55370. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
55371. Metin
سُورَة المجادلة
Mücâdele Suresi
55372. Metin
مَدَنِيَّة وآياتها اثْنَتَانِ وَعِشْرُونَ
Medenîdir ve yirmi iki ayettir.
55373. Metin
أخرج ابْن الضريس والنحاس وَأَبُو الشَّيْخ فِي العظمة وَالْبَيْهَقِيّ عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت سُورَة المجادلة بِالْمَدِينَةِ
İbnü'd-Dureys, en-Nehhâs, el-Azame'de Ebû'ş-Şeyh ve el-Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Mücâdele Suresi Medine'de indi."
55374. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن الزبير مثله وَالله أعلم
İbn Merdûye de İbnü'z-Zübeyr'den benzerini nakletmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
55375. Metin
الْآيَة ١ - ٤
1 - 4. Ayetler
55376. Metin
أخرج سعيد بن مَنْصُور وَالْبُخَارِيّ تَعْلِيقا وَعبد بن حميد وَالنَّسَائِيّ وَابْن ماجة وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن عَائِشَة قَالَت: الْحَمد لله الَّذِي وسع سَمعه
Saîd b. Mansûr, muallak olarak el-Buhârî, Abd b. Humeyd, en-Nesâî, İbn Mâce, İbnü'l-Münzir, İbn Merdûye ve es-Sünen'de el-Beyhakî, Âişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "İşitmesi bütün sesleri kuşatan Allah'a hamdolsun!
55377. Metin
الْأَصْوَات لقد جَاءَت المجادلة إِلَى النَّبِي ﷺ تكَلمه وَأَنا فِي نَاحيَة الْبَيْت لَا أسمع مَا تَقول فَأنْزل الله {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} إِلَى آخر الْآيَة
[Öyle ki] o tartışan kadın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip onunla konuşurken ben evin bir köşesindeydim ve ne dediğini işitmiyordum. Bunun üzerine Allah, ayetin sonuna kadar {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” [ayetini] indirdi."
55378. Metin
وَأخرج ابْن ماجة ابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ عَن عَائِشَة قَالَت: تبَارك الَّذِي وسع سَمعه كل شَيْء إِنِّي لأسْمع كَلَام خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة وَيخْفى عليّ بعضه وَهِي تَشْتَكِي زَوجهَا إِلَى رَسُول الله ﷺ وَهِي تَقول: يَا رَسُول الله أكل شَبَابِي وَنَثَرت لَهُ بَطْني حَتَّى إِذا كبر سني وَانْقطع وَلَدي ظَاهر مني اللَّهُمَّ إِنِّي أَشْكُو إِلَيْك فَمَا بَرحت حَتَّى نزل جِبْرِيل بهؤلاء الْآيَات {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} وَهُوَ أَوْس بن الصَّامِت
İbn Mâce, İbn Ebî Hâtim, sahih olduğunu belirterek el-Hâkim, İbn Merdûye ve el-Beyhakî, Âişe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "İşitmesi her şeyi kuşatan [Allah] pek yücedir. Havle binti Sa'lebe Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e kocasını şikâyet ederken onun sözlerini işitiyor, bazıları ise benden gizli kalıyordu. Kadın şöyle diyordu: 'Ey Allah'ın Resûlü! Gençliğimi tüketti, karnımı onun için serdim (çocuklar doğurdum); sonunda yaşım ilerleyip doğurganlığım kesilince benden zıhâr yaptı. Allahım! Şüphesiz ben Sana şikâyette bulunuyorum.' Kadın henüz oradan ayrılmamıştı ki Cibrîl şu ayetleri indirdi: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir.” O [kocası] da Evs b. es-Sâmit idi."
55379. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن ابْن زيد قَالَ: لَقِي عمر بن الْخطاب امْرَأَة يُقَال لَهَا خَوْلَة وَهُوَ يسير مَعَ النَّاس فاستوقفته فَوقف لَهَا ودنا مِنْهَا وأصغى إِلَيْهَا رَأسه وَوضع يَدَيْهِ على منكبيها حَتَّى قَضَت حَاجَتهَا وانصرفت فَقَالَ لَهُ رجل يَا أَمِير الْمُؤمنِينَ: حبست رجال قُرَيْش على هَذِه الْعَجُوز قَالَ: وَيحك وَتَدْرِي من هَذِه قَالَ: لَا قَالَ: هَذِه امْرَأَة سمع الله شكواها من فَوق سبع سموات هَذِه خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة وَالله لَو لم تَنْصَرِف عني إِلَى اللَّيْل مَا انصرفت حَتَّى تقضي حَاجَتهَا
İbn Ebî Hâtim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta el-Beyhakî, İbn Zeyd'den şöyle nakletmiştir: Ömer b. el-Hattâb, insanlarla birlikte yürürken Havle adında bir kadınla karşılaştı. Kadın onu durdurdu; o da onun için durup yanına yaklaştı, başını ona doğru eğdi ve kadın ihtiyacını bitirip ayrılıncaya kadar ellerini onun omuzlarına koydu. Bir adam ona: "Ey Müminlerin Emîri! Kureyş'in adamlarını bu yaşlı kadın için mi alıkoydun?" dedi. Ömer: "Yazık sana! Bunun kim olduğunu biliyor musun?" dedi. Adam: "Hayır" deyince, Ömer: "Bu, şikâyetini Allah'ın yedi kat semanın üzerinden işittiği kadındır; bu Havle binti Sa'lebe'dir. Allah'a yemin ederim ki geceye kadar yanımdan ayrılmasaydı, ihtiyacını bitirmedikçe ben de ayrılmazdım" dedi.
55380. Metin
وَأخرج البُخَارِيّ فِي تَارِيخه وَابْن مرْدَوَيْه عَن ثُمَامَة بن حزن قَالَ: بَيْنَمَا عمر بن الْخطاب يسير على حِمَاره لَقيته امْرَأَة فَقَالَت: قف يَا عمر فَوقف فأغلظت لَهُ القَوْل فَقَالَ رجل: يَا أَمِير الْمُؤمنِينَ مَا رَأَيْت كَالْيَوْمِ فَقَالَ: وَمَا يَمْنعنِي أَن أستمع إِلَيْهَا وَهِي الَّتِي اسْتمع الله لَهَا أنزل فِيهَا مَا نزل {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا}
el-Buhârî Tarih'inde ve İbn Merdûye, Sümâme b. Hazn'dan şöyle nakletmiştir: Ömer b. el-Hattâb eşeği üzerinde giderken bir kadınla karşılaştı. Kadın: "Dur ey Ömer!" dedi. O da durdu. Kadın ona sert konuştu. Bunun üzerine bir adam: "Ey Müminlerin Emîri! Bugünkü gibisini hiç görmedim" dedi. Ömer şöyle dedi: "Onu dinlememe ne engel olabilir ki? O öyle biridir ki Allah onu dinlemiş ve hakkında inen şu ayeti indirmiştir: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir.”"
55381. Metin
وَأخرج أَحْمد وَأَبُو دَاوُد وَابْن الْمُنْذر وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ من طَرِيق يُوسُف بن عبد الله بن سَلام قَالَ: حَدَّثتنِي خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة قَالَت: فيّ وَالله وَفِي أَوْس بن الصَّامِت أنزل الله صدر سُورَة المجادلة قَالَت: كنت عِنْده وَكَانَ شَيخا كَبِيرا قد سَاءَ خلقه فَدخل عليّ يَوْمًا فراجعته بِشَيْء فَغَضب فَقَالَ: أَنْت عَليّ كَظهر أُمِّي ثمَّ رَجَعَ فَجَلَسَ فِي نَادِي قومه سَاعَة ثمَّ دخل عليّ فَإِذا هُوَ يُرِيدنِي عَن نَفسِي قلت: كلا وَالَّذِي نفس خَوْلَة بِيَدِهِ لَا تصل إليّ وَقد قلت مَا قلت حَتَّى يحكم الله وَرَسُوله فِينَا ثمَّ جِئْت إِلَى رَسُول الله ﷺ فَذكرت لَهُ ذَلِك فَمَا
Ahmed, Ebû Dâvûd, İbnü'l-Münzir, et-Taberânî, İbn Merdûye ve el-Beyhakî, Yûsuf b. Abdillâh b. Selâm yoluyla Havle binti Sa'lebe'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Allah'a yemin ederim ki Mücâdele Suresi'nin baş kısmı benim ve Evs b. es-Sâmit hakkında indi. [Havle] dedi ki: Ben onun yanındaydım; o huyu kötüleşmiş yaşlı bir adamdı. Bir gün yanıma girdi, bir meselede ona karşılık verdim, o da öfkelenip: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' dedi. Sonra çıkıp kavminin meclisinde bir süre oturdu, ardından yanıma girdi ve benden faydalanmak istedi. Ben: 'Asla! Havle'nin canı elinde olana yemin ederim ki, o söylediklerini söyledikten sonra Allah ve Resûlü hakkımızda hüküm verinceye kadar bana yaklaşamazsın!' dedim. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip durumu ona anlattım. Ben henüz...
55382. Metin
بَرحت حَتَّى نزل الْقُرْآن فتغشى رَسُول الله ﷺ مَا كَانَ يتغشاه ثمَّ سرّي عَنهُ فَقَالَ لي: يَا خَوْلَة قد أنزل الله فِيك وَفِي صَاحبك ثمَّ قَرَأَ عليَّ رَسُول الله ﷺ {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} إِلَى قَوْله: {عَذَاب أَلِيم} فَقَالَ لي رَسُول الله ﷺ: مريه فليعتق رَقَبَة قلت يَا رَسُول الله: مَا عِنْده مَا يعْتق قَالَ: فليصم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قلت: وَالله إِنَّه لشيخ كَبِير مَا بِهِ من صِيَام قَالَ: فليطعم سِتِّينَ مِسْكينا وسْقا من تمر قلت: وَالله مَا ذَاك عِنْده قَالَ رَسُول الله ﷺ: فَإنَّا سنعينه بعرق من تمر قلت: وَأَنا يَا رَسُول الله سأعينه بعرق آخر قَالَ: فقد أصبت وأحسنت فاذهبي فتصدقي بِهِ عَنهُ ثمَّ استوصي بِابْن عمك خيرا
oradan ayrılmamıştım ki Kur'an indi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i bürüyen vahiy hâli bürüdü, ardından açıldı ve bana: 'Ey Havle! Allah senin ve eşin hakkında [ayet] indirdi' buyurdu. Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetinden {عَذَاب أَلِيم} “...elem verici bir azap vardır” kavline kadar okudu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana: 'Ona emret, bir köle azat etsin' buyurdu. Ben: 'Ey Allah'ın Resûlü! Onun azat edecek bir şeyi yok' dedim. 'O hâlde peş peşe iki ay oruç tutsun' buyurdu. Ben: 'Allah'a yemin ederim ki o çok yaşlı bir adamdır, onda oruç tutacak hâl yoktur' dedim. 'O hâlde altmış yoksulu bir vesk hurma ile doyursun' buyurdu. Ben: 'Allah'a yemin ederim ki onun yanında bu da yoktur' dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ona bir arak (hurma sepeti) ile yardım ederiz' buyurdu. Ben: 'Ey Allah'ın Resûlü! Bir arak ile de ben ona yardım ederim' dedim. Bunun üzerine: 'Doğru yaptın ve iyi ettin; git, onun adına bunu sadaka olarak ver, sonra da amcanın oğluna iyi davranmayı tavsiye et' buyurdu."
55383. Metin
قَالَت: فَفعلت
[Havle] dedi ki: "Ben de öyle yaptım."
55384. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ عَن عَطاء بن يسَار أَن أَوْس بن الصَّامِت ظَاهر من امْرَأَته خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة فَجَاءَت إِلَى رَسُول الله ﷺ فَأَخْبَرته وَكَانَ أَوْس بِهِ لمَم فَنزل الْقُرْآن {وَالَّذين يظاهرون من نِسَائِهِم ثمَّ يعودون لما قَالُوا فَتَحْرِير رَقَبَة من قبل أَن يتماسا} فَقَالَ لامْرَأَته: مريه فليعتق رَقَبَة فَقَالَت يَا رَسُول الله: وَالَّذِي أَعْطَاك مَا أَعْطَاك مَا جِئْت إِلَّا رَحْمَة لَهُ إِن لَهُ فيّ مَنَافِع وَالله مَا عِنْده رَقَبَة وَلَا يملكهَا قَالَت: فَنزل الْقُرْآن وَهِي عِنْده فِي الْبَيْت قَالَ: مريه فليصم شَهْرَيْن مُتَتَابعين فَقَالَت: وَالَّذِي أَعْطَاك مَا أَعْطَاك مَا قدر عَلَيْهِ فَقَالَ: مريه فليتصدق على سِتِّينَ مِسْكينا فَقَالَت: يَا رَسُول الله مَا عِنْده مَا يتَصَدَّق بِهِ فَقَالَ: يذهب إِلَى فلَان الْأنْصَارِيّ فَإِن عِنْده شطر وسق تمر أَخْبرنِي أَنه يُرِيد أَن يتَصَدَّق بِهِ فليأخذ مِنْهُ ثمَّ ليتصدق على سِتِّينَ مِسْكينا
Saîd b. Mansûr, İbn Merdûye ve el-Beyhakî, Atâ b. Yesâr'dan naklettiğine göre; Evs b. es-Sâmit eşi Havle binti Sa'lebe'ye zıhâr yaptı. Kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip durumu haber verdi. Evs'te biraz akıl zaafı (delilik eseri) vardı. Bunun üzerine Kur'an'dan: {وَالَّذين يظاهرون من نِسَائِهِم ثمَّ يعودون لما قَالُوا فَتَحْرِير رَقَبَة من قبل أَن يتماسا} “Kadınlarından zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenlerin, birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmeleri gerekir” [ayeti] indi. Peygamber onun karısına: "Ona emret, bir köle azat etsin" buyurdu. Kadın: "Ey Allah'ın Resûlü! Sana bu lütufları verene yemin ederim ki ben ona merhamet ettiğim için geldim; onun bana faydaları vardır. Allah'a yemin ederim ki onun yanında köle yoktur, bir köleye sahip de değildir" dedi. [Atâ] dedi ki: Kadın evde onun yanındayken Kur'an indi. Peygamber: "Ona emret, peş peşe iki ay oruç tutsun" buyurdu. Kadın: "Sana bu lütufları verene yemin ederim ki o buna güç yetiremez" dedi. Bunun üzerine: "Ona emret, altmış yoksula sadaka versin" buyurdu. Kadın: "Ey Allah'ın Resûlü! Sadaka verecek bir şeyi yoktur" dedi. Peygamber: "Falanca Ensârîye gitsin; zira onun yanında yarım vesk hurma vardır, bana onu sadaka vermek istediğini söylemişti. Ondan alsın, sonra altmış yoksula sadaka versin" buyurdu.
