Şuarâ Suresi

Süyûtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

43206. Metin

بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم -

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. -

43207. Metin

سُورَة الشُّعَرَاء

ŞUARÂ SURESİ

43208. Metin

مَكِّيَّة وآياتها سبع وَعِشْرُونَ ومائتان

Mekkîdir ve iki yüz yirmi yedi ayettir.

43209. Metin

- مُقَدّمَة سُورَة الشُّعَرَاء أخرج ابْن ضريس وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت سُورَة {طسم} الشُّعَرَاء

- Şuarâ Suresinin Mukaddimesi. İbn Durays ve İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "{طسم} “Tâ-Sîn-Mîm” Şuarâ Suresi...

43210. Metin

بِمَكَّة

...Mekke'de inmiştir."

43211. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير قَالَ: أنزلت سُورَة الشُّعَرَاء بِمَكَّة

İbn Merdeveyh'in Abdullah b. ez-Zübeyr'den naklettiğine göre o: "Şuarâ Suresi Mekke'de indirildi" demiştir.

43212. Metin

وَأخرج النّحاس عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: سُورَة الشُّعَرَاء نزلت بِمَكَّة سوى خمس آيَات من آخرهَا نزلت بِالْمَدِينَةِ {وَالشعرَاء يتبعهُم الْغَاوُونَ} إِلَى آخرهَا

en-Nehhâs'ın İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Şuarâ Suresi, sonundan Medine'de inen beş ayet müstesna Mekke'de inmiştir: {وَالشعرَاء يتبعهُم الْغَاوُونَ} “Şairlere ise azgınlar uyar” ayetinden surenin sonuna kadar."

43213. Metin

وَأخرج أَبُو نعيم فِي الْحِلْية عَن معدي كرب قَالَ: أَتَيْنَا عبد الله بن مَسْعُود نَسْأَلهُ عَن {طسم} الشُّعَرَاء

Ebû Nuaym el-Hilye'de Ma'dîkerib'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Abdullah b. Mes'ûd'a Şuarâ {طسم} “Tâ-Sîn-Mîm” hakkında sormak üzere geldik.

43214. Metin

قَالَ: لَيست معي وَلَكِن عَلَيْكُم مِمَّن أَخذهَا من رَسُول الله ﷺ عَلَيْكُم بِأبي عبد الله خباب بن الْأَرَت

O şöyle dedi: "O bende yoktur; fakat onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den bizzat almış olan kişiye müracaat edin, Ebû Abdillâh Habbâb b. el-Eret'e gidin."

43215. Metin

- طسم

- Tâ-Sîn-Mîm.

43216. Metin

أخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة قَالَ: إسم من أَسمَاء الْقُرْآن

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Kur'an'ın isimlerinden bir isimdir."

43217. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مُحَمَّد بن كَعْب فِي قَوْله {طسم} قَالَ: الطَّاء من ذِي الطول وَالسِّين من القدوس وَالْمِيم من الرَّحْمَن

İbn Ebî Hâtim'in Muhammed b. Ka'b'dan naklettiğine göre o, {طسم} “Tâ-Sîn-Mîm” kavli hakkında şöyle demiştir: "Tâ, Zü't-Tavl'dan; Sîn, el-Kuddûs'tan; Mîm ise er-Rahmân'dandır."

43218. Metin

- قَوْله تَعَالَى: تِلْكَ آيَات الْكتاب الْمُبين لَعَلَّك باخع نَفسك أَلَاّ يَكُونُوا مُؤمنين إِن نَشأ ننزل عَلَيْهِم من السَّمَاء آيَة فظلت أَعْنَاقهم لَهَا خاضعين وَمَا يَأْتِيهم من ذكر من الرَّحْمَن مُحدث إِلَّا كَانُوا عَنهُ معرضين فقد كذبُوا فسيأتيهم أنباء مَا كَانُوا بِهِ يستهزؤون أولم يرَوا إِلَى الأَرْض كم أنبتنا فِيهَا من كل زوج كريم إِن فِي ذَلِك لآيَة وَمَا كَانَ أَكْثَرهم مُؤمنين وَإِن رَبك لَهو العزيزالرحيم

- Yüce Allah'ın şu buyruğu: "Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir. İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin! Biz dilersek onların üzerine gökten öyle bir ayet (mucize) indiririz ki, boyunları ona eğilekalır. Rahmân'dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler. Nitekim yalanladılar; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir. Yeryüzüne bakmazlar mı, orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik! Şüphesiz bunda bir ayet (ibret) vardır; ama onların çoğu iman etmiş değillerdir. Şüphesiz Rabbin, mutlak güç ve merhamet sahibidir."

43219. Metin

أخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {لَعَلَّك باخع نَفسك} قَالَ: لَعَلَّك قَاتل نَفسك {أَلا يَكُونُوا مُؤمنين}

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den naklettiğine göre o, {لَعَلَّك باخع نَفسك} “Neredeyse kendini helak edeceksin” buyruğu hakkında: "Neredeyse kendini öldüreceksin", {أَلا يَكُونُوا مُؤمنين} “İman etmiyorlar diye” demiştir.

43220. Metin

{إِن نَشأ ننزل عَلَيْهِم من السَّمَاء آيَة فظلت أَعْنَاقهم لَهَا خاضعين} قَالَ: لَو شَاءَ الله أنزل عَلَيْهِم آيَة يذلون بهَا فَلَا يلوي أحدهم عُنُقه إِلَى مَعْصِيّة الله {وَمَا يَأْتِيهم من ذكر من الرَّحْمَن مُحدث} يَقُول: مَا يَأْتِيهم من شَيْء من كتاب الله إِلَّا أَعرضُوا عَنهُ {فسيأتيهم} يَعْنِي يَوْم الْقِيَامَة {أنباء} مَا استهزأوا بِهِ من كتاب الله وَفِي قَوْله {كم أنبتنا فِيهَا من كل زوج كريم} قَالَ: حسن

{إِن نَشأ ننزل عَلَيْهِم من السَّمَاء آيَة فظلت أَعْنَاقهم لَهَا خاضعين} “Biz dilersek onların üzerine gökten öyle bir ayet indiririz ki, boyunları ona eğilekalır” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Allah dileseydi onların üzerine boyun eğecekleri bir ayet indirirdi de hiçbirisi Allah'a isyan etmeye boyun bükemezdi." {وَمَا يَأْتِيهم من ذكر من الرَّحْمَن مُحدث} “Rahmân'dan kendilerine gelen her yeni öğütten...” buyruğu hakkında: "Allah'ın Kitabı'ndan onlara ne gelse mutlaka ondan yüz çevirirler" der. {فسيأتيهم} “Onlara gelecektir” yani kıyamet gününde; {أنباء} “haberleri”, Allah'ın Kitabı'ndan alay ettikleri şeylerin [haberleri gelecektir]. {كم أنبتنا فِيهَا من كل زوج كريم} “Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik” buyruğundaki kerîm hakkında ise: "Güzel" demiştir.

43221. Metin

وَأخرج الطستي عَن ابْن عَبَّاس أَن نَافِع بن الْأَزْرَق سَأَلَهُ عَن قَوْله {فظلت أَعْنَاقهم لَهَا خاضعين} قَالَ: الْعُنُق الْجَمَاعَة من النَّاس قَالَ: وَهل تعرف الْعَرَب ذَلِك قَالَ: نعم

et-Tastî'nin İbn Abbâs'tan naklettiğine göre, Nâfi' b. el-Ezrak ona {فظلت أَعْنَاقهم لَهَا خاضعين} “Boyunları ona eğilekalır” buyruğunu sormuş; o da: "Unuk (أَعْنَاق), insan topluluğudur" demiştir. [Nâfi']: "Araplar bunu bilir mi?" deyince; o: "Evet" demiştir.

