54511. Metin
بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم (٥٥)
Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla (55)
54512. Metin
سُورَة الرَّحْمَن
Rahmân Suresi
54513. Metin
مَدَنِيَّة وآياتها ثَمَان وَسَبْعُونَ
Medenîdir ve ayetleri yetmiş sekizdir.
54514. Metin
مُقَدّمَة السُّورَة أخرج النّحاس عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة الرَّحْمَن بِمَكَّة
Surenin Girişi: en-Nehhâs, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Rahmân Suresi Mekke’de indi.”
54515. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير ﵁ قَالَ: أنزل بِمَكَّة سُورَة الرَّحْمَن
İbn Merdûye, Abdullah b. ez-Zübeyr’den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o: “Rahmân Suresi Mekke’de indirildi” demiştir.
54516. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عَائِشَة ﵂ قَالَت: نزلت سُورَة الرَّحْمَن بِمَكَّة
İbn Merdûye, Âişe’den (radıyallâhu anhâ) rivayet ettiğine göre o: “Rahmân Suresi Mekke’de indi” demiştir.
54517. Metin
وَأخرج ابْن الضريس وَابْن مردوية وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة الرَّحْمَن بِالْمَدِينَةِ
İbnu’d-Durays, İbn Merdûye ve ed-Delâil’de el-Beyhakî, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre o: “Rahmân Suresi Medine’de indi” demiştir.
54518. Metin
الْآيَات ١ - ١٣
1-13. Ayetler
54519. Metin
أخرج النّحاس عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة الرَّحْمَن بِمَكَّة
en-Nehhâs, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre o: “Rahmân Suresi Mekke’de indi” demiştir.
54520. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير ﵁ قَالَ: أنزل بِمَكَّة سُورَة الرَّحْمَن
İbn Merdûye, Abdullah b. ez-Zübeyr’den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o: “Rahmân Suresi Mekke’de indirildi” demiştir.
54521. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عَائِشَة ﵂ قَالَت: نزلت سُورَة الرَّحْمَن بِمَكَّة
İbn Merdûye, Âişe’den (radıyallâhu anhâ) rivayet ettiğine göre o: “Rahmân Suresi Mekke’de indi” demiştir.
54522. Metin
وَأخرج ابْن الضريس وَابْن مردوية وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: نزلت سُورَة الرَّحْمَن بِالْمَدِينَةِ
İbnu’d-Durays, İbn Merdûye ve ed-Delâil’de el-Beyhakî, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre o: “Rahmân Suresi Medine’de indi” demiştir.
54523. Metin
وَأخرج أَحْمد وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد حسن عَن أَسمَاء بنت أبي بكر ﵂ قَالَت: سَمِعت رَسُول الله ﷺ يقْرَأ وَهُوَ يُصَلِّي نَحْو الرُّكْن قبل أَن يصدع بِمَا يُؤمر وَالْمُشْرِكُونَ يسمعُونَ {فَبِأَي آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ}
Ahmed ve hasen bir senetle İbn Merdûye, Esmâ bnt. Ebî Bekir’den (radıyallâhu anhâ) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisine emredilen tebliği açıkça ilan etmeden önce Rükn’e doğru namaz kılarken ve müşrikler işitirken: {فَبِأَي آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} “Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” [ayetini] okurken işittim.
54524. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن جَابر بن عبد الله ﵁ قَالَ: خرج رَسُول الله ﷺ على أَصْحَابه فَقَرَأَ عَلَيْهِم سُورَة الرَّحْمَن من أَولهَا إِلَى آخرهَا فَسَكَتُوا فَقَالَ: مَا لي أَرَاكُم سكُوتًا لقد قرأتها على الْجِنّ لَيْلَة الْجِنّ فَكَانُوا أحسن مردوداً مِنْكُم كنت كلما أتيت على قَوْله {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} قَالُوا: وَلَا بِشَيْء من نعمك رَبنَا نكذب فلك الْحَمد
Tirmizî, İbnu’l-Münzir, el-Azame’de Ebû’ş-Şeyh, Hâkim (sahih olduğunu belirterek), İbn Merdûye ve ed-Delâil’de el-Beyhakî, Câbir b. Abdillâh’tan (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashâbının yanına çıktı ve onlara baştan sona Rahmân Suresi’ni okudu. Onlar sustular. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ne oluyor da sizi suskun görüyorum? Yemin olsun ki ben bu sureyi Cin gecesinde cinlere okudum, onlar sizden daha güzel karşılık verdiler. Ne zaman {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} “Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” ayetine geldiysem, onlar: ‘Ey Rabbimiz! Senin hiçbir nimetini yalanlamayız, hamd sana mahsustur’ dediler.”
54525. Metin
وَأخرج الْبَزَّار وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَالدَّارَقُطْنِيّ فِي الْأَفْرَاد وَابْن مرْدَوَيْه والخطيب فِي تَارِيخه بِسَنَد صَحِيح عَن ابْن عمر أَن رَسُول الله ﷺ قَرَأَ سُورَة الرَّحْمَن على أَصْحَابه فَسَكَتُوا فَقَالَ: مَا لي أسمع الْجِنّ أحسن جَوَابا لِرَبِّهَا مِنْكُم مَا أتيت على قَوْله الله {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} الا قَالُوا: لَا شَيْء من آلَائِكَ رَبنَا نكذب فلك الْحَمد
el-Bezzâr, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir, el-Efrâd’da ed-Dârekutnî, İbn Merdûye ve Târîh’inde el-Hatîb, sahih bir senetle İbn Ömer’den rivayet ettiğine göre; Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ashâbına Rahmân Suresi’ni okudu, onlar sustular. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ne oluyor da cinleri, Rablerine sizden daha güzel cevap verir buluyorum? Allah’ın {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} “Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” buyruğuna her geldiğimde mutlaka şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz! Nimetlerinden hiçbirini yalanlamıyoruz, hamd sana mahsustur.’”