55385. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي السّنَن عَن عَائِشَة أَن خَوْلَة كَانَت امْرَأَة أَوْس بن الصَّامِت وَكَانَ إمرأ بِهِ لمَم فَإِذا اشْتَدَّ لممه ظَاهر من امْرَأَته فَأنْزل الله فِيهِ كَفَّارَة الظِّهَار
Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir, İbn Merdûye, sahih olduğunu belirterek el-Hâkim ve es-Sünen'de el-Beyhakî, Âişe'den şöyle nakletmiştir: Havle, Evs b. es-Sâmit'in karısıydı. Evs'te biraz akıl zaafı vardı; bu hâli şiddetlendiğinde karısına zıhâr yapardı. Bunun üzerine Allah onun hakkında zıhâr kefaretini indirdi.
55386. Metin
وَأخرج النّحاس وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ من طَرِيق عِكْرِمَة عَن ابْن عَابس قَالَ: كَانَ الرجل فِي الْجَاهِلِيَّة لَو قَالَ لامْرَأَته: أَنْت عليَّ كَظهر أُمِّي حرمت عَلَيْهِ وَكَانَ أول من ظَاهر فِي الْإِسْلَام أَوْس بن الصَّامِت وَكَانَت تَحْتَهُ ابْنة عَم لَهُ يُقَال لَهَا خَوْلَة فَظَاهر مِنْهَا فأسقط فِي يَده وَقَالَ: مَا أَرَاك إِلَّا قد حرمت عليّ فانطلقي إِلَى النَّبِي ﷺ فاسأليه فَأَتَت النَّبِي ﷺ فَوجدت عِنْده ماشطة تمشط رَأسه فَأَخْبَرته فَقَالَ: يَا خَوْلَة مَا أمرنَا فِي أَمرك بِشَيْء فَأنْزل الله على النَّبِي ﷺ فَقَالَ: يَا خَوْلَة
en-Nehhâs, İbn Merdûye ve el-Beyhakî, İkrime yoluyla İbn Abbâs'tan şöyle nakletmiştir: Cahiliye döneminde bir adam karısına: "Sen bana anamın sırtı gibisin" dediğinde kadın ona haram olurdu. İslam'da ilk zıhâr yapan kimse Evs b. es-Sâmit oldu. Nikâhı altında Havle adında bir amca kızı vardı; ona zıhâr yaptı. Yaptığına pişman oldu ve: "Bana haram olduğunu düşünüyorum; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e git de ona sor" dedi. Kadın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gittiğinde onun yanında başını tarayan bir kadın kuaförü buldu ve durumu ona anlattı. Peygamber: "Ey Havle! Senin durumun hakkında bize bir şey emredilmedi" buyurdu. Bunun üzerine Allah, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy indirdi. Peygamber: "Ey Havle...
55387. Metin
ابشري قَالَت: خيرا قَالَ: خيرا فَأنْزل الله على النَّبِي ﷺ فَقَرَأَ عَلَيْهَا {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} الْآيَات
müjdeler olsun!" buyurdu. Kadın: "Hayırdır inşallah?" dedi. Peygamber: "Hayırdır" buyurdu. Allah Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy indirdi ve ona {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetlerini okudu.
55388. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس أَن خَوْلَة أَو خُوَيْلَة أَتَت النَّبِي ﷺ فَقَالَت: يَا رَسُول الله إِن زَوجي ظَاهر مني فَقَالَ لَهَا النَّبِي ﷺ: مَا أَرَاك إِلَّا قد حرمت عَلَيْهِ فَقَالَت أَشْكُو إِلَى الله فَاقَتِي فَأنْزل الله {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله}
İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan naklettiğine göre; Havle veya Huveyle Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Ey Allah'ın Resûlü! Kocam benden zıhâr yaptı" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Senin ona haram olduğunu düşünüyorum" buyurdu. Kadın: "Çaresizliğimi Allah'a şikâyet ediyorum" dedi. Bunun üzerine Allah: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir” [ayetini] indirdi.
55389. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ فِي الْقُرْآن [] مَا أنزل الله جملَة وَاحِدَة {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله} كَانَ هَذَا قبل أَن تخلق خَوْلَة لَو أَن خَوْلَة أَرَادَت أَن لَا تجَادل لم يكن ذَلِك لِأَن الله كَانَ قد قدر ذَلِك عَلَيْهَا قبل أَن يخلقها
İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, Kur'an'da Allah'ın toptan indirdiği şey hakkında şöyle demiştir: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir” [ayeti], Havle yaratılmadan önce de vardı. Şayet Havle tartışmamayı isteseydi bile bu mümkün olmazdı; çünkü Allah onu yaratmadan önce bunu onun hakkında takdir etmişti.
55390. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} وَذَلِكَ أَن خَوْلَة امْرَأَة من الْأَنْصَار ظَاهر مِنْهَا زَوجهَا فَقَالَ: أَنْت عَليّ كَظهر أُمِّي فَأَتَت رَسُول الله ﷺ فَقَالَت: إِن زَوجي كَانَ تزَوجنِي وَأَنا أحب النَّاس إِلَيْهِ حَتَّى إِذا كَبرت وَدخلت فِي السن قَالَ: أَنْت عليّ كَظهر أُمِّي وَتَرَكَنِي إِلَى غير أحد فَإِن كنت تَجِد لي رخصَة يَا رَسُول الله تنعشني وإياه بهَا فَحَدثني بهَا قَالَ: وَالله مَا أمرت فِي شَأْنك بِشَيْء حَتَّى الْآن وَلَكِن ارجعي إِلَى بَيْتك فَإِن أومر بِشَيْء لَا أعميه عَلَيْك إِن شَاءَ الله فَرَجَعت إِلَى بَيتهَا فَأنْزل الله على رَسُوله ﷺ فِي الْكتاب رخصتها ورخصة زَوجهَا فَقَالَ: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} إِلَى قَوْله: {عَذَاب أَلِيم} فَأرْسل إِلَى زَوجهَا فَقَالَ: هَل تَسْتَطِيع أَن تعْتق رَقَبَة قَالَ: إِذن يذهب مَالِي كُله الرَّقَبَة غَالِيَة وَأَنا قَلِيل المَال قَالَ: هَل تَسْتَطِيع أَن تَصُوم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قَالَ: وَالله لَوْلَا أَنِّي آكل كل يَوْم ثَلَاث مَرَّات لكلّ بَصرِي قَالَ: هَل تَسْتَطِيع أَن تطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَ: لَا وَالله إِلَّا أَن تعينني قَالَ: إِنِّي معينك بِخَمْسَة عشر صَاعا
İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir” kavli hakkında şöyle nakletmiştir: Bu, Ensâr'dan bir kadın olan Havle'nin kocası tarafından zıhâr yapılması hakkındadır. Kocası ona: "Sen bana anamın sırtı gibisin" demişti. Kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Kocam benimle evlendiğinde onun en sevdiği insandım; nihayet yaşlanıp yaşım ilerleyince: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' dedi ve beni kimsesiz bıraktı. Ey Allah'ın Resûlü, beni ve onu ferahlatacak bir ruhsat bulabiliyorsan bana söyle" dedi. Resûlullah: "Allah'a yemin ederim ki şu ana kadar senin durumun hakkında bana hiçbir şey emredilmedi. Fakat evine dön; şayet bana bir şey emredilirse inşallah bunu senden gizlemem" buyurdu. Kadın evine döndü. Allah da Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem'e Kitap'ta onun ve kocasının ruhsatını indirip: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” kavlinden {عَذَاب أَلِيم} “...elem verici bir azap vardır” kavline kadar buyurdu. Resûlullah onun kocasına haber gönderip: "Bir köle azat edebilir misin?" dedi. Adam: "O zaman bütün malım gider, köle pahalıdır ve benim malım azdır" dedi. "Peş peşe iki ay oruç tutabilir misin?" buyurdu. Adam: "Allah'a yemin ederim ki günde üç defa yemezsem gözümün feri söner" dedi. "Altmış yoksulu doyurabilir misin?" buyurdu. Adam: "Hayır, Allah'a yemin ederim ki ancak bana yardım edersen yapabilirim" dedi. Peygamber: "Sana on beş sa' ile yardım edeceğim" buyurdu.
55391. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أنس ﵁ أَن أَوْس بن الصَّامِت ظَاهر من امْرَأَته خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة فشكت ذَلِك إِلَى رَسُول الله ﷺ فَقَالَت: ظَاهر مني زَوجي حِين كبر سني ودق عظمي فَأنْزل الله آيَة الظِّهَار فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: أعتق رَقَبَة قَالَ: مَالِي بذلك يدان فَصم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قَالَ: إِنِّي إِذا أخطأني أَن آكل فِي
İbn Merdûye, Enes radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre; Evs b. es-Sâmit karısı Havle binti Sa'lebe'ye zıhâr yaptı. Kadın bunu Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şikâyet edip: "Yaşım ilerleyip kemiklerim inceldiğinde kocam benden zıhâr yaptı" dedi. Bunun üzerine Allah zıhâr ayetini indirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bir köle azat et" buyurdu. Adam: "Buna gücüm yetmez" dedi. "O hâlde peş peşe iki ay oruç tut" buyurdu. Adam: "Ben...
55392. Metin
الْيَوْم ثَلَاث مَرَّات يكل بَصرِي فأطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَ: مَا أجد إِلَّا أَن تعينني فَدَعَا رَسُول الله ﷺ خَمْسَة عشر صَاعا حَتَّى جمع الله لَهُ أَهله
günde üç defa yemeyi kaçırırsam gözümün feri söner" dedi. "O hâlde altmış yoksulu doyur" buyurdu. Adam: "Bana yardım etmen dışında bir imkân bulamam" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem on beş sa' çağırttı; nihayet Allah onun ailesini bir araya getirdi.
55393. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن الشّعبِيّ قَالَ: الْمَرْأَة الَّتِي جادلت فِي زَوجهَا خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة وَأمّهَا معَاذَة الَّتِي أنزل الله فِيهَا (وَلَا تكْرهُوا فيتاتكم على الْبغاء) (سُورَة النُّور الْآيَة ٣٣) وَكَانَت أمة لعبد الله بن أبيّ
İbn Merdûye, eş-Şa'bî'den şöyle nakletmiştir: Kocası hakkında tartışan kadın Havle binti Sa'lebe'dir. Annesi ise Allah'ın hakkında: {وَلَا تكْرهُوا فيتاتكم على الْبغاء} “Cariyelerinizi fuhşa zorlamayın” (Nûr Suresi, 33. ayet) [ayetini] indirdiği Muâze'dir; o, Abdullah b. Übeyy'in cariyesiydi.
