Fussilet Suresi

Süyûtî · Arapça Orijinal Metin · AI Türkçe Çeviri

51064. Metin

بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم (٤١)

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. (41)

51065. Metin

سُورَة فصلت

Fussilet Suresi

51066. Metin

مَكِّيَّة وآياتها أَربع وَخَمْسُونَ

Mekkîdir ve elli dört ayettir.

51067. Metin

مُقَدّمَة السُّورَة أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت (حم) السَّجْدَة بِمَكَّة

Surenin Mukaddimesi. İbn Merdûye, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Hâ-mîm es-Secde [Fussilet suresi] Mekke'de inmiştir.

51068. Metin

وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن الزبير ﵁

İbn Merdûye, İbnü'z-Zübeyr radıyallâhu anh'tan nakletti,

51069. Metin

مثله

Aynısını [rivayet etti].

51070. Metin

الْآيَات ١ - ٤

1 - 4. Ayetler

51071. Metin

وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَأَبُو يعلى وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَأَبُو نعيم وَالْبَيْهَقِيّ كِلَاهُمَا فِي الدَّلَائِل وَابْن عَسَاكِر عَن جَابر بن عبد الله ﵁ قَالَ: اجْتمع قُرَيْش يَوْمًا فَقَالُوا: انْظُرُوا أعلمكُم بِالسحرِ وَالْكهَانَة وَالشعر فليأت هَذَا الرجل الَّذِي قد فرق جماعتنا وشتت أمرنَا وَعَابَ ديننَا فليكلمه ولينظر مَاذَا يرد عَلَيْهِ فَقَالُوا: مَا نعلم أحدا غير عتبَة بن ربيعَة قَالُوا: أَنْت يَا أَبَا الْوَلِيد

İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Ebû Ya'lâ, el-Hâkim (sahih olduğunu belirterek), İbn Merdûye, her ikisi de ed-Delâil'de olmak üzere Ebû Nuaym ve el-Beyhakī ile İbn Asâkir, Câbir b. Abdillâh radıyallâhu anh'tan şöyle dediğini nakletmişlerdir: Bir gün Kureyş toplandı ve dediler ki: "İçinizden sihir, kehânet ve şiiri en iyi bilen kişiye bakın; o kişi, topluluğumuzu bölen, işimizi darmadağın eden ve dinimizi ayıplayan şu adama gitsin, onunla konuşsun ve ona ne cevap vereceğine baksın." Bunun üzerine: "Utbe b. Rebîa'dan başkasını bilmiyoruz" dediler. [Utbe'ye]: "Sen [git] ey Ebu'l-Velîd!" dediler.

51072. Metin

فَأَتَاهُ فَقَالَ: يَا مُحَمَّد أَنْت خير أم عبد الله

Bunun üzerine [Utbe] onun yanına geldi ve dedi ki: "Ey Muhammed! Sen mi daha hayırlısın, yoksa [baban] Abdullâh mı?"

51073. Metin

أَنْت خير أم عبد الْمطلب

"Sen mi daha hayırlısın, yoksa Abdülmuttalib mi?"

51074. Metin

فَسكت رَسُول الله ﷺ قَالَ: فَإِن كنت تزْعم أَن هَؤُلَاءِ خير مِنْك فقد عبدُوا الْآلهَة الَّتِي عبت وَإِن كنت تزْعم أَنَّك خير مِنْهُم فَتكلم حَتَّى نسْمع لَك أما وَالله مَا رَأينَا سلحة قطّ اشأم على قومه مِنْك فرقت جماعتنا وشتت أمرنَا وعبت ديننَا وفضحتنا فِي الْعَرَب

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sustu. [Utbe] dedi ki: "Şayet bunların senden daha hayırlı olduğunu iddia ediyorsan, onlar senin ayıpladığın ilahlara tapmışlardı. Şayet kendinin onlardan daha hayırlı olduğunu iddia ediyorsan konuş da seni dinleyelim. Vallahi kavmine senden daha uğursuz doğan bir çocuk görmedik! Topluluğumuzu böldün, işimizi darmadağın ettin, dinimizi ayıpladın ve bizi Araplar arasında rezil ettin."

51075. Metin

حَتَّى لقد طَار فيهم أَن فِي قُرَيْش ساحراً وَأَن فِي قُرَيْش كَاهِنًا وَالله مَا نَنْتَظِر إِلَّا مثل صَيْحَة الحبلى أَن يقوم بَعْضنَا إِلَى بعض بِالسُّيُوفِ

"Hatta aralarında 'Kureyş'te bir sihirbaz var', 'Kureyş'te bir kâhin var' sözü yayıldı. Vallahi biz ancak hamile kadının çığlığı gibi [ansızın] birbirimize kılıçlarla saldırmayı bekliyoruz."

51076. Metin

يَا أَيهَا الرجل إِن كَانَ إِنَّمَا بك الْحَاجة جَمعنَا لَك حَتَّى تكون أغْنى قُرَيْش رجلا

"Ey adam! Eğer senin derdin ihtiyaç [ve fakirlik] ise sana mal toplayalım, öyle ki Kureyş'in en zengin adamı ol."

51077. Metin

وَاحِدًا وَإِن كَانَ نما بك الْبَاءَة فاختر أَي نسَاء قُرَيْش شِئْت فلنزوّجك عشرا

"Tek bir adam [olarak en zengini ol]. Eğer derdin evlenmek ise Kureyş kadınlarından hangisini dilersen seç, seni on tanesiyle evlendirelim."

51078. Metin

فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: فرغت قَالَ: نعم

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bitirdin mi?" buyurdu. [Utbe]: "Evet" dedi.

51079. Metin

فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا لقوم يعلمُونَ} حَتَّى بلغ {فَإِن أَعرضُوا فَقل أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عادٍ وَثَمُود} فَقَالَ عتبَة: حَسبك

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bismillâhirrahmânirrahîm {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا لقوم يعلمُونَ} “Hâ-mîm. [Bu kitap] Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir; bilen bir kavim için ayetleri etraflıca açıklanmış Arapça bir Kur'an olan bir kitaptır” [ayetlerini okudu], nihayet {فَإِن أَعرضُوا فَقل أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عادٍ وَثَمُود} “Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Âd ve Semûd'un yıldırımına benzer bir yıldırımla uyardım” kısmına ulaştı. Bunun üzerine Utbe: "Yeter!" dedi.

51080. Metin

مَا عنْدك غير هَذَا قَالَ: لَا

"Yanında bundan başkası var mı?" [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: "Hayır" buyurdu.

51081. Metin

فَرجع إِلَى قُرَيْش فَقَالُوا: مَا وَرَاءَك قَالَ: مَا تركت شَيْئا أرى أَنكُمْ تكَلمُون بِهِ إِلَّا كَلمته قَالُوا: فَهَل أجابك قَالَ: وَالَّذِي نصبها بنية مَا فهمت شَيْئا مِمَّا قَالَ غير أَنه قَالَ {أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عَاد وَثَمُود} قَالُوا: وَيلك

Bunun üzerine Kureyş'in yanına döndü. "Ne haber getirdin?" dediler. O da: "Sizin onunla konuşacağınızı düşündüğüm hiçbir şey bırakmadım, hepsini onunla konuştum" dedi. "Peki sana cevap verdi mi?" dediler. Dedi ki: "Şu binayı [Kâbe'yi] dikene yemin olsun ki, onun {أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عَاد وَثَمُود} “Sizi Âd ve Semûd'un yıldırımı gibi bir yıldırımla uyardım” demesi dışında söylediği hiçbir şeyi anlamadım." Dediler ki: "Yazıklar olsun sana!"

51082. Metin

يكلمك الرجل بِالْعَرَبِيَّةِ وَمَا تَدْرِي مَا قَالَ قَالَ: لَا

"Adam seninle Arapça konuşuyor ve sen ne dediğini bilmiyorsun öyle mi?" O da: "Hayır,"

51083. Metin

وَالله مَا فهمت شَيْئا مِمَّا قَالَ غير ذكر الصاعقة

"Vallahi yıldırım bahsi dışında söylediğinden hiçbir şey anlamadım" dedi.

