdeveyh, Ebû Hüreyre'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber'e (sallallâhu aleyhi ve sellem): "Yaşlandın" denildi.
28760. Metin
قَالَ: شيبتني هود وَإِذا الشَّمْس كورت وأخواتهما
[Resûlullah]: "Beni Hûd, İzâ'ş-şemsu küvviret ve bu ikisinin benzerleri ihtiyarlattı" buyurdu.
28761. Metin
وَأخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ فِي نَوَادِر الْأُصُول وَعبد الله بن أَحْمد فِي زَوَائِد الزّهْد وَأَبُو يعلى وَالطَّبَرَانِيّ وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر عَن أبي جُحَيْفَة ﵁ قَالَ: قَالُوا: يَا رَسُول الله نرَاك قد شبت
Hakîm et-Tirmizî Nevâdirü'l-Usûl'de, Abdullah b. Ahmed Zevâidü'z-Zühd'de, Ebû Ya'lâ, Taberânî, Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdeveyh ve İbn Asâkir, Ebû Cuhayfe'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: [Ashab]: "Ey Allah'ın Resûlü! Seni yaşlanmış görüyoruz" dediler.
28762. Metin
قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا
[Resûlullah]: "Beni Hûd ve benzerleri ihtiyarlattı" buyurdu.
28763. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر عَن عمرَان بن حُصَيْن ﵁
İbn Merdeveyh ve İbn Asâkir, İmrân b. Husayn'dan (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre:
28764. Metin
أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ لَهُ أَصْحَابه: قد أسْرع إِلَيْك الشيب
Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashabı: "Saçlarının erken ağardığını görüyoruz" dediler.
28765. Metin
قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا من الْفَصْل
[Resûlullah]: "Beni Hûd ve Mufassal [bölümündeki] benzerleri ihtiyarlattı" buyurdu.
28766. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن جَعْفَر بن مُحَمَّد عَن أَبِيه أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا وَمَا فعل بالأمم قبلي
İbn Asâkir, Ca'fer b. Muhammed'den, o da babasından rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Beni Hûd, benzerleri ve benden önceki ümmetlere yapılanlar ihtiyarlattı."
28767. Metin
وَأخرج عبد الله بن أَحْمد فِي زَوَائِد الزّهْد وَأَبُو الشَّيْخ عَن أبي عمرَان الْجونِي ﵁ قَالَ: بَلغنِي أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ: شيبتني هود وَأَخَوَاتهَا وَذكر يَوْم الْقِيَامَة وقصص الْأُمَم
Abdullah b. Ahmed Zevâidü'z-Zühd'de ve Ebu'ş-Şeyh, Ebû İmrân el-Cevnî'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: Bana ulaştığına göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Beni Hûd ve benzerleri ile kıyamet gününün zikredilmesi ve ümmetlerin kıssaları ihtiyarlattı."
28768. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن أبي عَليّ السّري ﵁ قَالَ: رَأَيْت النَّبِي ﷺ فَقلت: يَا رَسُول الله رُوِيَ عَنْك أَنَّك قلت: شيبتني هود
Şuabü'l-İmân'da Beyhakî, Ebû Alî es-Sirrî'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) [rüyada] gördüm ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Senden, 'Beni Hûd ihtiyarlattı' dediğin rivayet ediliyor" dedim.
28769. Metin
قَالَ: نعم
"Evet" buyurdu.
28770. Metin
فَقلت: مَا الَّذِي شيبك مِنْهُ قصَص الْأَنْبِيَاء وهلاك الْأُمَم قَالَ: لَا وَلَكِن قَوْله (فاستقم كَمَا أمرت) (هود الْآيَة ١١٢)
Bunun üzerine: "Onda seni ihtiyarlatan neydi? Peygamberlerin kıssaları ve ümmetlerin helak oluşu mu?" dedim. Şöyle buyurdu: "Hayır, fakat (فاستقم كَمَا أمرت) “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hûd Suresi 112. ayet) [buyruğudur]."
28771. Metin
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم (١١)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla (11)
28772. Metin
سُورَة هود
Hûd Suresi
28773. Metin
مَكِّيَّة وآياتها ثَلَاث وَعِشْرُونَ وَمِائَة
Mekkîdir ve yüz yirmi üç ayettir.
