33221. Metin
(١٦)
(16)
33222. Metin
سُورَة النَّحْل
NAHL SURESİ
33223. Metin
مَكِّيَّة وآياتها ثَمَان وَعِشْرُونَ وَمِائَة
Mekkîdir ve yüz yirmi sekiz ayettir.
33224. Metin
آيَة ١ - ٤
1-4. Ayetler
33225. Metin
أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة النَّحْل بِمَكَّة
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Nahl suresi Mekke'de inmiştir.
33226. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن الزبير مثله
İbn Merdûye, İbnü'z-Zübeyr'den de benzerini rivayet etmiştir.
33227. Metin
وَأخرج النّحاس من طَرِيق مُجَاهِد عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: سُورَة النَّحْل نزلت بِمَكَّة سوى ثَلَاث آيَات من آخرهَا فانهن نَزَلْنَ بَين مَكَّة وَالْمَدينَة فِي منصرف رَسُول الله ﷺ من أحد
Nehhâs'ın Mücâhid kanalıyla İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Nahl suresi, sonundaki üç ayet hariç Mekke'de inmiştir. Zira bu [üç ayet], Resûlullah'ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) Uhud'dan dönüşü sırasında Mekke ile Medine arasında inmiştir.
33228. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: لما نزلت {أَتَى أَمر الله} ذعر أَصْحَاب الرَّسُول حَتَّى نزلت {فَلَا تستعجلوه} فسكنوا
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: {أَتَى أَمر الله} “Allah'ın emri geldi” [ayeti] indiğinde Resûl'ün ashabı telaşlandı, nihayet {فَلَا تستعجلوه} “artık onu acele istemeyin” [ayeti] inince yatıştılar.
33229. Metin
وَأخرج عبد الله بن أَحْمد فِي زَوَائِد الزّهْد وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن أبي بكر بن حَفْص قَالَ: لما نزلت {أَتَى أَمر الله} قَامُوا فَنزلت {فَلَا تستعجلوه}
Abdullah b. Ahmed Zevâidü'z-Zühd'de, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Ebû Bekir b. Hafs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: {أَتَى أَمر الله} “Allah'ın emri geldi” [ayeti] indiğinde ayağa fırladılar, bunun üzerine {فَلَا تستعجلوه} “artık onu acele istemeyin” [ayeti] indi.
33230. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه من طَرِيق الضَّحَّاك عَن ابْن عَبَّاس {أَتَى أَمر الله} قَالَ: خُرُوج مُحَمَّد ﷺ
İbn Merdûye'nin Dahhâk kanalıyla İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {أَتَى أَمر الله} “Allah'ın emri geldi” [ayeti hakkında] şöyle demiştir: [Bundan kasıt] Muhammed'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) [peygamber olarak] çıkışıdır.
33231. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن أبي بن كَعْب قَالَ: دخلت الْمَسْجِد فَصليت فَقَرَأت سُورَة النَّحْل وَجَاء رجلَانِ فقرآ خلاف قراءتنا فَأخذت بأيدهما فَأتيت رَسُول الله ﷺ فَقلت: يَا رَسُول الله استقرئ هذَيْن فَقَرَأَ أَحدهمَا فَقَالَ: أصبت
İbn Cerîr'in Übey b. Ka'b'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Mescide girip namaz kıldım ve Nahl suresini okudum. Derken iki adam geldi ve bizim okuyuşumuzun dışında [farklı] okudular. Bunun üzerine ellerinden tutup Resûlullah'a (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirdim ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Şu ikisine [Kuran] okut" dedim. Biri okudu, Resûlullah: “Doğru okudun” buyurdu.
33232. Metin
ثمَّ استقرأ الآخر فَقَالَ: أصبت
Sonra diğerine okuttu ve: “Doğru okudun” buyurdu.
33233. Metin
فَدخل قلبِي أشدّ مِمَّا كَانَ فِي الْجَاهِلِيَّة من الشَّك والتكذيب فَضرب رَسُول الله ﷺ صَدْرِي فَقَالَ: أَعَاذَك الله من الشَّك والشيطان
Bunun üzerine kalbime Cahiliye dönemindekinden daha şiddetli bir şüphe ve yalanlama duygusu girdi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) göğsüme vurup: “Allah seni şüpheden ve şeytandan korusun” buyurdu.
33234. Metin
فتصببت عرقاً قَالَ: أَتَانِي جِبْرِيل فَقَالَ: اقْرَأ الْقُرْآن على حرف وَاحِد
Bunun üzerine benden ter boşandı. Resûlullah şöyle buyurdu: “Cibrîl bana gelip: 'Kuran'ı tek bir harf (vecih) üzere oku' dedi.”
33235. Metin
فَقلت: إِن أمتِي لَا تَسْتَطِيع ذَلِك حَتَّى قَالَ: سبع مَرَّات
Ben de: “Ümmetim buna güç yetiremez” dedim; nihayet bunu yedi defa söyledi.
33236. Metin
فَقَالَ لي: اقْرَأ على سَبْعَة أحرف بِكُل ردة رَددتهَا مَسْأَلَة
Sonra bana: “Yedi harf üzere oku, [ümmetine kolaylık için] her geri çevirip talep ettiğin defa karşılığında [kabul olunacak] bir dilek hakkı vardır” dedi.
33237. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج قَالَ: لما نزلت هَذِه الْآيَة {أَتَى أَمر الله فَلَا تستعجلوه} قَالَ رجال من الْمُنَافِقين بَعضهم لبَعض: إِن هَذَا يزْعم أَن أَمر الله قد أَتَى فأمسكوا عَن بعض مَا كُنْتُم تَعْمَلُونَ حَتَّى تنظروا مَا هُوَ كَائِن فَلَمَّا رَأَوْا أَنه لَا ينزل شَيْء قَالُوا: مَا نرَاهُ نزل
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: {أَتَى أَمر الله فَلَا تستعجلوه} “Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin” ayeti indiğinde, münafıklardan bazı adamlar birbirlerine: “Bu adam Allah'ın emrinin geldiğini iddia ediyor; ne olacağını görene kadar yaptıklarınızın bir kısmından el çekin” dediler. Herhangi bir şeyin inmediğini görünce: “Bize bir şey indiğini görmüyoruz” dediler.
33238. Metin
فَنزلت {اقْترب للنَّاس حسابهم} الْآيَة
Bunun üzerine {اقْترب للنَّاس حسابهم} “İnsanların hesaba çekilecekleri [gün] yaklaştı” ayeti indi.
