56447. Metin
٦٦
66
56448. Metin
سُورَة التَّحْرِيم
Tahrîm Suresi
56449. Metin
مَدَنِيَّة وآياتها اثْنَتَا عشرَة أخرج ابْن الضريس والنحاس وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت سُورَة التَّحْرِيم بِالْمَدِينَةِ وَلَفظ ابْن مرْدَوَيْه سُورَة التَّحَرُّم وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير قَالَ: أنزلت بِالْمَدِينَةِ سُورَة النِّسَاء و {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك}
Medenîdir ve on iki ayettir. İbnü'd-Durays, en-Nehhâs, İbn Merdûye ve el-Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Tahrîm Suresi Medine'de indi. İbn Merdûye'nin lafzında 'et-Teharrum Suresi' şeklindedir. İbn Merdûye'nin Abdullah b. ez-Zübeyr'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Nisâ Suresi ve {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” [suresi] Medine'de indirildi.
56450. Metin
﷽
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
56451. Metin
الْآيَة ١ - ٢
1-2. Ayetler
56452. Metin
أخرج ابْن سعد وَعبد بن حميد وَالْبُخَارِيّ وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه عَن عَائِشَة أَن رَسُول الله ﷺ كَانَ يمْكث عِنْد زَيْنَب بنت جحش وَيشْرب عِنْدهَا عسلاً فتواصيت أَنا وَحَفْصَة أَن أَتَيْنَا دخل عَلَيْهَا النَّبِي ﷺ فَلْتَقُلْ إِنِّي أجد مِنْك ريح مَغَافِير أكلت مَغَافِير فَدخل إِلَى إِحْدَاهمَا فَقَالَت ذَلِك لَهُ فَقَالَ: لَا بل شربت عسلاً عِنْد زَيْنَب بنت جحش وَلنْ أَعُود فَنزلت {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} إِلَى {أَن تَتُوبَا إِلَى الله} لعَائِشَة وَحَفْصَة {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} لقَوْله: بل شربت عسلاً
İbn Sa'd, Abd b. Humeyd, el-Buhârî, İbnü'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin Âişe'den bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Zeyneb bnt. Cahş'ın yanında kalır ve onun yanında bal şerbeti içerdi. Hafsa ile ben, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem hangimizin yanına girerse, 'Ben sende megâfir (kötü kokulu bir sakız) kokusu alıyorum; megâfir mi yedin?' demesi konusunda anlaştık. İkimizden birinin yanına girdiğinde ona bunu söyledi. Bunun üzerine: 'Hayır, bilakis Zeyneb bnt. Cahş'ın yanında bal şerbeti içtim; bir daha asla içmeyeceğim' buyurdu. Bunun üzerine Âişe ve Hafsa hakkında: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayetinden {أَن تَتُوبَا إِلَى الله} “Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz...” kısmına kadar [olan ayetler] ve: 'Bilakis bal şerbeti içtim' sözü hakkında da: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” [ayeti] nazil oldu.
56453. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد صَحِيح عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ يشرب من شراب عِنْد سَوْدَة من الْعَسَل فَدخل
İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, et-Taberânî ve İbn Merdûye'nin sahih bir senetle İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Sevde'nin yanında baldan yapılma bir şerbet içerdi. [Bir gün] girdi...
56454. Metin
على عَائِشَة فَقَالَت: إِنِّي أجد مِنْك ريحًا فَدخل على حَفْصَة فَقَالَت: إِنِّي أجد مِنْك ريحًا فَقَالَ: أرَاهُ من شراب شربته عِنْد سَوْدَة وَالله لَا أشربه فَأنْزل الله {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} الْآيَة
...Âişe'nin yanına; o: 'Ben sende bir koku alıyorum' dedi. Hafsa'nın yanına girdi; o da: 'Ben sende bir koku alıyorum' dedi. Bunun üzerine [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: 'Sanırım bu, Sevde'nin yanında içtiğim bir şerbettendir. Vallahi onu bir daha içmeyeceğim' buyurdu. Bunun üzerine Allah: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayetini indirdi.
56455. Metin
وَأخرج ابْن سعد عَن عبد الله بن رَافع قَالَ: سَأَلت أم سَلمَة عَن هَذِه الْآيَة {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} قَالَت: كَانَت عِنْدِي عكة من عسل أَبيض فَكَانَ النَّبِي ﷺ يلعق مِنْهَا وَكَانَ يحْبسهُ فَقَالَت لَهُ عَائِشَة: نحلهَا تجرش عرفطاً فَحَرمهَا فَنزلت هَذِه الْآيَة
İbn Sa'd'ın Abdullah b. Râfi'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Ümmü Seleme'ye bu {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayetini sordum. Dedi ki: 'Benim yanımda beyaz bir bal tulumu vardı. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem ondan tadar ve bu [tatlılık] onu alıkoyardı. Âişe ona: 'Bunun arısı urfut (kötü kokulu çalı) otlamıştır' dedi. Bunun üzerine [Resûlullah] onu kendine haram kıldı ve bu ayet nazil oldu.'
56456. Metin
وَأخرج ابْن سعد وَعبد بن حميد عَن عبد الله بن عتيبة أَنه سُئِلَ أَي شَيْء حرم النَّبِي ﷺ قَالَ: عكة من عسل
İbn Sa'd ve Abd b. Humeyd'in Abdullah b. Uteybe'den bildirdiğine göre ona: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem neyi haram kılmıştı?' diye sorulunca: 'Bir tulum balı' demiştir.
56457. Metin
وَأخرج النَّسَائِيّ وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَابْن مرْدَوَيْه عَن أنس أَن النَّبِي ﷺ كَانَت لَهُ أمة يَطَؤُهَا فَلم تزل بِهِ عَائِشَة وَحَفْصَة حَتَّى جعلهَا على نَفسه حَرَامًا فَأنْزل الله هَذِه الْآيَة {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} إِلَى آخر الْآيَة
En-Nesâî, el-Hâkim -sahih olduğunu belirterek- ve İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in beraber olduğu bir cariyesi vardı. Âişe ve Hafsa onun peşini bırakmadılar, sonunda o cariyeyi kendisine haram kıldı. Bunun üzerine Allah bu {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayetini sonuna kadar indirdi.
56458. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَالطَّبَرَانِيّ بِسَنَد حسن صَحِيح عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم} الْآيَة فِي سريته
Et-Tirmizî ve et-Taberânî'nin hasen-sahih bir senetle İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم} “Ey Peygamber! Niçin haram kılıyorsun?” ayeti, onun cariyesi hakkında indi.
56459. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: قلت لعمر بن الْخطاب ﵁: من الْمَرْأَتَانِ اللَّتَان تظاهرتا قَالَ: عَائِشَة وَحَفْصَة وَكَانَ بَدْء الحَدِيث فِي شَأْن مَارِيَة أم إِبْرَاهِيم الْقبْطِيَّة أَصَابَهَا النَّبِي ﷺ فِي بَيت حَفْصَة فِي يَوْمهَا فَوجدت حَفْصَة فَقَالَت: يَا نَبِي الله لقد جِئْت إليَّ شَيْئا مَا جِئْته إِلَى أحد من أَزوَاجك فِي يومي وَفِي دَاري وعَلى فِرَاشِي فَقَالَ أَلا ترْضينَ أَن أحرمهَا فَلَا أقربها قَالَت: بلَى فَحَرمهَا وَقَالَ: لَا تذكري ذَلِك لأحد فَذَكرته لعَائِشَة ﵂ فأظهره الله عَلَيْهِ فَأنْزل الله {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} الْآيَات كلهَا فَبَلغنَا أَن رَسُول الله ﷺ كفر عَنْهَا فأظهر الله يَمِينه وَأصَاب جَارِيَته
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir'in İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Ömer b. el-Hattâb radıyallâhu anh'a: 'Birbirine arka çıkan o iki kadın kimdi?' dedim. O: 'Âişe ve Hafsa idi. Hadisenin başlangıcı İbrâhim'in annesi olan Kıptî Mâriye meselesiydi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Hafsa'nın gününde, Hafsa'nın evinde onunla birlikte olmuştu. Hafsa gücenip: 'Ey Allah'ın Peygamberi! Eşlerinden hiçbirine yapmadığın bir şeyi benim günümde, benim evimde ve benim yatağımda bana yaptın' dedi. [Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem]: 'Onu haram kılıp bir daha ona yaklaşmamam seni razı eder mi?' buyurdu. O: 'Evet' dedi. Bunun üzerine onu haram kıldı ve: 'Bunu hiç kimseye söyleme' buyurdu. Fakat o bunu Âişe radıyallâhu anhâ'ya anlattı. Allah da bunu ona bildirdi. Bunun üzerine Allah: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayetlerinin tamamını indirdi. Bize ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bunun için kefaret ödedi, Allah onun yeminini [hüküm olarak] açıkladı ve o cariyesiyle tekrar birlikte oldu.
56460. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك تبتغي مرضات أَزوَاجك} قَالَ: حرم سريته
İbnü'l-Münzir, et-Taberânî ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك تبتغي مرضات أَزوَاجك} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayeti hakkında: 'Cariyesini haram kılmıştı' demiştir.
56461. Metin
وَأخرج ابْن سعد وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: كَانَت عَائِشَة وَحَفْصَة متحابتين فَذَهَبت حَفْصَة إِلَى بَيت أَبِيهَا تحدث عِنْده فَأرْسل النَّبِي ﷺ إِلَى جَارِيَته فظلت مَعَه فِي بَيت حَفْصَة وَكَانَ الْيَوْم الَّذِي يَأْتِي فِيهِ حَفْصَة فوجدتهما
İbn Sa'd ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Âişe ile Hafsa birbirini çok severlerdi. Hafsa babasının evine gidip onun yanında sohbet etti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini çağırttı ve cariyesi Hafsa'nın evinde onunla kaldı. Bu gün Hafsa'nın sırası olan gündü. [Hafsa döndüğünde] ikisini...