28774. Metin
الْآيَات ١ - ٤
1 - 4. Ayetler
28775. Metin
أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن زيد ﵁ أَنه قَرَأَ {الر كتاب أحكمت آيَاته} قَالَ: هِيَ كلهَا مَكِّيَّة محكمَة يَعْنِي سُورَة هود {ثمَّ فصلت} قَالَ: ثمَّ ذكر مُحَمَّدًا ﷺ فَحكم فِيهَا بَينه وَبَين من خَالفه وَقَرَأَ مثل الْفَرِيقَيْنِ الْآيَة كلهَا ثمَّ ذكر قوم نوح ثمَّ قوم هود فَكَانَ هَذَا تَفْصِيل ذَلِك وَكَانَ أَوله محكماً
İbn Ebî Hâtım, İbn Zeyd'den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o, {الر كتاب أحكمت آيَاته} “Elif. Lâm. Râ. [Bu], ayetleri muhkem (sağlam) kılınmış bir kitaptır...” ayetini okuyup şöyle demiştir: Yani Hûd Suresi'nin tamamı Mekkîdir ve muhkemdir. {ثمَّ فصلت} “...sonra da açıklanmıştır.” [ayeti hakkında ise] şöyle dedi: "Sonra Muhammed'i (sallallâhu aleyhi ve sellem) zikretti ve orada onunla kendisine muhalefet edenler arasında hüküm verdi." Ve "meselü'l-ferîkayn" ayetinin tamamını okudu. "Sonra Nûh'un kavmini, ardından Hûd'un kavmini zikretti; işte bu onun tafsilatı oldu, başı ise muhkem idi."
28776. Metin
قَالَ: وَكَانَ أبي ﵁ يَقُول ذَلِك: يَعْنِي زيد بن أسلم
[İbn Zeyd] şöyle dedi: "Babam -yani Zeyd b. Eslem- (radıyallâhu anh) da böyle derdi."
28777. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن الْحسن ﵁ فِي قَوْله {كتاب أحكمت آيَاته ثمَّ فصلت} قَالَ: أحكمت بِالْأَمر وَالنَّهْي وفصلت بالوعد والوعيد
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Hasan'dan (radıyallâhu anh) {كتاب أحكمت آيَاته ثمَّ فصلت} “[Bu], ayetleri sağlam kılınmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Emir ve yasak ile muhkem (sağlam) kılınmış, vaad ve tehdit ile tafsil edilmiştir (açıklanmıştır)."
28778. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {ثمَّ فصلت} قَالَ: فسرت
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Mücâhid'den (radıyallâhu anh) {ثمَّ فصلت} “...sonra da açıklanmıştır” ayeti hakkında: "[Yani] tefsir edilip açıklanmıştır" dediğini rivayet etmişlerdir.
28779. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {كتاب أحكمت آيَاته ثمَّ فصلت} قَالَ: أحكمها الله من الْبَاطِل ثمَّ فصلها بِعِلْمِهِ فَبين حَلَاله وَحَرَامه وطاعته ومعصيته وَفِي قَوْله {من لدن حَكِيم} يَعْنِي من عِنْد حَكِيم
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Katâde'den (radıyallâhu anh) {كتاب أحكمت آيَاته ثمَّ فصلت} “[Bu], ayetleri sağlam kılınmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Allah onu bâtıldan muhkem (sağlam) kılmış, sonra da ilmiyle tafsil edip helâlini, haramını, [kendisine] itaat [yollarını] ve isyan [olan şeyleri] açıklamıştır." {من لدن حَكِيم} “...hüküm ve hikmet sahibi... tarafından” ayeti hakkında ise: "Yani Hakîm olanın (hüküm ve hikmet sahibinin) katından" [demiştir].
28780. Metin
وَفِي قَوْله {يمتعكم مَتَاعا حسنا} قَالَ: فَأنْتم فِي ذَلِك الْمَتَاع فَخُذُوهُ بِطَاعَة الله وَمَعْرِفَة حَقه فَإِن الله منعم يحب الشَّاكِرِينَ وَأهل الشُّكْر فِي مزِيد من الله وَذَلِكَ قَضَاؤُهُ الَّذِي قضى وَفِي قَوْله {إِلَى أجل مُسَمّى} يَعْنِي الْمَوْت وَفِي قَوْله {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} أَي فِي الْآخِرَة
Ve {يمتعكم مَتَاعا حسنا} “...sizi güzel bir geçimlikle faydalandırsın...” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Siz o geçimliğin içindesiniz; öyleyse onu Allah'a itaatle ve O'nun hakkını bilerek alın. Şüphesiz Allah nimet verendir, şükredenleri sever ve şükür ehli Allah'tan bir artış içindedir. Bu, O'nun verdiği bir hükümdür." {إِلَى أجل مُسَمّى} “...belirlenmiş bir süreye kadar...” ayeti hakkında: "Yani ölüme kadar" [demiştir]. {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} “...ve her fazilet sahibine lütfundan versin.” ayeti hakkında ise: "Yani ahirette" [demiştir].
28781. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} قَالَ: مَا احتسب بِهِ من مَاله أَو عمل بيدَيْهِ أَو رجلَيْهِ أَو كَلَامه أَو مَا تطوّل بِهِ من أمره كُله
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Mücâhid'den (radıyallâhu anh) {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} “...ve her fazilet sahibine lütfundan versin” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Malından sevabını umarak infak ettiği şey veya elleriyle, ayaklarıyla yaptığı amel ya da sözü yahut bütün işlerinde fazladan yaptığı iyilikler karşılığında [verir]."
