40883. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm
40884. Metin
سُورَة الْمُؤْمِنُونَ
Mü'minûn Suresi
40885. Metin
مَكِّيَّة وآياتها ثَمَانِي عشرَة وَمِائَة
Mekkîdir ve yüz on sekiz ayettir.
40886. Metin
مُقَدّمَة سُورَة الْمُؤْمِنُونَ أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت بِمَكَّة سُورَة الْمُؤمنِينَ
Mü'minûn Suresinin Mukaddimesi: İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Mü'minûn Suresi Mekke'de nazil oldu."
40887. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالشَّافِعِيّ وَسَعِيد بن مَنْصُور وَابْن سعد وَابْن أبي شيبَة وَأحمد وَالْبُخَارِيّ فِي تَارِيخه وَمُسلم وَأَبُو دَاوُد وَابْن ماجة وَابْن خُزَيْمَة والطَّحَاوِي وَابْن حبَان وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن عبد الله بن ثَابت قَالَ صلى النَّبِي ﷺ: بِمَكَّة الصُّبْح فَاسْتَفْتَحَ سُورَة الْمُؤمنِينَ حَتَّى إِذا جَاءَ ذكر مُوسَى وَهَارُون أَو ذكر عِيسَى أَخَذته سعلة فَرَكَعَ
Abdurrezzâk, Şâfiî, Saîd b. Mansûr, İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Târîh'inde Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, İbn Huzeyme, Tahâvî, İbn Hibbân ve es-Sünen'inde Beyhakî'nin Abdullah b. Sâbit'ten bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'de sabah namazını kıldırdı ve Mü'minûn Suresini okumaya başladı. Mûsâ ve Hârûn'un veya Îsâ'nın zikredildiği yere gelince kendisini bir öksürük tuttu ve rükûya gitti.
40888. Metin
- قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ
- {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.”
40889. Metin
أخرج عبد الرَّزَّاق وَأحمد وَعبد بن حميد وَالتِّرْمِذِيّ وَالنَّسَائِيّ وَابْن الْمُنْذر والعقيلي وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل والضياء فِي المختارة عَن عمر بن الْخطاب قَالَ: كَانَ إِذا انْزِلْ على رَسُول الله ﷺ الْوَحْي يسمع عِنْد وَجهه كَدَوِيِّ النَّحْل فَأنْزل عَلَيْهِ يَوْمًا فَمَكثْنَا سَاعَة فَسرِّي عَنهُ فَاسْتقْبل الْقبْلَة فَرفع يَدَيْهِ فَقَالَ: اللَّهُمَّ زِدْنَا وَلَا تُنْقِِِِِِِِصْنَا وَأَكْرمنَا وَلَا تهنا وَأَعْطِنَا وَلَا تَحْرِمنَا وَآثرنَا وَلَا تُؤثر علينا وَارْضَ عَنَّا وَأَرْضنَا ثمَّ قَالَ: لقد أنزلت عَليّ عشر آيَات من أَقَامَهُنَّ دخل الْجنَّة ثمَّ قَرَأَ {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} حَتَّى ختم الْعشْر
Abdurrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, Tirmizî, Nesâî, İbnü'l-Münzir, Ukaylî, el-Hâkim (ve sahih olduğunu belirtti), ed-Delâil'de Beyhakî ve el-Muhtâre'de Ziyâ'nın Ömer b. el-Hattâb'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy indiğinde yüzünün yanında arı uğultusu gibi bir ses işitilirdi. Bir gün O'na vahiy indi, bir müddet bekledik; üzerinden [vahiy hâli] kalkınca kıbleye döndü, ellerini kaldırdı ve şöyle dedi: "Allahım! Bize [hayrı] artır, eksiltme; bizi aziz kıl, zelil kılma; bize ver, bizi mahrum bırakma; bizi üstün tut, kimseyi bize üstün kılma; bizden razı ol ve bizi hoşnut eyle." Sonra şöyle buyurdu: "Bana on ayet indirildi ki, kim bunların gereğini hakkıyla yerine getirirse cennete girer." Sonra bu on [ayeti] tamamlayıncaya kadar {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” [ayetini] okudu.
40890. Metin
وَأخرج البُخَارِيّ فِي الْأَدَب الْمُفْرد وَالنَّسَائِيّ وَابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن يزِيد بن بابنوس قَالَ: قُلْنَا لعَائِشَة كَيفَ كَانَ خلق رَسُول الله ﷺ قَالَ: كَانَ خلقه الْقُرْآن
el-Edebü'l-Müfred'de Buhârî, Nesâî, İbnü'l-Münzir, el-Hâkim (ve sahih olduğunu belirtti), İbn Merdûye ve ed-Delâil'de Beyhakî'nin Yezîd b. Bâbenûs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Âişe'ye: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ahlâkı nasıldı?" dedik. O: "O'nun ahlâkı Kur'an'dı" dedi.
40891. Metin
ثمَّ قَالَت: تقْرَأ سُورَة الْمُؤْمِنُونَ {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} فَقَرَأَ حَتَّى بلغ الْعشْر فَقَالَت: هَكَذَا كَانَ خلق رَسُول الله ﷺ
Sonra: "Mü'minûn Suresini okur musun? {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} 'Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir'" dedi ve on [ayeti] tamamlayıncaya kadar okudu. Bunun üzerine [Âişe]: "İşte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ahlâkı böyleydi" dedi.
40892. Metin
واخرج ابْن عدي وَالْحَاكِم وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن أنس قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ خلق الله جنَّة عدن وغرس أشجارها بِيَدِهِ وَقَالَ لَهَا: تكلمي
İbn Adiy, el-Hâkim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin Enes'ten bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah Adn cennetini yarattı, ağaçlarını kendi eliyle dikti ve ona: 'Konuş!' buyurdu.
40893. Metin
فَقَالَت {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ}
Bunun üzerine o: {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” dedi."
40894. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي السّنة وَابْن مرْدَوَيْه من حَدِيث ابْن عَبَّاس مثله
Taberânî es-Sünne'de ve İbn Merdûye de İbn Abbâs hadisinden benzerini rivayet etmiştir.
