44448. Metin
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم -
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
44449. Metin
سُورَة الْقَصَص
KASAS SURESİ
44450. Metin
مَكِّيَّة وآياتها ثَمَان وَثَمَانُونَ
Mekkîdir ve seksen sekiz ayettir.
44451. Metin
- مُقَدّمَة سُورَة الْقَصَص أخرج النّحاس وَابْن الضريس وَابْن مردوية وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت سُورَة الْقَصَص بِمَكَّة
Kasas Suresinin Girişi: Nühâs, İbnu'd-Durays, İbn Merdûye ve ed-Delâil'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Kasas Suresi Mekke'de nazil oldu.
44452. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير قَالَ: أنزلت سُورَة الْقَصَص بِمَكَّة
İbn Merdûye, Abdullah b. ez-Zübeyr'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Kasas Suresi Mekke'de indirildi.
44453. Metin
وَأخرج أَحْمد وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد جيد عَن معدي كرب قَالَ: أَتَيْنَا عبد الله بن مَسْعُود فَسَأَلْنَاهُ أَن يقْرَأ علينا (طسم) الْمِائَتَيْنِ فَقَالَ: مَا هِيَ معي وَلَكِن عَلَيْكُم بِمن أَخذهَا من رَسُول الله ﷺ خباب بن الأرث فَأتيت خباب بن الأرث فَقلت: كَيفَ كَانَ رَسُول الله ﷺ يقْرَأ (طسم) أَو (طس) فَقَالَ: كل
Ahmed, Taberânî ve İbn Merdûye ceyyid bir senetle Ma'dîkerib'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Abdullah b. Mes'ûd'a geldik ve bize iki yüz [ayetlik] (Tâ-Sîn-Mîm)'i okumasını istedik. O: "O yanımda değil, fakat onu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'den alan Habbâb b. el-Erett'e gidin" dedi. Bunun üzerine Habbâb b. el-Erett'e geldim ve: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem (Tâ-Sîn-Mîm)'i mi yoksa (Tâ-Sîn)'i mi okuyordu?" dedim. O şöyle dedi: "Her birini
44454. Metin
كَانَ رَسُول الله ﷺ يقْرَأ
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem okuyordu."
44455. Metin
- طسم تِلْكَ آيَات الْكتاب الْمُبين نتلوا عَلَيْك من نبأ مُوسَى وَفرْعَوْن بِالْحَقِّ لقوم يُؤمنُونَ إِن فِرْعَوْن علا فِي الأَرْض وَجعل أَهلهَا شيعًا يستضعف طَائِفَة مِنْهُم يذبح أَبْنَاءَهُم ويستحيي نِسَاءَهُمْ إِنَّه كَانَ من المفسدين
- { طسم تِلْكَ آيَات الْكتاب الْمُبين نتلوا عَلَيْك من نبأ مُوسَى وَفرْعَوْن بِالْحَقِّ لقوم يُؤمنُونَ إِن فِرْعَوْن علا فِي الأَرْض وَجعل أَهلهَا شيعًا يستضعf طَائِفَة مِنْهُم يذبح أَبْنَاءَهُم ويستحيي نِسَاءَهُمْ إِنَّه كَانَ من المفسدين } “Tâ-Sîn-Mîm. Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir. İman eden bir kavim için Mûsâ ile Firavun'un haberinden bir kısmını sana hak ile okuyoruz. Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı ve onun halkını fırkalara ayırdı. Onlardan bir zümreyi güçsüz bırakıyor, onların oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozguncuların ta kendisiydi.”
44456. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ قَالَ: كَانَ من شَأْن فِرْعَوْن أَنه رأى رُؤْيا فِي مَنَامه: أَن نَارا أَقبلت من بَيت الْمُقَدّس حَتَّى إِذا اشْتَمَلت على بيُوت مصر أحرقت القبط وَتركت بني إِسْرَائِيل فَدَعَا السَّحَرَة والكهنة والعافة والزجرة
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim es-Süddî'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Firavun'un durumu şöyleydi; rüyasında Beytü'l-Makdis tarafından bir ateşin geldiğini ve Mısır'ın evlerini sararak Kıptîleri yaktığını, İsrâiloğullarını ise bıraktığını gördü. Bunun üzerine büyücüleri, kâhinleri, kâşifleri (falcıları) ve uğursuzluk sayıcıları çağırdı.
44457. Metin
وهم العافة الَّذين يزجرون الطير فَسَأَلَهُمْ عَن رُؤْيَاهُ فَقَالُوا لَهُ: يخرج من هَذَا الْبَلَد الَّذِي جَاءَ بَنو إِسْرَائِيل مِنْهُ - يعنون بَيت الْمُقَدّس - رجل يكون على وَجهه هَلَاك مصر
Onlar kuşların uçuşundan kehanette bulunan 'âfelerdir. Onlara gördüğü rüyayı sordu. Onlar da kendisine: "İsrâiloğullarının geldiği bu beldeden -yani Beytü'l-Makdis'ten- bir adam çıkacak ve onun eliyle Mısır'ın helâki olacaktır" dediler.
44458. Metin
فَأمر بني إِسْرَائِيل أَن لَا يُولد لَهُم ولد إِلَّا ذبحوه وَلَا يُولد لَهُم
Bunun üzerine İsrâiloğullarının doğan her erkek çocuğunu boğazlamalarını, doğan
44459. Metin
جَارِيَة إِلَّا تركت وَقَالَ للقبط: انْظُرُوا مملوكيكم الَّذين يعْملُونَ خَارِجا فادخلوهم وَاجْعَلُوا بني إِسْرَائِيل يلون تِلْكَ الْأَعْمَال القذرة فَجعلُوا بني إِسْرَائِيل فِي أَعمال غلمانهم
kız çocuklarını ise sağ bırakmalarını emretti. Kıptîlere de: "Dışarıda çalışan kölelerinize bakın, onları içeri alın ve İsrâiloğullarını bu pis işlerin başına getirin" dedi. Böylece İsrâiloğullarını kölelerinin işlerinde çalıştırdılar.
44460. Metin
فَذَلِك حِين يَقُول {إِن فِرْعَوْن علا فِي الأَرْض} يَقُول: تجبر فِي الأَرْض {وَجعل أَهلهَا شيعًا} يَعْنِي بني إِسْرَائِيل {يستضعف طَائِفَة مِنْهُم} حِين جعلهم فِي الْأَعْمَال القذرة وَجعل لَا يُولد لبني إِسْرَائِيل مَوْلُود إِلَّا ذبح فَلَا يكبر صَغِير
İşte {إِن فِرْعَوْن علا فِي الأَرْض} “Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı” buyruğu o zamandır; yani yeryüzünde zorbalık etti. {وَجعل أَهلهَا شيعًا} “ve onun halkını fırkalara ayırdı”, yani İsrâiloğullarını [fırkalara ayırdı]. {يستضعف طَائِفَة مِنْهُم} “Onlardan bir zümreyi güçsüz bırakıyor”; onları pis işlerde çalıştırdığı ve İsrâiloğullarından doğan her erkek çocuğunu boğazlatıp hiçbir küçüğün büyümesine fırsat vermediği zamandır.
44461. Metin
وَقذف الله فِي مشيخة بني إِسْرَائِيل الْمَوْت فأسرع فيهم
Allah İsrâiloğullarının yaşlılarına ölüm verdi ve onlar arasında ölüm hızlandı.