33239. Metin
فَقَالُوا: إِن هَذَا يزْعم مثلهَا أَيْضا فَلَمَّا رَأَوْا أَنه لَا ينزل شَيْء قَالُوا: مَا نرَاهُ نزل شَيْء فَنزلت (وَلَئِن أخرنا عَنْهُم الْعَذَاب إِلَى أمة مَعْدُودَة
Bunun üzerine: “Bu adam yine benzeri şeyleri iddia ediyor” dediler. Herhangi bir şeyin inmediğini görünce: “Bize bir şey indiğini görmüyoruz” dediler. Bunun üzerine: (وَلَئِن أخرنا عَنْهُم الْعَذَاب إِلَى أمة مَعْدُودَة
33240. Metin
) (هود آيَة ٨) الْآيَة
) (Hûd 8. ayet) “Andolsun, eğer onlardan azabı sayılı bir süreye kadar ertelesek...” ayeti indi.
33241. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن عقبَة بن عَامر قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: تطلع عَلَيْكُم قبل السَّاعَة سَحَابَة سَوْدَاء من قبل الْمغرب مثل الترس فَمَا تزَال ترْتَفع فِي السَّمَاء حَتَّى تملأ السَّمَاء ثمَّ يُنَادي مُنَاد: ياأيها النَّاس فَيقبل النَّاس بَعضهم على بعض: هَل سَمِعْتُمْ فَمنهمْ من يَقُول: نعم
İbn Ebî Hâtim, Taberânî, İbn Merdûye ve sahih olduğunu belirterek Hâkim'in Ukbe b. Âmir'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kıyametten önce batı tarafından kalkan gibi siyah bir bulut üzerinize doğar. Gökyüzünü dolduruncaya kadar yükselmeye devam eder. Sonra bir çağırıcı: 'Ey insanlar!' diye seslenir. İnsanlar birbirine dönüp: 'İşittiniz mi?' derler. Onlardan kimi: 'Evet' der,”
33242. Metin
وَمِنْهُم من يشك
“kimi de şüphe eder.”
33243. Metin
ثمَّ يُنَادي الثَّانِيَة: ياأيها النَّاس هَل سَمِعْتُمْ فَيَقُولُونَ: نعم
“Sonra ikinci kez seslenir: 'Ey insanlar! İşittiniz mi?' Onlar da: 'Evet' derler.”
33244. Metin
ثمَّ يُنَادي: أَيهَا النَّاس {أَتَى أَمر الله فَلَا تستعجلوه} قَالَ رَسُول الله ﷺ: فوالذي نَفسِي بِيَدِهِ إِن الرجلَيْن لينشران الثَّوْب فَمَا يطويانه وَإِن الرجل ليملأ حَوْضه فَمَا يسْقِي فِيهِ شَيْئا وَإِن الرجل ليحلب نَاقَته فَمَا يشربه ويشغل النَّاس
“Sonra: 'Ey insanlar! {أَتَى أَمر الله فَلَا تستعجلوه} “Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin”' diye seslenir.” Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Nefsim elinde olan [Allah]'a yemin ederim ki iki adam kumaşı açarlar da onu dürüp katlayamazlar. Adam havuzunu doldurur da ondan bir şey sulayamaz. Adam devesini sağar da sütünü içemez ve insanlar meşgul olur [dehşete kapılır].”
33245. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن الضَّحَّاك فِي قَوْله: {أَتَى أَمر الله فَلَا تستعجلوه} قَالَ: الْأَحْكَام وَالْحُدُود والفرائض
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Dahhâk'tan rivayet ettiğine göre o, {أَتَى أَمر الله فَلَا تستعجلوه} “Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin” ayeti hakkında: “Hükümler, hadler ve farzlardır” demiştir.
33246. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} قَالَ: بِالْوَحْي
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} “Melekleri ruh ile indirir” ayeti hakkında: “Vahiy ile” demiştir.
33247. Metin
وَأخرج آدم بن أبي إِيَاس وَسَعِيد بن مَنْصُور وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: {الرّوح} أَمر من أَمر الله وَخلق من خلق الله وصورهم على صُورَة بني آدم
Âdem b. Ebî İyâs, Saîd b. Mansûr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, el-Azame'de Ebü'ş-Şeyh, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: {الرّوح} “Ruh”, Allah'ın emirlerinden bir emir ve yarattıklarından bir yaratıktır; suretleri de Âdemoğullarının sureti üzeredir.
33248. Metin
وَمَا ينزل من السَّمَاء ملك إِلَّا وَمَعَهُ وَاحِد من الرّوح ثمَّ تَلا (يَوْم يقوم الرّوح وَالْمَلَائِكَة صفا) (النبأ آيَة ٣٨)
Gökten inen her bir melekle beraber mutlaka Ruh'tan biri iner. Sonra [İbn Abbâs] {يَوْم يقوم الرّوح وَالْمَلَائِكَة صفا} (Nebe 38. ayet) “O gün Ruh ve melekler saf saf dururlar” [ayetini] okudu.
33249. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ من أمره} قَالَ: إِنَّه لَا ينزل ملك إِلَّا وَمَعَهُ روح كالحفيظ عَلَيْهِ لَا يتَكَلَّم وَلَا يرَاهُ ملك وَلَا شَيْء مِمَّا خلق الله
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve el-Azame'de Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre o, {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ من أمره} “Kullarından dilediğine emrinden olan ruh ile melekleri indirir” ayeti hakkında şöyle demiştir: İnen her bir meleğin yanında mutlaka onun üzerinde bir koruyucu gibi bir ruh bulunur; o konuşmaz ve onu ne melek ne de Allah'ın yarattığı herhangi bir varlık görebilir.
33250. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ من أمره} قَالَ: بِالْوَحْي وَالرَّحْمَة
Abdurrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o, {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ من أمره} “Kullarından dilediğine emrinden olan ruh ile melekleri indirir” ayeti hakkında: “Vahiy ve rahmet ile” demiştir.
33251. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الْحسن فِي قَوْله: {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} قَالَ: بِالنُّبُوَّةِ
İbn Ebî Hâtim'in Hasan'dan rivayet ettiğine göre o, {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} “Melekleri ruh ile indirir” ayeti hakkında: “Peygamberlik ile” demiştir.
33252. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن الضَّحَّاك فِي قَوْله: {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} قَالَ: الْقُرْآن
İbn Ebî Hâtim ve el-Azame'de Ebü'ş-Şeyh'in Dahhâk'tan rivayet ettiğine göre o, {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} “Melekleri ruh ile indirir” ayeti hakkında: “Kuran” demiştir.
33253. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن الرّبيع بن أنس فِي قَوْله: {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} قَالَ: كل شَيْء تكلم بِهِ رَبنَا فَهُوَ روح {من أمره} قَالَ: بِالرَّحْمَةِ وَالْوَحي على من يَشَاء من عباده فيصطفي مِنْهُم رسلًا
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Rebî' b. Enes'ten rivayet ettiğine göre o, {ينزل الْمَلَائِكَة بِالروحِ} “Melekleri ruh ile indirir” ayeti hakkında şöyle demiştir: Rabbimizin konuştuğu her şey ruhtur. {من أمره} “Emrinden [olan]” ifadesi hakkında ise: “Kullarından dilediğine rahmet ve vahiy ile indirir ve onlardan elçiler seçer” demiştir.