28782. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن الْحسن ﵁ فِي قَوْله {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} قَالَ: يُؤْت كل ذِي فضل فِي الإِسلام فضل الدَّرَجَات فِي الْآخِرَة
Ebu'ş-Şeyh, Hasan'dan (radıyallâhu anh) {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} “...ve her fazilet sahibine lütfundan versin” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İslam'da fazilet sahibi olan herkese ahirette yüksek dereceler verilir."
28783. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن مَسْعُود ﵁ فِي قَوْله {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} قَالَ: من عمل سَيِّئَة كتبت عَلَيْهِ سَيِّئَة وَمن عمل حَسَنَة كتبت لَهُ عشر حَسَنَات فَإِن عُوقِبَ بِالسَّيِّئَةِ الَّتِي كَانَ عَملهَا فِي الدُّنْيَا بقيت لَهُ عشر حَسَنَات وَإِن لم يُعَاقب بهَا فِي الدُّنْيَا أخذت من الْحَسَنَات الْعشْر وَاحِدَة وَبقيت لَهُ تسع حَسَنَات ثمَّ يَقُول: هلك من غلب آحاده أعشاره
İbn Cerîr, İbn Mes'ûd'dan (radıyallâhu anh) {وَيُؤْت كل ذِي فضل فَضله} “...ve her fazilet sahibine lütfundan versin” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kim bir kötülük işlerse aleyhine bir kötülük yazılır. Kim de bir iyilik işlerse lehine on sevap yazılır. Eğer dünyada işlediği kötülük sebebiyle cezalandırılırsa ona on sevap kalır. Şayet dünyada cezalandırılmazsa o on sevaptan biri [kötülüğün karşılığı olarak] alınır ve geriye dokuz sevap kalır." Sonra şöyle derdi: "Birleri onlarına galip gelen kimse helak olmuştur!"
28784. Metin
الْآيَة ٥
5. Ayet
28785. Metin
أخرج البُخَارِيّ وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه من طَرِيق مُحَمَّد بن عباد بن جَعْفَر عَن ابْن عَبَّاس ﵄
Buhârî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım, Ebu'ş-Şeyh ve İbn Merdûye, Muhammed b. Abbâd b. Ca'fer tarikiyle İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet etmişlerdir:
28786. Metin
أَنه قَرَأَ {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} وَقَالَ أنَاس كَانُوا يستحيون أَن يتخلوا فيفضوا إِلَى السَّمَاء وَأَن يجامعوا نِسَاءَهُمْ فيفضوا إِلَى السَّمَاء فَنزل ذَلِك فيهم
O, {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} “İyi bilin ki onlar göğüslerini bükerler...” ayetini okumuş ve şöyle demiştir: "Bir grup insan büyük/küçük abdest bozarken semaya doğru açılmaktan ve hanımlarıyla cima ederken semaya doğru açılmaktan haya ediyorlardı; bunun üzerine bu ayet onlar hakkında indi."
28787. Metin
وَأخرج البُخَارِيّ وَابْن مرْدَوَيْه من طَرِيق عَمْرو بن دِينَار ﵁ قَالَ: قَرَأَ ابْن عَبَّاس ﵄ أَلا إِنَّهُم تثنوا فِي صُدُورهمْ
Buhârî ve İbn Merdûye, Amr b. Dînâr'dan (radıyallâhu anh) rivayet etmişlerdir: İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ) [ayeti] "Elâ innehüm tesnevev fî sudûrihim" şeklinde okumuştur.
28788. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر من طَرِيق ابْن أبي مليكَة رضى الله عَنهُ قَالَ: سَمِعت ابْن عَبَّاس ﵄ يَقُول أَلا إِنَّهُم تثنوا فِي صُدُورهمْ قَالَ: كَانُوا لَا يأْتونَ النِّسَاء وَلَا الْغَائِط إِلَّا وَقد تغشوا بثيابهم كَرَاهَة أَن يفضوا بفروجهم إِلَى السَّمَاء
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Müleyke'den (radıyallâhu anh) rivayet etmişlerdir: İbn Abbâs'ın (radıyallâhu anhümâ) "Elâ innehüm tesnevev fî sudûrihim" dediğini işittim. O şöyle dedi: "Avret yerlerinin semaya açılmasını hoş görmediklerinden, elbiselerine bürünmeksizin ne kadınlarına yaklaşırlar ne de tuvalete çıkarlardı."
28789. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} قَالَ: الشَّك فِي الله وَعمل السَّيِّئَات
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtım'ın İkrime tarikiyle İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} “İyi bilin ki onlar göğüslerini bükerler...” ayeti hakkında rivayet ettiğine göre o: "[Bu], Allah hakkında şüphe duymak ve kötülükler işlemektir" demiştir.
