45355. Metin
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم -
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
45356. Metin
سُورَة الرّوم
Rûm Suresi
45357. Metin
مَكِّيَّة وآياتها سِتُّونَ
Mekkîdir ve altmış ayettir.
45358. Metin
- مُقَدّمَة سُورَة الرّوم أخرج ابْن الضريس والنحاس وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل من طرق عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة الرّوم بِمَكَّة
- Rûm Suresinin Mukaddimesi İbnü'd-Durays, en-Nehhâs, İbn Merdûye ve ed-Delâil'de el-Beyhakî çeşitli yollardan İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiler; o şöyle dedi: Rûm Suresi Mekke'de nazil oldu.
45359. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن الزبير
İbn Merdûye, İbnü'z-Zübeyr'den rivayet etti:
45360. Metin
مثله
Bunun benzerini.
45361. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَأحمد بِسَنَد حسن عَن رجل من الصَّحَابَة
Abdurrezzâk ve hasen bir senetle Ahmed, sahâbeden bir adamdan rivayet ettiler:
45362. Metin
أَن رَسُول الله ﷺ صلى بهم الصُّبْح فَقَرَأَ فِيهَا سُورَة الرّوم
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlara sabah namazını kıldırdı ve onda Rûm Suresini okudu.
45363. Metin
وَأخرج الْبَزَّار عَن الاغر الْمُزنِيّ ﵁
el-Bezzâr, el-Eğarr el-Müzenî radıyallâhu anh'tan rivayet etti:
45364. Metin
أَن رَسُول الله ﷺ قَرَأَ فِي صَلَاة الصُّبْح بِسُورَة الرّوم
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazında Rûm Suresini okudu.
45365. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن معمر بن عبد الْملك بن عُمَيْر
Abdurrezzâk, Ma'mer b. Abdilmelik b. Umeyr'den rivayet etti:
45366. Metin
أَن النَّبِي ﷺ قَرَأَ فِي الْفجْر يَوْم الْجُمُعَة بِسُورَة الرّوم
Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Cuma günü sabah namazında Rûm Suresini okudu.
45367. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة فِي المُصَنّف وَأحمد وَابْن قَانِع من طَرِيق عبد الْملك بن عُمَيْر عَن أبي روح ﵁ قَالَ: صلى رَسُول الله ﷺ الصُّبْح فَقَرَأَ سُورَة الرّوم فتردد فِيهَا فَلَمَّا انْصَرف قَالَ انما يلبس علينا صَلَاتنَا قوم يحْضرُون الصَّلَاة بِغَيْر طهُور من شهد الصَّلَاة فليحسن الطّهُور
İbn Ebî Şeybe el-Musannef'te, Ahmed ve İbn Kâni', Abdülmelik b. Umeyr yoluyla Ebû Ravh radıyallâhu anh'tan rivayet ettiler; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sabah namazını kıldırdı ve Rûm Suresini okudu, onda bir takılma yaşadı. Namazı bitirince şöyle buyurdu: "Namazımızı bize karıştıranlar, ancak namaza abdestsiz gelen topluluktur. Kim namazda hazır bulunursa abdestini güzel alsın."
45368. Metin
- الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض وهم من بعد غلبهم سيغلبون فِي بضع سِنِين لله الْأَمر من قبل وَمن بعد ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله ينصر من يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيز الرَّحِيم وعد الله لَا يخلف الله وعده وَلَكِن أَكثر النَّاس لَا يعلمُونَ
- {الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض وهم من بعد غلبهم سيغلبون فِي بضع سِنِين لله الْأَمر من قبل وَمن بعد ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله ينصر من يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيز الرَّحِيم وعد الله لَا يخلف الله وعده وَلَكِن أَكثر النَّاس لَا يعلمُونَ} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı. [Arapların] en yakın yerinde. Onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önünde de sonunda da emir Allah'ındır. O gün müminler sevineceklerdir. Allah'ın yardımıyla; O dilediğine yardım eder. O, Azîz'dir, Rahîm'dir. [Bu] Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez, fakat insanların çoğu bilmezler.”
45369. Metin
أخرج أَحْمد وَالتِّرْمِذِيّ وَحسنه وَالنَّسَائِيّ وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالطَّبَرَانِيّ فِي الْكَبِير وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل والضياء عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {الم غلبت الرّوم} قَالَ: غلبت
Ahmed, hasen kabul ederek et-Tirmizî, en-Nesâî, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, el-Kebîr'de et-Taberânî, sahih olduğunu belirterek el-Hâkim, İbn Merdûye, ed-Delâil'de el-Beyhakî ve ed-Dıyâ, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” kavli hakkında rivayet ettiler; o şöyle dedi: Yenildi
45370. Metin
وغلبت قَالَ: كَانَ الْمُشْركُونَ يحبونَ أَن تظهر فَارس على الرّوم لأَنهم أَصْحَاب أوثان وَكَانَ الْمُسلمُونَ يحبونَ أَن تظهر الرّوم على فَارس لأَنهم أَصْحَاب كتاب فذكروه لأبي بكر ﵁ فَذكره أَبُو بكر لرَسُول الله ﷺ فَقَالَ رَسُول الله ﷺ أما أَنهم سيغلبون فَذكره أَبُو بكر ﵁ لَهُم فَقَالُوا: اجْعَل بَيْننَا وَبَيْنك أَََجَلًا فَإِن ظهرنا كَانَ لنا كَذَا وَكَذَا وَإِن ظهرتم كَانَ لكم كَذَا وَكَذَا
ve galip geldi. Dedi ki: Müşrikler, Farsların Rumlara galip gelmesini istiyorlardı; çünkü onlar putperesttiler. Müslümanlar ise Rumların Farslara galip gelmesini istiyorlardı; çünkü onlar Ehl-i kitaptı. Bunu Ebû Bekir radıyallâhu anh'a anlattılar, Ebû Bekir de bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e aktardı. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Haberiniz olsun ki onlar galip geleceklerdir" buyurdu. Ebû Bekir radıyallâhu anh bunu onlara söyledi. Onlar da: "Bizimle senin aranda bir süre belirle; şayet biz galip gelirsek bize şu şu olsun, şayet siz galip gelirseniz size şu şu olsun" dediler.
45371. Metin
فَجعل بَينهم أَََجَلًا خمس سِنِين فَلم يظهروا فَذكر ذَلِك أَبُو بكر لرَسُول الله ﷺ فَقَالَ: الا جعلته أرَاهُ قَالَ: دون الْعشْر فظهرت الرّوم بعد ذَلِك فَذَلِك قَوْله {الم غلبت الرّوم} فَغلبَتْ ثمَّ غلبت بعد
Aralarında beş yıllık bir süre belirledi, fakat [o sürede] galip gelemediler. Ebû Bekir bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattı. Resûlullah: "Onu -öyle sanıyorum ki- ondan az [bir süre] yapsaydın ya!" buyurdu. Bundan sonra Rumlar galip geldi. İşte bu, {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” kavlidir; önce yenildiler, sonra bundan sonra galip geldiler.
45372. Metin
يَقُول الله {لله الْأَمر من قبل وَمن بعد ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} قَالَ سُفْيَان: سَمِعت أَنهم قد ظَهَرُوا عَلَيْهِم يَوْم بدر
Allah Teâlâ {لله الْأَمر من قبل وَمن بعد ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} “Önünde de sonunda da emir Allah'ındır. O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir.” buyurmaktadır. Süfyân: "Onların Bedir günü [Rumlara/Farslara] galip geldiklerini duydum" dedi.