54526. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن عَليّ: سَمِعت النَّبِي ﷺ يَقُول: لكل شَيْء عروس وعروس الْقُرْآن الرَّحْمَن
el-Beyhakî Şuabü’l-Îmân’da Ali’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Peygamber’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyururken işittim: “Her şeyin bir gelini vardır; Kur’an’ın gelini de er-Rahmân’dır.”
54527. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ عَن فَاطِمَة ﵂ قَالَت: قَالَ رَسُول الله ﷺ: قارىء الْحَدِيد و {إِذا وَقعت الْوَاقِعَة} والرحمن يدعى فِي ملكوت السَّمَوَات وَالْأَرْض سَاكن الفردوس
el-Beyhakî, Fâtıma’dan (radıyallâhu anhâ) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Hadîd, {إِذا وَقعت الْوَاقِعَة} “O kaçınılmaz olay gerçekleştiğinde” ve Rahmân surelerini okuyan kimse, göklerin ve yerin melekûtunda ‘Firdevs sakini’ diye çağrılır.”
54528. Metin
وَأخرج أَحْمد عَن ابْن زيد ﵁ قَالَ: كَانَ أول مفصل ابْن مَسْعُود الرَّحْمَن
Ahmed, İbn Zeyd’den (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o: “İbn Mes‘ûd’un mufassal [sureler] grubunun ilki er-Rahmân idi” demiştir.
54529. Metin
وَأخرج أَبُو دَاوُد وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن ابْن مَسْعُود ﵁ أَن رجلا قَالَ لَهُ: إِنِّي قد قَرَأت الْمفصل فِي رَكْعَة فَقَالَ: أَهَذا كَهَذا الشّعْر لَكِن النَّبِي ﷺ كَانَ يقْرَأ النَّظَائِر سورتين فِي رَكْعَة الرَّحْمَن والنجم فِي رَكْعَة واقتربت والحاقة فِي رَكْعَة وَالطور والذاريات فِي رَكْعَة وَإِذا وَقعت وَإِن فِي رَكْعَة وَعم والمرسلات فِي رَكْعَة وَالدُّخَان وَإِذا الشَّمْس كورت فِي رَكْعَة وَسَأَلَ سَائل والنازعات فِي رَكْعَة وويل لِلْمُطَفِّفِينَ وَعَبس فِي رَكْعَة
Ebû Dâvûd ve Sünen’inde el-Beyhakî, İbn Mes‘ûd’dan (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre bir adam ona: “Ben mufassal sureleri bir rekâtta okudum” dedi. Bunun üzerine o şöyle dedi: “Şiir okur gibi hızla mı okudun? Oysa Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) birbirine benzer [uzunluktaki] sureleri bir rekâtta iki sure olarak okurdu: er-Rahmân ile en-Necm’i bir rekâtta, İkterebet ile el-Hâkka’yı bir rekâtta, et-Tûr ile ez-Zâriyât’ı bir rekâtta, İzâ vekaat ile Nûn’u bir rekâtta, Amme ile el-Mürselât’ı bir rekâtta, ed-Duhân ile İzâ’ş-şemsü küvvirat’ı bir rekâtta, Seele sâil ile en-Nâziât’ı bir rekâtta, Veylün li’l-mutaffifîn ile Abese’yi bir rekâtta.”
54530. Metin
وَأخرج الْحَاكِم فِي التَّارِيخ وَالْبَيْهَقِيّ عَن أنس ﵁ قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ يُوتر بتسع رَكْعَات فَلَمَّا أسنّ وَثقل أوتر بِسبع فصلى رَكْعَتَيْنِ وَهُوَ جَالس فَقَرَأَ فيهمَا الرَّحْمَن والواقعة
Hâkim Târîh’te ve el-Beyhakî, Enes’ten (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) dokuz rekât vitir kılardı. Yaşlanıp bedeni ağırlaşınca yedi rekât vitir kıldı ve oturarak iki rekât [daha] kıldı; bu iki rekâtta er-Rahmân ve el-Vâkıa surelerini okudu.