55394. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن مرْدَوَيْه عَن مُحَمَّد بن سِيرِين قَالَ: إِن أول من ظَاهر فِي الإِسلام زوج خُوَيْلَة فَأَتَت النَّبِي ﷺ فَقَالَت: إِن زَوجي ظَاهر مني وَجعلت تَشْكُو إِلَى الله فَقَالَ لَهَا النَّبِي ﷺ: مَا جَاءَنِي فِي هَذَا شَيْء قَالَت: فَإلَى من يَا رَسُول الله إِن زَوجي ظَاهر مني فَبَيْنَمَا هِيَ كَذَلِك إِذْ نزل الْوَحْي {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} حَتَّى بلغ {فَتَحْرِير رَقَبَة من قبل أَن يتماسا} ثمَّ حبس الْوَحْي فَانْصَرف إِلَيْهَا رَسُول الله ﷺ فَتَلَاهَا عَلَيْهَا فَقَالَ النَّبِي ﷺ: هُوَ ذَاك فَبَيْنَمَا هِيَ كَذَلِك إِذا نزل الْوَحْي {فَمن لم يجد فَصِيَام شَهْرَيْن مُتَتَابعين من قبل أَن يتماسا} ثمَّ حبس الْوَحْي فَانْصَرف إِلَيْهَا رَسُول الله ﷺ فَتَلَاهَا عَلَيْهَا فَقَالَت: لَا يَسْتَطِيع أَن يَصُوم يَوْمًا وَاحِدًا قَالَ: هُوَ ذَاك فَبَيْنَمَا هِيَ كَذَلِك إِذْ نزل الْوَحْي {فَمن لم يسْتَطع فإطعام سِتِّينَ مِسْكينا} فَانْصَرف إِلَيْهَا رَسُول الله ﷺ فَتَلَاهَا عَلَيْهَا فَقَالَت: لَا يجد يَا رَسُول الله قَالَ: إِنَّا سنعينه
Abd b. Humeyd ve İbn Merdûye, Muhammed b. Sîrîn'den şöyle nakletmiştir: İslam'da ilk zıhâr yapan kişi Huveyle'nin kocasıydı. Kadın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Kocam benden zıhâr yaptı" dedi ve Allah'a şikâyette bulunmaya başladı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Bu konuda bana bir şey gelmedi" buyurdu. Kadın: "Kime gideyim ey Allah'ın Resûlü, kocam benden zıhâr yaptı!" dedi. O bu durumdayken vahiy indi: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir...” [ayeti] {فَتَحْرِير رَقَبَة من قبل أَن يتماسا} “...birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmeleri gerekir” kısmına kadar indi. Sonra vahiy durdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadına yönelip bunu ona okudu ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hüküm budur" buyurdu. Kadın bu durumdayken vahiy indi: {فَمن لم يجد فَصِيَام شَهْرَيْن مُتَتَابعين من قبل أَن يتماسا} “Kim de [bunu] bulamazsa, birbirleriyle temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç tutmalıdır”. Sonra vahiy durdu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadına yönelip bunu ona okudu. Kadın: "O bir gün bile oruç tutamaz" dedi. Peygamber: "Hüküm budur" buyurdu. Kadın bu durumdayken vahiy indi: {فَمن لم يسْتَطع فإطعام سِتِّينَ مِسْكينا} “Buna da gücü yetmeyen altmış yoksulu doyurmalıdır”. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadına yönelip bunu ona okudu. Kadın: "Bunu bulamaz ey Allah'ın Resûlü" dedi. Peygamber: "Ona biz yardım edeceğiz" buyurdu.
55395. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عَطاء الْخُرَاسَانِي قَالَ: أَعَانَهُ النَّبِي ﷺ بِخَمْسَة عشر صَاعا
Abd b. Humeyd, Atâ el-Horasânî'den şöyle nakletmiştir: "Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona on beş sa' ile yardım etti."
55396. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن أبي زيد الْمدنِي ﵁ أَن امْرَأَة جَاءَت بِشَطْر وسق من شعير فَأعْطَاهُ النَّبِي ﷺ أَي مَدين من شعير مَكَان مدّ من بر
Abd b. Humeyd, Ebû Zeyd el-Medenî radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre; bir kadın yarım vesk arpa getirdi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de buğdaydan bir müdd yerine arpadan iki müdd verdi.
55397. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عبد الرَّحْمَن بن أبي ليلى أَن النَّبِي ﷺ أَعَانَهُ بِخَمْسَة عشر صَاعا من شعير
Abd b. Humeyd, Abdurrahman b. Ebî Leylâ'dan naklettiğine göre; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona on beş sa' arpa ile yardım etti.
55398. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن ﵁ أَن رجلا ظَاهر من امْرَأَته على عهد النَّبِي ﷺ وَكَانَ الظِّهَار أَشد من الطَّلَاق وَأحرم الْحَرَام إِذا ظَاهر من امْرَأَته لم ترجع إِلَيْهِ أبدا فَأَتَت النَّبِي ﷺ فَقَالَت: يانبي الله إِن زَوجي وَأَبا وَلَدي
Abd b. Humeyd, el-Hasan radıyallâhu anh'tan şöyle nakletmiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında bir adam karısına zıhâr yaptı. Zıhâr boşamaktan daha ağırdı ve haramların en katı olanıydı; adam karısına zıhâr yaptığında kadın ebediyen ona dönemezdi. Kadın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip: "Ey Allah'ın Peygamberi! Kocam ve çocuklarımın babası...
55399. Metin
ظَاهر مني وَمَا يطلع إِلَّا الله على مَا يدْخل عليّ من فِرَاقه فَقَالَ لَهَا النَّبِي ﷺ: قد قَالَ مَا قَالَ: قَالَت: فَكيف أصنع ودعت الله واشتكت إِلَيْهِ فَأنْزل الله {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله} إِلَى آخر الْآيَات فَدَعَا رَسُول الله ﷺ زَوجهَا فَقَالَ: تعْتق رَقَبَة: قَالَ: مَا فِي الأَرْض رَقَبَة أملكهَا قَالَ: تَسْتَطِيع أَن تَصُوم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قَالَ يَا رَسُول الله: إِنِّي بلغت سنا وَبِي دوران فَإِذا لم آكل فِي الْيَوْم مرَارًا أدير عليّ حَتَّى أقع قَالَ: تَسْتَطِيع أَن تطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَ: وَالله مَا أجد فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: سنعينك
benden zıhâr yaptı. Ondan ayrılmam sebebiyle başıma gelecekleri ancak Allah bilir" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "O söyleyeceğini söylemiştir" buyurdu. Kadın: "Peki ben ne yapayım?" dedi; Allah'a dua edip O'na şikâyette bulundu. Bunun üzerine Allah ayetlerin sonuna kadar {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir...” [ayetini] indirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kadının kocasını çağırıp: "Bir köle azat et" buyurdu. Adam: "Yeryüzünde sahip olduğum hiçbir köle yoktur" dedi. "Peş peşe iki ay oruç tutabilir misin?" buyurdu. Adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Yaşlandım ve bende baş dönmesi var; günde birkaç defa yemezsem düşecek kadar başım döner" dedi. "Altmış yoksulu doyurabilir misin?" buyurdu. Adam: "Allah'a yemin ederim ki hiçbir şey bulamam" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sana yardım ederiz" buyurdu.
55400. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة ﵁ أَن امْرَأَة أخي عبَادَة بن الصَّامِت جَاءَت إِلَى رَسُول الله ﷺ تَشْكُو زَوجهَا تظاهر عَنْهَا وَامْرَأَة تفلي رَأس رَسُول الله ﷺ أَو قَالَ: تدهنه فَرفع رَسُول الله ﷺ نظره إِلَى السَّمَاء فَقَالَت الَّتِي تفلي لامْرَأَة أخي عبَادَة بن الصَّامِت ﵁ وَاسْمهَا خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة يَا خَوْلَة أَلا تسكتي فقد ترينه ينظر إِلَى السَّمَاء فَأنْزل الله فِيهَا {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} فَعرض عَلَيْهِ رَسُول الله ﷺ عتق رَقَبَة فَقَالَ: لَا أجد فَعرض عَلَيْهِ صِيَام شَهْرَيْن مُتَتَابعين فَقَالَ: لَا أُطِيق إِن لم آكل كل يَوْم ثَلَاث مَرَّات شقّ بِي فَقَالَ لَهُ النَّبِي ﷺ فأطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَ: لَا أجد فَأتى النَّبِي ﷺ بِشَيْء من تمر فَقَالَ لَهُ: خُذ هَذَا فأقسمه فَقَالَ الرجل: مَا بَين لابتيها أفقر مني فَقَالَ لَهُ النَّبِي ﷺ: كُله أَنْت وَأهْلك
Abd b. Humeyd, İkrime radıyallâhu anh'tan naklettiğine göre; Ubâde b. es-Sâmit'in kardeşinin karısı, kendisinden zıhâr yapan kocasını şikâyet etmek üzere Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. O sırada bir kadın Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in başını temizliyor veya yağlıyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bakışını göğe kaldırdı. Saçını tarayan kadın, adı Havle binti Sa'lebe olan Ubâde b. es-Sâmit radıyallâhu anh'ın kardeşinin karısına: "Ey Havle! Susmayacak mısın, baksana onun göğe baktığını görmüyor musun?" dedi. Bunun üzerine Allah onun hakkında {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir” [ayetini] indirdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kocasına köle azat etmesini teklif etti; adam: "Bulamam" dedi. Peş peşe iki ay oruç tutmasını teklif etti; adam: "Güç yetiremem; her gün üç defa yemezsem bu bana çok zor gelir" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "O hâlde altmış yoksulu doyur" buyurdu. Adam: "Bulamam" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e bir miktar hurma getirildi ve adama: "Bunu al ve paylaştır" buyurdu. Adam: "Medine'nin iki taşlığı arasında benden daha fakiri yoktur" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Onu sen ve ailen yiyin" buyurdu.
55401. Metin
وأخرح عبد بن حميد عَن يزِيد بن زيد الْهَمدَانِي فِي قَوْله: {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} قَالَ: هِيَ خَوْلَة بنت الصَّامِت وَكَانَ زَوجهَا مَرِيضا فَدَعَاهَا فَلم تجبه وأبطأت عَلَيْهِ فَقَالَ: أَنْت عَليّ كَظهر أُمِّي فَأَتَت النَّبِي ﷺ فَنزلت هَذِه الْآيَة {فَتَحْرِير رَقَبَة} فَقَالَ لَهُ النَّبِي ﷺ: أعتق رَقَبَة قَالَ: لَا أجد قَالَ: فَصم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قَالَ: لَا أَسْتَطِيع قَالَ: فأطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَ: لَا وَالله مَا عِنْدِي إِلَّا أَن تعينني فأعانه النَّبِي ﷺ بِخَمْسَة عشر صَاعا فَقَالَ: وَالله مَا فِي الْمَدِينَة أحْوج إِلَيْهَا مني فَقَالَ النَّبِي ﷺ: فَكلهَا أَنْت وَأهْلك
Abd b. Humeyd, Yezîd b. Zeyd el-Hemdânî'den {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir” kavli hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: O kadın Havle binti's-Sâmit'tir. Kocası hastaydı; kadını çağırdı, kadın ona icabet etmeyip gecikti. Bunun üzerine adam: "Sen bana anamın sırtı gibisin" dedi. Kadın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi ve şu: {فَتَحْرِير رَقَبَة} “...bir köle azat etmelidir” ayeti indi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adama: "Bir köle azat et" buyurdu. Adam: "Bulamam" dedi. "Peş peşe iki ay oruç tut" buyurdu. Adam: "Güç yetiremem" dedi. "Altmış yoksulu doyur" buyurdu. Adam: "Hayır, Allah'a yemin ederim ki sen bana yardım etmedikçe yanımda hiçbir şey yoktur" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona on beş sa' ile yardım etti. Adam: "Allah'a yemin ederim ki Medine'de buna benden daha muhtaç kimse yoktur" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Onu sen ve ailen yiyin" buyurdu.
55402. Metin
وَأخرج ابْن سعد عَن عمرَان بن أنس قَالَ: كَانَ أول من ظَاهر فِي الإِسلام أَوْس بن الصَّامِت وَكَانَ بِهِ لمَم وَكَانَ يفِيق أَحْيَانًا فَلاحَ امْرَأَته خَوْلَة بنت ثَعْلَبَة فِي بعض صحواته فَقَالَ: أَنْت عَليّ كَظهر أُمِّي ثمَّ نَدم فَقَالَ: مَا أَرَاك إِلَّا قد
İbn Sa'd, İmrân b. Enes'ten şöyle nakletmiştir: İslam'da ilk zıhâr yapan kimse Evs b. es-Sâmit idi. Onda biraz akıl zaafı vardı; zaman zaman ayılırdı. Ayıldığı vakitlerden birinde karısı Havle binti Sa'lebe ile tartıştı ve: "Sen bana anamın sırtı gibisin" dedi. Sonra pişman olup: "Bana...