45373. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن مَسْعُود ﵁ قَالَ: كَانَ فَارس ظَاهِرين على الرّوم وَكَانَ الْمُشْركُونَ يحبونَ أَن تظهر فَارس على الرّوم وَكَانَ الْمُسلمُونَ يحبونَ أَن تظهر الرّوم على فَارس لأَنهم أهل كتاب وهم أقرب إِلَى دينهم
İbn Cerîr, İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Farslar Rumlara üstün gelmişti. Müşrikler Farsların Rumlara üstün gelmesini istiyorlardı, Müslümanlar ise Ehl-i kitap oldukları ve dinlerine daha yakın bulundukları için Rumların Farslara üstün gelmesini istiyorlardı.
45374. Metin
فَلَمَّا نزلت {الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض وهم من بعد غلبهم سيغلبون فِي بضع سِنِين} قَالُوا: يَا أَبَا بكر إِن صَاحبك يَقُول إِن الرّوم تظهر على فَارس فِي بضع سِنِين
{الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض وهم من بعد غلبهم سيغلبون فِي بضع سِنِين} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar en yakın yerde yenilgiye uğradı. Onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.” ayeti inince: "Ey Ebû Bekir! Arkadaşın, Rumların birkaç yıl içinde Farslara galip geleceğini söylüyor" dediler.
45375. Metin
قَالَ: صدق قَالُوا: هَل لَك إِلَى أَن نقامرك فَبَايعُوهُ على أَرْبَعَة قَلَائِص إِلَى سبع سِنِين فَمضى السَّبع سِنِين وَلم يكن شَيْء
[Ebû Bekir]: "Doğru söyledi" dedi. "Seninle bir bahse girelim mi?" dediler. Yedi yıla kadar dört genç deve üzerine onunla bahse tutuştular. Yedi yıl geçti ve hiçbir şey olmadı.
45376. Metin
ففرح الْمُشْركُونَ بذلك وشق على الْمُسلمين
Müşrikler buna sevindi, Müslümanlara ise bu durum ağır geldi.
45377. Metin
وَذكر ذَلِك للنَّبِي ﷺ فَقَالَ مَا بضع سِنِين قَالَ: فَمَا مَضَت السنتان حَتَّى جَاءَت الركْبَان بِظُهُور الرّوم على فَارس ففرح الممؤمنون بذلك وَأنزل الله {الم غلبت الرّوم} إِلَى قَوْله {وعد الله لَا يخلف الله وعده}
Bu durum Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlatılınca: "Bıd' (بضع) kaç yıldır?" buyurdu. Dedi ki: İki yıl daha geçmemişti ki süvariler Rumların Farslara galip geldiği haberini getirdiler. Müminler buna sevindiler ve Allah {الم غلبت الرّوم} ayetinden {وعد الله لَا يخلف الله وعده} “[Bu] Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez.” kavline kadar olan kısmı indirdi.
45378. Metin
وَأخرج أيو يعلى وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر عَن الْبَراء بن عَازِب ﵁ قَالَ: لما أنزلت {الم غلبت الرّوم} قَالَ الْمُشْركُونَ لأبي بكر
Ebû Ya'lâ, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve İbn Asâkir, Berâ b. Âzib radıyallâhu anh'tan rivayet ettiler; o şöyle dedi: {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” ayeti indiğinde, müşrikler Ebû Bekir
45379. Metin
رَضِي الله عَنهُ: أَلا ترى إِلَى مَا يَقُول صَاحبك
radıyallâhu anh'a: "Arkadaşının ne dediğini görmüyor musun?
45380. Metin
يزْعم أَن الرّوم تغلب فَارس قَالَ: صدق صَاحِبي
Rumların Farslara galip geleceğini iddia ediyor" dediler. O da: "Arkadaşım doğru söyledi" dedi.
45381. Metin
قَالُوا: هَل لَك أَن نخاطرك فَجعل بَينه وَبينهمْ أَََجَلًا فَحل الْأَجَل قبل أَن يبلغ الرّوم فَارس فَبلغ ذَلِك النَّبِي ﷺ فساءه وَكَرِهَهُ وَقَالَ لأبي بكر مَا دعَاك إِلَى هَذَا قَالَ: تَصْدِيقًا لله وَرَسُوله فَقَالَ: تعرض لَهُم وَأعظم الْخطر واجعله إِلَى بضع سِنِين
"Seninle bahse girelim mi?" dediler. Kendisiyle onlar arasında bir süre belirledi; fakat süre, Rumlar Farslara ulaşmadan doldu. Bu durum Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştı; canını sıktı ve bundan hoşlanmadı. Ebû Bekir'e: "Seni buna sevk eden neydi?" dedi. [Ebû Bekir]: "Allah'ı ve Resûlünü tasdik etmek için" dedi. Bunun üzerine: "Onlara teklif et, bahsi büyüt ve onu birkaç yıla kadar uzat" buyurdu.
45382. Metin
فَأَتَاهُم أَبُو بكر ﵁ فَقَالَ: هَل لكم فِي الْعود فَإِن الْعود أَحْمد قَالُوا: نعم
Ebû Bekir radıyallâhu anh onların yanına gidip: "Yeniden bahse girmeye var mısınız? Çünkü tekrar etmek daha övgüye layıktır" dedi. "Evet" dediler.
45383. Metin
ثمَّ لم تمض تِلْكَ السنون حَتَّى غلبت الرّوم فَارس وربطوا خيولهم بِالْمَدَائِنِ وبنوا الرومية فقمر أَبُو بكر فجَاء بِهِ أَبُو بكر يحملهُ إِلَى رَسُول الله ﷺ فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: هَذَا السُّحت تصدق بِهِ
Sonra o yıllar bitmeden Rumlar Farslara galip geldi, atlarını Medâin'e bağladılar ve Rûmiye'yi inşa ettiler. Ebû Bekir bahsi kazandı ve onu alıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e getirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bu haram kazançtır, onu sadaka olarak ver" buyurdu.
