31076. Metin
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم (١٣)
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla (13)
31077. Metin
سُورَة الرَّعْد
Ra'd Suresi
31078. Metin
مَدَنِيَّة وآياتها ثَلَاث وَأَرْبَعُونَ
Medenîdir ve kırk üç ayettir.
31079. Metin
مُقَدّمَة سُورَة الرَّعْد أخرج النّحاس فِي ناسخه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: سُورَة الرَّعْد نزلت بِمَكَّة
Ra'd Suresi'nin Mukaddimesi. en-Nehhâs, Nâsih'inde İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Ra'd Suresi Mekke'de indi."
31080. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن الْمُنْذر عَن سعيد بن جُبَير ﵁ قَالَ: سُورَة الرَّعْد مَكِّيَّة
Saîd b. Mansûr ve İbnü'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Ra'd Suresi Mekkîdir."
31081. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة الرَّعْد بِالْمَدِينَةِ
Ebû'ş-Şeyh ve İbn Merdeveyh, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Ra'd Suresi Medine'de indi."
31082. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن الزبير ﵁ قَالَ: نزلت الرَّعْد بِالْمَدِينَةِ
İbn Merdeveyh, İbnü'z-Zübeyr radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Ra'd [Suresi] Medine'de indi."
31083. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ قَالَ: سُورَة الرَّعْد مَدَنِيَّة إِلَّا آيَة مَكِّيَّة {وَلَا يزَال الَّذين كفرُوا تصيبهم بِمَا صَنَعُوا قَارِعَة}
İbnü'l-Münzir ve Ebû'ş-Şeyh, Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Ra'd Suresi Medenîdir; ancak {وَلَا يزَال الَّذين كفرُوا تصيبهم بِمَا صَنَعُوا قَارِعَة} “İnkâr edenlere gelince, yaptıklarından dolayı başlarına ansızın büyük bir bela gelmeye devam edecektir” ayeti Mekkîdir."
31084. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة والمروزي فِي الْجَنَائِز عَن جَابر بن زيد ﵁ قَالَ: كَانَ يسْتَحبّ إِذا حضر الْمَيِّت أَن يقْرَأ عِنْده سُورَة الرَّعْد فَإِن ذَلِك يُخَفف عَن الْمَيِّت فَإِنَّهُ أَهْون لقبضه وأيسر لشأنه
İbn Ebî Şeybe ve el-Cenâiz'de el-Mervezî, Câbir b. Zeyd radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Ölüm döşeğindeki kişinin yanında Ra'd Suresi'nin okunması müstehap görülürdü. Zira bu, ölünün [acısını] hafifletir; çünkü bu, canının alınmasını daha kolay ve durumunu daha rahat kılar."
31085. Metin
الْآيَة ١
1. Ayet
31086. Metin
أخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {المر} قَالَ: أَنا الله أرى
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {المر} “Elif. Lâm. Mîm. Râ” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Ben Allah'ım, görürüm."
31087. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {تِلْكَ آيَات الْكتاب} قَالَ: التَّوْرَاة والإِنجيل {وَالَّذِي أنزل إِلَيْك من رَبك الْحق} قَالَ: الْقُرْآن
İbn Cerîr, Mücâhid radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o, {تِلْكَ آيَات الْكتاب} “İşte bunlar Kitab'ın ayetleridir” ayeti hakkında: "Tevrat ve İncil'dir", {وَالَّذِي أنزل إِلَيْك من رَبك الْحق} “Sana Rabbinden indirilen ise haktır” ayeti hakkında da: "Kur'an'dır" demiştir.
31088. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {تِلْكَ آيَات الْكتاب} قَالَ: الْكتب الَّتِي كَانَت قبل الْقُرْآن {وَالَّذِي أنزل إِلَيْك من رَبك الْحق} أَي هَذَا الْقُرْآن
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o, {تِلْكَ آيَات الْكتاب} “İşte bunlar Kitab'ın ayetleridir” ayeti hakkında: "Kur'an'dan önceki kitaplardır", {وَالَّذِي أنزل إِلَيْك من رَبك الْحق} “Sana Rabbinden indirilen ise haktır” ayeti hakkında da: "Yani bu Kur'an'dır" demiştir.
31089. Metin
الْآيَات ٢ - ٣
2 - 3. Ayetler
31090. Metin
أخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن عِكْرِمَة ﵁ قَالَ: قلت لِابْنِ عَبَّاس ﵄ إِن فلَان يَقُول: إِنَّهَا على عمد يَعْنِي السَّمَاء
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İkrime radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'ya: "Falanca kimse, o -yani gök- direkler üzerindedir, diyor" dedim.
31091. Metin
فَقَالَ: اقرأها {بِغَيْر عمد ترونها} أَي لَا ترونها
Bunun üzerine [İbn Abbâs] şöyle dedi: "O [ayeti] {بِغَيْر عمد ترونها} “göremediğiniz direkler olmaksızın” diye oku; yani [öyle bir direk] görmezsiniz."
31092. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {رفع السَّمَاوَات بِغَيْر عمد ترونها} قَالَ: وَمَا يدْريك لَعَلَّهَا بعمد لَا ترونها
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {رفع السَّمَاوَات بِغَيْر عمد ترونها} “Gökleri gördüğünüz bir direk olmaksızın yükseltti” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Nereden bileceksin, belki de görmediğiniz direkler iledir!"