56462. Metin
فِي بَيتهَا فَجعلت تنْتَظر خُرُوجهَا وَغَارَتْ غيرَة شَدِيدَة فَأخْرج النَّبِي ﷺ جَارِيَته وَدخلت حَفْصَة فَقَالَت: قد رَأَيْت من كَانَ عنْدك وَالله لقد سؤتني فَقَالَ النَّبِي ﷺ: وَالله لأرضينك وَإِنِّي مسر إِلَيْك سرا فاحفظيه قَالَت: مَا هُوَ قَالَ: إِنِّي أشهدك أَن سريتي هَذِه عليّ حرَام رضَا فَانْطَلَقت حَفْصَة إِلَى عَائِشَة فأسرت إِلَيْهَا أَن أَبْشِرِي أَن النَّبِي ﷺ قد حرم عَلَيْهِ فتَاته فَلَمَّا أخْبرت بسر النَّبِي ﷺ أظهر الله النَّبِي ﷺ عَلَيْهِ فَأنْزل الله {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: ذكر عِنْد عمر بن الْخطاب {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك تبتغي مرضات أَزوَاجك} قَالَ: إِنَّمَا كَانَ ذَلِك فِي حَفْصَة
...kendi evinde buldu. Cariyenin çıkmasını beklemeye başladı ve şiddetli bir kıskançlık duydu. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini dışarı çıkardı. Hafsa içeri girip: 'Yanında kimin olduğunu gördüm! Vallahi beni çok üzdün' dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Vallahi seni mutlaka hoşnut edeceğim. Sana bir sır vereceğim, onu sakla' buyurdu. [Hafsa]: 'O nedir?' deyince: '[Seni] razı etmek için şu cariyemin bana haram olduğuna seni şahit tutuyorum' buyurdu. Hafsa hemen Âişe'ye gidip ona gizlice: 'Müjdeler olsun, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesini kendisine haram kıldı!' dedi. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrını haber verince, Allah bunu Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e bildirdi ve Allah: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” [ayetini] indirdi. İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre: Ömer b. el-Hattâb'ın yanında: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك تبتغي مرضات أَزوَاجك} “Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayeti anılınca o: 'Bu, Hafsa hakkındaydı' demiştir.
56463. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أنس أَن النَّبِي ﷺ أنزل أم إِبْرَاهِيم منزل أبي أَيُّوب قَالَت عَائِشَة ﵂: فَدخل النَّبِي ﷺ بَيتهَا يَوْمًا فَوجدَ خلْوَة فأصابها فَحملت بإبراهيم قَالَت عَائِشَة: فَلَمَّا استبان فزعت من ذَلِك فَمَكثَ رَسُول الله ﷺ حَتَّى ولدت فَلم يكن لأمه لبن فَاشْترى لَهُ ضائنة يغذي مِنْهَا الصَّبِي فصلح عَلَيْهِ جِسْمه وَحسن لَحْمه وَصفا لَونه فجَاء بِهِ يَوْمًا يحملهُ على عُنُقه فَقَالَ يَا عَائِشَة كَيفَ تري الشّبَه فَقلت: أَنا غَيْرِي مَا أَدْرِي شبها فَقَالَ: وَلَا بِاللَّحْمِ فَقلت: لعمري لمن تغذى بألبان الضَّأْن ليحسن لَحْمه قَالَ: فَجَزِعت عَائِشَة ﵂ وَحَفْصَة من ذَلِك فعاتبته حَفْصَة فَحَرمهَا وَأسر إِلَيْهَا سرا فأفشته إِلَى عَائِشَة ﵂ فَنزلت آيَة التَّحْرِيم فَأعتق رَسُول الله ﷺ رَقَبَة
İbn Merdûye'nin Enes'ten bildirdiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem İbrâhim'in annesini Ebû Eyyûb'un evine yerleştirmişti. Âişe radıyallâhu anhâ dedi ki: 'Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün onun evine girdi, tenhayı bulup onunla birlikte oldu ve o İbrâhim'e hamile kaldı.' Âişe dedi ki: '[Hamilelik] belirginleşince bundan çok endişelendim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bekledi, nihayet çocuk doğdu. Annesinin sütü yoktu, bunun üzerine onun için bir koyun satın aldı ve çocuk onun sütüyle beslendi. Böylece bedeni gelişti, eti güzelleşti ve teni berraklaştı. Bir gün onu boynunda taşıyarak getirdi ve: 'Ey Âişe! Benzerliği nasıl görüyorsun?' dedi. Ben de: 'Ben kıskanç bir kadınım, benzerlik falan görmüyorum' dedim. 'Et ve ten olarak da mı [benzetmiyorsun]?' buyurunca: 'Ömrüme yemin olsun ki, koyun sütüyle beslenen kimsenin eti elbette güzel olur' dedim.' [Râvi] dedi ki: Âişe radıyallâhu anhâ ile Hafsa bu duruma çok üzüldüler. Hafsa onu sitemle karşıladı, o da cariyeyi haram kıldı ve ona gizli bir söz söyledi. Fakat Hafsa bunu Âişe radıyallâhu anhâ'ya ifşa etti. Bunun üzerine Tahrîm ayeti indi ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir köle azat etti.
56464. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: وجدت حَفْصَة ﵂ مَعَ النَّبِي ﷺ أم وَلَده مَارِيَة أم إِبْرَاهِيم فَحرم أم وَلَده لحفصة ﵂ وأمرها أَن تكْتم ذَلِك فأسرته إِلَى عَائِشَة ﵂ فَذَلِك قَوْله تَعَالَى: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} فَأمره الله بكفارة يَمِينه
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Hafsa radıyallâhu anhâ, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanında çocuğu İbrâhim'in annesi olan Mâriye'yi buldu. Bunun üzerine Hafsa radıyallâhu anhâ için ümmüveledini (çocuğunun annesini) haram kıldı ve bunu gizlemesini emretti. Fakat o bunu Âişe radıyallâhu anhâ'ya gizlice söyledi. İşte Yüce Allah'ın: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” buyruğu budur. Allah da ona yemin kefareti vermesini emretti.
56465. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة ﵁ فِي قَوْله: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} الْآيَة قَالَ: كَانَ حرم فتَاته الْقبْطِيَّة أم إِبْرَاهِيم ﵇ فِي يَوْم حَفْصَة وَأسر ذَلِك إِلَيْهَا فأطلعت عَلَيْهِ عَائِشَة ﵂ وكانتا تظاهرتا على نسَاء النَّبِي ﷺ فأحل الله لَهُ مَا حرم على نَفسه وَأمره أَن يكفر عَن يَمِينه فَقَالَ: {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم}
Abd b. Humeyd'in Katâde radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayeti hakkında şöyle demiştir: Hafsa'nın gününde Kıptî cariyesi olan İbrâhim aleyhisselam'ın annesini haram kılmış ve bunu ona sır olarak söylemişti. Hafsa bunu Âişe radıyallâhu anhâ'ya haber verdi. İkisi Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in diğer hanımlarına karşı birlik olmuşlardı. Bunun üzerine Allah kendine haram kıldığı şeyi ona helal kıldı ve yeminine kefaret vermesini emrederek: {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} “Allah yeminlerinizi çözmeyi size farz kılmıştır” buyurdu.
56466. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد عَن الشّعبِيّ وَقَتَادَة ﵄ {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} قَالَ: حرم جَارِيَته قَالَ الشّعبِيّ: وَحلف يَمِينا مَعَ التَّحْرِيم فَعَاتَبَهُ الله فِي التَّحْرِيم وَجعل لَهُ كَفَّارَة الْيَمين وَقَالَ قَتَادَة: حرمهَا فَكَانَت يَمِينا
Abdürrezzâk ve Abd b. Humeyd'in Şa'bî ve Katâde radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” hakkında: 'Cariyesini haram kıldı' demişlerdir. Şa'bî dedi ki: 'Haram kılmanın yanı sıra yemin de etmişti. Allah haram kılma hususunda ona sitem etti ve yemini için de kefaret koydu.' Katâde ise: 'Onu haram kıldı ve bu bir yemin sayıldı' demiştir.
56467. Metin
وَأخرج ابْن سعد عَن زيد بن أسلم ﵁ أَن النَّبِي ﷺ حرم أم إِبْرَاهِيم فَقَالَ: هِيَ عليّ حرَام فَقَالَ: وَالله لَا أقربها فَنزلت {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم}
İbn Sa'd'ın Zeyd b. Eslem radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem İbrâhim'in annesini haram kılıp: 'O bana haramdır' dedi ve: 'Vallahi ona yaklaşmayacağım' buyurdu. Bunun üzerine: {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} “Allah yeminlerinizi çözmeyi size farz kılmıştır” [ayeti] nazil oldu.
56468. Metin
وَأخرج ابْن سعد عَن مَسْرُوق وَالشعْبِيّ قَالَا: إِلَى رَسُول الله ﷺ من أمته وحرمها فَأنْزل الله {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} وَأنزل {لم تحرم مَا أحل الله لَك}
İbn Sa'd'ın Mesrûk ve eş-Şa'bî'den bildirdiğine göre ikisi şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesine yaklaşmamaya yemin etti (îlâ yaptı) ve onu haram kıldı. Bunun üzerine Allah: {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} “Allah yeminlerinizi çözmeyi size farz kılmıştır” [ayetini] ve: {لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” [ayetini] indirdi.
56469. Metin
وَأخرج الْهَيْثَم بن كُلَيْب فِي مُسْنده والضياء الْمَقْدِسِي فِي المختارة من طَرِيق نَافِع عَن ابْن عمر قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ لحفصة: لَا تحدثي أحدا وَإِن أم إِبْرَاهِيم عليَّ حرَام فَقَالَت: أتحرم مَا أحل الله لَك قَالَ: فوَاللَّه لَا أقربها فَلم يقربهَا نَفسه حَتَّى أخْبرت عَائِشَة فَأنْزل الله {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم}
El-Heysem b. Küleyb el-Müsned'inde ve ed-Dıyâ el-Makdisî el-Muhtâre'de Nâfi' kanalıyla İbn Ömer'den bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hafsa'ya: 'Bunu kimseye söyleme, İbrâhim'in annesi bana haramdır' buyurdu. [Hafsa]: 'Allah'ın sana helal kıldığı şeyi haram mı kılıyorsun?' deyince: 'Vallahi ona yaklaşmayacağım' buyurdu. Âişe'ye haber verinceye kadar bizzat ona yaklaşmadı. Bunun üzerine Allah: {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} “Allah yeminlerinizi çözmeyi size farz kılmıştır” [ayetini] indirdi.
