20546. Metin
سُورَة الْأَنْعَام
EN'ÂM SURESİ
20547. Metin
مَكِّيَّة وآياتها خمس وَسِتُّونَ وَمِائَة أخرج ابْن الضريس وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: أنزلت سُورَة الْأَنْعَام بِمَكَّة
Mekkîdir ve yüz altmış beş ayettir. İbnü'd-Dureys, Ebü'ş-Şeyh, İbn Merdeveyh ve ed-Delâil'de el-Beyhakî'nin İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi Mekke'de indirildi."
20548. Metin
وَأخرج أَبُو عُبَيْدَة وَابْن الضريس فِي فضائلهما وَابْن الْمُنْذر وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت سُورَة الْأَنْعَام بِمَكَّة لَيْلًا جملَة حولهَا سَبْعُونَ ألف ملك يجأرون بالتسبيح
Ebû Ubeyde ve İbnü'd-Dureys Fezâil'lerinde, İbnü'l-Münzir, et-Taberânî ve İbn Merdeveyh'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi Mekke'de, geceleyin, etrafında yüksek sesle tesbih eden yetmiş bin melek bulunduğu halde toptan bir defada indi."
20549. Metin
وَأخرج ابْن الضريس عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: أنزلت سُورَة الْأَنْعَام جَمِيعًا بِمَكَّة مَعهَا موكب من الْمَلَائِكَة يشيعونها قد طبقوا مَا بَين السَّمَاء وَالْأَرْض لَهُم زجل بالتسبيح حَتَّى كَادَت الأَرْض أَن ترتج من زجلهم بالتسبيح ارتجاجا فَلَمَّا سمع النَّبِي ﷺ زجلهم بالتسبيح رعب من ذَاك فَخر سَاجِدا حَتَّى أنزلت عَلَيْهِ بِمَكَّة
İbnü'd-Dureys'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi Mekke'de bütünüyle indirildi. Beraberinde yer ile gök arasını kaplayan ve tesbih sesleriyle ortalığı çınlatan bir melek kafilesi ona eşlik ediyordu; öyle ki yer, onların tesbih seslerinin gürültüsünden neredeyse sarsılacaktı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem onların tesbih sesini işitince bundan dolayı dehşete kapılıp secdeye kapandı; nihayet sure Mekke'de kendisine indirildi."
20550. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: نزلت سُورَة الْأَنْعَام يشيعها سَبْعُونَ ألفا من الْمَلَائِكَة
İbn Merdeveyh'in İbn Mes'ûd'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi, kendisine yetmiş bin melek eşlik ederek indi."
20551. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أَسمَاء قَالَت: نزلت سُورَة الْأَنْعَام على النَّبِي ﷺ وَهُوَ فِي مسير فِي زجل من الْمَلَائِكَة وَقد نظموا مَا بَين السَّمَاء وَالْأَرْض
İbn Merdeveyh'in Esmâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bir yolculukta iken, meleklerin gürültülü tesbih sesleri arasında ve yer ile gök arasını sıra sıra dizilerek kapladıkları halde indi."
20552. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن أَسمَاء بنت يزِيد قَالَت: نزلت سُورَة الْأَنْعَام على النَّبِي ﷺ جملَة وَاحِدَة وَأَنا آخذة بزمام نَاقَة النَّبِي ﷺ أَن كَادَت من ثقلهَا لتكسر عِظَام النَّاقة
et-Taberânî ve İbn Merdeveyh'in Esmâ bint Yezîd'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e toptan bir defada indi. O esnada ben Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in devesinin yularını tutuyordum; [sure] ağırlığından dolayı neredeyse devenin kemiklerini kıracaktı."
20553. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عمر قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ نزلت عَليّ سُورَة الْأَنْعَام جملَة وَاحِدَة يشيعها سَبْعُونَ ألف ملك لَهُم زجل بالتسبيح والتحميد
et-Taberânî ve İbn Merdeveyh'in İbn Ömer'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bana En'âm Suresi toptan bir defada indi; tesbih ve tahmid sesleriyle ortalığı çınlatan yetmiş bin melek ona eşlik ediyordu."
20554. Metin
وَأخرج الطَّبَرَانِيّ وَأَبُو الشَّيْخ وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الْإِيمَان والسلفي فِي
et-Taberânî, Ebü'ş-Şeyh, İbn Merdeveyh, Şuabü'l-Îmân'da el-Beyhakî ve
20555. Metin
الطيوريات عَن أنس قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ نزلت عَليّ سُورَة الْأَنْعَام وَمَعَهَا موكب من الْمَلَائِكَة يسد مَا بَين الْخَافِقين لَهُم زجل بالتسبيح وَالتَّقْدِيس وَالْأَرْض ترتج وَرَسُول الله ﷺ يَقُول: سُبْحَانَ الله الْعَظِيم سُبْحَانَ الله الْعَظِيم
et-Tuyûriyyât'ta es-Silefî'nin Enes'ten naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bana En'âm Suresi indi; beraberinde doğu ile batı arasını dolduran, tesbih ve takdis sesleriyle ortalığı çınlatan bir melek kafilesi vardı ve yer sarsılıyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise: 'Sübhânallâhi'l-Azîm, Sübhânallâhi'l-Azîm (Yüce Allah'ı noksanlıklardan tenzih ederim)' diyordu."
20556. Metin
وَأخرج الْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي الشّعب والإسماعيلي فِي مُعْجَمه عَن جَابر قَالَ: لما نزلت سُورَة الْأَنْعَام سبح رَسُول الله ﷺ ثمَّ قَالَ لقد شيع هَذِه السُّورَة من الْمَلَائِكَة مَا سد الْأُفق
el-Hâkim —sahih olduğunu belirterek—, eş-Şuab'da el-Beyhakî ve Mu'cem'inde el-İsmâîlî'nin Câbir'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi indiğinde Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem tesbih getirdi, sonra da: 'Ufku dolduran melekler bu sureye eşlik etti' buyurdu."