31093. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {بِغَيْر عمد ترونها} يَقُول: لَهَا عمد وَلَكِن لَا ترونها
Abdurrezzâk, İbnü'l-Münzir ve Ebû'ş-Şeyh, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'nın {بِغَيْر عمد ترونها} “gördüğünüz bir direk olmaksızın” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Onun direkleri vardır, fakat siz onları görmezsiniz."
31094. Metin
يَعْنِي الأعماد
Yani direkleri.
31095. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن اياس بن مُعَاوِيَة ﵁ فِي قَوْله {رفع السَّمَاوَات بِغَيْر عمد ترونها} قَالَ: السَّمَاء مقبية على الأَرْض مثل الْقبَّة
İbn Cerîr, İyâs b. Muâviye radıyallâhu anh'tan {رفع السَّمَاوَات بِغَيْر عمد ترونها} “Gökleri gördüğünüz bir direk olmaksızın yükseltti” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Gök, yeryüzünün üzerine bir kubbe gibi kubbelendirilmiştir."
31096. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: السَّمَاء على أَرْبَعَة أَمْلَاك كل زَاوِيَة مُوكل بهَا ملك
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Gök dört melek üzerindedir; her köşesine bir melek görevlendirilmiştir."
31097. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵄ فِي قَوْله {بِغَيْر عمد ترونها} قَالَ: هِيَ بعد لَا ترونها
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anhümâ'dan {بِغَيْر عمد ترونها} “gördüğünüz bir direk olmaksızın” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "O, görmediğiniz direkler iledir."
31098. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن الْحسن وَقَتَادَة ﵄ أَنَّهُمَا كَانَا يَقُولَانِ: خلقهَا بِغَيْر عمد
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh'in naklettiğine göre Hasan ve Katâde radıyallâhu anhümâ şöyle diyorlardı: "Onu direksiz yarattı.
31099. Metin
قَالَ لَهَا: قومِي فَقَامَتْ
Ona: 'Ayakta dur!' dedi, o da ayakta durdu."
31100. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر عَن معَاذ قَالَ: فِي مصحف أبي [بِغَيْر عمد تَرَوْنَهُ]
İbn Ebî Şeybe ve İbnü'l-Münzir, Muâz'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Übeyy'in mushafında [بِغَيْر عمد تَرَوْنَهُ] (gördüğünüz bir direk olmaksızın) şeklindedir."
31101. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وسخر الشَّمْس وَالْقَمَر كل يجْرِي لأجل مُسَمّى} قَالَ: أجل مَعْلُوم وحد لَا يقصر دونه وَلَا يتَعَدَّى
İbn Ebî Hâtim, Katâde radıyallâhu anh'tan {وسخر الشَّمْس وَالْقَمَر كل يجْرِي لأجل مُسَمّى} “Güneşi ve ayı da buyruk altına aldı; her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Belirli bir ecel ve ne gerisinde kalan ne de ötesine geçen bir sınırdır."
31102. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {كل يجْرِي لأجل مُسَمّى} قَالَ: الدُّنْيَا
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {كل يجْرِي لأجل مُسَمّى} “Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir” ayeti hakkında: "Dünyadır" dediğini nakletmiştir.
31103. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {يدبر الْأَمر} قَالَ: يَقْضِيه وَحده
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {يدبر الْأَمر} “İşi çekip çevirir” ayeti hakkında: "Onu tek başına hükme bağlar" dediğini nakletmiştir.
31104. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {لَعَلَّكُمْ بلقاء ربكُم توقنون} قَالَ: إِن الله إِنَّمَا أنزل كِتَابه وَبعث رسله ليؤمن بوعده ويستيقن بلقائه
Ebû'ş-Şeyh, Katâde'den {لَعَلَّكُمْ بلقاء ربكُم توقنون} “Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız diye” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Allah, kitabını ancak vaadine iman edilsin ve O'na kavuşulacağına kesin olarak inanılsın diye indirmiş ve elçilerini göndermiştir."
31105. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن عمر بن عبد الله مولى غفرة
İbn Ebî Hâtim, Gafera'nın azatlısı Ömer b. Abdillâh'tan nakletmiştir:
31106. Metin
أَن كَعْبًا قَالَ لعمر بن الْخطاب: إِن الله جعل مسيرَة مَا بَين الْمشرق وَالْمغْرب خَمْسمِائَة سنة
Ka'b, Ömer b. el-Hattâb'a şöyle demiştir: "Allah, doğu ile batı arasının mesafesini beş yüz yıllık yürüyüş kılmıştır.
31107. Metin
فمائة سنة فِي الْمشرق لَا يسكنهَا شَيْء من الْحَيَوَان لَا جن وَلَا إنس وَلَا دَابَّة وَلَا شَجَرَة
Doğuda yüz yıllık bir mesafe vardır ki orada hiçbir canlı; ne cin, ne insan, ne hayvan, ne de bir ağaç yaşamaz.
31108. Metin
وَمِائَة سنة فِي الْمغرب بِتِلْكَ الْمنزلَة وثلثمائة فِيمَا بَين الْمشرق وَالْمغْرب يسكنهَا الْحَيَوَان
Batıda da yüz yıllık mesafe aynı durumdadır. Doğu ile batı arasındaki üç yüz yıllık mesafede ise canlılar yaşar."