54531. Metin
وَأخرج ابْن حبَان عَن عبد الله بن مَسْعُود ﵁ قَالَ: اقرأني رَسُول الله ﷺ سُورَة الرَّحْمَن فَخرجت إِلَى الْمَسْجِد عَشِيَّة فَجَلَسَ إليّ رَهْط فَقلت لرجل: اقْرَأ عليّ فَإِذا هُوَ يقْرَأ حروفاً لَا أقرؤها فَقلت: من أَقْرَأَك قَالَ: اقرأني رَسُول الله ﷺ فَانْطَلَقْنَا حَتَّى وقفنا على رَسُول الله ﷺ فَقلت: اخْتَلَفْنَا فِي قراءتنا فَإِذا وَجه رَسُول الله ﷺ فِيهِ تَغْيِير وَوجد فِي نَفسه حِين ذكر الِاخْتِلَاف فَقَالَ: إِنَّمَا هلك من قبلكُمْ بالاختلاف فَأمر عليا فَقَالَ: إِن رَسُول الله ﷺ يَأْمُركُمْ أَن يقْرَأ كل رجل مِنْكُم كَمَا علم فَإِنَّمَا هلك من قبلكُمْ بالاختلاف قَالَ: فَانْطَلَقْنَا وكل رجل منا يقْرَأ حرفا لَا يَقْرَؤُهُ صَاحبه
İbn Hibbân, Abdullah b. Mes‘ûd’dan (radıyallâhu anh) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) bana Rahmân Suresi’ni okuttu. Akşam üzeri mescide çıktım, yanıma bir topluluk oturdu. Bir adama: “Bana oku” dedim. Bir de baktım ki o, benim okumadığım harflerle (kıraat vecihleriyle) okuyor. “Sana bunu kim okuttu?” dedim. “Bana Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) okuttu” dedi. Bunun üzerine kalkıp Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna vardık. “Kıraatimizde ihtilaf ettik” dedim. Baktım ki Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) yüzü değişti ve ihtilaf anılınca içinde bir üzüntü duydu. Sonra: “Sizden öncekiler ancak ihtilaf yüzünden helak oldular” buyurdu ve Ali’ye emretti. [Ali] şöyle dedi: “Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) her birinizin kendisine öğretildiği gibi okumasını emrediyor; zira sizden öncekiler ancak ihtilaf yüzünden helak oldular.” [İbn Mes‘ûd] dedi ki: Bunun üzerine ayrıldık ve her birimiz arkadaşının okumadığı bir harfle (vecihle) okuyordu.
54532. Metin
قَوْله تَعَالَى: {الرَّحْمَن علم الْقُرْآن} الْآيَات
Yüce Allah’ın: {الرَّحْمَن علم الْقُرْآن} “Rahmân, Kur'an'ı öğretti” ayetleri [hakkında]:
54533. Metin
أخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج ﵁ فِي قَوْله {خلق الإِنسان علمه الْبَيَان} قَالَ: آدم {علمه الْبَيَان} قَالَ: بَين لَهُ سَبِيل الْهدى وسبيل الضَّلَالَة
İbnu’l-Münzir, İbn Cüreyc’den (radıyallâhu anh) {خلق الإِنسان علمه الْبَيَان} “İnsanı yarattı, ona açıklamayı öğretti” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “[İnsan] Âdem’dir. {علمه الْبَيَان} “Ona açıklamayı öğretti” ise, ona hidayet yolunu ve sapıklık yolunu açıkladı demektir.”
54534. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {الرَّحْمَن علم الْقُرْآن} قَالَ: نعْمَة الله عَظِيمَة {خلق الإِنسان} قَالَ: آدم {علمه الْبَيَان} قَالَ: علَّمه الله بَيَان الدُّنْيَا وَالْآخِرَة بَين حَلَاله وَحَرَامه ليحتج بذلك عَلَيْهِ وَللَّه الْحجَّة على عباده وَفِي قَوْله {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} إِلَى أجل بِحِسَاب
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Katâde’den (radıyallâhu anh) {الرَّحْمَن علم الْقُرْآن} “Rahmân, Kur'an'ı öğretti” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “Allah’ın nimeti pek büyüktür” demiştir. {خلق الإِنسان} “İnsanı yarattı” [ayetinde kastın] Âdem olduğunu; {علمه الْبَيَان} “Ona açıklamayı öğretti” [ayeti hakkında ise]: “Allah ona dünya ve ahiretin açıklamasını, helalini ve haramını öğretti ki bununla aleyhine delil olsun; hüccet kulları üzerinde Allah’a aittir” dediğini; {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} “Güneş ve ay bir hesap iledir” buyruğu hakkında da: “Bir hesapla [belirlenmiş] bir ecele kadardır” dediğini [rivayet etmişlerdir].
54535. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} قَالَ: بِحِسَاب ومنازل يرسلان
el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Hâkim (sahih olduğunu belirterek), İbn Abbâs’tan {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} “Güneş ve ay bir hesap iledir” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “Bir hesap ve menzillerle hareket ettirilirler” demiştir.
54536. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن أبي مَالك ﵁ {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} قَالَ: عَلَيْهِمَا حِسَاب وَأجل كأجل النَّاس فَإِذا جَاءَ أجلهما هلكا
Abd b. Humeyd ve İbnu’l-Münzir, Ebû Mâlik’ten (radıyallâhu anh) {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} “Güneş ve ay bir hesap iledir” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “İnsanların eceli gibi onların üzerinde de bir hesap ve bir ecel vardır; ecelleri geldiğinde yok olurlar.”
54537. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الرّبيع بن أنس ﵁ {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} قَالَ: يجريان بِحِسَاب
Abd b. Humeyd, er-Rebî‘ b. Enes’ten (radıyallâhu anh) {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} “Güneş ve ay bir hesap iledir” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Bir hesapla akıp giderler” demiştir.
54538. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن الضَّحَّاك ﵁ {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} قَالَ: بِقدر يجريان
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Dahhâk’tan (radıyallâhu anh) {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} “Güneş ve ay bir hesap iledir” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Bir ölçü ile akıp giderler” demiştir.
54539. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} قَالَ: يدوران فِي مثل قطب الرَّحَى
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Mücâhid’den (radıyallâhu anh) {الشَّمْس وَالْقَمَر بحسبان} “Güneş ve ay bir hesap iledir” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Değirmen taşının mili gibi dönerler” demiştir.