56470. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد عَن مَسْرُوق أَن رَسُول الله ﷺ حلف لحفصة أَن لَا يقرب أمته وَقَالَ: هِيَ عليَّ حرَام فَنزلت الْكَفَّارَة ليمينه وَأمر أَن لَا يحرم مَا أحل الله لَهُ
Saîd b. Mansûr ve Abd b. Humeyd'in Mesrûk'tan bildirdiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesine yaklaşmayacağına dair Hafsa'ya yemin etti ve: 'O bana haramdır' dedi. Bunun üzerine yemini için kefaret [hükmü] indi ve Allah'ın kendisine helal kıldığı şeyi haram kılmaması emredildi.
56471. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك أَن حَفْصَة زارت أَبَاهَا ذَات يَوْم وَكَانَ يَوْمهَا فجَاء النَّبِي ﷺ فَلم يجدهَا فِي الْمنزل فَأرْسل إِلَى أمته مَارِيَة فَأصَاب مِنْهَا فِي بَيت حَفْصَة وَجَاءَت حَفْصَة على تِلْكَ الْحَال فَقَالَت يَا رَسُول الله: أتفعل هَذَا فِي بَيْتِي وَفِي يومي قَالَ: فَإِنَّهَا عليّ حرَام وَلَا تُخْبِرِي بذلك أحدا فَانْطَلَقت حَفْصَة إِلَى عَائِشَة فَأَخْبَرتهَا بذلك فَأنْزل الله {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} إِلَى قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} فَأمر أَن يكفر عَن يَمِينه وَيُرَاجع أمته
Saîd b. Mansûr ve İbnü'l-Münzir'in ed-Dahhâk'tan bildirdiğine göre bir gün -kendi nöbet günü olduğu halde- Hafsa babasını ziyarete gitmişti. Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem gelip onu evde bulamayınca cariyesi Mâriye'yi çağırttı ve Hafsa'nın evinde onunla birlikte oldu. Hafsa bu durum üzerine geldi ve: 'Ey Allah'ın Resûlü! Bunu benim evimde ve benim günümde mi yapıyorsun?' dedi. [Resûlullah]: 'O bana haram olsun, bunu kimseye söyleme' buyurdu. Hafsa hemen Âişe'ye gidip bunu ona haber verdi. Bunun üzerine Allah: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” [ayetinden] {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve müminlerin salih olanları da...” buyruğuna kadar [olan ayetleri] indirdi ve yeminine kefaret verip cariyesine dönmesini emretti.
56472. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد ضَعِيف عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: دخل رَسُول الله ﷺ بمارية الْقبْطِيَّة سريته بَيت حَفْصَة فَوَجَدتهَا مَعَه فَقَالَت: يَا رَسُول الله فِي بَيْتِي من بَين بيُوت نِسَائِك قَالَ: فَإِنَّهَا عليَّ حرَام أَن أَمسهَا واكتمي
Et-Taberânî el-Evsat'ta ve İbn Merdûye zayıf bir senetle Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem cariyesi Kıptî Mâriye ile birlikte Hafsa'nın evine girdi. Hafsa onu yanında görünce: 'Ey Allah'ın Resûlü! Kadınlarının evleri arasından benim evimde mi?' dedi. [Resûlullah]: 'Ona dokunmak bana haram olsun; bunu gizle...
56473. Metin
هَذَا عليَّ فَخرجت حَتَّى أَتَت عَائِشَة فَقَالَت: أَلا أُبَشِّرك قَالَت: بِمَاذَا قَالَت: وجدت مَارِيَة مَعَ رَسُول الله ﷺ فِي بَيْتِي فَقلت: يَا رَسُول الله فِي بَيْتِي من بَين بيُوت نِسَائِك فَكَانَ أوّل السِّرّ أَنه أحرمهَا على نَفسه ثمَّ قَالَ لي: يَا حَفْصَة أَلا أَبشرك فأعلمي عَائِشَة أَن أَبَاك يَلِي الْأَمر من بعده وَأَن أبي يَلِيهِ بعد أَبِيك وَقد اِسْتَكْتَمَنِي ذَلِك فَاكْتُمِيهِ فَأنْزل الله {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم} إِلَى قَوْله: {غَفُور رَحِيم} أَي لما كَانَ مِنْك إِلَى قَوْله: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه} يَعْنِي حَفْصَة {حَدِيثا فَلَمَّا نبأت بِهِ} يَعْنِي عَائِشَة {وأظهره الله عَلَيْهِ} أَي بِالْقُرْآنِ {عرف بعضه} عرف حَفْصَة مَا أظهر من أَمر مَارِيَة {وَأعْرض عَن بعض} عَمَّا أخْبرت بِهِ من أَمر أبي بكر وَعمر فَلم يُبْدِه {فَلَمَّا نبأها بِهِ} إِلَى قَوْله: {الْخَبِير} ثمَّ أقبل عَلَيْهِمَا يعاتبهما فَقَالَ: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله} إِلَى قَوْله: {ثيبات وأبكاراً} فوعده من الثيبات آسِيَة بنت مُزَاحم وَأُخْت نوح ﵇ وَمن الْأَبْكَار مَرْيَم بنت عمرَان وَأُخْت مُوسَى
...benim adıma bunu sakla' buyurdu. Hafsa çıkıp Âişe'nin yanına gitti ve: 'Sana müjde vereyim mi?' dedi. Âişe: 'Neyle?' deyince Hafsa: 'Mâriye'yi Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ile birlikte evimde buldum. 'Ey Allah'ın Resûlü! Kadınlarının evleri arasından benim evimde mi?' dedim. Sırrın ilki, onu kendisine haram kılması oldu. Sonra bana: 'Ey Hafsa! Sana müjde vereyim mi? Âişe'ye bildir ki; benden sonra işin (hilafetin) başına senin baban, senin babandan sonra da onun babası geçecektir' buyurdu. Bunu benden gizlememi istemişti, sen de gizle' dedi. Bunun üzerine Allah: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم} “Ey Peygamber! Niçin haram kılıyorsun?” ayetinden {غَفُور رَحِيم} “...Gafûr'dur, Rahîm'dir” yani senden sadır olan şey için [bağışlayıcıdır] sözüne kadar olan kısmı indirdi. Devamındaki: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه} “Hani Peygamber, eşlerinden birine...” yani Hafsa'ya {حَدِيثا فَلَمَّا نبأت بِهِ} “...gizli bir söz söylemişti. O bunu haber verince...” yani Âişe'ye haber verince {وأظهره الله عَلَيْهِ} “...ve Allah da bunu ona bildirince...” yani Kur'an ile [bildirince] {عرف بعضه} “...o bir kısmını bildirdi...” yani Mâriye meselesinden açığa çıkan kısmı Hafsa'ya bildirdi {وَأعْرض عَن بعض} “...bir kısmından ise vazgeçti” yani Ebû Bekir ve Ömer meselesinden haber verdiği kısmı yüzüne vurmadı {فَلَمَّا نبأها بِهِ} “Bunu ona haber verince...” ayetinden {الْخَبِير} “...Habîr'dir” sözüne kadar [indirdi]. Sonra ikisine yönelip sitem ederek: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله} “Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz...” ayetinden {ثيبات وأبكاراً} “...dul ve bakireler” buyruğuna kadar indirdi. Ona dullardan Âsiye bnt. Müzâhim'i ve Nûh aleyhisselam'ın kız kardeşini; bakirelerden ise Meryem bnt. İmrân'ı ve Mûsâ'nın kız kardeşini vadetti.
56474. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه بِسَنَد ضَعِيف عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت هَذِه الْآيَة {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} فِي الْمَرْأَة الَّتِي وهبت نَفسهَا للنَّبِي ﷺ
İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye zayıf bir senetle İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Bu {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Ey Peygamber! Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” ayeti, kendisini Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e hibe eden kadın hakkında indi.
56475. Metin
الْآيَة ٢ - ٤ أخرج عبد الرَّزَّاق وَالْبُخَارِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: فِي الْحَرَام يكفر وَقَالَ: (لقد كَانَ لكم فِي رَسُول الله اسوة حَسَنَة) (سُورَة الْأَحْزَاب ٢١)
2-4. Ayetler. Abdürrezzâk, el-Buhârî ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o: '[Bir şeyi kendine] haram kılma hususunda kefaret gerekir' demiş ve: (لقد كَانَ لكم فِي رَسُول الله اسوة حَسَنَة) 'Andolsun, Allah'ın Resûlü'nde sizin için güzel bir örnek vardır' (Ahzâb Suresi, 21) [ayetini okumuştur].
56476. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَالطَّبَرَانِيّ وَالْحَاكِم وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس أَنه جَاءَهُ رجل فَقَالَ: جعلت امْرَأَتي عليَّ حَرَامًا فَقَالَ: كذبت لَيست عَلَيْك بِحرَام ثمَّ تَلا {لم تحرم مَا أحل الله لَك} قَالَ: عَلَيْك أغْلظ الْكَفَّارَات عتق رَقَبَة
İbnü'l-Münzir, et-Taberânî, el-Hâkim ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre bir adam ona gelip: 'Eşimi kendime haram kıldım' dedi. İbn Abbâs: 'Yalan söylemişsin, o sana haram değildir' dedi ve ardından: {لم تحرم مَا أحل الله لَك} “Allah'ın sana helal kıldığı şeyi niçin haram kılıyorsun?” [ayetini] okuyup: 'Sana kefaretlerin en ağırı olan bir köle azat etmek düşer' dedi.