31109. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن عبد الله بن عمر: وَالدُّنْيَا مسيرَة خَمْسمِائَة عَام أَرْبَعمِائَة عَام خراب وَمِائَة عمار فِي أَيدي الْمُسلمين من ذَلِك مسيرَة سنة
İbn Ebî Hâtim, Abdullah b. Ömer'den nakletmiştir: "Dünya beş yüz yıllık mesafedir. Dört yüz yıllık mesafesi harap, yüz yılı ise mâmurdur. Bundan Müslümanların elinde bulunan kısım ise bir yıllık mesafedir."
31110. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو نعيم فِي الْحِلْية عَن وهب بن مُنَبّه ﵁ قَالَ: مَا الْعِمَارَة فِي الدُّنْيَا فِي الخراب إِلَّا كفسطاط فِي الْبَحْر
İbn Ebî Hâtim ve el-Hilye'de Ebû Nuaym, Vehb b. Münebbih radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Dünyadaki mâmur yerlerin harabe yerlere oranı, ancak denizdeki bir çadır gibidir."
31111. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن أبي الْجلد ﵁ قَالَ: الأَرْض أَرْبَعَة وَعِشْرُونَ ألف فَرسَخ فالسودان اثْنَا عشر ألفا وَالروم ثَمَانِيَة ولفارس ثَلَاثَة وللعرب ألف
İbn Ebî Hâtim, Ebu'l-Celd radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yeryüzü yirmi dört bin fersahtır. Sûdan on iki bin, Rûm sekiz [bin], Fars üç [bin] ve Araplar bin [fersahtır]."
31112. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن خَالِد بن مضرب ﵁ قَالَ: الأَرْض مسيرَة خَمْسمِائَة سنة ثلثمِائة عمار ومائتان خراب
İbn Ebî Hâtim, Hâlid b. Mudrib radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yeryüzü beş yüz yıllık mesafedir. Üç yüzü mâmur, iki yüzü haraptır."
31113. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن حسان بن عَطِيَّة ﵁ قَالَ: سَعَة الأَرْض مسيرَة خَمْسمِائَة سنة والبحار ثلثمِائة وَمِائَة خراب وَمِائَة عمرَان
İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Hassân b. Atiyye radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yeryüzünün genişliği beş yüz yıllık mesafedir. Denizler üç yüz, harabe yüz, mâmur alan ise yüz [yıllıktır]."
31114. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: الأَرْض سَبْعَة أَجزَاء: سِتَّة أَجزَاء فِيهَا يَأْجُوج وَمَأْجُوج وجزء فِيهِ سَائِر الْخلق
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yeryüzü yedi parçadır: Altı parçada Ye'cûc ve Me'cûc vardır, bir parçada ise diğer yaratılmışlar vardır."
31115. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ قَالَ: ذكر لي أَن الأَرْض أَرْبَعَة وَعِشْرُونَ ألف فَرسَخ اثْنَا عشر ألفا مِنْهُ أَرض الْهِنْد وَثَمَانِية الصين وَثَلَاثَة آلَاف الْمغرب وَألف الْعَرَب
İbn Ebî Hâtim, Katâde radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Bana anlatıldığına göre yeryüzü yirmi dört bin fersahtır: On iki bin fersahı Hindistan toprağı, sekiz [bin fersahı] Çin, üç bin [fersahı] Mağrib ve bin [fersahı] Araplar[ındır]."
31116. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن مغيث بن سمي ﵁ قَالَ: الأَرْض ثَلَاثَة أَثلَاث ثلث فِيهِ النَّاس وَالشَّجر وَثلث فِيهِ الْبحار وَثلث هَوَاء
İbnü'l-Münzir, Muğîs b. Sümeyy radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yeryüzü üçte üçtür: Üçte birinde insanlar ve ağaçlar vardır, üçte birinde denizler vardır ve üçte biri havadır (boşluktur)."
31117. Metin
أما قَوْله تَعَالَى: {وَجعل فِيهَا رواسي}
Yüce Allah'ın: {وَجعل فِيهَا رواسي} “Orada sabit dağlar yerleştirdi” kavline gelince;
31118. Metin
أخرج أَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: إِن الله ﵎ حِين أَرَادَ أَن يخلق الْخلق خلق الرّيح فنشجت الرّيح فأبدت عَن حَشَفَة فَهِيَ تَحت الأَرْض
Ebû'ş-Şeyh, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Allah celle celâlühû mahlûkatı yaratmak istediğinde rüzgârı yarattı. Rüzgâr uğuldadı ve [ortaya] kurumuş bir kara parçası çıkardı; işte o yerin altındadır.
31119. Metin
وَمِنْهَا دُحيت الأَرْض حَيْثُ مَا شَاءَ فِي الْعرض والطول فَكَانَت تميد فَجعل الْجبَال الرواسِي
Yeryüzü, enine ve boyuna dilediği şekilde oradan döşenip yayıldı. [Yeryüzü] çalkalanıyordu; bunun üzerine [Allah] sabit dağları yerleştirdi."