43222. Metin

أما سَمِعت الْحَرْث بن هِشَام وَهُوَ يَقُول وَيذكر أَبَا جهل: يخبرنا الْمخبر أَن عمرا أَمَام الْقَوْم من عنق مخيل وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {فظلت أَعْنَاقهم لَهَا خاضعين} قَالَ: ذليلين

"Hâris b. Hişâm'ın Ebû Cehil'i anarken şöyle dediğini işitmedin mi: 'Haberci bize haber veriyor ki Amr, azametli bir topluluğun (unuk) önünde kavmin reisidir.'" İbn Cerîr'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {فظلت أَعْنَاقهم لَهَا خاضعين} “Boyunları ona eğilekalır” buyruğu hakkında: "Boyun eğmiş, zelil kimseler" demiştir.

43223. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن زيد قَالَ: الخاضع: الذَّلِيل

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Zeyd'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Hâdı' (الخاضع): Zelil, boyun eğendir."

43224. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {كم أنبتنا فِيهَا من كل زوج كريم} قَالَ: من نَبَات الأَرْض مِمَّا يَأْكُل النَّاس والأنعام

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {كم أنبتنا فِيهَا من كل زوج كريم} “Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "İnsanların ve hayvanların yediği yer bitkilerinden."

43225. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن الشّعبِيّ {كم أنبتنا فِيهَا من كل زوج كريم} قَالَ: النَّاس من نَبَات الأَرْض

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in eş-Şa'bî'den naklettiğine göre o, {كم أنبتنا فِيهَا من كل زوج كريم} “Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "İnsanlar da yerin bitkisindendir.

43226. Metin

فَمن دخل الْجنَّة فَهُوَ كريم وَمن دخل النَّار فَهُوَ لئيم

Kim cennete girerse o kerîmdir (değerlidir); kim de cehenneme girerse o leîmdir (alçaktır)."

43227. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن جريج قَالَ: كل شَيْء فِي الشُّعَرَاء من قَوْله {الْعَزِيز الرَّحِيم} فَهُوَ مَا هلك مِمَّن مضى من الْأُمَم يَقُول {عَزِيز} حِين انتقم من أعدائه {رَحِيم} بِالْمُؤْمِنِينَ حِين أنجاهم مِمَّا أهلك بِهِ أعداءه

İbn Cerîr'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Şuarâ Suresi'nde geçen her {الْعَزِيز الرَّحِيم} “Azîz ve Rahîm” ifadesi, geçmiş ümmetlerden helak olanlar hakkındadır. Düşmanlarından intikam aldığı zaman {عَزِيز} “Azîz”dir; düşmanlarını kendisiyle helak ettiği şeyden müminleri kurtardığı zaman ise onlara {رَحِيم} “Rahîm”dir."

43228. Metin

- قَوْله تَعَالَى: وَإِذ نَادَى رَبك مُوسَى أَن إئت الْقَوْم الظَّالِمين قوم فِرْعَوْن أَلا يَتَّقُونَ قَالَ رب أَنِّي أَخَاف أَن يكذبُون ويضيق صَدْرِي وَلَا ينْطَلق لساني فَأرْسل إِلَيّ هَارُون وَلَهُم عَليّ ذَنْب فَأَخَاف أَن يقتلُون قَالَ كلا فاذهبا بِآيَاتِنَا إِنَّا

- Yüce Allah'ın şu buyruğu: "Hani Rabbin Mûsâ'ya: 'O zalimler kavmine, Firavun'un kavmine git. Hâlâ sakınmayacaklar mı?' diye seslenmişti. Mûsâ dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu beni yalanlamalarından korkuyorum. Göğsüm daralır, dilim açılmaz. Onun için Hârûn'a da elçilik ver. Bir de onların bana karşı bir suç isnatları var; bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum.' Allah buyurdu: 'Hayır, asla! İkiniz ayetlerimizle...

43229. Metin

مَعكُمْ مستمعون فَأتيَا فِرْعَوْن فقولا إِنَّا رَسُول رب الْعَالمين أَن أرسل مَعنا بني إِسْرَائِيل قَالَ ألم نربك فِينَا وليداً وَلَبِثت فِينَا من عمرك سِنِين وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت وَأَنت من الْكَافرين قَالَ فعلتها إِذا وَأَنا من الضَّالّين ففررت مِنْكُم لما خفتكم فوهب لي رَبِّي حكما وَجَعَلَنِي من الْمُرْسلين وَتلك نعْمَة تمنها عليَّ أَن عبدت بني إِسْرَائِيل قَالَ فِرْعَوْن وَمَا رب الْعَالمين قَالَ رب السَّمَوَات وَالْأَرْض وَمَا بَينهمَا إِن كُنْتُم موقنين قَالَ لمن حوله أَلا تستمعون قَالَ ربكُم وَرب آبائكم الْأَوَّلين قَالَ إِن رَسُولكُم الَّذِي أرسل إِلَيْكُم لمَجْنُون قَالَ رب الْمشرق وَالْمغْرب وَمَا بَينهمَا إِن كُنْتُم تعقلون قَالَ لَئِن اتَّخذت إِلَهًا غَيْرِي لأجعلنك من المسجونين قَالَ أولو جئْتُك بِشَيْء مُبين قَالَ فأت بِهِ إِن كنت من الصَّادِقين فَألْقى عَصَاهُ فَإِذا هِيَ ثعبان مُبين وَنزع يَده فَإِذا هِيَ بَيْضَاء للناظرين قَالَ للملأ حوله إِن هَذَا لساحر عليم يُرِيد أَن يخرجكم من أَرْضكُم بسحره فَمَاذَا تأمرون قَالُوا أرجه وأخاه وَابعث فِي الْمَدَائِن حاشرين يأتوك بِكُل سحار عليم فَجمع السَّحَرَة لميقات يَوْم مَعْلُوم وَقيل للنَّاس هَل أَنْتُم مجتمعون لَعَلَّنَا نتبع السَّحَرَة إِن كَانُوا هم الغالبين فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَة قَالُوا لفرعون أئنا لنا لأجراً إِن كُنَّا نَحن الغالبين قَالَ نعم وَإِنَّكُمْ إِذا لمن المقربين قَالَ لَهُم مُوسَى ألقوا مَا أَنْتُم ملقون فَألْقوا حبالهم وعصيهم وَقَالُوا بعزة فِرْعَوْن إِنَّا لنَحْنُ الغالبون فَألْقى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذا هِيَ تلقف مَا يأفكون فألقي السَّحَرَة ساجدين قَالُوا آمنا بِرَبّ الْعَالمين رب مُوسَى وَهَارُون قَالَ أآمنتم لَهُ قبل أَن آذن لكم إِنَّه لكبيركم الَّذِي علمكُم السحرفلسوف تعلمُونَ لأقطعن أَيْدِيكُم وأرجلكم من

...gidin. Şüphesiz Biz sizinle beraberiz, dinlemekteyiz. Hemen Firavun'a gidin ve deyin ki: Biz Âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz; İsrâiloğullarını bizimle gönder. Firavun dedi ki: Biz seni içimizde bir çocuk olarak büyütmedik mi? Ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi? Ve yapacağını yaptın; sen nankörlerdensin! Mûsâ dedi ki: Onu yaptığımda ben henüz şaşkınlardandım. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana bir hikmet (peygamberlik) bağışladı ve beni peygamberlerden kıldı. Başıma kaktığın o nimet ise, İsrâiloğullarını köleleştirmiş olmandır. Firavun dedi ki: Âlemlerin Rabbi de nedir? Mûsâ: Eğer kesin olarak inanıyorsanız, O göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, dedi. Firavun etrafındakilere: İşitmiyor musunuz? dedi. Mûsâ: O sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir, dedi. Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi. Mûsâ: Eğer aklınızı kullanıyorsanız, O doğunun, batının ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, dedi. Firavun: Eğer benden başka bir ilah edinirsen, andolsun seni zindana atılanlardan yaparım! dedi. Mûsâ: Sana apaçık bir delil getirmiş olsam da mı? dedi. Firavun: Eğer doğrulardan isen haydi getir onu! dedi. Bunun üzerine Mûsâ asasını attı; birden o apaçık bir ejderha oluverdi! Elini de çıkardı; o da bakanlara bembeyaz göründü! Firavun çevresindeki ileri gelenlere: Bu gerçekten çok bilgili bir sihirbazdır! Sihriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz? dedi. Dediler ki: Onu ve kardeşini alıkoy; şehirlere toplayıcılar gönder. Bütün usta sihirbazları sana getirsinler. Böylece sihirbazlar bilinen bir günün belirlenen vaktinde toplandılar. Ve insanlara: Siz de toplanır mısınız? Eğer galip gelirlerse herhalde sihirbazlara uyarız, denildi. Sihirbazlar gelince Firavun'a: Eğer galip gelenler biz olursak, bize mutlaka bir mükâfat var mı? dediler. Firavun: Evet, üstelik siz o takdirde mutlaka en yakınlarımdan olacaksınız, dedi. Mûsâ onlara: Atacağınızı atın! dedi. Onlar iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un izzeti hakkı için elbette galip gelenler biz olacağız! dediler. Bunun üzerine Mûsâ asasını attı; bir de baktılar ki onların uydurduklarını yutuveriyor! Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. Dediler ki: Âlemlerin Rabbine iman ettik; Mûsâ'nın ve Hârûn'un Rabbine! Firavun dedi ki: Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? Şüphesiz o, size sihri öğreten büyüğünüzdür! Yakında bileceksiniz! Andolsun ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama...