55403. Metin
حرمت عليّ قَالَت: مَا ذكرت طَلَاقا فَأَتَت النَّبِي ﷺ فَأَخْبَرته بِمَا قَالَ قَالَ: وجادلت رَسُول الله ﷺ مرَارًا ثمَّ قَالَت: اللَّهُمَّ إِنِّي أَشْكُو إِلَيْك شدَّة وَحْدَتي وَمَا يشق عليّ من فِرَاقه قَالَت عَائِشَة: فَلَقَد بَكَيْت وَبكى من كَانَ فِي الْبَيْت رَحْمَة لَهَا ورقة عَلَيْهَا وَنزل على رَسُول الله ﷺ الْوَحْي فَسرِّي عَنهُ وَهُوَ يبتسم فَقَالَ: يَا خَوْلَة قد أنزل الله فِيك وَفِيه {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} ثمَّ قَالَ: مريه أَن يعْتق رَقَبَة قَالَت: لَا يجد قَالَ: فمريه أَن يَصُوم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قَالَت: لَا يُطيق ذَلِك قَالَ: فمريه فليطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَت: وأنّى لَهُ فمريه فليأت أم الْمُنْذر بنت قيس فليأخذ مِنْهَا شطر وسق تمر فليتصدق بِهِ على سِتِّينَ مِسْكينا فَرَجَعت إِلَى أَوْس فَقَالَ: مَا وَرَاءَك قَالَت: خير وَأَنت ذميم ثمَّ أخْبرته فَأتى أم الْمُنْذر فَأخذ ذَلِك مِنْهَا فَجعل يطعم مَدين من تمر كل مِسْكين وَأخرج عبد بن حميد عَن أبي قلَابَة قَالَ: إِنَّمَا كَانَ طلاقهم فِي الْجَاهِلِيَّة الظِّهَار والإِيلاء حَتَّى قَالَ مَا سَمِعت
haram olduğunu düşünüyorum" dedi. Kadın: "Sen bir boşamadan söz etmedin" dedi. Kadın Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip kocasının dediklerini haber verdi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile defalarca tartıştı; sonra: "Allahım! Yalnızlığımın şiddetini ve ondan ayrılmanın bana ne kadar ağır geldiğini Sana şikâyet ediyorum" dedi. Âişe dedi ki: Kadına acıdığımızdan ve ona şefkat duyduğumuzdan dolayı ben de ağladım, evde bulunanlar da ağladı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e vahiy indi; tebessüm ederek vahiy hâlinden açıldı ve: "Ey Havle! Allah senin ve onun hakkında {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا} “Kocası hakkında seninle tartışan kadının sözünü Allah işitmiştir” [ayetini] indirdi" buyurdu. Sonra: "Ona emret, bir köle azat etsin" buyurdu. Kadın: "Bulamaz" dedi. "O hâlde ona emret, peş peşe iki ay oruç tutsun" buyurdu. Kadın: "Buna gücü yetmez" dedi. "O hâlde ona emret, altmış yoksulu doyursun" buyurdu. Kadın: "Bunu nereden bulsun?" dedi. Peygamber: "Ona emret, Ümmü'l-Münzir binti Kays'a gitsin, ondan yarım vesk hurma alsın ve bunu altmış yoksula sadaka versin" buyurdu. Kadın Evs'e döndü. Evs: "Ne haber?" dedi. Kadın: "Hayırdır; sen ise kınanmışsın!" dedi, sonra ona durumu haber verdi. Evs, Ümmü'l-Münzir'e gidip hurmayı ondan aldı ve her yoksula ikişer müdd hurma yedirmeye başladı. Abd b. Humeyd, Ebû Kılâbe'den şöyle dediğini nakletmiştir: "Cahiliye döneminde onların boşaması ancak zıhâr ve îlâdan ibaretti; nihayet işittiğin şey söylendi."
55404. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وَإِنَّهُم ليقولون مُنْكرا من القَوْل وزوراً} قَالَ: الزُّور الْكَذِب
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Katâde'den {وَإِنَّهُم ليقولون مُنْكرا من القَوْل وزوراً} “Gerçekten onlar çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar” kavli hakkında: "Zûr, yalan demektir" dediğini nakletmiştir.
55405. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَالْبَيْهَقِيّ فِي سنَنه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وَالَّذين يظاهرون من نِسَائِهِم ثمَّ يعودون لما قَالُوا} قَالَ: هُوَ الرجل يَقُول لامْرَأَته: أَنْت عليَّ كَظهر أُمِّي فَإِذا قَالَ ذَلِك: فَلَيْسَ لَهُ أَن يقربهَا بِنِكَاح ولاغيره حَتَّى يكفر بِعِتْق رَقَبَة فَإِن لم يجد فَصِيَام شَهْرَيْن مُتَتَابعين من قبل أَن يتماسّا والمس النِّكَاح فَإِن لم يسْتَطع فإطعام سِتِّينَ مسكيناوإن هُوَ قَالَ لَهَا: أَنْت عليّ كَظهر أميفإذا قَالَ: إِن فعلت كَذَا فَلَيْسَ يَقع فِي ذَلِك ظِهَار حَتَّى يَحْنَث فَلَا يقربهَا حَتَّى يكفر وَلَا يَقع فِي الظِّهَار طَلَاق
İbnü'l-Münzir ve es-Sünen'de el-Beyhakî, İbn Abbâs'tan {وَالَّذين يظاهرون من نِسَائِهِم ثمَّ يعودون لما قَالُوا} “Kadınlarından zıhâr ile ayrılmak isteyip de sonra söylediklerinden dönenler...” kavli hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Bu, kişinin karısına: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' demesidir. Bunu söylediğinde, bir köle azat ederek kefaret ödeyinceye kadar nikâh yoluyla veya başka bir yolla ona yaklaşması helal olmaz. Eğer bulamazsa, birbirleriyle temas etmeden önce peş peşe iki ay oruç tutmalıdır. Temas nikâhtır (cinsel ilişkidir). Eğer güç yetiremezse altmış yoksulu doyurmalıdır. Şayet adama karısına: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' der ve 'Şunu yaparsam' diye şart koşarsa, yeminini bozuncaya kadar zıhâr vaki olmaz; yeminini bozunca da kefaret ödeyinceye kadar kadına yaklaşamaz. Zıhârda boşama vaki olmaz.
55406. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ {ثمَّ يعودون لما قَالُوا} قَالَ: يعود لمسها
Abdurrezzâk ve İbnü'l-Münzir, Katâde radıyallâhu anh'tan {ثمَّ يعودون لما قَالُوا} “...sonra söylediklerinden dönenler...” kavli hakkında: "Ona dokunmaya geri dönmesidir" dediğini nakletmiştir.
55407. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن طَاوُوس {ثمَّ يعودون لما قَالُوا} قَالَ: الْوَطْء
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Tâvûs'tan {ثمَّ يعودون لما قَالُوا} “...sonra söylediklerinden dönenler...” kavli hakkında: "Cinsel ilişkidir" dediğini nakletmiştir.
55408. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن طَاوُوس قَالَ: إِذا اكلم الرجل بالظهار الْمُنكر والزور فقد وَجَبت عَلَيْهِ الْكَفَّارَة حنث أَو لم يَحْنَث
İbnü'l-Münzir, Tâvûs'tan şöyle nakletmiştir: "Kişi münker ve asılsız olan zıhâr sözünü söylediği vakit, yeminini bozsun ya da bozmasın, üzerine kefaret vacip olur."
55409. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن طَاوُوس قَالَ: كَانَ طَلَاق أهل الْجَاهِلِيَّة الظِّهَار فَظَاهر رجل فِي الإِسلام وَهُوَ يُرِيد الطَّلَاق فَأنْزل الله فِيهِ الْكَفَّارَة
Abdurrezzâk, Tâvûs'tan şöyle nakletmiştir: "Cahiliye ehlinin boşaması zıhârdı. İslam'da bir adam boşamayı kastederek zıhâr yaptı; bunun üzerine Allah onun hakkında kefareti indirdi."
55410. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن عَطاء أَنه سُئِلَ عَن هَذِه الْآيَة من قبل أَن يتماسّا قَالَ: هُوَ الْجِمَاع
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd'in naklettiğine göre; Atâ'ya "birbirleriyle temas etmeden önce" ayeti sorulduğunda: "O cinsel ilişkidir" demiştir.
55411. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن مُجَاهِد {فإطعام سِتِّينَ مِسْكينا} قَالَ: كَهَيئَةِ الطَّعَام فِي الْيَمين مَدين لكل مِسْكين
Abd b. Humeyd, Mücâhid'den {فإطعام سِتِّينَ مِسْكينا} “...altmış yoksulu doyurmalıdır” kavli hakkında: "Yemindeki yiyecek biçimi gibidir; her yoksula iki müdd düşer" dediğini nakletmiştir.
55412. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: ثَلَاث فِيهِنَّ مد كَفَّارَة الْيَمين وَكَفَّارَة الظِّهَار وَكَفَّارَة الصّيام
İbnü'l-Münzir, Ebû Hureyre'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Üç şey vardır ki bunlarda [birer] müdd geçerlidir: Yemin kefareti, zıhâr kefareti ve oruç [bozma] kefareti."
55413. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أبي هُرَيْرَة أَن النَّبِي ﷺ أَمر الَّذِي أَتَى أَهله فِي رَمَضَان بكفارة الظِّهَار
İbn Merdûye, Ebû Hureyre'den naklettiğine göre; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, ramazanda eşiyle ilişkiye giren kimseye zıhâr kefaretini emretmiştir.
55414. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن عَطاء وَالزهْرِيّ وَقَتَادَة قَالُوا: الْعتْق فِي الظِّهَار وَالصِّيَام وَالطَّعَام كل ذَلِك من قبل أَن يتماسّا
Abdurrezzâk, Atâ, ez-Zührî ve Katâde'nin şöyle dediklerini nakletmiştir: "Zıhârda köle azat etmek, oruç tutmak ve yedirmek; bunların hepsi birbirleriyle temas etmeden öncedir."
55415. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَ الظِّهَار فِي الْجَاهِلِيَّة يحرم النِّسَاء فَكَانَ أول من ظَاهر فِي الْإِسْلَام أَوْس بن الصَّامِت وَكَانَت امْرَأَته خَوْلَة بنت خويلد وَكَانَ الرجل ضَعِيفا وَكَانَت الْمَرْأَة جلدَة فَلَمَّا تكلم بالظّهار قَالَ: لَا أَرَاك إِلَّا قد حرمت عليّ فانطلقي إِلَى رَسُول الله ﷺ لَعَلَّك تبتغي شَيْئا يردّك عليّ فَانْطَلَقت وَجلسَ ينتظرها فَأَتَت النَّبِي ﷺ وماشطة تمشط رَأسه فَقَالَت: يَا رَسُول الله إِن أَوْس بن الصَّامِت من قد علمت من ضعف رَأْيه وَعجز مقدرته وَقد ظَاهر مني فابتغ لي يَا رَسُول الله شَيْئا إِلَيْهِ يَا خُوَيْلَة: مَا أمرنَا بِشَيْء فِي أَمرك وَأَن نؤمر فسأخبرك فَبينا ماشطته قد فزعت من شقّ رَأسه وَأخذت فِي الشق الآخر أنزل الله ﷿ وَكَانَ إِذا أنزل عَلَيْهِ الْوَحْي تَرَبد لذَلِك وَجهه حَتَّى يجد بردة فَإِذا سرّي عَنهُ عَاد وَجهه أَبيض كالقلب ثمَّ تكلم بِمَا أَمر بِهِ فَقَالَت مَا شطته: يَا خُوَيْلَة إِنِّي لأظنه الْآن فِي شَأْنك فَأَخذهَا افكل (هَكَذَا فِي الأَصْل ولعلها إفْك) ثمَّ قَالَت: اللَّهُمَّ بك أعوذ أَن تنزل فيّ إِلَّا خيرا فَإِنِّي لم أبغ من رَسُولك إِلَّا خيرا فَلَمَّا سرّي عَنهُ قَالَ: يَا خُوَيْلَة قد أنزل الله فِيك وَفِي صَاحبك فَقَرَأَ {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله} إِلَى قَوْله: {فَتَحْرِير رَقَبَة من قبل أَن يتماسا} فَقَالَت: وَالله يَا رَسُول الله مَاله خَادِم غَيْرِي وَلَا لي خَادِم غَيره قَالَ: {فَمن لم يجد فَصِيَام شَهْرَيْن مُتَتَابعين} قَالَت: وَالله إِنَّه إِذا لم
et-Taberânî, İbn Abbâs'tan şöyle nakletmiştir: Cahiliye döneminde zıhâr kadınları haram kılardı. İslam'da ilk zıhâr yapan kimse Evs b. es-Sâmit oldu; karısı da Havle binti Huveylid idi. Adam zayıf bir kimseydi, kadın ise güçlü kuvvetliydi. Adam zıhâr sözünü söyleyince: "Bana haram olduğunu düşünüyorum; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e git, belki seni bana geri döndürecek bir çare bulursun" dedi. Kadın gitti, adam da oturup onu bekledi. Kadın, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldiğinde onun yanında başını tarayan bir kadın kuaförü buldu ve: "Ey Allah'ın Resûlü! Evs b. es-Sâmit'in görüş zayıflığını ve iktidarsızlığını bildiğin kimsedir; benden zıhâr yaptı. Bana bir çare bul ey Allah'ın Resûlü" dedi. Peygamber: "Ey Huveyle! Senin durumun hakkında bize bir şey emredilmedi; bir şey emredilirse sana haber veririm" buyurdu. Başını tarayan kadın, başının bir tarafını bitirip diğer tarafına geçtiği sırada Azîz ve Celîl olan Allah vahiy indirdi. Kendisine vahiy indiğinde bu durumdan ötürü yüzünün rengi solar, hatta bir serinlik hissederdi. Vahiy hâli açıldığında ise yüzü kalp gibi bembeyaz hâle döner, sonra emrolunduğu şeyi konuşurdu. Başını tarayan kadın: "Ey Huveyle! Sanırım şu an senin durumun hakkında [vahiy geliyor]" dedi. Bunun üzerine kadını bir titreme aldı (aslında böyledir, belki de 'ifk'tir), sonra: "Allahım! Hakkımda hayırdan başka bir şey indirmenden Sana sığınırım; zira ben Resûlünden sadece hayır istedim" dedi. Peygamber'den vahiy hâli açılınca: "Ey Huveyle! Allah senin ve eşin hakkında [ayet] indirdi" buyurdu ve {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي إِلَى الله} “Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir...” ayetinden {فَتَحْرِير رَقَبَة من قبل أَن يتماسا} “...birbirleriyle temas etmeden önce bir köle azat etmelidir” kavline kadar okudu. Kadın: "Allah'a yemin ederim ki ey Allah'ın Resûlü, onun benden başka bir hizmetçisi, benim de ondan başka bir hizmetçim yoktur" dedi. Peygamber: "{فَمن لم يجد فَصِيَام شَهْرَيْن مُتَتَابعين} “Kim de [bunu] bulamazsa, peş peşe iki ay oruç tutmalıdır”" buyurdu. Kadın: "Allah'a yemin ederim ki o günde...