31120. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن عَليّ بن أبي طَالب ﵁ قَالَ: لمَّا خلق الله الأَرْض قمصت وَقَالَت: أَي رب تجْعَل عليّ بني آدم يعْملُونَ عليّ الْخَطَايَا ويجعلون عليّ الْخبث فَأرْسل الله فِيهَا من الْجبَال مَا ترَوْنَ وَمَا لَا ترَوْنَ فَكَانَ إِقْرَارهَا كَاللَّحْمِ ترجرج
İbn Cerîr, Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Allah yeri yarattığında yer sarsılıp sıçradı ve: 'Ey Rabbim! Üzerime, üzerimde hatalar işleyecek ve üzerime pislik bırakacak Âdemoğullarını mı koyacaksın?' dedi. Bunun üzerine Allah onda, gördüğünüz ve görmediğiniz dağlardan kıldı. Artık onun duruşu, titreyen et gibi oldu."
31121. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن أبي حَاتِم عَن عَطاء ﵁ قَالَ: أول جبل وضع فِي الأَرْض أَبُو قبيس
İbn Ebî Şeybe ve İbn Ebî Hâtim, Atâ radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yeryüzüne konulan ilk dağ Ebû Kubeys'tir."
31122. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {جعل فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ} قَالَ: ذكرا وانثى من كل صنف
Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {جعل فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ} “Orada her türden çifter çifter yarattı” ayeti hakkında: "Her çeşitten bir erkek ve bir dişidir" dediğini nakletmiştir.
31123. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {يغشي اللَّيْل النَّهَار} أَي يلبس اللَّيْل النَّهَار
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, Katâde radıyallâhu anh'tan {يغشي اللَّيْل النَّهَار} “Gündüzü gece ile bürüyüp örter” ayeti hakkında: "Yani geceyi gündüze giydirir" dediğini nakletmiştir.
31124. Metin
الْآيَة ٤
4. Ayet
31125. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} قَالَ: يُرِيد الأَرْض الطّيبَة العذبة الَّتِي تخرج نباتها بِإِذن رَبهَا تجاورها السبخة القبيحة المالحة الَّتِي لَا تخرج وهما أَرض وَاحِدَة وماؤهما شَيْء ملح وعذب
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Rabbinin izniyle bitkisini çıkaran tatlı, verimli toprağı ve onun bitişiğindeki hiçbir şey çıkarmayan çorak, kötü, tuzlu toprağı kastetmektedir. Oysa ikisi de tek bir topraktır ve suları da tuzlu veya tatlı bir şeydir."
31126. Metin
ففضلت احداهما على الْأُخْرَى
[Böylece] biri diğerine üstün kılınmıştır.
31127. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: لَيْسَ فِي الأَرْض مَاء إِلَّا مَا نزل من السَّمَاء وَلَكِن عروق فِي الأَرْض تغيره فَمن أَرَادَ أَن يعود الْملح عذباً فليصعد المَاء من الأَرْض
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yeryüzünde gökten inen dışında hiçbir su yoktur; ancak yerdeki damarlar onu değiştirir. Kim tuzlu suyun tatlıya dönmesini isterse suyu yerden yukarı çıkarsın (buharlaştırsın)."
31128. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} قَالَ: السبخة والعذبة والمالح وَالطّيب
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır” ayeti hakkında: "Çorak olanı ve tatlı olanı, tuzlu olanı ve verimli olanı [kastetmektedir]" dediğini nakletmiştir.
31129. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} قَالَ: قرى متجاورات
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, Katâde radıyallâhu anh'tan {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır” ayeti hakkında: "Birbirine komşu beldelerdir;
31130. Metin
قريب بَعْضهَا من بعض
Birbirine yakındır" dediğini nakletmiştir.
31131. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن الْحسن ﵁ {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} قَالَ: فَارس والأهواز والكوفة وَالْبَصْرَة
Ebû'ş-Şeyh, Hasan[-ı Basrî] radıyallâhu anh'tan {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır” ayeti hakkında: "Fars, Ahvaz, Kûfe ve Basra'dır" dediğini nakletmiştir.
31132. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} قَالَ: الأَرْض تنْبت حلواً وَالْأَرْض تنْبت حامضاً
İbn Cerîr, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Toprak vardır tatlı [ürün] bitirir, toprak vardır ekşi [ürün] bitirir;
31133. Metin
وَهِي متجاورات تسقى بِمَاء وَاحِد
Bunlar birbirine komşudur ve tek bir su ile sulanırlar."
31134. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشيج عَن سعيد بن جُبَير ﵁ {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} قَالَ: الأَرْض الْوَاحِدَة يكون فِيهَا الخوخ والكمثرى وَالْعِنَب الْأَبْيَض وَالْأسود وَبَعضه أكبر حملا من بعض وَبَعضه حُلْو وَبَعضه حامض وَبَعضه أفضل من بعض
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh (metinde: Ebu'ş-Şîc), Saîd b. Cübeyr radıyallâhu anh'tan {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Tek bir toprakta şeftali, armut, beyaz ve siyah üzüm bulunur; bazısının meyvesi bazısından daha büyüktür, bazısı tatlı, bazısı ekşidir ve bazısı bazısından daha üstündür."