44462. Metin
فَدخل رُؤُوس القبط على فِرْعَوْن فكلموه فَقَالُوا: إِن هَؤُلَاءِ الْقَوْم قد وَقع فيهم الْمَوْت فيوشك أَن يَقع الْعَمَل على غلماننا تذبح أَبْنَاءَهُم فَلَا يبلغ الصغار فيعينون الْكِبَار فَلَو أَنَّك كنت تبقي من أَوْلَادهم
Bunun üzerine Kıptîlerin ileri gelenleri Firavun'un huzuruna girip onunla konuştular ve: "Bu kavim içinde ölüm meydana geldi, neredeyse iş kölelerimizin üzerine kalacak. Sen onların oğullarını boğazlıyorsun, küçükler büyüyüp büyüklere yardım edemiyor; onların çocuklarından bir kısmını sağ bıraksan?" dediler.
44463. Metin
فَأمر أَن يذبحوا سنة ويتركوا سنة فَلَمَّا كَانَ فِي السّنة الَّتِي لَا يذبحون فِيهَا ولد هرون ﵇
Bunun üzerine bir yıl boğazlanmalarını, bir yıl ise bırakılmalarını emretti. Boğazlanmadıkları yılda Hârûn aleyhisselâm doğdu.
44464. Metin
فَترك فَلَمَّا كَانَ فِي السّنة الَّتِي يذبحون فِيهَا حملت أم مُوسَى بمُوسَى ﵊ فَلَمَّا أَرَادَت وَضعه حزنت من شَأْنه فَلَمَّا وَضعته أَرْضَعَتْه ثمَّ دعت لَهُ نجاراً وَجعلت لَهُ تابوتاً وَجعلت مِفْتَاح التابوت من دَاخل وَجَعَلته فِيهِ وألقته فِي اليم بَين أَحْجَار عِنْد بَيت فِرْعَوْن فخرجن جواري آسِيَة امْرَأَة فِرْعَوْن يغتسلن فوجدن التابوت فادخلنه إِلَى آسِيَة وظنن أَن فِيهِ مَالا
O sağ bırakıldı. Boğazlandıkları yıl olunca Mûsâ'nın annesi Mûsâ aleyhisselâm'a hamile kaldı. Onu doğurmak istediğinde durumundan dolayı üzüldü. Doğurunca onu emzirdi, sonra onun için bir marangoz çağırdı ve ona bir sandık yaptırdı. Sandığın kilidini içeriden yaptı, onu içine koydu ve Firavun'un evinin yanındaki taşların arasına, nehre bıraktı. Firavun'un karısı Âsiye'nin cariyeleri yıkanmak için çıktılar ve sandığı bulup içinde mal olduğunu zannederek Âsiye'ye götürdüler.
44465. Metin
فَلَمَّا تحرّك الْغُلَام رَأَتْهُ آسِيَة صَبيا فَلَمَّا نظرته آسِيَة وَقعت عَلَيْهِ رحمتها وأحبته
Çocuk hareket edince Âsiye onun bir bebek olduğunu gördü. Âsiye ona bakınca ona karşı kalbine merhamet düştü ve onu sevdi.
44466. Metin
فَلَمَّا أخْبرت بِهِ فِرْعَوْن أَرَادَ أَن يذبحه فَلم تزل آسِيَة تكَلمه حَتَّى تَركه لَهَا وَقَالَ: إِنِّي أَخَاف أَن يكون هَذَا من بني إِسْرَائِيل وَأَن يكون هَذَا الَّذِي على يَدَيْهِ هلاكنا
Durumu Firavun'a haber verince Firavun onu boğazlamak istedi. Âsiye, çocuğu kendisine bırakana kadar onunla konuşmaya devam etti. Firavun: "Bunun İsrâiloğullarından olmasından ve helâkimizin onun eliyle gerçekleşecek olmasından korkuyorum" dedi.
44467. Metin
فَبَيْنَمَا هِيَ ترقصه وتلعب بِهِ إِذْ ناولته فِرْعَوْن وَقَالَت: خُذْهُ {قُرَّة عين لي وَلَك} الْقَصَص الْآيَة ٩ قَالَ فِرْعَوْن: هُوَ قُرَّة عين لَك - قَالَ عبد الله بن عَبَّاس: وَلَو قَالَ هُوَ قُرَّة عين لي إِذا لآمن بِهِ وَلكنه أَبى - فَلَمَّا أَخذه إِلَيْهِ أَخذ مُوسَى ﵇ بلحيته فنتفها فَقَالَ فِرْعَوْن: عليَّ بالذباحين هُوَ ذَا
Âsiye onu kucağında zıplatıp oynatırken onu Firavun'a uzattı ve: "Onu al, {قُرَّة عين لي وَلَك} “bana da sana da bir göz aydınlığıdır” (Kasas 9)" dedi. Firavun: "O senin için bir göz aydınlığıdır" dedi. -Abdullah b. Abbâs dedi ki: "Eğer 'O benim için de bir göz aydınlığıdır' deseydi ona iman ederdi, fakat o diretti."- Onu kucağına alınca Mûsâ aleyhisselâm onun sakalını tutup yoldu. Bunun üzerine Firavun: "Bana cellatları çağırın, işte o budur!" dedi.
44468. Metin
قَالَت آسِيَة: لَا تقتله {عَسى أَن ينفعنا أَو نتخذه ولدا} الْقَصَص الْآيَة ٩ إِنَّمَا هُوَ صبي لَا يعقل وَإِنَّمَا صنع هَذَا من صباه أَنا أَضَع لَهُ حليا من الْيَاقُوت وأضع لَهُ جمراً فَإِن أَخذ الْيَاقُوت فَهُوَ يعقل اذبحه وَإِن أَخذ الْجَمْر فَإِنَّمَا
Âsiye: "Onu öldürme, {عَسى أَن ينفعنا أَو نتخذه ولدا} “Belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz” (Kasas 9). O sadece aklı ermeyen bir çocuktur ve bunu çocukluğundan dolayı yapmıştır. Ben onun önüne yakuttan bir süs ve bir kor koyayım; eğer yakutu alırsa aklı eriyordur, onu boğazla; şayet koru alırsa o sadece
44469. Metin
هُوَ صبي فاخرجت لَهُ ياقوتاً وَوضعت لَهُ طستاً من جمر فجَاء جِبْرِيل ﵇ فَطرح فِي يَده جَمْرَة فطرحها مُوسَى ﵇ فِي فِيهِ فاحرقت لِسَانه فارادوا لَهُ المرضعات فَلم يَأْخُذ من أحد من النِّسَاء وجعلن النِّسَاء يطلبن ذَلِك لينزلن عِنْد فِرْعَوْن فِي الرَّضَاع فَأبى أَن يَأْخُذ
bir çocuktur" dedi. Onun için bir yakut çıkardı ve önüne bir kor leğeni koydu. Cibrîl aleyhisselâm gelip eline bir kor koydu, Mûsâ aleyhisselâm da onu ağzına attı ve [kor] dilini yaktı. Onun için sütanneler aradılar fakat hiçbir kadından [süt] almadı. Kadınlar Firavun'un yanında sütannelik konumuna ermek için bunu istiyorlardı; fakat o emmeyi reddetti.
44470. Metin
فَجَاءَت أُخْته فَقَالَت: {هَل أدلكم على أهل بَيت يكفلونه لكم وهم لَهُ ناصحون} فَأَخَذُوهَا فَقَالُوا: إِنَّك قد عرفت هَذَا الْغُلَام فدلينا على أَهله فَقَالَت: مَا أعرفهُ وَلَكِن إِنَّمَا هم للْملك ناصحون
Bunun üzerine kız kardeşi geldi ve: {هَل أدلكم على أهل بَيت يكفلونه لكم وهم لَهُ ناصحون} “Sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona samimiyetle bakacak bir aileyi size göstereyim mi?” dedi. Onu yakalayıp: "Sen bu çocuğu tanıyorsun, bize ailesini göster" dediler. O da: "Ben onu tanımıyorum; fakat onlar krala samimiyetle bağlıdırlar" dedi.