56477. Metin
وَأخرج الْحَارِث بن أبي أُسَامَة عَن عَائِشَة قَالَت: لما حلف أَبُو بكر أَن لَا ينْفق على مسطح فَأنْزل الله {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} فأحل يَمِينه وَأنْفق عَلَيْهِ
El-Hâris b. Ebî Üsâme'nin Âişe'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Ebû Bekir, Mıstah'a nafaka vermeyeceğine yemin edince Allah: {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} “Allah yeminlerinizi çözmeyi size farz kılmıştır” [ayetini] indirdi. Bunun üzerine o da yeminini bozup ona nafaka verdi.
56478. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه من طَرِيق عَليّ عَن ابْن عَبَّاس {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} قَالَ: أَمر الله النَّبِي ﷺ وَالْمُؤمنِينَ إِذا حرمُوا شَيْئا مِمَّا أحل الله لَهُم أَن يكفروا أَيْمَانهم بإطعام عشرَة مَسَاكِين أَو كسوتهم أَو تَحْرِير رَقَبَة وَلَيْسَ يدْخل فِي ذَلِك الطَّلَاق
İbnü'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin Ali kanalıyla İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {قد فرض الله لكم تَحِلَّة أَيْمَانكُم} “Allah yeminlerinizi çözmeyi size farz kılmıştır” ayeti hakkında şöyle demiştir: 'Allah, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e ve müminlere, Allah'ın kendilerine helal kıldığı bir şeyi haram kıldıklarında on yoksulu doyurmak, onları giydirmek veya bir köle azat etmek suretiyle yeminlerine kefaret vermelerini emretmiştir. Boşama (talak) ise bu kapsama girmez.'
56479. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن مَيْمُون بن مهْرَان ﵁ فِي قَوْله: {تَحِلَّة أَيْمَانكُم} قَالَ: يَقُول قد أحللت لَك مَا ملكت يَمِينك فَلم تحرم ذَلِك وَقد فرضت لَك تَحِلَّة الْيَمين بهَا يَمِينك كل ذَلِك فِي هَذَا
Abd b. Humeyd'in Meymûn b. Mihrân radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {تَحِلَّة أَيْمَانكُم} “...yeminlerinizi çözmeyi...” buyruğu hakkında şöyle demiştir: '[Allah] şöyle buyurmaktadır: Sağ elinin sahip olduğu şeyi (cariyeni) sana helal kıldım, öyleyse bunu niçin haram kılıyorsun? Yemininin çözülmesini sana farz kıldım ki onunla yeminini çözesin. Bütün bunlar bu [hükmün] içindedir.'
56480. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} قَالَ: دخلت حَفْصَة على النَّبِي ﷺ فِي بَيتهَا وَهُوَ يطَأ مَارِيَة فَقَالَ لَهَا رَسُول الله ﷺ: لَا تُخْبِرِي عَائِشَة حَتَّى أُبَشِّرك بِشَارَة فَإِن أَبَاك يَلِي الْأَمر بعد أبي بكر إِذا أَنا مت فَذَهَبت حَفْصَة فَأخْبرت عَائِشَة فَقَالَت عَائِشَة للنَّبِي ﷺ: من أَنْبَأَك هَذَا قَالَ: نَبَّأَنِي الْعَلِيم الْخَبِير فَقَالَت عَائِشَة: لَا أنظر إِلَيْك حَتَّى تحرم مَارِيَة فَحَرمهَا فَأنْزل الله {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم}
Et-Taberânî ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” ayeti hakkında şöyle demiştir: Hafsa, kendi evinde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem Mâriye ile beraberken yanına girdi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ona: 'Âişe'ye haber verme de sana bir müjde vereyim: Ben vefat ettiğimde Ebû Bekir'den sonra işin (hilafetin) başına senin baban geçecektir' buyurdu. Fakat Hafsa gidip bunu Âişe'ye haber verdi. Âişe Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'e: 'Bunu sana kim haber verdi?' deyince: 'Bana her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan (el-Alîm, el-Habîr) haber verdi' buyurdu. Âişe: 'Mâriye'yi haram kılıncaya kadar senin yüzüne bakmayacağım' dedi, o da haram kıldı. Bunun üzerine Allah: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم} “Ey Peygamber! Niçin haram kılıyorsun?” [ayetini] indirdi.
56481. Metin
وَأخرج ابْن عدي وَابْن عَسَاكِر عَن عَائِشَة فِي قَوْله: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} قَالَ: أسر إِلَيْهَا أَن أَبَا بكر خليفتي من بعدِي
İbn Adiy ve İbn Asâkir'in Âişe'den bildirdiğine göre o, {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” ayeti hakkında: '[Nebi], ona benden sonra halifemin Ebû Bekir olduğunu gizlice söylemiştir' demiştir.
56482. Metin
وَأخرج ابْن عدي وَأَبُو نعيم فِي فَضَائِل الصَّحَابَة العشاري فِي فَضَائِل الصّديق وَابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر من طرق عَن عَليّ وَابْن عَبَّاس قَالَا: وَالله إِن إِمَارَة أبي بكر وَعمر لفي الْكتاب {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} قَالَ لحفصة: أَبوك وَأَبُو عَائِشَة واليا النَّاس بعدِي فإياك أَن تُخْبِرِي أحدا
İbn Adiy, Ebû Nuaym Fedâilü's-Sahâbe'de, el-Uşârî Fedâilü's-Sıddîk'ta, İbn Merdûye ve İbn Asâkir çeşitli yollardan Ali ve İbn Abbâs'tan bildirdiklerine göre onlar şöyle demişlerdir: 'Vallahi Ebû Bekir ve Ömer'in emirliği Kitap'ta yer almaktadır: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” ayetinde [geçmektedir]. Hafsa'ya: 'Benden sonra insanların yöneticisi senin baban ile Âişe'nin babasıdır; sakın bunu kimseye söyleme' buyurmuştur.'
56483. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن مَيْمُون بن مهْرَان فِي قَوْله: {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} قَالَ: أسر إِلَيْهَا أَن أَبَا بكر خليفتي من بعدِي
İbn Asâkir'in Meymûn b. Mihrân'dan bildirdiğine göre o, {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” ayeti hakkında şöyle demiştir: 'Ona, benden sonra halifemin Ebû Bekir olduğunu gizlice söylemiştir.'
56484. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن حبيب بن أبي ثَابت {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} قَالَ: أخبر عَائِشَة أَن أَبَاهَا الْخَلِيفَة من بعده وَأَن أَبَا حَفْصَة الْخَلِيفَة من بعد أَبِيهَا
İbn Asâkir'in Habîb b. Ebî Sâbit'ten bildirdiğine göre {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” ayeti hakkında şöyle demiştir: 'Âişe'ye, kendisinden sonraki halifenin onun babası olduğunu ve onun babasından sonraki halifenin de Hafsa'nın babası olduğunu haber vermiştir.'
56485. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك قَالَ: أَتَى النَّبِي ﷺ جَارِيَة لَهُ فِي يَوْم عَائِشَة وَكَانَت حَفْصَة وَعَائِشَة متحابتين فأطلعتحفصة على ذَلِك فَقَالَ لَهَا: لَا تُخْبِرِي عَائِشَة بِمَا كَانَ مني وَقد حرمتهَا عليَّ فأفشت حَفْصَة سر النَّبِي ﷺ فَأنْزل الله تَعَالَى: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم} الْآيَات
İbnü'l-Münzir'in ed-Dahhâk'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Âişe'nin gününde Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem bir cariyesiyle birlikte oldu. Hafsa ile Âişe birbirini çok severlerdi; Hafsa bu duruma muttali oldu. Bunun üzerine Nebi ona: 'Benden sadır olan bu şeyi Âişe'ye söyleme; onu kendime haram kıldım' buyurdu. Fakat Hafsa, Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem'in sırrını ifşa etti. Bunun üzerine Yüce Allah: {يَا أَيهَا النَّبِي لم تحرم} “Ey Peygamber! Niçin haram kılıyorsun?” ayetlerini indirdi.
56486. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} قَالَ: أسر إِلَى عَائِشَة فِي أَمر الْخلَافَة بعده فَحدثت بِهِ حَفْصَة
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” ayeti hakkında şöyle demiştir: 'Kendisinden sonraki hilafet meselesini Âişe'ye gizlice söylemiş, o da bunu Hafsa'ya anlatmıştır.'
56487. Metin
وَأخرج أَبُو نعيم فِي فَضَائِل الصَّحَابَة عَن الضَّحَّاك {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} قَالَ: أسر إِلَى حَفْصَة بنت عمر أَن الْخَلِيفَة من بعده أَبُو بكر وَمن بعد أبي بكر عمر
Ebû Nuaym Fedâilü's-Sahâbe'de ed-Dahhâk'tan bildirdiğine göre o, {وَإِذ أسر النَّبِي إِلَى بعض أَزوَاجه حَدِيثا} “Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti” ayeti hakkında şöyle demiştir: 'Ömer'in kızı Hafsa'ya, kendisinden sonraki halifenin Ebû Bekir, Ebû Bekir'den sonra ise Ömer olduğunu gizlice söylemiştir.'
56488. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {عرف بعضه وَأعْرض عَن بعض} قَالَ: الَّذِي عرف أَمر مَارِيَة {وَأعْرض عَن بعض} قَوْله: إِن أَبَاك وأباها يليان النَّاس بعدِي مَخَافَة أَن يفشو
İbn Ebî Hâtim'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o, {عرف بعضه وَأعْرض عَن بعض} “...o bir kısmını bildirdi, bir kısmından ise vazgeçti” ayeti hakkında şöyle demiştir: 'Bildirdiği şey Mâriye meselesiydi. {وَأعْرض عَن بعض} “...bir kısmından ise vazgeçti” ifadesi ise, yayılır korkusuyla: 'Senin baban ve onun babası benden sonra insanları yönetecekler' sözü idi.'
56489. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس مثله
İbn Merdûye de İbn Abbâs'tan benzerini bildirdi.