40895. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير عَن قَتَادَة فِي قَوْله {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} قَالَ: قَالَ كَعْب: لم يخلق الله بِيَدِهِ إِلَّا ثَلَاثَة
Abdurrezzâk ve İbn Cerîr'in Katâde'den bildirdiğine göre, {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” ayeti hakkında Kâ'b şöyle demiştir: "Allah kendi eliyle sadece üç şeyi yarattı:
40896. Metin
خلق آدم بِيَدِهِ والتوراة بِيَدِهِ وغرس جنَّة عدن بِيَدِهِ ثمَّ قَالَ: تكلمي
Âdem'i kendi eliyle yarattı, Tevrat'ı kendi eliyle [yazdı] ve Adn cennetini kendi eliyle dikti. Sonra ona: 'Konuş!' buyurdu.
40897. Metin
فَقَالَت: {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} لما علمت فِيهَا من الْكَرَامَة
O da kendisinde bulunan ikramı [ve nimeti] görünce: {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” dedi."
40898. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن مُجَاهِد قَالَ: لما غرس الله الْجنَّة نظر إِلَيْهَا فَقَالَ: {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ}
İbn Cerîr'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Allah cenneti yarattığında ona baktı ve: {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” buyurdu."
40899. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن أبي الْعَالِيَة قَالَ: لما خلق الله الْجنَّة قَالَ {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} وَأنزل الله بِهِ قُرْآنًا
İbn Cerîr'in Ebu'l-Âliye'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Allah cenneti yarattığında: {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” buyurdu ve bunu Kur'an olarak indirdi."
40900. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن سعيد بن جُبَير فِي قَوْله {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} يَعْنِي: سعد المصدقون بتوحيد الله
İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre, {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” ayeti hakkında o: "Yani Allah'ın birliğini tasdik edenler mutluluğa ve kurtuluşa ermiştir" demiştir.
40901. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن طَلْحَة بن مصرف أَنه كَانَ يقْرَأ {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} بِرَفْع أَفْلح
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Talha b. Musarrif, {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} ayetini eflaha (أَفْلح) kelimesini ref ile okurdu.
40902. Metin
وَأخرج عَن عَاصِم أَنه قَرَأَ بِنصب (أَفْلح)
Âsım'dan da (أَفْلح) kelimesini nasb ile okuduğu rivayet edilmiştir.
40903. Metin
وَأخرج الطستي فِي مسَائِله عَن ابْن عَبَّاس إِن نَافِع بن الْأَزْرَق سَأَلَهُ عَن قَوْله {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} قَالَ: فازوا وسعدوا
et-Tastî Mesâil'inde İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak ona {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir” ayeti hakkında soru sormuş, o da: "Kazandılar ve mutlu oldular" demiştir.
40904. Metin
قَالَ: وَهل تعرف الْعَرَب ذَلِك قَالَ: نعم
[Nâfi']: "Araplar bu anlamı bilir mi?" diye sorunca, [İbn Abbâs]: "Evet" dedi,
40905. Metin
أما سَمِعت قَول لبيد
"Lebîd'in şu sözünü işitmedin mi:
40906. Metin
فاعقلي إِن كنت مَا تعقلي وَلَقَد أَفْلح من كَانَ عقل
'Aklını başına al eğer akledebileceksen; / Muhakkak ki aklı başında olan kurtulmuştur.'"
40907. Metin
- قَوْله تَعَالَى: الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون
- Yüce Allah'ın: {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” sözü.
40908. Metin
أخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن جرير وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن مُحَمَّد ابْن سِيرِين قَالَ: نبئت أَن رَسُول الله ﷺ كَانَ إِذا صلى يرفع بَصَره إِلَى السَّمَاء فَنزلت {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون}
Saîd b. Mansûr, İbn Cerîr ve es-Sünen'inde Beyhakî'nin Muhammed b. Sîrîn'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Bana haber verildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kılarken gözünü göğe dikerdi. Bunun üzerine: {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti nazil oldu."
40909. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَأَبُو دَاوُد فِي مراسيله وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه من وَجه آخر عَن ابْن سِيرِين قَالَ: كَانَ النَّبِي ﷺ إِذا قَامَ فِي الصَّلَاة نظر هَكَذَا وَهَكَذَا يَمِينا وَشمَالًا فَنزلت {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} فحنى رَأسه
Abd b. Humeyd, Merâsîl'inde Ebû Dâvûd, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve es-Sünen'inde Beyhakî'nin başka bir yolla İbn Sîrîn'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namaza durduğunda sağa sola şöyle şöyle bakardı. Bunun üzerine: {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti indi ve başını eğdi.
40910. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُحَمَّد ابْن سِيرِين قَالَ: كَانَ أَصْحَاب رَسُول الله ﷺ يرفعون أَبْصَارهم إِلَى السَّمَاء فِي الصَّلَاة ويلتفتون يَمِينا وَشمَالًا فَأنْزل الله {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} فَقَالُوا برؤوسهم فَلم يرفعوا أَبْصَارهم بعد ذَلِك فِي الصَّلَاة وَلم يلتفتوا يَمِينا وَلَا شمالاً
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Muhammed b. Sîrîn'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı namazda gözlerini göğe diker ve sağa sola bakınırlardı. Bunun üzerine Allah: {قد أَفْلح الْمُؤْمِنُونَ الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir; onlar ki namazlarında huşû içindedirler” ayetini indirdi. Bunun üzerine başlarını eğdiler ve bundan sonra artık namazda gözlerini yukarı kaldırmadılar, sağa sola da bakmadılar.
40911. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن أبي شيبَة عَن ابْن سِيرِين قَالَ كَانَ رَسُول الله ﷺ رُبمَا ينظر إِلَى الشَّيْء فِي الصَّلَاة فَرفع بَصَره حَتَّى نزلت آيَة إِن لم تكن هَذِه فَلَا أَدْرِي مَا هِيَ {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} فَوضع رَأسه
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe'nin İbn Sîrîn'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazda bazen bir şeye bakar ve gözünü kaldırırdı; nihayet -bu değilse hangisidir bilmiyorum- {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti indi de başını öne eğdi.