43230. Metin

خلاف ولأصلبنكم أَجْمَعِينَ قَالُوا لَا ضير إِنَّا إِلَى رَبنَا منقلبون إِنَّا نطمع أَن يغْفر لنا رَبنَا خطايانا إِن كُنَّا أول الْمُؤمنِينَ

...kestireceğim ve hepinizi mutlaka asacağım! Dediler ki: 'Zararı yok, şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz. Biz ilk inananlar olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.'"

43231. Metin

أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ ﵁ {وَإِذ نَادَى رَبك مُوسَى} قَالَ: حِين نُودي من جَانب الطّور الْأَيْمن

İbn Ebî Hâtim'in es-Süddî radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {وَإِذ نَادَى رَبك مُوسَى} “Hani Rabbin Mûsâ'ya seslenmişti” buyruğu hakkında: "Tûr'un sağ yanından nida edildiği vakittir" demiştir.

43232. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وَلَهُم عليّ ذَنْب} قَالَ: قتل النَّفس الَّتِي قتل فيهم وَفِي قَوْله {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت} قَالَ: قتل النَّفس أَيْضا

Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {وَلَهُم عليّ ذَنْب} “Onların bana karşı bir suç isnatları var” buyruğu hakkında: "Onlardan öldürdüğü canı kastetmektedir"; {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت} “Ve yapacağını yaptın” buyruğu hakkında da: "Yine adam öldürmeyi kastetmektedir" demiştir.

43233. Metin

وَفِي قَوْله {فعلتها إِذا وَأَنا من الضَّالّين} قَالَ: من الْجَاهِلين

{فعلتها إِذا وَأَنا من الضَّالّين} “Onu yaptığımda ben henüz şaşkınlardandım” buyruğu hakkında da: "Cahillerdendim (bilgisizlerdendim)" demiştir.

43234. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وَلَهُم عليّ ذَنْب} قَالَ: قتل النَّفس

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {وَلَهُم عليّ ذَنْب} “Onların bana karşı bir suç isnatları var” buyruğu hakkında: "Adam öldürmektir" demiştir.

43235. Metin

وَفِي قَوْله {ألم نربّك فِينَا وليداً} قَالَ: التقطه آل فِرْعَوْن فربوه وليداً حَتَّى كَانَ رجلا {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت} قَالَ: قتلت النَّفس الَّتِي قتلت {وَأَنت من الْكَافرين} قَالَ: فتبرأ من ذَلِك نَبِي الله قَالَ: {فعلتها إِذا وَأَنا من الضَّالّين} قَالَ: من الْجَاهِلين

{ألم نربّك فِينَا وليداً} “Biz seni içimizde bir çocuk olarak büyütmedik mi?” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Firavun ailesi onu bulup aldı ve yetişkin bir adam oluncaya kadar çocuk olarak büyüttü." {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت} “Ve yapacağını yaptın” buyruğu hakkında: "Öldürdüğün o adamı öldürdün", {وَأَنت من الْكَافرين} “Sen nankörlerdensin” buyruğu hakkında: "Bunun üzerine Allah'ın peygamberi bundan beri olduğunu belirterek {فعلتها إِذا وَأَنا من الضَّالّين} 'Onu yaptığımda ben henüz şaşkınlardandım' dedi." [Katâde] dedi ki: "Yani cahillerdendim."

43236. Metin

قَالَ: وَهِي فِي بعض الْقِرَاءَة {إِذا وَأَنا من الضَّالّين} فَإِنَّمَا هُوَ شَيْء جَهله وَلم يتعمده

[Katâde] dedi ki: "Bazı kıraatlerde {إِذا وَأَنا من الضَّالّين} şeklindedir; bu ancak bilmediği ve kasten yapmadığı bir şeydir."

43237. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن سعيد بن جُبَير ﵁ فِي قَوْله {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت وَأَنت من الْكَافرين} قَالَ: من فِرْعَوْن على مُوسَى حِين رباه

İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت وَأَنت من الْكَافرين} “Ve yapacağını yaptın; sen nankörlerdensin!” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Firavun'un, büyüttüğü esnada Mûsâ'ya yaptığı minnettir.

43238. Metin

يَقُول: كفرت نعمتي

'Nimetimi inkâr ettin' demektedir."

43239. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ {وَتلك نعْمَة تمنها عليَّ أَن عبدت بني إِسْرَائِيل} قَالَ: قهرتهم واستعملتهم

Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {وَتلك نعْمَة تمنها عليَّ أَن عبدت بني إِسْرَائِيل} “Başıma kaktığın o nimet ise, İsrâiloğullarını köleleştirmiş olmandır” buyruğu hakkında: "Onları kahrettin ve köle gibi çalıştırdın" demiştir.

43240. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت وَأَنت من الْكَافرين} قَالَ: للنعمة

İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o, {وَفعلت فعلتك الَّتِي فعلت وَأَنت من الْكَافرين} “Ve yapacağını yaptın; sen nankörlerdensin!” buyruğu hakkında: "Nimete karşı [nankörlerdensin]" demiştir.

43241. Metin

إِن فِرْعَوْن لم يكن يعلم مَا الْكفْر وَفِي قَوْله {قَالَ فعلتها إِذا وَأَنا من الضَّالّين} قَالَ: من الْجَاهِلين

"Zira Firavun küfrün ne olduğunu bilmiyordu." {قَالَ فعلتها إِذا وَأَنا من الضَّالّين} “Mûsâ dedi ki: Onu yaptığımda ben henüz şaşkınlardandım” buyruğu hakkında ise: "Cahillerdendim" demiştir.

43242. Metin

وَأخرج أَبُو عبيد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج قَالَ فِي قِرَاءَة ابْن مَسْعُود (فعلتها إِذن وَأَنا من الْجَاهِلين)

Ebû Ubeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre o, İbn Mes'ûd'un kıraatinde (فعلتها إِذن وَأَنا من الْجَاهِلين) "Onu yaptığımda ben cahillerdendim" şeklinde olduğunu söylemiştir.

43243. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ ﵁ فِي قَوْله {فوهب لي رَبِّي حكما} قَالَ: النُّبُوَّة

İbn Ebî Hâtim'in es-Süddî radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {فوهب لي رَبِّي حكما} “Rabbim bana bir hüküm bağışladı” buyruğu hakkında: "Peygamberliktir" demiştir.

43244. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ {وَتلك نعْمَة تمنها عليَّ} قَالَ: يَقُول مُوسَى لفرعون: أتمن عليَّ يَا فِرْعَوْن بِأَن اتَّخذت بني إِسْرَائِيل عبيدا وَكَانُوا أحراراً فقهرتهم واتخذتهم عبيدا

Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {وَتلك نعْمَة تمنها عليَّ} “Başıma kaktığın o nimet ise...” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Mûsâ Firavun'a: 'Ey Firavun! İsrâiloğulları hür kimseler iken onları kahredip köle edinmeni benim başıma mı kakıyorsun?' demektedir."