33254. Metin
{أَن أنذروا أَنه لَا إِلَه إِلَّا أَنا فاتقون} قَالَ: بهَا بعث الله الْمُرْسلين أَن يوحد الله وجده ويطاع أمره ويجتنب سخطه
{أَن أنذروا أَنه لَا إِلَه إِلَّا أَنا فاتقون} “'Benden başka hiçbir ilah yoktur, şu halde benden korkun' diye uyarın” ayeti hakkında da şöyle demiştir: Allah elçileri bununla gönderdi; tek olarak Allah'ın birliği kabul edilsin, emrine itaat edilsin ve gazabından sakınılsın diye.
33255. Metin
وَأخرج ابْن سعد وَأحمد وَابْن ماجة وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن يسر بن جحاش قَالَ: بَصق رَسُول الله فِي كَفه ثمَّ قَالَ: يَقُول الله أَنى تعجزني وَقد خلقتك من
İbn Sa'd, Ahmed, İbn Mâce ve sahih olduğunu belirterek Hâkim'in Büsr b. Cehhâş'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) avucuna tükürdü, sonra şöyle buyurdu: “Allah buyurur ki: Beni nasıl aciz bırakabilirsin ki, seni şunun”
33256. Metin
مثل هَذِه حَتَّى إِذا سوّيتك فعدلتك مشيت بَين برديك وللأرض مِنْك وئيد
“benzeri bir şeyden yarattım. Nihayet seni düzeltip biçimlendirdiğimde iki hırkanın arasında, bastığın yerde topraktan ses çıkararak yürüdün.”
33257. Metin
فَجمعت ومنعت حَتَّى إِذا بلغت الْحُلْقُوم قلت: أَتصدق وأنى أَوَان الصَّدَقَة
“[Malı] topladın ve [başkalarına vermekten] menettin. Nihayet [can] boğaza dayanınca: 'Sadaka veriyorum' dedin. Sadaka verme vakti nerede [artık geçti]!”
33258. Metin
آيَة ٦ - ٨
6-8. Ayetler
33259. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {لكم فِيهَا دفء} قَالَ: الثِّيَاب {وَمَنَافع} قَالَ: مَا تنتفعون بِهِ من الْأَطْعِمَة والأشربة
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {لكم فِيهَا دفء} “Sizin için onlarda ısınma [sağlayan şeyler] vardır” ifadesi hakkında: “Elbiselerdir”, {وَمَنَافع} “ve [çeşitli] menfaatler” ifadesi hakkında ise: “Yiyecek ve içeceklerden faydalandığınız şeylerdir” demiştir.
33260. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {لكم فِيهَا دفء وَمَنَافع} قَالَ: نسل كل دَابَّة
Abdurrezzâk, Firyâbî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {لكم فِيهَا دفء وَمَنَافع} “Sizin için onlarda ısınma [sağlayan şeyler] ve menfaatler vardır” ayeti hakkında: “Her hayvanın yavrusu/neslidir” demiştir.
33261. Metin
وَأخرج الديلمي عَن أنس أَن النَّبِي ﷺ قَالَ: الْبركَة فِي الْغنم وَالْجمال فِي الْإِبِل
Deylemî'nin Enes'ten rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bereket koyunda, güzellik ise devededir.”
33262. Metin
وَأخرج ابْن ماجة عَن عُرْوَة الْبَارِقي أَن النَّبِي ﷺ قَالَ: الابل عزّ لأَهْلهَا وَالْغنم بركَة
İbn Mâce'nin Urve el-Bârikî'den rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Deve sahipleri için izzettir, koyun ise berekettir.”
33263. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وَلكم فِيهَا جمال حِين تريحون} قَالَ: إِذا راحت كأعظم مَا يكون أسنمة وَأحسن مَا تكون ضروعاً {وَحين تسرحون} قَالَ: إِذا سرحت لرعيها
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o, {وَلكم فِيهَا جمال حِين تريحون} “Akşam [ağıla] getirirken sizin için onlarda bir güzellik vardır” ayeti hakkında: “Akşamleyin hörgüçleri olabildiğince büyük ve memeleri olabildiğince dolgun bir halde döndükleri vakittir”, {وَحين تسرحون} “sabah [otlağa] salarken” ayeti hakkında da: “Otlama yerine salındıkları vakittir” demiştir.
33264. Metin
قَالَ قَتَادَة: وَذكر لنا أَن نَبِي الله ﷺ سُئِلَ عَن الإِبل فَقَالَ: هِيَ عز لأَهْلهَا
Katâde dedi ki: Bize nakledildiğine göre Allah'ın Peygamberi'ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) deve hakkında sorulduğunda: “O, sahipleri için bir izzettir” buyurmuştur.
33265. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وَتحمل أثقالكم إِلَى بلد} قَالَ يَعْنِي مَكَّة {لم تَكُونُوا بالغيه إِلَّا بشق الْأَنْفس} قَالَ: لَو تكلفتموه لم تُطِيقُوا إِلَّا بِجهْد شَدِيد
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve İbnü'l-Münzir'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {وَتحمل أثقالكم إِلَى بلد} “Yüklerinizi bir beldeye taşırlar” -yani Mekke'yi kastetmektedir- {لم تَكُونُوا بالغيه إِلَّا بشق الْأَنْفس} “ona ancak canlarınızın zorlanmasıyla (büyük güçlükle) ulaşabilirdiniz” ayeti hakkında şöyle demiştir: “Şayet buna kendiniz kalkışsaydınız, ancak şiddetli bir meşakkatle güç yetirebilirdiniz.”
33266. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {إِلَّا بشق الْأَنْفس} قَالَ: مشقة عَلَيْكُم
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre o, {إِلَّا بشق الْأَنْفس} “Ancak canlarınızın zorlanmasıyla” ayeti hakkında: “Size meşakkat olmasıdır” demiştir.
33267. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن أبي هُرَيْرَة عَن النَّبِي ﷺ قَالَ: إيَّاكُمْ أَن تَتَّخِذُوا ظُهُور دوابكم مَنَابِر فَإِن الله تَعَالَى إِنَّمَا سخرها لكم لتبلغوا إِلَى بلد لم تَكُونُوا بالغيه إِلَّا بشق الْأَنْفس وَجعل لكم الأَرْض فعلَيْهَا فاقضوا حاجاتكم
İbn Merdûye ve Şuabü'l-Îmân'da Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hayvanlarınızın sırtlarını minberler edinmekten sakının! Zira Allah Teâlâ onları, ancak canlarınızın zorlanmasıyla ulaşabileceğiniz bir beldeye varasınız diye sizin hizmetinize verdi. Yeryüzünü de sizin için kıldı; öyleyse ihtiyaçlarınızı onun üzerinde görün.”