40912. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن مُحَمَّد بن سِيرِين عَن أبي هُرَيْرَة أَن النَّبِي ﷺ كَانَ إِذا صلى رفع بَصَره إِلَى السَّمَاء فَنزلت {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} فطأطأ رَأسه
İbn Merdûye, el-Hâkim (ve sahih olduğunu belirtti) ve es-Sünen'inde Beyhakî'nin Muhammed b. Sîrîn yoluyla Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem namaz kıldığında gözünü göğe kaldırırdı. Bunun üzerine: {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti nazil oldu ve [bunun üzerine] başını öne eğdi.
40913. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عمر فِي قَوْله {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} قَالَ: كَانُوا إِذا قَامُوا فِي الصَّلَاة اقْبَلُوا على صلَاتهم وخفضوا أَبْصَارهم إِلَى مَوضِع سجودهم وَعَلمُوا أَن الله يقبل عَلَيْهِم فَلَا يلتفتون يَمِينا لَوْلَا شمالاً
İbn Merdûye'nin İbn Ömer'den bildirdiğine göre, {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti hakkında o şöyle demiştir: "Onlar namaza durduklarında namazlarına yönelirler, gözlerini secde yerlerine indirirler ve Allah'ın kendilerine yöneldiğini bilirlerdi; bu yüzden sağa sola bakınmazlardı."
40914. Metin
وَأخرج ابْن الْمُبَارك فِي الزّهْد وَعبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن عَليّ أَنه سُئِلَ عَن قَوْله {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} قَالَ: الْخُشُوع فِي الْقلب وَإِن تلين كنفك للمرء الْمُسلم وَأَن لَا تلْتَفت فِي صَلَاتك
ez-Zühd'de İbnü'l-Mübârek, Abdurrezzâk, Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, el-Hâkim (ve sahih olduğunu belirtti) ve es-Sünen'inde Beyhakî'nin bildirdiğine göre Ali'ye, {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti hakkında sorulduğunda o şöyle demiştir: "Huşû kalptedir, Müslüman kimseye karşı yumuşak davranmandır ve namazında etrafa bakınmamandır."
40915. Metin
وَأخرج ابْن جرير وان الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} قَالَ: خائفون ساكنون
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre, {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti hakkında o: "Korkanlar ve sükûnet içinde olanlardır" demiştir.
40916. Metin
وَأخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن أبي بكر الصّديق قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ تعوذوا بِاللَّه من خشوع النِّفَاق
el-Hakîm et-Tirmizî ve Şuabü'l-Îmân'da Beyhakî'nin Ebû Bekir es-Sıddîk'tan bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Münafıklık huşûundan Allah'a sığının!" buyurdu.
40917. Metin
قَالُوا يَا رَسُول الله وَمَا خشوع النِّفَاق قَالَ: خشوع الْبدن ونفاق الْقلب
"Ey Allah'ın Resûlü! Münafıklık huşûu nedir?" dediler. O da: "Bedenin huşûlu, kalbin ise münafık olmasıdır" buyurdu.
40918. Metin
وَأخرج ابْن الْمُبَارك وَابْن أبي شيبَة وَأحمد فِي الزّهْد عَن أبي الدَّرْدَاء قَالَ: استعيذوا بِاللَّه من خشوع النِّفَاق
İbnü'l-Mübârek, İbn Ebî Şeybe ve ez-Zühd'de Ahmed'in Ebü'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre o: "Münafıklık huşûundan Allah'a sığının!" demiştir.
40919. Metin
قيل لَهُ: وَمَا خشوع النِّفَاق قَالَ: إِن ترى الْجَسَد خَاشِعًا وَالْقلب لَيْسَ بخاشع
Ona: "Münafıklık huşûu nedir?" denildi. O: "Bedeni huşû içinde görüp kalbin huşû içinde olmamasıdır" dedi.
40920. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة قَالَ: الْخُشُوع فِي الْقلب هُوَ الْخَوْف وغض الْبَصَر فِي الصَّلَاة
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Huşû kalptedir; o da namazda korku duymak ve gözü sakınmaktır."
40921. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن إِبْرَاهِيم {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} قَالَ: الْخُشُوع فِي الْقلب
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in İbrâhim'den bildirdiğine göre o, {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti hakkında: "Huşû kalptedir" demiştir.
40922. Metin
وَقَالَ: ساكتون
Ve: "Sessiz duranlardır" demiştir.
40923. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن الْحسن فِي قَوْله {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} قَالَ: كَانَ خشوعهم فِي قُلُوبهم فغضوا بذلك أَبْصَارهم وخفضوا لذَلِك الْجنَاح
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Hasan[-ı Basrî]'den bildirdiğine göre o, {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Onların huşûu kalplerindeydi; bu sayede gözlerini sakındılar ve bunun için tevazu gösterdiler."
40924. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن الزُّهْرِيّ {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} قَالَ: هُوَ سُكُون الْمَرْء فِي صلَاته
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Zührî'den bildirdiğine göre o, {الَّذين هم فِي صلَاتهم خاشعون} “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler” ayeti hakkında: "O, kişinin namazındaki sükûnetidir" demiştir.
40925. Metin
وَأخرج ابْن الْمُبَارك وَعبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي الْآيَة قَالَ: الْخُشُوع فِي الصَّلَاة السُّكُوت فِيهَا
İbnü'l-Mübârek, Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o bu ayet hakkında: "Namazdaki huşû, onda susmaktır" demiştir.
40926. Metin
وَأخرج ابْن سعد وَابْن أبي شيبَة وَأحمد فِي الزّهْد عَن مُجَاهِد عَن عبد الله بن الزبير
İbn Sa'd, İbn Ebî Şeybe ve ez-Zühd'de Ahmed'in Mücâhid yoluyla Abdullah b. ez-Zübeyr'den bildirdiğine göre:
40927. Metin
أَنه كَانَ يقوم للصَّلَاة كَأَنَّهُ عود وَكَانَ أَبُو بكر ﵁ يفعل ذَلِك
O, namaza kalktığında sanki bir tahta parçası gibi [dimdik ve hareketsiz] dururdu. Ebû Bekir radıyallâhu anh da böyle yapardı.