56490. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عَليّ بن أبي طَالب قَالَ: مَا استقصى كريم قطّ لِأَن الله تَعَالَى يَقُول: {عرف بعضه وَأعْرض عَن بعض}
İbn Merdûye'nin Ali b. Ebî Tâlib'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: 'Kerem sahibi hiçbir kimse kusurları sonuna kadar araştırıp yüzüne vurmamıştır. Çünkü Yüce Allah: {عرف بعضه وَأعْرض عَن بعض} “...o bir kısmını bildirdi, bir kısmından ise vazgeçti” buyurmaktadır.'
56491. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن عَطاء الخرساني قَالَ: مَا استقصى حَلِيم قطّ ألم تسمع إِلَى قَوْله: {عرف بعضه وَأعْرض عَن بعض}
El-Beyhakî Şuabü'l-Îmân'da Atâ el-Horasânî'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: 'Halîm (yumuşak huylu) hiçbir kimse kusurları sonuna kadar araştırıp yüzüne vurmamıştır. Sen O'nun: {عرف بعضه وَأعْرض عَن بعض} “...o bir kısmını bildirdi, bir kısmından ise vazgeçti” buyruğunu işitmedin mi?'
56492. Metin
أما قَوْله تَعَالَى: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله فقد صغت قُلُوبكُمَا وَإِن تظاهرا عَلَيْهِ}
Yüce Allah'ın: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله فقد صغت قُلُوبكُمَا وَإِن تظاهرا عَلَيْهِ} “Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz ne âlâ, çünkü kalpleriniz kaymıştı. Ve eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız...” buyruğuna gelince;
56493. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {فقد صغت قُلُوبكُمَا} قَالَ: مَالَتْ وأثمت
İbn Cerîr ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {فقد صغت قُلُوبكُمَا} “...çünkü kalpleriniz kaymıştı” ayeti hakkında: 'Sapmış ve günaha girmişti' demiştir.
56494. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس {صغت} قَالَ: مَالَتْ
İbnü'l-Münzir'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {صغت} “...kaymıştı” lafzı hakkında: 'Sapmıştı' demiştir.
56495. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {صغت} قَالَ: مَالَتْ
Abd b. Humeyd'in Katâde'den bildirdiğine göre o, {صغت} “...kaymıştı” ayeti hakkında: 'Sapmıştı' demiştir.
56496. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن مُجَاهِد قَالَ: كُنَّا نرى أَن {صغت قُلُوبكُمَا} شَيْء هَين حَتَّى سمعناه بِقِرَاءَة عبد الله إِن تَتُوبَا إِلَى الله [] {فقد صغت قُلُوبكُمَا}
Abd b. Humeyd'in Mücâhid'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: 'Biz {صغت قُلُوبكُمَا} “...kalpleriniz kaymıştı” [ifadesini] hafif bir şey sanıyorduk; ta ki onu Abdullah'ın kıraatinde: 'Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz [ne âlâ], {فقد صغت قُلُوبكُمَا} “çünkü kalpleriniz kaymıştı” şeklinde işitinceye kadar.'
56497. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن سعد وَأحمد والعدني وَعبد بن حميد وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَالتِّرْمِذِيّ وَابْن حبَان وَابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: لم أزل حَرِيصًا أَن أسأَل عمر ﵁ عَن الْمَرْأَتَيْنِ من أَزوَاج النَّبِي ﷺ اللَّتَيْنِ قَالَ الله تَعَالَى: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله فقد صغت قُلُوبكُمَا} حَتَّى حج عمر وَحَجَجْت مَعَه فَلَمَّا كَانَ بِبَعْض الطَّرِيق عدل عمر وَعدلت مَعَه بالإِداوة فَتبرز ثمَّ أَتَى فَصَبَبْت على يَدَيْهِ فَتَوَضَّأ فَقلت: يَا أَمِير الْمُؤمنِينَ من الْمَرْأَتَانِ من أَزوَاج النَّبِي ﷺ اللَّتَان قَالَ الله: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله فقد صغت قُلُوبكُمَا} فَقَالَ: وَاعجَبا لَك يَا ابْن عَبَّاس هما عَائِشَة وَحَفْصَة ثمَّ أنشأ يحدثني الحَدِيث فَقَالَ: كُنَّا معشر قُرَيْش نغلب النِّسَاء فَلَمَّا قدمنَا الْمَدِينَة وجدنَا قوما تغلبهم نِسَاؤُهُم فَطَفِقَ نساؤنا يتعلمن من نِسَائِهِم فَغضِبت على امْرَأَتي يَوْمًا فَإِذا هِيَ تراجعني فأنكرت أَن تراجعني فَقَالَت: مَا تنكر من ذَلِك فوَاللَّه إِن أَزوَاج النَّبِي ﷺ ليراجعنه وتهجره إِحْدَاهُنَّ الْيَوْم إِلَى اللَّيْل قلت: قد خابت من فعلت ذَلِك مِنْهُنَّ وخسرت قَالَ: وَكَانَ منزلي بالعوالي وَكَانَ لي جَار من الْأَنْصَار كُنَّا نتناوب النُّزُول إِلَى رَسُول الله ﷺ فيزل يَوْمًا فيأتيني بِخَبَر الْوَحْي وَغَيره وَأنزل يَوْمًا فآتيه بِمثل ذَلِك
Abdurrezzâk, İbn Sa'd, Ahmed, el-Adenî, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbn Hibbân, İbnü'l-Münzir ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Yüce Allah'ın haklarında: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله فقد صغت قُلُوبكُمَا} “Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz [ne âlâ], çünkü kalpleriniz kaymıştı” buyurduğu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarından o iki kadının kim olduğunu Ömer radıyallâhu anh'a sormayı çok arzu edip duruyordum. Nihayet Ömer hacca gitti, ben de onunla birlikte hacca gittim. Yolun bir yerine gelindiğinde Ömer [yoldan] saptı, ben de elimde su ibriğiyle onunla birlikte saptım. İhtiyacını giderip geldi. Bunun üzerine ellerine su döktüm ve abdest aldı. Ben de: 'Ey Müminlerin Emîri! Allah'ın: {إِن تَتُوبَا إِلَى الله فقد صغت قُلُوبكُمَا} “Eğer ikiniz Allah'a tövbe ederseniz [ne âlâ], çünkü kalpleriniz kaymıştı” buyurduğu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımlarından olan o iki kadın kimdir?' dedim. O da: 'Hayret doğrusu sana ey İbn Abbâs! Onlar Âişe ile Hafsa'dır' dedi. Sonra olayı bana anlatmaya başlayıp şöyle dedi: 'Biz Kureyş topluluğu kadınlara hâkim olurduk. Medine'ye geldiğimizde ise kadınlarının kendilerine baskın geldiği bir topluluk bulduk. Bizim kadınlarımız da onların kadınlarından öğrenmeye başladılar. Bir gün hanımıma kızmıştım, bir de baktım ki o bana karşılık veriyor. Onun bana karşılık vermesini yadırgadım. Bunun üzerine o: 'Bunda yadırgayacak ne var? Vallahi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımları bile ona karşılık veriyorlar ve onlardan biri gün boyu geceye kadar ona küs kalıyor' dedi. Ben de: 'Onlardan bunu yapan kimse gerçekten hüsrana uğramış ve kaybetmiştir' dedim. [Ömer] dedi ki: 'Benim evim el-Avâlî'de idi. Ensâr'dan bir komşum vardı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına sırayla inerdik. O bir gün iner, bana vahiy ve diğer haberleri getirirdi; ben de bir gün iner, ona benzer şekilde getirirdim.'
56498. Metin
قَالَ: وَكُنَّا نُحدث أَن غَسَّان تنعل الْخَيل لتغزونا فجَاء يَوْمًا فَضرب على الْبَاب فَخرجت إِلَيْهِ فَقَالَ: حدث أَمر عَظِيم فَقلت: أجاءت غَسَّان قَالَ: أعظم من ذَلِك طلق رَسُول الله ﷺ نِسَاءَهُ قلت فِي نَفسِي: قد خابت حَفْصَة وخسرت قد كنت أرى ذَلِك كَائِنا فَلَمَّا صلينَا الصُّبْح شددت نَعْلي ثِيَابِي ثمَّ انْطَلَقت حت دخلت على حَفْصَة فَإِذا هِيَ تبْكي فَقلت: أطلقكن رَسُول الله ﷺ قَالَت: لَا أَدْرِي هُوَ ذَا معتزل فِي الْمشْربَة
[Ömer] dedi ki: 'Bize Gassânîlerin bizimle savaşmak için atlarını nallattığı konuşuluyordu. Bir gün [komşum] gelip kapıyı çaldı, ben de yanına çıktım. O: 'Büyük bir olay oldu!' dedi. Ben: 'Gassânîler mi geldi?' dedim. O: 'Ondan daha büyük; Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarını boşadı' dedi. Kendi kendime: 'Hafsa gerçekten hüsrana uğradı ve kaybetti, zaten bunun olacağını tahmin ediyordum' dedim. Sabah namazını kıldıktan sonra elbiselerimi giyip kuşandım, sonra çıkıp Hafsa'nın yanına girdim; bir de baktım ki o ağlıyor. Ona: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem sizi boşadı mı?' dedim. O: 'Bilmiyorum, işte o, çardakta [meşrube] tek başına inzivaya çekilmiş durumda' dedi.'