43245. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {قَالَ فِرْعَوْن وَمَا رب الْعَالمين} إِلَى قَوْله {إِن كُنْتُم تعقلون} قَالَ: فَلم يزده إِلَّا رغماً

İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o, {قَالَ فِرْعَوْن وَمَا رب الْعَالمين} “Firavun dedi ki: Âlemlerin Rabbi de nedir?” buyruğundan {إِن كُنْتُم تعقلون} “...eğer aklınızı kullanıyorsanız” buyruğuna kadar olan kısım hakkında: "Bu, Firavun'un sadece burnunun sürtülmesini artırdı" demiştir.

43246. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {فَألْقى عَصَاهُ فَإِذا هِيَ ثعبان مُبين} يَقُول: مُبين لَهُ خلق حَيَّة {وَنزع يَده} يَقُول: وَأخرج مُوسَى يَده من جيبه {فَإِذا هِيَ بَيْضَاء} تلمع {للناظرين} ينظر إِلَيْهَا ويراها

İbn Cerîr'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o, {فَألْقى عَصَاهُ فَإِذا هِيَ ثعبان مُبين} “Bunun üzerine asasını attı; birden o apaçık bir ejderha oluverdi!” buyruğu hakkında: "Onun için açıkça görünen bir yılan yaratılışı oldu" der. {وَنزع يَده} “Ve elini çıkardı” buyruğu hakkında: "Mûsâ elini koynundan çıkardı", {فَإِذا هِيَ بَيْضَاء} “Birden o bembeyaz oldu” parıldayarak {للناظرين} “bakanlara” bakan kimse onu görür demiştir.

43247. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ ﵁ قَالَ: أقبل مُوسَى بأَهْله فَسَار بهم نَحْو مصر حَتَّى أَتَاهَا لَيْلًا فتضيف على أمه وَهُوَ لَا يعرفهُمْ فِي لَيْلَة كَانُوا يَأْكُلُون مِنْهَا [] الطقشيل فَنزل فِي جَانب الدَّار فجَاء هرون فَلَمَّا أبْصر ضَيفه سَأَلَ عَنهُ أمه فَأَخْبَرته أَنه ضيف فَدَعَاهُ فَأكل مَعَه فَلَمَّا قعدا فتحدثا فَسَأَلَهُ هرون من أَنْت قَالَ: أَنا مُوسَى

İbn Ebî Hâtim'in es-Süddî radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: Mûsâ ailesiyle birlikte yola çıkıp Mısır'a doğru ilerledi ve nihayet geceleyin oraya vardı. Onlar bir şey yerken onları tanımaksızın annesine misafir oldu [] ve evin bir kenarına indi. Derken Hârûn geldi; misafiri görünce annesine onu sordu. Annesi onun bir misafir olduğunu söyleyince onu çağırıp onunla birlikte yemek yedi. Oturup konuştuklarında Hârûn ona: "Sen kimsin?" diye sordu. O da: "Ben Mûsâ'yım" dedi.

43248. Metin

فَقَامَ كل وَاحِد مِنْهُمَا إِلَى صَاحبه فاعتنقه فَلَمَّا أَن تعارفا قَالَ لَهُ مُوسَى: يَا هرون انْطلق بِي إِلَى فِرْعَوْن فَإِن الله قد أرسلنَا إِلَيْهِ

Bunun üzerine her ikisi de birbirine doğru kalkıp sarıldılar. Birbirlerini tanıdıktan sonra Mûsâ ona: "Ey Hârûn! Benimle birlikte Firavun'a gel; zira Allah bizi ona elçi olarak gönderdi" dedi.

43249. Metin

قَالَ هرون: سمعا وَطَاعَة فَقَامَتْ أمهما فصاحت وَقَالَت: أنشدكما بِاللَّه أَن لَا تذهبا الى فِرْعَوْن فيقتلكما فأبيا فَانْطَلقَا إِلَيْهِ لَيْلًا فَأتيَا الْبَاب فضرباه فَفَزعَ فِرْعَوْن وفزع البواب فَقَالَ فِرْعَوْن: من هَذَا الَّذِي يضْرب ببابي هَذِه السَّاعَة فَأَشْرَف عَلَيْهِمَا البواب فكلمهما فَقَالَ لَهُ مُوسَى: {إِنَّا رَسُول رب الْعَالمين} فَفَزعَ البواب فَأتى فِرْعَوْن فَأخْبرهُ فَقَالَ: إِن هَهُنَا إنْسَانا مَجْنُونا يزْعم أَنه رَسُول رب الْعَالمين فَقَالَ: أدخلهُ فَدخل فَقَالَ: إِنَّه رَسُول رب الْعَالمين

Hârûn: "Başüstüne, itaat ettim" dedi. Anneleri ayağa kalkıp feryat etti ve: "Allah aşkına Firavun'a gitmeyin, yoksa sizi öldürür!" dedi. Fakat onlar kabul etmeyip geceleyin ona doğru gittiler ve kapısına varıp vurdular. Firavun ve kapıcı dehşete kapıldı. Firavun: "Bu saatte kapımı çalan kimdir?" dedi. Kapıcı onlara bakıp konuştu. Mûsâ ona: "{إِنَّا رَسُول رب الْعَالمين} ‘Biz Âlemlerin Rabbi'nin elçisiyiz’" dedi. Kapıcı korkuya kapılıp Firavun'a vardı ve haber verip: "Burada deli bir adam var, Âlemlerin Rabbi'nin elçisi olduğunu iddia ediyor" dedi. Firavun: "Onu içeri al" dedi. Mûsâ içeri girip Âlemlerin Rabbi'nin elçisi olduğunu söyledi.

43250. Metin

{قَالَ فِرْعَوْن وَمَا رب الْعَالمين} قَالَ: {رَبنَا الَّذِي أعْطى كل شَيْء خلقه ثمَّ هدى} طه الْآيَة ٥٠ قَالَ: {إِن كنت جِئْت بِآيَة فأت بهَا إِن كنت من الصَّادِقين فَألْقى عَصَاهُ فَإِذا هِيَ ثعبان مُبين} الْأَعْرَاف الْآيَة ١٠٦ والثعبان الذّكر من الْحَيَّات فَاتِحَة فمها لحيها الْأَسْفَل فِي الأَرْض والأعلى على سُورَة الْقصر ثمَّ تَوَجَّهت نَحْو فِرْعَوْن لتأخذه فَلَمَّا رَآهَا ذعر

{قَالَ فِرْعَوْن وَمَا رب الْعَالمين} “Firavun dedi ki: Âlemlerin Rabbi de nedir?” Mûsâ: {رَبنَا الَّذِي أعْطى كل شَيْء خلقه ثمَّ هدى} “Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra da doğru yolu gösterendir” (Tâhâ Suresi, 50. ayet) dedi. Firavun: "Eğer bir delil getirdiysen haydi onu getir" dedi. Bunun üzerine {فأت بهَا إِن كنت من الصَّادِقين فَألْقى عَصَاهُ فَإِذا هِيَ ثعبان مُبين} “Eğer doğrulardan isen haydi getir onu! Bunun üzerine asasını attı; birden o apaçık bir ejderha oluverdi!” (el-A'râf Suresi, 106. ayet). Ejderha (sü'bân), yılanların erkeğidir; ağzını açmış, alt çenesi yerde, üst çenesi ise sarayın suru üzerindeydi. Sonra onu yakalamak için Firavun'a doğru yöneldi. Firavun onu görünce dehşete kapıldı...

43251. Metin

مِنْهَا ووثب فأحدث وَلم يكن يحدث قبل ذَلِك وَصَاح: يَا مُوسَى خُذْهَا وَأَنا أوؤمن بك وَأرْسل مَعَك بني إِسْرَائِيل

...korkudan sıçrayıp altına kaçırdı -ki bundan önce hiç altına kaçırmazdı- ve: "Ey Mûsâ! Onu tut; ben sana iman edeceğim ve İsrâiloğullarını seninle göndereceğim!" diye feryat etti.