40928. Metin
وَقَالَ مُجَاهِد: هُوَ الْخُشُوع فِي الصَّلَاة
Mücâhid: "İşte namazdaki huşû budur" dedi.
40929. Metin
واخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ من طَرِيق الْقَاسِم بن مُحَمَّد عَن أَسمَاء بنت أبي بكر عَن أم رُومَان وَالِدَة عَائِشَة قَالَت: رَآنِي أَبُو بكر الصّديق ﵁ أتميل فِي صَلَاتي فزجرني زَجْرَة كدت أنصرف من صَلَاتي قَالَ: سَمِعت رَسُول الله ﷺ يَقُول إِذا قَامَ أحدكُم فِي الصَّلَاة فليسكن أَطْرَافه لَا يتميل الْيَهُود فَإِن سُكُون الْأَطْرَاف فِي الصَّلَاة من تَمام الصَّلَاة
el-Hakîm et-Tirmizî'nin Kāsım b. Muhammed yoluyla Esmâ bint Ebî Bekir'den, onun da Âişe'nin annesi Ümmü Rûmân'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallâhu anh beni namazımda sallanırken gördü ve beni öyle bir azarladı ki az kalsın namazımdan çıkacaktım. [Ebû Bekir] dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim: "Biriniz namaza kalktığında organlarını sakin tutsun, Yahudiler gibi sallanmasın; zira namazda organların sükûnet bulması namazın tamamındandır."
40930. Metin
وَأخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ عَن أبي هُرَيْرَة عَن رَسُول الله ﷺ أَنه رأى رجلا يعبث بحليته فِي صلَاته فَقَالَ: لَو خشع قلب هَذَا خَشَعت جوارحه
el-Hakîm et-Tirmizî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem namazında sakalıyla oynayan bir adam gördü ve şöyle buyurdu: "Eğer bunun kalbi huşû duysaydı organları da huşû içinde olurdu."
40931. Metin
وَأخرج ابْن سعد عَن أبي قلَابَة قَالَ: سَأَلت مُسلم بن يسَار عَن الْخُشُوع فِي الصَّلَاة فَقَالَ: تضع بَصرك حَيْثُ تسْجد
İbn Sa'd'ın Ebû Kılâbe'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Müslim b. Yesâr'a namazdaki huşûu sordum, o da: "Gözünü secde edeceğin yere dikmendir" dedi.
40932. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَالْبُخَارِيّ وَأَبُو دَاوُد وَالنَّسَائِيّ عَن عَائِشَة قَالَت: سَأَلت رَسُول الله ﷺ عَن الِالْتِفَات فِي الصَّلَاة فَقَالَ: هُوَ اختلاس يختلسه الشَّيْطَان من صَلَاة العَبْد
İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin Âişe'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e namazda sağa sola bakınmayı sordum. O da: "Bu, şeytanın kulun namazından aşırdığı bir hırsızlıktır" buyurdu.
40933. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن أبي هُرَيْرَة أَنه قَالَ فِي مَرضه (اقعدوني اقعدوني فَإِن عِنْدِي وَدِيعَة أودعتها رَسُول الله ﷺ قَالَ: لَا يلْتَفت أحدكُم فِي صلَاته فَإِن كَانَ لَا بُد فَاعِلا فَفِي غير مَا افْترض الله عَلَيْهِ
İbn Ebî Şeybe'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre o, hastalığı sırasında şöyle demiştir: "Beni oturtun, beni oturtun! Zira yanımda Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in bana emanet ettiği bir emanet vardır. O şöyle buyurdu: 'Hiçbiriniz namazında sağa sola bakınmasın. Eğer mutlaka yapacaksa, Allah'ın kendisine farz kıldığı [namazın] dışındakinde [yapsın].'"
40934. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن أبي شيبَة من طَرِيق عَطاء قَالَ سَمِعت أَبَا هُرَيْرَة يَقُول: إِذا صليت فَإِن رَبك أمامك وَأَنت مناجيه فَلَا تلْتَفت
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe'nin Atâ yoluyla bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Hureyre'yi şöyle derken işittim: "Namaz kıldığın vakit Rabbin senin önündedir ve sen O'na münacatta bulunmaktasın (fısıldayarak yalvarmaktasın); bu yüzden sağa sola bakınma."
40935. Metin
قَالَ عَطاء: وَبَلغنِي أَن الرب يَقُول: يَا ابْن آدم إِلَى من تلْتَفت أَنا خير لَك مِمَّن تلْتَفت إِلَيْهِ
Atâ şöyle dedi: "Bana ulaştığına göre Rab şöyle buyurmaktadır: 'Ey Âdemoğlu! Kime bakıyorsun? Ben, senin kendisine baktığın kimseden senin için daha hayırlıyım.'"
40936. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن أبي الدَّرْدَاء قَالَ: اياكم والالتفاف فِي الصَّلَاة فَإِنَّهُ لَا صَلَاة للمتلفت وَإِذا غلبتم على تطوع فَلَا تغلبُوا على الْمَكْتُوبَة
İbn Ebî Şeybe'nin Ebû'd-Derdâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Namazda sağa sola bakınmaktan sakının; çünkü sağa sola bakınanın namazı yoktur. Eğer nafilede [buna] yenik düşerseniz, farz namazda yenik düşmeyin."
40937. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: إِن الله لَا يزَال مُقبلا على العَبْد
İbn Ebî Şeybe'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Allah kula yönelmeye devam eder,"
40938. Metin
مَا دَامَ فِي صلَاته مَا لم يحدث أَو يلْتَفت
"abdestini bozmadığı veya sağa sola bakınmadığı sürece namazında kaldığı müddetçe."