45384. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَصَححهُ وَالدَّارقطني فِي الافراد وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه وَأَبُو نعيم فِي الدَّلَائِل وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن يسَار بن مكرم السّلمِيّ قَالَ: لما نزلت {الم غلبت الرّوم}
et-Tirmizî (sahih olduğunu belirterek), el-Efrâd'da ed-Dârekutnî, et-Taberânî, İbn Merdûye, ed-Delâil'de Ebû Nuaym ve Şuabü'l-Îmân'da el-Beyhakî, Yesâr b. Mükrem es-Sülemî'den rivayet ettiler; o şöyle dedi: {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” nazil olduğunda,
45385. Metin
كَانَت فَارس يَوْم نزلت هَذِه الْآيَة قاهرين الرّوم وَكَانَ الْمُسلمُونَ يحبونَ ظُهُور الرّوم عَلَيْهِم لِأَنَّهُمَا وإياهم أهل كتاب وَفِي ذَلِك يَقُول الله {ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} وَكَانَت قُرَيْش تحب ظُهُور فَارس لأَنهم وإياهم لَيْسُوا أهل كتاب وَلَا إِيمَان ببعث فَلَمَّا أنزل الله هَذِه الْآيَة خرج أَبُو بكر ﵁ يَصِيح فِي نواحي مَكَّة {الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض وهم من بعد غلبهم سيغلبون فِي بضع سِنِين} فَقَالَ نَاس من قُرَيْش لأبي بكر: ذَاك بَيْننَا وَبَيْنكُم يزْعم صَاحبك إِن الرّوم ستغلب فَارس فِي بضع سِنِين أَفلا نراهنك على ذَاك قَالَ: بلَى - وَذَلِكَ قبل تَحْرِيم الرِّهَان - فارتهن أَبُو بكر ﵁ الْمُشْركُونَ وتواضعوا الرِّهَان وَقَالُوا لأبي بكر: لم تجْعَل الْبضْع ثَلَاث سِنِين إِلَى تسع سِنِين فسم بَيْننَا وَبَيْنك وسطا تَنْتَهِي إِلَيْهِ قَالَ: فسموا بَينهم سِتّ سِنِين فمضت السِّت قبل أَن يظهروا فَأخذ الْمُشْركُونَ رهن أبي بكر ﵁ فَلَمَّا دخلت السّنة السابعه ظَهرت الرّوم على فَارس فعاب الْمُسلمُونَ على أبي بكر ﵁ بتسميته سِتّ سِنِين قَالَ: لِأَن الله قَالَ {فِي بضع سِنِين} فَأسلم عِنْد ذَلِك نَاس كثير
Bu ayet indiği gün Farslar Rumlara üstün gelmiş durumdaydı. Müslümanlar Rumların onlara galip gelmesini istiyorlardı; çünkü hem kendileri hem de onlar Ehl-i kitaptı. Nitekim Allah bu hususta {ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} “O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir.” buyurmaktadır. Kureyş ise Farsların galip gelmesini istiyordu; çünkü hem kendileri hem de onlar Ehl-i kitap değillerdi ve öldükten sonra dirilmeye inanmıyorlardı. Allah bu ayeti indirince, Ebû Bekir radıyallâhu anh Mekke'nin etrafında: "{الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض وهم من بعد غلبهم سيغلبون فِي بضع سِنِين} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar en yakın yerde yenilgiye uğradı. Onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.”" diye nida ederek çıktı. Kureyş'ten bazı insanlar Ebû Bekir'e: "Bu bizimle sizin aranızdadır; arkadaşın Rumların birkaç yıl içinde Farslara galip geleceğini iddia ediyor, buna bahse girelim mi?" dediler. O da -bu durum bahsin haram kılınmasından önceydi- "Evet" dedi. Ebû Bekir radıyallâhu anh ile müşrikler bahse tutuştular ve ortaya rehin koydular. Ebû Bekir'e: "'Bıd'' üç yıldan dokuz yıla kadardır; bizimle senin aranda sona erecek bir orta süre belirle" dediler. Dedi ki: Aralarında altı yıl olarak belirlediler. Onlar galip gelmeden altı yıl geçti ve müşrikler Ebû Bekir radıyallâhu anh'ın rehnini aldılar. Yedinci yıla girildiğinde Rumlar Farslara galip geldi. Müslümanlar altı yıl belirlemesinden ötürü Ebû Bekir radıyallâhu anh'ı kınadılar. Dedi ki: Çünkü Allah {فِي بضع سِنِين} “birkaç yıl içinde” buyurmuştu. Bunun üzerine birçok insan Müslüman oldu.
45386. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَحسنه وَابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄
Hasen kabul ederek et-Tirmizî, İbn Cerîr ve İbn Merdûye, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiler:
45387. Metin
أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ لأبي بكر ﵁: لما نزلت {الم غلبت الرّوم} أَلا يغالب الْبضْع دون الْعشْر
{الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” indiğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bekir radıyallâhu anh'a şöyle buyurdu: "'Bıd''ın onun altı olduğu hususunda bahse girseydin ya!"
45388. Metin
وَأخرج ابْن عبد الحكم فِي فتوح مصر وَابْن أبي حَاتِم وة وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل وَابْن عَسَاكِر عَن ابْن شهَاب ﵁ قَالَ: بلغنَا أَن الْمُشْركين كَانُوا يجادلون الْمُسلمين وهم بِمَكَّة يَقُولُونَ: الرّوم أهل كتاب وَقد غلبتهم الْفرس وَأَنْتُم تَزْعُمُونَ أَنكُمْ ستغلبون بِالْكتاب الَّذِي أنزل على نَبِيكُم وسنغلبكم كَمَا غلبت فَارس الرّوم فَأنْزل الله {الم غلبت الرّوم} قَالَ ابْن شهابك فاخبرني عبيد الله بن عبد الله بن عتبَة بن مَسْعُود قَالَ: إِنَّه لما نزلت هَاتَانِ الْآيَتَانِ فَأمر أَبُو بكر بعض الْمُشْركين - قبل أَن يحرم الْقمَار - على شَيْء إِن لم تغلب الرّوم فَارس فِي بضع سِنِين فَقَالَ رَسُول الله ﷺ لم فعلت فَكل مَا دون الْعشْر بضع فَكَانَ ظُهُور فَارس على الرّوم فِي سبع سِنِين ثمَّ أظهر الله الرّوم على فَارس زمن الْحُدَيْبِيَة ففرح الْمُسلمُونَ بِظُهُور أهل الْكتاب
Fütûhu Mısr'da İbn Abdilhâkem, İbn Ebî Hâtim, ed-Delâil'de el-Beyhakî ve İbn Asâkir, İbn Şihâb radıyallâhu anh'tan rivayet ettiler; o şöyle dedi: Bize ulaştığına göre müşrikler Mekke'deyken Müslümanlarla tartışır ve şöyle derlerdi: "Rumlar Ehl-i kitaptır ve Farslar onlara galip gelmiştir. Siz ise peygamberinize indirilen Kitap sayesinde galip geleceğinizi iddia ediyorsunuz; Farsların Rumlara galip geldiği gibi biz de size galip geleceğiz." Bunun üzerine Allah {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” ayetini indirdi. İbn Şihâb dedi ki: Bana Ubeydullah b. Abdillâh b. Utbe b. Mes'ûd haber verip şöyle dedi: Bu iki ayet indiğinde Ebû Bekir -kumar haram kılınmadan önce- Rumlar birkaç yıl içinde Farslara galip gelmezse [verilmek üzere] bazı müşriklerle bir şey üzerine bahse girdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Niçin böyle yaptın? Çünkü onun altındaki her şey 'bıd''dır" buyurdu. Farsların Rumlara üstünlüğü yedi yıl içinde oldu. Sonra Allah Hudeybiye zamanında Rumları Farslara üstün kıldı ve Müslümanlar Ehl-i kitabın üstün gelmesine sevindiler.
45389. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَحسنه وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن أبي سعيد قَالَ: كَانَ يَوْم بدر ظَهرت الرّوم على قارس فأعجب ذَلِك الْمُؤمنِينَ فَنزلت {الم غلبت الرّوم} قَرَأَهَا بِالنّصب إِلَى قَوْله {يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} قَالَ: ففرح المؤمنو بِظُهُور الرّوم على فَارس قَالَ التِّرْمِذِيّ: هَكَذَا قَرَأَ {غلبت}
Hasen kabul ederek et-Tirmizî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, Ebû Saîd'den rivayet ettiler; o şöyle dedi: Bedir günü Rumlar Farslara galip geldi ve bu durum müminlerin pek hoşuna gitti. Bunun üzerine {الم غلبت الرّوم} -onu nasb ile okudu- {يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} “müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir” kavline kadar nazil oldu. Dedi ki: Müminler Rumların Farslara galip gelmesine sevindiler. et-Tirmizî dedi ki: {غلبت} kelimesini bu şekilde okudu.
45390. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل وَابْن عَسَاكِر من طَرِيق عَطِيَّة الْعَوْفِيّ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {الم غلبت الرّوم} قَالَ: قد مضى
İbn Cerîr, İbn Merdûye, ed-Delâil'de el-Beyhakî ve İbn Asâkir, Atıyye el-Avfî yoluyla İbn Abbâs'tan {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” kavli hakkında rivayet ettiler; o şöyle dedi: [Bu olay] geçip gitmiştir.