43252. Metin

فَأَخذهَا مُوسَى فَصَارَت عَصا فَقَالَت السَّحَرَة فِي نَجوَاهُمْ {إِن هَذَانِ لساحران يُريدَان أَن يخرجاكم من أَرْضكُم بسحرهما} طه الْآيَة ٦٣ فَالتقى مُوسَى وأمير السَّحَرَة فَقَالَ لَهُ مُوسَى: أَرَأَيْت أَن غلبتك غذا أتؤمن بِي وَتشهد أَن مَا جِئْت بِهِ حق قَالَ السَّاحر: لآتينَّ غَدا بِسحر لَا يغلبه شَيْء فو الله لَئِن غلبتني لأؤمنن بك ولأشهدن أَنَّك حق

Mûsâ onu tuttu ve tekrar bir asa oldu. Sihirbazlar kendi aralarında fısıldaşarak {إِن هَذَانِ لساحران يُريدَان أَن يخرجاكم من أَرْضكُم بسحرهما} “Bu ikisi kesinlikle iki sihirbazdır; büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyorlar” (Tâhâ Suresi, 63. ayet) dediler. Mûsâ ile sihirbazların başı karşılaştı. Mûsâ ona: "Yarın seni yenersem bana iman edip getirdiğim şeyin hak olduğuna şahitlik eder misin?" dedi. Sihirbaz: "Yarın hiçbir şeyin üstesinden gelemeyeceği bir sihirle geleceğim; vallahi eğer beni yenersen mutlaka sana iman edeceğim ve senin hak olduğuna şahitlik edeceğim" dedi.

43253. Metin

وَفرْعَوْن ينظر إِلَيْهِمَا

Firavun da bu ikisine bakıyordu.

43254. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن زيد ﵁ فِي قَوْله {وَقيل للنَّاس هَل أَنْتُم مجتمعون} قَالَ: كَانُوا بالاسكندرية قَالَ: وَيُقَال بلغ ذَنْب الْحَيَّة من وَرَاء الْبحيرَة يَوْمئِذٍ قَالَ: وهزموا وَسلم فِرْعَوْن وهمت بِهِ فَقَالَ: خُذْهَا يَا مُوسَى

İbn Cerîr'in İbn Zeyd radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {وَقيل للنَّاس هَل أَنْتُم مجتمعون} “Ve insanlara: Siz de toplanır mısınız? denildi” buyruğu hakkında: "İskenderiye'de idiler. O gün yılanın kuyruğu gölün arkasına kadar uzanmıştı denilir. Sihirbazlar hezimete uğradı, Firavun ise kurtuldu. Yılan Firavun'a yönelince o: 'Ey Mûsâ, onu tut!' dedi" demiştir.

43255. Metin

وَكَانَ مِمَّا بلي النَّاس بِهِ مِنْهُ أَنه كَانَ لَا يضع على الأَرْض شَيْئا فاحدث يَوْمئِذٍ تَحْتَهُ وَكَانَ ارساله الْحَيَّة فِي الْقبَّة الخضراء

İnsanların Firavun yüzünden imtihan edildiği şeylerden biri de onun yere hiçbir pislik bırakmamasıydı (kibirliydi); fakat o gün korkudan altına kaçırdı. Yılanı salıvermesi ise Yeşil Kubbe'de olmuştu.

43256. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وَقَالُوا بعزة فِرْعَوْن إِنَّا لنَحْنُ الغالبون} قَالَ: فوجدوا الله أعز مِنْهُ

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {وَقَالُوا بعزة فِرْعَوْن إِنَّا لنَحْنُ الغالبون} “Firavun'un izzeti hakkı için, üstün gelenler muhakkak bizler olacağız dediler” ayeti hakkında: "Allah'ı ondan daha üstün ve izzetli buldular" dedi.

43257. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن بشر بن مَنْصُور قَالَ: بَلغنِي أَنه لما تكلم بِبَعْض هَذَا {وَقَالُوا بعزة فِرْعَوْن} قَالَت الْمَلَائِكَة: قصمه وَرب الْكَعْبَة فَقَالَ الله تالون عليَّ قد أمهلته أَرْبَعِينَ عَاما

İbn Ebî Hâtim'in Bişr b. Mansûr'dan naklettiğine göre o şöyle dedi: Bana ulaştığına göre, sihirbazlar {وَقَالُوا بعزة فِرْعَوْن} “Firavun'un izzeti hakkı için dediler” sözünün bir kısmını söylediklerinde melekler: "Kâbe'nin Rabbine yemin olsun ki [Allah] onu helak etti!" dediler. Bunun üzerine Allah: "Benim adıma yemin mi ediyorsunuz? Muhakkak ki Ben ona kırk yıl mühlet verdim" buyurdu.

43258. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن زيد فِي قَوْله {لَا ضير} قَالَ: يَقُولُونَ لَا يضرنا الَّذِي تَقول وَإِن صنعت بِنَا وصلبتنا {إِنَّا إِلَى رَبنَا منقلبون} يَقُول: انا إِلَى رَبنَا رَاجِعُون

İbn Cerîr'in İbn Zeyd'den naklettiğine göre o, {لَا ضير} “Zararı yok” buyruğu hakkında: "[Sihirbazlar Firavun'a] şöyle diyorlardı: Senin söylediğin [tehditler] bize zarar vermez; bize [işkence] yapsan da bizi assan da. {إِنَّا إِلَى رَبنَا منقلبون} 'Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz' yani: Şüphesiz biz Rabbimize dönecek olanlarız" dedi.

43259. Metin

وَهُوَ مجازينا بصبرنا على عُقُوبَتك ايانا وثباتنا على توحيده والبراءة من الْكفْر بِهِ وَفِي قَوْله {أَن كُنَّا أول الْمُؤمنِينَ} قَالَ: كَانُوا كَذَلِك يَوْمئِذٍ أول من آمن بآياته حِين رَآهَا

"O, senin bize vereceğin cezaya sabretmemiz, O'nun tevhidi üzerindeki sebatımız ve O'na küfretmekten beri duruşumuz karşılığında bizi mükafatlandıracaktır." {أَن كُنَّا أول الْمُؤمنِينَ} “Müminlerin ilki olduğumuz için” ayeti hakkında da: "Onlar o gün, delilleri gördüklerinde onlara ilk iman edenler olarak gerçekten de öyle idiler" dedi.

43260. Metin

- قَوْله تَعَالَى: وأوحينا إِلَى مُوسَى إِن أسرِي بعبادي إِنَّكُم متبعون فَأرْسل فِرْعَوْن فِي الْمَدَائِن حاشرين إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ وَإِنَّهُم لنا لغائظون وَإِنَّا لجَمِيع حاذرون فأخرجناهم من جنَّات وعيون وكنوز ومقام كريم كَذَلِك

- Yüce Allah'ın şu buyruğu: "Mûsâ'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüt; şüphesiz siz takip edileceksiniz' diye vahyettik. Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi: 'Şüphesiz bunlar az bir topluluktur. Ve onlar bizi gerçekten öfkelendirmektedirler. Biz ise elbette tedbirli bir topluluğuz' [dedi]. Böylece onları bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve şerefli makamdan çıkardık. İşte böyle..."

43261. Metin

وأورثناها بني إِسْرَائِيل فاتبعوهم مشرقين فَلَمَّا تراءا الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَاب مُوسَى إِنَّا لمدركون قَالَ كلا إِن معي رَبِّي سيهدين

"...ve onlara İsrâiloğullarını mirasçı kıldık. Güneş doğarken onların peşine düştüler. İki topluluk birbirini görünce Mûsâ'nın adamları: 'Şüphesiz yakalandık!' dediler. [Mûsâ]: 'Hayır, asla! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir' dedi."