20557. Metin
وَأخرج الْبَيْهَقِيّ فِي الشّعب وَضَعفه والخطيب فِي تَارِيخه عَن عَليّ بن أبي طَالب قَالَ: أنزل الْقُرْآن خمْسا خمْسا وَمن حفظ خمْسا خمْسا لم ينسه إِلَّا سُورَة الْأَنْعَام فَإِنَّهَا نزلت جملَة فِي ألف يشيعها من كل سَمَاء سَبْعُونَ ملكا حَتَّى أدوها إِلَى النَّبِي ﷺ مَا قُرِئت على عليل إِلَّا شفَاه الله
eş-Şuab'da el-Beyhakî —zayıf olduğunu belirterek— ve Târîh'inde el-Hatîb'in Ali b. Ebî Tâlib'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Kur'an beşer [ayet] beşer [ayet] indi. Kim beşer beşer ezberlerse onu unutmaz; En'âm Suresi müstesna. Zira o, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e ulaştırıncaya kadar her bir semadan yetmiş meleğin eşlik ettiği bin [melek] içinde toptan bir defada indi. O, hangi hastaya okunursa Allah mutlaka ona şifa verir."
20558. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن أبي كَعْب قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ أنزلت عَليّ سُورَة الْأَنْعَام جملَة وَاحِدَة يشيعها سَبْعُونَ ألف ملك لَهُم زجل بالتسبيح والتحميد وَالتَّكْبِير والتهليل
Ebü'ş-Şeyh'in Übeyy b. Ka'b'dan naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bana En'âm Suresi toptan bir defada indirildi; tesbih, tahmid, tekbir ve tehlil sesleriyle ortalığı çınlatan yetmiş bin melek ona eşlik ediyordu."
20559. Metin
وَأخرج النّحاس فِي ناسخه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: سُورَة الْأَنْعَام نزلت بِمَكَّة جملَة وَاحِدَة فَهِيَ مَكِّيَّة إِلَّا ثَلَاث آيَات مِنْهَا نزلتا بِالْمَدِينَةِ {قل تَعَالَوْا أتل} الْأَنْعَام الْآيَات ١٥١ - ١٥٣ إِلَى تَمام الْآيَات الثَّلَاث
en-Nâsih'inde en-Nehhâs'ın İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi Mekke'de toptan bir defada indi. Dolayısıyla o Mekkîdir; ancak Medine'de inen üç ayet müstesnadır: Üç ayetin tamamına kadar {قل تَعَالَوْا أتل} “De ki: Gelin, [Rabbinizin size neyi haram kıldığını] okuyayım” [ayetidir] (En'âm 151-153)."
20560. Metin
وَأخرج الديلمي بِسَنَد ضَعِيف عَن أنس مَرْفُوعا يُنَادي مناديا: قارىء سُورَة الْأَنْعَام هَلُمَّ إِلَى الْجنَّة بحبك إِيَّاهَا وتلاوتها
ed-Deylemî'nin zayıf bir senetle Enes'ten merfû olarak naklettiğine göre bir münâdî şöyle seslenir: "Ey En'âm Suresi'ni okuyan! Ona olan sevgin ve onu okuman sebebiyle cennete gel!"
20561. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد قَالَ: نزلت سُورَة الْأَنْعَام كلهَا جملَة مَعهَا خَمْسمِائَة ملك يزفونها ويحفونها
Abdurrezzâk, el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi bütünüyle, beraberinde kendisini uğurlayan ve kuşatan beş yüz melek olduğu halde toptan indi."
20562. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن أبي جُحَيْفَة قَالَ: نزلت سُورَة الْأَنْعَام جَمِيعًا مَعهَا سَبْعُونَ ألف ملك كلهَا مَكِّيَّة إِلَّا {وَلَو أننا نزلنَا إِلَيْهِم الْمَلَائِكَة} الْأَنْعَام الْآيَة ١١١ فَإِنَّهَا مَدَنِيَّة
İbnü'l-Münzir'in Ebû Cuhayfe'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi bütünüyle, beraberinde yetmiş bin melek olduğu halde indi. {وَلَو أننا نزلنَا إِلَيْهِم الْمَلَائِكَة} “Eğer biz onlara melekleri indirseydik...” (En'âm 111) ayeti müstesna hepsi Mekkîdir; zira o Medenîdir."
20563. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن مُحَمَّد بن الْمُنْكَدر قَالَ: لما نزلت سُورَة الْأَنْعَام سبح النَّبِي ﷺ ثمَّ قَالَ لقد شيع هَذِه السُّورَة من الْمَلَائِكَة مَا سد الْأُفق
Abd b. Humeyd'in Muhammed b. el-Münkedir'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi indiğinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tesbih getirdi, sonra da: 'Ufku dolduran melekler bu sureye eşlik etti' buyurdu."
20564. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَإِسْحَق بن رَاهَوَيْه فِي مُسْنده وَعبد بن حميد عَن شهر بن
el-Firyâbî, Müsned'inde İshak b. Râhûye ve Abd b. Humeyd'in Şehr b.
20565. Metin
حَوْشَب قَالَ: نزلت الْأَنْعَام جملَة وَاحِدَة مَعهَا رجز من الْمَلَائِكَة قد نظموا مَا بَين السَّمَاء الدُّنْيَا إِلَى الأَرْض قَالَ: وَهِي مَكِّيَّة غير آيَتَيْنِ {قل تَعَالَوْا أتل مَا حرم ربكُم عَلَيْكُم} الْأَنْعَام الْآيَات ١٥١ - ١٥٢ وَالْآيَة الَّتِي بعْدهَا
Havşeb'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi toptan bir defada, beraberinde dünya seması ile yer arasını nizama dizilmiş halde dolduran bir melek topluluğuyla indi." [Şehr] dedi ki: "O, iki ayet müstesna Mekkîdir: {قل تَعَالَوْا أتل مَا حرم ربكُم عَلَيْكُم} “De ki: Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım” (En'âm 151-152) ve bundan sonraki ayettir."
20566. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن عَطاء قَالَ: أنزلت الْأَنْعَام جَمِيعًا وَمَعَهَا سَبْعُونَ ألف ملك
Ebü'ş-Şeyh'in Atâ'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi bütünüyle, beraberinde yetmiş bin melek bulunduğu halde indirildi."
20567. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن الْكَلْبِيّ قَالَ: نزلت الْأَنْعَام كلهَا بِمَكَّة إِلَّا آيَتَيْنِ نزلتا بِالْمَدِينَةِ فِي رجل من الْيَهُود وَهُوَ الَّذِي قَالَ {مَا أنزل الله على بشر من شَيْء} الْأَنْعَام الْآيَة ٩١ الْآيَة
Ebü'ş-Şeyh'in el-Kelbî'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yahudilerden bir adam hakkında Medine'de inen iki ayet müstesna En'âm Suresi'nin tamamı Mekke'de indi; o kişi {مَا أنزل الله على بشر من شَيْء} “Allah hiçbir insana hiçbir şey indirmedi” (En'âm 91) ayetini söyleyen kimsedir."