56499. Metin
فَانْطَلَقت فَأتيت غُلَاما أسوداً فَقلت: اسْتَأْذن لعمر فَدخل ثمَّ خرج إليَّ فَقَالَ: قد ذكرتك لَهُ فَلم يقل شَيْئا فَانْطَلَقت إِلَى الْمَسْجِد فَإِذا حول الْمَسْجِد نفر يَبْكُونَ فَجَلَست إِلَيْهِم ثمَّ غلبني مَا أجد فَانْطَلَقت فَأتيت الْغُلَام فَقلت: اسْتَأْذن لعمر فَدخل ثمَّ خرج فَقَالَ: قد ذكرتك لَهُ فَلم يقل شَيْئا فوليت مُنْطَلقًا فَإِذا الْغُلَام يدعوني فَقَالَ: أَدخل فقد أذن لَك فَدخلت فَإِذا النَّبِي ﷺ متكئ على حَصِير قد رَأَيْت أَثَره فِي جنبه فَقلت: يَا رَسُول الله أطلقت نِسَاءَك قَالَ: لَا قلت: الله أكبر لَو رَأَيْتنَا يَا رَسُول الله وَكُنَّا معشر قُرَيْش نغلب النِّسَاء فَلَمَّا قدمنَا الْمَدِينَة وجدنَا قوما تغلبهم نِسَاؤُهُم فَطَفِقَ نساؤنا يتعلمن من نِسَائِهِم فَغضِبت يَوْمًا على
'Bunun üzerine gittim ve siyahi bir hizmetçinin yanına vardım. 'Ömer için izin iste' dedim. İçeri girdi, sonra yanıma çıkıp: 'Seni ona zikrettim ama hiçbir şey söylemedi' dedi. Ben de mescide gittim; bir de baktım ki mescidin etrafında bir grup insan ağlıyor. Yanlarına oturdum, sonra içimdeki duygu bana ağır bastı. Tekrar gidip o hizmetçiye vardım ve: 'Ömer için izin iste' dedim. İçeri girdi, sonra çıkıp: 'Seni ona zikrettim ama hiçbir şey söylemedi' dedi. Bunun üzerine dönüp giderken bir de baktım ki hizmetçi beni çağırıyor ve: 'İçeri gir, sana izin verildi' diyor. İçeri girdim; Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir hasır üzerine yaslanmıştı, hasırın izini böğründe görmüştüm. 'Ey Allah'ın Resûlü! Hanımlarını boşadın mı?' dedim. O: 'Hayır' buyurdu. Ben: 'Allahu Ekber! Bizi bir görseydin ey Allah'ın Resûlü; biz Kureyş topluluğu kadınlara hâkim olurduk. Medine'ye geldiğimizde ise kadınlarının kendilerine baskın geldiği bir topluluk bulduk. Bizim kadınlarımız da onların kadınlarından öğrenmeye başladılar. Bir gün...'
56500. Metin
امْرَأَتي فَإِذا هِيَ تراجعني فأنكرت ذَلِك فَقَالَت: مَا تنكر فوَاللَّه إِن أَزوَاج النَّبِي ﷺ ليراجعنه وتهجره إِحْدَاهُنَّ الْيَوْم إِلَى اللَّيْل فَقلت: قد خابت من فعل ذَلِك مِنْهُنَّ فَدخلت على حَفْصَة فَقلت: أتراجع إحداكن رَسُول الله ﷺ وتهجره الْيَوْم إِلَى اللَّيْل نعم فَقلت: قد خابت من فعلت ذَلِك مِنْكُن وخسرت أتأمن إحداكن أَن يغْضب الله عَلَيْهَا لغضب رَسُوله ﷺ فَإِذا هِيَ قد هَلَكت فَتَبَسَّمَ رَسُول الله ﷺ فَقلت لحفصة: لَا تراجعي رَسُول الله ﷺ وَلَا تسأليه شَيْئا وسليني مَا بدا لَك وَلَا يغرنك إِن كَانَت جارتك أوسم مِنْك وَأحب إِلَى رَسُول الله ﷺ فَتَبَسَّمَ أُخْرَى فَقلت يَا رَسُول الله: استأنس قَالَ: نعم فَرفعت رَأْسِي فَمَا رَأَيْت فِي الْبَيْت إِلَّا أهبة ثَلَاثَة فَقلت: يَا رَسُول الله ادْع الله أَن يُوسع على أمتك فقد وسع على فَارس وَالروم وهم لَا يعْبدُونَ الله فَاسْتَوَى جَالِسا وَقَالَ: أَو فِي شكّ أَنْت يَا ابْن الْخطاب أُولَئِكَ قوم قد عجلت لَهُم طَيِّبَاتهمْ فِي الْحَيَاة الدُّنْيَا وَكَانَ قد أقسم أَن لَا يدْخل على نِسَائِهِ شهرا فَعَاتَبَهُ الله فِي ذَلِك وَجعل لَهُ كَفَّارَة الْيَمين
'...hanımıma kızmıştım, bir de baktım ki o bana karşılık veriyor. Bunu yadırgadım. O da: 'Neyi yadırgıyorsun? Vallahi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in hanımları bile ona karşılık veriyorlar ve onlardan biri gün boyu geceye kadar ona küs kalıyor' dedi. Ben de: 'Onlardan bunu yapan kimse gerçekten hüsrana uğramıştır' dedim. Sonra Hafsa'nın yanına girdim ve: 'Sizden biri Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşılık verip gün boyu geceye kadar ona küs kalıyor mu?' dedim. O: 'Evet' dedi. Ben de: 'Sizden bunu yapan kimse gerçekten hüsrana uğramış ve kaybetmiştir! Biriniz Resûlü'nün sallallâhu aleyhi ve sellem öfkesinden dolayı Allah'ın kendisine gazap etmesinden ve böylece helak olup gitmesinden emin mi oluyor?' dedim. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem tebessüm etti. Bunun üzerine Hafsa'ya: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e karşılık verme, ondan bir şey isteme; aklına ne gelirse benden iste. Komşun [olan Âişe] senden daha güzel ve Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'e daha sevimli ise bu seni aldatmasın' dedim. [Resûlullah] bir kez daha tebessüm etti. Ben de: 'Ey Allah'ın Resûlü, oturup konuşabilir miyim?' dedim. 'Evet' buyurdu. Başımı kaldırdım, odada işlenmemiş üç parça deriden başka bir şey göremedim. 'Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a dua et de ümmetine genişlik versin; zira Fars ve Rum Allah'a ibadet etmedikleri halde onlara genişlik verilmiştir' dedim. Bunun üzerine doğrulup oturdu ve şöyle buyurdu: 'Yoksa şüphe içinde misin ey İbnü'l-Hattâb? Onlar, iyi ve güzel şeyleri dünya hayatında kendilerine peşin verilmiş bir topluluktur.' [Resûlullah] hanımlarının yanına bir ay girmeyeceğine yemin etmişti. Allah bundan dolayı ona sitem etti ve kendisi için yemin kefareti kıldı.'
56501. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عَائِشَة ﵂ قَالَت: إِلَى رَسُول الله ﷺ من نِسَائِهِ وَحرم فَجعل الْحَرَام حَلَالا وَجعل فِي الْيَمين كَفَّارَة
İbn Merdûye'nin Âişe radıyallâhu anhâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarına yaklaşmamaya yemin etti [îlâ yaptı] ve [câriyesini kendisine] haram kıldı. Böylece haramı helal kıldı ve yeminde kefaret belirledi.'
56502. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: إِلَى النَّبِي ﷺ من نِسَائِهِ وَحرم فَأَما الْحَرَام فأحله الله لَهُ وَأما الإِيلاء فَأمره بكفارة الْيَمين
İbn Merdûye'nin İbn Mes'ûd'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: 'Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarına yaklaşmamaya yemin etti [îlâ yaptı] ve [bir şeyi kendisine] haram kıldı. Haram kılınan şeye gelince, Allah onu kendisine helal kıldı; îlâya gelince, ona yemin kefaretini emretti.'
56503. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عَاصِم أَنه قَرَأَ / وَإِن تظاهر عَلَيْهِ / خَفِيفَة {عَسى ربه إِن طَلَّقَكُن أَن يُبدلهُ} خَفِيفَة مَرْفُوعَة الْيَاء {سائحات} خَفِيفَة الْألف
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre Âsım / وَإِن تظاهر عَلَيْهِ / ifadesini şeddesiz (hafif), {عَسى ربه إِن طَلَّقَكُن أَن يُبدلهُ} “Eğer o sizi boşarsa, Rabbi ona yerinize... verebilir” ayetini hafif ve yâ harfini ötreli (münfail kalıbında), {سائحات} “...oruç tutan...” lafzını da elifsiz ve hafif olarak okumuştur.
56504. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَمُسلم وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: حَدثنِي عمر بن الْخطاب قَالَ: لما اعتزل رَسُول الله ﷺ نِسَاءَهُ دخلت الْمَسْجِد فَإِذا النَّاس ينكتون بالحصى وَيَقُولُونَ: طلق رَسُول الله ﷺ نِسَاءَهُ وَذَلِكَ قبل أَن يُؤمر بالحجاب
Abd b. Humeyd, Müslim ve İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Bana Ömer b. el-Hattâb anlatıp şöyle dedi: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarından uzaklaştığında mescide girdim; bir de baktım ki insanlar çakıl taşlarıyla oynuyor ve: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarını boşadı' diyorlar. Bu, hicab [örtünme] emredilmeden önceydi.'
56505. Metin
فَقلت: لأعلمن ذَلِك الْيَوْم
'Kendi kendime: 'Bugün bunu mutlaka öğreneceğim' dedim.'
56506. Metin
فَدخلت: على عَائِشَة فَقلت يَا بنت أبي بكر أقد بلغ من شَأْنك أَن تؤذي رَسُول الله ﷺ قَالَت: مَالِي وَلَك يَا ابْن الْخطاب
'Âişe'nin yanına girdim ve: 'Ey Ebû Bekir'in kızı! İşin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i eziyete uğratacak dereceye mi ulaştı?' dedim. O: 'Benden sana ne ey İbnü'l-Hattâb!' dedi.'
56507. Metin
فَدخلت على حَفْصَة فَقلت لَهَا: يَا حَفْصَة أقد بلغ من شَأْنك أَن تؤذي رَسُول الله ﷺ وَالله لقد علمت أَن رَسُول الله ﷺ لَا يحبك وَلَوْلَا أَنا لطلقك رَسُول الله
'Hafsa'nın yanına girdim ve ona: 'Ey Hafsa! İşin Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'i eziyete uğratacak dereceye mi ulaştı? Vallahi sen de biliyorsun ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem seni sevmiyor; eğer ben olmasaydım Resûlullah seni mutlaka boşardı' dedim.'