33268. Metin
وَأخرج أَحْمد وَأَبُو يعلى وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن معَاذ بن أنس عَن أَبِيه: أَن النَّبِي ﷺ مر على قوم وهم وقُوف على دَوَاب لَهُم ورواحل فَقَالَ لَهُم: اركبوا هَذِه الدَّوَابّ سَالِمَة ودعوها سَالِمَة وَلَا تتخذوها كراسي لأحاديثكم فِي الطّرق والأسواق فَرب مركوبه خير من راكبها وَأكْثر ذكرا لله تَعَالَى مِنْهُ
Ahmed, Ebû Ya'lâ ve sahih olduğunu belirterek Hâkim'in Muâz b. Enes'ten, onun da babasından rivayet ettiğine göre Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) binek hayvanları ve develeri üzerinde durmakta olan bir topluluğa uğradı da onlara şöyle buyurdu: “Bu hayvanlara sağ salimken binin ve onları sağ salimken bırakın. Yollarda ve çarşılarda sohbetleriniz için onları kürsü edinmeyin! Zira nice binilen hayvan vardır ki binicisinden daha hayırlı ve Allah Teâlâ'yı ondan daha çok zikredicidir.”
33269. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن عَطاء بن دِينَار قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: لَا تَتَّخِذُوا ظُهُور الدَّوَابّ كراسي لأحاديثكم فَرب رَاكب مركوبة هِيَ خير من راكبها وَأكْثر ذكرا لله تَعَالَى مِنْهُ
İbn Ebî Şeybe'nin Atâ b. Dînâr'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hayvanların sırtlarını sohbetleriniz için kürsü edinmeyin! Zira nice binilen hayvan vardır ki binicisinden daha hayırlı ve Allah Teâlâ'yı ondan daha çok zikredicidir.”
33270. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن عَطاء بن دِينَار قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: لَا تَتَّخِذُوا ظُهُور الدَّوَابّ كراسي لأحاديثكم فَرب رَاكب مركوبة هِيَ خير مِنْهُ وأطوع لله مِنْهُ وَأكْثر ذكرا
İbn Ebî Şeybe'nin Atâ b. Dînâr'dan rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Hayvanların sırtlarını sohbetleriniz için kürsü edinmeyin! Zira nice binilen hayvan vardır ki binicisinden daha hayırlı, Allah'a ondan daha itaatkâr ve [O'nu] daha çok zikredicidir.”
33271. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن حبيب قَالَ: كَانَ يكره طول الْوُقُوف على الدَّابَّة وَأَن تضرب وَهِي محسنة
İbn Ebî Şeybe'nin Habîb'den rivayet ettiğine göre o, binek üzerinde uzun süre beklemeyi ve [görevini] iyi yaptığı halde hayvana vurulmasını hoş görmezdi.
33272. Metin
وَأخرج أَحْمد وَالْبَيْهَقِيّ عَن أبي الدَّرْدَاء عَن النَّبِي ﷺ قَالَ: لَو غفر لكم مَا تأتون إِلَى الْبَهَائِم لغفر لكم كثير
Ahmed ve Beyhakî'nin Ebü'd-Derdâ'dan, onun da Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem)'den rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur: “Hayvanlara karşı işlediğiniz [kötü muameleler] bağışlanmış olsaydı, şüphesiz sizin pek çok [günahınız] bağışlanmış olurdu.”
33273. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {لتركبوها وزينة} قَالَ: جعلهَا لتركبوها وَجعلهَا زِينَة لكم
Abdürrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o, {لتركبوها وزينة} “onlara binesiniz diye ve bir zinet olsun diye” ayeti hakkında: “Onları binesiniz diye kıldı ve sizin için bir zinet yaptı” demiştir.
33274. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة: أَن أَبَا عِيَاض كَانَ يقْرؤهَا {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها وزينة} يَقُول: جعلهَا زِينَة
İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre Ebû İyâd bu ayeti {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها وزينة} “Atları, katırları ve eşekleri onlara binesiniz diye ve bir zinet olarak [yarattı]” şeklinde okur ve: “Onları zinet kıldı” derdi.
33275. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَت الْخَيل وحشية فذللها الله لإِسماعيل بن إِبْرَاهِيم ﵉
İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Atlar yabanî idi; Allah onları İbrâhîm oğlu İsmâîl'in (aleyhimesselâm) emrine boyun eğdirdi.”
33276. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن وهب بن مُنَبّه قَالَ: بَلغنِي أَن الله أَرَادَ أَن يخلق الْفرس قَالَ لريح الْجنُوب: إِنِّي خَالق مِنْك خلقا أجعله
İbn Ebî Hâtim ve el-Azame'de Ebü'ş-Şeyh'in Vehb b. Münebbih'ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Bana ulaştığına göre Allah atı yaratmak istediğinde güney rüzgârına şöyle buyurdu: «Senden bir varlık yaratacağım ki onu...
33277. Metin
عزا لأوليائي ومذلة لأعدائي وَحمى لأهل طَاعَتي فَقبض من الرّيح قَبْضَة فخلق مِنْهَا فرسا فَقَالَ: سميتك فرسا وجعلتك عَرَبيا الْخَيْر مَعْقُود بناصيتك والغنائم محازة على ظهرك والغنى مَعَك حَيْثُ كنت ارعاك لسعة الرزق على غَيْرك من الدَّوَابّ وجعلتك لَهَا سيداً وجعلتك تطير بِلَا جناحين فَأَنت للطلب وَأَنت للهرب وسأحمل عَلَيْك رجَالًا يسبحوني فتسبحني مَعَهم إِذا سبحوا ويهللوني فتهللني مَعَهم إِذا هللوا ويكبروني فتكبرني مَعَهم إِذا كبروا فَلَمَّا صَهل الْفرس قَالَ: باركت عَلَيْك أرهب بصهيلك الْمُشْركين أملأ مِنْهُ آذانهم وأرعب مِنْهُ قُلُوبهم وأذل أَعْنَاقهم فَلَمَّا عرض الْخلق على آدم وَسَمَّاهُمْ قَالَ الله تَعَالَى: يَا آدم اختر من خلقي من أَحْبَبْت فَاخْتَارَ الْفرس فَقَالَ الله: اخْتَرْت عزك وَعز ولدك بَاقٍ فيهم مَا بقوا وينتج مِنْهُ أولادك أَوْلَادًا فبركتي عَلَيْك وَعَلَيْهِم فَمَا من تَسْبِيحَة وَلَا تَهْلِيلَة وَلَا تَكْبِيرَة تكون من رَاكب الْفرس إِلَّا وَالْفرس تسمعها وتجيبه مثل قَوْله
...dostlarım için bir izzet, düşmanlarım için bir zillet, bana itaat edenler için bir korunak kılacağım.» Sonra rüzgârdan bir avuç aldı ve ondan bir at yarattı. Ardından şöyle buyurdu: «Seni feres (at) diye isimlendirdim ve seni Arap kıldım. Hayır senin alnına bağlanmıştır, ganimetler sırtında toplanmıştır, nerede olursan ol zenginlik seninledir. Rızkın bolluğu hususunda seni diğer binek hayvanlarına üstün tuttum, seni onlara efendi kıldım ve seni kanatsız uçar kıldım. Sen [düşmanı] yakalamak ve kaçmak [gerektiğinde kurtulmak] içinsin. Senin üzerine beni tesbih eden adamlar bindireceğim; onlar tesbih edince sen de onlarla birlikte beni tesbih edeceksin, onlar tehlil getirince sen de onlarla birlikte bana tehlil getireceksin, onlar tekbir getirince sen de onlarla birlikte bana tekbir getireceksin.» At kişneyince [Allah] şöyle buyurdu: «Seni bereketli kıldım; kişnemenle müşrikleri korkutacağım, onunla kulaklarını dolduracak, kalplerine korku salacak ve boyunlarını eğdireceğim.» Varlıklar Âdem'e arz edilip onları isimlendirince, Allah Teâlâ: «Ey Âdem! Yarattıklarımdan dilediğini seç» buyurdu. O da atı seçti. Bunun üzerine Allah şöyle buyurdu: «Kendin için ve çocukların için izzeti seçtin; onlar var oldukça bu izzet aralarında baki kalacaktır. Çocukların da ondan yavrular üretecektir. Benim bereketim senin ve onların üzerinedir.» Atın binicisinden sâdır olan hiçbir tesbih, tehlil ve tekbir yoktur ki, at bunu işitip ona aynı sözle karşılık vermesin.”