28790. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن عبد الله بن شَدَّاد بن الْهَاد ﵁ فِي قَوْله {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} قَالَ: كَانَ المُنَافِقُونَ إِذا مر أحدهم بِالنَّبِيِّ ﷺ ثنى صَدره وتغشى ثَوْبه لكيلا يرَاهُ فَنزلت
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Abdullah b. Şeddâd b. el-Hâd'dan (radıyallâhu anh) {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} “İyi bilin ki onlar göğüslerini bükerler...” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Münafıklardan biri Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanından geçerken kendisini görmesin diye göğsünü büker ve elbisesine bürünürdü; bunun üzerine [bu ayet] indi."
28791. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {يثنون صُدُورهمْ} قَالَ: تضيق شكا وامتراء فِي الْحق {ليستخفوا مِنْهُ} قَالَ: من الله إِن اسْتَطَاعُوا
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Mücâhid'den (radıyallâhu anh) {يثنون صُدُورهمْ} “...göğüslerini bükerler” ayeti hakkında: "Hakkında şüphe ve tereddüt duyarak [göğüsleri] daralır." {ليستخفوا مِنْهُ} “...Ondan gizlenmek için...” ayeti hakkında da: "Güçleri yetse Allah'tan [gizlenmek için]" dediğini rivayet etmişlerdir.
28792. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الْحسن ﵁ فِي قَوْله {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ} قَالَ: فِي ظلمَة اللَّيْل فِي أَجْوَاف بُيُوتهم
İbn Cerîr, Hasan'dan (radıyallâhu anh) {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ} “İyi bilin ki onlar örtülerine büründükleri zaman...” ayeti hakkında: "Gecenin karanlığında evlerinin içindeyken" dediğini rivayet etmiştir.
28793. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن أبي رزين ﵁ فِي الْآيَة قَالَ: كَانَ أحدهم يحني ظَهره ويستغشى بِثَوْبِهِ
İbn Ebî Şeybe, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Ebû Rezîn'den (radıyallâhu anh) bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Onlardan biri sırtını kamburlaştırır ve elbisesine bürünürdü."
28794. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة رَضِي الله عَنهُ
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Katâde'den (radıyallâhu anh) rivayet etmişlerdir:
28795. Metin
فِي الْآيَة قَالَ: كَانُوا يحنون صُدُورهمْ لكيلا يسمعوا كتاب الله
Ayet hakkında şöyle demiştir: "Allah'ın Kitabı'nı dinlememek için göğüslerini büküp öne eğerlerdi."
28796. Metin
قَالَ تَعَالَى {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ يعلم مَا يسرون} وَذَلِكَ أخْفى مَا يكون ابْن آدم إِذا حَنى ظَهره واستغشى بِثَوْبِهِ وأضمر همه فِي نَفسه فَإِن الله لَا يخفى ذَلِك عَلَيْهِ
Yüce Allah {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ يعلم مَا يسرون} “İyi bilin ki onlar örtülerine büründükleri zaman, O onların gizlediklerini de bilir...” buyurmuştur. Bu, âdemoğlunun en gizli olduğu durumdur; sırtını büküp elbisesine büründüğünde ve niyetini içinde gizlediğinde bile şüphesiz bu, Allah'a gizli kalmaz.
28797. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} يَقُول: يكتمون مَا فِي قُلُوبهم {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ يعلم} مَا علمُوا بِاللَّيْلِ وَالنَّهَار
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtım, İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet etmişlerdir: O, {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} “İyi bilin ki onlar göğüslerini bükerler...” ayeti hakkında: "Kalplerindekini gizlerler" demiştir. {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ يعلم} “İyi bilin ki onlar örtülerine büründükleri zaman, O bilir...” ayeti hakkında ise: "Gece ve gündüz işlediklerini [bilir]" demiştir.
28798. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن عَطاء الْخُرَاسَانِي ﵁ فِي قَوْله {يثنون صُدُورهمْ} يَقُول: يطأطئون رؤوسهم ويحنون ظُهُورهمْ
İbn Ebî Hâtım, Atâ el-Horasânî'den (radıyallâhu anh) {يثنون صُدُورهمْ} “...göğüslerini bükerler” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Başlarını eğerler ve sırtlarını bükerler."
28799. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن مُحَمَّد بن كَعْب ﵁ فِي قَوْله {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ} قَالَ: فِي ظلمَة وظلمة اللحاف
Ebu'ş-Şeyh, Muhammed b. Ka'b'dan (radıyallâhu anh) {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ} “İyi bilin ki onlar örtülerine büründükleri zaman...” ayeti hakkında: "[Gecenin] karanlığında ve yorganın karanlığında" dediğini rivayet etmiştir.
28800. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن سعيد بن جُبَير ﵁ فِي قَوْله {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} قَالَ: يكبون {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ} قَالَ: يغطون رؤوسهم
Ebu'ş-Şeyh, Saîd b. Cübeyr'den (radıyallâhu anh) {أَلا إِنَّهُم يثنون صُدُورهمْ} “İyi bilin ki onlar göğüslerini bükerler...” ayeti hakkında: "Yüzükoyun kapanırlar", {أَلا حِين يستغشون ثِيَابهمْ} “İyi bilin ki onlar örtülerine büründükleri zaman...” ayeti hakkında ise: "Başlarını örterler" dediğini rivayet etmiştir.