45391. Metin
كَانَ ذَلِك فِي أهل فَارس وَالروم وَكَانَت فَارس قد غلبتهم ثمَّ غلبت الرّوم بعد ذَلِك والتقى رَسُول الله ﷺ مَعَ مُشْركي الْعَرَب وَنصر أهل الْكتاب على الْعَجم
Bu durum Fars ve Rum halkı arasındaydı. Farslar onlara galip gelmişti, sonra bundan sonra Rumlar galip geldi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de Arap müşrikleriyle karşılaştı ve Ehl-i kitaba Acemlere karşı yardım edildi.
45392. Metin
قَالَ عَطِيَّة: وَسَأَلت أَبَا سعيد الْخُدْرِيّ عَن ذَلِك عَن ذَلِك فَقَالَ: الْتَقَيْنَا مَعَ رَسُول الله ﷺ ومشركي الْعَرَب والتقت الرّوم وَفَارِس فنصرنا على مُشْركي الْعَرَب وَنصر أهل الْكتاب على الْمَجُوس ففرحنا بنصر الله إيانا على الْمُشْركين وفرحنا بنصر أهل الْكتاب على الْمَجُوس فَذَلِك قَوْله {ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله}
Atıyye dedi ki: Ebû Saîd el-Hudrî'ye bundan sordum, şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte Arap müşrikleriyle karşılaştık; Rumlar ile Farslar da karşılaştı. Bize Arap müşriklerine karşı yardım edildi, Ehl-i kitaba da Mecûsîlere karşı yardım edildi. Allah'ın müşriklere karşı bize yardım etmesine sevindik, Ehl-i kitabın Mecûsîlere karşı galip gelmesine de sevindik. İşte bu, {ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} “O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir.” kavlidir.
45393. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ عَن قَتَادَة {الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض} قَالَ: غلبتهم أهل فَارس على أدنى أَرْضك الشَّام
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve el-Beyhakî, Katâde'den {الم غلبت الرّوم فِي أدنى الأَرْض} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar en yakın yerde yenilgiye uğradı.” ayeti hakkında rivayet ettiler; o şöyle dedi: Fars halkı, Şam olan en yakın toprağınızda onlara galip geldi.
45394. Metin
{وهم من بعد غلبهم سيغلبون} قَالَ: لما أنزل الله هَؤُلَاءِ الْآيَات صدق الْمُسلمُونَ رَبهم وَعرفُوا أَن الرّوم
{وهم من بعد غلبهم سيغلبون} “Onlar bu yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir.” [ayeti hakkında] dedi ki: Allah bu ayetleri indirdiğinde Müslümanlar Rablerini tasdik ettiler ve bildiler ki Rumlar
45395. Metin
ستظهر على أهل فَارس فاقتمروا هم وَالْمُشْرِكُونَ خمس قَلَائِص وأجلوا بَينهم خمس سِنِين فولي قمار الْمُسلمين أَبُو بكر وَولي قمار الْمُشْركين أبي بن خلف - وَذَلِكَ قبل أَن ينْهَى عَن الْقمَار - فجَاء الْأَجَل وَلم تظهر الرّوم على فَارس فَسَأَلَ الْمُشْركُونَ قمارهم فَذكر ذَلِك أَصْحَاب النَّبِي ﷺ للنَّبِي ﷺ فَقَالَ ألم تَكُونُوا أَحِقَّاءَ أَن تؤجلوا أَََجَلًا دون الْعشْر فَإِن الْبضْع مَا بَين الثَّلَاث إِلَى الْعشْر فزايدوهم وَمَا دوهم فِي الْأَجَل فأظهر الله الرّوم على فَارس عِنْد رَأس السَّبع من قمارهم الأول فَكَانَ ذَلِك مرجعهم من الحديبيه وَكَانَ مِمَّا شدّ الله بِهِ الإِسلام فَهُوَ قَوْله {ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله}
Fars halkına galip gelecektir. Kendileri ve müşrikler beş genç deve üzerine bahse tutuştular ve aralarında beş yıllık bir süre belirlediler. Müslümanların bahsini Ebû Bekir, müşriklerin bahsini ise Übey b. Halef üstlendi -bu durum kumardan menedilmeden önceydi-. Belirlenen süre geldi fakat Rumlar Farslara galip gelmedi. Müşrikler bahislerini istediler. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabı bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e anlattılar. O da: "Onun altında bir süre belirlemeniz daha doğru olmaz mıydı? Çünkü 'bıd'' üç ile on arasıdır. Onlarla bahsi artırın ve süreyi uzatın" buyurdu. Allah, ilk bahislerinin yedinci yılının başında Rumları Farslara galip kıldı. Bu durum onların Hudeybiye'den dönüşlerine denk geldi ve Allah'ın İslâm'ı güçlendirdiği şeylerden biri oldu. İşte bu, O'nun {ويومئذ يفرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله} “O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir.” kavlidir.
45396. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ عَن الزبير الْكلابِي قَالَ: رَأَيْت غَلَبَة فَارس الرّوم ثمَّ رَأَيْت غَلَبَة الرّوم فَارس ثمَّ رَأَيْت غَلَبَة الْمُسلمين فَارس وَالروم وظهورهم على الشَّام وَالْعراق
İbn Ebî Hâtim ve el-Beyhakî, ez-Zübeyr el-Kilâbî'den rivayet ettiler; o şöyle dedi: Farsların Rumlara galip gelişini gördüm, sonra Rumların Farslara galip gelişini gördüm, sonra da Müslümanların Fars ve Rumlara galip gelip Şam ve Irak'a hâkim olduklarını gördüm.
45397. Metin
كل ذَلِك فِي خمس عشرَة سنة
Bütün bunlar on beş yıl içinde [oldu].
45398. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ عَن أبي الدَّرْدَاء ﵁ قَالَ: سَيَجِيءُ أَقوام يقرأون {غلبت الرّوم} وَإِنَّمَا هِيَ {غُلبت}
el-Hâkim (sahih olduğunu belirterek), Ebü'd-Derdâ radıyallâhu anh'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Birtakım kimseler gelecek ve {غلبت الرّوم} (Ğalebeti'r-Rûm) şeklinde okuyacaklar; oysa o sadece {غُلبت} (Ğulibet)'tir.
45399. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الرَّحْمَن بن غنم قَالَ: سَأَلت معَاذ بن جبل ﵁ عَن قَول الله {الم غلبت الرّوم} أَو {غلبت} فَقَالَ: اقرأني رَسُول الله ﷺ {الم غلبت الرّوم}
İbn Merdûye, Abdurrahman b. Ganm'den rivayet etti; o şöyle dedi: Muâz b. Cebel radıyallâhu anh'a Allah'ın {الم غلبت الرّوم} kavlini [mâlum mu] yoksa {غلبت} [diye meçhul mü okunacağını] sordum; şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” şeklinde okuttu.
45400. Metin
وَأخرج ابْن عبد الحكم فِي فتوح مصر وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {الم غلبت الرّوم} قَالَ: غلبتهم فَارس ثمَّ غلبت الرّوم فَارس
Fütûhu Mısr'da İbn Abdilhâkem, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” kavli hakkında rivayet ettiler; o şöyle dedi: Farslar onlara galip geldi, sonra Rumlar Farslara galip geldi.
45401. Metin
وَفِي قَوْله {فِي أدنى الأَرْض} قَالَ: فِي طرف الأَرْض: الشَّام
{فِي أدنى الأَرْض} “En yakın yerde” kavli hakkında: "Yeryüzünün kenarında, yani Şam'da" dedi.