43262. Metin

أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ ﵁ قَالَ: ثمَّ إِن الله أَمر مُوسَى أَن يخرج ببني إِسْرَائِيل فَقَالَ {فَأسر بعبادي لَيْلًا} فَأمر مُوسَى بني إِسْرَائِيل أَن يخرجُوا وَأمرهمْ أَن يستعيروا الْحلِيّ من القبط وَأمر أَن لَا يُنَادي أحد مِنْهُم صَاحبه وَأَن يسرجوا فِي بُيُوتهم حَتَّى الصُّبْح وَأَن من خرج مِنْهُم أَمَام بَابه يكب من دم حَتَّى يعلم أَنه قد خرج وَأَن الله قد أخرج كل ولد زنا فِي القبط من بني إِسْرَائِيل إِلَى بني إِسْرَائِيل وَأخرج كل ولد زنا فِي بني إِسْرَائِيل من القبط إِلَى القبط حَتَّى أَتَوا آبَاءَهُم

İbn Ebî Hâtim'in es-Süddî radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o şöyle dedi: Sonra Allah, Mûsâ'ya İsrâiloğulları ile birlikte yola çıkmasını emredip {فَأسر بعبادي لَيْلًا} “Kullarımı geceleyin yürüt” buyurdu. Mûsâ da İsrâiloğullarına yola çıkmalarını emretti; Kıptîlerden ziynet eşyalarını ödünç almalarını, hiçbirinin diğerine seslenmemesini, sabaha kadar evlerinde kandil yakmalarını ve onlardan çıkan herkesin, çıktığı bilinsin diye kapısının önüne kan dökmesini emretti. Allah, Kıptîlerin içinde İsrâiloğullarından olan her gayrimeşru çocuğu İsrâiloğullarına; İsrâiloğulları içindeki Kıptîlerden olan her gayrimeşru çocuğu da Kıptîlere kattı, nihayet [gerçek] babalarına vardılar.

43263. Metin

ثمَّ خرج مُوسَى ببني إِسْرَائِيل لَيْلًا والقبط لَا يعلمُونَ وَألقى على القبط الْمَوْت فَمَاتَ كل بكر رجل مِنْهُم فَأَصْبحُوا يدفنونهم فشغلوا عَن طَلَبهمْ حَتَّى طلعت الشَّمْس وَخرج مُوسَى فِي سِتّمائَة ألف وَعشْرين ألفا

Sonra Mûsâ, Kıptîlerin haberi yokken İsrâiloğulları ile geceleyin yola çıktı. Allah, Kıptîlerin üzerine ölüm saldı; onlardan her erkeğin ilk doğan çocuğu öldü. Sabahleyin onları defnetmekle meşgul olup güneş doğana kadar onları takip edemediler. Mûsâ, altı yüz yirmi bin kişi ile yola çıktı.

43264. Metin

لَا يعدون ابْن عشْرين لصغره وَلَا ابْن سِتِّينَ لكبره وَإِنَّمَا عدوا مَا بَين ذَلِك سوى الذُّرِّيَّة

Küçük olduğu için yirmi yaşından küçükleri ve yaşlı olduğu için altmış yaşından büyükleri saymıyorlardı; zürriyet (çoluk çocuk) dışında sadece bu ikisi arasındakileri saymışlardı.

43265. Metin

وتبعهم فِرْعَوْن على مُقَدّمَة هامان فِي ألف ألف وَسَبْعمائة ألف حصان فِيهَا ماذيانة وَذَلِكَ حِين يَقُول الله {فَأرْسل فِرْعَوْن فِي الْمَدَائِن حاشرين إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} فَكَانَ مُوسَى على ساقة بني إِسْرَائِيل وَكَانَ هرون أمامهم يقدمهم فَقَالَ الْمُؤمن لمُوسَى: أَيْن أمرت قَالَ: الْبَحْر

Firavun, Hâmân'ın öncülüğünde, içinde dişi at da bulunan bir milyon yedi yüz bin aygır ile onları takip etti. İşte bu, Allah'ın: {فَأرْسل فِرْعَوْن فِي الْمَدَائِن حاشرين إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} “Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi: 'Şüphesiz bunlar az bir topluluktur' [dedi]” buyurduğu andır. Mûsâ, İsrâiloğullarının artçısı konumundaydı; Hârûn ise önlerinde olup onlara öncülük ediyordu. [Mümin] adam Mûsâ'ya: "Nereye [gitmekle] emrolundun?" dedi. Mûsâ: "Denize" dedi.

43266. Metin

فَأَرَادَ أَن يقتحم فَمَنعه مُوسَى

[Adam denize] dalmak istedi, fakat Mûsâ ona engel oldu.

43267. Metin

فَنَظَرت بَنو إِسْرَائِيل إِلَى فِرْعَوْن قد رَدفَهُمْ قَالُوا: يَا مُوسَى {إِنَّا لمدركون} قَالَ مُوسَى {كلا إِن معي رَبِّي سيهدين} يَقُول: سيكفين

İsrâiloğulları, Firavun'un hemen arkalarından geldiğini görünce: "Ey Mûsâ! {إِنَّا لمدركون} 'Şüphesiz yakalandık!' dediler. Mûsâ: {كلا إِن معي رَبِّي سيهدين} 'Hayır, asla! Rabbim şüphesiz benimledir, bana yol gösterecektir' dedi; yani: Bana yetecektir."

43268. Metin

فَتقدم هرون فَضرب الْبَحْر فَأبى الْبَحْر أَن ينفتح وَقَالَ: من هَذَا الْجَبَّار الَّذِي يضربني حَتَّى أَتَاهُ مُوسَى فكناه أَبَا خَالِد وضربه {فانفلق فَكَانَ كل فرق كالطود الْعَظِيم} يَقُول: كالجبل الْعَظِيم فَدخلت بَنو إِسْرَائِيل وَكَانَ فِي الْبَحْر اثْنَا عشر طَرِيقا فِي كل طَرِيق سبط وَكَانَت الطّرق إِذا انفلقت بجدران فَقَالَ كل سبط: قد قتل أصحابناز فَلَمَّا رأى ذَلِك مُوسَى ﵊ دَعَا الله فَجَعلهَا لَهُم قناطر كَهَيئَةِ الطَّبَقَات ينظر آخِرهم إِلَى أَوَّلهمْ حَتَّى خَرجُوا جَمِيعًا ثمَّ دنا فِرْعَوْن وَأَصْحَابه فَلَمَّا نظر

Bunun üzerine Hârûn öne geçip denize vurdu; deniz yarılmaktan imtina etti ve: "Bana vuran bu zorba da kim?" dedi. Nihayet Mûsâ ona geldi, onu Ebû Hâlid diye künyeledi ve ona vurdu. {فانفلق فَكَانَ كل فرق كالطود الْعَظِيم} “Bunun üzerine yarıldı ve her parçası ulu bir dağ gibi oldu” yani büyük bir dağ gibi oldu. İsrâiloğulları içeri girdi. Denizde her oymak için bir yol olmak üzere on iki yol vardı. Yollar yarıldığında duvarlar gibi oldu. Her oymak: "Arkadaşlarımız öldürüldü!" dedi. Mûsâ aleyhisselâm bunu görünce Allah'a dua etti; Allah da onlar için bunları katlar şeklinde köprüler yaptı, öyle ki en arkadakileri en öndekilerini görebiliyordu. Nihayet hepsi çıktılar. Sonra Firavun ve adamları yaklaştı...

43269. Metin

فِرْعَوْن إِلَى الْبَحْر منفلقاً قَالَ: أَلا ترَوْنَ إِلَى الْبَحْر منفلقاً قد فرق مني فانفتح لي حَتَّى أدْرك أعدائي فاقتلهم فَلَمَّا قَامَ فِرْعَوْن على أَفْوَاه الطّرق أَبَت خيله أَن تقتحم فَنزل على ماذيانة فشامت الْحصن ريح الماذيانة فَاقْتَحَمت فِي أَثَرهَا حَتَّى إِذا هم أَوَّلهمْ أَن يخرج وَدخل آخِرهم

...Firavun denizin yarıldığını görünce: "Denizin yarıldığını görmüyor musunuz? Benden korkup yarıldı; düşmanlarıma yetişip onları öldüreyim diye bana açıldı" dedi. Firavun yolların başında durunca, atları içeri dalmaktan imtina etti. Firavun bir kısrağa bindi; aygırlar kısrağın kokusunu alınca onun peşinden içeri daldılar. Nihayet öndekileri çıkmaya niyetlendiğinde ve arkadakileri de içeri girdiğinde...