44471. Metin
فَلَمَّا جَاءَتْهُ أمه أَخذ مِنْهَا
Annesi ona gelince [çocuk] ondan emdi.
44472. Metin
وكادت تَقول: هُوَ ابْني
Neredeyse: "O benim oğlumdur" diyecekti.
44473. Metin
فعصمها الله فَذَلِك قَوْله {إِن كَادَت لتبدي بِهِ لَوْلَا أَن ربطنا على قَلبهَا لتَكون من الْمُؤمنِينَ} قَالَ: قد كَانَت من الْمُؤمنِينَ وَلَكِن بقول: {إِنَّا رادوه إِلَيْك وجاعلوه من الْمُرْسلين} قَالَ السّديّ: وَإِنَّمَا سمي مُوسَى لأَنهم وجدوه فِي مَاء وَشَجر وَالْمَاء بالنبطية مو الشّجر سى
Fakat Allah onu korudu. İşte O'nun: {إِن كَادَت لتبدي بِهِ لَوْلَا أَن ربطنا على قَلبهَا لتَكون من الْمُؤمنِينَ} “Eğer inananlardan olması için kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu açığa vuracaktı” buyruğu budur. Dedi ki: O zaten inananlardandı, fakat {إِنَّا رادوه إِلَيْك وجاعلوه من الْمُرْسلين} “Şüphesiz biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız” sözüyle [inancı pekişti]. es-Süddî dedi ki: Mûsâ'ya bu ismin verilmesi, onu su ve ağaç arasında buldukları içindir. Nabatça'da su "mû", ağaç ise "sâ" demektir.
44474. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {نتلوا عَلَيْك من نبأ مُوسَى وَفرْعَوْن} يَقُول: فِي هَذَا الْقُرْآن نبؤهم {إِن فِرْعَوْن علا فِي الأَرْض} أَي بغى فِي الأَرْض {وَجعل أَهلهَا شيعًا} أَي فرقا
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den {نتلوا عَلَيْك من نبأ مُوسَى وَفرْعَوْن} “Mûsâ ile Firavun'un haberinden bir kısmını sana okuyoruz” buyruğu hakkında: Bu Kur'an'da onların haberi [yer alır], {إِن فِرْعَوْن علا فِي الأَرْض} “Şüphesiz Firavun yeryüzünde büyüklük tasladı” yani yeryüzünde azgınlık etti, {وَجعل أَهلهَا شيعًا} “ve onun halkını fırkalara ayırdı” yani gruplara ayırdı dediğini rivayet etmişlerdir.
44475. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَجعل أَهلهَا شيعًا} قَالَ: فرق بَينهم
Feryâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o, {وَجعل أَهلهَا شيعًا} “ve onun halkını fırkalara ayırdı” buyruğu hakkında: "Aralarını ayırdı" demiştir.
44476. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وَجعل أَهلهَا شيعًا} قَالَ: يتعبد طَائِفَة وَيقتل طَائِفَة ويستحي طَائِفَة
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Katâde radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o, {وَجعل أَهلهَا شيعًا} “ve onun halkını fırkalara ayırdı” buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Bir zümreyi köleleştiriyor, bir zümreyi öldürüyor, bir zümreyi de sağ bırakıyordu."
44477. Metin
أما قَوْله تَعَالَى {إِنَّه كَانَ من المفسدين}
Allah Teâlâ'nın: {إِنَّه كَانَ من المفسدين} “Şüphesiz o, bozguncuların ta kendisiydi” buyruğuna gelince;
44478. Metin
أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ قَالَ: لقد ذكر لنا أَنه كَانَ يَأْمر بالقصب فَيشق حَتَّى يَجْعَل أَمْثَال الشفار ثمَّ يصف بعضه إِلَى بعض ثمَّ يُؤْتى بحبالى من بني إِسْرَائِيل فيوقفن عَلَيْهِ فيجز أقدامهن حَتَّى أَن الْمَرْأَة مِنْهُم لتَضَع بِوَلَدِهَا فَيَقَع بَين رِجْلَيْهَا فتظل تطؤه وتتقي بِهِ حد الْقصب عَن رِجْلَيْهَا لما بلغ من جهدها
İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Bize anlatıldığına göre o, kamış getirilmesini emreder, kamışlar bıçak gibi yarılıp birbirine dizilir, sonra İsrâiloğullarından hamile kadınlar getirilip onların üzerine dikilirdi ve ayakları kesilirdi. Hatta içlerinden bir kadın çocuğunu doğurur, çocuk bacaklarının arasına düşer, kadın da çektiği acının şiddetinden dolayı kamışların keskinliğinden ayaklarını korumak için çocuğun üzerine basıp dururdu.
44479. Metin
حَتَّى أسرف فِي ذَلِك وَكَانَ يفنيهم قيل لَهُ: أفنيت النَّاس وَقطعت النَّسْل وَإِنَّمَا هم خولك وعمالك فتأمر أَن يقتلُوا الغلمان وَولد مُوسَى ﵇ فِي
Hatta bu konuda o kadar aşırı gitti ve onları o kadar yok etti ki kendisine: "İnsanları tükettin ve nesli kestin; oysa onlar senin hizmetçilerin ve işçilerindir. Erkek çocukları öldürmeyi emret" denildi. Mûsâ aleyhisselâm
44480. Metin
السّنة الَّتِي فِيهَا يقتلُون وَكَانَ هرون ﵇ أكبر مِنْهُ بِسنة فَلَمَّا أَرَادَ بمُوسَى ﵇ مَا أَرَادَ واستنقاذ بني إِسْرَائِيل مِمَّا هم فِيهِ من الْبلَاء أوحى الله إِلَى أم مُوسَى حِين تقَارب ولادها {أَن أرضعيه} الْقَصَص الْآيَة ٧
öldürüldükleri yılda doğdu. Hârûn aleyhisselâm ise ondan bir yaş büyüktü. [Firavun] Mûsâ aleyhisselâm hakkında yapmak istediğini yapıp İsrâiloğullarını içinde bulundukları beladan kurtarmayı dilediğinde, doğumu yaklaştığı sırada Allah Mûsâ'nın annesine: {أَن أرضعيه} “Onu emzir” (Kasas 7) diye vahyetti.
44481. Metin
- قَوْله تَعَالَى: ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض ونجعلهم أَئِمَّة ونجعلهم الْوَارِثين ونمكن لَهُم فِي الأَرْض ونري فِرْعَوْن وهامان وجنودهما مِنْهُم مَا كَانُوا يحذرون
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض ونجعلهم أَئِمَّة ونجعلهم الْوَارِثين ونمكن لَهُم فِي الأَرْض ونري فِرْعَوْن وهامان وجنودهما مِنْهُم مَا كَانُوا يحذرون } “Biz ise yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları vârisler kılmak istiyorduk. Ve yeryüzünde onlara imkân verip yerleştirmek, Firavun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onlardan sakınmakta oldukları şeyi göstermek istiyorduk.”
44482. Metin
أخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن عَليّ بن أبي طَالب ﵁ فِي قَوْله {ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض} قَالَ: يُوسُف وَولده
İbn Ebî Şeybe, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Ali b. Ebî Tâlib radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o, {ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض} “Biz ise yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak... istiyorduk” buyruğu hakkında: "Yûsuf ve evlatlarıdır" demiştir.