40939. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن عبد الله بن منقذ قَالَ: إِذا قَامَ الرجل إِلَى الصَّلَاة أقبل الله عَلَيْهِ بِوَجْهِهِ فَإِذا الْتفت أعرض عَنهُ
İbn Ebî Şeybe'nin Abdullah b. Munkız'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Kişi namaza kalktığı zaman Allah vechiyle ona yönelir; sağa sola bakındığı zaman ise ondan yüz çevirir."
40940. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن كَعْب قَالَ: إِذا قَامَ الرجل فِي الصَّلَاة أقبل الله عَلَيْهِ بِوَجْهِهِ مَا لم يلْتَفت
İbn Ebî Şeybe'nin Ka'b'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Kişi namaza durduğu zaman, sağa sola bakınmadığı sürece Allah vechiyle ona yönelir."
40941. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن الحكم قَالَ: إِن من تَمام الصَّلَاة أَن لَا تعرف من عَن يَمِينك وَلَا من عَن شمالك
İbn Ebî Şeybe'nin Hakem'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Sağındakinin ve solundakinin kim olduğunu bilmemen namazın tamamındandır."
40942. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ من طَرِيق جُبَير بن نفير بن عَوْف بن مَالك أَن رَسُول الله ﷺ نظر إِلَى السَّمَاء يَوْمًا فَقَالَ: هَذَا أَوَان مَا يرفع الْعلم فَقَالَ لَهُ رجل من الْأَنْصَار يُقَال لَهُ ابْن لبيد: يَا رَسُول الله كَيفَ يرفع وَقد أثبت فِي الْكتب ووعته الْقُلُوب فَقَالَ: إِن كنت لَا حَسبك من أفقه أهل الْمَدِينَة ثمَّ ذكر ضَلَالَة الْيَهُود وَالنَّصَارَى على مَا فِي أَيْديهم من كتاب الله قَالَ: فَلَقِيت شَدَّاد بن أَوْس فَحَدَّثته فَقَالَ: صدق عَوْف أَلا أخْبرك بِأول ذَلِك
Hâkim'in rivayet edip sahihlediğine göre Cübeyr b. Nufeyr, Avf b. Mâlik'ten bildirdi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün gökyüzüne bakıp şöyle buyurdu: "Bu, ilmin kaldırılacağı zamandır." Ensardan İbn Lebîd denilen bir adam ona: "Ey Allah'ın Resûlü! [İlim] kitaplarda sabit kılınmışken ve kalpler onu bellemişken nasıl kaldırılır?" dedi. [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem] buyurdu ki: "Ben seni Medine ehlinin en anlayışlılarından sayardım!" Sonra Yahudi ve Hristiyanların, ellerinde Allah'ın Kitabı bulunmasına rağmen düştükleri sapkınlığı zikretti. [Cübeyr] dedi ki: "Şeddâd b. Evs ile karşılaştım ve bunu ona anlattım. O da şöyle dedi: 'Avf doğru söylemiş. Sana bunun ilk [kaldırılacak olanını] haber vereyim mi?'"
40943. Metin
قلتُ: بلَى قَالَ: الْخُشُوع حَتَّى لَا ترى خَاشِعًا
"Evet" dedim. O da: "Huşûdur; öyle ki hiç huşû duyan kimse göremezsin" dedi.
40944. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ من طَرِيق جُبَير بن نفير عَن أبي الدَّرْدَاء قَالَ كُنَّا مَعَ رَسُول الله ﷺ فشخص ببصره إِلَى السَّمَاء ثمَّ قَالَ: هَذَا أَوَان يختلس الْعلم من النَّاس حَتَّى لَا يقدروا مِنْهُ على شَيْء فَقَالَ زِيَاد بن لبيد: يَا رَسُول الله وَكَيف يختلس الْعلم منا وَقد قَرَأنَا الْقُرْآن فو الله لنقرأنه ولنقرئنه نِسَاءَنَا وابناءنا فَقَالَ: ثكلتك أمك يَا زِيَاد إِن كنت لَا عدك من فُقَهَاء أهل الْمَدِينَة هَذَا التَّوْرَاة وَالْإِنْجِيل عِنْد الْيَهُود وَالنَّصَارَى فَمَاذَا يُغني عَنْهُم فَلَقِيت عبَادَة بن الصَّامِت فَقلت لَهُ: أَلا تسمع مَا يَقُول أَخُوك أَبُو الدَّرْدَاء وأخبرته
Hâkim'in rivayet edip sahihlediğine göre Cübeyr b. Nufeyr, Ebû'd-Derdâ'dan bildirdi: Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile beraberdik. Gözünü gökyüzüne dikti ve sonra şöyle buyurdu: "Bu, ilmin insanlardan kapılıp alınacağı, öyle ki ondan hiçbir şeye güç yetiremeyecekleri zamandır." Ziyâd b. Lebîd: "Ey Allah'ın Resûlü! Biz Kur'an'ı okumuşken ilim bizden nasıl çekilip alınır? Vallahi biz onu mutlaka okuyacağız, kadınlarımıza ve çocuklarımıza da okutacağız!" dedi. Bunun üzerine [Resûlullah]: "Anan seni kaybetsin ey Ziyâd! Ben seni Medine ehlinin fakihlerinden sayardım. İşte Tevrat ve İncil Yahudilerin ve Hristiyanların yanındadır; peki bu onlara ne fayda sağladı?" buyurdu. [Cübeyr dedi ki:] Ubâde b. es-Sâmit ile karşılaştım ve ona: "Kardeşin Ebû'd-Derdâ'nın ne dediğini duyuyor musun?" deyip ona anlattım.
40945. Metin
فَقَالَ صدق وَإِن شِئْت لأحَدِّثَنَّكَ بِأول علم يرفع من النَّاس الْخُشُوع
[Ubâde] dedi ki: "Doğru söylemiş. İstersen insanlardan ilk kaldırılacak ilmi sana haber vereyim: Huşûdur."
40946. Metin
يُوشك أَن تدخل الْمَسْجِد فَلَا ترى فِيهِ رجلا خَاشِعًا
"Neredeyse mescide gireceksin de orada huşû içinde tek bir adam göremeyeceksin."