31135. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَسَعِيد بن مَنْصُور وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو ا
Firyâbî, Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-
31136. Metin
لشيخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن الْبَراء بن عَازِب ﵁ فِي قَوْله {صنْوَان وَغير صنْوَان} قَالَ: الصنوان مَا كَانَ أَصله وَاحِدًا وَهُوَ متفرق وَغير صنْوَان الَّتِي تنْبت وَحدهَا
Şeyh ile İbn Merdûye, Berâ b. Âzib radıyallâhu anh'tan {صنْوَان وَغير صنْوَان} “çatallı ve çatalsız” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Sınvân; kökü bir olup [dalları/gövdeleri] ayrılanlardır. Gayru sınvân ise tek başına bitendir."
31137. Metin
وَفِي لفظ {صنْوَان} النَّخْلَة فِي النَّخْلَة ملتصقة {وَغير صنْوَان} النّخل المتفرق
Bir rivayette ise şöyle demiştir: {صنْوَان} “çatallı”, hurma ağacının hurma ağacına bitişik olmasıdır; {وَغير صنْوَان} “çatalsız” ise ayrık hurma ağaçlarıdır.
31138. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {صنْوَان} قَالَ: مُجْتَمع النخيل فِي أصل وَاحِد {وَغير صنْوَان} قَالَ: النّخل المتفرق
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {صنْوَان} “çatallı” hakkında: "Tek bir kökte toplanmış hurma ağaçlarıdır"; {وَغير صنْوَان} “çatalsız” hakkında ise: "Ayrık duran hurma ağaçlarıdır" dediğini nakletmiştir.
31139. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} قَالَ: طينها عذبها
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {وَفِي الأَرْض قطع متجاورات} “Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar vardır” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Toprağı, tatlı olanı
31140. Metin
وخبيثها السباخ
ve kötü olanı çorak yerlerdir."
31141. Metin
وَفِي قَوْله {وجنات من أعناب} قَالَ: جنَّات وَمَا مَعهَا
{وجنات من أعناب} “üzüm bağları” ayeti hakkında ise: "Bahçeler ve beraberindekilerdir" dedi.
31142. Metin
وَفِي قَوْله {صنْوَان} قَالَ: النخلتان وَأكْثر فِي أصل وَاحِد {وَغير صنْوَان} وَحدهَا تسقى {بِمَاء وَاحِد} قَالَ: مَاء السَّمَاء كَمثل صَالح بني آدم وخبيثهم أبوهم وَاحِد
{صنْوَان} “çatallı” ayeti hakkında: "Tek bir kökte iki veya daha fazla hurma ağacıdır"; {وَغير صنْوَان} “çatalsız” hakkında: "Tek başınadır." {بِمَاء وَاحِد} “tek bir su ile” [sulanır] ayeti hakkında ise: "Gök suyudur. Tıpkı Âdemoğullarının iyisi ve kötüsü gibidir; babaları birdir,
31143. Metin
وَكَذَلِكَ النَّخْلَة أَصْلهَا وَاحِد وطعامها مُخْتَلف
aynı şekilde hurma ağacının da kökü birdir, fakat meyvesi/tadı farklıdır.
31144. Metin
وَهُوَ يشرب بِمَاء وَاحِد
Oysa o tek bir su ile sulanır" dedi.
31145. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن سعيد بن جُبَير ﵁ فِي قَوْله {صنْوَان وَغير صنْوَان} قَالَ: مُجْتَمع وَغير مُجْتَمع {يسقى بِمَاء وَاحِد ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} قَالَ: الْعِنَب الْأَبْيَض وَالْأسود والأحمر والتين الْأَبْيَض وَالْأسود وَالنَّخْل الْأَحْمَر والأصفر
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr radıyallâhu anh'tan {صنْوَان وَغير صنْوَان} “çatallı ve çatalsız” ayeti hakkında: "Bir arada olan ve bir arada olmayandır"; {يسقى بِمَاء وَاحِد ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} “tek bir su ile sulanırlar, fakat ürünlerinde bazısını bazısına üstün kılarız” ayeti hakkında ise: "Beyaz, siyah ve kırmızı üzüm; beyaz ve siyah incir; kırmızı ve sarı hurmadır" dediğini nakletmiştir.
31146. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ {صنْوَان} قَالَ: ثَلَاث نخلات فِي أصل وَاحِد كَمثل ثَلَاثَة من بني أَب وَأم يتفاضلون فِي الْعَمَل كَمَا يتفاضل ثَمَر هَذِه النخلات الثَّلَاث فِي أصل وَاحِد
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {صنْوَان} “çatallı” hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Tek bir kökte üç hurma ağacıdır. Tıpkı anne-babası bir olan üç evlat gibi ki, tek bir kökteki bu üç hurma ağacının meyvesi birbirinden farklı olduğu gibi onların amelleri de birbirinden farklı olur."