20568. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن سُفْيَان قَالَ: نزلت الْأَنْعَام كلهَا بِمَكَّة إِلَّا آيَتَيْنِ نزلتا بِالْمَدِينَةِ فِي رجل من الْيَهُود وَهُوَ الَّذِي قَالَ {مَا أنزل الله على بشر من شَيْء} الْأَنْعَام الْآيَة ٩١ وَهُوَ فنحَاص الْيَهُودِيّ أَو مَالك بن الصَّيف
Ebü'ş-Şeyh'in Süfyân'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Yahudilerden bir adam hakkında Medine'de inen iki ayet müstesna En'âm Suresi'nin tamamı Mekke'de indi; o kişi {مَا أنزل الله على بشر من شَيْء} “Allah hiçbir insana hiçbir şey indirmedi” (En'âm 91) diyen kimsedir ki o da Yahudi Fenhâs veya Mâlik b. es-Sayf'tır."
20569. Metin
وَأخرج أَبُو عُبَيْدَة فِي فضائله والدارمي فِي مُسْنده وَمُحَمّد بن نصر فِي كتاب الصَّلَاة وَأَبُو الشَّيْخ عَن عمر بن الْخطاب قَالَ: الْأَنْعَام من مواجب الْقُرْآن
Fezâil'inde Ebû Ubeyde, Müsned'inde ed-Dârimî, Kitâbü's-Salât'ta Muhammed b. Nasr ve Ebü'ş-Şeyh'in Ömer b. el-Hattâb'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi, Kur'an'ın en kıymetli/hüküm içeren surelerindendir."
20570. Metin
وَأخرج مُحَمَّد بن نصر عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: الْأَنْعَام من مواجب الْقُرْآن
Muhammed b. Nasr'ın İbn Mes'ûd'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "En'âm Suresi, Kur'an'ın en kıymetli/hüküm içeren surelerindendir."
20571. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن حبيب أبي مُحَمَّد العابد قَالَ: من قَرَأَ ثَلَاث آيَات من أول الْأَنْعَام إِلَى تكسبون بعث الله لَهُ سبعين ألف ملك يدعونَ لَهُ إِلَى يَوْم الْقِيَامَة وَله مثل أَعْمَالهم فَإِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة أدخلهُ الله الْجنَّة وسقاه من سلسبيل وغسله من الْكَوْثَر وَقَالَ: أَنا رَبك حَقًا وَأَنت عَبدِي حَقًا
Ebü'ş-Şeyh'in Âbid Habîb Ebû Muhammed'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Kim En'âm Suresi'nin başından üç ayeti 'teksebûn'a kadar okursa, Allah kıyamet gününe kadar kendisine dua edecek yetmiş bin melek gönderir ve onların amelleri kadar kendisine ecir verilir. Kıyamet günü olduğunda Allah onu cennete girdirir, Selsebîl'den içirir, Kevser'den yıkatır ve: 'Ben gerçekten senin Rabbinim, sen de gerçekten Benim kulumsun' buyurur."
20572. Metin
وَأخرج ابْن الضريس عَن حبيب بن عِيسَى عَن أبي مُحَمَّد الْفَارِسِي قَالَ: من قَرَأَ ثَلَاث آيَات من أول سُورَة الْأَنْعَام بعث الله سبعين ألف ملك يَسْتَغْفِرُونَ لَهُ إِلَى يَوْم الْقِيَامَة وَله مثل أُجُورهم فَإِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة أدخلهُ الله الْجنَّة أظلهُ فِي ظلّ عَرْشه وأطعمه من ثمار الْجنَّة وَشرب من الْكَوْثَر واغتسل من السلسبيل وَقَالَ الله: أَنا رَبك وَأَنت عَبدِي
İbnü'd-Dureys'in Habîb b. Îsâ vasıtasıyla Ebû Muhammed el-Fârisî'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Kim En'âm Suresi'nin başından üç ayet okursa, Allah kıyamet gününe kadar kendisi için istiğfar edecek yetmiş bin melek gönderir ve onların ecirleri kadar kendisine ecir verilir. Kıyamet günü olduğunda Allah onu cennete koyar, arşının gölgesinde gölgelendirir, cennet meyvelerinden yedirir, Kevser'den içer, Selsebîl'den yıkanır ve Allah: 'Ben senin Rabbinim, sen de Benim kulumsun' buyurur."
20573. Metin
وَأخرج السلَفِي بِسَنَدِهِ واه عَن ابْن عَبَّاس مَرْفُوعا قَالَ من قَرَأَ إِذا صلى الْغَدَاة
es-Silefî'nin zayıf senediyle İbn Abbâs'tan merfû olarak naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Kim sabah namazını kıldığında
20574. Metin
ثَلَاث آيَات من أول سُورَة الْأَنْعَام إِلَى {وَيعلم مَا تكسبون} نزل إِلَيْهِ أَرْبَعُونَ ألف ملك يكْتب لَهُ مثل أَعْمَالهم وَبعث إِلَيْهِ ملك من سبع سموات وَمَعَهُ مرزبة من حَدِيد فَإِن أوحى الشَّيْطَان فِي قلبه شَيْئا من الشَّرّ ضربه حَتَّى يكون بَينه وَبَينه سَبْعُونَ حِجَابا فَإِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة قَالَ الله تَعَالَى: أَنا رَبك وَأَنت عَبدِي: امش فِي ظِلِّي واشرب من الْكَوْثَر واغتسل من السلسبيل وادخل الْجنَّة بِغَيْر حِسَاب وَلَا عَذَاب
En'âm Suresi'nin başından {وَيعلم مَا تكسبون} "[ayetine] kadar üç ayet okursa, ona onların amelleri kadar ecir yazılacak kırk bin melek iner ve kendisine yedi kat semadan elinde demirden bir tokmak bulunan bir melek gönderilir. Eğer şeytan onun kalbine şerden bir şey fısıldarsa, melek ona vurur; öyle ki onunla arasında yetmiş perde oluşur. Kıyamet günü olduğunda ise Yüce Allah şöyle buyurur: 'Ben senin Rabbinim, sen de Benim kulumsun. Gölgemde yürü, Kevser'den iç, Selsebîl'den yıkan ve hesapsız ve azapsız olarak cennete gir.'"