45402. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط عَن ابْن عَبَّاس ﵄
el-Mu'cemü'l-Evsat'ta et-Taberânî, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet etti:
45403. Metin
أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ الْبضْع مَا بَين السَّبع إِلَى الْعشْرَة وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط وَابْن مرْدَوَيْه عَن نيار بن مكرم قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ الْبضْع: مَا بَين الثَّلَاث إِلَى التسع
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "'Bıd'', yedi ile on arasıdır" buyurdu. el-Mu'cemü'l-Evsat'ta et-Taberânî ve İbn Merdûye, Niyâr b. Mükrem'den rivayet ettiler; o dedi ki: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "'Bıd'', üç ile dokuz arasıdır" buyurdu.
45404. Metin
وَأخرج ابْن عبد الحكم فِي فتوح مصر من طَرِيق ابراهيم بن سعد عَن أبي الْحُوَيْرِث ﵁
Fütûhu Mısr'da İbn Abdilhâkem, İbrâhim b. Sa'd yoluyla Ebü'l-Huveys radıyallâhu anh'tan rivayet etti:
45405. Metin
أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ {بضع سِنِين} مَا بَين خمس إِلَى سبع
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in: "{بضع سِنِين} 'Bıd'' [ifadesi], beş ile yedi arasıdır" buyurduğunu [rivayet etti].
45406. Metin
وَأخرج ابْن عبد الحكم من طَرِيق الْكَلْبِيّ عَن أبي صَالح عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ الْبضْع سبع سِنِين
İbn Abdilhâkem, el-Kelbî yoluyla Ebû Sâlih'ten, o da İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet etti; o şöyle dedi: 'Bıd'', yedi yıldır.
45407. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ {الم غلبت الرّوم} إِلَى قَوْله {أَكثر النَّاس لَا يعلمُونَ} قَالَ: ذكر غَلَبَة فَارس اياهم وادالة الرّوم على فَارس وَفَرح الْمُؤْمِنُونَ بنصر الله أهل الْكتاب على فَارس من أهل الْأَوْثَان
İbn Cerîr, Mücâhid radıyallâhu anh'tan rivayet etti; o, {الم غلبت الرّوم} kavlinden {أَكثر النَّاس لَا يعلمُونَ} kavline kadar [olan ayetler hakkında] şöyle dedi: [Allah] Farsların onlara galip gelişini ve Rumların Farslara üstün gelip zafer kazanışını zikretti. Müminler de Allah'ın Kitap ehline, putperestlerden olan Farslara karşı zafer nasip etmesiyle sevindiler.
45408. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن عِكْرِمَة أَن الرّوم وَفَارِس اقْتَتَلُوا فِي أدنى الأَرْض قَالَ: وَأدنى الأَرْض يَوْمئِذٍ أَذْرُعَات
İbn Cerîr, İkrime'den rivayet etti: Rumlar ve Farslar en yakın yerde savaştılar. O şöyle dedi: O gün en yakın yer Ezriât idi.
45409. Metin
بهَا الْتَقَوْا فهزمت الرّوم فَبلغ ذَلِك النَّبِي ﷺ وَأَصْحَابه وهم بِمَكَّة فشق ذَلِك عَلَيْهِم وَكَانَ النَّبِي ﷺ يكره أَن يظْهر الأميون من الْمَجُوس على أهل الْكتاب من الرّوم وَفَرح الْكفَّار بِمَكَّة وشمتوا فَلَقوا أَصْحَاب النَّبِي ﷺ فَقَالُوا: انكم أهل الْكتاب وَإِنَّكُمْ إِن قَاتَلْتُمُونَا لَنَظْهَرَنَّ عَلَيْكُم
Orada karşılaştılar ve Rumlar hezimete uğradı. Bu [haber], Mekke'de bulunan Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve ashabına ulaştı; bu durum onlara çok ağır geldi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Mecûsî olan ümmîlerin, Kitap ehli olan Rumlara galip gelmesini hoş karşılamıyordu. Mekke'deki kâfirler ise sevindiler ve sevinç gösterisinde bulundular. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabıyla karşılaşıp: "Sizler Kitap ehlisiniz, eğer bizimle savaşırsanız biz de muhakkak size galip geleceğiz" dediler.
45410. Metin
فَأنْزل الله {الم غلبت الرّوم}
Bunun üzerine Allah {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” [ayetini] indirdi.
45411. Metin
فَخرج أَبُو بكر ﵁ إِلَى الْكفَّار فَقَالَ: فرحتم بِظُهُور إخْوَانكُمْ على اخواننا فَلَا تفرحوا وَلَا يقرن الله عينكم فوَاللَّه لَتظْهرنَّ الرّوم على فَارس أخبرنَا بذلك نَبينَا ﷺ فَقَامَ إِلَيْهِ أبي بن خلف فَقَالَ: كذبت
Ebû Bekir radıyallâhu anh kâfirlerin yanına çıkıp: "Kardeşlerinizin kardeşlerimize galip gelmesine sevindiniz. Sevinmeyin, Allah gözünüzü aydın kılmasın! Vallahi Rumlar muhakkak Farslara galip gelecektir. Bunu bize Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem haber verdi" dedi. Übey b. Halef ona karşı dikilip: "Yalan söyledin!" dedi.
45412. Metin
فَقَالَ لَهُ أَبُو بكر ﵁: أَنْت أكذب يَا عَدو الله
Ebû Bekir radıyallâhu anh ona: "Asıl yalancı sensin, ey Allah'ın düşmanı!" dedi.
45413. Metin
قَالَ: إِنَّا أحبك عشر قَلَائِص مني وَعشر فلائص مِنْك فَإِن ظَهرت الرّوم على فَارس غرمت وَإِن ظَهرت فَارس غرمت إِلَى ثَلَاث سِنِين فجَاء أَبُو بكر ﵁ إِلَى النَّبِي ﷺ فَأخْبرهُ فَقَالَ مَا هَكَذَا ذكرت إِنَّمَا الْبضْع من الثَّلَاث إِلَى التسع فَزَايِدْهُ فِي الْخطر وَمَاده فِي الْأَجَل فَخرج أَبُو بكر ﵁ فلقي أَبَيَا فَقَالَ: لَعَلَّك نَدِمت قَالَ: لَا
[Übey]: "Benim tarafımdan on genç deve, senin tarafından on genç deve üzerine bahse girelim. Eğer üç yıla kadar Rumlar Farslara galip gelirse ben kaybedeyim, şayet Farslar galip gelirse sen kaybet" dedi. Ebû Bekir radıyallâhu anh Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip durumu haber verdi. [Peygamber]: "Ben böyle zikretmedim; 'bıd'' ancak üç ile dokuz arasıdır. Bahsi artır ve süreyi uzat" buyurdu. Ebû Bekir radıyallâhu anh çıkıp Übey ile karşılaştı. Übey: "Herhalde pişman oldun?" dedi. [Ebû Bekir]: "Hayır" dedi.
45414. Metin
قَالَ: تعال أُزَايِدك فِي الْخطر وَأُمَادّك فِي الْأَجَل فاجعلها مائَة قلُوص إِلَى تسع سِنِين قَالَ: قد فعلت
[Ebû Bekir]: "Gel, seninle bahsi artırayım ve süreyi uzatayım; bunu dokuz yıla kadar yüz genç deve yap" dedi. [Übey]: "Kabul ettim" dedi.