40947. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَأحمد فِي الزّهْد وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن حُذَيْفَة قَالَ: أول مَا تَفْقِدُونَ من دينكُمْ الْخُشُوع وَآخر مَا تَفْقِدُونَ من دينكُمْ الصَّلَاة
İbn Ebî Şeybe, ez-Zühd'de Ahmed ve Hâkim'in rivayet edip sahihlediğine göre Huzeyfe şöyle demiştir: "Dininizden ilk kaybedeceğiniz şey huşû, dininizden son kaybedeceğiniz şey ise namazdır."
40948. Metin
ولَتَنْقُضَنَّ عُرا الْإِسْلَام عُرْوَة عُرْوَة ولْيُصَلِّيَنَّ النِّسَاء وَهن حيض ولَتَسْلُكَنَّ طَرِيق من كَانَ قبلكُمْ حَذْو القِذة بالقذة وحذو النَّعْل بالنعل لَا تخطو طريقهم وَلَا تخطىء بكم حَتَّى تبقى فرقتان من فرق كَثِيرَة تَقول إِحْدَاهمَا: مَا بَال الصَّلَاة الْخمس لقد ضل من كَانَ قبلنَا إِنَّمَا قَالَ الله {وأقم الصَّلَاة طرفِي النَّهَار وَزلفًا من اللَّيْل} هود
"İslam'ın bağları ilmek ilmek çözülecektir. Kadınlar hayızlı iken namaz kılacaklardır. Sizden öncekilerin yolunu, okun iki tüyünün birbirine denkliği ve ayakkabının tekinin diğerine denkliği gibi takip edeceksiniz. Onların yolunu şaşırmayacaksınız, o yol da sizi şaşırtmayacaktır. Nihayet pek çok fırkadan geriye iki fırka kalacaktır. Onlardan biri: 'Şu beş vakit namaz da ne oluyor? Bizden öncekiler muhakkak sapmışlardır. Allah ancak {وأقم الصَّلَاة طرفِي النَّهَار وَزلفًا من اللَّيْل} “Gündüzün iki tarafında ve gecenin [gündüze] yakın saatlerinde namaz kıl” [Hûd
40949. Metin
الْآيَة ١١٤ لَا تصلوا إِلَّا ثَلَاثًا
114] buyurmuştur. Üç [vakitten] başkasını kılmayın!' diyecektir."
40950. Metin
وَتقول الْأُخْرَى: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ بِاللَّه
"Diğeri ise: 'Allah'a inanan müminler,
40951. Metin
كَإِيمَانِ الْمَلَائِكَة لَا فِينَا كَافِر وَلَا مُنَافِق حق على الله أَن يحشرها مَعَ الدَّجَّال
meleklerin imanı gibidir; içimizde ne kâfir vardır ne de münafık' diyecektir. Allah'ın onları Deccâl ile birlikte haşretmesi O'nun üzerine bir haktır."
40952. Metin
وَأخرج أَحْمد عَن أبي الْيُسْر أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ: مِنْكُم من يُصَلِّي الصَّلَاة كَامِلَة ومنكم من يُصَلِّي النّصْف وَالثلث وَالرّبع حَتَّى بلغ الْعشْر
Ahmed'in Ebû'l-Yusr'dan bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Sizden kimi namazı tam olarak kılar, kimi yarısını, üçte birini, dörtte birini kılar..." Ta ki onda birine kadar saydı.
40953. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَمُسلم وَابْن ماجة عَن جَابر بن سَمُرَة قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: لينتهين قوم يرفعون أَبْصَارهم إِلَى السَّمَاء فِي الصَّلَاة أَو لَا ترجع إِلَيْهِم
İbn Ebî Şeybe, Müslim ve İbn Mâce'nin Câbir b. Semure'den bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Namazda gözlerini göğe diken bir topluluk bundan kesinlikle vazgeçsin, yoksa [gözleri] kendilerine geri dönmeyecektir."
40954. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَالْبُخَارِيّ وَأَبُو دَاوُد وَالنَّسَائِيّ وَابْن ماجة عَن أنس بن مَالك أَن النَّبِي ﷺ قَالَ: مَا بَال أَقوام يرفعون أَبْصَارهم إِلَى السَّمَاء فِي صلَاتهم فَاشْتَدَّ فِي ذَلِك حَتَّى قَالَ: لينتهن عَن ذَلِك أَو لَتُخْطَفَنَّ أبصارُهم
İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce'nin Enes b. Mâlik'ten bildirdiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Birtakım kimselere ne oluyor ki namazlarında gözlerini göğe dikiyorlar?" Bu hususta sözü o kadar sertleştirdi ki sonunda: "Ya bundan kesinlikle vazgeçerler ya da gözleri mutlaka kapılıp alınır (kör edilirler)!" buyurdu.
40955. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: لينتهين أَقوام يرفعون أَبْصَارهم إِلَى السَّمَاء فِي الصَّلَاة أَو لَا ترجع إِلَيْهِم
İbn Ebî Şeybe'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Namazda gözlerini göğe diken birtakım kimseler bundan kesinlikle vazgeçsinler, yoksa [gözleri] kendilerine geri dönmeyecektir."
40956. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن حُذَيْفَة قَالَ: أما يخْشَى أحدكُم إِذا رفع بَصَره إِلَى السَّمَاء أَن لَا يرجع إِلَيْهِ بَصَره يَعْنِي وَهُوَ فِي الصَّلَاة
İbn Ebî Şeybe'nin Huzeyfe'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: "Biriniz gözünü göğe diktiğinde gözünün kendisine geri dönmemesinden korkmuyor mu?" Yani [bu durum] o namazda ikendir.
40957. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وَالَّذين هم عَن اللَّغْو معرضون وَالَّذين هم لِلزَّكَاةِ فاعلون وَالَّذين هم لفروجهم حافظون إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم فَإِنَّهُم غير ملومين فَمن ابْتغى وَرَاء ذَلِك فَأُولَئِك هم العادون وَالَّذين هم لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدهمْ رَاعُونَ وَالَّذين هم على صلواتهم يُحَافِظُونَ
Yüce Allah'ın: “Onlar ki boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki zekâtı verirler. Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri veya ellerinin altında sahip oldukları (cariyeleri) müstesnadır; bundan dolayı kınanmazlar. Artık kim bundan ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanların ta kendileridir. Onlar ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Onlar ki namazlarını korurlar” ayetleri.