55416. Metin
يَأْكُل فِي الْيَوْم مرَّتَيْنِ يسدر بَصَره قَالَ: {فَمن لم يسْتَطع فإطعام سِتِّينَ مِسْكينا} قَالَت: وَالله مَا لنا فِي الْيَوْم إِلَّا وقية قَالَ: فمريه فليطلق إِلَى فلَان فليأخذ مِنْهُ شطر وسق من تمر فليتصدق بِهِ على سِتِّينَ مِسْكينا وليراجعك
iki defa yemezse gözü kararır" dedi. Peygamber: "{فَمن لم يسْتَطع فإطعام سِتِّينَ مِسْكينا} “Buna da gücü yetmeyen altmış yoksulu doyurmalıdır”" buyurdu. Kadın: "Allah'a yemin ederim ki bizim günlük ancak bir ukıyemiz vardır" dedi. Peygamber: "O hâlde ona emret, falancaya gitsin, ondan yarım vesk hurma alsın, bunu altmış yoksula sadaka versin ve sana dönsün" buyurdu.
55417. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق فِي المُصَنّف من طَرِيق أبي سَلمَة بن عبد الرَّحْمَن عَن سَلمَة بن صَخْر الْأنْصَارِيّ أَنه جعل امْرَأَته عَلَيْهِ كَظهر أمه حَتَّى يمْضِي رَمَضَان فَسَمنت وتربصت فَوَقع عَلَيْهَا فِي النّصْف من رَمَضَان فَأتى النَّبِي ﷺ كَأَنَّهُ يعظم ذَلِك فَقَالَ لَهُ النَّبِي ﷺ: أتستطيع أَن تعْتق رَقَبَة فَقَالَ: لَا قَالَ: أفتستطيع أَن تَصُوم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قَالَ: لَا قَالَ: أفتستطيع أَن تطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَ: لَا فَقَالَ النَّبِي ﷺ: يَا فَرْوَة بن عَمْرو أعْطه ذَلِك الْعرق وَهُوَ مكتل يَأْخُذ خَمْسَة عشر أَو سِتَّة عشر صَاعا فليطعمه سِتِّينَ مِسْكينا فَقَالَ: أعليّ أفقر مني فوالذي بَعثك بِالْحَقِّ مَا بَين لَا بتيها أهل بَيت أحْوج إِلَيْهِ منا فَضَحِك رَسُول الله ﷺ ثمَّ قَالَ: اذْهَبْ بِهِ إِلَى أهلك
Abdurrezzâk el-Musannef'te, Ebû Seleme b. Abdirrahmân yoluyla Seleme b. Sahr el-Ensârî'den naklettiğine göre; o, ramazan geçinceye kadar karısını kendisine anasının sırtı gibi kıldı. Kadın süslenip hazırlandı; o da ramazanın ortasında onunla ilişkiye girdi. Yaptığı şeyi büyük görerek Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e geldi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Bir köle azat edebilir misin?" buyurdu. Adam: "Hayır" dedi. "Peki peş peşe iki ay oruç tutabilir misin?" buyurdu. Adam: "Hayır" dedi. "Peki altmış yoksulu doyurabilir misin?" buyurdu. Adam: "Hayır" dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ey Ferve b. Amr! Ona şu hurma sepetini ver" buyurdu; o, on beş veya on altı sa' alan bir sepetti. "Bununla altmış yoksulu doyursun" buyurdu. Adam: "Benden daha fakirine mi [yedireceğim]? Seni hak ile gönderene yemin ederim ki Medine'nin iki taşlığı arasında buna bizden daha muhtaç bir hane halkı yoktur" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem güldü, sonra: "Onu ailene götür" buyurdu.
55418. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي السّنَن عَن أبي الْعَالِيَة قَالَ: كَانَت خَوْلَة بنت ودبيج تَحت رجل من الْأَنْصَار وَكَانَ سييء الْخلق ضَرِير الْبَصَر فَقِيرا وَكَانَت الْجَاهِلِيَّة إِذا أَرَادَ الرجل أَن يُفَارق امْرَأَته قَالَ: أَنْت عليّ كَظهر أُمِّي فادارعته بعض الشَّيْء فَقَالَ: أَنْت عليّ كَظهر أُمِّي وَكَانَ لَهُ عيل أَو عيلان فَلَمَّا سمعته يَقُول مَا قَالَ احتملت صبيانها فَانْطَلَقت تسْعَى إِلَى رَسُول الله ﷺ فوافقته عِنْد عَائِشَة وَإِذا عَائِشَة تغسل شقّ رَأس رَسُول الله ﷺ فَقَامَتْ عَلَيْهِ ثمَّ قَالَت: يَا رَسُول الله إِن زَوجي فَقير ضَرِير الْبَصَر سييء الْخلق وَإِنِّي نازعته فِي شَيْء فَقَالَ: أَنْت عليّ كَظهر أُمِّي وَلم يرد الطَّلَاق فَرفع النَّبِي ﷺ رَأسه فَقَالَ: مَا أعلم إِلَّا قد حرمت عَلَيْهِ فاستكانت وَقَالَت: أشتكي إِلَى الله مَا نزل بِي ومصيبتي وتحولت عَائِشَة تغسل شقّ رَأسه الآخر فتحولت مَعهَا فَقَالَت: مثل ذَلِك قَالَت: ولي مِنْهُ عيل أَو عيلان فَرفع النَّبِي رَأسه إِلَيْهَا فَقَالَ: مَا أعلم إِلَّا قد حرمت عَلَيْهِ فَبَكَتْ وَقَالَت: أشتكي إِلَى رَسُول الله ﷺ مصيبتي وَتغَير وَجه رَسُول الله ﷺ فَقَالَت عَائِشَة: وَرَاءَك فتنحت وَمكث رَسُول الله ﷺ مَا شَاءَ الله ثمَّ انْقَطع الْوَحْي فَقَالَ يَا عَائِشَة: أَيْن الْمَرْأَة قَالَت: هاهي قَالَ: ادعيها فدعتها فَقَالَ النَّبِي ﷺ: اذهبي فجيئي بزوجك فَانْطَلَقت تسْعَى فَلم تلبث أَن جَاءَت
Abd b. Humeyd, İbn Merdûye ve es-Sünen'de el-Beyhakî, Ebû'l-Âliye'den şöyle nakletmiştir: Havle binti Vedbîc, Ensâr'dan huysuz, gözleri görmeyen ve fakir bir adamın nikâhı altındaydı. Cahiliye ehli bir adam karısından ayrılmak istediğinde: "Sen bana anamın sırtı gibisin" derdi. Kadın onunla biraz çekişti, adam da: "Sen bana anamın sırtı gibisin" dedi. Bir veya iki çocuğu vardı. Kadın kocasının söylediğini işitince çocuklarını yüklenip koşa koşa Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gitti. Onu Âişe'nin yanında buldu; Âişe Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in başının bir tarafını yıkıyordu. Kadın onun başında durup: "Ey Allah'ın Resûlü! Kocam fakir, gözleri görmeyen, huyu kötü biridir. Bir meselede onunla çekiştim, o da: 'Sen bana anamın sırtı gibisin' dedi, ancak boşamayı kastetmedi" dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem başını kaldırıp: "Senin ona haram olduğunu biliyorum" buyurdu. Kadın boyun büküp: "Başıma geleni ve musibetimi Allah'a şikâyet ediyorum" dedi. Âişe başının diğer tarafını yıkamaya geçince kadın da onunla birlikte o tarafa geçti ve benzerini söyledi; sonra: "Ondan bir veya iki çocuğum var" dedi. Peygamber başını ona kaldırıp: "Senin ona haram olduğunu biliyorum" buyurdu. Kadın ağlayıp: "Musibetimi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e şikâyet ediyorum" dedi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yüzü değişti. Âişe: "Geri çekil!" dedi, kadın da kenara çekildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Allah'ın dilediği kadar bir süre durdu, sonra vahiy hâli kesildi ve: "Ey Âişe! O kadın nerede?" buyurdu. Âişe: "İşte burada" dedi. Peygamber: "Onu çağır" buyurdu, o da çağırdı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Git, kocanı getir" buyurdu. Kadın koşa koşa gitti, çok geçmeden onu getirdi...
55419. Metin
فأدخلته على النَّبِي ﷺ فَإِذا هُوَ كَمَا قَالَت: ضَرِير فَقير سييء الْخلق فَقَالَ النَّبِي ﷺ: أستعيذ بالسميع الْعَلِيم من الشَّيْطَان الرَّجِيم {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي} إِلَى آخر الْآيَة فَقَالَ لَهُ النَّبِي ﷺ: أتجد رَقَبَة قَالَ: لَا قَالَ: أفتستطيع صَوْم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قَالَ: وَالَّذِي بَعثك بِالْحَقِّ إِنِّي إِذا لم آكل الْمرة والمرتين وَالثَّلَاثَة يكَاد يغشى عليّ قَالَ: أفتستطيع أَن تطعم سِتِّينَ مِسْكينا قَالَ: لَا إِلَّا أَن تعينني فِيهَا فأعانه رَسُول الله ﷺ فَكفر يَمِينه
ve onu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in huzuruna soktu. Adam gerçekten kadının dediği gibi gözleri görmeyen, fakir ve kötü huylu biriydi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Hakkı ile işiten ve her şeyi bilen Allah'a kovulmuş şeytandan sığınırım" deyip ayetin sonuna kadar {قد سمع الله قَول الَّتِي تُجَادِلك فِي زَوجهَا وتشتكي} “Kocası hakkında seninle tartışan ve şikâyette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir...” [ayetini] okudu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: "Bir köle bulabilir misin?" buyurdu. Adam: "Hayır" dedi. "Peki peş peşe iki ay oruç tutabilir misin?" buyurdu. Adam: "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki bir, iki, üç defa yemezsem neredeyse bayılırım" dedi. "Peki altmış yoksulu doyurabilir misin?" buyurdu. Adam: "Bana yardım etmen dışında hayır" dedi. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona yardım etti, o da yeminine kefaret ödedi.
55420. Metin
وَأخرج الْبَزَّار وَالْحَاكِم وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: أَتَى رجل النَّبِي ﷺ فَقَالَ: إِنِّي ظَاهَرت من امْرَأَتي فَرَأَيْت بَيَاض خلْخَالهَا فِي ضوء الْقَمَر فأعجبتني فَوَقَعت عَلَيْهَا قبل أَن أكفر فَقَالَ النَّبِي ﷺ: ألم يقل الله {من قبل أَن يتماسّا} قَالَ: قد فعلت يَا رَسُول الله قَالَ: أمسك حَتَّى تكفّر
Bezzâr, Hâkim, Taberânî, İbn Merdûye ve Beyhakî, İbn Abbâs'tan nakletmiştir: Bir adam Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip şöyle dedi: "Ben hanımıma zıhar yapmıştım. Ay ışığında halhalının beyazlığını gördüm, hoşuma gitti ve kefaret ödemeden önce onunla cinsel ilişkide bulundum." Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Allah, {من قبل أَن يتماسّا} “birbirlerine dokunmadan önce” buyurmadı mı?" dedi. Adam: "Yaptım bir kere ey Allah'ın Resûlü!" dedi. Peygamber: "Kefaret ödeyinceye kadar [ondan] uzak dur" buyurdu.
55421. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَأَبُو دَاوُد وَالتِّرْمِذِيّ وَالنَّسَائِيّ وَابْن ماجة وَالْحَاكِم وَالْبَيْهَقِيّ من طَرِيق عِكْرِمَة عَن ابْن عَبَّاس أَن رجلا قَالَ: يَا رَسُول الله إِنِّي ظَاهَرت من امْرَأَتي فَوَقَعت عَلَيْهَا قبل أَن أكفر قَالَ: وَمَا حملك على ذَلِك قَالَ: ضوء خلْخَالهَا فِي ضوء الْقَمَر قَالَ: فَلَا تَقربهَا حَتَّى تفعل مَا أَمرك الله
Abdurrezzâk, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Hâkim ve Beyhakî, İkrime tarikiyle İbn Abbâs'tan nakletmiştir: Bir adam: "Ey Allah'ın Resûlü! Ben hanımıma zıhar yapmıştım. Kefaret ödemeden önce de onunla cinsel ilişkide bulundum" dedi. Peygamber: "Seni buna ne sevk etti?" buyurdu. Adam: "Ay ışığında halhalının parıltısı" dedi. Peygamber: "Allah'ın sana emrettiği şeyi yapıncaya kadar ona yaklaşma!" buyurdu.