31147. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الْحسن ﵁ فِي الْآيَة قَالَ: مثل ضربه الله ﷿ لقلوب بني آدم كَمَا كَانَت الأَرْض فِي يَد الرَّحْمَن طِينَة وَاحِدَة فسطحها وبطحها فَصَارَت الأَرْض قطعا متجاورة فَينزل عَلَيْهَا المَاء من السَّمَاء فَتخرج هَذِه زهرتها وَثَمَرهَا وشجرها وَتخرج نباتها وتحيي موتاها وَتخرج هَذِه سبخها وملحها وخبثها وكلتاهما {يسقى بِمَاء وَاحِد} فَلَو كَانَ المَاء مالحاً قيل إِنَّمَا استبخت هَذِه من قبل المَاء كَذَلِك النَّاس خلقُوا من آدم فَينزل عَلَيْهِم من السَّمَاء
İbn Cerîr, Hasan[-ı Basrî] radıyallâhu anh'tan bu ayet hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Bu, Allah Azze ve Celle'nin Âdemoğullarının kalpleri için verdiği bir misaldir. Nitekim yeryüzü Rahmân'ın elinde tek bir çamur iken onu yayıp döşedi ve yeryüzü birbirine komşu parçalar haline geldi. Üzerine gökten su iner; bu parça çiçeğini, meyvesini ve ağacını çıkarır, bitkisini bitirir ve ölülerini diriltir; diğeri ise çoraklığını, tuzunu ve kötülüğünü çıkarır. Oysa her ikisi de {يسقى بِمَاء وَاحِد} “tek bir su ile sulanır”. Şayet su tuzlu olsaydı, 'Bu [toprak] ancak sudan dolayı çoraklaştı' denilirdi. İnsanlar da böyledir, Âdem'den yaratılmışlardır ve gökten üzerlerine
31148. Metin
تذكرة فترق قُلُوب فتخشع وتخضع وتقسو قُلُوب فتلهو وتسهو وتجفو قَالَ الْحسن ﵁ وَالله مَا جَالس الْقُرْآن أحد إِلَّا قَامَ من عِنْده بِزِيَادَة أَو نُقْصَان
öğüt iner; bunun üzerine kimi kalpler incelip ürperir ve boyun eğer, kimi kalpler ise katılaşıp oyalanır, gaflete dalar ve kabalaşır." Hasan radıyallâhu anh şöyle demiştir: "Vallahi, Kur'an ile oturan hiç kimse yoktur ki onun başından bir artış ya da bir eksilişle kalkmış olmasın."
31149. Metin
قَالَ الله تَعَالَى (وننزل من الْقُرْآن مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَة للْمُؤْمِنين وَلَا يزِيد الظَّالِمين إِلَّا خسارا) (الْإِسْرَاء آيَة ٨٢)
Yüce Allah şöyle buyurmuştur: (وننزل من الْقُرْآن مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَة للْمُؤْمِنين وَلَا يزِيد الظَّالِمين إِلَّا خسارا) “Biz Kur'an'dan, müminler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz; zalimlerin ise ancak ziyanını artırır.” (İsrâ Suresi, 82. Ayet)
31150. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير عَن قَتَادَة ﵁ {صنْوَان} قَالَ: الصنوان النَّخْلَة الَّتِي يكون فِيهَا نخلتان أَو ثَلَاث أصلهن وَاحِد
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, Katâde radıyallâhu anh'tan {صنْوَان} “çatallı” hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Sınvân; kökleri bir olan iki veya üç hurma ağacının bulunduğu hurma ağacıdır."
31151. Metin
قَالَ: وحَدثني رجل أَنه كَانَ بَين عمر بن الْخطاب ﵁ وَبَين الْعَبَّاس قَول فأسرع إِلَيْهِ الْعَبَّاس فجَاء عمر بن الْخطاب ﵁ فَقَالَ: يَا نَبِي الله ألم تَرَ عباساً فعل بِي وَفعل فَأَرَدْت أَن أُجِيبهُ فَذكرت مَكَانك مِنْهُ فكففت عَنهُ
[Katâde] dedi ki: Bana bir adamın anlattığına göre Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh ile Abbâs arasında bir söz münakaşası geçmişti. Abbâs ona sert konuştu. Bunun üzerine Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh gelip: "Ey Allah'ın Peygamberi! Görmedin mi Abbâs bana neler neler yaptı. Ona karşılık vermek istedim, fakat senin onun yanındaki yerini hatırlayıp kendimi tuttum" dedi.
31152. Metin
فَقَالَ: يَرْحَمك الله إِن عَم الرجل صنو أَبِيه
[Resûlullah] buyurdu ki: "Allah sana rahmet etsin! Kişinin amcası, babasının öz kardeşidir (sınvıdır)."
31153. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ أَن النَّبِي ﷺ قَالَ: لَا تؤذوني فِي الْعَبَّاس فَإِنَّهُ بَقِيَّة آبَائِي وَإِن عَم الرجل صنو أَبِيه
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr, Mücâhid radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Abbâs konusunda beni incitmeyin; çünkü o atalarımın geride kalan yadigârıdır. Muhakkak ki kişinin amcası, babasının öz kardeşidir (sınvıdır)."
31154. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن عَطاء ﵁ وَابْن أبي مليكَة أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ لعمر: يَا عمر أما علمت أَن عَم الرجل صنو أَبِيه
İbn Cerîr, Atâ radıyallâhu anh ve İbn Ebî Müleyke'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Ömer'e şöyle buyurmuştur: "Ey Ömer! Bilmez misin ki kişinin amcası, babasının öz kardeşidir (sınvıdır)?"