54540. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن أبي رزين وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {والنجم وَالشَّجر يسجدان} قَالَ: النَّجْم مَا انبسط على الأَرْض وَالشَّجر مَا كَانَ على سَاق
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve el-Azame’de Ebû’ş-Şeyh, Ebû Rezîn’den; Hâkim de (sahih olduğunu belirterek) İbn Abbâs’tan {والنجم وَالشَّجر يسجدان} “Bitkiler ve ağaçlar secde ederler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “en-Necm (نجم), yeryüzüne yayılan [gövdesiz bitki]dir; eş-Şecer (شجر) ise gövdesi olan [ağaç]tır” demiştir.
54541. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن سعيد بن جُبَير ﵁ مثله
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve Ebû’ş-Şeyh, Saîd b. Cübeyr’den (radıyallâhu anh) bunun benzerini rivayet etmişlerdir.
54542. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن أبي رزين فِي قَوْله {والنجم وَالشَّجر يسجدان} قَالَ: النَّجْم مَا ذهب فرشاً على الأَرْض لَيْسَ لَهُ سَاق وَالشَّجر مَا كَانَ لَهُ سَاق {يسجدان} قَالَ: ظلهما سجودهما
İbn Cerîr ve Ebû’ş-Şeyh, Ebû Rezîn’den {والنجم وَالشَّجر يسجدان} “Bitkiler ve ağaçlar secde ederler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “en-Necm, gövdesi olmayıp yere serilerek uzayan [ot ve nebat]tır; eş-Şecer ise gövdesi olandır. {يسجدان} “Secde ederler” ise, onların gölgeleri secdeleridir demektir.”
54543. Metin
وَأخرج ابْن الْأَنْبَارِي فِي الْوَقْف والابتداء عَن ابْن عَبَّاس إِن نَافِع بن الْأَزْرَق قَالَ لَهُ: أَخْبرنِي عَن قَوْله {والنجم وَالشَّجر يسجدان} مَا النَّجْم قَالَ: مَا أنجمت الأَرْض مِمَّا لَا يقوم على سَاق فَإِذا قَامَ على سَاق فَهِيَ شَجَرَة
İbnu’l-Enbârî el-Vakf ve’l-İbtidâ’da İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre Nâfi‘ b. el-Ezrak ona: “Bana {والنجم وَالشَّجر يسجدان} “Bitkiler ve ağaçlar secde ederler” buyruğundaki necm nedir, haber ver” dedi. O da: “Yerin bitirdiği gövdesiz bitkilerdir. Bir gövde üzerinde durursa o ağaçtır” dedi.
54544. Metin
قَالَ صَفْوَان بن أَسد التَّمِيمِي: لقد أنجم القاع الْكَبِير عضاته وَتمّ بِهِ حيّا تَمِيم وَوَائِل وَقَالَ زُهَيْر بن أبي سلمى: مكلل بأصول النَّجْم تنسجه ريح الْجنُوب كضاحي مَا بِهِ حبك وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {والنجم وَالشَّجر يسجدان} قَالَ: النَّجْم نجم السَّمَاء وَالشَّجر الشَّجَرَة يسْجد بكرَة وَعَشِيَّة
Safvân b. Esed et-Temîmî şöyle demiştir: ‘Büyük düzlük dikenli ağaçlarını yeşertip bitirdi, Temîm ve Vâil kabileleri onunla tamama erdi.’ Züheyr b. Ebî Sülmâ da şöyle demiştir: ‘Bitkilerin kökleriyle taçlanmıştır, onu dokur Güney rüzgârı, üzerinde yollar olan belirgin bir elbise gibi.’ İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Mücâhid’den (radıyallâhu anh) {والنجم وَالشَّجر يسجدان} “Bitkiler/yıldızlar ve ağaçlar secde ederler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “en-Necm gökteki yıldızdır, eş-şecer ise ağaçtır; sabah akşam secde ederler” demiştir.
54545. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ فِي قَوْله {وَوضع الْمِيزَان} قَالَ: الْعدْل
İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Mücâhid’den (radıyallâhu anh) {وَوضع الْمِيزَان} “Ve teraziyi (adaleti) koydu” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] adalettir” demiştir.
54546. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله {أَلا تطغوا فِي الْمِيزَان} قَالَ: اعْدِلْ يَا ابْن آدم كَمَا تحب أَن يعدل عَلَيْك وَأَوْفِ كَمَا تحب أَن يُوفَى لَك فَإِن الْعدْل يصلح النَّاس
İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Katâde’den (radıyallâhu anh) {أَلا تطغوا فِي الْمِيزَان} “Sakın tartıda haksızlık edip haddi aşmayın” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Ey âdemoğlu! Sana adaletli davranılmasını istediğin gibi sen de adaletli ol; sana hakkının tam verilmesini istediğin gibi sen de tam ver; zira adalet insanları ıslah eder.”
54547. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ أَنه رأى رجلا يزن قد أرجح فَقَالَ: أقِم اللِّسَان كَمَا قَالَ الله {وَأقِيمُوا الْوَزْن بِالْقِسْطِ}
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre o, tartarken bir tarafı ağır basan bir adam gördü ve: “Allah’ın {وَأقِيمُوا الْوَزْن بِالْقِسْطِ} “Tartıyı adaletle doğrultun” buyurduğu gibi [terazinin] dilini düz tut” dedi.
54548. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد ﵁ {وَأقِيمُوا الْوَزْن بِالْقِسْطِ} قَالَ: اللِّسَان
İbnu’l-Münzir, Mücâhid’den (radıyallâhu anh) {وَأقِيمُوا الْوَزْن بِالْقِسْطِ} “Tartıyı adaletle doğrultun” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen terazinin] dilidir” demiştir.
54549. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} قَالَ: للنَّاس
el-Firyâbî ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} “Yeryüzünü de yaratılmışlar için var etti” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “İnsanlar için [var etti]” demiştir.