51084. Metin

وَأخرج ابْن إِسْحَق وَابْن الْمُنْذر وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل وَابْن عَسَاكِر عَن مُحَمَّد بن كَعْب الْقرظِيّ ﵁ قَالَ: حدثت أَن عتبَة بن ربيعَة وَكَانَ أَشد قُرَيْش حلماً

İbn İshâk, İbnü'l-Münzir, ed-Delâil'de el-Beyhakī ve İbn Asâkir, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî radıyallâhu anh'tan şöyle dediğini nakletmişlerdir: Bana anlatıldığına göre, Kureyş'in en hilim sahibi olanı Utbe b. Rebîa,

51085. Metin

قَالَ ذَات يَوْم وَهُوَ جَالس فِي نَادِي قُرَيْش وَرَسُول الله ﷺ جَالس وَحده فِي الْمَسْجِد يَا معشر قُرَيْش أَلا أقوم إِلَى هَذَا فأكلمه فَأَعْرض عَلَيْهِ أموراً لَعَلَّه أَن يقبل مِنْهَا بعضه ويكف عَنَّا قَالُوا: بلَى يَا أَبَا الْوَلِيد فَقَامَ عتبَة حَتَّى جلس إِلَى رَسُول الله ﷺ فَذكر الحَدِيث فِيمَا قَالَ لَهُ عتبَة وَفِيمَا عرض عَلَيْهِ من المَال وَالْملك وَغير ذَلِك

Bir gün Kureyş meclisinde otururken, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem de Mescid'de tek başına oturmaktaydı. [Utbe]: "Ey Kureyş topluluğu! Kalkıp şu adama gitsem ve onunla konuşsam, ona birtakım tekliflerde bulunsam da belki onlardan bir kısmını kabul eder ve bizden vazgeçer, [ne dersiniz]?" dedi. "Evet ey Ebu'l-Velîd, [yap]!" dediler. Bunun üzerine Utbe kalkıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına vardı ve oturdu. Hadisin devamında Utbe'nin ona söylediklerini, mal, mülk-hükümranlık ve benzeri tekliflerini zikretti.

51086. Metin

حَتَّى إِذا فرغ عتبَة قَالَ رَسُول الله ﷺ: أفرغت يَا أَبَا الْوَلِيد قَالَ: نعم

Nihayet Utbe sözünü bitirince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bitirdin mi ey Ebu'l-Velîd?" buyurdu. O da: "Evet" dedi.

51087. Metin

قَالَ: فاستمع مني

[Resûlullah]: "Öyleyse benden dinle" buyurdu.

51088. Metin

قَالَ أفعل

[Utbe]: "Dinliyorum" dedi.

51089. Metin

فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا لقوم يعلمُونَ} فَلَمَّا سَمعهَا عتبَة انصت لَهَا وَألقى يَدَيْهِ خلف ظَهره مُعْتَمدًا عَلَيْهِمَا يستمع مِنْهُ حَتَّى انْتهى رَسُول الله ﷺ إِلَى السَّجْدَة فَسجدَ فِيهَا ثمَّ قَالَ: سَمِعت يَا أَبَا الْوَلِيد قَالَ: سَمِعت قَالَ: أَنْت وَذَاكَ

Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bismillâhirrahmânirrahîm {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا لقوم يعلمُونَ} “Hâ-mîm. [Bu kitap] Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir; bilen bir kavim için ayetleri etraflıca açıklanmış Arapça bir Kur'an olan bir kitaptır" [ayetlerini okudu]. Utbe bunu işitince kulak kesildi ve ellerini arkasına dayayıp ona yaslanarak onu dinledi. Nihayet Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem secde ayetine ulaştı ve secde etti. Sonra: "İşittin [mi] ey Ebu'l-Velîd?" buyurdu. [Utbe]: "İşittim" dedi. [Resûlullah]: "İşte sen ve işte o [tercih senin]!" buyurdu.

51090. Metin

فَقَامَ عتبَة إِلَى أَصْحَابه فَقَالَ بَعضهم لبَعض: نحلف بِاللَّه لقد جَاءَكُم أَبُو الْوَلِيد بِغَيْر الْوَجْه الَّذِي ذهب بِهِ فَلَمَّا جلس إِلَيْهِم قَالُوا: مَا وَرَاءَك يَا أَبَا الْوَلِيد قَالَ: وَالله إِنِّي قد سَمِعت قولا مَا سَمِعت بِمثلِهِ قطّ وَالله مَا هُوَ بالشعر وَلَا بِالسحرِ وَلَا بالكهانة وَالله لَيَكُونن لقَوْله الَّذِي سَمِعت نبا

Utbe kalkıp arkadaşlarının yanına gitti. Birbirlerine: "Allah'a yemin ederiz ki Ebu'l-Velîd, gittiği yüzden başka bir yüzle döndü" dediler. Yanlarına oturunca: "Ne var ne yok ey Ebu'l-Velîd?" dediler. Dedi ki: "Vallahi ben öyle bir söz işittim ki benzerini asla işitmemiştim. Vallahi o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de kehânettir! Vallahi bu işittiğim sözün kesinlikle büyük bir haberi [ve yankısı] olacaktır!"

51091. Metin

وَأخرج أَبُو نعيم وَالْبَيْهَقِيّ كِلَاهُمَا فِي الدَّلَائِل عَن ابْن عمر ﵄ قَالَ: لما قَرَأَ النَّبِي ﷺ على عتبَة بن ربيعَة {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم} أَتَى أَصْحَابه

Ebû Nuaym ve el-Beyhakī (her ikisi de ed-Delâil'de), İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan naklettiklerine göre o şöyle demiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Utbe b. Rebîa'ya {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم} “Hâ-mîm. [Bu kitap] Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir” [ayetlerini] okuyunca [Utbe] arkadaşlarının yanına geldi.

51092. Metin

فَقَالَ: يَا قوم أَطِيعُونِي فِي هَذَا الْيَوْم واعصوني بعده فوَاللَّه لقد سَمِعت من هَذَا الرجل كلَاما مَا سَمِعت مثله قطّ وَمَا دَريت مَا أرد عَلَيْهِ

Ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Bugün bana itaat edin, bundan sonra ise isterseniz bana karşı gelin. Vallahi ben bu adamdan öyle bir kelam işittim ki asla benzerini işitmedim ve ona ne cevap vereceğimi bilemedim."

51093. Metin

وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن ابْن شهَاب ﵁ قَالَ: بعث رَسُول الله ﷺ مُصعب بن عُمَيْر فَنزل فِي بني غنم على أسعد بن زُرَارَة فَجعل يَدْعُو النَّاس فجَاء سعد بن معَاذ فتوعده فَقَالَ لَهُ أسعد بن زُرَارَة: اسْمَع من قَوْله فَإِن سَمِعت مُنْكرا فأردده يَا هَذَا وَإِن سَمِعت حَقًا فأجب إِلَيْهِ

el-Beyhakī ed-Delâil'de İbn Şihâb radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mus'ab b. Umeyr'i gönderdi. O da Benî Ganm yurduna, Es'ad b. Zürâre'nin yanına indi ve insanları davet etmeye başladı. Derken Sa'd b. Muâz geldi ve onu tehdit etti. Bunun üzerine Es'ad b. Zürâre ona: "Onun sözünü bir dinle; eğer çirkin bir şey işitirsen ey falan, onu reddet! Yok eğer doğru bir şey işitirsen ona icabet et!" dedi.

51094. Metin

فَقَالَ: مَاذَا تَقول فَقَرَأَ مُصعب {حم وَالْكتاب الْمُبين إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبيا لَعَلَّكُمْ تعقلون} قَالَ: سعد بن معَاذ ﵁: مَا أسمع الا مَا أعرف فَرجع وَقد هداه الله

[Sa'd]: "Ne diyorsun?" dedi. Mus'ab: {حم وَالْكتاب الْمُبين إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبيا لَعَلَّكُمْ تعقلون} “Hâ-mîm. Apaçık Kitab'a andolsun ki, akıl edesiniz diye biz onu Arapça bir Kur'an kıldık” [ayetlerini] okudu. Sa'd b. Muâz radıyallâhu anh: "Yalnızca bildiğim [hakikat] şeyleri işitiyorum" dedi ve Allah onu hidayete erdirmiş olarak geri döndü.

51095. Metin

وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل وَابْن عَسَاكِر عَن جَابر بن عبد الله ﵁ قَالَ: قَالَ أَبُو جهل وَالْمَلَأ من قُرَيْش: قد انْتَشَر علينا أَمر مُحَمَّد ﷺ فَلَو الْتَمَسْتُمْ رجلا عَالما بِالسحرِ وَالْكهَانَة وَالشعر

el-Beyhakī ed-Delâil'de ve İbn Asâkir, Câbir b. Abdillâh radıyallâhu anh'tan şöyle dediğini nakletmişlerdir: Ebû Cehil ve Kureyş'in ileri gelenleri dediler ki: "Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem'in davası başımıza yayıldı gitti. Keşke sihri, kehâneti ve şiiri iyi bilen bir adam bulsanız [da onunla konuşsa]!"