56508. Metin
فَبَكَتْ أَشد الْبكاء فَقلت لَهَا: أَيْن رَسُول الله ﷺ قَالَت: هُوَ فِي خزانته فِي الْمشْربَة
'Bunun üzerine şiddetle ağladı. Ona: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem nerede?' dedim. O: 'Çardaktaki odasındadır' dedi.'
56509. Metin
فَدخلت فَإِذا أَنا برباح مولى رَسُول الله ﷺ قَاعِدا على أُسْكُفَّة الْمشْربَة مدلياً رجلَيْهِ
'İçeri girdim; bir de baktım ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in azatlısı Rebâh çardağın eşiğine oturmuş, ayaklarını sarkıtmış.'
56510. Metin
على نقير من خشب وَهُوَ جذع يرقى عَلَيْهِ رَسُول الله ﷺ وينحدر
'Oyulmuş ahşap bir kütük üzerine basıyordu; bu, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in üzerine basarak inip çıktığı bir kütüktü.'
56511. Metin
فناديت: يَا رَبَاح اسْتَأْذن لي عنْدك على رَسُول الله ﷺ
'Bunun üzerine seslendim: 'Ey Rebâh! Yanındaki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için bana izin iste!''
56512. Metin
فَنظر رَبَاح إِلَى الغرفة ثمَّ نظر إليّ فَلم يقل شَيْئا
'Rebâh odaya doğru baktı, sonra bana baktı ve hiçbir şey söylemedi.'
56513. Metin
فَقلت يَا رَبَاح اسْتَأْذن لي عنْدك على رَسُول الله ﷺ
'Ben yine: 'Ey Rebâh! Yanındaki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için bana izin iste!' dedim.'
56514. Metin
فَنظر رَبَاح إِلَى الغرفة ثمَّ نظر إليّ فَلم يقل شَيْئا
'Rebâh odaya doğru baktı, sonra bana baktı ve hiçbir şey söylemedi.'
56515. Metin
ثمَّ رفعت صوتي فَقلت: يَا رَبَاح اسْتَأْذن لي عنْدك على رَسُول الله ﷺ فَإِنِّي أَظن أَن رَسُول الله ظن أَنِّي جِئْت من أجل حَفْصَة وَالله لَئِن أَمرنِي رَسُول الله ﷺ بِضَرْب عُنُقهَا لَأَضرِبَن عُنُقهَا
'Sonra sesimi yükselterek: 'Ey Rebâh! Yanındaki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girmem için bana izin iste! Zira ben sanıyorum ki Resûlullah benim Hafsa sebebiyle geldiğimi zannetti. Vallahi eğer Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bana onun boynunu vurmamı emrederse mutlaka onun boynunu vururum' dedim.'
56516. Metin
وَرفعت صوتي فَأَوْمأ إليّ بِيَدِهِ أَن ارقه
'Sesimi yükselttim; bunun üzerine eliyle bana 'Yukarı çık' diye işaret etti.'
56517. Metin
فَدخلت على رَسُول الله ﷺ وَهُوَ مُضْطَجع على حَصِير فَجَلَست فَإِذا عَلَيْهِ إِزَار لَيْسَ عَلَيْهِ غَيره وَإِذا الْحَصِير قد أثر فِي جنبه وَنظرت فِي خزانَة رَسُول الله ﷺ فَإِذا أَنا بقبضة من شعير نَحْو الصَّاع وَمثلهَا من قرظ فِي نَاحيَة الغرفة وَإِذا أفِيق مُعَلّق
'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanına girdim; bir hasır üzerine uzanmıştı. Oturdum; üzerinde bir izârdan (peştamal) başka bir şey yoktu. Hasır böğründe iz bırakmıştı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in odasına baktım; bir de gördüm ki yaklaşık bir sâ' kadar bir avuç arpa, odanın bir köşesinde benzer miktarda selem yaprağı [karaz] ve asılı duran işlenmemiş bir deri vardı.'
56518. Metin
فابتدرت عَيْنَايَ فَقَالَ: مَا يبكيك يَا ابْن الْخطاب فَقلت يَا نَبِي الله: وَمَالِي لَا أبْكِي وَهَذَا الْحَصِير قد أثر فِي جَنْبك وَهَذِه خزانتك لَا أرى فِيهَا إِلَّا مَا أرى وَذَاكَ كسْرَى وَقَيْصَر فِي الثِّمَار والأنهار وَأَنت رَسُول الله وصفوته وَهَذِه خزانتك
'Gözlerim dolup taştı. Bunun üzerine: 'Seni ağlatan nedir ey İbnü'l-Hattâb?' buyurdu. Ben de: 'Ey Allah'ın Peygamberi! Nasıl ağlamayayım ki, şu hasır böğründe iz bırakmış; odanda ise gördüğüm şeyden başka bir şey göremiyorum. Kisrâ ve Kayser meyveler ve ırmaklar içinde yüzerken, sen Allah'ın Resûlü ve seçkin kulusun, senin odan ise bu halde!' dedim.'
56519. Metin
قَالَ: يَا ابْن الْخطاب أَلا ترْضى أَن تكون لنا الْآخِرَة وَلَهُم الدُّنْيَا قلت: بلَى
'Şöyle buyurdu: 'Ey İbnü'l-Hattâb! Âhiretin bize, dünyanın ise onlara olmasına razı değil misin?' Ben de: 'Evet [razıyım]' dedim.'
56520. Metin
وَدخلت عَلَيْهِ حِين دخلت وَأَنا أرى فِي وَجهه الْغَضَب فَقلت يَا رَسُول الله: مَا يشق عَلَيْك من شَأْن النِّسَاء فَإِن كنت طلقتهن فَإِن الله تَعَالَى مَعَك وَمَلَائِكَته وَجِبْرِيل وَمِيكَائِيل وَأَنا وَأَبُو بكر والمؤمنون مَعَك
'Yanına girdiğim sırada yüzünde öfke görüyordum. Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Kadınların durumu seni neden sıkıntıya soksun ki? Eğer onları boşadıysan, şüphesiz Yüce Allah seninle beraberdir; melekleri, Cibrîl, Mîkâîl, ben, Ebû Bekir ve müminler de seninle beraberdir.''
56521. Metin
وقلما تَكَلَّمت وَأحمد الله بِكَلَام إِلَّا رَجَوْت أَن يكون الله يصدق قولي الَّذِي أقوله وَنزلت هَذِه الْآيَة {عَسى ربه أَن طَلَّقَكُن أَن يُبدلهُ أَزْوَاجًا خيرا مِنْكُن} {وَإِن تظاهرا عَلَيْهِ فَإِن الله هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيل وَصَالح الْمُؤمنِينَ وَالْمَلَائِكَة بعد ذَلِك ظهير} وَكَانَت عَائِشَة ﵂ بنت أبي بكر وَحَفْصَة تظاهران على سَائِر نسَاء النَّبِي ﷺ فَقلت يَا رَسُول الله: أطلقتهن قَالَ: لَا
'—Allah'a hamdolsun— söylediğim her sözde Allah'ın sözümü doğrulamasını ummuşumdur. Nitekim şu ayet nazil oldu: {عَسى ربه أَن طَلَّقَكُن أَن يُبدلهُ أَزْوَاجًا خيرا مِنْكُن} “Rabbi ona, —eğer o sizi boşarsa— sizden daha hayırlı eşler verebilir” {وَإِن تظاهرا عَلَيْهِ فَإِن الله هُوَ مَوْلَاهُ وَجِبْرِيل وَصَالح الْمُؤمنِينَ وَالْمَلَائِكَة بعد ذَلِك ظهير} “Ve eğer ona karşı birbirinize arka çıkarsanız; şüphesiz Allah onun dostudur, Cibrîl de, sâlih müminler de. Bunların ardından melekler de ona yardımcıdır.” Ebû Bekir'in kızı Âişe radıyallâhu anhâ ile Hafsa, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in diğer hanımlarına karşı birbirlerine arka çıkıyorlardı. Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü, onları boşadın mı?' 'Hayır' buyurdu.'
56522. Metin
قلت يَا رَسُول الله: إِنِّي دخلت الْمَسْجِد والمؤمنون ينكتون الْحَصَى وَيَقُولُونَ: طلق رَسُول الله ﷺ نِسَاءَهُ أفانزل فَأخْبرهُم أَنَّك لم تطلقهن قَالَ: نعم إِن شِئْت ثمَّ لم أزل أحدثه حَتَّى تحسر الْغَضَب عَن وَجهه وَحَتَّى كشر وَضحك وَكَانَ من أحسن النَّاس ثغراً فَنزل رَسُول الله ﷺ وَنزلت أشبث بالجذع وَنزل نَبِي الله ﷺ كَأَنَّمَا يمشي على الأَرْض مَا يمسهُ بِيَدِهِ فَقلت يَا رَسُول الله: إِنَّمَا كنت فِي الغرفة تسعا وَعشْرين فَقَالَ رَسُول الله ﷺ: إِن الشَّهْر قد يكون تسعا وَعشْرين فَقُمْت على بَاب الْمَسْجِد فناديت بِأَعْلَى صوتي: لم يُطلق رَسُول الله ﷺ نِسَاءَهُ
'Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Mescide girdiğimde müminler çakıl taşlarıyla oynuyor ve: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarını boşadı' diyorlardı. Aşağı inip onlara senin onları boşamadığını haber vereyim mi?' 'Evet, istersen' buyurdu. Sonra yüzündeki öfke gidip tebessüm edinceye ve gülünceye kadar onunla konuşmaya devam ettim. O, dişleri insanların en güzeli olanıydı. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem indi, ben de kütüğe tutunarak indim. Allah'ın Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem ise sanki eliyle [kütüğe] hiç dokunmadan düz yerde yürür gibi indi. Dedim ki: 'Ey Allah'ın Resûlü! Sen odada sadece yirmi dokuz gün kaldın.' Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: 'Ay bazen yirmi dokuz gün de çeker' buyurdu. Mescidin kapısında durup en yüksek sesimle: 'Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hanımlarını boşamadı!' diye nida ettim.'
56523. Metin
قَالَ: وَنزلت
[Ömer] dedi ki: 'Ve nazil oldu...'