20575. Metin
وَأخرج الديلمي عَن ابْن مَسْعُود قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ من صلى الْفجْر فِي جمَاعَة وَقعد فِي مُصَلَّاهُ وَقَرَأَ ثَلَاث آيَات من أول سُورَة الانعام وكل الله بِهِ سبعين ملكا يسبحون الله وَيَسْتَغْفِرُونَ لَهُ إِلَى الْقِيَامَة
ed-Deylemî'nin İbn Mes'ûd'dan naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kim sabah namazını cemaatle kılar, namazgâhında oturur ve En'âm Suresi'nin başından üç ayet okursa, Allah kıyamete kadar Allah'ı tesbih edecek ve kendisi için istiğfarda bulunacak yetmiş melek görevlendirir."
20576. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق عَن حُذَيْفَة أَنه مر بِالنَّبِيِّ ﷺ لَيْلَة وَهُوَ يُصَلِّي فِي الْمَسْجِد قَالَ: فَقُمْت أُصَلِّي وَرَاءه فَاسْتَفْتَحَ سُورَة الْبَقَرَة فَلَمَّا ختم قَالَ: اللَّهُمَّ لَك الْحَمد اللَّهُمَّ لَك الْحَمد وترا ثمَّ افْتتح آل عمرَان فختمها فَلم يرْكَع وَقَالَ: اللَّهُمَّ لَك الْحَمد ثَلَاث مَرَّات ثمَّ افْتتح سُورَة الْمَائِدَة فختمها فَرَكَعَ فَسَمعته يَقُول: سُبْحَانَ رَبِّي الْعَظِيم وَيرجع شَفَتَيْه فَاعْلَم انه يَقُول: غير ذَلِك ثمَّ افْتتح سُورَة الْأَنْعَام فتركته وَذَهَبت
Abdurrezzâk'ın Huzeyfe'den naklettiğine göre o, bir gece mescidde namaz kılmakta olan Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'in yanından geçti ve şöyle dedi: "Arkasına durup namaza durdum. Bakara Suresi'ne başladı; bitirince tekli sayıda 'Allahümme leke'l-hamd, Allahümme leke'l-hamd (Allah'ım, hamd Sana mahsustur)' dedi. Sonra Âl-i İmrân'a başlayıp onu bitirdi fakat rükûya varmadı ve üç defa 'Allahümme leke'l-hamd' dedi. Sonra Mâide Suresi'ne başlayıp onu bitirdi ve rükûya vardı. Dudaklarını kıpırdatırken 'Sübhâne Rabbiye'l-Azîm (Yüce Rabbim her türlü noksanlıktan münezzehtir)' dediğini işittim ve bundan başka şeyler söylediğini de anladım. Sonra En'âm Suresi'ne başladı; bunun üzerine onu bırakıp gittim."
20577. Metin
- الْآيَة (١)
- Ayet (1)
20578. Metin
- أخرج ابْن الضريس فِي فَضَائِل الْقُرْآن وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن كَعْب قَالَ: فتحت التَّوْرَاة {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} وختمت {الْحَمد لله الَّذِي لم يتَّخذ ولدا} الى قَوْله {وَكبره تَكْبِيرا}
Fezâilü'l-Kur'ân'da İbnü'd-Dureys, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh'in Ka'b'dan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Tevrat {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” [ayetiyle] açılmış ve {الْحَمد لله الَّذِي لم يتَّخذ ولدا} “Çocuk edinmeyen Allah'a hamdolsun” [ayetinden] {وَكبره تَكْبِيرا} “O'nu tekbir ile yücelt” kavline kadar olan kısımla son bulmuştur."
20579. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الرّبيع بن أنس {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} قَالَ: هِيَ فِي التَّوْرَاة بستمائة آيَة
Abd b. Humeyd'in er-Rebî' b. Enes'ten naklettiğine göre o, {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” ayeti hakkında şöyle demiştir: "O, Tevrat'ta altı yüz ayet [karşılığında]dır."
20580. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض} حمد نَفسه فأعظم خلقه
Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den naklettiğine göre o, {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض} “Hamd, gökleri ve yeri yaratan Allah'a mahsustur” ayeti hakkında: "Kendi zâtını övdü ve yarattıklarını yüceltti" demiştir.
20581. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن عَليّ
İbn Ebî Hâtim'in Ali'den naklettiğine göre
20582. Metin
أَنه أَتَاهُ رجل من الْخَوَارِج فَقَالَ: الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ أَلَيْسَ كَذَلِك قَالَ: نعم
Haricîlerden bir adam ona gelip: "Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a hamdolsun. Sonra inkâr edenler Rablerine denk tutuyorlar, öyle değil mi?" dedi. [Ali]: "Evet" buyurdu.
20583. Metin
فَانْصَرف عَنهُ ثمَّ قَالَ: ارْجع
Adam yanından ayrıldı. Sonra [Ali]: "Geri dön" dedi.
20584. Metin
فَرجع فَقَالَ: أَي قل إِنَّمَا أنزلت فِي أهل الْكتاب
Adam geri döndü; bunun üzerine [Ali]: "Şunu söyle: O sadece Ehl-i Kitap hakkında indirilmiştir" buyurdu.
20585. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن عبد الرَّحْمَن بن أَبْزي عَن أَبِيه أَنه أَتَاهُ رجل من الْخَوَارِج فَقَرَأَ عَلَيْهِ {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور} الْآيَة
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in Abdurrahman b. Ebzâ vasıtasıyla babasından naklettiğine göre, Haricîlerden bir adam babasına gelip ona {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور} “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur...” ayetini okudu.
20586. Metin
ثمَّ قَالَ: أَلَيْسَ الَّذِي كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ قَالَ: بلَى
Sonra da: "İnkâr edenler Rablerine denk tutmuyorlar mı?" dedi. O da: "Evet" dedi.