28801. Metin
الْآيَة ٦
6. Ayet
28802. Metin
أخرج أَبُو الشَّيْخ عَن أبي الْخَيْر الْبَصْرِيّ ﵁ قَالَ: أوحى الله تَعَالَى إِلَى دَاوُد ﵇: تزْعم أَنَّك تحبني وتسيء بِي الظَّن صباحاً وَمَسَاء أما كَانَت لَك عِبْرَة إِن شققت سبع أَرضين فأريتك ذرة فِي فِيهَا برة لم أُنْسُهَا
Ebu'ş-Şeyh, Ebü'l-Hayr el-Basrî'den (radıyallâhu anh) rivayet etmiştir: Allah Teâlâ Dâvûd'a (aleyhisselâm) şöyle vahyetti: "Beni sevdiğini iddia ediyorsun ama sabah akşam hakkımda kötü zanda bulunuyorsun. Yedi kat yeri yarıp sana ağzında bir buğday tanesi olan ve kendisini unutmadığım bir karıncayı göstermem senin için bir ibret olmadı mı?"
28803. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَمَا من دَابَّة فِي الأَرْض إِلَّا على الله رزقها} يَعْنِي كل دَابَّة
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtım, İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) {وَمَا من دَابَّة فِي الأَرْض إِلَّا على الله رزقها} “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın” ayeti hakkında: "Yani bütün canlılar" dediğini rivayet etmişlerdir.
28804. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَمَا من دَابَّة فِي الأَرْض إِلَّا على الله رزقها} يَعْنِي مَا جاءها من رزق فَمن الله وَرُبمَا لم يرزقها حَتَّى تَمُوت جوعا وَلَكِن مَا كَانَ لَهَا من رزق فَمن الله
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Mücâhid'den (radıyallâhu anh) {وَمَا من دَابَّة فِي الأَرْض إِلَّا على الله رزقها} “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Yani ona gelen her rızık Allah'tandır. Bazen de açlıktan ölünceye kadar ona rızık vermez; fakat onun için rızık namına ne varsa hepsi Allah'tandır."
28805. Metin
وَأخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ عَن زيد بن أسلم ﵁ أَن الْأَشْعَرِيين أَبَا مُوسَى وَأَبا مَالك وَأَبا عَامر فِي نفر مِنْهُم لما هَاجرُوا قدمُوا على رَسُول الله ﷺ وَقد أرملوا من الزَّاد فأرسلوا رجلا مِنْهُم إِلَى رَسُول الله
Hakîm et-Tirmizî, Zeyd b. Eslem'den (radıyallâhu anh) rivayet etmiştir: Eş'arîler'den Ebû Mûsâ, Ebû Mâlik ve Ebû Âmir beraberlerindeki bir grup insanla birlikte hicret ettiklerinde, azıkları tükenmiş vaziyette Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanına geldiler. İçlerinden bir adamı Resûlullah'a [gönderdiler]
28806. Metin
صلى الله عَلَيْهِ وَسلم يسْأَله فَلَمَّا انْتهى إِلَى بَاب رَسُول الله ﷺ سَمعه يقْرَأ هَذِه الْآيَة {وَمَا من دَابَّة فِي الأَرْض إِلَّا على الله رزقها وَيعلم مستقرها ومستودعها كل فِي كتاب مُبين} فَقَالَ الرجل: مَا الأشعريون بِأَهْوَن الدَّوَابّ على الله
(sallallâhu aleyhi ve sellem), ondan [yiyecek] istesin diye. Adam Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) kapısına vardığında, onun şu ayeti okuduğunu işitti: {وَمَا من دَابَّة فِي الأَرْض إِلَّا على الله رزقها وَيعلم مستقرها ومستودعها كل فِي كتاب مُبين} “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah'a ait olmasın. O, onun yerleştiği yeri de emanet bırakıldığı yeri de bilir. Hepsi apaçık bir kitaptadır.” Bunun üzerine adam: "Eş'arîler Allah katında canlıların en değersizi değildir ya!" dedi.