54550. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس ﵄ {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} قَالَ: لِلْخلقِ
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} “Yeryüzünü de yaratılmışlar için var etti” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Yaratılanlar için [var etti]” demiştir.
54551. Metin
وَأخرج الطستي وَالطَّبَرَانِيّ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ أَن نَافِع بن الْأَزْرَق قَالَ لَهُ: أَخْبرنِي عَن قَوْله {وَضعهَا للأنام} قَالَ: الْأَنَام الْخلق وهم ألف أمة سِتّمائَة فِي الْبَحْر وَأَرْبَعمِائَة فِي الْبر
et-Tastî ve et-Taberânî, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) rivayet ettiğine göre Nâfi‘ b. el-Ezrak ona: “Bana {وَضعهَا للأنام} “Onu yaratılmışlar için var etti” buyruğu hakkında haber ver” dedi. O da şöyle dedi: “el-Enâm (أنام), yaratılmışlardır; onlar bin ümmettir: Altı yüzü denizde, dört yüzü karadadır.”
54552. Metin
قَالَ: وَهل تعرف الْعَرَب ذَلِك قَالَ: نعم أما سَمِعت لبيداً وَهُوَ يَقُول: فَإِن تسألينا مِمَّن نَحن فإننا عصافير من هَذَا الْأَنَام المسخر وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله {وَضعهَا للأنام} قَالَ: كل شَيْء فِيهِ روح
[Nâfi‘]: “Araplar bunu bilir mi?” dedi. O da: “Evet, Lebîd’in şöyle dediğini işitmedin mi?” dedi: ‘Eğer bize kimlerden olduğumuzu sorarsan, şüphesiz biz Bu boyun eğdirilmiş yaratılmışların içinden serçeleriz.’ İbn Cerîr, İbn Abbâs’tan (radıyallâhu anhümâ) {وَضعهَا للأنام} “Onu yaratılmışlar için var etti” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] içinde ruh olan her şeydir” demiştir.
54553. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك ﵁ {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} قَالَ: كل شَيْء يدب على الأَرْض
İbnu’l-Münzir, Dahhâk’tan (radıyallâhu anh) {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} “Yeryüzünü de yaratılmışlar için var etti” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] yeryüzünde debelenen (yürüyen) her şeydir” demiştir.
54554. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن ﵁ فِي قَوْله {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} قَالَ: لِلْخلقِ الْجِنّ والإِنس
İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, el-Hasan’dan (radıyallâhu anh) {وَالْأَرْض وَضعهَا للأنام} “Yeryüzünü de yaratılmışlar için var etti” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “Yaratılmışlar, yani cinler ve insanlar için [var etti]” demiştir.
54555. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {وَالنَّخْل ذَات الأكمام} قَالَ: أوعية الطّلع
İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {وَالنَّخْل ذَات الأكمام} “Tomurcuklu hurma ağaçları” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “[el-Ekmâm (أكمام)], hurma tomurcuğunun kılıflarıdır” demiştir.
54556. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وَالْحب ذُو العصف} قَالَ: ورق الْحِنْطَة
İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Mücâhid’den {وَالْحب ذُو العصف} “Yapraklı/kabuklu taneler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “[el-Asf (عصف)], buğday yaprağıdır” demiştir.
54557. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك فِي الْآيَة قَالَ: الْحبّ الْحِنْطَة وَالشعِير والعصف القشر الَّذِي يكون على الْحبّ
İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, ayet hakkında Dahhâk’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “el-Habb (حب), buğday ve arpadır; el-asf (عصف) ise tanenin üzerindeki kabuktur.”
54558. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {وَالْحب ذُو العصف} قَالَ: التِّبْن {وَالريحَان} قَالَ: خضرَة الزَّرْع
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {وَالْحب ذُو العصف} “Yapraklı taneler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “[el-Asf], samandır” demiştir. {وَالريحَان} “Ve hoş kokulu bitkiler” [ayeti hakkında ise]: “Ekinin yeşilliğidir” demiştir.
54559. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي الْآيَة قَالَ: العصف ورق الزَّرْع إِذا يبس وَالريحَان مَا أنبتت الأَرْض من الريحان الَّذِي يشم
İbn Cerîr, ayet hakkında İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “el-Asf, kuruduğu zaman ekinin yaprağıdır; er-reyhân ise yerin bitirdiği, koklanan güzel kokulu bitkilerdir.”
54560. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي الْآيَة قَالَ: العصف الزَّرْع أول مَا يخرج بقلاً وَالريحَان حِين يَسْتَوِي على سوقه وَلم يسنبل
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, ayet hakkında İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “el-Asf, ilk çıktığında ot/filiz halindeki ekindir; er-reyhân ise sapları üzerinde dikilip henüz başak bağlamadığı zamanki halidir.”
54561. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كل ريحَان فِي الْقُرْآن فَهُوَ الرزق
İbn Cerîr’in İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Kur’an’daki her ‘reyhân’ rızıktır.”
54562. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ فِي العظمة عَن أبي صَالح فِي قَوْله {وَالْحب ذُو العصف} قَالَ: العصف أول مَا ينْبت
Ebû’ş-Şeyh el-Azame’de, Ebû Sâlih’ten {وَالْحب ذُو العصف} “Yapraklı taneler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “el-Asf (عصف), [ekinin] ilk bittiği (çıktığı) halidir” demiştir.