56524. Metin
هَذِه الْآيَة (وَإِذا جَاءَهُم أَمر من الْأَمْن أَو الْخَوْف أذاعوا بِهِ وَلَو ردُّوهُ إِلَى الرَّسُول وَإِلَى أولي الْأَمر مِنْهُم لعلمه الَّذين يستنبطونه مِنْهُم) فَكنت أَنا استنبطت ذَلِك الْأَمر وَأنزل الله آيَة التَّخْيِير
...şu ayet: (وَإِذا جَاءَهُم أَمر من الْأَمْن أَو الْخَوْف أذاعوا بِهِ وَلَو ردُّوهُ إِلَى الرَّسُول وَإِلَى أولي الْأَمر مِنْهُم لعلمه الَّذين يستنبطونه مِنْهُم) 'Onlara güvenlik veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Halbuki onu Peygamber'e ve kendilerinden olan yetki sahiplerine götürselerdi, onlardan hüküm çıkarabilenler onu elbette bilirlerdi.' İşte o meseleyi ortaya çıkaran [istinbat eden] ben idim. Allah da muhayyerlik (tahyîr) ayetini indirdi.'
56525. Metin
قَوْله تَعَالَى: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ}
Yüce Allah'ın: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” buyruğu:
56526. Metin
أخرج ابْن عَسَاكِر من طَرِيق الْكَلْبِيّ عَن أبي صَالح ﵁ عَن ابْن عَبَّاس ﵄ قَالَ: كَانَ أبي يقْرؤهَا {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} أَبُو بكر وَعمر
İbn Asâkir'in el-Kelbî yoluyla Ebû Sâlih radıyallâhu anh'tan, onun da İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre o şöyle demiştir: 'Babam bunu: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “ve sâlih müminler” Ebû Bekir ile Ömer'dir şeklinde okurdu.'
56527. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر من طَرِيق عبد الله بن بُرَيْدَة عَن أَبِيه ﵁ فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: أَبُو بكر وَعمر ﵄
İbn Asâkir'in Abdullah b. Büreyde yoluyla babası radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Ebû Bekir ile Ömer radıyallâhu anhümâ'dır' demiştir.
56528. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن عِكْرِمَة وَمَيْمُون بن مهْرَان مثله
İbn Asâkir İkrime ve Meymûn b. Mihrân'dan benzerini bildirdi.
56529. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن الْحسن الْبَصْرِيّ ﵁ فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: أَبُو بكر عمروعلي ﵃
İbn Asâkir'in Hasan-ı Basrî radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Ebû Bekir, Ömer ve Ali radıyallâhu anhüm'dür' demiştir.
56530. Metin
وَأخرج ابْن عَسَاكِر من طَرِيق مَالك بن أنس ﵁ عَن ابْن زيد ﵁ فِي قَوْله: {فقد صغت قُلُوبكُمَا} قَالَ: مَالَتْ وَفِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: الْأَنْبِيَاء ﵈ وَأخرج ابْن عَسَاكِر عَن ابْن مَسْعُود ﵁ عَن النَّبِي ﷺ فِي قَوْله {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: ﷺ من صَالح الْمُؤمنِينَ أَبُو بكر وَعمر ﵄
İbn Asâkir'in Mâlik b. Enes radıyallâhu anh yoluyla İbn Zeyd radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre o, {فقد صغت قُلُوبكُمَا} “...çünkü kalpleriniz kaymıştı” ayeti hakkında: 'Sapmıştı' demiş; {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında da: 'Peygamberler aleyhimüsselâm'dır' demiştir. İbn Asâkir'in İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre ise Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: 'Sâlih müminler Ebû Bekir ve Ömer radıyallâhu anhümâ'dır.'
56531. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه وَأَبُو نعيم فِي فَضَائِل الصَّحَابَة عَن ابْن مَسْعُود ﵁ عَن النَّبِي ﷺ فِي قَول الله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: صَالح الْمُؤمنِينَ أَبُو بكر وَعمر وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عمر وَابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَا: نزلت فِي أبي بكر وَعمر ﵄
Taberânî, İbn Merdûye ve Fedâilü's-Sahâbe'de Ebû Nuaym'ın İbn Mes'ûd radıyallâhu anh'tan bildirdiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah'ın: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” buyruğu hakkında: 'Sâlih müminler Ebû Bekir ile Ömer'dir' buyurmuştur. Taberânî el-Evsat'ta ve İbn Merdûye'nin İbn Ömer ve İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan bildirdiğine göre onlar: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Ebû Bekir ile Ömer radıyallâhu anhümâ hakkında nazil olmuştur' demişlerdir.
56532. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن سعد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن عَسَاكِر عَن سعيد بن جُبَير فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: نزلت فِي عمر بن الْخطاب خَاصَّة
Saîd b. Mansûr, İbn Sa'd, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre o, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Özel olarak Ömer b. el-Hattâb hakkında nazil olmuştur' demiştir.
56533. Metin
وَأخرج عَن ابْن مَسْعُود عَن النَّبِي ﷺ فِي قَول الله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: صَالح الْمُؤمنِينَ أَبُو بكر وَعمر
İbn Mes'ûd'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, Allah'ın: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” buyruğu hakkında: 'Sâlih müminler Ebû Bekir ile Ömer'dir' buyurmuştur.
56534. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ فِي الْأَوْسَط وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عمر وَابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَا: نزلت فِي أبي بكر وَعمر
Taberânî el-Evsat'ta ve İbn Merdûye'nin İbn Ömer ve İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre onlar: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Ebû Bekir ile Ömer hakkında nazil olmuştur' demişlerdir.
56535. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَابْن سعد وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن عَسَاكِر عَن سعيد بن جُبَير فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: نزلت فِي عمر خَاصَّة
Saîd b. Mansûr, İbn Sa'd, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Asâkir'in Saîd b. Cübeyr'den bildirdiğine göre o, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Özel olarak Ömer hakkında nazil olmuştur' demiştir.
56536. Metin
وَأخرج الْحَاكِم عَن أبي أُمَامَة عَن النَّبِي ﷺ فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: أَبُو بكر وَعمر
Hâkim'in Ebû Ümâme'den bildirdiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Ebû Bekir ile Ömer'dir' buyurmuştur.
56537. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم بِسَنَد ضَعِيف عَن عَليّ قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: هُوَ عليّ بن أبي طَالب
İbn Ebî Hâtim'in zayıf bir senetle Ali'den bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” buyruğu hakkında: 'O, Ali b. Ebî Tâlib'dir' buyurdu.
56538. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أَسمَاء بنت عُمَيْس: سَمِعت رَسُول الله ﷺ يَقُول: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: عليّ بن أبي طَالب
İbn Merdûye'nin Esmâ bint Umeys'ten bildirdiğine göre o şöyle demiştir: Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Ali b. Ebî Tâlib'dir' dediğini işittim.
56539. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه وَابْن عَسَاكِر عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: هُوَ عليّ بن أبي طَالب
İbn Merdûye ve İbn Asâkir'in İbn Abbâs'tan bildirdiğine göre o, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'O, Ali b. Ebî Tâlib'dir' demiştir.
56540. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن الْعَلَاء بن زِيَاد فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: الْأَنْبِيَاء ﵈
Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in el-Alâ b. Ziyâd'dan bildirdiğine göre o, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Peygamberler aleyhimüsselâm'dır' demiştir.
56541. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} قَالَ: الْأَنْبِيَاء عَلَيْهِم الصَّلَاة وَالسَّلَام
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in Katâde'den bildirdiğine göre o, {وَصَالح الْمُؤمنِينَ} “...ve sâlih müminler...” ayeti hakkında: 'Peygamberler aleyhimüssalâtü vesselâm'dır' demiştir.
56542. Metin
الْآيَة ٥ - ٧
Ayet 5-7
56543. Metin
أخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عِكْرِمَة وَأبي مَالك وَقَتَادَة فِي قَوْله: {قانتات} قَالَ: مطيعات وَفِي قَوْله: {سائحات} قَالُوا: صائمات
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir'in İkrime, Ebû Mâlik ve Katâde'den bildirdiğine göre onlar: {قانتات} “...itaatkâr...” lafzı hakkında: 'İtaat edenler'; {سائحات} “...oruç tutan...” lafzı hakkında da: 'Oruç tutanlar' demişlerdir.
56544. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن أَنه قَرَأَ سيحات مثقلة بِغَيْر ألف
Abd b. Humeyd'in bildirdiğine göre el-Hasan bu kelimeyi elifsiz ve şeddeli olarak 'seyyihât' şeklinde okumuştur.
56545. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن المردويه عَن بُرَيْدَة فِي قَوْله: {ثيبات وأبكاراً} قَالَ: وعد الله نبيه ﷺ فِي هَذِه الْآيَة أَن يزوّجه بِالثَّيِّبِ آسِيَة امْرَأَة فِرْعَوْن وبالبكر مَرْيَم بنت عمرَان
Taberânî ve İbn Merdûye'nin Büreyde'den bildirdiğine göre o, {ثيبات وأبكاراً} “...dul ve bâkireler...” ayeti hakkında şöyle demiştir: 'Allah bu ayette Peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem'e, dullardan Firavun'un karısı Âsiye ile, bâkirelerden de İmrân kızı Meryem ile kendisini evlendireceğini vaat etmiştir.'
56546. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَسَعِيد بن مَنْصُور وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْمدْخل عَن عليّ بن أبي طَالب فِي قَوْله: {قوا أَنفسكُم وأهليكم نَارا} قَالَ: علمُوا أَنفسكُم وأهليكم الْخَيْر وأدبوهم
Abdurrezzâk, Firyâbî, Saîd b. Mansûr, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, Hâkim —ve bunu sahihlemiştir— ve el-Medhal'de Beyhakî'nin Ali b. Ebî Tâlib'den bildirdiğine göre o, {قوا أَنفسكُم وأهليكم نَارا} “Kendinizi ve ailelerinizi ateşten koruyun” ayeti hakkında: 'Kendinize ve ailenize hayrı öğretin ve onları terbiye edin' demiştir.