44483. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض} قَالَ: هم بَنو إِسْرَائِيل {ونجعلهم أَئِمَّة} أَي هم وُلَاة الْأَمر {ونجعلهم الْوَارِثين} أَي يَرِثُونَ الأَرْض بعد فِرْعَوْن وَقَومه {ونري فِرْعَوْن وهامان وجنودهما مِنْهُم مَا كَانُوا يحذرون} قَالَ: مَا كَانَ الْقَوْم حذروه
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o, {ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض} “Biz ise yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak... istiyorduk” buyruğu hakkında: "Onlar İsrâiloğullarıdır", {ونجعلهم أَئِمَّة} “onları önderler yapmak” yani onlar işlerin yöneticileridir, {ونجعلهم الْوَارِثين} “ve onları vârisler kılmak” yani Firavun ve kavminden sonra yeryüzüne vâris olurlar, {ونري فِرْعَوْن وهامان وجنودهما مِنْهُم مَا كَانُوا يحذرون} “Firavun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onlardan sakınmakta oldukları şeyi göstermek” buyruğu hakkında da: "O kavmin sakınmakta olduğu şeydir" demiştir.
44484. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله: {ونجعلهم الْوَارِثين} قَالَ: يَرِثُونَ الأَرْض بعد آل فِرْعَوْن وَفِي قَوْله {ونري فِرْعَوْن} الْآيَة قَالَ: كَانَ حَاز يحزي لفرعون فَقَالَ: إِنَّه يُولد فِي هَذَا الْعَام غُلَام يذهب بملككم وَكَانَ فِرْعَوْن {يذبح أَبْنَاءَهُم ويستحيي نِسَاءَهُمْ} حذرا لقَوْل الحازي فَذَلِك قَوْله {ونري فِرْعَوْن وهامان وجنودهما مِنْهُم مَا كَانُوا يحذرون}
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Katâde radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o, {ونجعلهم الْوَارِثين} “ve onları vârisler kılmak” buyruğu hakkında: "Firavun hanedanından sonra yeryüzüne vâris olurlar" demiştir. {ونري فِرْعَوْن} “Firavun'a... göstermek” ayeti hakkında da şöyle demiştir: Bir kâhin Firavun'a kehanette bulunup: "Bu yıl sizin krallığınızı yok edecek bir erkek çocuk doğacak" demişti. Firavun da kâhinin sözünden sakınarak {يذبح أَبْنَاءَهُم ويستحيي نِسَاءَهُمْ} “onların oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu”. İşte {ونري فِرْعَوْن وهامان وجنودهما مِنْهُم مَا كَانُوا يحذرون} “Firavun'a, Hâmân'a ve askerlerine, onlardan sakınmakta oldukları şeyi göstermek [istiyorduk]” buyruğu budur.
44485. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الْحسن رَضِي الله قَالَ: قَالَ عمر ﵁: إِنِّي اسْتعْملت عمالاً لقَوْل الله {ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض}
İbn Ebî Hâtim, el-Hasan'dan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Ömer radıyallâhu anh şöyle dedi: "Ben Allah'ın {ونريد أَن نمن على الَّذين استضعفوا فِي الأَرْض} “Biz ise yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak... istiyorduk” buyruğu sebebiyle birtakım görevliler tayin ettim."
44486. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وأوحينا إِلَى أم مُوسَى أَن أرضعيه فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم وَلَا تخافي ولاتحزني إِنَّا رادوه إِلَيْك وجاعلوه من الْمُرْسلين فالتقطه آل فِرْعَوْن ليَكُون لَهُم عدوا وحزنا إِن فِرْعَوْن وهامان وجنودهما كَانُوا خاطئين
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وأوحينا إِلَى أم مُوسَى أَن أرضعيه فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم وَلَا تخافي ولاتحزني إِنَّا رادوه إِلَيْك وجاعلوه من الْمُرْسلين فالتقطه آل فِرْعَوْن ليَكُون لَهُم عدوا وحزنا إِن فِرْعَوْن وهامان وجنودهما كَانُوا خاطئين } “Mûsâ'nın annesine şöyle vahyettik: 'Onu emzir; onun için korktuğun zaman da onu nehre bırak, korkma ve üzülme! Şüphesiz biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız.' Nihayet Firavun ailesi, kendilerine bir düşman ve bir hüzün kaynağı olsun diye onu bulup aldı. Doğrusu Firavun, Hâmân ve onların askerleri hata içindeydiler.”
44487. Metin
أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله: {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى} يَقُول: ألهمناها الَّذِي صنعت بمُوسَى
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى} “Mûsâ'nın annesine vahyettik” buyruğu hakkında: "Mûsâ'ya yaptığı şeyi ona ilham ettik" dediğini rivayet etmiştir.
44488. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى} قَالَ: قذف فِي نَفسهَا
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnu'l-Münzir, Katâde radıyallâhu anh'tan {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى} “Mûsâ'nın annesine vahyettik” buyruğu hakkında: "Gönlüne atıldı" dediğini rivayet etmişlerdir.
44489. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى أَن أرضعيه} قَالَ: وَحي جاءها عَن الله قذف فِي قَلبهَا وَلَيْسَ بِوَحْي نبوة {فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم} قَالَ: فَجَعَلته فِي تَابُوت فقذفته فِي الْبَحْر
Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى أَن أرضعيه} “Mûsâ'nın annesine: 'Onu emzir' diye vahyettik” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: "Ona Allah'tan gelen ve kalbine atılan bir vahiydir, peygamberlik vahyi değildir. {فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم} 'onun için korktuğun zaman da onu nehre bırak' buyruğu hakkında: Onu bir sandığa koydu ve nehre bıraktı."
44490. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن أبي عبد الرَّحْمَن الحبلي قَالَ: إِن الله أوحى إِلَى أم مُوسَى حِين وضعت {أَن أرضعيه فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم} فَلَمَّا خَافت عَلَيْهِ جعلته فِي التابوت وَجعلت الْمِفْتَاح مَعَ التابوت وطرحته فِي الْبَحْر وَخرجت امْرَأَة فِرْعَوْن إِلَى الْبَحْر وَابْنَة لفرعون برصاء فَرَأَوْا سواداً فِي الْبَحْر فَأخْرج التابوت إِلَيْهِم فبدرت ابْنة فِرْعَوْن وَهِي برصاء إِلَى التابوت فَوجدت مُوسَى فِي التابوت وَهُوَ مَوْلُود فَأَخَذته فبرأت من برصها
İbn Ebî Hâtim, Ebû Abdirrahmân el-Hubulî'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Allah Mûsâ'nın annesine, onu doğurduğu zaman: {أَن أرضعيه فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم} “Onu emzir; onun için korktuğun zaman da onu nehre bırak” diye vahyetti. Ondan endişe edince onu sandığa koydu, anahtarı sandıkla birlikte kıldı ve onu nehre bıraktı. Firavun'un karısı ve Firavun'un alaca hastalığına tutulmuş kızı nehre çıktılar. Nehirde bir karartı gördüler. Sandık onlara doğru çıkarıldı. Firavun'un alacalı kızı sandığa doğru koştu ve sandıkta yeni doğmuş Mûsâ'yı buldu. Onu kucağına aldı ve alacasından şifa buldu.
44491. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الْأَعْمَش ﵁ قَالَ: قَالَ ابْن عَبَّاس ﵄: فِي قَوْله {فَإِذا خفت عَلَيْهِ} قَالَ: أَن يسمع جيرانك صَوته
İbn Ebî Hâtim, el-A'meş radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ, {فَإِذا خفت عَلَيْهِ} “onun için korktuğun zaman” buyruğu hakkında: "Komşularının onun sesini duymasından [korktuğun zaman]" demiştir.