54563. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن مُجَاهِد {وَالريحَان} قَالَ: الرزق
İbn Cerîr, Mücâhid’den {وَالريحَان} “Ve hoş kokulu bitkiler” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] rızıktır” demiştir.
54564. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الضَّحَّاك فِي قَوْله {وَالريحَان} قَالَ: الرزق وَالطَّعَام
İbn Cerîr, Dahhâk’tan {وَالريحَان} “Ve hoş kokulu bitkiler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] rızık ve yiyecektir” demiştir.
54565. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن زيد فِي قَوْله {وَالريحَان} قَالَ: الرياحين الَّتِي يُوجد رِيحهَا
İbn Cerîr, İbn Zeyd’den {وَالريحَان} “Ve hoş kokulu bitkiler” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] kokusu duyulan güzel kokulu bitkilerdir” demiştir.
54566. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الْحسن {وَالريحَان} قَالَ: ريحانكم هَذَا
İbn Cerîr, el-Hasan’dan {وَالريحَان} “Ve hoş kokulu bitkiler” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] sizin bu reyhanınızdır” demiştir.
54567. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} قَالَ: بأيّ نعْمَة الله
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} “Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “Allah’ın hangi nimetini [yalanlıyorsunuz]?” demiştir.
54568. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} يَعْنِي الْجِنّ والإِنس وَالله أعلم
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde’den rivayet ettiğine göre o, {فبأيّ آلَاء رَبكُمَا تُكَذِّبَانِ} “Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” buyruğu hakkında: “Cinleri ve insanları kastediyor, Allah en iyisini bilir” demiştir.
54569. Metin
الْآيَات ١٤ - ١٨
14 - 18. Ayetler
54570. Metin
أخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {وَخلق الجان من مارج من نَار} قَالَ: من لَهب النَّار
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, İbn Abbâs’tan {وَخلق الجان من مارج من نَار} “Cinleri de yalın bir ateş alevinden yarattı” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “Ateşin alevinden [yarattı]” demiştir.
54571. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة مثله
Abd b. Humeyd, Katâde’den de aynısını rivayet etmiştir.
54572. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {من مارج من نَار} قَالَ: من لهبها من وَسطهَا
el-Firyâbî, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {من مارج من نَار} “Yalın bir ateş alevinden” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Alevinden, onun ortasından [yarattı]” demiştir.
54573. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {من مارج} قَالَ: خَالص النَّار
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {من مارج} “Yalın bir alevden” [kavli hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Ateşin en saf (duru) yerinden” demiştir.
54574. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {من مارج} قَالَ: من شهب النَّار
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {من مارج} “Yalın bir alevden” [kavli hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Ateşin yalazından (parlak alevinden)” demiştir.
54575. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد {من مارج} قَالَ: اللهب الْأَصْفَر والأخضر الَّذِي يَعْلُو النَّار إِذا أوقدت
el-Firyâbî, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid’den {من مارج} “Yalın bir alevden” [kavli hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Ateş tutuşturulduğunda onun üstüne çıkan sarı ve yeşil alevdir” demiştir.
54576. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن سعيد بن جُبَير {من مارج} قَالَ: الخضرة الَّتِي تقطع من النَّار السوَاد الَّذِي يكون بَين النَّار وَبَين الدُّخان
Abd b. Humeyd, Saîd b. Cübeyr’den {من مارج} “Yalın bir alevden” [kavli hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Ateşten yükselen yeşilliktir; ateş ile duman arasında bulunan karalıktır” demiştir.
54577. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَأحمد وَعبد بن حميد وَمُسلم وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن عَائِشَة قَالَت: قَالَ رَسُول الله ﷺ: خلقت الْمَلَائِكَة من نور وَخلق الْجِنّ من مارج من نَار وَخلق آدم كَمَا وصف لكم
Abdurrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, Müslim, İbnu’l-Münzir, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve’s-Sıfât’ta Beyhakî, Âişe’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Melekler nurdan yaratıldı, cinler yalın bir ateş alevinden yaratıldı, Âdem ise size nitelendirildiği (anlatıldığı) üzere yaratıldı.”
54578. Metin
قَوْله تَعَالَى: {رب المشرقين} الْآيَة
Yüce Allah’ın: {رب المشرقين} “İki doğunun Rabbidir...” ayeti [hakkında]:
54579. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {رب المشرقين وَرب المغربين} قَالَ: للشمس مطلع فِي الشتَاء ومغرب فِي الشتَاء ومطلع فِي الصَّيف ومغرب فِي الصَّيف غير مطْلعهَا فِي الشتَاء وَغير مغْرِبهَا فِي الشتَاء
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {رب المشرقين وَرب المغربين} “İki doğunun da Rabbi, iki batının da Rabbidir” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Güneşin kışın bir doğuş yeri ve kışın bir batış yeri vardır; yazın bir doğuş yeri ve yazın bir batış yeri vardır ki kışın doğduğu yerden ve kışın battığı yerden farklıdır.”
54580. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد {رب المشرقين وَرب المغربين} قَالَ: مشرق الشتَاء ومغربه ومشرق الصَّيف ومغربه
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid’den {رب المشرقين وَرب المغربين} “İki doğunun da Rabbi, iki batının da Rabbidir” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] kışın doğusu ile batısı, yazın doğusu ile batısıdır” demiştir.
54581. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة وَعِكْرِمَة مثله
Abd b. Humeyd, Katâde ve İkrime’den de aynısını rivayet etmiştir.