40958. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {وَالَّذين هم عَن اللَّغْو معرضون} قَالَ: الْبَاطِل
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre İbn Abbâs {وَالَّذين هم عَن اللَّغْو معرضون} “Onlar ki boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler” ayeti hakkında: "[Bu,] bâtıldır" demiştir.
40959. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن فِي قَوْله {وَالَّذين هم عَن اللَّغْو} قَالَ: عَن الْمعاصِي
Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in bildirdiğine göre Hasan {وَالَّذين هم عَن اللَّغْو} “Onlar ki boş ve yararsız şeylerden” ayeti hakkında: "Günahlardan [yüz çevirirler]" demiştir.
40960. Metin
وَأخرج ابْن الْمُبَارك عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وَالَّذين هم عَن اللَّغْو معرضون} قَالَ: أَتَاهُم وَالله من أَمر الله مَا وقذهم عَن الْبَاطِل
İbnü'l-Mübârek'in bildirdiğine göre Katâde {وَالَّذين هم عَن اللَّغْو معرضون} “Onlar ki boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Vallahi onlara Allah'ın emrinden, kendilerini bâtıldan meneden (alıkoyan) şey gelmiştir."
40961. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن سعيد بن جُبَير فِي قَوْله {وَالَّذين هم لِلزَّكَاةِ فاعلون} يَعْنِي: الْأَمْوَال {وَالَّذين هم لفروجهم حافظون} يَعْنِي: الْفَوَاحِش {إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} يَعْنِي
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Saîd b. Cübeyr {وَالَّذين هم لِلزَّكَاةِ فاعلون} “Onlar ki zekâtı verirler” yani malların [zekâtını verirler]; {وَالَّذين هم لفروجهم حافظون} “Onlar ki ırzlarını korurlar” yani hayâsızlıklardan [korurlar]; {إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} “Ancak eşleri veya ellerinin altında sahip oldukları müstesnadır” yani
40962. Metin
وَلَا ئدهم {فَإِنَّهُم غير ملومين} قَالَ:
cariyeleri; {فَإِنَّهُم غير ملومين} “çünkü onlar kınanmazlar” ayeti hakkında şöyle demiştir:
40963. Metin
لَا يلومون على جماع أَزوَاجهم وولائدهم {فَمن ابْتغى وَرَاء ذَلِك} يَعْنِي
"Eşleri ve cariyeleriyle cinsel ilişkide bulunmaktan dolayı kınanmazlar. {فَمن ابْتغى وَرَاء ذَلِك} “Artık kim bundan ötesini ararsa” yani
40964. Metin
فَمن طلب الْفَوَاحِش بعد الْأزْوَاج والولائد طلب مَا لم يحل {فَأُولَئِك هم العادون} يَعْنِي: الْمُعْتَدِينَ فِي دينهم {وَالَّذين هم لِأَمَانَاتِهِمْ} يَعْنِي
kim eşler ve cariyelerden sonra hayâsızlıkları ararsa, helal olmayanı istemiş olur. {فَأُولَئِك هم العادون} “İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir” yani dinlerinde haddi aşanlardır. {وَالَّذين هم لِأَمَانَاتِهِمْ} “Onlar ki emanetlerine...” yani
40965. Metin
بِهَذَا مَا ائتمنوا عَلَيْهِ فِيمَا بَينهم وَبَين النَّاس {وَعَهْدهمْ} قَالَ: يُوفونَ الْعَهْد {رَاعُونَ} قَالَ: حافظوْن
bununla kendileri ile insanlar arasında kendilerine emanet edilen şeyleri kastediyor; {وَعَهْدهمْ} “ve ahitlerine” hakkında: 'Ahde vefa gösterirler'; {رَاعُونَ} “riayet ederler” hakkında: 'Korurlar' [demiştir]."
40966. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ فِي قَوْله {إِلَّا على أَزوَاجهم} يَعْنِي
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre es-Süddî {إِلَّا على أَزوَاجهم} “Ancak eşleri müstesnadır” ayeti hakkında: "Yani
40967. Metin
إِلَّا من امْرَأَته {أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} قَالَ: أمته
kadını (karısı) müstesnadır; {أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} “veya ellerinin altında sahip oldukları” hakkında ise: 'Cariyesidir' demiştir."
40968. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مُحَمَّد بن كَعْب قَالَ: كل فرج عَلَيْك حرَام إِلَّا فرجين
İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Muhammed b. Ka'b şöyle demiştir: "İki ferc (cinsel ilişki) dışında her ferc sana haramdır."
40969. Metin
قَالَ الله {إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم}
Allah Teâlâ: {إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} “Ancak eşleri veya ellerinin altında sahip oldukları müstesnadır” buyurmuştur.
40970. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {فَمن ابْتغى وَرَاء ذَلِك فَأُولَئِك هم العادون} يَقُول: من تعدى الْحَلَال أَصَابَهُ الْحَرَام
Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in bildirdiğine göre Katâde {فَمن ابْتغى وَرَاء ذَلِك فَأُولَئِك هم العادون} “Artık kim bundan ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanların ta kendileridir” ayeti hakkında şöyle demektedir: "Kim helali aşarsa harama düşer."
40971. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عبد الرَّحْمَن فِي قَوْله {فَمن ابْتغى وَرَاء ذَلِك فَأُولَئِك هم العادون} قَالَ: الزِّنَا
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Abdurrahman {فَمن ابْتغى وَرَاء ذَلِك فَأُولَئِك هم العادون} “Artık kim bundan ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanların ta kendileridir” ayeti hakkında: "[Bu,] zinadır" demiştir.