31155. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ وَضَعفه الذَّهَبِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن جَابر ﵁ سَمِعت رَسُول الله ﷺ يَقُول يَا عَليّ النَّاس من شجر شَتَّى وَأَنا وَأَنت يَا عَليّ من شَجَرَة وَاحِدَة ثمَّ قَرَأَ النَّبِي {وجنات من أعناب وَزرع ونخيل صنْوَان وَغير صنْوَان}
Hâkim (sahih olduğunu belirtmiş, Zehebî ise zayıf saymıştır) ve İbn Merdûye, Câbir radıyallâhu anh'tan şöyle dediğini nakletmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu işittim: "Ey Ali! İnsanlar çeşitli ağaçlardandır; ben ve sen ise ey Ali, tek bir ağaçtanız." Sonra Peygamber: {وجنات من أعناب وَزرع ونخيل صنْوَان وَغير صنْوَان} “üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurma ağaçları” ayetini okudu.
31156. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ عَن النَّبِي ﷺ أَنه قَرَأَ {ونفضل بَعْضهَا على بعض} بالنُّون
Hâkim'in (sahih olduğunu belirterek) Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem {ونفضل بَعْضهَا على بعض} “bazısını bazısına üstün kılarız” ayetini [başındaki harfi] nûn ile okumuştur.
31157. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَحسنه وَالْبَزَّار وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ عَن النَّبِي ﷺ فِي قَوْله {ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} قَالَ: الدقل والفارسي والحلو والحامض
Tirmizî (hasen olduğunu belirtmiştir), Bezzâr, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, Ebû'ş-Şeyh ve İbn Merdûye, Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem {ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} “fakat ürünlerinde bazısını bazısına üstün kılarız” ayeti hakkında: "[Kimi] adi hurma (dekal), [kimi] farsî hurması, [kimi] tatlı, [kimi] ekşidir" buyurmuştur.
31158. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} قَالَ: هَذَا حامض وَهَذَا حُلْو وَهَذَا دقل وَهَذَا فَارسي
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} “fakat ürünlerinde bazısını bazısına üstün kılarız” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Şu ekşidir, şu tatlıdır, şu adi hurmadır (dekal), şu farsî hurmasıdır."
31159. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد {ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} قَالَ: هَذَا حُلْو وَهَذَا مر وَهَذَا حامض كَذَلِك بَنو آدم أبوهم وَاحِد وَمِنْهُم الْمُؤمن وَالْكَافِر
Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid'den {ونفضل بَعْضهَا على بعض فِي الْأكل} “fakat ürünlerinde bazısını bazısına üstün kılarız” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Şu tatlıdır, şu acıdır, şu ekşidir. Âdemoğulları da böyledir; babaları birdir, fakat içlerinden mümin de çıkar kâfir de."
31160. Metin
الْآيَة ٥
5. Ayet
31161. Metin
أخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن الْحسن ﵁ فِي قَوْله {وَإِن تعجب فَعجب قَوْلهم} قَالَ: إِن تعجب يَا مُحَمَّد من تكذيبهم إياك {فَعجب قَوْلهم}
İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, Hasan[-ı Basrî] radıyallâhu anh'tan {وَإِن تعجب فَعجب قَوْلهم} “Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak şey onların sözüdür” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Ey Muhammed! Onların seni yalanlamasına şaşıyorsan, {فَعجب قَوْلهم} “asıl şaşılacak şey onların sözüdür”."
31162. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن زيد ﵁ فِي الْآيَة قَالَ: إِن تعجب من تكذيبهم وهم رَأَوْا من قدرَة الله وَأمره وَمَا ضرب لَهُم من الْأَمْثَال وأراهم حَيَاة الْمَوْتَى وَالْأَرْض الْميتَة فتعجب من قَوْلهم {أئذا كُنَّا تُرَابا أئنا لفي خلق جَدِيد} أَو لَا يرَوْنَ أَنه خلقهمْ من نُطْفَة أَشد من الْخلق من تُرَاب وَعِظَام
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, İbn Zeyd radıyallâhu anh'tan bu ayet hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: "Onlar Allah'ın kudretini, emrini, kendilerine verdiği misalleri görmüşken ve onlara ölülerin dirilişini ve ölü toprağın canlanışını göstermişken onların yalanlamasına şaşacak olursan, onların {أئذا كُنَّا تُرَابا أئنا لفي خلق جَدِيد} “Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışta olacağız?” sözlerine şaş! Onlar görmüyorlar mı ki, O'nun kendilerini bir nutfeden yaratması, toprak ve kemikten yaratmaktan daha zordur (daha büyük bir kudret gerektirir)?"
31163. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وَإِن تعجب فَعجب قَوْلهم} قَالَ: عجب الرَّحْمَن من تكذيبهم بِالْبَعْثِ
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, Katâde radıyallâhu anh'tan {وَإِن تعجب فَعجب قَوْلهم} “Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak şey onların sözüdür” ayeti hakkında: "Rahmân, onların öldükten sonra dirilmeyi yalanlamalarına şaşmıştır" dediğini nakletmiştir.