20587. Metin
فَانْصَرف عَنهُ الرجل فَقَالَ لَهُ رجل من الْقَوْم: يَا ابْن ابزى إِن هَذَا أَرَادَ تَفْسِير الْآيَة غير مَا ترى إِنَّه رجل من الْخَوَارِج
Adam yanından ayrılınca, cemaatten bir kişi ona: "Ey İbn Ebzâ! Bu adam ayeti senin anladığından başka türlü tefsir etmek istedi; çünkü o, Haricîlerden bir adamdır" dedi.
20588. Metin
قَالَ: ردُّوهُ عَليّ
[İbn Ebzâ]: "Onu bana geri getirin" dedi.
20589. Metin
فَلَمَّا جَاءَ قَالَ: أَتَدْرِي فِيمَن أنزلت هَذِه الْآيَة قَالَ: لَا
Adam gelince: "Bu ayetin kimler hakkında indiğini biliyor musun?" dedi. Adam: "Hayır" dedi.
20590. Metin
قَالَ: نزلت فِي أهل الْكتاب فَلَا تضعها فِي غير موضعهَا
[İbn Ebzâ]: "O, Ehl-i Kitap hakkında indi. Dolayısıyla onu yerinden başka bir yere koyma" dedi.
20591. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد قَالَ: نزلت هَذِه الْآيَة فِي الزَّنَادِقَة {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور} قَالَ: قَالُوا: إِن الله لم يخلق الظلمَة وَلَا الخنافس وَلَا العقارب وَلَا شَيْئا قبيحاً وَإِنَّمَا خلق النُّور وكل شَيْء حسن فَأنْزل فيهم هَذِه الْآيَة
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور} “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Bu ayet zındıklar hakkında indi." [Mücâhid] dedi ki: "Onlar; 'Allah karanlığı, kınkanatlı böcekleri, akrepleri ve çirkin hiçbir şeyi yaratmadı; O sadece aydınlığı ve güzel olan her şeyi yarattı' dediler. Bunun üzerine onlar hakkında bu ayet indirildi."
20592. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد قَالَ: نزل جِبْرِيل مَعَ سبعين ألف ملك مَعَهم سُورَة الْأَنْعَام لَهُم زجل من التَّسْبِيح وَالتَّكْبِير والتهليل والتحميد وَقَالَ: الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَوَات وَالْأَرْض فَكَانَ فِيهِ رد على ثَلَاثَة أَدْيَان مِنْهُم فَكَانَ فِيهِ رد على الدهرية لِأَن الْأَشْيَاء كلهَا دائمة ثمَّ قَالَ: {وَجعل الظُّلُمَات والنور} فَكَانَ فِيهِ رد على الْمَجُوس الَّذين زَعَمُوا أَن الظلمَة والنور هما المدبران وَقَالَ {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} فَكَانَ فِيهِ رد على مُشْركي الْعَرَب وَمن دَعَا دون الله إِلَهًا
Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Cebrail, yanlarında En'âm Suresi bulunan, tesbih, tekbir, tehlil ve tahmid sesleriyle ortalığı çınlatan yetmiş bin melekle indi ve 'Gökleri ve yeri yaratan Allah'a hamdolsun' dedi. Bunda onlardan üç dine reddiye vardı: Dehriyye'ye (materyalistlere) reddiye vardı; çünkü [onlara göre] her şey ezeli ve ebedidir. Sonra {وَجعل الظُّلُمَات والنور} “karanlıkları ve aydınlığı var eden” buyurdu; bunda karanlık ile aydınlığın evreni yöneten iki güç olduğunu iddia eden Mecûsîlere reddiye vardı. Ve {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} “Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” buyurdu; bunda da Arap müşriklerine ve Allah'tan başka ilah edinen kimselere reddiye vardı."
20593. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن أبي روق قَالَ: كل شَيْء فِي الْقُرْآن {جعل} فَهُوَ خلق
İbn Cerîr'in Ebû Ravk'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Kur'an'da geçen her {جعل} (ceale/kıldı, yaptı) lafzı, 'yarattı' anlamındadır."
20594. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس {وَجعل الظُّلُمَات والنور} قَالَ: الْكفْر وَالْإِيمَان
Ebü'ş-Şeyh'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {وَجعل الظُّلُمَات والنور} “karanlıkları ve aydınlığı var eden” ayeti hakkında: "[Karanlıklar ve aydınlık] küfür ve imandır" demiştir.
20595. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in naklettiğine göre
20596. Metin
قَتَادَة فِي قَوْله {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور} قَالَ: خلق الله السَّمَوَات قبل الأَرْض والظلمة قبل النُّور وَالْجنَّة قبل النَّار {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} قَالَ: كذب الْعَادِلُونَ بِاللَّه فَهَؤُلَاءِ أهل الشّرك
Katâde'nin {الْحَمد لله الَّذِي خلق السَّمَاوَات وَالْأَرْض وَجعل الظُّلُمَات والنور} “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur” ayeti hakkında şöyle dediği nakledilmiştir: "Allah gökleri yerden önce, karanlığı aydınlıktan önce, cenneti de cehennemden önce yarattı." {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} “Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” ayeti hakkında da: "Allah'a [başkalarını] denk tutanlar yalan söylediler; işte bunlar şirk ehlidir" dedi.
20597. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن السّديّ فِي قَوْله {وَجعل الظُّلُمَات والنور} قَالَ: الظُّلُمَات ظلمَة اللَّيْل والنور نور النَّهَار {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} قَالَ: هم الْمُشْركُونَ
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Süddî'den naklettiğine göre o, {وَجعل الظُّلُمَات والنور} “karanlıkları ve aydınlığı var eden” ayeti hakkında: "Karanlıklar gecenin karanlığı, aydınlık ise gündüzün aydınlığıdır" dedi. {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} “Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” ayeti hakkında da: "Onlar müşriklerdir" dedi.
20598. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} قَالَ: يشركُونَ
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} “Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” ayeti hakkında: "[Rablerine] ortak koşuyorlar" demiştir.
20599. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن زيد فِي قَوْله {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} قَالَ: الْآلهَة الَّتِي عبدوها عدلوها بِاللَّه تَعَالَى وَلَيْسَ لله عدل وَلَا ند وَلَيْسَ مَعَه آلِهَة وَلَا اتخذ صَاحِبَة وَلَا ولدا
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Zeyd'den naklettiğine göre o, {ثمَّ الَّذين كفرُوا برَبهمْ يعدلُونَ} “Sonra da inkâr edenler [başkalarını] Rablerine denk tutuyorlar” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Kulluk ettikleri ilahları Allah Teâlâ'ya denk tuttular. Oysa Allah'ın hiçbir dengi ve benzeri yoktur; O'nunla beraber hiçbir ilah bulunmadığı gibi O, ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir."