28807. Metin
فَرجع وَلم يدْخل على رَسُول الله ﷺ فَقَالَ لأَصْحَابه: أَبْشِرُوا أَتَاكُم الْغَوْث وَلَا يظنون إِلَّا أَنه أَتَى رَسُول الله ﷺ فوعده فَبَيْنَمَا هم كَذَلِك إِذْ أَتَاهُم رجلَانِ يحْملَانِ قَصْعَة بَينهمَا مملؤة خبْزًا وَلَحْمًا فَأَكَلُوا مِنْهَا مَا شاؤوا ثمَّ قَالَ بَعضهم لبَعض: لَو أَنا رددنا هَذَا الطَّعَام إِلَى رَسُول الله ﷺ ليقضي بِهِ حَاجته فَقَالَا للرجلين: اذْهَبَا بِهَذَا الطَّعَام إِلَى رَسُول الله ﷺ فَإنَّا قضينا حاجتنا ثمَّ إِنَّهُم أَتَوا رَسُول الله ﷺ فَقَالُوا: يَا رَسُول الله مَا رَأينَا طَعَاما أَكثر وَلَا أطيب من طَعَام أرْسلت بِهِ
Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) yanına girmeden geri döndü ve arkadaşlarına: "Müjde! İmdadınıza yetişildi" dedi. Onlar da adamın Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) gittiğini ve onun da kendilerine [yardım] vaat ettiğini sandılar. Onlar bu hâldeyken aralarında içi ekmek ve etle dolu bir çanak taşıyan iki adam geldi. Ondan diledikleri kadar yediler. Sonra birbirlerine: "Bu yemeği ihtiyacını gidersin diye Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) geri göndersek ya" dediler. O iki adama: "Bu yemeği Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) götürün, zira biz ihtiyacımızı giderdik" dediler. Sonra kendileri de Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelip: "Ey Allah'ın Resûlü! Bize gönderdiğin yemekten daha bol ve daha lezzetli bir yemek görmedik" dediler.
28808. Metin
قَالَ: مَا أرْسلت إِلَيْكُم طَعَاما فأخبروه أَنهم أرْسلُوا صَاحبهمْ
[Resûlullah]: "Ben size yemek göndermedim" buyurdu. Bunun üzerine arkadaşlarını [kendisine] gönderdiklerini haber verdiler.
28809. Metin
فَسَأَلَهُ رَسُول الله ﷺ فَأخْبرهُ مَا صنع وَمَا قَالَ لَهُم فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: ذَلِك شَيْء رزقكموه الله
Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) o adama sordu; o da ne yaptığını ve onlara ne söylediğini haber verdi. Bunun üzerine Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): "İşte bu, Allah'ın size ihsan ettiği bir rızıktır" buyurdu.
28810. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَيعلم مستقرها} قَالَ: حَيْثُ تأوي {ومستودعها} قَالَ: حَيْثُ تَمُوت
Abdürrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) {وَيعلم مستقرها} “...O, onun yerleştiği yeri de... bilir” ayeti hakkında: "Barındığı yeri", {ومستودعها} “...emanet bırakıldığı yeri de...” ayeti hakkında ise: "Öleceği yeri" dediğini rivayet etmişlerdir.
28811. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن أبي صَالح ﵁ فِي الْآيَة قَالَ: مستقرها بِاللَّيْلِ ومستودعها حَيْثُ تَمُوت
Ebu'ş-Şeyh, Ebû Sâlih'ten (radıyallâhu anh) bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Müstakarrihâ (yerleştiği yer) geceleyin bulunduğu yer, müstevdeıhâ (emanet bırakıldığı yer) ise öleceği yerdir."
28812. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله وَيعلم {مستقرها} قَالَ: يَأْتِيهَا رزقها حَيْثُ كَانَت
İbn Ebî Hâtım, İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) "ve ya'lemü" {مستقرها} “...onun yerleştiği yeri... bilir” ayeti hakkında: "Nerede olursa olsun rızkı ona gelir" dediğini rivayet etmiştir.
28813. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن مَسْعُود ﵁ فِي قَوْله {وَيعلم مستقرها ومستودعها} قَالَ: مستقرها فِي الْأَرْحَام ومستودعها حَيْثُ تَمُوت
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım ve sahih olduğunu belirterek Hâkim, İbn Mes'ûd'dan (radıyallâhu anh) {وَيعلم مستقرها ومستودعها} “O, onun yerleştiği yeri de emanet bırakıldığı yeri de bilir” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Müstakarrihâ (yerleştiği yer) rahimlerdedir, müstevdeıhâ (emanet bırakıldığı yer) ise öleceği yerdir."
28814. Metin
وَأخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ فِي نَوَادِر الْأُصُول وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن ابْن مَسْعُود ﵁ عَن النَّبِي ﷺ قَالَ إِذا كَانَ أجل أحدكُم بِأَرْض أتيحت لَهُ إِلَيْهَا حَاجَة حَتَّى إِذا بلغ أقْصَى أَثَره مِنْهَا فَيقبض فَتَقول الأَرْض يَوْم الْقِيَامَة: هَذَا مَا استودعتني
Nevâdiru'l-Usûl'de Hakîm et-Tirmizî, sahih olduğunu belirterek Hâkim, İbn Merdûye ve Şuabü'l-İmân'da Beyhakî, İbn Mes'ûd'dan (radıyallâhu anh), Peygamber'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Birinizin eceli bir yerde takdir edilmişse, oraya varması için bir ihtiyaç sebep kılınır. Oradaki son adımına ulaştığında canı alınır. Kıyamet günü yer şöyle der: 'İşte bu, bana emanet ettiğin şeydir.'"