44492. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى أَن أرضعيه} قَالَ: فَجَعَلته فِي بُسْتَان فَكَانَت تَأتيه فِي كل يَوْم مره فترضعه وتأتيه فِي كل ليله فترضعه فيكفيه ذَلِك {فَإِذا خفت عَلَيْهِ} قَالَ: إِذا بلغ أَرْبَعَة أشهر وَصَاح وابتغى من الرَّضَاع أَكثر من ذَلِك
İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den {وأوحينا إِلَى أم مُوسَى أَن أرضعيه} “Mûsâ'nın annesine: 'Onu emzir' diye vahyettik” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: "Onu bir bahçeye koydu; her gün bir defa gelip onu emzirir, her gece bir defa gelip onu emzirirdi ve bu ona yeterdi. {فَإِذا خفت عَلَيْهِ} 'onun için korktuğun zaman' buyruğu hakkında: Dört aya ulaşıp ses çıkardığı ve bundan daha fazla emmek istediği zaman."
44493. Metin
فَذَلِك قَوْله فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم
İşte {فَإِذا خفت عَلَيْهِ فألقيه فِي اليم} “onun için korktuğun zaman da onu nehre bırak” buyruğu budur.
44494. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن زيد ﵁ فِي قَوْله {وَلَا تخافي} قَالَ: لَا تخافي عَلَيْهِ الْبَحْر {وَلَا تحزني} يَقُول: وَلَا تحزني لفراقه
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Zeyd radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o, {وَلَا تخافي} “korkma” buyruğu hakkında: "Onun için denizden korkma", {وَلَا تحزني} “ve üzülme” buyruğu hakkında da: "Ondan ayrıldığın için üzülme" demiştir.
44495. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي قَوْله {فالتقطه آل فِرْعَوْن ليَكُون لَهُم عدوا} قَالَ: فِي دينهم {وحزناً} قَالَ: لما يَأْتِيهم بِهِ
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Katâde'den {فالتقطه آل فِرْعَوْن ليَكُون لَهُم عدوا} “Nihayet Firavun ailesi, kendilerine bir düşman... olsun diye onu bulup aldı” buyruğu hakkında: "Dinlerinde [düşman]", {وحزناً} “ve bir hüzün kaynağı” buyruğu hakkında da: "Onlara getireceği şeyden ötürü" dediğini rivayet etmişlerdir.
44496. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وَقَالَت امْرَأَة فِرْعَوْن قُرَّة عين لي وَلَك لَا تقتلوه عَسى أَن ينفعنا أَو نتخذه ولدا وهم لَا يَشْعُرُونَ
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَقَالَت امْرَأَة فِرْعَوْن قُرَّة عين لي وَلَك لَا تقتلوه عَسى أَن ينفعنا أَو نتخذه ولدا وهم لَا يَشْعُرُونَ } “Firavun'un karısı dedi ki: 'Bana da sana da bir göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz.' Oysa onlar farkında değillerdi.”
44497. Metin
أخرج ابْن جرير عَن مُحَمَّد بن قيس قَالَ: قَالَت: امْرَأَة فِرْعَوْن {قُرَّة عين لي وَلَك لَا تقتلوه} قَالَ فِرْعَوْن: قُرَّة عين لَك
İbn Cerîr, Muhammed b. Kays'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Firavun'un karısı: {قُرَّة عين لي وَلَك لَا تقتلوه} “Bana da sana da bir göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin” dedi. Firavun ise: "Senin için göz aydınlığıdır" dedi.
44498. Metin
أما لي فَلَا قَالَ مُحَمَّد بن قيس: قَالَ رَسُول الله ﷺ لَو قَالَ فِرْعَوْن قُرَّة عين لي وَلَك لَكَانَ لَهما جَمِيعًا
[Firavun]: 'Bana gelince hayır' [dedi]. Muhammed b. Kays şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: 'Eğer Firavun, [o] bana da sana da bir göz aydınlığıdır deseydi, ikisi için de [göz aydınlığı] olurdu.'
44499. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وَقَالَت امْرَأَة فِرْعَوْن قُرَّة عين لي وَلَك} تَعْنِي بذلك: مُوسَى ﵇ {عَسى أَن ينفعنا أَو نتخذه ولدا} قَالَ: ألقيت عَلَيْهِ رحمتها حِين ابصرته {وهم لَا يَشْعُرُونَ} إِن هلاكهم على يَدَيْهِ وَفِي زَمَانه
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den {وَقَالَت امْرَأَة فِرْعَوْن قُرَّة عين لي وَلَك} “Firavun'un karısı dedi ki: 'Bana da sana da bir göz aydınlığıdır!'” -bununla Mûsâ aleyhisselâm'ı kastediyordu- {عَسى أَن ينفعنا أَو نتخذه ولدا} “'belki bize faydası dokunur yahut onu evlat ediniriz'” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet ettiler: 'Onu gördüğü anda ona karşı [kalbine] merhameti bırakıldı.' {وهم لَا يَشْعُرُونَ} “Oysa onlar farkında değillerdi” [buyruğu hakkında ise]: 'Helaklerinin onun eliyle ve onun zamanında olacağının [farkında değillerdi].'
44500. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وهم لَا يَشْعُرُونَ} قَالَ: آل فِرْعَوْن أَنه عدوّ لَهُم
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den {وهم لَا يَشْعُرُونَ} “Oysa onlar farkında değillerdi” buyruğu hakkında: 'Firavun ailesi, onun kendilerine bir düşman olduğunu [fark etmiyorlardı]' dediğini rivayet ettiler.
44501. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله {وهم لَا يَشْعُرُونَ} قَالَ: مَا يصيبهم من عَاقِبَة أمره
İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den {وهم لَا يَشْعُرُونَ} “Oysa onlar farkında değillerdi” buyruğu hakkında: 'Onun işinin akıbetinden başlarına geleceklerin [farkında değillerdi]' dediğini rivayet etti.
44502. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي الْآيَة قَالَ: لَا يَشْعُرُونَ إِن هلاكهم على يَدَيْهِ وَالله تَعَالَى أعلم
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, Katâde'den ayet hakkında şöyle dediğini rivayet ettiler: 'Helaklerinin onun eliyle olacağının farkında değillerdi.' En doğrusunu Yüce Allah bilir.
44503. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا إِن كَادَت لتبدي بِهِ لَوْلَا أَن ربطنا على قَلبهَا لتَكون من الْمُؤمنِينَ
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا إِن كَادَت لتبدي بِهِ لَوْلَا أَن ربطنا على قَلبهَا لتَكون من الْمُؤمنِينَ } “Mûsâ'nın annesinin kalbi ise bomboş sabahladı. Eğer inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu açığa vuracaktı.”
44504. Metin
أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن مَسْعُود ﵁ فِي قَوْله {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} قَالَ: من ذكر كل شَيْء من أَمر الدُّنْيَا إِلَّا من ذكر مُوسَى
İbn Ebî Hâtim, İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} “Mûsâ'nın annesinin kalbi ise bomboş sabahladı” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: 'Mûsâ'nın anılması dışında, dünya işine dair her şeyin anılmasından [bomboş sabahladı].'
44505. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ من طرق عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} قَالَ: خَالِيا من كل شَيْء غير ذكر مُوسَى ﵇ وَفِي قَوْله {إِن كَادَت لتبدي بِهِ} قَالَ: تَقول يَا ابناه
el-Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve sahih olduğunu belirterek el-Hâkim, çeşitli yollardan İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} “Mûsâ'nın annesinin kalbi ise bomboş sabahladı” buyruğu hakkında: 'Mûsâ aleyhisselâm'ın anılması dışında her şeyden boşalmış olarak' dediğini; {إِن كَادَت لتبدي بِهِ} “neredeyse onu açığa vuracaktı” buyruğu hakkında da: ''Ey oğulcuğum!' diyecekti' dediğini rivayet ettiler.