54582. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {رب المشرقين} قَالَ: مشرق النَّجْم ومشرق الشَّفق {وَرب المغربين} قَالَ: مغرب الشَّمْس ومغرب الشَّفق
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {رب المشرقين} “İki doğunun Rabbi” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “Yıldızın doğduğu yer ile şafağın doğduğu yerdir” demiştir. {وَرب المغربين} “Ve iki batının Rabbi” [buyruğu hakkında ise]: “Güneşin battığı yer ile şafağın battığı yerdir” demiştir.
54583. Metin
الْآيَات ١٩ - ٢٣
19 - 23. Ayetler
54584. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {مرج الْبَحْرين} قَالَ: أرسل الْبَحْرين {بَينهمَا برزخ} قَالَ: حاجز {لَا يبغيان} قَالَ: لَا يختلطان
İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {مرج الْبَحْرين} “İki denizi salıverdi” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o: “İki denizi salıverdi” demiştir. {بَينهمَا برزخ} “Aralarında bir engel vardır” [kavli hakkında]: “Bir engel” demiştir. {لَا يبغيان} “Birbirine karışmazlar” [kavli hakkında]: “Birbirine karışmazlar” demiştir.
54585. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} قَالَ: مرجهما استواؤهما {بَينهمَا برزخ} قَالَ: حاجز من الله {لَا يبغيان} قَالَ: لَا يختلطان وَفِي لفظ لَا يَبْغِي أَحدهمَا على الآخر لَا العذب على المالح وَلَا المالح على العذب
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Mücâhid’den {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} “Birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Salıvermesi, ikisinin denk olmasıdır” demiştir. {بَينهمَا برزخ} “Aralarında bir engel vardır” [kavli hakkında]: “Allah’tan bir engeldir” demiştir. {لَا يبغيان} “Birbirine tecavüz etmezler” [kavli hakkında]: “Birbirine karışmazlar” demiştir; bir lafızda da: “Biri diğerine tecavüz etmez; ne tatlı tuzluya ne de tuzlu tatlıya tecavüz eder” demiştir.
54586. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} قَالَ: حسنهما {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} قَالَ: البرزخ عَزمَة من الله لَا يَبْغِي أَحدهمَا على الآخر
Abd b. Humeyd ve İbnu’l-Münzir, İkrime’den {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} “Birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “[Salıvermesi], ikisini güzel kılmasıdır” demiştir. {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} “Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler” [kavli hakkında]: “Berzah, Allah’tan kesin bir hükümdür; biri diğerine tecavüz etmez” demiştir.
54587. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن {مرج الْبَحْرين} قَالَ: بَحر فَارس وبحر الرّوم
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, el-Hasan’dan {مرج الْبَحْرين} “İki denizi salıverdi” [kavli hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Fars denizi ve Rum denizidir” demiştir.
54588. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} قَالَ: بَحر فَارس وبحر الرّوم وبحر الْمشرق وبحر الْمغرب
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Katâde’den {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} “Birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Fars denizi, Rum denizi, Doğu denizi ve Batı denizidir” demiştir.
54589. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس {مرج الْبَحْرين} قَالَ: بَحر السَّمَاء وبحر الأَرْض {يَلْتَقِيَانِ} كل عَام
İbn Cerîr, İbn Abbâs’tan {مرج الْبَحْرين} “İki denizi salıverdi” [kavli hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Gök denizi ile yer denizidir; {يَلْتَقِيَانِ} “buluşurlar”, her yıl [buluşurlar]” demiştir.
54590. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن سعيد بن جُبَير {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} قَالَ: بَحر السَّمَاء وبحر الأَرْض
İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Saîd b. Cübeyr’den {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} “Birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Gök denizi ve yer denizidir” demiştir.
54591. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} قَالَ: بَينهمَا من الْبعد مَا لَا يَبْغِي كل وَاحِد مِنْهُمَا على صَاحبه
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} “Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Aralarında, birbirine tecavüz etmelerine engel olan bir mesafe/uzaklık vardır” demiştir.
54592. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن {بَينهمَا برزخ} قَالَ: أَنْتُم البرزخ {لَا يبغيان} عَلَيْكُم فيغرقانكم
Abd b. Humeyd ve İbnu’l-Münzir, el-Hasan’dan {بَينهمَا برزخ} “Aralarında bir engel vardır” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Engel sizsiniz; {لَا يبغيان} “tecavüz etmezler”, yani sizin üzerinize taşıp sizi boğmazlar” demiştir.
54593. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} قَالَ: برزخ الجزيرة واليبس {لَا يبغيان} على اليبس وَلَا يَبْغِي أَحدهمَا على صَاحبه وَمَا أَخذ أَحدهمَا من صَاحبه فَهُوَ بغي يحجز أَحدهمَا عَن صَاحبه بِلُطْفِهِ وَقدرته وجلاله
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Münzir, Katâde’den {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} “Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Ada ve kara engeli vardır; {لَا يبغيان} “tecavüz etmezler”, karaya taşmazlar ve biri diğerine tecavüz etmez. Birinin diğerinden aldığı şey haksız tecavüzdür. [Allah] lütfu, kudreti ve celaliyle birini diğerinden engeller.”
54594. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن وَقَتَادَة {لَا يبغيان} قَالَ: لَا يطغيان على النَّاس
Abdurrezzâk ve İbnu’l-Münzir, el-Hasan ve Katâde’den {لَا يبغيان} “Birbirine tecavüz etmezler” [kavli hakkında] rivayet ettiğine göre onlar: “İnsanların üzerine taşıp taşkınlık yapmazlar” demişlerdir.