31164. Metin
وَأما قَوْله تَعَالَى: {وَأُولَئِكَ الأغلال فِي أَعْنَاقهم}
Yüce Allah'ın: {وَأُولَئِكَ الأغلال فِي أَعْنَاقهم} “İşte boyunlarında bukağılar olanlar da onlardır” kavline gelince;
31165. Metin
أخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن أبي حَاتِم والخطيب عَن الْحسن ﵁ قَالَ: إِن الأغلال لم تجْعَل فِي أَعْنَاق أهل النَّار لأَنهم أعجزوا الرب وَلكنهَا جعلت فِي أَعْنَاقهم لكَي إِذا طغا بهم اللهب أرسبتهم فِي النَّار
İbn Ebî Şeybe, İbn Ebî Hâtim ve el-Hatîb, Hasan[-ı Basrî] radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Boyunlarındaki bukağılar, cehennem ehline Rabbi âciz bıraktıkları için takılmamıştır; fakat alev onları yukarı fırlattığında onları ateşin dibine batırsın diye boyunlarına takılmıştır."
31166. Metin
الْآيَة ٦
6. Ayet
31167. Metin
أخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {ويستعجلونك بِالسَّيِّئَةِ قبل الْحَسَنَة} قَالَ: بالعقوبة قبل الْعَافِيَة {وَقد خلت من قبلهم المثلات} قَالَ: وقائع الله فِي الْأُمَم فِيمَن خلا قبلهم
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde radıyallâhu anh'tan {ويستعجلونك بِالسَّيِّئَةِ قبل الْحَسَنَة} “Senden iyilikten önce kötülüğü çarçabuk istiyorlar” ayeti hakkında: "Afiyetten önce cezayı [istiyorlar]"; {وَقد خلت من قبلهم المثلات} “Oysa kendilerinden önce ibret verici cezalar gelip geçmiştir” ayeti hakkında ise: "Kendilerinden önce gelip geçmiş ümmetler hakkındaki Allah'ın cezalandırıcı vakalarıdır" dediğini nakletmiştir.
31168. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ {المثلات} مَا أصَاب الْقُرُون الْمَاضِيَة من الْعَذَاب
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o, {المثلات} “ibret verici cezalar” hakkında: "Geçmiş nesillerin başına gelen azaptır" demiştir.
31169. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَقد خلت من قبلهم المثلات} قَالَ: الْأَمْثَال
İbn Ebî Şeybe, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {وَقد خلت من قبلهم المثلات} “Oysa kendilerinden önce ibret verici cezalar gelip geçmiştir” ayeti hakkında: "Misallerdir (ibretlik örneklerdir)" dediğini nakletmiştir.
31170. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الشّعبِيّ ﵁ فِي قَوْله {وَقد خلت من قبلهم المثلات} قَالَ: القردة والخنازير هِيَ المثلات
İbn Cerîr, Şa'bî radıyallâhu anh'tan {وَقد خلت من قبلهم المثلات} “Oysa kendilerinden önce ibret verici cezalar gelip geçmiştir” ayeti hakkında: "Maymunlar ve domuzlar [şekline dönüştürülme cezası] mesulâttır (ibret verici cezalardır)" dediğini nakletmiştir.
31171. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {وَإِن رَبك لذُو مغْفرَة للنَّاس على ظلمهم وَإِن رَبك لشديد الْعقَاب} قَالَ رَسُول الله ﷺ: لَوْلَا عَفْو الله وتجاوزه مَا هَنأ لأحد الْعَيْش وَلَوْلَا وعيده
İbn Cerîr, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَإِن رَبك لذُو مغْفرَة للنَّاس على ظلمهم وَإِن رَبك لشديد الْعقَاب} “Şüphesiz Rabbin, zulümlerine rağmen insanlar için mağfiret sahibidir ve şüphesiz Rabbin, cezalandırması çok çetin olandır” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah'ın affı ve bağışlaması olmasaydı hiç kimseye yaşamak tat vermezdi; O'nun tehdidi
31172. Metin
وعقابه لاتكل كل أحد
ve cezası olmasaydı herkes [gevşeyip] sırt üstü yatardı (ibadeti terk ederdi)."
31173. Metin
الْآيَة ٧
7. Ayet
31174. Metin
أخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وَيَقُول الَّذين كفرُوا لَوْلَا أنزل عَلَيْهِ آيَة من ربه} قَالَ: هَذَا قَول مُشْركي الْعَرَب {إِنَّمَا أَنْت مُنْذر وَلكُل قوم هاد} لكل قوم دَاع يَدعُوهُم إِلَى الله
İbn Cerîr ve Ebû'ş-Şeyh, Katâde radıyallâhu anh'tan {وَيَقُول الَّذين كفرُوا لَوْلَا أنزل عَلَيْهِ آيَة من ربه} “Kâfirler derler ki: 'Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!'” ayeti hakkında: "Bu, Arap müşriklerinin sözüdür"; {إِنَّمَا أَنْت مُنْذر وَلكُل قوم هاد} “Sen ancak bir uyarıcısın ve her kavim için bir yol gösterici vardır” ayeti hakkında ise: "Her kavim için onları Allah'a çağıran bir davetçi vardır" dediğini nakletmiştir.
31175. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {وَلكُل قوم هاد} قَالَ: دَاع
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebû'ş-Şeyh, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَلكُل قوم هاد} “her kavim için bir yol gösterici vardır” ayeti hakkında: "[O] bir davetçidir" dediğini nakletmiştir.