28815. Metin
الْآيَة ٧
7. Ayet
28816. Metin
أخرج أَحْمد وَالْبُخَارِيّ وَالتِّرْمِذِيّ وَالنَّسَائِيّ وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن عمرَان بن حُصَيْن ﵁ قَالَ: قَالَ أهل الْيمن: يَا رَسُول الله أخبرنَا عَن أول هَذَا الْأَمر كَيفَ كَانَ قَالَ: كَانَ الله قبل كل شَيْء وَكَانَ عَرْشه على المَاء وَكتب فِي اللَّوْح الْمَحْفُوظ ذكر كل شَيْء وَخلق السَّمَوَات وَالْأَرْض فَنَادَى مُنَاد: ذهبت نَاقَتك يَا ابْن الْحصين فَانْطَلَقت فَإِذا هِيَ يقطع دونهَا السراب فوَاللَّه لَوَدِدْت أَنِّي كنت تركتهَا
Ahmed, Buhârî, Tirmizî, Nesâî, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî, İmrân b. Husayn'dan (radıyallâhu anh) rivayet etmişlerdir: Yemenliler: "Ey Allah'ın Resûlü! Bu işin (yaratılışın) başlangıcının nasıl olduğunu bize haber ver" dediler. Şöyle buyurdu: "Allah her şeyden önce vardı, Arş'ı suyun üzerindeydi. Levh-i Mahfûz'da her şeyin zikrini yazdı ve gökleri ile yeri yarattı." O sırada bir münadi: "Ey İbn Husayn, deven kaçtı!" diye seslendi. Hemen gittim, bir de baktım ki onunla aramda serap dalgalanıyor. Vallahi onu bırakmış olmayı ne çok isterdim!
28817. Metin
وَأخرج الطَّيَالِسِيّ وَأحمد وَالتِّرْمِذِيّ وَحسنه وَابْن ماجة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن أبي رزين ﵁ قَالَ: قلت: يَا رَسُول الله أَيْن كَانَ رَبنَا قبل أَن يخلق خلقه قَالَ: كَانَ فِي عماء مَا تَحْتَهُ هَوَاء وَمَا فَوْقه هَوَاء وَخلق عَرْشه على المَاء قَالَ التِّرْمِذِيّ ﵁: العماء: أَي لَيْسَ مَعَه شَيْء
Tayâlisî, Ahmed, hasen olduğunu belirterek Tirmizî, İbn Mâce, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî, Ebû Rezîn'den (radıyallâhu anh) rivayet etmişlerdir: "Ey Allah'ın Resûlü! Rabbimiz mahlukatı yaratmadan önce neredeydi?" dedim. Şöyle buyurdu: "Altında hava, üstünde hava bulunmayan bir amâ (körlük/belirsizlik/hiçlik) içindeydi ve Arş'ını su üzerinde yarattı." Tirmizî (radıyallâhu anh) şöyle dedi: "Amâ; yani O'nunla beraber hiçbir şey yoktu demektir."
28818. Metin
وَأخرج مُسلم وَالتِّرْمِذِيّ وَالْبَيْهَقِيّ عَن عبد الله بن عَمْرو بن الْعَاصِ ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: إِن الله قدر مقادير الْخَلَائق قبل أَن يخلق السَّمَوَات وَالْأَرْض بِخَمْسِينَ ألف سنة وَكَانَ عَرْشه على المَاء
Müslim, Tirmizî ve Beyhakî, Abdullah b. Amr b. el-Âs'tan (radıyallâhu anh) rivayet etmişlerdir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yaratmadan elli bin yıl önce mahlukatın kaderlerini takdir etti; Arş'ı da suyun üzerindeydi."
28819. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن حبَان وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَالْحَاكِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن بُرَيْدَة ﵁ قَالَ: دخل قوم على رَسُول الله ﷺ فَقَالُوا: جِئْنَا نسلم على رَسُول الله ﷺ ونتفقه فِي الدّين ونسأله عَن بَدْء هَذَا الْأَمر
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Hibbân, el-Azame'de Ebu'ş-Şeyh, Hâkim ve İbn Merdûye, Büreyde'den (radıyallâhu anh) rivayet etmişlerdir: Bir topluluk Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna girip: "Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) selam vermeye, dinde derin anlayış (fıkıh) kazanmaya ve bu işin (yaratılışın) başlangıcını sormaya geldik" dediler.
28820. Metin
فَقَالَ: كَانَ الله وَلَا شَيْء غَيره وَكَانَ عَرْشه على المَاء وَكتب فِي الذّكر كل شَيْء ثمَّ خلق سبع سموات ثمَّ أَتَانِي آتٍ فَقَالَ: هَذِه نَاقَتك قد ذهبت
Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Allah vardı ve O'ndan başka hiçbir şey yoktu. Arş'ı suyun üzerindeydi ve Zikir'de (Levh-i Mahfûz'da) her şeyi yazdı; sonra yedi göğü yarattı." [Büreyde dedi ki:] Sonra bana biri gelip: "İşte deven, kaçtı!" dedi.