51096. Metin

فَقَالَ عتبَة

Bunun üzerine Utbe dedi ki:

51097. Metin

علمت من ذَلِك علما وَمَا يخفى عَليّ إِن كَانَ كَذَلِك فَأَتَاهُ فَلَمَّا أَتَاهُ قَالَ لَهُ: يَا مُحَمَّد أَنْت خير أم هَاشم أَنْت خير أم عبد الْمطلب

"Ben bu konuda bilgi sahibiyim, eğer öyle bir şey varsa bana gizli kalmaz." Bunun üzerine [Peygamber'in] yanına gitti. Yanına varınca ona: "Ey Muhammed! Sen mi daha hayırlısın, yoksa Hâşim mi? Sen mi daha hayırlısın, yoksa Abdülmuttalib mi?" dedi.

51098. Metin

فَلم يجبهُ قَالَ: فيمَ تَشْتُم آلِهَتنَا وتضلل آبَاءَنَا فَإِن كنت إِنَّمَا بك الرياسة عَقدنَا ألويتنا لَك فَكنت رَأْسنَا مَا بقيت وَإِن كَانَ بك الْبَاءَة زوّجناك عشرَة نسْوَة تخْتَار من أَي بَنَات قُرَيْش وَإِن كَانَ بك المَال جَمعنَا لَك من أَمْوَالنَا مَا تَسْتَغْنِي بِهِ أَنْت وَعَقِبك من بعْدك - وَرَسُول الله ﷺ سَاكِت لَا يتَكَلَّم - فَلَمَّا فرغ قَالَ رَسُول الله ﷺ: بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا} فَقَرَأَ حَتَّى بلغ (فَإِن أَعرضُوا فَقل أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عَاد وَثَمُود) فَأمْسك عتبَة على فِيهِ وَنَاشَدَهُ الرَّحِم أَن يكف عَنهُ لم يخرج إِلَى أَهله وَاحْتبسَ عَنْهُم فَقَالَ أَبُو جهل: يَا معشر قُرَيْش مَا نرى عتبَة إِلَّا قد صَبأ إِلَى مُحَمَّد وَأَعْجَبهُ طَعَامه وَمَا ذَاك إِلَّا من حَاجَة أَصَابَته انتقلوا بِنَا إِلَيْهِ

[Resûlullah] ona cevap vermedi. [Utbe]: "O halde niçin ilahlarımıza sövüyor ve atalarımızı sapıklıkla suçluyorsun? Şayet derdin reislik ise sancaklarımızı sana bağlayalım ve hayatta kaldığın sürece başımız ol. Eğer derdin evlenmek ise sana Kureyş kızlarından dilediğin on kadını nikahlayalım. Eğer derdin mal ise mallarımızdan sana ve senden sonra nesline yetecek kadar toplayalım" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise susuyor, konuşmuyordu. [Utbe] bitirince Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bismillâhirrahmânirrahîm {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا} “Hâ-mîm. [Bu kitap] Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir; bilen bir kavim için ayetleri etraflıca açıklanmış Arapça bir Kur'an olan bir kitaptır” [ayetlerini okudu]. Okumaya devam edip (فَإِن أَعرضُوا فَقل أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عَاد وَثَمُود) "Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Âd ve Semûd'un yıldırımı gibi bir yıldırımla uyardım" ayetine ulaşınca Utbe, [Resûlullah'ın] ağzını tuttu ve bundan vazgeçmesi için akrabalık bağı adına yalvardı. Ailesinin yanına çıkmayıp onlardan uzak durdu. Bunun üzerine Ebû Cehil: "Ey Kureyş topluluğu! Bizce Utbe Muhammed'in dinine geçti ve onun yemeği hoşuna gitti; bu da ancak başına gelen bir muhtaçlıktandır. Haydi onun yanına gidelim" dedi.

51099. Metin

فَأتوهُ فَقَالَ أَبُو جهل: وَالله يَا عتبَة مَا حَسبنَا إِلَّا أَنَّك صبوت إِلَى مُحَمَّد وَأَعْجَبَك أمره فَإِن كنت بك حَاجَة جَمعنَا لَك من أَمْوَالنَا مَا يُغْنِيك عَن مُحَمَّد

Yanına vardılar. Ebû Cehil: "Vallahi ey Utbe, senin Muhammed'in dinine meylettiğini ve onun davasının hoşuna gittiğini düşündük. Eğer bir ihtiyacın varsa sana mallarımızdan seni Muhammed'e muhtaç etmeyecek kadar toplayalım" dedi.

51100. Metin

فَغَضب وَأقسم بِاللَّه لَا يكلم مُحَمَّد أبدا وَقَالَ: لقد علمْتُم أَنِّي أَكثر قُرَيْش مَالا وَلَكِنِّي أَتَيْته

Bunun üzerine [Utbe] öfkelendi ve Muhammed ile asla konuşmayacağına Allah'a yemin etti ve dedi ki: "Benim mal bakımından Kureyş'in en zengini olduğumu bilirsiniz; fakat ben onun yanına gittim,"

51101. Metin

فَقص عَلَيْهِم الْقِصَّة فَأَجَابَنِي بِشَيْء وَالله مَا هُوَ بِسحر وَلَا شعر وَلَا كهَانَة فَقَرَأَ بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا}

Onlara olayı anlattı: "Bana bir şeyle cevap verdi ki vallahi o ne sihirdir, ne şiirdir, ne de kehânettir. 'Bismillâhirrahmânirrahîm {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم كتاب فصلت آيَاته قُرْآنًا عَرَبيا} “Hâ-mîm. [Bu kitap] Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir; bilen bir kavim için ayetleri etraflıca açıklanmış Arapça bir Kur'an olan bir kitaptır” [ayetlerini] okudu."

51102. Metin

حَتَّى بلغ (أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عَاد وَثَمُود) فَأَمْسَكت بِفِيهِ وَنَاشَدْته الرَّحِم فَكيف وَقد علمْتُم أَن مُحَمَّدًا إِذا قَالَ شَيْئا لم يكذب فَخفت أَن ينزل بكم الْعَذَاب

"Nihayet (أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عَاد وَثَمُود) 'Sizi Âd ve Semûd'un yıldırımı gibi bir yıldırımla uyardım' ayetine ulaştı. Ben de hemen ağzını tuttum ve akrabalık bağı adına yalvardım. Nasıl yapmayayım ki, siz de bilirsiniz ki Muhammed bir şey söylediğinde asla yalan söylemez. Başınıza azabın inmesinden korktum."

51103. Metin

وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن ابْن عمر ﵄

İbn Asâkir, İbn Ömer radıyallâhu anhümâ'dan nakletti,

51104. Metin

أَن قُريْشًا اجْتمعت برَسُول الله ﷺ وَرَسُول الله ﷺ جَالس فِي الْمَسْجِد فَقَالَ لَهُم عتبَة بن ربيعَة: دَعونِي حَتَّى أقوم إِلَى مُحَمَّد ُأكَلِّمهُ فَإِنِّي عَسى أَن أكون ارْفُقْ بِهِ مِنْكُم

Kureyş, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Mescid'de otururken onun hakkında toplandı. Utbe b. Rebîa onlara dedi ki: "Beni bırakın da Muhammed'e gidip onunla konuşayım, zira umulur ki ben ona karşı sizden daha yumuşak davranırım."

51105. Metin

فَقَامَ عتبَة حَتَّى جلس إِلَيْهِ فَقَالَ: يَا ابْن أخي إِنَّك أوسطنا بَيْتا وأفضلنا مَكَانا وَقد أدخلت فِي قَوْمك مَا لم يدْخل رجل على قومه قبلك فَإِن كنت تطلب بِهَذَا الحَدِيث مَالا فَذَلِك لَك على قَوْمك أَن تجمع لَك حَتَّى تكون أكثرنا مَالا وَإِن كنت تُرِيدُ شرفاً فَنحْن مشرفوك حَتَّى لَا يكون أحد من قَوْمك فَوْقك وَلَا نقطع الْأُمُور دُونك وَإِن كَانَ هَذَا عَن لمَم يصيبك لَا تقدر على النُّزُوع عَنهُ بذلنا لَك خزائنا فِي طلب الطِّبّ لذَلِك مِنْهُ وَإِن كنت تُرِيدُ ملكا ملكناك

Utbe kalkıp onun yanına vardı ve oturdu. Dedi ki: "Ey kardeşimin oğlu! Sen soyca bizim en orta [en şerefli] olanımız, makamca da en faziletlimizsin. Ancak sen kavmine, senden önce hiçbir adamın kendi kavmine getirmediği bir şeyi getirdin. Eğer bu sözle mal istiyorsan, kavminin senin için mal toplaması ve bizim en zenginimiz olman senin hakkındır. Eğer şeref istiyorsan seni baş tacı edelim, öyle ki kavminden hiç kimse senin üstünde olmasın ve sensiz hiçbir işe karar vermeyelim. Eğer bu sana gelen ve kendinden savamadığın bir delilik [veya cin çarpması] ise, bunun tedavisi için hazinelerimizi harcayalım. Eğer hükümdarlık istiyorsan seni hükümdar yapalım."