44506. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} قَالَ: من كل شَيْء غير هم مُوسَى ﵇
el-Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} “Mûsâ'nın annesinin kalbi ise bomboş sabahladı” buyruğu hakkında: 'Mûsâ aleyhisselâm'ın kaygısı dışında her şeyden [boşaldı]' dediğini rivayet ettiler.
44507. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ عَن عِكْرِمَة ﵁ {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا}
el-Firyâbî, İkrime radıyallâhu anh'tan {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} “Mûsâ'nın annesinin kalbi ise bomboş sabahladı” buyruğu hakkında rivayet etti:
44508. Metin
قَالَ: من كل شَيْء من أَمر الدُّنْيَا وَالْآخِرَة إِلَّا من هم مُوسَى
[İkrime] şöyle dedi: 'Mûsâ'nın kaygısı dışında, dünya ve ahiret işine dair her şeyden [boşaldı].'
44509. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن ﵁ {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} قَالَ: من كل شَيْء إِلَّا من ذكر مُوسَى
Abd b. Humeyd, el-Hasan radıyallâhu anh'tan {وَأصْبح فؤاد أم مُوسَى فَارغًا} “Mûsâ'nın annesinin kalbi ise bomboş sabahladı” buyruğu hakkında: 'Mûsâ'nın anılması dışında her şeyden [boşaldı]' dediğini rivayet etti.
44510. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مغيث بن سمي أَو عَن أبي عُبَيْدَة فِي قَوْله {إِن كَادَت لتبدي بِهِ} أَي لتنبىء أَنه ابْنهَا من شدَّة وجدهَا {لَوْلَا أَن ربطنا على قَلبهَا} قَالَ: ربط الله على قَلبهَا بالايمان
İbn Ebî Hâtim, Muğîs b. Sümeyy veya Ebû Ubeyde'den {إِن كَادَت لتبدي بِهِ} “neredeyse onu açığa vuracaktı” yani üzüntüsünün şiddetinden onun kendi oğlu olduğunu neredeyse haber verecekti, {لَوْلَا أَن ربطنا على قَلبهَا} “eğer kalbini pekiştirmemiş olsaydık” buyruğu hakkında: 'Allah onun kalbini imanla pekiştirdi' dediğini rivayet etti.
44511. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وَقَالَت لأخته قصيه فبصرت بِهِ عَن جنب وهم لَا يَشْعُرُونَ
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَقَالَت لأخته قصيه فبصرت بِهِ عَن جنب وهم لَا يَشْعُرُونَ } “Ve [Mûsâ'nın] kız kardeşine: 'Onun izini takip et' dedi. O da onlar farkında değillerken onu uzaktan gözetledi.”
44512. Metin
أخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَقَالَت لأخته قصيه} أَي اتبعي أَثَره {فبصرت بِهِ عَن جنب} قَالَ: عَن جَانب
el-Firyâbî, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve sahih olduğunu belirterek el-Hâkim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَقَالَت لأخته قصيه} “Ve kız kardeşine: 'Onun izini takip et' dedi” yani 'onun izini sür', {فبصرت بِهِ عَن جنب} “O da onu uzaktan gözetledi” buyruğu hakkında: 'Bir yandan [gözetledi]' dediğini rivayet ettiler.
44513. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَقَالَت لأخته قصيه} أَي اتبعي أَثَره كَيفَ يصنع بِهِ {فبصرت بِهِ عَن جنب} قَالَ: عَن بعد {وهم لَا يَشْعُرُونَ} قَالَ: آل فِرْعَوْن أَنه عَدو لَهُم
el-Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {وَقَالَت لأخته قصيه} “Ve kız kardeşine: 'Onun izini takip et' dedi” yani 'ona ne yapılacağını görmek için izini sür', {فبصرت بِهِ عَن جنب} “O da onu uzaktan gözetledi” buyruğu hakkında: 'Uzaktan [gözetledi]', {وهم لَا يَشْعُرُونَ} “Oysa onlar farkında değillerdi” buyruğu hakkında da: 'Firavun ailesi, onun kendilerine bir düşman olduğunu [fark etmiyorlardı]' dediğini rivayet ettiler.
44514. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وَقَالَت لأخته قصيه} قَالَ: قصي أَثَره {فبصرت بِهِ عَن جنب} يَقُول: بصرت بِهِ وَهِي مجانبة لَهُم {وهم لَا يَشْعُرُونَ} انها أُخْته قَالَ: جعلت تنظر إِلَيْهِ وَكَأَنَّهَا لَا تريده
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde radıyallâhu anh'tan {وَقَالَت لأخته قصيه} “Ve kız kardeşine: 'Onun izini takip et' dedi” buyruğu hakkında: 'Onun izini takip et', {فبصرت بِهِ عَن جنب} “O da onu uzaktan gözetledi” buyruğu hakkında: 'Onlardan uzakta durarak onu gördü', {وهم لَا يَشْعُرُونَ} “onlar farkında değillerken” [buyruğu hakkında da]: 'Onun kız kardeşi olduğunun [farkında değillerken]' dediğini rivayet ettiler. [Katâde] dedi ki: 'Sanki onu istemiyormuş gibi ona bakmaya başladı.'
44515. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج قَالَ: اسْم أُخْت مُوسَى يواخيد وَأمه يحانذ
İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den şöyle dediğini rivayet etti: 'Mûsâ'nın kız kardeşinin adı Yuvâhîd, annesinin adı ise Yahâniz idi.'
44516. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر فِي تَارِيخ دمشق عَن أبي رواد ﵁ أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ لِخَدِيجَة ﵂ اما علمت أَن الله قد زَوجنِي مَعَك فِي الْجنَّة مَرْيَم بنت عمرَان وكلثوم أُخْت مُوسَى وآسية امْرَأَة فِرْعَوْن قَالَت: وَقد فعل الله ذَلِك يَا رَسُول الله قَالَ: نعم
İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk'ta Ebû Ruvâd radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hatîce radıyallâhu anhâ'ya şöyle buyurmuştur: 'Allah'ın cennette seninle birlikte beni İmrân kızı Meryem, Mûsâ'nın kız kardeşi Gülsüm ve Firavun'un hanımı Âsiye ile evlendirdiğini bilmedin mi?' [Hatîce]: 'Allah bunu gerçekten yaptı mı ey Allah'ın Resûlü?' dedi. [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: 'Evet' buyurdu.
44517. Metin
قَالَت: بالرفاه والبنين
[Hatîce]: 'Huzurla ve oğullarla olsun!' dedi.
44518. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن عَسَاكِر عَن أبي أُمَامَة ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ مَا شَعرت أَن الله زَوجنِي مَرْيَم بنت عمرَان وكلثوم أُخْت مُوسَى وَامْرَأَة فِرْعَوْن فَقلت: هَنِيئًا لَك يَا رَسُول الله
et-Taberânî ve İbn Asâkir, Ebû Ümâme radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Allah'ın beni İmrân kızı Meryem, Mûsâ'nın kız kardeşi Gülsüm ve Firavun'un karısı ile evlendirdiğini fark etmedin mi?' buyurdu. Ben de: 'Sana afiyet olsun ey Allah'ın Resûlü!' dedim.
44519. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وحرمنا عَلَيْهِ المراضع من قبل فَقَالَت هَل أدلكم على أهل بَيت يكفلونه لكم وهم لَهُ ناصحون فرددناه إِلَى أمه كي تقر عينهَا وَلَا تحزن ولتعلم أَن وعد الله حق وَلَكِن أَكْثَرهم لَا يعلمُونَ
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وحرمنا عَلَيْهِ المراضع من قبل فَقَالَت هَل أدلكم على أهل بَيت يكفلونه لكم وهم لَهُ ناصحون فرددناه إِلَى أمه كي تقر عينهَا وَلَا تحزن ولتعلم أَن وعد الله حق وَلَكِن أَكْثَرهم لَا يعلمُونَ } “Biz daha önceden ona sütanneleri haram kılmıştık (emmeyi kabul etmiyordu). Bunun üzerine [kız kardeşi]: 'Sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?' dedi. Böylece biz onu, gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye annesine geri verdik. Fakat onların çoğu bilmezler.”