55422. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَأحمد وَأَبُو دَاوُد وَالتِّرْمِذِيّ وَحسنه وَابْن ماجة وَالطَّبَرَانِيّ وَالْبَغوِيّ فِي مُعْجَمه وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ عَن سَلمَة بن صَخْر الْأنْصَارِيّ قَالَ: كنت رجلا قد أُوتيت من جماع النِّسَاء مَا لم يُؤْت غَيْرِي فَلَمَّا دخل رَمَضَان ظَاهَرت من امْرَأَتي حَتَّى يَنْسَلِخ رَمَضَان فرقا من أَن أُصِيب مِنْهَا فِي ليلى فأتتابع فِي ذَلِك وَلَا أَسْتَطِيع أَن أنزع حَتَّى يدركني الصُّبْح فَبَيْنَمَا هِيَ تخدمني ذَات لَيْلَة إِذْ انْكَشَفَ لي مِنْهَا شَيْء فَوَثَبت عَلَيْهَا فَلَمَّا أَصبَحت غَدَوْت على قومِي فَأَخْبَرتهمْ خبري فَقلت: انْطَلقُوا معي إِلَى رَسُول الله ﷺ فَأخْبرهُ بأَمْري فَقَالُوا: لَا وَالله لَا نَفْعل نتخوف أَن ينزل فِينَا الْقُرْآن أَو يَقُول فِينَا رَسُول الله ﷺ مقَالَة يبْقى علينا عارها وَلَكِن اذْهَبْ أَنْت فَاصْنَعْ مَا بدا لَك فَخرجت فَأتيت رَسُول الله ﷺ فَأَخْبَرته خبري فَقَالَ: أَنْت بِذَاكَ قلت: أَنا بِذَاكَ قَالَ: أَنْت بِذَاكَ قلت: أَنا بِذَاكَ قَالَ: أَنْت بِذَاكَ قلت: أَنا بِذَاكَ وَهَا أَنا ذَا فَامْضِ فيّ حكم الله فَإِنِّي صابر لذَلِك قَالَ: أعتق رَقَبَة فَضربت صفحة عنقِي بيَدي قلت: لَا وَالَّذِي بَعثك بِالْحَقِّ مَا أَصبَحت أملك غَيرهَا فَصم شَهْرَيْن مُتَتَابعين قلت: وَهل أصابني مَا
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, Ahmed, Ebû Dâvûd, Tirmizî (ve bunu hasen görmüştür), İbn Mâce, Taberânî, Beğavî Mu'cem'inde, Hâkim (ve bunu sahih görmüştür) ve Beyhakî, Seleme b. Sahr el-Ensârî'den nakletmiştir. O şöyle dedi: Ben, kadınlarla cinsel ilişki konusunda başka kimseye verilmeyen bir arzuya sahip bir adamdım. Ramazan ayı girince, geceleyin hanımımla ilişkiye girip ardından kendimi tutamayarak sabah vaktine kadar buna devam etmekten korktuğum için, Ramazan çıkıncaya kadar hanımıma zıhar yaptım. Bir gece bana hizmet ederken onun bir yeri açıldı ve hemen üzerine atıldım. Sabah olunca kavmimin yanına gidip durumumu onlara anlattım ve: "Benimle birlikte Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelin de durumumu ona haber vereyim" dedim. Onlar: "Hayır, vallahi yapamayız! Hakkımızda bir Kur'an ayeti iner veya Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bizim hakkımızda utancı üzerimizde kalacak bir söz söyler diye korkuyoruz. Lakin sen kendin git, ne istersen yap" dediler. Çıkıp Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına vardım ve durumumu ona anlattım. "Bunu sen mi yaptın?" buyurdu. "Ben yaptım" dedim. "Bunu sen mi yaptın?" buyurdu. "Ben yaptım" dedim. "Bunu sen mi yaptın?" buyurdu. "Ben yaptım; işte ben buradayım, hakkımda Allah'ın hükmünü uygula, ben buna katlanırım" dedim. "Bir köle azat et" buyurdu. Elimle boynumun yan tarafına vurup: "Hayır, seni hak ile gönderene yemin ederim ki şu boynumdan başkasına malik değilim" dedim. "Öyleyse peş peşe iki ay oruç tut" buyurdu. Ben: "Başıma gelen...
55423. Metin
اصابني إِلَّا فِي الصّيام قَالَ: فأطعم سِتِّينَ مِسْكينا قلت: وَالَّذِي بَعثك بِالْحَقِّ لقد بتنا ليلتنا هَذِه وَبني مَا لنا عشَاء قَالَ: اذْهَبْ إِلَى صَاحب صَدَقَة بني زُرَيْق فَقل لَهُ فليدفعها إِلَيْك فأطعم عَنْك مِنْهَا وسْقا سِتِّينَ مِسْكينا ثمَّ اسْتَعِنْ بسائرها عَلَيْك وعَلى عِيَالك فَرَجَعت إِلَى قومِي فَقلت: وجدت عنْدكُمْ الضّيق وَسُوء الرَّأْي وَوجدت عِنْد رَسُول الله ﷺ السعَة وَالْبركَة أَمر لي بصدقتكم فدفعوها إِلَيْهِ
...ancak oruç yüzünden gelmedi mi?" dedim. "O halde altmış yoksulu doyur" buyurdu. "Seni hak ile gönderene yemin ederim ki bu geceyi geçirdik ama bizim ve çocuklarımın akşam yemeği dahi yoktu" dedim. "Benî Züreyk'in sadaka sorumlusuna git ve ona, zekâtı sana vermesini söyle. Ondan bir vesk miktarını kendi adına altmış yoksula yedir, geriye kalanını da kendin ve ailen için kullan" buyurdu. Bunun üzerine kavmime dönüp şöyle dedim: "Sizin yanınızda darlık ve kötü düşünce buldum; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında ise genişlik ve bereket buldum. Sizin sadakanızı bana vermesini emretti." Onlar da [sadakayı] ona verdiler.
55424. Metin
الْآيَة ٥ - ٨
5 - 8. Ayetler
55425. Metin
أخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد عَن مُجَاهِد {يحادون} قَالَ: يتشاقون
Firyâbî ve Abd b. Humeyd, Mücâhid'den {يحادون} ayeti hakkında: "Ayrılığa düşüp karşı gelirler" dediğini nakletmiştir.
55426. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {إِن الَّذين يحادون الله وَرَسُوله} قَالَ: يجادلون الله وَرَسُوله {كبتوا كَمَا كبت الَّذين من قبلهم} قَالَ: خزوا كَمَا خزي الَّذين من قبلهم
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den {إِن الَّذين يحادون الله وَرَسُوله} “Şüphesiz Allah'a ve Resûlüne karşı gelenler” kavli hakkında: "Allah ve Resûlü ile mücadele ederler"; {كبتوا كَمَا كبت الَّذين من قبلهم} “kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltılmışlardır” kavli hakkında ise: "Kendilerinden öncekilerin rezil rüsva olduğu gibi rezil rüsva olmuşlardır" dediğini nakletmiştir.
55427. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن الضَّحَّاك {مَا يكون من نجوى ثَلَاثَة إِلَّا هُوَ رابعهم وَلَا خَمْسَة إِلَّا هُوَ سادسهم} قَالَ: هُوَ الله على الْعَرْش وَعلمه مَعَهم
Beyhakî, el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Dahhâk'ten {مَا يكون من نجوى ثَلَاثَة إِلَّا هُوَ رابعهم وَلَا خَمْسَة إِلَّا هُوَ سادسهم} “Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüleri mutlaka O'dur; beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncıları mutlaka O'dur” ayeti hakkında: "O Allah, arşın üzerindedir, ilmi ise onlarla beraberdir" dediğini nakletmiştir.
55428. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {ألم تَرَ إِلَى الَّذين نهوا عَن النَّجْوَى} قَالَ: الْيَهُود
İbnü'l-Münzir, Mücâhid'den {ألم تَرَ إِلَى الَّذين نهوا عَن النَّجْوَى} “Gizli konuşmaktan menedildikleri halde... o kimseleri görmedin mi?” kavli hakkında: "[Onlar] Yahudilerdir" dediğini nakletmiştir.
55429. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مقَاتل بن حَيَّان قَالَ: كَانَ بَين يهود وَبَين النَّبِي ﷺ موادعة فَكَانُوا إِذا مر بهم رجل من أَصْحَاب النَّبِي ﷺ جَلَسُوا يتناجون بَينهم حَتَّى يظنّ الْمُؤمن أَنهم يتناجون بقتْله أَو بِمَا يكره الْمُؤمن فَإِذا رأى الْمُؤمن ذَلِك خَشِيَهُمْ فَترك طَرِيقه عَلَيْهِم فنهاهم النَّبِي ﷺ عَن النَّجْوَى فَلم ينْتَهوا فَأنْزل الله {ألم ترَ إِلَى الَّذين نهوا عَن النَّجْوَى} الْآيَة
İbn Ebî Hâtim, Mukâtil b. Hayyân'dan nakletmiştir: Yahudiler ile Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem arasında bir barış antlaşması vardı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashabından bir adam onların yanından geçtiğinde, aralarında fısıldaşarak gizli konuşmaya otururlardı; öyle ki mümin, kendisini öldürmeyi veya hoşlanmayacağı bir şeyi fısıldaştıklarını sanırdı. Mümin bunu görünce onlardan çekinir ve onların bulunduğu yoldan vazgeçerdi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onları gizli konuşmaktan nehyetti, fakat vazgeçmediler. Bunun üzerine Allah, ayetin sonuna kadar {ألم ترَ إِلَى الَّذين نهوا عَن النَّجْوَى} “Gizli konuşmaktan menedildikleri halde... o kimseleri görmedin mi?” [ayetini] indirdi.
55430. Metin
وَأخرج أَحْمد وَعبد بن حميد وَالْبَزَّار وَابْن الْمُنْذر وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان بِسَنَد جيد عَن ابْن عَمْرو ﵁ أَن لايهود كَانُوا يَقُولُونَ لرَسُول الله صلى اللله عَلَيْهِ وَسلم: سَام عَلَيْك يُرِيدُونَ بذلك شَتمه - ثمَّ يَقُولُونَ فِي أنفسهم: {لَوْلَا يعذبنا الله بِمَا نقُول} فَنزلت هَذِه الْآيَة {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله}
Ahmed, Abd b. Humeyd, Bezzâr, İbnü'l-Münzir, Taberânî, İbn Merdûye ve Şuabü'l-İmân'da Beyhakî, iyi bir senetle İbn Amr radıyallâhu anhümâ'dan nakletmiştir: Yahudiler, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e -bununla ona sövmeyi kastederek- "es-Sâmu aleyk (Ölüm üzerine olsun)" derler, sonra da kendi içlerinden: {لَوْلَا يعذبنا الله بِمَا نقُول} “Söylediklerimiz yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez miydi?” derlerdi. Bunun üzerine şu ayet indi: {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله} “Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir tarzda seni selamlarlar.”
55431. Metin
وَأخرج أَحْمد وَعبد بن حميد وَالْبُخَارِيّ وَالتِّرْمِذِيّ وَصَححهُ عَن أنس أَن يَهُودِيّا أَتَى على النَّبِي ﷺ وَأَصْحَابه فَقَالَ: السام عَلَيْكُم فَرد عَلَيْهِ الْقَوْم فَقَالَ النَّبِي ﷺ: هَل تَدْرُونَ مَا قَالَ هَذَا قَالُوا: الله وَرَسُوله أعلم يَا نَبِي الله قَالَ: لَا وَلكنه قَالَ: كَذَا وَكَذَا ردُّوهُ عليّ فَردُّوهُ قَالَ: قلت السام عَلَيْكُم قَالَ: نعم قَالَ النَّبِي ﷺ عِنْد ذَلِك إِذا سلم عَلَيْكُم أحد من أهل الْكتاب فَقولُوا عَلَيْك مَا قلت قَالَ: {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله}
Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî ve Tirmizî (ve bunu sahih görmüştür), Enes'ten nakletmiştir: Bir Yahudi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashabının yanına gelip: "es-Sâmu aleykum (Ölüm üzerinize olsun)" dedi. Oradakiler de onun aleyhine karşılık verdiler. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Bunun ne dediğini biliyor musunuz?" buyurdu. "Allah ve Resûlü daha iyi bilir ey Allah'ın Peygamberi!" dediler. Peygamber: "Hayır, o şöyle şöyle dedi; onu bana geri getirin" buyurdu. Onu geri getirdiler. Peygamber: "'es-Sâmu aleykum' dedin mi?" buyurdu. Yahudi: "Evet" dedi. Bunun üzerine Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: "Ehl-i Kitap'tan biri size selam verdiğinde 'Aleyke mâ kulte (Söylediğin senin üzerine olsun)' deyiniz" buyurdu. Ravi: {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله} “Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir tarzda seni selamlarlar” [ayetini okudu].
55432. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَسَعِيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الشّعب عَن عَائِشَة قَالَت: دخل عليَّ رَسُول الله ﷺ يهود فَقَالُوا: السام عَلَيْك يَا أَبَا الْقَاسِم فَقَالَت عَائِشَة: وَعَلَيْكُم السام واللعنة فَقَالَ: يَا عَائِشَة إِن الله لَا يحب الْفُحْش وَلَا التَّفَحُّش قلت: ألاتسمعهم يَقُولُونَ السام عَلَيْك فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: أَو مَا سَمِعت مَا أَقُول: وَعَلَيْكُم فَأنْزل الله {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله}
Abdurrezzâk, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve eş-Şuab'da Beyhakî, Âişe'den nakletmiştir: Yahudiler, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girip: "es-Sâmu aleyk yâ Ebe'l-Kâsım (Ölüm üzerine olsun ey Ebü'l-Kâsım)" dediler. Âişe: "Ölüm ve lanet sizin üzerinize olsun!" dedi. Resûlullah: "Ey Âişe! Şüphesiz Allah, çirkin sözü ve çirkin konuşmayı sevmez" buyurdu. Ben: "Onların 'es-Sâmu aleyk' dediklerini işitmedin mi?" dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Benim 'Ve aleykum (Sizin de üzerinize)' dediğimi işitmedin mi?" buyurdu. Bunun üzerine Allah {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله} “Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir tarzda seni selamlarlar” ayetini indirdi.