51106. Metin

قَالَ رَسُول الله ﷺ: أفرغت يَا أَبَا الْوَلِيد قَالَ: نعم

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bitirdin mi ey Ebu'l-Velîd?" buyurdu. O da: "Evet" dedi.

51107. Metin

فَقَرَأَ رَسُول الله ﷺ {حم} السَّجْدَة حَتَّى مر بِالسَّجْدَةِ فَسجدَ وَعتبَة ملق يَده خلف ظَهره حَتَّى فرغ من قِرَاءَته وَقَامَ عتبَة لَا يدْرِي مَا يُرَاجِعهُ بِهِ

Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hâ-mîm es-Secde [Fussilet] suresini secde ayetine gelinceye kadar okudu ve secde etti. Utbe ise okuması bitinceye kadar ellerini arkasına dayamış vaziyetteydi. Sonra Utbe ona ne cevap vereceğini bilemeyerek kalktı,

51108. Metin

حَتَّى أَتَى نَادِي قومه فَلَمَّا رَأَوْهُ مُقبلا قَالُوا: لقد رَجَعَ إِلَيْكُم بِوَجْه مَا قَامَ بِهِ من عنْدكُمْ فَجَلَسَ إِلَيْهِم فَقَالَ: يَا معشر قُرَيْش قد كَلمته بِالَّذِي أَمرْتُمُونِي بِهِ

Nihayet kavminin meclisine vardı. Onu gelirken görünce dediler ki: "Vallahi yanınızdan ayrıldığı yüzden başka bir yüzle döndü." Yanlarına oturunca dedi ki: "Ey Kureyş topluluğu! Bana emrettiğiniz şeyleri onunla konuştum."

51109. Metin

حَتَّى إِذا فرغت كلمني بِكَلَام لَا وَالله مَا سَمِعت أذناي بِمثلِهِ قطّ فَمَا دَريت مَا أَقُول لَهُ يَا معشر قُرَيْش أَطِيعُونِي الْيَوْم واعصوني فِيمَا بعده

"Sözümü bitirince bana öyle bir kelamla hitap etti ki hayır, vallahi iki kulağım asla benzerini işitmemiştir! Ona ne diyeceğimi bilemedim. Ey Kureyş topluluğu! Bugün bana itaat edin, bundan sonrasında isterseniz bana karşı gelin;"

51110. Metin

اتْرُكُوا الرجل واعتزلوه فوَاللَّه مَا هُوَ بتارك مَا هُوَ عَلَيْهِ وخلوا بَينه وَبَين سَائِر الْعَرَب فَإِن يكن يظْهر عَلَيْهِم يكن شرفه شرفكم وعزه عزكم وَملكه ملككم وان يظهروا عَلَيْهِ تَكُونُوا قد كفيتموه بغيركم

"Bu adamı bırakın ve ondan uzak durun. Vallahi o üzerinde bulunduğu şeyden vazgeçecek değildir. Onunla diğer Arapların arasını serbest bırakın; şayet Araplara üstün gelirse, onun şerefi sizin şerefiniz, onun izzeti sizin izzetiniz, onun mülkü de sizin mülkünüz olur. Şayet onlar ona üstün gelirlerse, başkaları eliyle ondan kurtulmuş olursunuz."

51111. Metin

قَالُوا: أصبأت إِلَيْهِ يَا أَبَا الْوَلِيد

Dediler ki: "Ey Ebu'l-Velîd, sen de onun dinine meylettin [öyle mi]?"

51112. Metin

وَأخرج الْحَكِيم التِّرْمِذِيّ فِي نَوَادِر الْأُصُول عَن عبد الرَّحْمَن بن أبي بكر ﵁ قَالَ: جِئْت أَزور عَائِشَة ﵂ وَرَسُول الله ﷺ يُوحى إِلَيْهِ ثمَّ سرى عَنهُ فَقَالَ: يَا عَائِشَة ناوليني رِدَائي فناولته ثمَّ أَتَى الْمَسْجِد فَإِذا مُذَكّر يذكر فَجَلَسَ حَتَّى إِذا قضى الْمُذكر تذكره إفتتح (حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم) (السَّجْدَة الْآيَة ١) فَسجدَ حَتَّى طَالَتْ سجدته ثمَّ تسامع بِهِ من كَانَ على ميلين وتلا عَلَيْهِ السَّجْدَة فَأرْسلت عَائِشَة ﵂ فِي خاصتها أَن احضروا رَسُول الله صلى الله عَلَيْهِ وَسلم

el-Hakîm et-Tirmizî Nevâdirü'l-Usûl'de Abdurrahman b. Ebî Bekir radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Âişe radıyallâhu anhâ'yı ziyarete gelmiştim, o sırada Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy geliyordu. Sonra vahiy hali üzerinden açıldı ve: "Ey Âişe, bana ridâmı ver" buyurdu. O da verdi. Sonra Mescid'e gitti; bir de baktı ki bir vaiz vaaz veriyor. Vaiz vaazını bitirinceye kadar oturdu. Sonra {حم تَنْزِيل من الرَّحْمَن الرَّحِيم} “Hâ-mîm. [Bu kitap] Rahmân ve Rahîm olandan indirilmedir” (Secde [Fussilet] suresi 1. ayet) [ile başlayan sureyi] okumaya başladı ve secde etti; secdesi öyle uzadı ki iki mil mesafede bulunan kimseler bile bunu işitti ve onun üzerine secde [ayetini] okudu. Bunun üzerine Âişe radıyallâhu anhâ yakınlarına: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına gidin,"

51113. Metin

فَلَقَد رَأَيْت مَا لم أره مُنْذُ كنت مَعَه فَرفع رَأسه فَقَالَ: سجدت هَذِه السَّجْدَة شكر لرَبي فِيمَا أبلاني فِي أمتِي فَقَالَ لَهُ أَبُو بكر ﵁: وماذا ابلاك فِي أمتك قَالَ: أَعْطَانِي سبعين ألفا من أمتِي يدْخلُونَ الْجنَّة بِغَيْر حِسَاب

"Zira onunla beraber olduğumdan beri görmediğim bir şey gördüm" diye haber gönderdi. [Resûlullah] başını kaldırdı ve: "Bu secdeyi, ümmetim hususunda bana lütfettiği şeyden dolayı Rabbime şükür olarak yaptım" buyurdu. Ebû Bekir radıyallâhu anh ona: "Ümmetin hususunda sana ne lütfetti?" diye sordu. [Resûlullah]: "Bana ümmetimden yetmiş bin kişinin hesapsız olarak cennete gireceğini verdi" buyurdu.

51114. Metin

فَقَالَ أَبُو بكر ﵁: يَا رَسُول الله إِن أمتك كثير طيب فازدد قَالَ: قد فعلت فَأَعْطَانِي مَعَ كل وَاحِد من السّبْعين ألفا سبعين ألفا فَقَالَ: يَا رَسُول الله ازدد لأمتك فَقَالَ بِيَدِهِ ثمَّ قَالَ بهَا على صَدره فَقَالَ عمر ﵁: وعيت يَا رَسُول الله

Ebû Bekir radıyallâhu anh: "Ey Allah'ın Resûlü, ümmetin pek çok ve pek temizdir; daha da artırmasını iste" dedi. [Resûlullah]: "İstedim ve o yetmiş binden her birinin yanında bana yetmiş bin [kişi daha] verdi" buyurdu. [Ebû Bekir]: "Ey Allah'ın Resûlü, ümmetin için daha da artırmasını iste" deyince [Resûlullah] eliyle işaret etti, sonra elini göğsüne koydu. Bunun üzerine Ömer radıyallâhu anh: "Anladım ey Allah'ın Resûlü" dedi.

51115. Metin

وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن الْخَلِيل بن مرّة ﵁

Beyhakî Şuabü'l-Îmân'da Halîl b. Mürre radıyallâhu anh'tan rivayet ettiğine göre,

51116. Metin

أَن رَسُول الله ﷺ كَانَ لَا ينَام حَتَّى يقْرَأ تبَارك وحم السَّجْدَة

Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Tebâreke [Mülk] ve Hâ-mîm es-Secde [Fussilet] surelerini okumadıkça uyumazdı.