28821. Metin
فَخرجت والسراب يَنْقَطِع دونهَا فَلَوَدِدْت أَنِّي كنت تركتهَا
Hemen çıktım; onunla aramda serap dalgalanıyordu. Keşke onu bırakmış olsaydım!
28822. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق فِي المُصَنّف وَالْفِرْيَابِي وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن ابْن عَبَّاس رَضِي الله
el-Musannef'te Abdürrezzâk, Firyâbî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtım, Ebu'ş-Şeyh, sahih olduğunu belirterek Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî, İbn Abbâs'tan (radıyallâhu
28823. Metin
عَنْهُمَا
anhümâ)
28824. Metin
أَنه سُئِلَ عَن قَوْله تَعَالَى {وَكَانَ عَرْشه على المَاء} على أَي شَيْء كَانَ قَالَ: على متن الرّيح
rivayet etmişlerdir: Ona Yüce Allah'ın {وَكَانَ عَرْشه على المَاء} “...ve Arş'ı su üzerinde idi...” buyruğu hakkında: "[Su] neyin üzerindeydi?" diye soruldu. Şöyle dedi: "Rüzgârın sırtındaydı."
28825. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَكَانَ عَرْشه على المَاء} قَالَ: قبل أَن يخلق شَيْئا
İbn Cerîr, Mücâhid'den (radıyallâhu anh) {وَكَانَ عَرْشه على المَاء} “...ve Arş'ı su üzerinde idi...” ayeti hakkında: "Hiçbir şey yaratmadan önce" dediğini rivayet etmiştir.
28826. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن الرّبيع بن أنس ﵁ قَالَ: كَانَ عَرْشه على المَاء فَلَمَّا خلق السَّمَوَات وَالْأَرْض قسم ذَلِك المَاء قسمَيْنِ فَجعل صفاء تَحت الْعَرْش وَهُوَ الْبَحْر الْمَسْجُور فَلَا تقطر مِنْهُ قَطْرَة حَتَّى ينْفخ فِي الصُّور فَينزل مِنْهُ مثل الطل فتنبت مِنْهُ الْأَجْسَام وَجعل النّصْف الآخر تَحت الأَرْض السُّفْلى
İbn Ebî Hâtım ve Ebu'ş-Şeyh, Rebî' b. Enes'ten (radıyallâhu anh) şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Arş'ı su üzerindeydi. Gökleri ve yeri yarattığında o suyu iki kısma ayırdı; bir kısmını Arş'ın altına koydu ki o, el-Bahru'l-Mescûr'dur (dolu/kaynayan deniz). Sûr'a üfleninceye kadar ondan tek bir damla bile damlamaz. [Sûr'a üflenince] ondan çisenti gibi [su] iner ve onunla cesetler biter (yeniden dirilir). Diğer yarısını ise en alt yerin altına koydu."
28827. Metin
وَأخرج دَاوُد بن المحبر فِي كتاب الْعقل وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم فِي كتاب التَّارِيخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عمر ﵄ قَالَ: تَلا رَسُول الله ﷺ هَذِه الْآيَة {ليَبْلُوكُمْ أَيّكُم أحسن عملا} فَقلت: مَا معنى ذَلِك يَا رَسُول الله قَالَ: ليَبْلُوكُمْ أَيّكُم أحسن عقلا ثمَّ قَالَ: وَأَحْسَنُكُمْ عقلا أورعكم عَن محارم الله وَأعْلمكُمْ بِطَاعَة الله
Kitâbü'l-Akl'da Dâvûd b. el-Muhabber, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtım, Kitâbü't-Târîh'te Hâkim ve İbn Merdûye, İbn Ömer'den (radıyallâhu anhümâ) rivayet etmişlerdir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) {ليَبْلُوكُمْ أَيّكُم أحسن عملا} “...hanginizin amelce daha güzel olduğunu sınamak için...” ayetini okudu. Ben: "Ey Allah'ın Resûlü! Bunun anlamı nedir?" dedim. Şöyle buyurdu: "Hanginizin aklının daha güzel olduğunu sınamak için." Sonra şöyle buyurdu: "Aklı en güzel olanınız; Allah'ın haram kıldıklarından en çok sakınanınız ve Allah'a itaati en iyi bileninizdir."
28828. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن جريج فِي قَوْله {ليَبْلُوكُمْ} قَالَ: يَعْنِي الثقلَيْن
İbn Cerîr, İbn Cüreyc'den {ليَبْلُوكُمْ} “...sizi sınamak için...” ayeti hakkında: "Yani iki ağırlığı (insanları ve cinleri)" dediğini rivayet etmiştir.