33278. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن سعيد بن جُبَير قَالَ: سَأَلَ رجل ابْن عَبَّاس عَن أكل لُحُوم الْخَيل فكرهها وَقَرَأَ {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها وزينة}
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye'nin Saîd b. Cübeyr'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam İbn Abbâs'a at eti yemeyi sordu; o bunu mekruh gördü ve {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها وزينة} “Atları, katırları ve eşekleri onlara binesiniz diye ve bir zinet olarak [yarattı]” ayetini okudu.
33279. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس أَنه كَانَ يكره لُحُوم الْخَيل وَيَقُول: قَالَ الله: {والأنعام خلقهَا لكم فِيهَا دفء وَمَنَافع وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ} فَهَذِهِ للْأَكْل {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها} فَهَذِهِ للرُّكُوب
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, at etini mekruh görür ve şöyle derdi: “Allah: {والأنعام خلقهَا لكم فِيهَا دفء وَمَنَافع وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ} «Davarları da yarattı; onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır, onlardan yersiniz de» buyurmuştur; bunlar yemek içindir. {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها} «Atları, katırları ve eşekleri onlara binesiniz diye [yarattı]» [buyurmuştur]; bunlar da binmek içindir.”
33280. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن مُجَاهِد أَنه سُئِلَ عَن لُحُوم الْخَيل فَقَالَ: {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها}
İbn Ebî Şeybe'nin Mücâhid'den rivayet ettiğine göre ona at eti sorulduğunda: {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها} “Atları, katırları ve eşekleri onlara binesiniz diye [yarattı]” ayetini okumuştur.
33281. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الحكم فِي قَوْله: {والأنعام خلقهَا لكم فِيهَا دفء وَمَنَافع وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ} فَجعل مِنْهُ الْأكل ثمَّ قَرَأَ {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها وزينة} قَالَ: لم يَجْعَل لكم فِيهَا أكلا وَكَانَ الحكم يَقُول: الْخَيل وَالْبِغَال وَالْحمير حرَام فِي كتاب الله
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Hakem'den rivayet ettiğine göre o, {والأنعام خلقهَا لكم فِيهَا دفء وَمَنَافع وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ} “Davarları da yarattı; onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır, onlardan yersiniz de” ayeti hakkında: “Onlardan yemeyi kıldı” demiş, sonra {وَالْخَيْل وَالْبِغَال وَالْحمير لتركبوها وزينة} “Atları, katırları ve eşekleri onlara binesiniz diye ve bir zinet olarak [yarattı]” ayetini okuyup: “Onlarda sizin için yemek kılmadı” demiştir. Hakem şöyle derdi: “Atlar, katırlar ve eşekler Allah'ın Kitabı'nda haramdır.”
33282. Metin
وَأخرج أَبُو عبيد وَأَبُو دَاوُد وَالنَّسَائِيّ وَابْن الْمُنْذر عَن خَالِد بن الْوَلِيد قَالَ: نهى رَسُول الله ﷺ عَن أكل كل ذِي نَاب من السبَاع وَعَن لُحُوم الْخَيل وَالْبِغَال وَالْحمير
Ebû Ubeyd, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbnü'l-Münzir'in Hâlid b. Velîd'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) yırtıcı hayvanlardan azı dişi olan her birinin yenmesini ve at, katır ve eşek etlerini yasakladı.”
33283. Metin
وَأخرج أَبُو عبيد وَابْن أبي شيبَة وَالتِّرْمِذِيّ وَصَححهُ وَالنَّسَائِيّ وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق عَمْرو بن دِينَار عَن جَابر بن عبد الله قَالَ: طعمنا رَسُول الله ﷺ لُحُوم الْخَيل ونهانا عَن لُحُوم الْحمر الْأَهْلِيَّة
Ebû Ubeyd, İbn Ebî Şeybe, sahih olduğunu belirterek Tirmizî, Nesâî, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Amr b. Dînâr yoluyla Câbir b. Abdillâh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize at etlerini yedirdi, evcil eşek etlerini ise bize yasakladı.”
33284. Metin
وَأخرج أَبُو دَاوُد وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق أبي الزبير عَن جَابر بن عبد الله أَنهم ذَبَحُوا يَوْم خَيْبَر الْحمير وَالْبِغَال وَالْخَيْل فنهاهم النَّبِي ﷺ عَن الْحمير وَالْبِغَال وَلم ينههم عَن الْخَيل
Ebû Dâvûd ve İbn Ebî Hâtim'in Ebü'z-Zübeyr yoluyla Câbir b. Abdillâh'tan rivayet ettiğine göre onlar Hayber günü eşekleri, katırları ve atları kestiler; Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) onları eşeklerden ve katırlardan menetti, fakat atlardan menetmedi.
33285. Metin
وَأخرج ابْن أبي شبية وَالنَّسَائِيّ وَابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه من طَرِيق عَطاء عَن جَابر قَالَ: كُنَّا نَأْكُل لحم الْخَيل على عهد رَسُول الله ﷺ
İbn Ebî Şeybe, Nesâî, İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin Atâ yoluyla Câbir'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Biz Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanında at eti yerdik.”
33286. Metin
قلت: وَالْبِغَال قَالَ: أما البغال فَلَا
«Peki katırlar?» dedim. O da: «Katırlara gelince, hayır!» dedi.
33287. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَالنَّسَائِيّ وَابْن ماجة وَابْن الْمُنْذر عَن أَسمَاء قَالَت: نحرنا على عهد رَسُول الله ﷺ فرسا فأكلناه
İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Mâce ve İbnü'l-Münzir'in Esmâ'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) zamanında bir at kestik ve onu yedik.”