43270. Metin

أَمر الله الْبَحْر أَن يَأْخُذهُمْ فالتطم عَلَيْهِم وَتفرد جِبْرِيل بفرعون يمقله من مقل الْبَحْر فَجعل يدسها فِي فِيهِ

...Allah denize onları yakalamasını emretti, deniz de üzerlerine kapandı. Cebrâîl ise Firavun'u denizin çamuruna batırıp ağzına tıkamakla meşgul oldu.

43271. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} قَالَ: ذكر لنا أَن بني إِسْرَائِيل الَّذين قطع بهم مُوسَى الْبَحْر كَانُوا سِتّمائَة ألف مقَاتل وَعشْرين ألفا فَصَاعِدا

Abd b. Humeyd'in Katâde'den naklettiğine göre o, {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} “Şüphesiz bunlar az bir topluluktur” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Bize anlatıldığına göre Mûsâ'nın beraberinde denizi geçen İsrâiloğulları, altı yüz yirmi bin veya daha fazla savaşçı idiler."

43272. Metin

واتبعهم فِرْعَوْن على ألف ألف حصان ومائتي ألف حصان

"Firavun ise bir milyon iki yüz bin aygır ile onları takip etti."

43273. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن مَسْعُود فِي قَوْله {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} قَالَ سِتّمائَة ألف وَسَبْعُونَ ألفا

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Mes'ûd'dan naklettiğine göre o, {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} “Şüphesiz bunlar az bir topluluktur” buyruğu hakkında: "[Onlar] altı yüz yetmiş bin kişiydi" demiştir.

43274. Metin

وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير عَن أبي عُبَيْدَة

İbn Ebî Şeybe ve İbn Cerîr'in Ebû Ubeyde'den naklettiğine göre...

43275. Metin

مثله

...bunun benzerini rivayet etmiştir.

43276. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} قَالَ: كَانُوا سِتّمائَة ألف

İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o, {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} “Şüphesiz bunlar az bir topluluktur” buyruğu hakkında: "Onlar altı yüz bin kişi idiler" demiştir.

43277. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {لشرذمة} قَالَ: قِطْعَة

İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {لشرذمة} “bir topluluktur” kelimesi hakkında: "[Az bir] cemaat" demiştir.

43278. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ {لشرذمة} قَالَ: الفريد من النَّاس

İbn Ebî Hâtim'in Katâde radıyallâhu anh'den naklettiğine göre o, {لشرذمة} “bir topluluktur” kelimesi hakkında: "İnsanlardan kopuk azınlık bir grup" demiştir.

43279. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ كَانَ أَصْحَاب مُوسَى الَّذين جاوزوا الْبَحْر اثْنَي عشر سبط فَكَانَ فِي كل طَرِيق اثْنَا عشر ألفا كلهم ولد يَعْقُوب ﵇

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Mûsâ'nın denizi geçen adamları on iki oymak idiler; her yolda on iki bin kişi vardı ve hepsi Ya'kûb aleyhisselâm'ın çocuklarıydı."

43280. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} قَالَ: هم يَوْمئِذٍ سِتّمائَة ألف

Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} “Şüphesiz bunlar az bir topluluktur” buyruğu hakkında: "Onlar o gün altı yüz bin kişi idiler" demiştir.

43281. Metin

وَلَا يُحْصى عدد أَصْحَاب فِرْعَوْن

"Firavun'un adamlarının sayısı ise sayılamayacak kadar çoktu."

43282. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه بسندٍ واهٍ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ كَانَ فِرْعَوْن عَدو الله حَيْثُ غرقه الله هُوَ وَأَصْحَابه فِي سبعين قَائِد مَعَ كل قَائِد سَبْعُونَ ألفا

İbn Merdûye'nin zayıf bir senetle İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah'ın düşmanı Firavun, Allah onu ve adamlarını boğduğu sırada, her komutanla birlikte yetmiş bin kişi bulunan yetmiş komutanın [başında] idi."

43283. Metin

وَكَانَ مُوسَى مَعَ سبعين ألفا حِين عبروا الْبَحْر

"Mûsâ ise denizi geçtikleri sırada yetmiş bin kişi ile birlikteydi."

43284. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج قَالَ: أوحى الله إِلَى مُوسَى: أَن أجمع بني إِسْرَائِيل كل أَرْبَعَة أَبْيَات من بني إِسْرَائِيل فِي بَيت ثمَّ اذْبَحْ أَوْلَاد الضان

İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den naklettiğine göre o şöyle dedi: Allah, Mûsâ'ya şöyle vahyetti: "İsrâiloğullarını bir araya topla; İsrâiloğullarından her dört haneyi bir evde topla, sonra koyun yavrularını boğazla."

43285. Metin

فَاضْرب بدمائها على كل بَاب فَإِنِّي سآمر الْمَلَائِكَة أَن لَا تدخل بَيْتا على بَابه دم وسآمر الْمَلَائِكَة فَتقْتل أبكار آل فِرْعَوْن من أنفسهم وأهليهم ثمَّ اخبزوا خبز فطيرا فَإِنَّهُ أسْرع لكم ثمَّ سر حَتَّى تَأتي الْبَحْر ثمَّ قف حَتَّى يَأْتِيك أَمْرِي

"Onların kanlarını her kapının üzerine sür; zira Ben meleklere kapısında kan olan hiçbir eve girmemelerini emredeceğim. Meleklere Firavun hanedanının kendilerinden ve ailelerinden olan ilk doğanlarını öldürmelerini emredeceğim. Sonra mayasız ekmek yapın, çünkü o sizin için daha hızlıdır. Sonra denize varıncaya kadar yürü; ardından Benim emrim sana gelinceye kadar dur."

43286. Metin

فَلَمَّا أَن أصبح فِرْعَوْن قَالَ: هَذَا عمل مُوسَى وَقَومه قتلوا أبكارنا من أَنْفُسنَا وأهلينا

Sabah olunca Firavun: "Bu, Mûsâ ve kavminin işidir; kendimizden ve ailelerimizden olan ilk doğanlarımızı öldürdüler" dedi.

43287. Metin

وَأخرج ابْن إِسْحَق وَابْن الْمُنْذر عَن يحيى بن عُرْوَة بن الزبير قَالَ: إِن الله أَمر مُوسَى أَن يسير ببني إِسْرَائِيل وَقد كَانَ مُوسَى وعد بني إِسْرَائِيل أَن يسير بهم إِذا طلع الْقَمَر فَدَعَا الله أَن يُؤَخر طلوعه حَتَّى يفرغ فَلَمَّا سَار مُوسَى ببني إِسْرَائِيل أذن فِرْعَوْن فِي النَّاس {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ}

İbn İshâk ve İbnü'l-Münzir'in Yahyâ b. Urve b. ez-Zübeyr'den naklettiğine göre o şöyle dedi: Allah, Mûsâ'ya İsrâiloğulları ile yola çıkmasını emretti. Mûsâ ise İsrâiloğullarına ay doğduğunda onlarla yola çıkacağını vadetmişti. Bu sebeple işini bitirinceye kadar ayın doğuşunu geciktirmesi için Allah'a dua etti. Mûsâ İsrâiloğulları ile yola çıkınca Firavun insanlar arasında duyuru yaptırıp: {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} “Şüphesiz bunlar az bir topluluktur” [dedi].