54595. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن ابْن أَبْزَى {بَينهمَا برزخ} قَالَ: الْبعد
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, İbn Ebzâ’dan {بَينهمَا برزخ} “Aralarında bir engel vardır” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “[Kastedilen] uzaklıktır” demiştir.
54596. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن سعيد بن جُبَير {بَينهمَا برزخ} قَالَ: بِئْر هَهُنَا عذب وبئر هَهُنَا مالح
Abd b. Humeyd, Saîd b. Cübeyr’den {بَينهمَا برزخ} “Aralarında bir engel vardır” [ayeti hakkında] rivayet ettiğine göre o: “Burada tatlı bir kuyu, şurada ise tuzlu bir kuyu vardır” demiştir.
54597. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا فِي كتاب الْمَطَر وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ} قَالَ: إِذا أمْطرت السَّمَاء فتحت الأصداف فِي الْبَحْر أفواهها فَمَا وَقع فِيهَا من قطر السَّمَاء فَهُوَ اللُّؤْلُؤ
İbn Ebî’d-Dünyâ Kitâbu’l-Matar’da, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs’tan {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ} “İkisinden de inci çıkar” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Gök yağmur yağdırdığında denizdeki istiridyeler ağızlarını açar; onların içine göğün damlasından ne düşerse işte o, inci olur.”
54598. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن سعيد بن جُبَير قَالَ: إِذا قطر الْقطر من السَّمَاء فتحت لَهُ الأصداف فَكَانَ اللُّؤْلُؤ
İbn Cerîr, Saîd b. Cübeyr’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “Gökten yağmur damlası damladığında istiridyeler onun için ağzını açar ve böylece inci meydana gelir.”
54599. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وهناد بن السّري وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم من طرق عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: المرجان عِظَام اللُّؤْلُؤ
el-Firyâbî, Hennâd b. es-Serî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim muhtelif yollarla İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o: “Mercan, incinin büyükleridir” demiştir.
54600. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن عليّ بن أبي طَالب قَالَ: المرجان عِظَام اللُّؤْلُؤ
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Ali b. Ebî Tâlib’den rivayet ettiğine göre o: “Mercan, incinin büyükleridir” demiştir.
54601. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد قَالَ: المرجان مَا عظم من اللُّؤْلُؤ
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid’den rivayet ettiğine göre o: “Mercan, incinin büyük olanıdır” demiştir.
54602. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مرّة قَالَ: المرجان جيد اللُّؤْلُؤ
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mürre’den rivayet ettiğine göre o: “Mercan, incinin kalitelisidir” demiştir.
54603. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: اللُّؤْلُؤ مَا عظم مِنْهُ والمرجان اللُّؤْلُؤ الصغار
İbn Cerîr, İbn Abbâs’tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “İnci, onun büyük olanıdır; mercan ise küçük incilerdir.”
54604. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن قَتَادَة قَالَ: اللُّؤْلُؤ عِظَام اللُّؤْلُؤ والمرجان صغَار اللُّؤْلُؤ
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “İnci, incinin büyükleri; mercan ise incinin küçükleridir.”
54605. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا فِي الْوَقْف والابتداء عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ والمرجان} قَالَ: اللُّؤْلُؤ عِظَام اللُّؤْلُؤ والمرجان اللُّؤْلُؤ الصغار
İbn Ebî’d-Dünyâ el-Vakf ve’l-İbtidâ’da, Mücâhid’den {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ والمرجان} “İkisinden de inci ve mercan çıkar” buyruğu hakkında rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: “İnci, incinin büyükleri; mercan ise incinin küçükleridir.”
54606. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن الْحسن وَالضَّحَّاك قَالَ: اللُّؤْلُؤ الْعِظَام والمرجان الصغار
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, el-Hasan ve Dahhâk’tan rivayet ettiğine göre onlar şöyle demişlerdir: “İnci büyükler, mercan ise küçüklerdir.”
54607. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَالطَّبَرَانِيّ عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: المرجان الخرز الْأَحْمَر
Abdurrezzâk, el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnu’l-Münzir ve Taberânî, İbn Mes’ûd’dan rivayet ettiğine göre o: “Mercan, kırmızı boncuktur” demiştir.
54608. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} قَالَ عليَّ وَفَاطِمَة {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} قَالَ: النَّبِي ﷺ {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ والمرجان} قَالَ: الْحسن وَالْحُسَيْن
İbn Merdûye, İbn Abbâs’tan {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} “Birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi” buyruğu hakkında: “Ali ve Fâtıma’dır” dediğini; {بَينهمَا برزخ لَا يبغيان} “Aralarında bir engel vardır, birbirine tecavüz etmezler” [kavli hakkında]: “Nebi’dir (sallallâhu aleyhi ve sellem)” dediğini; {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ والمرجان} “İkisinden de inci ve mercan çıkar” [kavli hakkında ise]: “Hasan ve Hüseyin’dir” dediğini rivayet etmiştir.
54609. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أنس بن مَالك فِي قَوْله {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} قَالَ: عليَّ وَفَاطِمَة {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ والمرجان} قَالَ: الْحسن وَالْحُسَيْن
İbn Merdûye, Enes b. Mâlik’ten {مرج الْبَحْرين يَلْتَقِيَانِ} “Birbirine kavuşmak üzere iki denizi salıverdi” buyruğu hakkında: “Ali ve Fâtıma’dır” dediğini; {يخرج مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤ والمرجان} “İkisinden de inci ve mercan çıkar” [kavli hakkında ise]: “Hasan ve Hüseyin’dir” dediğini rivayet etmiştir.
54610. Metin
الْآيَات ٢٤ - ٣٠
24 - 30. Ayetler