51117. Metin

الْآيَة ٥

5. Ayet

51118. Metin

أخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَقَالُوا قُلُوبنَا فِي أكنة} قَالُوا: كالجعبة للنبل

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {وَقَالُوا قُلُوبنَا فِي أكنة} “Dediler ki: Kalplerimiz örtüler içindedir” ayeti hakkında: "[Kalplerimiz] ok sadakı gibidir [içine bir şey girmez] dediler" demiştir.

51119. Metin

وَأخرج أَبُو سهل السّري بن سهل الجنديسابوري فِي حَدِيثه من طَرِيق عبد القدوس عَن نَافِع بن الْأَزْرَق عَن ابْن عمر عَن عمر بن الْخطاب ﵁ فِي قَوْله {وَقَالُوا قُلُوبنَا فِي أكنة} الْآيَة

Ebû Sehl es-Serrî b. Sehl el-Cündîsâbûrî kendi hadis [kitabında] Abdülkuddûs tarikiyle Nâfi' b. el-Ezrak'tan, o İbn Ömer'den, o da Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh'tan {وَقَالُوا قُلُوبنَا فِي أكنة} “Dediler ki: Kalplerimiz örtüler içindedir” ayeti hakkında şöyle rivayet etmiştir:

51120. Metin

قَالَ: أَقبلت قُرَيْش إِلَى النَّبِي ﷺ فَقَالَ لَهُم مَا يمنعكم من الإِسلام فتسودوا الْعَرَب فَقَالُوا: يَا مُحَمَّد مَا نفقه مَا تَقول وَلَا نَسْمَعهُ وَإِن على قُلُوبنَا لغلفا

Dedi ki: Kureyş, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. O da onlara: "Müslüman olup Araplara efendi olmaktan sizi alıkoyan nedir?" buyurdu. Onlar dediler ki: "Ey Muhammed! Ne söylediğini anlıyoruz ne de onu dinliyoruz; gerçekten kalplerimiz kılıflar içindedir."

51121. Metin

وَأخذ أَبُو جهل ثوبا فمده فِيمَا بَينه وَبَين رَسُول الله ﷺ فَقَالَ: يَا مُحَمَّد {قُلُوبنَا فِي أكنة مِمَّا تدعونا إِلَيْهِ وَفِي آذاننا وقر وَمن بَيْننَا وَبَيْنك حجاب}

Ebû Cehil bir elbise alıp kendisiyle Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in arasına gerdi ve: "Ey Muhammed! {قُلُوبنَا فِي أكنة مِمَّا تدعونا إِلَيْهِ وَفِي آذاننا وقر وَمن بَيْننَا وَبَيْنك حجاب} “Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık vardır ve bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır”" dedi.

51122. Metin

قَالَ لَهُم النَّبِي ﷺ: أدعوكم إِلَى خَصْلَتَيْنِ

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onlara şöyle buyurdu: "Sizi iki haslete davet ediyorum:

51123. Metin

أَن تشهدوا أَن لَا إِلَه إِلَّا الله وَحده لَا شريك لَهُ وَإِنِّي رَسُول الله

Allah'tan başka ilah olmadığına, O'nun bir ve ortaksız olduğuna ve benim de Allah'ın elçisi olduğuma şehadet etmenizdir."

51124. Metin

فَلَمَّا سمعُوا شَهَادَة أَن لَا إِلَه إِلَّا الله (وَلَو على أدبارهم نفوراً) (الْإِسْرَاء ٤٦) وَقَالُوا (أجعَل الْآلهَة إِلَهًا وَاحِدًا إِن هَذَا لشَيْء عُجاب) (ص ٥) وَقَالَ بَعضهم لبَعض (امشوا واصبروا على آلِهَتكُم إِن هَذَا لشَيْء يُرَاد مَا سمعنَا بِهَذَا فِي الْملَّة الْآخِرَة إِن هَذَا إِلَّا اخْتِلَاق أأنزل عَلَيْهِ الذّكر من بَيْننَا) (ص ٧)

Onlar Allah'tan başka ilah olmadığına dair şehadeti işitince {وَلَو على أدبارهم نفوراً} “arkalarını dönüp nefretle kaçtılar” (el-İsrâ 46) ve {أجعَل الْآلهَة إِلَهًا وَاحِدًا إِن هَذَا لشَيْء عُجاب} “Bütün ilahları tek bir ilah mı yaptı? Doğrusu bu çok şaşılacak bir şey!” (Sâd 5) dediler. Birbirlerine de şöyle dediler: {امشوا واصبروا على آلِهَتكُم إِن هَذَا لشَيْء يُرَاد مَا سمعنَا بِهَذَا فِي الْملَّة الْآخِرَة إِن هَذَا إِلَّا اخْتِلَاق أأنزل عَلَيْهِ الذّكر من بَيْننَا} “Yürüyün, ilahlarınıza bağlılıkta direnin! Muhakkak ki bu arzulanan bir şeydir. Biz bunu son dinde de işitmedik. Bu ancak bir uydurmadır. Öğüt aramızdan ona mı indirildi?” (Sâd 6-8).

51125. Metin

وَهَبَطَ جِبْرِيل فَقَالَ: يَا مُحَمَّد إِن الله يُقْرِئك السَّلَام وَيَقُول: أَلَيْسَ يزْعم هَؤُلَاءِ أَن على قُلُوبهم أكنَّة أَن يفقهوه وَفِي آذانهم وقر فَلَيْسَ يسمعُونَ قَوْلك كَيفَ (وَإِذا ذكرت رَبك فِي الْقُرْآن وَحده ولوا على أدبارهم نفوراً) (الْإِسْرَاء ٤٦) لَو كَانَ كَمَا زَعَمُوا لم ينفروا وَلَكنهُمْ كاذبون يسمعُونَ وَلَا يَنْتَفِعُونَ بذلك كَرَاهِيَة لَهُ

Bunun üzerine Cebrâil indi ve dedi ki: "Ey Muhammed! Allah sana selam ediyor ve buyuruyor ki: Bunlar, Kur'an'ı anlamamak için kalplerinin örtülü olduğunu ve kulaklarında sağırlık bulunup sözünü işitmediklerini iddia etmiyorlar mı? Oysa nasıl olur da {وَإِذا ذكرت رَبك فِي الْقُرْآن وَحده ولوا على أدبارهم نفوراً} “Sen Kur'an'da Rabbini bir tek olarak andığın zaman, arkalarını dönüp nefretle kaçarlar” (el-İsrâ 46). Şayet iddia ettikleri gibi olsaydı nefretle kaçmazlardı; bilakis onlar yalancıdırlar, işitirler fakat ona duydukları hoşnutsuzluktan ötürü bundan yararlanmazlar."

51126. Metin

فَلَمَّا كَانَ من الْغَد أقبل مِنْهُم سَبْعُونَ رجلا إِلَى النَّبِي ﷺ فَقَالُوا: يَا مُحَمَّد أعرض علينا الْإِسْلَام فَلَمَّا عرض عَلَيْهِم الإِسلام أَسْلمُوا عَن آخِرهم فَتَبَسَّمَ النَّبِي ﷺ قَالَ: الْحَمد الله ألستم بالْأَمْس تَزْعُمُونَ أَن على قُلُوبكُمْ غلفًا وقلوبكم فِي أكنة مِمَّا ندعوكم إِلَيْهِ وَفِي آذانكم وقرا وأصبحتم الْيَوْم مُسلمين فَقَالُوا: يَا رَسُول الله كذبنَا وَالله بالْأَمْس لَو كَانَ كَذَلِك مَا اهتدينا أبدا وَلَكِن الله الصَّادِق والعباد الْكَاذِبُونَ عَلَيْهِ وَهُوَ الْغَنِيّ وَنحن الْفُقَرَاء إِلَيْهِ

Ertesi gün olunca onlardan yetmiş adam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Ey Muhammed, bize İslam'ı anlat" dediler. Onlara İslam'ı anlatınca hepsi birden Müslüman oldu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tebessüm edip: "Allah'a hamdolsun. Dün kalplerinizin kılıflı olduğunu, sizi çağırdığımız şeye karşı kalplerinizin örtülü ve kulaklarınızın sağır olduğunu iddia etmiyor muydunuz? Bugün ise Müslüman oldunuz" buyurdu. Onlar da: "Ey Allah'ın Resûlü, vallahi dün yalan söyledik; şayet durum öyle olsaydı asla doğru yolu bulamazdık. Fakat Allah dosdoğru olandır, kullar ise O'na karşı yalancıdır. O zengindir, bizler ise O'na muhtacız" dediler.