20600. Metin
- الْآيَة (٢ - ٥)
- Ayet (2 - 5)
20601. Metin
- أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {هُوَ الَّذِي خَلقكُم من طين} يَعْنِي آدم {ثمَّ قضى أَََجَلًا} يَعْنِي أجل الْمَوْت {وَأجل مُسَمّى عِنْده} أجل السَّاعَة وَالْوُقُوف عِنْد الله
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o; {هُوَ الَّذِي خَلقكُم من طين} “Sizi balçıktan yaratan O'dur” [ifadesiyle] Âdem'in kastedildiğini; {ثمَّ قضى أَََجَلًا} “Sonra bir ecel tayin etti” [ifadesiyle] ölüm ecelinin; {وَأجل مُسَمّى عِنْده} “O'nun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır” [ifadesiyle de] kıyametin kopması ve Allah'ın huzurunda durma vaktinin kastedildiğini söylemiştir.
20602. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَابْن أبي شيبَة وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ الْحَاكِم وَصَححهُ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {ثمَّ قضى أَََجَلًا} قَالَ: أجل الدُّنْيَا
Feryâbî, İbn Ebî Şeybe, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, Ebü'ş-Şeyh ve sahih olduğunu belirterek Hâkim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {ثمَّ قضى أَََجَلًا} “Sonra bir ecel tayin etti” ayeti hakkında: "[Bu,] dünya ecelidir" demiştir.
20603. Metin
وَفِي لفظ: أجل مَوته {وَأجل مُسَمّى عِنْده} قَالَ: الْآخِرَة لَا يُعلمهُ إِلَّا الله
Başka bir lafızda ise: "Kişinin ölüm ecelidir. {وَأجل مُسَمّى عِنْده} “O'nun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır” [ayeti ise], Allah'tan başkasının bilmediği ahirettir" demiştir.
20604. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {قضى أَََجَلًا} قَالَ: هُوَ النّوم يقبض الله فِيهِ الرّوح ثمَّ يرجع إِلَى صَاحبه حِين الْيَقَظَة {وَأجل مُسَمّى عِنْده} قَالَ: هُوَ أجل موت الإِنسان
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o; {قضى أَََجَلًا} “Bir ecel tayin etti” ayeti hakkında: "O, uykudur; Allah onda ruhu kabzeder, sonra uyanma vaktinde sahibine iade eder. {وَأجل مُسَمّى عِنْده} “O'nun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır” [ayeti ise], insanın ölüm ecelidir" demiştir.
20605. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله {هُوَ الَّذِي خَلقكُم من طين} قَالَ: هَذَا بَدْء الْخلق خلق آدم من طين {ثمَّ جعل نَسْله من سلالة من مَاء مهين} السَّجْدَة الْآيَة ٨ {ثمَّ قضى أَََجَلًا وَأجل مُسَمّى عِنْده} يَقُول: أجل حياتك إِلَى يَوْم تَمُوت وَأجل موتك إِلَى يَوْم الْبَعْث {ثمَّ أَنْتُم تمترون} قَالَ: تشكون
Abd b. Humeyd'in Katâde'den naklettiğine göre o, {هُوَ الَّذِي خَلقكُم من طين} “Sizi balçıktan yaratan O'dur” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Bu yaratılışın başlangıcıdır; Âdem'i balçıktan yarattı, {ثمَّ جعل نَسْله من سلالة من مَاء مهين} “Sonra onun soyunu değersiz bir suyun özünden kıldı” (Secde, 8). {ثمَّ قضى أَََجَلًا وَأجل مُسَمّى عِنْده} “Sonra bir ecel tayin etti. O'nun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır” ayeti hakkında; '[İlk ecel] öleceğin güne kadar olan hayat sürendir, [ikinci ecel ise] ölümünden diriliş gününe kadar olan süredir' der. {ثمَّ أَنْتُم تمترون} “Sonra da siz şüphe ediyorsunuz” ayeti hakkında ise: 'Şüpheye düşüyorsunuz' dedi."
20606. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {ثمَّ قضى أَََجَلًا} قَالَ: أجل الدُّنْيَا الْمَوْت {وَأجل مُسَمّى عِنْده} قَالَ: الْآخِرَه الْبَعْث
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {ثمَّ قضى أَََجَلًا} “Sonra bir ecel tayin etti” ayeti hakkında: "[Bu,] dünya eceli olan ölümdür"; {وَأجل مُسَمّى عِنْده} “O'nun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır” ayeti hakkında da: "[Bu da] ahiretteki diriliştir" demiştir.
20607. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة وَالْحسن فِي قَوْله {قضى أَََجَلًا} قَالَا: قضى أجل الدُّنْيَا مُنْذُ خلقت إِلَى أَن تَمُوت {وَأجل مُسَمّى عِنْده} قَالَ: يَوْم القيامه
Abdürrezzâk, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve Ebü'ş-Şeyh'in naklettiğine göre Katâde ve Hasan, {قضى أَََجَلًا} “Bir ecel tayin etti” ayeti hakkında: "Yaratılışından yok olacağı vakte kadar dünyanın ecelini tayin etti"; {وَأجل مُسَمّى عِنْده} “O'nun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır” ayeti hakkında da: "Kıyamet günüdür" demişlerdir.
20608. Metin
وَأخرج أَبُو الشَّيْخ عَن يُونُس بن يزِيد الْأَيْلِي {قضى أَََجَلًا} قَالَ: مَا خلق فِي سِتَّة أَيَّام {وَأجل مُسَمّى عِنْده} قَالَ: مَا كَانَ بعد ذَلِك إِلَى يَوْم الْقِيَامَة
Ebü'ş-Şeyh'in Yûnus b. Yezîd el-Eylî'den naklettiğine göre o, {قضى أَََجَلًا} “Bir ecel tayin etti” ayeti hakkında: "Altı günde yaratılan şeylerdir"; {وَأجل مُسَمّى عِنْده} “O'nun katında belirlenmiş bir ecel daha vardır” ayeti hakkında da: "Ondan sonra kıyamet gününe kadar olan süredir" demiştir.