33288. Metin
وَأخرج أَحْمد عَن دحْيَة الْكَلْبِيّ قَالَ: قلت يَا رَسُول الله أحمل لَك حمارا على فرس فينتج لَك بغلاً وتركبها قَالَ: إِنَّمَا يفعل ذَلِك الَّذين لَا يعلمُونَ
Ahmed'in Dıhye el-Kelbî'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “«Ey Allah'ın Resûlü! Senin için bir eşeği kısrakla çiftleştireyim mi, böylece sana bir katır doğurur da ona binersin?» dedim. Şöyle buyurdu: «Bunu ancak bilmeyenler yapar.»”
33289. Metin
وَأخرج الْخَطِيب فِي تَارِيخه وَابْن عَسَاكِر عَن ابْن عمر قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ فِي قَوْله: {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ} قَالَ البراذين
Hatîb Tarih'inde ve İbn Asâkir'in İbn Ömer'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ} “ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri yaratır” ayeti hakkında: “Berâzîn (yabancı cins binek atları)” buyurmuştur.
33290. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ} قَالَ: السوس فِي الثِّيَاب
İbn Asâkir'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre o, {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ} “ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri yaratır” ayeti hakkında: “Elbiselerdeki güvedir” demiştir.
33291. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: إِن مِمَّا خلق الله لأرضاً من لؤلؤة بَيْضَاء مسيرَة ألف عَام عَلَيْهَا جبل من ياقوتة حَمْرَاء محدق بهَا فِي تِلْكَ الأَرْض ملك قد مَلأ شرقها وغربها لَهُ سِتّمائَة رَأس فِي كل رَأس سِتّمائَة وَجه فِي كل وَجه سِتُّونَ ألف فَم
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah'ın yarattığı şeyler arasında beyaz inciden bin yıllık mesafede bir yer vardır. Üzerinde onu kuşatan kırmızı yakuttan bir dağ bulunmaktadır. O yerde, doğusunu ve batısını doldurmuş bir melek vardır; onun altı yüz başı, her başında altı yüz yüzü, her yüzünde altmış bin ağzı...”
33292. Metin
فِي كل فَم سِتُّونَ ألف لِسَان يثني على الله ويقدسه ويهلله ويكبره بِكُل لِسَان سِتّمائَة ألف وَسِتِّينَ ألف مرّة فَإِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة نظر إِلَى عَظمَة الله فَيَقُول: وَعزَّتك مَا عبدتك حق عبادتك
“...her ağzında altmış bin dili vardır. Her bir dille Allah'ı altı yüz altmış bin defa över, O'nu tenzih eder, O'na tehlil ve tekbir getirir. Kıyamet günü olduğunda Allah'ın azametine bakar da: «İzzetine yemin olsun ki sana hakkıyla kulluk edemedim» der.”
33293. Metin
فَذَلِك قَوْله: {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ}
İşte bu, [Allah'ın] {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ} “ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri yaratır” ayetidir.
33294. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن الشّعبِيّ قَالَ: إِن لله عباداً من وَرَاء الأندلس كَمَا بَيْننَا وَبَين الأندلس مَا يرَوْنَ أَن الله عَصَاهُ
el-Azame'de Ebü'ş-Şeyh ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin Şa'bî'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Şüphesiz Allah'ın Endülüs'ün ötesinde -bizimle Endülüs arasındaki mesafe kadar uzakta- kulları vardır ki, onlar Allah'a...
33295. Metin
مَخْلُوق رضراضهم الدّرّ والياقوت وجبالهم الذَّهَب وَالْفِضَّة لَا يحرثون وَلَا يزرعون وَلَا يعْملُونَ عملا لَهُم شجر على أَبْوَابهم لَهَا ثَمَر هِيَ طعامهم وَشَجر لَهَا أوراق عراض هِيَ لباسهم
...herhangi bir yaratılmışın isyan ettiğini düşünmezler bile. Onların çakıl taşları inci ve yakut, dağları altın ve gümüştür. Ne tarla sürerler ne ekerler ne de bir iş yaparlar. Kapılarının önünde meyvesi yiyecekleri olan ağaçlar ve geniş yaprakları giyecekleri olan ağaçlar vardır.”
33296. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن وهب أَنه قيل لَهُ: أخبرنَا من أَتَى سعالة الرّيح وانه رأى بهَا أَربع نُجُوم كَأَنَّهَا أَرْبَعَة أقمار فَقَالَ وهب: {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ}
İbn Ebî Hâtim'in Vehb'den rivayet ettiğine göre ona: “Rüzgârın estiği yere varan ve orada sanki dört ay gibi duran dört yıldız gören kimse bize haber verdi” denildi. Bunun üzerine Vehb: {ويخلق مَا لَا تعلمُونَ} “ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri yaratır” [ayetini okudu].
33297. Metin
آيَة ٩ - ١٣
9-13. Ayetler
33298. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وعَلى الله قصد السَّبِيل} يَقُول الْبَيَان {وَمِنْهَا جَائِر} قَالَ الْأَهْوَاء الْمُخْتَلفَة
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {وعَلى الله قصد السَّبِيل} “Doğru yolu göstermek Allah'a aittir” ayeti hakkında: “[Yolu] açıklamak [O'na aittir]” der; {وَمِنْهَا جَائِر} “ondan sapan [yollar] da vardır” ayeti hakkında da: “Farklı hevalardır (bâtıl arzulardır)” demiştir.
33299. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {وعَلى الله قصد السَّبِيل} يَقُول: على الله أَن يبين الْهدى والضلالة {وَمِنْهَا جَائِر} قَالَ السَّبِيل المتفرقة
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {وعَلى الله قصد السَّبِيل} “Doğru yolu göstermek Allah'a aittir” ayeti hakkında: “Hidayeti ve dalaleti açıklamak Allah'a aittir” der; {وَمِنْهَا جَائِر} “ondan sapan [yollar] da vardır” ayeti hakkında da: “Ayrılığa düşüren yollardır” demiştir.
33300. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {وعَلى الله قصد السَّبِيل} قَالَ طَرِيق الْحق على الله
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den rivayet ettiğine göre o, {وعَلى الله قصد السَّبِيل} “Doğru yolu göstermek Allah'a aittir” ayeti hakkında: “Hak yol Allah'a aittir” demiştir.
33301. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وعَلى الله قصد السَّبِيل} قَالَ: على الله بَيَان حَلَاله وَحَرَامه وطاعته ومعصيته {وَمِنْهَا جَائِر} قَالَ: على السَّبِيل ناكب عَن الْحق وَفِي قِرَاءَة ابْن مَسْعُود ومنكم جَائِر
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o, {وعَلى الله قصد السَّبِيل} “Doğru yolu göstermek Allah'a aittir” ayeti hakkında: “Helalini, haramını, itaatini ve isyanını açıklamak Allah'a aittir” demiştir; {وَمِنْهَا جَائِر} “ondan sapan [yollar] da vardır” ayeti hakkında da: “Hak yoldan sapan [yollardır]” demiştir. İbn Mes'ûd'un kıraatinde ise [bu kısım] "ومنكم جائر" (İçinizden haktan sapanlar da vardır) şeklindedir.