51127. Metin

الْآيَات ٦ - ٨

6 - 8. Ayetler

51128. Metin

أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وويل للْمُشْرِكين الَّذين لَا يُؤْتونَ الزَّكَاة} قَالَ: لَا يشْهدُونَ أَن لَا إِلَه إِلَّا الله

İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve el-Esmâ' ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o, {وويل للْمُشْرِكين الَّذين لَا يُؤْتونَ الزَّكَاة} “Zekâtı vermeyen müşriklerin vay haline!” ayeti hakkında: "Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmeyenlerdir" demiştir.

51129. Metin

وَفِي قَوْله {لَهُم أجر غير ممنون} قَالَ: غير مَنْقُوص

{لَهُم أجر غير ممنون} “Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır” ayeti hakkında ise: "Eksiltilmemiş [bir mükâfat]" demiştir.

51130. Metin

وَأخرج عبد بن حميد والحكيم التِّرْمِذِيّ وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة ﵁ فِي قَوْله {وويل للْمُشْرِكين الَّذين لَا يُؤْتونَ الزَّكَاة} قَالَ: لَا يَقُولُوا لَا إِلَه إِلَّا الله

Abd b. Humeyd, el-Hakîm et-Tirmizî ve İbnü'l-Münzir'in İkrime radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {وويل للْمُشْرِكين الَّذين لَا يُؤْتونَ الزَّكَاة} “Zekâtı vermeyen müşriklerin vay haline!” ayeti hakkında: "Lâ ilâhe illallâh demeyenlerdir" demiştir.

51131. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله {الَّذين لَا يُؤْتونَ الزَّكَاة} قَالَ: كَانَ يُقَال الزَّكَاة قنطرة الإِسلام من قطعهَا برىء وَنَجَا وَمن لم يقطعهَا هلك

Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in Katâde'den bildirdiğine göre o, {الَّذين لَا يُؤْتونَ الزَّكَاة} “Onlar zekâtı vermezler” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Şöyle denilirdi: Zekât İslam'ın köprüsüdür; onu geçen [günahtan] arınır ve kurtulur, onu geçmeyen ise helak olur."

51132. Metin

وَالله أعلم

En doğrusunu Allah bilir.

51133. Metin

الْآيَات ٩ - ١٢

9 - 12. Ayetler

51134. Metin

أخرج ابْن جرير والنحاس فِي ناسخه وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن ابْن عَبَّاس ﵄

İbn Cerîr, en-Nâsih'inde en-Nehhâs, el-Azame'de Ebü'ş-Şeyh, Hâkim —ve sahih olduğunu belirtmiştir—, İbn Merdûye ve el-Esmâ' ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiklerine göre:

51135. Metin

أَن الْيَهُود أَتَت النَّبِي ﷺ فَسَأَلته عَن خلق السَّمَوَات وَالْأَرْض فَقَالَ: خلق الله الأَرْض يَوْم الْأَحَد والإثنين وَخلق الْجبَال وَمَا فِيهِنَّ من مَنَافِع يَوْم الثُّلَاثَاء وَخلق يَوْم الْأَرْبَعَاء الشّجر وَالْمَاء والمدائن والعمران والخراب فَهَذِهِ أَرْبَعَة فَقَالَ تَعَالَى {قل أئنكم لتكفرون بِالَّذِي خلق الأَرْض فِي يَوْمَيْنِ وتجعلون لَهُ أنداداً ذَلِك رب الْعَالمين وَجعل فِيهَا رواسي من فَوْقهَا وَبَارك فِيهَا وَقدر فِيهَا أقواتها فِي أَرْبَعَة أَيَّام سَوَاء للسائلين} وَخلق يَوْم الْخَمِيس السَّمَاء وَخلق يَوْم الْجُمُعَة النُّجُوم وَالشَّمْس وَالْقَمَر وَالْمَلَائِكَة إِلَى ثَلَاث سَاعَات بَقينَ مِنْهُ

Yahudiler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip göklerin ve yerin yaratılışını sordular. O da şöyle buyurdu: "Allah yeri pazar ve pazartesi günü yarattı. Dağları ve içlerindeki faydaları salı günü yarattı. Çarşamba günü ağaçları, suyu, şehirleri, bayındırlığı ve harabeliği yarattı; işte bunlar dört [gün]dür." Nitekim Yüce Allah: {قل أئنكم لتكفرون بِالَّذِي خلق الأَرْض فِي يَوْمَيْنِ وتجعلون لَهُ أنداداً ذَلِك رب الْعَالمين وَجعل فِيهَا رواسی من فَوْقهَا وَبَارك فِيهَا وَقدر فِيهَا أقواتها فِي أَرْبَعَة أَيَّام سَوَاء للسائلين} “De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. O, yerin üstünde sabit dağlar yerleştirdi, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için eşit olarak rızıklarını dört günde takdir etti” buyurmuştur. "Perşembe günü göğü yarattı. Cuma günü ise yıldızları, güneşi, ayı ve melekleri o günün bitimine üç saat kalıncaya kadar yarattı.

51136. Metin

فخلق فِي أول سَاعَة من هَذِه الثَّلَاثَة الْآجَال حِين يَمُوت من مَاتَ

Bu üç saatin ilkinde, ölen kimsenin vefat ettiği ecelleri yarattı.

51137. Metin

وَفِي الثَّانِيَة ألْقى الآفة على كل شَيْء من منتفع بِهِ

İkincisinde faydalanılan her şeyin üzerine afeti bıraktı.

51138. Metin

وَفِي الثَّالِثَة خلق آدم وَأَسْكَنَهُ الْجنَّة وَأمر إِبْلِيس بِالسُّجُود لَهُ وَأخرجه مِنْهَا فِي آخر سَاعَة قَالَت الْيَهُود: ثمَّ مَاذَا يَا مُحَمَّد قَالَ: ثمَّ اسْتَوَى على الْعَرْش قَالُوا: لقد أصبت لَو أتممت

Üçüncüsünde ise Âdem'i yarattı, onu cennete yerleştirdi, İblis'e ona secde etmesini emretti ve son saatte onu oradan çıkardı." Yahudiler: "Sonra ne oldu ey Muhammed?" dediler. O da: "Sonra Arş'a istivâ etti" buyurdu. Onlar: "Tamamlasaydın doğru söylemiş olacaktın" dediler.

51139. Metin

ثمَّ قَالُوا: استراح

Sonra: "Dinlendi" dediler.

51140. Metin

فَغَضب النَّبِي ﷺ غَضبا شَدِيدا

Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem son derece öfkelendi.

51141. Metin

فَنزل (وَلَقَد خلقنَا السَّمَوَات وَالْأَرْض وَمَا بَينهمَا فِي سِتَّة أَيَّام وَمَا مسنا من لغوب فاصبر على مَا يَقُولُونَ) (ق ٣٨)

Bunun üzerine {وَلَقَد خلقنَا السَّمَوَات وَالْأَرْض وَمَا بَينهمَا فِي سِتَّة أَيَّام وَمَا مسنا من لغوب فاصبر على مَا يَقُولُونَ} “Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. Onların söylediklerine sabret” (Kāf 38-39) ayeti indi.

51142. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله {وَقدر فِيهَا أقواتها} قَالَ: شقّ الْأَنْهَار وغرس الْأَشْجَار وَوضع الْجبَال وأجرى الْبحار وَجعل فِي هَذِه مَا لَيْسَ فِي هَذِه وَفِي هَذِه مَا لَيْسَ فِي هَذِه

İbnü'l-Münzir'in İbn Cüreyc'den bildirdiğine göre o, {وَقدر فِيهَا أقواتها} “Orada rızıklarını takdir etti” ayeti hakkında: "Nehirleri yarıp akıttı, ağaçları dikti, dağları yerleştirdi, denizleri akıttı ve bunda olmayan şeyi şunda, şunda olmayan şeyi de bunda kıldı" demiştir.

51143. Metin

وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي حَاتِم عَن عِكْرِمَة فِي قَوْله {وَقدر فِيهَا أقواتها} قَالَ: قدر فِي كل أَرض شَيْئا لَا يصلح فِي غَيرهَا

Abd b. Humeyd ve İbn Ebî Hâtim'in İkrime'den bildirdiğine göre o, {وَقدر فِيهَا أقواتها} “Orada rızıklarını takdir etti” ayeti hakkında: "Her yerde, başka bir yerde yetişip uygun olmayan bir şey takdir etti" demiştir.