20609. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن السّديّ فِي قَوْله {ثمَّ أَنْتُم تمترون} قَالَ: تشكون
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Süddî'den naklettiğine göre o, {ثمَّ أَنْتُم تمترون} “Sonra da siz şüphe ediyorsunuz” ayeti hakkında: "Şüpheye düşüyorsunuz" demiştir.
20610. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن خَالِد بن معدان فِي قَوْله {ثمَّ أَنْتُم تمترون} يَقُول يَقُول: فِي الْبَعْث
İbn Ebî Hâtim'in Hâlid b. Ma'dân'dan naklettiğine göre o, {ثمَّ أَنْتُم تمترون} “Sonra da siz şüphe ediyorsunuz” ayeti hakkında: "Diriliş konusunda [şüphe ediyorsunuz] der" demiştir.
20611. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله وَمَا {وَمَا تأتيهم من آيَة من آيَات رَبهم إِلَّا كَانُوا عَنْهَا معرضين} يَقُول: مَا يَأْتِيهم من شَيْء من كتاب الله إِلَّا أَعرضُوا عَنهُ
İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den naklettiğine göre o, {وَمَا تأتيهم من آيَة من آيَات رَبهم إِلَّا كَانُوا عَنْهَا معرضين} “Onlara Rablerinin ayetlerinden hiçbir ayet gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Allah'ın Kitabı'ndan kendilerine gelen her şeyden mutlaka yüz çevirdiler."
20612. Metin
وَفِي قَوْله {فقد كذبُوا بِالْحَقِّ لما جَاءَهُم فَسَوف يَأْتِيهم أنباء مَا كَانُوا بِهِ يستهزؤون} يَقُول: سيأتيهم يَوْم الْقِيَامَة أنباء مَا استهزأوا بِهِ من كتاب الله ﷿
{فقد كذبُوا بِالْحَقِّ لما جَاءَهُم فَسَوف يَأْتِيهم أنباء مَا كَانُوا بِهِ يستهزؤون} “Nitekim kendilerine hak geldiğinde onu yalanladılar. Alay edip durdukları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir” ayeti hakkında da şöyle demiştir: "Kıyamet gününde, Allah Azze ve Celle'nin Kitabı'ndan alay ettikleri şeylerin haberleri kendilerine gelecektir."
20613. Metin
- الْآيَة (٦)
- Ayet (6)
20614. Metin
- أخرج ابْن أبي حَاتِم عَن أبي مَالك فِي قَوْله {من قرن} قَالَ: أمة
İbn Ebî Hâtim'in Ebû Mâlik'ten naklettiğine göre o, {من قرن} “nesilden/çağdan” ifadesi hakkında: "Ümmettir" demiştir.
20615. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {مكناهم فِي الأَرْض مَا لم نمكن لكم} يَقُول: أعطيناهم مَا لم نعطكم
Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den naklettiğine göre o, {مكناهم فِي الأَرْض مَا لم نمكن لكم} “Onları, yeryüzünde size vermediğimiz imkânlarla yerleştirmiştik” ayeti hakkında: "Onlara size vermediğimiz şeyleri vermiştik demektir" demiştir.
20616. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ من طَرِيق عَليّ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مدراراً} يَقُول: يتبع بَعْضهَا بَعْضًا
İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Ali kanalıyla İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مدراراً} “Üzerlerine gökten bol bol yağmur indirmiştik” ayeti hakkında: "[Yağmurların] biri diğerini takip eder biçimde [yağmasıdır] der" demiştir.
20617. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن هَارُون التَّمِيمِي فِي قَوْله {وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مدراراً} قَالَ: الْمَطَر فِي إبانه
İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Hârûn et-Temîmî'den naklettiğine göre o, {وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مدراراً} “Üzerlerine gökten bol bol yağmur indirmiştik” ayeti hakkında: "Vaktinde [yağan] yağmurdur" demiştir.
20618. Metin
- الْآيَة (٧)
- Ayet (7)
20619. Metin
- أخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم من طَرِيق الْعَوْفِيّ عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله {وَلَو نزلنَا عَلَيْك كتابا فِي قرطاس فلمسوه بِأَيْدِيهِم} يَقُول: لَو أنزلنَا من السَّمَاء صحفاً فِيهَا كتاب فلمسوه بِأَيْدِيهِم لزادهم ذَلِك تَكْذِيبًا
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in Avfî kanalıyla İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {وَلَو نزلنَا عَلَيْك كتابا فِي قرطاس فلمسوه بِأَيْدِيهِم} “Eğer sana kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik ve onlar da elleriyle ona dokunsalardı” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Gökten içinde yazı olan sahifeler indirseydik ve elleriyle ona dokunsalardı, bu onların yalanlamasını sadece artırırdı."
20620. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وَلَو نزلنَا عَلَيْك كتابا فِي قرطاس} يَقُول: فِي صحيفَة
Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den naklettiğine göre o, {وَلَو نزلنَا عَلَيْك كتابا فِي قرطاس} “Eğer sana kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik” ayeti hakkında: "Bir sahife içinde [indirseydik] demektir" demiştir.
20621. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {فلمسوه بِأَيْدِيهِم} يَقُول: فعاينوه مُعَاينَة ومسوه بِأَيْدِيهِم
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den naklettiğine göre o, {فلمسوه بِأَيْدِيهِم} “ve elleriyle ona dokunsalardı” ayeti hakkında: "Onu bizzat görüp elleriyle dokunsalardı [yine inanmazlardı] demektir" demiştir.
20622. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {فلمسوه بِأَيْدِيهِم} قَالَ: فمسوه ونظروا إِلَيْهِ لم يصدقُوا بِهِ
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {فلمسوه بِأَيْدِيهِم} “ve elleriyle ona dokunsalardı” ayeti hakkında: "Ona dokunup baksalardı dahi onu tasdik etmezlerdi" demiştir.