40972. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن أبي مليكَة قَالَ: سُئِلت عَائِشَة عَن مُتْعَة النِّسَاء فَقَالَت: بيني وَبَيْنكُم كتاب الله وقرأت {وَالَّذين هم لفروجهم حافظون إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} فَمن ابْتغى وَرَاء مَا زوجه الله أَو ملكه فقد عدا
İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim'in rivayet edip sahihlediğine göre İbn Ebî Müleyke şöyle demiştir: Âişe'ye kadınlarla mut'a nikâhı soruldu da o: "Sizinle benim aramda Allah'ın Kitabı vardır" dedi ve {وَالَّذين هم لفروجهم حافظون إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} “Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri veya ellerinin altında sahip oldukları müstesnadır” ayetini okuyup şöyle dedi: "Kim Allah'ın kendisini evlendirdiğinin veya mâlik kıldığının ötesini ararsa haddi aşmıştır."
40973. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن وَأَبُو دَاوُد فِي ناسخه عَن الْقَاسِم بن محمدأنه سُئِلَ عَن الْمُتْعَة فَقَالَ: إِنِّي لَا أرى تَحْرِيمهَا فِي الْقُرْآن ثمَّ تَلا {وَالَّذين هم لفروجهم حافظون إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم}
Abdurrezzâk ve en-Nâsih'inde Ebû Dâvûd'un Kāsım b. Muhammed'den bildirdiğine göre kendisine mut'a sorulmuş, o da: "Şüphesiz ben onun Kur'an'daki haramlığını görüyorum" diyerek {وَالَّذين هم لفروجهم حافظون إِلَّا على أَزوَاجهم أَو مَا ملكت أَيْمَانهم} “Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri veya ellerinin altında sahip oldukları müstesnadır” ayetini okumuştur.
40974. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن قَتَادَة قَالَ: تسرت امْرَأَة غُلَاما لَهَا فَذكرت لعمر ﵁ فَسَأَلَهَا: مَا حملك على هَذَا فَقَالَت: كنت أرى أَنه يحل لي مَا يحل للرجل من ملك الْيَمين
Abdurrezzâk'ın Katâde'den bildirdiğine göre bir kadın kölesini cinsel partner (teserrî) edindi. Bu durum Ömer radıyallâhu anh'a anlatıldı. Ömer ona: "Seni buna ne sevk etti?" diye sordu. Kadın: "Erkeğe sağ elinin malik olduğu kimselerden (cariyelerden) helal olan şeyin bana da helal olduğunu zannediyordum" dedi.
40975. Metin
فَاسْتَشَارَ عمر ﵁ فِيهَا أَصْحَاب النَّبِي ﷺ فَقَالُوا: تأولت كتاب الله على غير تَأْوِيله
Bunun üzerine Ömer radıyallâhu anh bu kadın hakkında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabına danıştı. Onlar da: "Allah'ın Kitabı'nı tevilinin dışında tevil etmiştir" dediler.
40976. Metin
فَقَالَ عمر: لَا جرم وَالله لَا أُحِلُّكِ لحر بعده أبدا
Ömer: "Elbette vallahi, bundan sonra seni ebediyen hiçbir hür kişiye helal kılmayacağım!" dedi.
40977. Metin
كَأَنَّهُ عاقبها بذلك وَدَرَأَ الْحَد عَنْهَا وَأمر العَبْد أَن لَا يقربهَا
Sanki onu bununla cezalandırdı ve had cezasını ondan düşürdü. Köleye de ona yaklaşmamasını emretti.
40978. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن أبي بكر بن عبد الله أَنه سمع أَبَاهُ يَقُول: حضرت عمر ابْن عبد الْعَزِيز جَاءَتْهُ إمرأة من الْعَرَب بِغُلَام لَهَا رومي فَقَالَ: إِنِّي استسريته فَمَنَعَنِي بَنو عمي وَإِنَّمَا أَنا يمنزلة الرجل تكون لَهُ الوليدة فيطؤها فَأبى عَليّ بَنو عمي فَقَالَ لَهَا عمر: أتزوجت قبله قَالَت: نعم
Abdurrezzâk'ın bildirdiğine göre Ebû Bekir b. Abdillâh babasını şöyle derken işitmiştir: Ömer b. Abdilazîz'in yanındaydım. Ona Arap bir kadın, Rum olan bir kölesiyle geldi ve: "Ben onu kendime cinsel partner (teserrî) edindim, amcamın oğulları ise bana engel oldu. Oysa ben, cariyesi olup da onunla cinsel ilişkide bulunan bir erkek konumundayım. Fakat amcamın oğulları bana karşı çıktı" dedi. Ömer ona: "Ondan önce evlendin mi?" diye sordu. Kadın: "Evet" dedi.
40979. Metin
قَالَ: أما وَالله لَوْلَا منزلتك من الْجَهَالَة
[Ömer] dedi ki: "Dikkat et! Vallahi, senin cehalet içindeki durumun olmasaydı,"
40980. Metin
لرجمتك بِالْحِجَارَةِ
"seni taşlayarak recmederdim."
40981. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن أبي شيبَة عَن ابْن عمر أَنه سُئِلَ عَن امْرَأَة أحلّت جاريتها لزَوجهَا فَقَالَ: لَا يحل لَك أَن تطَأ فرجا إِلَّا فرجا إِن شِئْت بِعْت وَإِن شِئْت وهبت وَإِن شِئْت أعتقت
Abdurrezzâk ve İbn Ebî Şeybe'nin bildirdiğine göre İbn Ömer'e, cariyesini kocasına helal kılan bir kadın hakkında soruldu; o da şöyle dedi: "Dilediğinde satabileceğin, dilediğinde bağışlayabileceğin ve dilediğinde azat edebileceğin bir ferc (mülkiyetindeki cariye) dışında bir ferce yaklaşman sana helal olmaz."
40982. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن سعيد بن وهب قَالَ: جَاءَ رجل إِلَى ابْن عمر فَقَالَ: إِن أُمِّي كَانَت لَهَا جَارِيَة وانه أحلتها إِلَيّ أَطُوف عَلَيْهَا
Abdurrezzâk'ın Saîd b. Vehb'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Bir adam İbn Ömer'e gelip: "Annemin bir cariyesi vardı ve onunla birlikte olmam için bana onu helal kıldı" dedi.