55433. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي هَذِه الْآيَة قَالَ: كَانَ المُنَافِقُونَ يَقُولُونَ لرَسُول الله ﷺ إِذا حيوه: سَام عَلَيْك فَنزلت
Abdurrezzâk, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, bu ayet hakkında İbn Abbâs'tan nakletmiştir: Münafıklar, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e selam verdiklerinde "Sâmün aleyk (Ölüm üzerine olsun)" derlerdi. Bunun üzerine [bu ayet] indi.
55434. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن مُجَاهِد {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله} يَقُولُونَ: سَام عَلَيْك هم أَيْضا يهود
Abd b. Humeyd, Mücâhid'den {وَإِذا جاؤوك حيوك بِمَا لم يحيك بِهِ الله} “Sana geldiklerinde, Allah'ın seni selamlamadığı bir tarzda seni selamlarlar” ayeti hakkında: "'Sâmün aleyk' derlerdi. Onlar aynı zamanda Yahudilerdir" dediğini nakletmiştir.
55435. Metin
الْآيَة ٩ - ١١
9 - 11. Ayetler
55436. Metin
أخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَ النَّبِي ﷺ إِذا بعث سَرِيَّة وأغزاها التقى المُنَافِقُونَ فانغضوا رؤوسهم إِلَى الْمُسلمين وَيَقُولُونَ: قتل الْقَوْم وَإِذا رَأَوْا رَسُول الله ﷺ تناجوا وأظهروا الْحزن فَبلغ ذَلِك من النَّبِي ﷺ وَمن الْمُسلمين فَأنْزل الله {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا تناجيتم فَلَا تتناجوا بالإِثم والعدوان} الْآيَة
İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan nakletmiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir seriyye gönderip savaşa sevk ettiğinde, münafıklar toplanır ve Müslümanlara doğru başlarını sallayarak: "O topluluk öldürüldü" derlerdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i gördüklerinde ise gizlice fısıldaşır ve üzüntü izhar ederlerdi. Bu durum Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve Müslümanlara ağır geldi. Bunun üzerine Allah, ayetin sonuna kadar {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا تناجيتم فَلَا تتناجوا بالإِثم والعدوان} “Ey iman edenler! Aranızda gizli konuştuğunuz zaman günah, düşmanlık... üzerine fısıldaşmayın” [ayetini] indirdi.
55437. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة قَالَ: كَانَ المُنَافِقُونَ يتناجون بَينهم فَكَانَ ذَلِك يغِيظ الْمُؤمنِينَ وَيكبر عَلَيْهِم فَأنْزل الله فِي ذَلِك {إِنَّمَا النَّجْوَى من الشَّيْطَان} الْآيَة
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den nakletmiştir: Münafıklar kendi aralarında gizli konuşurlar, bu da müminleri öfkelendirir ve onlara ağır gelirdi. Bunun üzerine Allah bu hususta ayetin sonuna kadar {إِنَّمَا النَّجْوَى من الشَّيْطَان} “Şüphesiz o gizli konuşmalar şeytandandır” [ayetini] indirdi.
55438. Metin
وَأخرج البُخَارِيّ وَمُسلم وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: إِذا كُنْتُم ثَلَاثَة فَلَا يتناج اثْنَان دون الثَّالِث فَإِن ذَلِك يحزنهُ
Buhârî, Müslim ve İbn Merdûye, İbn Mes'ûd'dan nakletmiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Üç kişi olduğunuzda, üçüncüyü bırakıp iki kişi aralarında gizlice konuşmasın; çünkü bu onu üzer."
55439. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أبي سعيد قَالَ: كُنَّا نتناوب رَسُول الله ﷺ يطرقه أَمر أَو يَأْمر بِشَيْء فَكثر أهل النوب والمحتسبون لَيْلَة حَتَّى إِذا كُنَّا نتحدث فَخرج علينا رَسُول الله ﷺ من اللَّيْل فَقَالَ: مَا هَذِه النَّجْوَى ألم تنهوا عَن النَّجْوَى
İbn Merdûye, Ebû Saîd'den nakletmiştir: Biz Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında nöbetleşe beklerdik; ona bir iş çıkar veya bir şey emrederdi. Bir gece nöbetçiler ve sevap umanlar çoğaldı, öyle ki konuşmaya başladık. Geceleyin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem yanımıza çıkıp: "Bu gizli konuşma da nedir? Siz gizli konuşmaktan menedilmediniz mi?" buyurdu.
55440. Metin
قَوْله تَعَالَى: {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا} الْآيَة وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن أَنه كَانَ يقرأُها تَفَسَّحُوا فِي الْمجَالِس بِالْألف فافسحوا يفسح الله لكم وَقَالَ: فِي الْقِتَال {وَإِذا قيل انشزوا فانشزوا} قَالَ: إِذا قيل: انهدوا إِلَى الصَّدْر فانهدوا
Yüce Allah'ın: {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا} “Ey iman edenler! Size 'Yer açın' denildiği zaman...” ayeti hakkında; Abd b. Humeyd, Hasan'dan nakletmiştir: O, ayeti elif ile "تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللَّهُ لَكُمْ" (Meclislerde yer açın; yer açın ki Allah da size genişlik versin) şeklinde okur ve: "Savaşta [yer açın demektir]" derdi. {وَإِذا قيل انشزوا فانشزوا} “'Kalkın' denildiği zaman da hemen kalkın” kavli hakkında ise: "'Öne, göğüs göğüse [savaşa] atılın' denildiği zaman hemen atılın" dedi.
55441. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله تَعَالَى: {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا فِي الْمجَالِس}
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Yüce Allah'ın: {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا فِي الْمجَالِس} “Ey iman edenler! Size meclislerde: 'Yer açın' denildiği zaman...” kavli hakkında Mücâhid'den nakletmiştir:
55442. Metin
قَالَ: مجْلِس النَّبِي ﷺ فَنزلت {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا فِي الْمجَالِس فافسحوا يفسح الله لكم}
O: "[Kastedilen] Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in meclisidir" dedi ve {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا فِي الْمجَالِس فافسحوا يفسح الله لكم} “Ey iman edenler! Size meclislerde: 'Yer açın' denildiği zaman yer açın ki, Allah da size genişlik versin” [ayeti] indi.
55443. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَعبد الرَّزَّاق وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا} الْآيَة قَالَ: نزلت هَذِه الْآيَة فِي مجَالِس الذّكر وَذَلِكَ أَنهم كَانُوا إِذا رَأَوْا أحدهم مُقبلا ضنوا بمجالسهم عِنْد رَسُول الله ﷺ فَأَمرهمْ الله أَن يفسح بَعضهم لبَعض
Abd b. Humeyd, Abdurrezzâk, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Katâde'den {إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا} “Size: 'Yer açın' denildiği zaman...” ayeti hakkında: "Bu ayet zikir meclisleri hakkında indi. Şöyle ki, onlar birinin geldiğini gördüklerinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanındaki yerleri konusunda cimrilik ederlerdi. Bunun üzerine Allah, birbirlerine yer açmalarını emretti" dediğini nakletmiştir.
55444. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الْحسن فِي الْآيَة قَالَ: كَانُوا يجيئون فَيَجْلِسُونَ ركاماً بَعضهم خلف بعض فَأمروا أَن يتفسحوا فِي الْمجْلس فانفسح بَعضهم لبَعض
İbnü'l-Münzir, Hasan'dan bu ayet hakkında: "Onlar gelir, birbiri ardına yığılarak otururlardı. Mecliste birbirlerine yer açmaları emredildi, onlar da birbirlerine yer açtılar" dediğini nakletmiştir.
55445. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مقَاتل بن حَيَّان قَالَ: أنزلت هَذِه الْآيَة يَوْم جُمُعَة وَجلسَ رَسُول الله ﷺ يَوْمئِذٍ فِي الصّفة وَفِي الْمَكَان ضيق وَكَانَ يكرم أهل بدر من الْمُهَاجِرين وَالْأَنْصَار فجَاء نَاس من أهل بدر وَقد سبقوا إِلَى الْمجْلس فَقَامُوا حِيَال رَسُول الله ﷺ فَقَالُوا السَّلَام عَلَيْك أَيهَا النَّبِي وَرَحْمَة الله وَبَرَكَاته فَرد النَّبِي ﷺ عَلَيْهِم ثمَّ سلمُوا على الْقَوْم بعد ذَلِك فَردُّوا عَلَيْهِم فَقَامُوا على أَرجُلهم ينتظرون أَن يُوسع لَهُم فَعرف النَّبِي ﷺ مَا يحملهم على الْقيام فَلم يفسح لَهُم فشق ذَلِك عَلَيْهِ فَقَالَ لمن حوله من الْمُهَاجِرين وَالْأَنْصَار من غير أهل بدر: قُم يَا فلَان وَأَنت يَا فلَان فَلم يزل يقيمهم بعدة النَّفر الَّذين هم قيام من أهل بدر فشق ذَلِك على من أقيم من مَجْلِسه فَنزلت هَذِه الْآيَة
İbn Ebî Hâtim, Mukâtil b. Hayyân'dan nakletmiştir: Bu ayet bir cuma günü indirildi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem o gün Suffe'de oturmuştu ve yer dardı. Muhacir ve Ensar'dan Bedir ehline ikramda bulunurdu. Bedir ehlinden bazı kimseler geldi, meclis daha önce dolmuştu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in tam karşısında ayakta durup: "es-Selâmu aleyke eyyühe'n-Nebiyyu ve rahmetullâhi ve berekâtuh" dediler. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem selamlarını aldı. Sonra topluluğa selam verdiler, onlar da selamlarını aldılar. Kendilerine yer açılmasını bekleyerek ayakta durdular. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onların ayakta durma sebeplerini anladı, fakat kendilerine yer açılmadı. Bu durum Peygamber'e ağır geldi ve etrafındaki Bedir ehlinden olmayan Muhacir ve Ensar'a: "Kalk ey falan! Sen de kalk ey falan!" buyurdu. Bedir ehlinden ayakta duran kimselerin sayısı kadar kişiyi ayağa kaldırmaya devam etti. Meclisinden kaldırılan kimselere bu durum ağır geldi. Bunun üzerine bu ayet indi.
55446. Metin
وَأخرج البُخَارِيّ وَمُسلم عَن عمر أَن رَسُول الله ﷺ قَالَ: لَا يُقيم الرجل الرجل من مَجْلِسه فيجلس فِيهِ وَلَكِن تَفَسَّحُوا وتوسعوا
Buhârî ve Müslim, Ömer'den Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Bir kimse diğer bir kimseyi yerinden kaldırıp da kendisi oraya oturmasın; lakin yer açın ve genişleyin."
55447. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا فِي الْمجَالِس} قَالَ: ذَلِك فِي مجْلِس الْقِتَال {وَإِذا قيل انشزوا} قَالَ: إِلَّا الْخَيْر وَالصَّلَاة
İbn Cerîr, İbn Abbâs'tan {إِذا قيل لكم تَفَسَّحُوا فِي الْمجَالِس} “Size meclislerde: 'Yer açın' denildiği zaman...” kavli hakkında: "Bu, savaş meclisindedir"; {وَإِذا قيل انشzوا} “'Kalkın' denildiği zaman” kavli hakkında ise: "Hayra ve namaza [kalkın demektir]" dediğini nakletmiştir.
55448. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {وَإِذا قيل انشزوا} قَالَ: إِلَى كل خير قتال عدوّ وَأمر بِمَعْرُوف أَو حق مَا كَانَ
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Mücâhid'den {وَإِذا قيل انشزوا} “'Kalkın' denildiği zaman” kavli hakkında: "Düşmanla savaş, iyiliği emretme veya ne olursa olsun herhangi bir hak gibi her türlü hayra [kalkın demektir]" dediğini nakletmiştir.
55449. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وَإِذا قيل انشزوا فانشزوا} يَقُول: إِذا دعيتم إِلَى خير فأجيبوا
Abdurrezzâk ve Abd b. Humeyd, Katâde'den {وَإِذا قيل انشزوا فانشزوا} “'Kalkın' denildiği zaman da hemen kalkın” kavli hakkında: "Bir hayra çağrıldığınızda icabet edin demektir" dediğini nakletmiştir.
55450. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْمدْخل عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله:
İbnü'l-Münzir, Hâkim (ve bunu sahih görmüştür) ve el-Medhal'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan nakletmiştir:
55451. Metin
{يرفع الله الَّذين آمنُوا مِنْكُم وَالَّذين أُوتُوا الْعلم دَرَجَات} قَالَ: يرفع الله الَّذين أُوتُوا الْعلم من الْمُؤمنِينَ على الَّذين لم يؤتوا الْعلم دَرَجَات
{يرفع الله الَّذين آمنُوا مِنْكُم وَالَّذين أُوتُوا الْعلم دَرَجَات} “Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir” kavli hakkında o: "Allah, müminlerden ilim verilenleri, ilim verilmeyenlerin üzerine derecelerle yükseltir" dedi.