33302. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن الْأَنْبَارِي فِي الْمَصَاحِف عَن عَليّ أَنه كَانَ يقْرَأ هَذِه الْآيَة فمنكم جَائِر
Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve el-Mesâhif'te İbnü'l-Enbârî'nin Ali'den rivayet ettiğine göre o, bu ayeti "فمنكم جائر" (İçinizden haktan sapanlar da vardır) şeklinde okurdu.
33303. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن زيد فِي قَوْله: {وعَلى الله قصد السَّبِيل} قَالَ: طَرِيق الْهدى {وَمِنْهَا جَائِر} قَالَ: من السبل جَائِر عَن الْحق وَقَرَأَ (وَلَا تتبعوا السبل فتقرق بكم عَن سَبيله) (الْأَنْعَام آيَة ١٥٣) {وَلَو شَاءَ لهداكم أَجْمَعِينَ} لقصد السَّبِيل الَّذِي هُوَ الْحق وَقَرَأَ (وَلَو شَاءَ رَبك لأمن من فِي الأَرْض كلهم جَمِيعًا) (يُونُس آيَة ٩٩) وَقَرَأَ (وَلَو شِئْنَا لآتينا كل نفس هداها) (السَّجْدَة آيَة ١٣) وَالله أعلم
İbn Cerîr'in İbn Zeyd'den rivayet ettiğine göre o, {وعَلى الله قصد السَّبِيل} “Doğru yolu göstermek Allah'a aittir” ayeti hakkında: “Hidayet yoludur” demiş; {وَمِنْهَا جَائِر} “ondan sapan [yollar] da vardır” ayeti hakkında da: “Yollardan haktan sapanlar [vardır]” demiş ve {وَلَا تتبعوا السبل فتفرق بكم عَن سَبيله} “Başka yollara uymayın; sonra sizi O'nun yolundan ayırır” (el-En'âm 153) ayetini okumuştur. {وَلَو شَاءَ لهداكم أَجْمَعِينَ} “Eğer O dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi” ayeti hakkında da: “Hak olan dosdoğru yola [iletirdi]” demiş ve {وَلَو شَاءَ رَبك لَآمَنَ من فِي الأَرْض كلهم جَمِيعًا} “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette toptan iman ederdi” (Yûnus 99) ve {وَلَو شِئْنَا لَآتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَاهَا} “Eğer dileseydik herkese hidayetini verirdik” (es-Secde 13) ayetlerini okumuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
33304. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {فِيهِ تسيمون} قَالَ: ترعون فِيهِ أنعامكم
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o, {فِيهِ تسيمون} “hayvanlarınızı onda otlatırsınız” ayeti hakkında: “Onda davarlarınızı otlatırsınız” demiştir.
33305. Metin
وَأخرج الطستي عَن ابْن عَبَّاس أَن نَافِع بن الْأَزْرَق قَالَ لَهُ: أَخْبرنِي عَن قَوْله ﷿: {فِيهِ تسيمون} قَالَ: فِيهِ ترعون
et-Tastî'nin İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak ona: “Bana Azîz ve Celîl olan Allah'ın: {فِيهِ تسيمون} «hayvanlarınızı onda otlatırsınız» buyruğu hakkında bilgi ver” dedi. O da: “Onda otlatırsınız demektir” dedi.
33306. Metin
قَالَ: وَهل تعرف الْعَرَب ذَلِك قَالَ: نعم أما سَمِعت الْأَعْشَى وَهُوَ يَقُول: وَمَشى الْقَوْم بالعماد إِلَى الدو حاء أعماد المسيم بن المساق وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وَمَا ذَرأ لكم فِي الأَرْض} قَالَ: مَا خلق لكم فِي الأَرْض مُخْتَلفا: من الدَّوَابّ وَالشَّجر وَالثِّمَار
[Nâfi']: “Araplar bunu bilir mi?” dedi. [İbn Abbâs]: “Evet, el-A'şâ'nın şöyle dediğini işitmedin mi?” dedi: «Kavim, direklerle büyük ağaca yürüdü; otlatanın ve güdenin dayanakları gibi.» Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o, {وَمَا ذَرأ لكم فِي الأَرْض} “Ve yeryüzünde sizin için yarattığı...” ayeti hakkında: “Yeryüzünde sizin için hayvanlardan, ağaçlardan ve meyvelerden farklı farklı yarattığı şeylerdir” demiştir.
33307. Metin
نعم من الله متظاهرة فاشكروها لله ﷿ وَالله أعلم بِالصَّوَابِ
[Bunlar] Allah'ın birbiri ardınca gelen nimetleridir; öyleyse Azîz ve Celîl olan Allah'a bunlardan ötürü şükredin. Doğruyu en iyi Allah bilir.
33308. Metin
آيَة ١٤
14. Ayet
33309. Metin
أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مطر أَنه كَانَ لَا يرى بركوب الْبَحْر بَأْسا وَقَالَ: مَا ذكره الله فِي الْقُرْآن إِلَّا بِخَير
İbn Ebî Hâtim'in Matar'dan rivayet ettiğine göre o, denize açılmakta (gemiye binmekte) bir sakınca görmez ve: “Allah onu Kur'an'da ancak hayırla anmıştır” derdi.
33310. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن ابْن عمر: أَنه كَانَ يكره ركُوب الْبَحْر إِلَّا لثلاث: غازٍ أَو حَاج أَو مُعْتَمر
Abdürrezzâk'ın İbn Ömer'den rivayet ettiğine göre o, üç durum dışında denize açılmayı hoş görmezdi: Gazaya giden, hacceden veya umre yapan.
33311. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن عَلْقَمَة بن شهَاب الْقرشِي قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: من لم يدْرك الْغَزْو معي فليغزو فِي الْبَحْر فَإِن أجر يَوْم فِي الْبَحْر كَأَجر يَوْم فِي الْبر وَإِن الْقَتْل فِي الْبَحْر كالقتلتين فِي الْبر وَإِن المائد فِي السَّفِينَة كالمتشحط فِي دَمه وان خِيَار شُهَدَاء أمتِي أَصْحَاب الْكَفّ قَالُوا: وَمَا أَصْحَاب الْكَفّ يارسول الله قَالَ: قوم تتكفأ بهم مراكبهم فِي سَبِيل الله
Abdürrezzâk'ın Alkame b. Şihâb el-Kureşî'den rivayet ettiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Benimle birlikte savaşa yetişemeyen kimse denizde gazaya çıksın! Zira denizde bir günün ecri, karada bir günün ecri gibidir; denizde öldürülmek karada iki defa öldürülmek gibidir; gemide deniz tutması yaşayan kimse [karada] kanlar içinde çırpınan kimse gibidir ve ümmetimin şehitlerinin en hayırlıları 'ashâbü'l-kef'tir.'” «Ashâbü'l-kef kimlerdir ey Allah'ın Resûlü?» dediler. Şöyle buyurdu: “Allah yolunda bindikleri gemileri alabora olan topluluktur.”