45415. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن سليط قَالَ: سَمِعت ابْن عمر ﵄ يقْرَأ {الم غلبت الرّوم} قيل لَهُ: يَا أَبَا عبد الرَّحْمَن على أَي شَيْء غلبوا قَالَ: على ريف الشَّام
İbn Cerîr, Selît'ten rivayet etti; o şöyle dedi: İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'yı {الم غلبت الرّوم} “Elif. Lâm. Mîm. Rumlar yenilgiye uğradı.” [ayetini] okurken işittim. Kendisine: "Ey Ebû Abdurrahman, neye karşı yenildiler?" denildi. "Şam'ın verimli topraklarına karşı" dedi.
45416. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن جريج {لله الْأَمر من قبل} دولة فَارس على الرّوم {وَمن بعد} دولة الرّوم على فَارس
İbn Cerîr, İbn Cüreyc'den [rivayet etti]: {لله الْأَمر من قبل} “Öncesinde de emir Allah'ındır” yani Farsların Rumlara üstünlüğünden önce; {وَمن بعد} “sonrasında da” yani Rumların Farslara üstünlüğünden sonra.
45417. Metin
- قَوْله تَعَالَى: يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا وهم عَن الْآخِرَة هم غافلون أولم يتفكروا فِي أنفسهم مَا خلق الله السَّمَوَات وَالْأَرْض وَمَا بَينهمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأجل مُسَمّى وَإِن كثيرا من النَّاس بلقاء رَبهم لكافرون أولم يَسِيرُوا فِي الأَرْض فينظروا كَيفَ كَانَ عَاقِبَة الَّذين من قبلهم كَانُوا أَشد مِنْهُم قُوَّة وأثاروا الأَرْض وعمروها أَكثر مِمَّا عمروها وجاءتهم رسلهم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ الله ليظلمهم وَلَكِن كَانُوا أنفسهم يظْلمُونَ ثمَّ كَانَ عَاقِبَة الَّذين أساؤوا السوء أَن كذبُوا بآيَات الله وَكَانُوا بهَا يستهزؤون الله يبدؤ الْخلق ثمَّ يُعِيدهُ ثمَّ إِلَيْهِ ترجعون وَيَوْم تقوم السَّاعَة يبلس المجرمون وَلم يكن لَهُم من شركائهم شُفَعَاء وَكَانُوا بشركائهم كَافِرين
- Allah Teâlâ'nın şu kavli: {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا وهم عَن الْآخِرَة هم غافلون أولم يتفكروا فِي أنفسهم مَا خلق الله السَّمَوَات وَالْأَرْض وَمَا بَينهمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأجل مُسَمّى وَإِن كثيرا من النَّاس بلقاء رَبهم لكافرون أولم يَسِيرُوا فِي الأَرْض فينظروا كَيفَ كَانَ عَاقِبَة الَّذين من قبلهم كَانُوا أَشد مِنْهُم قُوَّة وأثاروا الأَرْض وعمروها أَكثر مِمَّا عمروها وجاءتهم رسلهم بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ الله ليظلمهم وَلَكِن كَانُوا أنفسهم يظْلمُونَ ثمَّ كَانَ عَاقِبَة الَّذين أساؤوا السوء أَن كذبُوا بآيَات الله وَكَانُوا بهَا يستهزؤون الله يبدؤ الْخلق ثمَّ يُعِيدهُ ثمَّ إِلَيْهِ ترجعون وَيَوْم تقوم السَّاعَة يبلس المجرمون وَلم يكن لَهُم من شركائهم شُفَعَاء وَكَانُوا بشركائهم كَافِرين} “Onlar dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler; ahiretten ise tamamen habersizdirler. Onlar kendi nefisleri hakkında hiç düşünmediler mi? Allah, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanlardan birçoğu Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedir. Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler; toprağı sürmüşler ve onu bunların imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da peygamberleri apaçık delillerle gelmişti. Allah onlara zulmediyor değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. Sonra kötülük edenlerin sonu, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları ve onlarla alay etmeleri sebebiyle pek kötü oldu. Allah yaratmayı başlatır, sonra onu tekrarlar; sonra da O'na döndürülürsünüz. Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar umutsuzluğa kapılıp susarlar. Ortak koştuklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmaz; onlar ortaklarını inkâr ederler.”
45418. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} يَعْنِي مَعَايشهمْ
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} “Onlar dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler” kavli hakkında: "Yani geçimlerini [bilirler]" dediğini rivayet ettiler.
45419. Metin
مَتى يغرسون وَمَتى يزرعون وَمَتى يحصدون
Ne zaman dikeceklerini, ne zaman ekeceklerini ve ne zaman biçeceklerini [bilirler].
45420. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} يعْرفُونَ عمرَان الدُّنْيَا
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiler; {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} “Onlar dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler” kavli hakkında şöyle dedi: Dünyanın imarını bilirler,
45421. Metin
وهم فِي أَمر الْآخِرَة جهال
ahiret işinde ise cahildirler.
45422. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قتاردة ﵁ فِي قَوْله {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} قَالَ: يعلمُونَ تجارتها وحرفتها وَبَيْعهَا
Abdürrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde radıyallâhu anh'tan {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} “Onlar dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler” kavli hakkında rivayet ettiler; o şöyle dedi: Onun ticaretini, zanaatını ve alışverişini bilirler.
45423. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن عِكْرِمَة ﵁ فِي قَوْله {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} قَالَ: مَعَايشهمْ وَمَا يصلحهم
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İkrime radıyallâhu anh'tan {يعلمُونَ ظَاهرا من الْحَيَاة الدُّنْيَا} “Onlar dünya hayatının sadece dış yüzünü bilirler” kavli hakkında rivayet ettiler; o: "Geçimlerini ve kendilerine yarayan şeyleri [bilirler]" dedi.
45424. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن الْحسن ﵁ فِي الْآيَة قَالَ: ليبلغ من حذق أحدهم بِأَمْر دُنْيَاهُ أَنه يقلب الدِّرْهَم على ظفره فيخبرك بوزنة وَمَا يحسن يُصَلِّي
İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, el-Hasan radıyallâhu anh'tan ayet hakkında rivayet ettiler; o şöyle dedi: Onlardan birinin dünya işindeki mahareti öyle bir dereceye varır ki dirhemi tırnağının üzerinde çevirir de sana ağırlığını haber verir; ancak doğru dürüst namaz kılmayı beceremez.
45425. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن عَمْرو فِي قَوْله {كَانُوا هم أَشد مِنْهُم قُوَّة} قَالَ:
İbn Merdûye, Abdullah b. Amr'dan {كَانُوا هم أَشد مِنْهُم قُوَّة} “Onlar kendilerinden daha güçlü idiler” kavli hakkında rivayet etti; o şöyle dedi:
45426. Metin
كَانَ الرجل مِمَّن كَانَ قبلكُمْ بَين مَنْكِبَيْه ميل
Sizden önceki kimselerden bir adamın iki omuzu arası bir mil idi.
45427. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وأثاروا الأَرْض} قَالَ: حرثوا الأَرْض
İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {وأثاروا الأَرْض} “ve toprağı sürmüşler” kavli hakkında rivayet ettiler; o: "Toprağı sürdüler/işlediler" dedi.
45428. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الضَّحَّاك فِي قَوْله {وأثاروا الأَرْض} يَقُول: جنانها وأنهارها وزروعها {وعمروها أَكثر مِمَّا عمروها} يَقُول: عاشوا فِيهَا أَكثر من عيشكم فِيهَا
İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan {وأثاروا الأَرْض} “ve toprağı sürmüşler” kavli hakkında rivayet etti; o şöyle der: "[Onun] bahçelerini, nehirlerini ve ekinlerini [ortaya çıkardılar]." {وعمروها أَكثر مِمَّا عمروها} “ve onu bunların imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi” kavli hakkında ise: "Orada sizin yaşadığınızdan daha uzun süre yaşadılar" der.