44520. Metin
أخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وحرمنا عَلَيْهِ المراضع من قبل} قَالَ: لَا يُؤْتى بمرضع فيقبلها
el-Firyâbî, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve sahih olduğunu belirterek el-Hâkim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وحرمنا عَلَيْهِ المراضع من قبل} “Biz daha önceden ona sütanneleri haram kılmıştık” buyruğu hakkında: 'Kendisine hiçbir sütanne getirilmezdi ki onu kabul etsin (hepsini reddederdi)' dediğini rivayet ettiler.
44521. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد {وحرمنا عَلَيْهِ المراضع من قبل} قَالَ: لَا يقبل ثدي امْرَأَة حَتَّى يرجع إِلَى أمه
el-Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid'den {وحرمنا عَلَيْهِ المراضع من قبل} “Biz daha önceden ona sütanneleri haram kılmıştık” buyruğu hakkında: 'Annesine dönünceye kadar hiçbir kadının memesini kabul etmiyordu' dediğini rivayet ettiler.
44522. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج ﵁ قَالَ: حِين قَالَت {هَل أدلكم على أهل بَيت يكفلونه لكم وهم لَهُ ناصحون} قَالُوا: قد عرفتيه فَقَالَت: إِنَّمَا أردْت الْملك هم للْملك ناصحون
İbn Cerîr ve İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: [Kız kardeşi]: {هَل أدلكم على أهل بَيت يكفلونه لكم وهم لَهُ ناصحون} “'Sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?'” dediğinde, [saraydakiler]: 'Sen onu tanıyorsun!' dediler. Bunun üzerine o: 'Ben ancak hükümdarı kastettim; onlar hükümdar için samimidirler/iyilik isterler' dedi.
44523. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وحرمنا عَلَيْهِ المراضع} قَالَ: جعل لَا يُؤْتى بِامْرَأَة إِلَّا لم يَأْخُذ ثديها وَفِي قَوْله {ولتعلم أَن وعد الله حق} قَالَ: وعدها أَنه راده إِلَيْهَا وجاعله من الْمُرْسلين فَفعل الله بهَا ذَلِك
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den {وحرمنا عَلَيْهِ المراضع} “ona sütanneleri haram kılmıştık” buyruğu hakkında: 'Hangi kadın getirilse onun memesini almaz olmuştu', {ولتعلم أَن وعد الله حق} “ve Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye” buyruğu hakkında da: '[Allah] onu kendisine geri vereceğini ve elçilerden kılacağını vadetmişti; Allah da onun için bunu gerçekleştirdi' dediğini rivayet ettiler.
44524. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن أبي عمرَان الْجونِي ﵁ قَالَ: كَانَ فِرْعَوْن يُعْطي أم مُوسَى على رضَاع مُوسَى كل يَوْم دِينَارا
İbn Ebî Hâtim, Ebû İmrân el-Cevnî radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: 'Firavun, Mûsâ'nın emzirilmesi karşılığında Mûsâ'nın annesine her gün bir dinar verirdi.'
44525. Metin
وَأخرج أَبُو دَاوُد فِي الْمَرَاسِيل عَن جُبَير بن نفير ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ مثل الَّذين يغزون من أمتِي وَيَأْخُذُونَ الْجعل يَعْنِي: يتقوّون على عدوهم
Ebû Dâvûd, el-Merâsîl'de Cübeyr b. Nufeyr radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: 'Ümmetimden savaşıp da ücret alanların -yani düşmanlarına karşı güç kazananların- durumu,'
44526. Metin
مثل أم مُوسَى ترْضع وَلَدهَا وَتَأْخُذ أجرهَا
'Kendi çocuğunu emzirip de ücretini alan Mûsâ'nın annesinin durumu gibidir.'
44527. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وَلما بلغ أشده واستوى آتيناه حكما وعلما وَكَذَلِكَ نجزي الْمُحْسِنِينَ
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَلما بلغ أشده واستوى آتيناه حكما وعلما وَكَذَلِكَ نجزي الْمُحْسِنِينَ } “[Mûsâ] olgunluk çağına ulaşıp kemale erince, ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükafatlandırırız.”
44528. Metin
أخرج عبد بن حميد ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ والمحاملي فِي أَمَالِيهِ عَن طَرِيق مُجَاهِد عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَلما بلغ أشده} قَالَ: ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ سنة {واستوى} قَالَ: أَرْبَعِينَ سنة
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebû'ş-Şeyh ve Emâlî'sinde el-Mehâmilî, Mücâhid kanalıyla İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَلما بلغ أشده} “olgunluk çağına ulaşıp” buyruğu hakkında: 'Otuz üç yaşına', {واستوى} “ve kemale erince” buyruğu hakkında da: 'Kırk yaşına [ulaşınca]' dediğini rivayet ettiler.
44529. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا فِي كتاب المعمرين من طَرِيق الْكَلْبِيّ عَن أبي صَالح عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَلما بلغ أشده واستوى} قَالَ: الاشد مَا بَين الثماني عشرَة إِلَى الثَّلَاثِينَ والاستواء مَا بَين الثَّلَاثِينَ وَالْأَرْبَعِينَ فَإِذا زَاد على الْأَرْبَعين أَخذ فِي النُّقْصَان
İbn Ebî'd-Dünyâ, Kitâbu'l-Muammerîn'de el-Kelbî kanalıyla Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَلما بلغ أشده واستوى} “[Mûsâ] olgunluk çağına ulaşıp kemale erince” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: 'Eşüdd (olgunluk çağı), on sekiz ile otuz yaş arasıdır; istivâ (kemale erme) ise otuz ile kırk yaş arasıdır. Kırkı aştığında ise eksilmeye başlar.'
44530. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وَلما بلغ أشده} قَالَ: ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ سنة {واستوى} قَالَ: أَرْبَعِينَ سنة {آتيناه حكما وعلما} قَالَ: الحكم وَالْفِقْه وَالْعقل وَالْعلم قَالَ: النبوّة
el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den {وَلما بلغ أشده} “olgunluk çağına ulaşıp” buyruğu hakkında: 'Otuz üç yaşına', {واستوى} “ve kemale erince” buyruğu hakkında: 'Kırk yaşına [ulaşınca]', {آتيناه حكما وعلما} “ona hüküm ve ilim verdik” buyruğu hakkında da: 'Hüküm; fıkıh ve akıldır. İlim ise peygamberliktir' dediğini rivayet ettiler.
44531. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن أبي قبيصَة ﵁ فِي الْآيَة قَالَ: يَعْنِي بالاستواء: خُرُوج لحيته
İbn Ebî Hâtim, Ebû Kabîsa radıyallâhu anh'tan ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etti: 'İstivâ ile sakalının çıkmasını kastetmektedir.'
44532. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن قَتَادَة ﵁ {وَلما بلغ أشدّه} قَالَ: ثَلَاثًا وَثَلَاثِينَ سنة {واستوى} قَالَ: أَرْبَعِينَ سنة
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde radıyallâhu anh'tan {وَلما بلغ أشدّه} “olgunluk çağına ulaşıp” buyruğu hakkında: 'Otuz üç yaşına', {واستوى} “ve kemale erince” buyruğu hakkında da: 'Kırk yaşına [ulaşınca]' dediğini rivayet ettiler.