51144. Metin

وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة فِي قَوْله {وَقدر فِيهَا أقواتها} قَالَ: لَا يصلح النَّيْسَابُورِي إِلَّا بنيسابور وَلَا ثِيَاب الْيمن إِلَّا بِالْيمن

Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in İkrime'den bildirdiğine göre o, {وَقدر فِيهَا أقواتها} “Orada rızıklarını takdir etti” ayeti hakkında: "Nîşâbûr [kumaşı] ancak Nîşâbûr'da, Yemen kumaşları da ancak Yemen'de uygun olur" demiştir.

51145. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن الْحسن {وَقدر فِيهَا أقواتها} قَالَ: أرزاقها

Abdurrezzâk'ın Hasen'den bildirdiğine göre o, {وَقدر فِيهَا أقواتها} “Orada rızıklarını takdir etti” ayeti hakkında: "Onun rızıklarını [takdir etti]" demiştir.

51146. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله {سَوَاء للسائلين} قَالَ: من سَأَلَ فَهُوَ كَمَا قَالَ الله

Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in Katâde'den bildirdiğine göre o, {سَوَاء للسائلين} “Arayıp soranlar için eşit olarak” ayeti hakkında: "Kim sorarsa bilsin ki durum Allah'ın buyurduğu gibidir" demiştir.

51147. Metin

وَأخرج أَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: خلق الله السَّمَوَات من دُخان ثمَّ ابْتَدَأَ خلق الأَرْض يَوْم الْأَحَد وَيَوْم الْإِثْنَيْنِ فَذَلِك قَول الله تَعَالَى {قل أئنكم لتكفرون بِالَّذِي خلق الأَرْض فِي يَوْمَيْنِ} ثمَّ {وَقدر فِيهَا أقواتها} فِي يَوْم الثُّلَاثَاء وَيَوْم الْأَرْبَعَاء فَذَلِك قَوْله {وَقدر فِيهَا أقواتها فِي أَرْبَعَة أَيَّام سَوَاء للسائلين ثمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِي دُخان} فسمكها وزينها بالنجوم وَالشَّمْس وَالْقَمَر وأجراهما فِي فلكهما وَخلق فِيهَا مَا شَاءَ من خلقه وَمَلَائِكَته يَوْم الْخَمِيس وَيَوْم الْجُمُعَة وَخلق الْجنَّة يَوْم الْجُمُعَة وَخلق الْيَهُود يَوْم السبت لِأَنَّهُ يسبت فِيهِ كل شَيْء وعظمت النَّصَارَى يَوْم الْأَحَد لِأَنَّهُ ابتدىء فِيهِ خلق كل شَيْء وَعظم الْمُسلمُونَ يَوْم الْجُمُعَة لِأَن الله فرغ فِيهِ من خلقه وَخلق فِي الْجنَّة رَحمته وَجمع فِيهِ آدم ﵇ وَفِيه هَبَط من الْجنَّة وَفِيه قبلت تَوْبَته وَهُوَ أعظمها

Ebü'ş-Şeyh el-Azame'de İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Allah gökleri dumandan yarattı, sonra yerin yaratılışına pazar ve pazartesi günü başladı. İşte bu, Allah Teâlâ'nın: {قل أئنكم لتكفرون بِالَّذِي خلق الأَرْض فِي يَوْمَيْنِ} “De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr mı ediyorsunuz?” buyruğudur. Sonra salı ve çarşamba günü {وَقدر فِيهَا أقواتها} “Orada rızıklarını takdir etti”; işte bu da O'nun: {وَقدر فِيهَا أقواتها فِي أَرْبَعَة أَيَّام سَوَاء للسائلين ثمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِي دُخان} “Orada arayıp soranlar için eşit olarak rızıklarını dört günde takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi” buyruğudur. Onu yükseltti, yıldızlarla, güneş ve ayla süsledi; ikisini kendi yörüngelerinde akıttı. Perşembe ve cuma günü orada yarattıklarından ve meleklerinden dilediğini yarattı. Cenneti cuma günü yarattı. Cumartesi gününü Yahudiler [için yarattı]; çünkü o günde her şey dinlenmeye çekilir. Hristiyanlar pazar gününü yücelttiler; zira her şeyin yaratılışı o gün başlamıştı. Müslümanlar ise cuma gününü yücelttiler; çünkü Allah yaratmasını o günde tamamladı, cennette rahmetini yarattı, Âdem aleyhisselâm'ın [yaratılışını] onda tamamladı, o gün cennetten indirildi ve tövbesi o gün kabul edildi ki bu [günlerin] en yücesidir.

51148. Metin

وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: إِن الله تَعَالَى خلق يَوْمًا فَسَماهُ الْأَحَد ثمَّ خلق ثَانِيًا فَسَماهُ الِاثْنَيْنِ ثمَّ خلق ثَالِثا فَسَماهُ الثُّلَاثَاء ثمَّ خلق رَابِعا فَسَماهُ الْأَرْبَعَاء وَخلق خَامِسًا فَسَماهُ الْخَمِيس فخلق الأَرْض يَوْم الْأَحَد والاثنين وَخلق الْجبَال يَوْم الثُّلَاثَاء وَلذَلِك يَقُول النَّاس إِنَّه يَوْم ثقيل كَذَلِك وَخلق مَوَاضِع الْأَنْهَار وَالشَّجر والقرى يَوْم الْأَرْبَعَاء وَخلق الطير والوحش وَالسِّبَاع والهوام والآفة يَوْم الْخَمِيس وَخلق الإِنسان يَوْم الْجُمُعَة وَفرغ من الْخلق يَوْم السبت

Ebü'ş-Şeyh'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Allah Teâlâ bir gün yarattı ve ona pazar adını verdi. Sonra ikinciyi yarattı ve ona pazartesi adını verdi. Sonra üçüncüyü yarattı ve ona salı adını verdi. Sonra dördüncüyü yarattı ve ona çarşamba adını verdi. Beşinciyi yarattı ve ona perşembe adını verdi. Yeri pazar ve pazartesi günü yarattı. Dağları salı günü yarattı; bu sebeple insanlar onun ağır bir gün olduğunu söylerler. Nehir yataklarını, ağaçları ve yerleşim yerlerini çarşamba günü yarattı. Kuşları, vahşi hayvanları, yırtıcıları, haşereleri ve afeti perşembe günü yarattı. İnsanı cuma günü yarattı ve yaratmayı cumartesi günü tamamladı.

51149. Metin

وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن عبد الله بن سَلام ﵁ قَالَ: إِن الله تَعَالَى ابْتَدَأَ الْخلق وَخلق الأَرْض يَوْم الْأَحَد والاثنين وَخلق الأقوات والرواسي يَوْم الثُّلَاثَاء وَالْأَرْبِعَاء وَخلق السَّمَوَات يَوْم الْخَمِيس وَالْجُمُعَة إِلَى صَلَاة الْعَصْر وَخلق آدم

Ebü'ş-Şeyh'in Abdullah b. Selâm radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Allah Teâlâ yaratmaya başladı; yeri pazar ve pazartesi günü yarattı. Rızıkları ve sabit dağları salı ve çarşamba günü yarattı. Gökleri perşembe ve cuma günü ikindi namazına kadar yarattı. Âdem

51150. Metin

عَلَيْهِ السَّلَام فِي تِلْكَ السَّاعَة الَّتِي لَا يُوَافِقهَا عبد يَدْعُو ربه إِلَّا اسْتَجَابَ لَهُ فَهُوَ مَا بَين صَلَاة الْعَصْر إِلَى أَن تغيب الشَّمْس

aleyhisselâm'ı, bir kulun Rabbine dua edip de duasının kabul olunmadığı hiçbir anın bulunmadığı o saatte yarattı ki o, ikindi namazından güneşin batışına kadar olan süredir.