55452. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس أَنه قَالَ: تَفْسِير هَذِه الْآيَة: يرفع الله الَّذين آمنُوا مِنْكُم وأوتوا الْعلم على الَّذين آمنُوا وَلم يؤتوا الْعلم دَرَجَات
Saîd b. Mansûr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan şöyle dediğini nakletmiştir: Bu ayetin tefsiri: "Allah, içinizden iman edip kendilerine ilim verilenleri, iman edip de kendilerine ilim verilmeyenlerin üzerine derecelerle yükseltir" şeklindedir.
55453. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: مَا خص الله الْعلمَاء فِي شَيْء من الْقُرْآن مَا خصهم فِي هَذِه الْآيَة فضل الله الَّذين آمنُوا وأوتوا الْعلم على الَّذين آمنُوا وَلم يؤتوا الْعلم
İbnü'l-Münzir, İbn Mes'ûd'dan şöyle dediğini nakletmiştir: Allah, Kur'an'ın hiçbir yerinde âlimleri bu ayette üstün kıldığı gibi üstün kılmamıştır: Allah, iman edip kendilerine ilim verilenleri, iman edip de kendilerine ilim verilmeyenlerden üstün kılmıştır.
55454. Metin
الْآيَة ١٢ - ١٣
12 - 13. Ayetler
55455. Metin
أخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول} الْآيَة قَالَ: إِن الْمُسلمين أَكْثرُوا الْمسَائِل على رَسُول الله ﷺ حَتَّى شَقوا عَلَيْهِ فَأَرَادَ الله أَن يُخَفف عَن نبيه ﷺ فَلَمَّا قَالَ ذَلِك: امْتنع كثير من النَّاس وَكفوا عَن الْمَسْأَلَة فَأنْزل الله بعد هَذَا {أَأَشْفَقْتُم} الْآيَة فَوسعَ الله عَلَيْهِم وَلم يضيق
İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan {إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول} “Peygamber ile gizli konuşacağınız zaman...” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Müslümanlar Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e çok soru soruyorlardı, öyle ki ona meşakkat verdiler. Allah da Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yükünü hafifletmek istedi. Allah bunu buyurunca, insanların birçoğu [soru sormaktan] çekindi ve soru sormayı bıraktı. Bundan sonra Allah, ayetin sonuna kadar {أَأَشْفَقْتُم} “Yoksa korktunuz mu?...” [ayetini] indirdi ve onlara genişlik tanıdı, darlık vermedi.
55456. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَالتِّرْمِذِيّ وَحسنه وَأَبُو يعلى وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه والنحاس عَن عَليّ بن أبي طَالب قَالَ: لم نزلت {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} الْآيَة قَالَ لي النَّبِي ﷺ: مَا ترى دِينَارا قلت: لَا يطيقُونَهُ قَالَ: فَنصف دِينَار قلت: لَا يطيقُونَهُ قَالَ: فكم قلت شعيرَة قَالَ: إِنَّك لَزَهِيد قَالَ: فَنزلت {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات} قَالَ: فَبِي خفف الله عَن هَذِه الْأمة
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Tirmizî (ve bunu hasen görmüştür), Ebû Ya'lâ, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Merdûye ve Nehhas, Ali b. Ebî Tâlib'den nakletmiştir: Ayetin sonuna kadar {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} “Ey iman edenler! Peygamber ile gizli konuşacağınız zaman, bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin” [ayeti] indiğinde, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bana: "Bir dinara ne dersin?" buyurdu. "Buna güçleri yetmez" dedim. "Yarım dinara ne dersin?" buyurdu. "Buna güçleri yetmez" dedim. "Öyleyse ne kadar?" buyurdu. "Bir arpa [tanesi ağırlığında altın]" dedim. "Sen gerçekten pek aza kanaat edensin!" buyurdu. Ali dedi ki: Bunun üzerine {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات} “Gizli konuşmanızdan önce sadakalar vermekten korktunuz mu?” ayeti indi. [Ali] dedi ki: Allah benim sayemde bu ümmetin yükünü hafifletti.
55457. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye...
55458. Metin
عَليّ قَالَ: مَا عمل بهَا أحد غَيْرِي حَتَّى نسخت وَمَا كَانَت إِلَّا سَاعَة يَعْنِي آيَة النَّجْوَى
...Ali'den nakletmiştir: O: "Hükmü kaldırılıncaya kadar bu ayetle benden başka hiç kimse amel etmedi; o da sadece bir saatlik bir süreydi" dedi; yani Necvâ (gizli konuşma) ayetini kastetti.
55459. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن رَاهَوَيْه وَابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن عليّ قَالَ: إِن فِي كتاب الله لآيَة مَا عمل بهَا أحد قبلي وَلَا يعْمل بهَا أحد بعدِي آيَة النَّجْوَى {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} كَانَ عِنْدِي دِينَار فَبِعْته بِعشْرَة دَرَاهِم
Saîd b. Mansûr, İbn Râhûye, İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve Hâkim (ve bunu sahih görmüştür), Ali'den nakletmiştir: O şöyle dedi: Allah'ın Kitabı'nda bir ayet vardır ki, benden önce onunla hiç kimse amel etmemiştir, benden sonra da hiç kimse onunla amel etmeyecektir. [O da] Necvâ ayeti olan: {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} “Ey iman edenler! Peygamber ile gizli konuşacağınız zaman, bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin” ayetidir. Yanımda bir dinar vardı, onu on dirheme bozdurdum.
55460. Metin
فَكنت كلما نَاجَيْت النَّبِي ﷺ قدمت بَين يَدي درهما ثمَّ نسخت فَلم يعْمل بهَا أحد فَنزلت {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات} الْآيَة
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile her gizli konuşmamdan önce bir dirhem [sadaka] veriyordum. Sonra [bu hüküm] neshedildi ve onunla artık hiç kimse amel etmedi. Bunun üzerine ayetin sonuna kadar {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات} “Gizli konuşmanızdan önce sadakalar vermekten korktunuz mu?...” [ayeti] indi.
55461. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد قَالَ: نهوا عَن مُنَاجَاة النَّبِي ﷺ حَتَّى يقدموا صَدَقَة فَلم يناجه إِلَّا عليّ بن أبي طَالب فَإِنَّهُ قد قدم دِينَارا فَتصدق بِهِ ثمَّ ناجى النَّبِي ﷺ فَسَأَلَهُ عَن عشر خِصَال ثمَّ نزلت الرُّخْصَة
Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, Mücâhid'den nakletmiştir: Onlar, sadaka vermedikçe Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile gizli konuşmaktan menedildiler. Ali b. Ebî Tâlib dışında hiç kimse onunla gizlice konuşmadı; nitekim o bir dinar getirip onu sadaka olarak verdi, sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile gizlice konuşup ona on mesele sordu. Ardından ruhsat [ayeti] indi.
55462. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور عَن مُجَاهِد قَالَ: كَانَ من ناجى النَّبِي ﷺ تصدق بِدِينَار وَكَانَ أول من صنع ذَلِك عَليّ بن أبي طَالب ثمَّ نزلت الرُّخْصَة {فَإذْ لم تَفعلُوا وَتَابَ الله عَلَيْكُم}
Saîd b. Mansûr, Mücâhid'den nakletmiştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile gizli konuşan kimse bir dinar sadaka verirdi. Bunu ilk yapan kişi Ali b. Ebî Tâlib idi; ardından {فَإذْ لم تَفعلُوا وَتَابَ الله عَلَيْكُم} “Madem yapmadınız ve Allah da tövbenizi kabul etti...” [ifadesiyle] ruhsat indi.
55463. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مقَاتل قَالَ: إِن الْأَغْنِيَاء كَانُوا يأْتونَ النَّبِي ﷺ فيكثرون مناجاته ويغلبون الْفُقَرَاء على الْمجَالِس حَتَّى كره النَّبِي ﷺ طول جلوسهم ومناجاتهم فَأمر الله بِالصَّدَقَةِ عِنْد الْمُنَاجَاة فَأَما أهل الْعسرَة فلميجدوا شَيْئا وَكَانَ ذَلِك عشر لَيَال وَأما أهل الميسرة فَمنع بَعضهم مَاله وَحبس نَفسه إِلَّا طوائف مِنْهُم جعلُوا يقدمُونَ الصَّدَقَة بَين يَدي النَّجْوَى ويزعمون أَنه لم يفعل ذَلِك غير رجل من الْمُهَاجِرين من أهل بدر فَأنْزل الله {أَأَشْفَقْتُم} الْآيَة
İbn Ebî Hâtim, Mukâtil'den nakletmiştir: Zenginler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e gelip onunla gizli konuşmayı çoğaltıyorlar ve fakirlerin önüne geçerek meclisleri dolduruyorlardı; öyle ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onların uzun süre oturmalarından ve gizli konuşmalarından hoşlanmaz oldu. Bunun üzerine Allah, gizli konuşma esnasında sadaka verilmesini emretti. Darlık çekenler bir şey bulamadılar ve bu durum on gece sürdü. Varlıklı olanlara gelince, bazısı malını esirgedi ve kendisini geri çekti; ancak içlerinden bir grup gizli konuşmadan önce sadaka vermeye başladı. Söylendiğine göre, Muhacirler'den Bedir ehline mensup bir adamdan başkası bunu yapmadı. Bunun üzerine Allah ayetin sonuna kadar {أَأَشْفَقْتُم} “Yoksa korktunuz mu?...” [ayetini] indirdi.
55464. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد فِيهِ ضعف عَن سعد بن أبي وَقاص قَالَ: نزلت {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} فَقدمت شعيرَة فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: إِنَّك لَزَهِيد فَنزلت الْآيَة الْأُخْرَى {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات}
Taberânî ve İbn Merdûye, içinde zayıflık bulunan bir senetle Sa'd b. Ebî Vakkâs'tan nakletmiştir: {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} “Ey iman edenler! Peygamber ile gizli konuşacağınız zaman, bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin” ayeti indi. Ben bir arpa [ağırlığında sadaka] takdim ettim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: "Sen gerçekten pek aza kanaat edensin!" buyurdu. Bunun üzerine diğer ayet olan {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات} “Gizli konuşmanızdan önce sadakalar vermekten korktunuz mu?” ayeti indi.
55465. Metin
وَأخرج أَبُو دَاوُد فِي ناسخه وَابْن الْمُنْذر من طَرِيق عَطاء الْخُرَاسَانِي عَن ابْن عَبَّاس فِي المجادلة {إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} قَالَ: نسختها الْآيَة الَّتِي بعْدهَا {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات}
Ebû Dâvûd en-Nâsih'inde ve İbnü'l-Münzir, Atâ el-Horasânî tarikiyle İbn Abbâs'tan Mücâdele suresindeki: {إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول فقدموا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صَدَقَة} “Peygamber ile gizli konuşacağınız zaman, bu gizli konuşmanızdan önce bir sadaka verin” ayeti hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Onu, kendisinden sonraki {أَأَشْفَقْتُم أَن تقدمُوا بَين يَدي نَجوَاكُمْ صدقَات} “Gizli konuşmanızdan önce sadakalar vermekten korktunuz mu?” ayeti neshetmiştir.
55466. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن سَلمَة بن كهيل {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول} الْآيَة قَالَ: أول من عمل بهَا عَليّ ﵁ ثمَّ نسخت وَالله أعلم
Abd b. Humeyd, Seleme b. Kuheyl'den ayetin sonuna kadar {يَا أَيهَا الَّذين آمنُوا إِذا نَاجَيْتُم الرَّسُول} “Ey iman edenler! Peygamber ile gizli konuşacağınız zaman...” [ayeti] hakkında şöyle dediğini nakletmiştir: Onunla ilk amel eden Ali radıyallâhu anh olmuştur; sonra [hükmü] neshedilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
55467. Metin
الْآيَة ١٤ - ١٨
14 - 18. Ayetler
55468. Metin
أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ فِي قَوْله تَعَالَى: {ألم تَرَ إِلَى الَّذين توَلّوا قوما} الْآيَة قَالَ: بلغنَا أَنه نزلت فِي عبد الله بن نَبْتَل وَكَانَ رجلا من الْمُنَافِقين
İbn Ebî Hâtim, Yüce Allah'ın: {ألم تَرَ إِلَى الَّذين توَلّوا قوما} “Bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi?...” ayeti hakkında Süddî'den nakletmiştir: O şöyle dedi: Bize ulaştığına göre bu ayet, münafıklardan bir adam olan Abdullah b. Nebtel hakkında inmiştir.
55469. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج {ألم تَرَ إِلَى الَّذين توَلّوا قوما غضب الله عَلَيْهِم} قَالَ: هم الْيَهُود والمنافقون ويحلفون على الْكَذِب وهم يعلمُونَ حلفهم أَنهم لمنكم
İbnü'l-Münzir, İbn Cüreyc'den {ألم تَرَ إِلَى الَّذين توَلّوا قوما غضب الله عَلَيْهِم} “Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi?” ayeti hakkında: "Onlar Yahudiler ve münafıklardır. 'Onlar yalan yere yemin ederler ve bunu bilirler' [ifadesi ise], kendilerinin sizden olduklarına dair yemin etmeleridir" dediğini nakletmiştir.