44533. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وَدخل الْمَدِينَة على حِين غفله من أَهلهَا فَوجدَ فِيهَا رجلَانِ يقتتلان هَذَا من شيعته وَهَذَا من عدوه فاستغثه الَّذِي من شيعته على الَّذِي من عدوه فوكزه مُوسَى فَقضى عَلَيْهِ قَالَ هَذَا من عمل الشَّيْطَان إِنَّه عَدو مُبين
- Yüce Allah'ın şu buyruğu: { وَدخل الْمَدِينَة على حِين غفله من أَهلهَا فَوجدَ فِيهَا رجلَانِ يقتتلان هَذَا من شيعته وَهَذَا من عدوه فاستغثه الَّذِي من شيعته على الَّذِي من عدوه فوكزه مُوسَى فَقضى عَلَيْهِ قَالَ هَذَا من عمل الشَّيْطَان إِنَّه عَدو مُبين } “[Mûsâ], halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi ve orada biri kendi tarafından, diğeri düşman tarafından kavga eden iki adam buldu. Kendi tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Mûsâ da ona bir yumruk indirip işini bitirdi (ölümüne sebep oldu). 'Bu şeytanın işindendir. Şüphesiz o, apaçık saptırıcı bir düşmandır' dedi.”
44534. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ: إِن فِرْعَوْن ركب مركبا وَلَيْسَ عِنْده مُوسَى فَلَمَّا جَاءَ مُوسَى ﵇ قيل لَهُ: إِن فِرْعَوْن قد ركب
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, es-Süddî'den rivayet ettiler: Firavun binitiyle [bir yere] gitti ve Mûsâ yanında değildi. Mûsâ aleyhisselâm gelince ona: 'Firavun bindi gitti' denildi.
44535. Metin
فَركب فِي أَثَره
Bunun üzerine [Mûsâ] onun peşi sıra bindi [ve gitti].
44536. Metin
فأدركه المقيل بِأَرْض يُقَال لَهَا منف فَدَخلَهَا نصف النَّهَار وَقد تغلقت أسواقها وَلَيْسَ فِي طرقها أحد
Menf (Memfis) denilen bir yerde öğle uykusu vakti ona ulaştı. Gün ortasında oraya girdiğinde çarşıları kapanmış ve sokaklarında hiç kimse kalmamıştı.
44537. Metin
وَهِي الَّتِي يَقُول الله تَعَالَى {وَدخل الْمَدِينَة على حِين غَفلَة من أَهلهَا}
İşte Yüce Allah'ın {وَدخل الْمَدِينَة على حِين غَفلَة من أَهلهَا} “halkının habersiz olduğu bir sırada şehre girdi” buyurduğu yer burasıdır.
44538. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم من طرق عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَدخل الْمَدِينَة على حِين غَفلَة} قَالَ: نصف النَّهَار
İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, çeşitli yollardan İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {وَدخل الْمَدِينَة على حِين غَفلَة} “habersiz olduğu bir sırada şehre girdi” buyruğu hakkında: 'Günün ortasında' dediğini rivayet ettiler.
44539. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن سعيد بن جُبَير ﵁ فِي قَوْله {وَدخل الْمَدِينَة على حِين غَفلَة} قَالَ: نصف النَّهَار وَالنَّاس قَائِلُونَ
Abd b. Humeyd, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Saîd b. Cübeyr radıyallâhu anh'tan {وَدخل الْمَدِينَة على حِين غَفلَة} “habersiz olduğu bir sırada şehre girdi” buyruğu hakkında: 'Günün ortasında, insanlar kaylûle (öğle uykusu) yaparlarken' dediğini rivayet ettiler.
44540. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي الْآيَة قَالَ: دَخلهَا عِنْد القائلة بالظهيرة وَالنَّاس نائمون
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den ayet hakkında şöyle dediğini rivayet ettiler: '[Şehre] öğle vaktinde, kaylûle esnasında insanlar uyurken girdi.'
44541. Metin
وَذَلِكَ أغفل مَا يكون النَّاس
İşte bu, insanların en gaflette (habersiz) olduğu vakittir.
44542. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم من طَرِيق ابْن جريج عَن عَطاء الْخُرَاسَانِي عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {حِين غَفلَة} قَالَ: مَا بَين الْمغرب وَالْعشَاء
İbn Ebî Hâtim, İbn Cüreyc kanalıyla Atâ el-Horasânî'den, o da İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {حِين غَفلَة} “habersiz olduğu bir sırada” buyruğu hakkında: 'Akşam ile yatsı arası' dediğini rivayet etti.
44543. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله {على حِين غَفلَة} قَالَ: مَا بَين الْمغرب وَالْعشَاء عَن أنَاس وَقَالَ آخَرُونَ: نصف النَّهَار وَقَالَ ابْن عَبَّاس: أَحدهمَا
İbnu'l-Münzir, İbn Cüreyc'den {على حِين غَفلَة} “habersiz olduğu bir sırada” buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etti: 'Bazı kimselere göre akşam ile yatsı arasıdır. Başkaları ise: Gün ortası demiştir. İbn Abbâs da ikisinden birini söylemiştir.'
44544. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {فَوجدَ فِيهَا رجلَيْنِ يقتتلان هَذَا من شيعته} قَالَ: اسرائيلي {وَهَذَا من عدوّه} قَالَ: قبْطِي {فاستغاثه الَّذِي من شيعته} الاسرائيلي {على الَّذِي من عدوّه} القبطي {فوكزه مُوسَى فَقضى عَلَيْهِ} قَالَ: فَمَاتَ قَالَ: فَكبر ذَلِك على مُوسَى ﵊
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {فَوجدَ فِيهَا رجلَيْنِ يقتتلان هَذَا من شيعته} “orada kavga eden iki adam buldu; bu kendi tarafından” buyruğu hakkında: 'İsrâiloğullarından biri', {وَهَذَا من عدوّه} “bu da düşmanından idi” buyruğu hakkında: 'Kıptî biri', {فاستغاثه الَّذِي من شيعته} “kendi tarafından olan [İsrâilli] yardım istedi”, {على الَّذِي من عدوّه} “düşmanı olan [Kıptî'ye] karşı”, {فوكزه مُوسَى فَقضى عَلَيْهِ} “Mûsâ da ona bir yumruk indirip işini bitirdi” buyruğu hakkında: 'Bunun üzerine öldü' dediğini ve şöyle eklediğini rivayet etti: 'Bu durum Mûsâ aleyhisselâm'a pek ağır geldi.'
44545. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {فاستغاثه الَّذِي من شيعته} قَالَ: من قومه من بني إِسْرَائِيل
el-Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {فاستغاثه الَّذِي من شيعته} “kendi tarafından olan ondan yardım istedi” buyruğu hakkında: 'Kendi kavminden, yani İsrâiloğullarından olan [kimsedir]' dediğini rivayet ettiler.
44546. Metin
وَكَانَ فِرْعَوْن من فَارس من اصطخر {فوكزه مُوسَى} قَالَ: بِجمع كَفه
'Firavun ise Fars'tan, İstahr'dandı.' {فوكزه مُوسَى} “Mûsâ ona bir yumruk vurdu” [buyruğu hakkında Mücâhid]: 'Yumruğuyla [vurdu]' dedi.
44547. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {فوكزه مُوسَى} قَالَ: بعصا وَلم يتَعَمَّد قَتله
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde radıyallâhu anh'tan {فوكزه مُوسَى} “Mûsâ ona bir darbe vurdu” buyruğu hakkında: 'Bir asa ile [vurdu], onu öldürmeyi kastetmemişti' dediğini rivayet ettiler.