51151. Metin

وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن عِكْرِمَة ﵁ أَن الْيَهُود قَالُوا للنَّبِي ﷺ: مَا يَوْم الْأَحَد قَالَ: خلق الله فِيهِ الأَرْض قَالُوا: فَيوم الْأَرْبَعَاء قَالَ: الأقوات قَالُوا: فَيوم الْخَمِيس قَالَ: فِيهِ خلق الله السَّمَوَات قَالُوا: فَيوم الْجُمُعَة قَالَ: خلق فِي ساعتين الْمَلَائِكَة وَفِي ساعتين الْجنَّة وَالنَّار وَفِي ساعتين الشَّمْس وَالْقَمَر وَالْكَوَاكِب وَفِي ساعتين اللَّيْل وَالنَّهَار قَالُوا: أَلَسْت تذكر الرَّاحَة فَقَالَ سُبْحَانَ الله

Ebü'ş-Şeyh'in İkrime radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre Yahudiler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e: "Pazar günü nedir?" dediler. O: "Allah onda yeri yarattı" buyurdu. "Peki çarşamba günü?" dediler. O: "Rızıkları [yarattı]" buyurdu. "Peki perşembe günü?" dediler. O: "Allah onda gökleri yarattı" buyurdu. "Peki cuma günü?" dediler. O: "İki saatinde melekleri, iki saatinde cennet ve cehennemi, iki saatinde güneşi, ayı ve yıldızları, iki saatinde de geceyi ve gündüzü yarattı" buyurdu. Onlar: "Dinlenmeyi anmıyor musun?" dediler. Resûlullah: "Sübhânallâh!" dedi.

51152. Metin

فَأنْزل الله (وَلَقَد خلقنَا السَّمَوَات وَالْأَرْض وَمَا بَينهمَا فِي سِتَّة أَيَّام وَمَا مسنا من لغوب) (ق ٣٨)

Bunun üzerine Allah Teâlâ: {وَلَقَد خلقنَا السَّمَوَات وَالْأَرْض وَمَا بَينهمَا فِي سِتَّة أَيَّام وَمَا مسنا من لغوب} “Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı” (Kāf 38) ayetini indirdi.

51153. Metin

وَأخرج أَبُو الشَّيْخ من وَجه آخر عَن عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس ﵄ عَن النَّبِي ﷺ قَالَ: إِن الله تَعَالَى فرغ من خلقه فِي سِتَّة أَيَّام

Ebü'ş-Şeyh başka bir yolla İkrime'den, o İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan, o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'den şöyle bildirdi: "Allah Teâlâ yaratmasını altı günde tamamladı.

51154. Metin

أولهنَّ يَوْم الْأَحَد والاثنين وَالثُّلَاثَاء وَالْأَرْبِعَاء وَالْخَمِيس وَالْجُمُعَة خلق يَوْم الْأَحَد السَّمَوَات وَخلق يَوْم الِاثْنَيْنِ الشَّمْس وَالْقَمَر وَخلق يَوْم الثُّلَاثَاء دَوَاب الْبَحْر ودواب الأَرْض وفجر الْأَنْهَار وقوت الأقوات وَخلق الْأَشْجَار يَوْم الْأَرْبَعَاء وَخلق يَوْم الْخَمِيس الْجنَّة وَالنَّار وَخلق آدم ﵇ يَوْم الْجُمُعَة ثمَّ أقبل على الْأَمر يَوْم السبت

Bunların ilki pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe ve cumadır. Pazar günü gökleri yarattı. Pazartesi günü güneşi ve ayı yarattı. Salı günü deniz hayvanlarını ve kara hayvanlarını yarattı, nehirleri fışkırttı ve rızıkları belirledi. Çarşamba günü ağaçları yarattı. Perşembe günü cenneti ve cehennemi yarattı. Cuma günü Âdem aleyhisselâm'ı yarattı. Sonra cumartesi günü emrine yöneldi."

51155. Metin

وَأخرج ابْن جرير عَن أبي بكر ﵁ قَالَ: جَاءَ الْيَهُود إِلَى النَّبِي ﷺ فَقَالُوا: يَا مُحَمَّد أخبرنَا مَا خلق الله من الْخلق فِي هَذِه الْأَيَّام السِّتَّة فَقَالَ: خلق الله الأَرْض يَوْم الْأَحَد والإثنين وَخلق الْجبَال يَوْم الثُّلَاثَاء وَخلق الْمَدَائِن والاقوات والأنهار وعمرانها وخرابها يَوْم الْأَرْبَعَاء وَخلق السَّمَوَات وَالْمَلَائِكَة يَوْم الْخَمِيس إِلَى ثَلَاث سَاعَات يَعْنِي من يَوْم الْجُمُعَة وَخلق فِي أول سَاعَة الْآجَال وَفِي الثَّانِيَة الآفة وَفِي الثَّالِثَة آدم قَالُوا: صدقت أَن تممت فَعرف النَّبِي ﷺ مَا يُرِيدُونَ فَغَضب فَأنْزل الله (وَمَا مسنا من لغوب فاصبر على مَا يَقُولُونَ)

İbn Cerîr'in Ebû Bekir radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Yahudiler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Ey Muhammed! Allah'ın bu altı günde neler yarattığını bize haber ver" dediler. Resûlullah şöyle buyurdu: "Allah yeri pazar ve pazartesi günü yarattı. Dağları salı günü yarattı. Şehirleri, rızıkları, nehirleri, onların bayındırlığını ve harap oluşunu çarşamba günü yarattı. Gökleri ve melekleri perşembe günü cuma gününden üç saat kalıncaya kadar yarattı. İlk saatte ecelleri, ikinci saatte afeti, üçüncü saatte ise Âdem'i yarattı." Onlar: "Tamamlarsan doğru söylemiş olursun" dediler. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onların neyi kastettiğini anlayıp öfkelendi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: {وَمَا مسنا من لغوب فاصبر على مَا يَقُولُونَ} “Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. Onların söylediklerine sabret” ayetini indirdi.

51156. Metin

وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {فَقَالَ لَهَا وللأرض ائتيا طَوْعًا أَو كرها} قَالَ: قَالَ

İbnü'l-Münzir, Hâkim —ve sahih olduğunu belirtmiştir— ve el-Esmâ' ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o, {فَقَالَ لَهَا وللأرض ائتيا طَوْعًا أَو كرها} “Ona ve yere: İsteyerek veya istemeyerek gelin! dedi” ayeti hakkında şöyle demiştir: [Allah]

51157. Metin

للسماء أَخْرِجِي شمسك اخْرُجِي قمرك ونجومك وَقَالَ للْأَرْض: شققي أنهارك وأخرجي ثمارك {قَالَتَا أَتَيْنَا طائعين}

göğe: "Güneşini çıkar, ayını ve yıldızlarını çıkar!" buyurdu. Yere de: "Nehirlerini yarıp akıt ve meyvelerini çıkar!" buyurdu. {قَالَتَا أَتَيْنَا طائعين} “İkisi de: İsteyerek geldik, dediler”.

51158. Metin

وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {ائتيا} قَالَ: اعطيا وَفِي قَوْله {أَتَيْنَا} قَالَ: أعطينا

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o, {ائتيا} “Gelin” ayeti hakkında: "Verin", {أَتَيْنَا} “Geldik” ayeti hakkında ise: "Verdik" demiştir.

51159. Metin

وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَأوحى فِي كل سَمَاء أمرهَا} قَالَ: مَا أَمر بِهِ وأراده من خلق النيرات وَغير ذَلِك

Feryâbî ve Abd b. Humeyd'in Mücâhid radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {وَأوحى فِي كل سَمَاء أمرهَا} “Ve her bir göğe kendi işini vahyetti” ayeti hakkında: "Işık saçan gök cisimlerinin yaratılışı ve benzeri hususlarda emrettiği ve dilediği şeyleri [vahyetti]" demiştir.

51160. Metin

وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة ﵁ {وَأوحى فِي كل سَمَاء أمرهَا} قَالَ: خلق فِيهَا شمسها وقمرها ونجومها وصلاحها

Abd b. Humeyd'in Katâde radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {وَأوحى فِي كل سَمَاء أمرهَا} “Ve her bir göğe kendi işini vahyetti” ayeti hakkında: "Orada güneşini, ayını, yıldızlarını ve nizamını yarattı" demiştir.

51161. Metin

الْآيَات ١٣ - ١٨

13 - 18. Ayetler

51162. Metin

أخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن الْكَلْبِيّ ﵁ قَالَ: كل شَيْء فِي الْقُرْآن {صَاعِقَة} فَهُوَ عَذَاب

Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in el-Kelbî radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Kur'an'da geçen her {صَاعِقَة} “yıldırım/azap” kelimesi azap demektir.

51163. Metin

وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عادٍ وَثَمُود} يَقُول: أَنْذَرْتُكُمْ وقيعة عَاد وَثَمُود

Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in Katâde radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {أَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَة مثل صَاعِقَة عادٍ وَثَمُود} “Sizi Âd ve Semûd'un yıldırımı gibi bir yıldırımla uyardım” ayeti hakkında: "Sizi Âd ve Semûd'un başına gelen helak gibi bir helakle uyardım" demektir demiştir.

Okumaya devam etmek için uygulamada aşağı kaydırın.