33312. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم من طَرِيق عبد الله بن عَمْرو بن الْعَاصِ عَن كَعْب الْأَحْبَار: إِن الله قَالَ للبحر الغربي حِين خلقه: قد خلقتك فأحسنت خلقك وَأَكْثَرت فِيك من المَاء وَإِنِّي حَامِل فِيك عباداً لي يكبروني ويهللوني ويسبحوني ويحمدوني فَكيف تعْمل بهم قَالَ: أغرقهم قَالَ الله: إِنِّي أحملهم على كفي وَأَجْعَل بأسك فِي نواحيك ثمَّ قَالَ للبحر الشَّرْقِي: قد خلقتك فأحسنت خلقك وَأَكْثَرت فِيك من المَاء وَإِنِّي حَامِل فِيك عباداً لي يكبروني ويهللوني ويسبحوني ويحمدوني فَكيف أَنْت فَاعل بهم قَالَ أكبرك مَعَهم وأحملهم بَين ظَهْري وبطني فَأعْطَاهُ الله الْحِلْية وَالصَّيْد الطّيب
İbn Ebî Hâtim'in Abdullah b. Amr b. el-Âs yoluyla Kâ'bü'l-Ahbâr'dan rivayet ettiğine göre: Allah batı denizini yarattığında ona şöyle buyurdu: «Seni yarattım, yaratılışını güzel kıldım ve sende suyu çoğalttım. Ben senin üzerinde beni tekbir eden, tehlil getiren, tesbih eden ve bana hamdeden kullarımı taşıtacağım; onlara nasıl muamele edeceksin?» [Deniz]: «Onları boğarım» dedi. Allah: «Şüphesiz ben onları elimin üstünde taşırım, senin şiddetini de etrafına veririm» buyurdu. Sonra doğu denizine şöyle buyurdu: «Seni yarattım, yaratılışını güzel kıldım ve sende suyu çoğalttım. Ben senin üzerinde beni tekbir eden, tehlil getiren, tesbih eden ve bana hamdeden kullarımı taşıtacağım; onlara nasıl muamele edeceksin?» [Deniz]: «Onlarla birlikte seni yüceltirim (tekbir getiririm) ve onları sırtımla karnım arasında taşırım» dedi. Bunun üzerine Allah ona süs eşyalarını ve güzel avı verdi.
33313. Metin
وَأخرج الْبَزَّار عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: كلم الله الْبَحْر الغربي وكلم الْبَحْر الشَّرْقِي فَقَالَ للبحرالغربي: إِنِّي حَامِل فِيك عباداً من عبَادي فَمَا أَنْت صانع بهم قَالَ: أغرقهم
Bezzâr'ın Ebû Hureyre'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Allah batı deniziyle ve doğu deniziyle konuştu. Batı denizine şöyle buyurdu: “Ben senin üzerinde kullarımdan bazı kullarımı taşıtacağım; onlara ne yapacaksın?” [Deniz]: “Onları boğarım” dedi.
33314. Metin
قَالَ: بأسك فِي نواحيك وَحرمه الْحِلْية وَالصَّيْد وكلم هَذَا الْبَحْر الشَّرْقِي فَقَالَ: إِنِّي حَامِل فِيك عباداً من عبَادي فَمَا أَنْت صانع بهم قَالَ: أحملهم على يَدي وأكون لَهُم كالوالدة لولدها فأثابه الْحِلْية وَالصَّيْد
[Allah]: “Senin şiddetin etrafında olsun” buyurdu ve onu süs eşyalarından ve avdan mahrum bıraktı. Şu doğu deniziyle de konuşup şöyle buyurdu: “Ben senin üzerinde kullarımdan bazı kullarımı taşıtacağım; onlara ne yapacaksın?” [Deniz]: “Onları elim üzerinde taşırım ve onlar için bir annenin evladına olduğu gibi olurum” dedi. Bunun üzerine [Allah] onu süs eşyaları ve avla mükâfatlandırdı.
33315. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وَهُوَ الَّذِي سخر الْبَحْر لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً} يَعْنِي حيتان الْبَحْر {وتستخرجوا مِنْهُ حلية تلبسونها} قَالَ: هَذَا اللُّؤْلُؤ
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den rivayet ettiğine göre o, {وَهُوَ الَّذِي سخر الْبَحْر لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً} “Ondan taze et yiyesiniz diye denizi hizmetinize veren O'dur” -yani deniz balıklarını- {وتستخرجوا مِنْهُ حلية تلبسونها} “ve ondan takındığınız bir zinet çıkarasınız diye” ayeti hakkında: “Bu, incidir” demiştir.
33316. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ فِي قَوْله: {لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً} قَالَ: هُوَ السّمك وَمَا فِيهِ من الدَّوَابّ
İbn Ebî Hâtim'in Süddî'den rivayet ettiğine göre o, {لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً} “Ondan taze et yiyesiniz diye” ayeti hakkında: “O balıktır ve içindeki canlılardır” demiştir.
33317. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن قَتَادَة: إِنَّه سُئِلَ عَن رجل قَالَ لامْرَأَته: إِن أكلت لَحْمًا فَأَنت طَالِق فَأكلت سمكًا قَالَ: هِيَ طَالِق
İbn Ebî Şeybe'nin Katâde'den rivayet ettiğine göre ona, karısına «Eğer et yersen boşsun» deyip de kadının balık yemesi durumu soruldu. O da: “Boştur” dedi.
33318. Metin
قَالَ الله: {لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً}
[Çünkü] Allah: {لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً} “Ondan taze et yiyesiniz diye” buyurmuştur.
33319. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن عَطاء قَالَ: يَحْنَث قَالَ الله: {لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً}
İbn Ebî Şeybe'nin Atâ'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “[Yemin eden kimse] yeminini bozmuş olur; [zira] Allah: {لتأكلوا مِنْهُ لَحْمًا طرياً} «Ondan taze et yiyesiniz diye» buyurmuştur.”
33320. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن أبي جَعْفَر قَالَ: لَيْسَ فِي الْحلِيّ زَكَاة ثمَّ قَرَأَ {وتستخرجوا مِنْهُ حلية تلبسونها}
İbn Ebî Şeybe'nin Ebû Ca'fer'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Zinet eşyasında zekât yoktur.” Sonra {وتستخرجوا مِنْهُ حلية تلبسونها} “ve ondan takındığınız bir zinet çıkarasınız diye” ayetini okumuştur.