43288. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن مُحَمَّد بن كَعْب قَالَ: خرج مُوسَى من مصر وَمَعَهُ سِتّمائَة ألف من بني إِسْرَائِيل لَا يعدون فيهم أقل من ابْن عشْرين وَلَا ابْن أَكثر من أَرْبَعِينَ سنة فَقَالَ فِرْعَوْن: {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} وَخرج فِرْعَوْن على فرس حصان أدهم وَمَعَهُ ثَمَانمِائَة ألف على خيل أدهم سوى ألوان الْخَيل وَكَانَ جِبْرِيل ﵇ على فرس شَائِع يسير بَين يَدي الْقَوْم وَيَقُول: لَيْسَ الْقَوْم بِأَحَق بِالطَّرِيقِ مِنْكُم

İbnü'l-Münzir'in Muhammed b. Ka'b'dan naklettiğine göre o şöyle dedi: Mûsâ, İsrâiloğullarından altı yüz bin kişiyle Mısır'dan çıktı; içlerinde yirmi yaşından küçük veya kırk yaşından büyük olanları saymıyorlardı. Firavun: {إِن هَؤُلَاءِ لشرذمة قَلِيلُونَ} “Şüphesiz bunlar az bir topluluktur” dedi. Firavun siyah bir aygır üzerinde yola çıktı; yanında, diğer renklerdeki atlar hariç, siyah atlar üzerinde sekiz yüz bin kişi vardı. Cebrâîl aleyhisselâm ise rengi alacalı bir at üzerinde kavmin önünde gidiyor ve: "Bu kavim yola sizden daha layık değildir" diyordu.

43289. Metin

وَفرْعَوْن على فرس أدهم حصان

Firavun ise siyah bir aygırın üzerindeydi.

43290. Metin

وَجِبْرِيل على فرس أُنْثَى

Cebrâîl ise dişi bir atın üzerindeydi.

43291. Metin

فاتبعها فرس فِرْعَوْن وَكَانَ مِيكَائِيل فِي أُخْرَى الْقَوْم يَقُول: الحقوا أصحابكم حَتَّى دخل آخِرهم وَأَرَادَ أَوَّلهمْ أَن يخرجُوا فأطبق عَلَيْهِم الْبَحْر

Firavun'un atı da onun peşine takıldı. Mîkâîl ise topluluğun arkasında: "Arkadaşlarınıza yetişin!" diyordu. Nihayet arkadakileri girdiğinde ve öndekileri de çıkmak istediğinde deniz üzerlerine kapandı.

43292. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن عَمْرو بن مَيْمُون قَالَ: لما أَرَادَ مُوسَى أَن يخرج ببني إِسْرَائِيل من مصر بلغ ذَلِك فِرْعَوْن فَقَالَ: أمهلوهم حَتَّى إِذا صَاح الديك فأتوهم

İbn Ebî Hâtim'in Amr b. Meymûn'dan naklettiğine göre o şöyle dedi: Mûsâ İsrâiloğulları ile Mısır'dan çıkmak isteyince bu durum Firavun'a ulaştı. Firavun: "Onlara mühlet verin; horoz öttüğü zaman onların üzerine varın" dedi.

43293. Metin

فَلم يُصِحْ فِي تِلْكَ اللَّيْلَة الديك فَخرج مُوسَى ببني إِسْرَائِيل وَغدا فِرْعَوْن فَلَمَّا أصبح فِرْعَوْن أَمر بِشَاة فَأتي بهَا فَأمر بهَا أَن تذبح ثمَّ قَالَ: لَا يفرغ من سلخها حَتَّى يجْتَمع عِنْدِي خَمْسمِائَة ألف فَارس

Fakat o gece hiçbir horoz ötmedi. Mûsâ İsrâiloğulları ile yola çıktı; Firavun ise sabah erkenden kalktı. Firavun sabah olunca bir koyun getirilmesini emretti, getirildi; kesilmesini emretti ve: "Bunun derisi yüzülüp bitmeden yanımda beş yüz bin süvari toplanmış olsun!" dedi.

43294. Metin

فَاجْتمعُوا إِلَيْهِ فاتبعهم فَلَمَّا انْتهى مُوسَى إِلَى الْبَحْر قَالَ لَهُ: وَصِيّه يَا نَبِي الله أَيْن أمرت قَالَ: هَهُنَا فِي الْبَحْر

Bunun üzerine toplandılar ve peşlerine düştüler. Mûsâ denize varınca vasisi ona: "Ey Allah'ın nebisi, nereye [gitmekle] emrolundun?" dedi. Mûsâ: "İşte buraya, denize" dedi.

43295. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَ طلائع فِرْعَوْن الَّذين بَعثهمْ فِي أَثَرهم سِتّمائَة ألف لَيْسَ فيهم أحد إِلَّا على بهيم

İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle dedi: Firavun'un onların peşinden gönderdiği öncü birlikleri altı yüz bin kişiydi ve hepsi de tek renk atların üzerindeydi.

43296. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَت سِيمَا خيل فِرْعَوْن الْخرق الْبيض فِي أصداغها وَكَانَت جريدته مائَة ألف حصان

İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle dedi: Firavun'un atlarının alameti, şakaklarındaki beyaz bez parçalarıydı. Seçkin birliği ise yüz bin aygırdan oluşuyordu.

43297. Metin

وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن كَعْب الْأَحْبَار قَالَ: اجْتمع آل يَعْقُوب إِلَى يُوسُف وهم سِتَّة وَثَمَانُونَ انساناً ذكرهم وأنثاهم

İbn Ebî Hâtim'in Kâ'b el-Ahbâr'dan naklettiğine göre o şöyle dedi: Ya'kûb hanedanı Yûsuf'un yanına toplandığında, erkekleri ve kadınlarıyla birlikte seksen altı kişi idiler.

43298. Metin

فَخرج بهم مُوسَى يَوْم خرج وهم سِتّمائَة ألف ونيف

Mûsâ'nın onlarla [Mısır'dan] çıktığı gün ise altı yüz küsur bin kişi idiler.

43299. Metin

وَخرج فِرْعَوْن على أَثَرهم يطلبهم على فرس أدهم على لَونه من الدهم ثَمَانمِائَة ألف أدهم سوى ألوان الْخَيل وحالت الرّيح الشمَال

Firavun da siyah bir at üzerinde onların peşinden çıkıp onları arıyordu; yanında diğer renklerdeki atlar hariç, kendi atının renginde sekiz yüz bin siyah at vardı. Kuzey rüzgarı da araya girdi.

43300. Metin

وَتَحْت جِبْرِيل فرس وريق وَمِيكَائِيل يسوقهم لَا يشذ مِنْهُم شَاذَّة إِلَّا ضمه فَقَالَ الْقَوْم: يَا رَسُول الله قد كُنَّا نلقى من فِرْعَوْن من التعس وَالْعَذَاب مَا نلقى فَكيف إِن صنعا مَا صنعنَا فَأَيْنَ الملجأ قَالَ: الْبَحْر

Cebrâîl'in altında kül rengi bir at vardı. Mîkâîl ise onları sevk ediyor, onlardan ayrılan hiç kimseyi bırakmayıp bir araya topluyordu. Kavim: "Ey Allah'ın elçisi! Firavun'dan gördüğümüz eziyet ve azabı zaten görüyorduk; bu yaptığımızı yaparsak ne olacak, sığınak neresidir?" dedi. Mûsâ: "Denizdir" dedi.

43301. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre...

43302. Metin

أَنه قَرَأَ {وَإِنَّا لجَمِيع حاذرون} قَالَ: مؤدون مُقِرّون

...o, {وَإِنَّا لجَمِيع حاذرون} “Biz ise elbette tedbirli bir topluluğuz” ayetini okumuş ve: "[Bunun anlamı,] hazırlıklı ve teçhizatlı olanlar demektir" demiştir.

43303. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن الْأسود بن يزِيد انه كَانَ يَقْرَأها {وَإِنَّا لجَمِيع حاذرون} يَقُول: رادون مستعدون

Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in el-Esved b. Yezîd'den naklettiğine göre o, bu ayeti {وَإِنَّا لجَمِيع حاذرون} “Biz ise elbette tedbirli bir topluluğuz” şeklinde okur ve: "Uyanık, tedbirli ve hazırlıklıyız demektir" derdi.

43304. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن سعيد بن جُبَير

Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Saîd b. Cübeyr'den naklettiğine göre...

43305. Metin

أَنه كَانَ يقْرَأ {وَإِنَّا لجَمِيع حاذرون} يَقُول: مَا دون فِي السِّلَاح

...o, {وَإِنَّا لجَمِيع حاذرون} “Biz ise elbette tedbirli bir topluluğuz” ayetini okur ve: "Silahlarını kuşanmış, tam teçhizatlı demektir" derdi.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.