45429. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {ثمَّ كَانَ عَاقِبَة الَّذين أساؤوا السوأى} قَالَ: الَّذين كفرُوا جزاؤهم الْعَذَاب
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {ثمَّ كَانَ عَاقِبَة الَّذين أساؤوا السوأى} “Sonra kötülük edenlerin sonu pek kötü oldu” kavli hakkında rivayet ettiler; o: "İnkâr edenlerin cezası azaptır" dedi.
45430. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة عَن مُجَاهِد ﵁ فِي الْآيَة قَالَ {السوأى} الاساءة جَزَاء المسيئين
el-Firyâbî ve İbn Ebî Şeybe, Mücâhid radıyallâhu anh'tan ayet hakkında rivayet ettiler; o şöyle dedi: {السوأى} kötülük yapmaktır, kötülük edenlerin cezasıdır.
45431. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {يبلس} قَالَ: ييأس
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {يبلس} “umutsuzluğa kapılırlar” kavli hakkında rivayet etti; o: "Ümitsizliğe düşer" dedi.
45432. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {يبلس} قَالَ: يكتئب
el-Firyâbî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {يبلس} “umutsuzluğa kapılırlar” kavli hakkında rivayet ettiler; o: "Kedere/ümitsizliğe kapılır" dedi.
45433. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ قَالَ {يبلس} قَالَ: يكتئب
el-Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan rivayet ettiler; {يبلس} “umutsuzluğa kapılırlar” hakkında: "Kedere/ümitsizliğe kapılır" dedi.
45434. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ قَالَ: الابلاس الفضيحة
el-Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan rivayet ettiler; o: "İblâs, rezil/rüsva olmaktır" dedi.
45435. Metin
- قَوْله تَعَالَى: وَيَوْم تقوم السَّاعَة يَوْمئِذٍ يتفرقون فَأَما الَّذين آمنُوا وَعمِلُوا الصَّالِحَات فهم فِي رَوْضَة يحبرون وَأما الَّذين كفرُوا وكذبوا بِآيَاتِنَا ولقاء الْآخِرَة فَأُولَئِك فِي الْعَذَاب محضرون
- Allah Teâlâ'nın şu kavli: {وَيَوْم تقوم السَّاعَة يَوْمئِذٍ يتفرقون فَأَما الَّذين آمنُوا وَعمِلُوا الصَّالِحَات فهم فِي رَوْضَة يحبرون وَأما الَّذين كفرُوا وكذبوا بِآيَاتِنَا ولقاء الْآخِرَة فَأُولَئِك فِي الْعَذَاب محضرون} “Kıyamet koptuğu gün, işte o gün [inananlar ve inkâr edenler] birbirinden ayrılırlar. İman edip salih amel işleyenlere gelince, onlar bir bahçe içinde neşelendirilir, ağırlanırlar. İnkâr edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlara gelince, işte onlar azabın içinde hazır bulundurulurlar.”
45436. Metin
أخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {وَيَوْم تقوم السَّاعَة يَوْمئِذٍ يتفرقون} قَالَ: فرقة لَا اجْتِمَاع بعْدهَا
Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde radıyallâhu anh'tan {وَيَوْم تقوم السَّاعَة يَوْمئِذٍ يتفرقون} “Kıyamet koptuğu gün, işte o gün birbirinden ayrılırlar” kavli hakkında rivayet ettiler; o: "[Bu,] ardından bir daha bir araya gelme olmayan bir ayrılıştır" dedi.
45437. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الْحسن ﵁ فِي قَوْله {يَوْمئِذٍ يتفرقون} قَالَ: هَؤُلَاءِ فِي عليين وَهَؤُلَاء فِي أَسف سافلين
İbn Ebî Hâtim, el-Hasan radıyallâhu anh'tan {يَوْمئِذٍ يتفرقون} “İşte o gün birbirinden ayrılırlar” kavli hakkında rivayet etti; o şöyle dedi: "Şunlar İlliyyîn'de, şunlar ise aşağıların aşağısındadır."
45438. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن أبي مَالك فِي قَوْله {فِي رَوْضَة} يَعْنِي بساتين الْجنَّة
İbn Ebî Hâtim, Ebû Mâlik'ten {فِي رَوْضَة} “bir bahçe içinde” kavli hakkında: "Yani cennet bahçeleri" dediğini rivayet etti.
45439. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن الضَّحَّاك ﵁ فِي قَوْله {فِي رَوْضَة يحبرون} قَالَ: فِي جنَّة يكرمون
İbn Ebî Hâtim, Dahhâk radıyallâhu anh'tan {فِي رَوْضَة يحبرون} “bir bahçe içinde neşelendirilir, ağırlanırlar” kavli hakkında rivayet etti; o: "Bir cennette ikram olunurlar" dedi.
45440. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {يحبرون} قَالَ: يكرمون
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan {يحبرون} “neşelendirilir, ağırlanırlar” kavli hakkında: "İkram olunurlar" dediğini rivayet ettiler.
45441. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {يحبرون} قَالَ: ينعمون
el-Firyâbî, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid radıyallâhu anh'tan {يحبرون} “neşelendirilir, ağırlanırlar” kavli hakkında rivayet ettiler; o: "Nimetlendirilirler" dedi.
45442. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن أبي شيبَة وهناد بن السّري وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْبَعْث والخطيب فِي تَارِيخه عَن يحيى بن أبي كثير {فِي رَوْضَة يحبرون} قَالَ: لَذَّة السماع فِي الْجنَّة
Saîd b. Mansûr, İbn Ebî Şeybe, Hannâd b. es-Serî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, el-Ba's'ta el-Beyhakî ve Târîh'inde el-Hatîb, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den {فِي رَوْضَة يحبرون} “bir bahçe içinde neşelendirilir, ağırlanırlar” kavli hakkında rivayet ettiler; o: "Cennetteki dinleme lezzeti/mûsikîdir" dedi.
45443. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن يحيى بن أبي كثير فِي قَوْله (يحبرون) قيل: يَا رَسُول الله مَا الحبر قَالَ اللَّذَّة وَالسَّمَاع
Abd b. Humeyd, Yahyâ b. Ebî Kesîr'den rivayet etti: (يحبرون) kavli hakkında: "Ey Allah'ın Resûlü, 'habr' nedir?" denildi. O: "Lezzet ve dinleme/mûsikîdir" buyurdu.
45444. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن الْأَوْزَاعِيّ فِي قَوْله {فِي رَوْضَة يحبرون} قَالَ: هوالسماع إِذا أَرَادَ أهل الْجنَّة أَن يطربوا أوحى الله إِلَى ريَاح يُقَال لَهَا: الهفافة
İbn Asâkir, el-Evzâî'den {فِي رَوْضَة يحبرون} “bir bahçe içinde neşelendirilir, ağırlanırlar” kavli hakkında rivayet etti; o şöyle dedi: O, dinlemedir/mûsikîdir. Cennet ehli coşup eğlenmek istedikleri zaman Allah, "Heffâfe" denilen rüzgârlara vahyeder.
45445. Metin
فَدخلت فِي آجام قصب اللُّؤْلُؤ الرطب فحركته فَضرب بعضه بَعْضًا فتطرب الْجنَّة فَإِذا طربت لم يبْق فِي الْجنَّة شَجَرَة إِلَّا وَردت
[Rüzgâr] taze inci kamışlıklarına girer ve onu hareket ettirir, kamışlar birbirine çarparak cenneti coşturur. Cennet coştuğunda ise orada çiçek açmadık hiçbir ağaç kalmaz.
45446. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وهناد وَابْن جرير وَالْبَيْهَقِيّ عَن مُجَاهِد ﵁
İbn Ebî Şeybe, Hannâd, İbn Cerîr ve el-Beyhakî, Mücâhid radıyallâhu anh'tan rivayet ettiler:
45447. Metin
أَنه سُئِلَ هَل فِي الْجنَّة سَماع فَقَالَ: إِن فِيهَا لشَجَرَة يُقَال لَهَا القيض لَهَا سَماع لم يسمع السامعون إِلَى مثله
Kendisine: "Cennette mûsikî/dinleme var mıdır?" diye soruldu. O da şöyle dedi: "Şüphesiz orada Kayz denilen bir ağaç vardır; onun öyle bir sesi/nağmesi vardır ki dinleyenler benzerini asla işitmemiştir."
45448. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا فِي ذمّ الملاهي والاصبهاني فِي التَّرْغِيب عَن مُحَمَّد بن الْمُنْكَدر قَالَ: إِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة يُنَادي مُنَاد أَيْن الَّذين ينزعون أنفسهم عَن اللَّهْو مَزَامِير الشَّيْطَان أسكنوهم رياض الْمسك ثمَّ يَقُول للْمَلَائكَة: أسمعوهم حمدي وثنائي وأعلموهم أَن لَا خوف عَلَيْهِم وَلَا هم يَحْزَنُونَ
Zemmü'l-Melâhî'de İbn Ebî'd-Dünyâ ve et-Terğîb'de el-İsbahânî, Muhammed b. el-Münkedir'den rivayet ettiler; o şöyle dedi: Kıyamet günü olduğu zaman bir münâdî şöyle seslenir: "Nefislerini şeytanın çalgılarından ve eğlenceden uzak tutanlar nerede? Onları misk bahçelerine yerleştirin!" Sonra meleklere: "Onlara hamdimi ve senâmı dinletin ve onlara hiçbir korku olmadığını, mahzun da olmayacaklarını bildirin" buyurur.
45449. Metin
وَأخرج الدينَوَرِي فِي المجالسة عَن مُجَاهِد ﵁ قَالَ: يُنَادي مُنَاد يَوْم
el-Mücâlese'de ed-Dîneverî, Mücâhid radıyallâhu anh'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Kıyamet günü bir münâdî şöyle seslenir:
45450. Metin
الْقِيَامَة أَيْن الَّذين كَانُوا ينزهون أَصْوَاتهم وأسماعهم عَن اللَّهْو وَمَزَامِير الشَّيْطَان فيحملهم الله فِي رياض الْجنَّة من مسك فَيَقُول للْمَلَائكَة اسمعوا عبَادي تحميدي وتمجيدي وأخبروهم أَن لَا خوف عَلَيْهِم وَلَا هم يَحْزَنُونَ
"Seslerini ve kulaklarını boş eğlenceden ve şeytanın çalgılarından temiz tutanlar nerede?" Allah onları cennetin miskten bahçelerine yerleştirir ve meleklere şöyle buyurur: "Kullarıma hamdimi ve temcidimi (yüceliğimi) dinletin; onlara hiçbir korku olmadığını ve mahzun da olmayacaklarını haber verin."
45451. Metin
وَأخرج الديلمي عَن جَابر ﵁ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ إِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة قَالَ الله: أَيْن الَّذين كَانُوا ينزهون اسماعهم وأبصارهم عَن مَزَامِير الشَّيْطَان ميزوهم فيميزون فِي كتب الْمسك والعنبر ثمَّ يَقُول للْمَلَائكَة: أسمعوهم من تسبيحي وتحميدي وتهليلي قَالَ: فيسبحون بِأَصْوَات لم يسمع السامعون بِمِثْلِهَا قطّ
ed-Deylemî, Câbir radıyallâhu anh'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Kıyamet günü olduğu zaman Allah: "Kulaklarını ve gözlerini şeytanın çalgılarından temiz tutanlar nerede? Onları ayırt edin" buyurur. Onlar misk ve amber tepelerinde ayırt edilirler. Sonra [Allah] meleklere: "Onlara tesbihimi, tahmidimi ve tehlilimi dinletin" buyurur. [Râvi] dedi ki: Onlar, dinleyenlerin benzerini asla işitmediği seslerle tesbih ederler.
45452. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا والضياء الْمَقْدِسِي كِلَاهُمَا فِي صفة الْجنَّة بِسَنَد صَحِيح عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: فِي الْجنَّة شَجَرَة على سَاق قدر مَا يسير الرَّاكِب الْمجد فِي ظلها مائَة عَام فَيخرج أهل الْجنَّة أهل الغرف وَغَيرهم فيتحدثون فِي ظلها فيشتهي بَعضهم وَيذكر لَهو الدُّنْيَا فَيُرْسل الله ريحًا من الْجنَّة فَتحَرك تِلْكَ الشَّجَرَة بِكُل لَهو كَانَ فِي الدُّنْيَا
İbn Ebî'd-Dünyâ ve Ziyâ el-Makdisî -her ikisi de Sıfatü'l-Cenne'de sahih bir senetle- İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan rivayet ettiler; o şöyle dedi: Cennette gövdesi üzerinde öyle bir ağaç vardır ki hızlı giden bir süvari onun gölgesinde yüz yıl yol alır. Cennet ehli, köşk sahipleri ve diğerleri çıkıp onun gölgesinde sohbet ederler. Derken içlerinden bazıları dünya eğlencesini arzulayıp hatırlar. Bunun üzerine Allah, cennetten bir rüzgâr gönderir de o ağacı dünyada var olan her türlü eğlence [sesi] ile hareketlendirir.
45453. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن ابْن سابط قَالَ: إِن فِي الْجنَّة لشَجَرَة لم يخلق الله من صَوت حسن إِلَّا وَهُوَ فِي جرمها يلذذهم وينعمهم
İbn Ebî Şeybe, İbn Sâbıt'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Şüphesiz cennette öyle bir ağaç vardır ki Allah'ın yarattığı ne kadar güzel ses varsa hepsi onun gövdesindedir; onlara lezzet ve nimet verir.
45454. Metin
وَأخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ فِي نَوَادِر الْأُصُول عَن أبي هُرَيْرَة ﵁ قَالَ: قَالَ رجل: يَا رَسُول الله إِنِّي رجل حبب إليّ الصَّوْت الْحسن فَهَل فِي الْجنَّة صَوت حسن فَقَالَ أَي وَالَّذِي نَفسِي بِيَدِهِ إِن الله يوحي إِلَى شَجَرَة فِي الْجنَّة: أَن أسمعي عبَادي الَّذين اشتغلوا بعبادتي وذكري عَن عزف البرابط والمزامير فَترفع بِصَوْت لم يسمع الْخَلَائق بِمثلِهِ من تَسْبِيح الرب وتقديسه
Nevâdiru'l-Usûl'de el-Hakîm et-Tirmizî, Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'tan rivayet etti; o şöyle dedi: Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü, ben güzel sesi seven bir adamım. Cennette güzel ses var mıdır?" dedi. Bunun üzerine [Resûlullah] şöyle buyurdu: "Evet, nefsim elinde olana yemin ederim ki Allah cennetteki bir ağaca: 'Ud ve kaval çalmaktan uzak durup ibadetimle ve zikrimle meşgul olan kullarıma dinlet!' diye vahyeder. O da Rabbin tesbihi ve takdisinden, mahlukatın benzerini asla işitmediği bir sesle nağmeler yükseltir."