20623. Metin
- الْآيَة (٨ - ٩)
- Ayet (8 - 9)
20624. Metin
- أخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُحَمَّد بن إِسْحَق قَالَ دَعَا رَسُول الله ﷺ قومه إِلَى الإِسلام وكلمهم فابلغ إِلَيْهِم فِيمَا بَلغنِي فَقَالَ لَهُ زَمعَة بن الْأسود بن الْمطلب وَالنضْر بن الْحَارِث بن كلدة وَعَبدَة بن عبد يَغُوث وَأبي بن خلف بن وهب والعاصي بن وَائِل بن هِشَام: لَو جعل مَعَك يَا مُحَمَّد ملك يحدث عَنْك النَّاس وَيرى مَعَك فَأنْزل الله فِي ذَلِك من قَوْلهم {وَقَالُوا لَوْلَا أنزل عَلَيْهِ ملك} الْآيَة
İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Muhammed b. İshâk'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Bana ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem kavmini İslâm'a davet edip onlarla konuştu ve tebliğde bulundu. Bunun üzerine Zem'a b. el-Esved b. el-Muttalib, Nadr b. el-Hâris b. Kelede, Abde b. Abdiyeğûs, Übey b. Halef b. Vehb ve Âs b. Vâil b. Hişâm ona: "Ey Muhammed! İnsanlara senden söz edecek ve seninle birlikte görülecek bir melek seninle beraber kılınsaydı ya!" dediler. Bunun üzerine Allah, onların bu sözü hakkında {وَقَالُوا لَوْلَا أنزل عَلَيْهِ ملك} “'Ona bir melek indirilseydi ya!' dediler” ayetini indirdi.
20625. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وَقَالُوا لَوْلَا أنزل عَلَيْهِ ملك} قَالَ: ملك فِي صُورَة رجل {وَلَو أنزلنَا ملكا لقضي الْأَمر} قَالَ: لقامت السَّاعَة
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Mücâhid'den naklettiğine göre o; {وَقَالُوا لَوْلَا أنزل عَلَيْهِ ملك} “'Ona bir melek indirilseydi ya!' dediler” ayeti hakkında: "Adam suretinde bir melek [kastettiler]" demiş; {وَلَو أنزلنَا ملكا لقضي الْأَمر} “Eğer bir melek indirseydik iş bitirilmiş olurdu” ayeti hakkında da: "Kıyamet kopardı" demiştir.
20626. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وَلَو أنزلنَا ملكا لقضي الْأَمر} يَقُول: لَو أنزل الله ملكا ثمَّ لم يُؤمنُوا لعجَّل لَهُم الْعَذَاب
Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den naklettiğine göre o, {وَلَو أنزلنَا ملكا لقضي الْأَمر} “Eğer bir melek indirseydik iş bitirilmiş olurdu” ayeti hakkında: "Allah bir melek indirseydi, sonra da onlar iman etmeselerdi, azabı onlar için çarçabuk getirirdi demektir" demiştir.
20627. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن ابْن عَبَّاس {وَلَو أنزلنَا ملكا} قَالَ: وَلَو أَتَاهُم ملك فِي صورته {لقضي الْأَمر} لأهلكناهم {ثمَّ لَا ينظرُونَ} لَا يؤخرون {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} يَقُول: لَو أَتَاهُم ملك مَا أَتَاهُم إِلَّا فِي صُورَة رجل لأَنهم لَا يَسْتَطِيعُونَ النّظر إِلَى الْمَلَائِكَة {وللبسنا عَلَيْهِم مَا يلبسُونَ} يَقُول: لخلطنا عَلَيْهِم مَا يخلطون
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o; {وَلَو أنزلنَا ملكا} “Eğer bir melek indirseydik” ayeti hakkında: "Onlara kendi suretinde bir melek gelseydi"; {لقضي الْأَمر} “iş bitirilmiş olurdu” hakkında: "Onları helak ederdik"; {ثمَّ لَا ينظرُونَ} “sonra kendilerine mühlet de verilmezdi” hakkında: "Ertelenmezlerdi"; {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} “Eğer onu bir melek kılsaydık, yine onu bir adam yapardık” ayeti hakkında: "Onlara bir melek gelseydi, ancak bir insan suretinde gelirdi; çünkü onlar meleklere bakmaya güç yetiremezlerdi"; {وللبسنا عَلَيْهِم مَا يلبسُونَ} “ve onları yine düşmekte oldukları şüpheye düşürürdük” ayeti hakkında ise: "Karıştırdıkları şeyi onlara yine karıştırırdık" demiştir.
20628. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد فِي قَوْله {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} قَالَ: فِي صُورَة رجل وَفِي خلق رجل
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr'in Mücâhid'den naklettiğine göre o, {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} “Eğer onu bir melek kılsaydık, yine onu bir adam yapardık” ayeti hakkında: "Adam suretinde ve adam yaratılışında [yapardık]" demiştir.
20629. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} يَقُول: فِي صُورَة آدَمِيّ
Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den naklettiğine göre o, {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} “Eğer onu bir melek kılsaydık, yine onu bir adam yapardık” ayeti hakkında: "İnsan suretinde [yapardık] der" demiştir.
20630. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن زيد فِي قَوْله {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} قَالَ: لجعلنا ذَلِك الْملك فِي صُورَة رجل لم نرسله فِي صُورَة الْمَلَائِكَة
İbn Cerîr'in İbn Zeyd'den naklettiğine göre o, {وَلَو جَعَلْنَاهُ ملكا لجعلناه رجلا} “Eğer onu bir melek kılsaydık, yine onu bir adam yapardık” ayeti hakkında: "O meleği adam suretinde kılardık, meleklerin suretinde göndermezdik" demiştir.
20631. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {وللبسنا عَلَيْهِم} يَقُول: شبهنا عَلَيْهِم
İbn Cerîr ve İbn Ebî Hâtim'in İbn Abbâs'tan naklettiğine göre o, {وللبسنا عَلَيْهِم} “onları şüpheye düşürürdük” ifadesi hakkında: "[İşi] onlara karmaşık kılardık demektir" demiştir.
20632. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن السّديّ فِي قَوْله {وللبسنا عَلَيْهِم مَا يلبسُونَ} يَقُول: شبهنا عَلَيْهِم مَا يشبهون على أنفسهم
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Süddî'den naklettiğine göre o, {وللبسنا عَلَيْهِم مَا يلبسُونَ} “ve onları yine düşmekte oldukları şüpheye düşürürdük” ayeti hakkında: "Kendi kendilerine karıştırdıkları şeyi onlara karmaşık kılardık demektir" demiştir.
20633. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَأَبُو الشَّيْخ عَن قَتَادَة فِي قَوْله {وللبسنا عَلَيْهِم مَا يلبسُونَ} يَقُول: مَا لبس قوم على أنفسهم إِلَّا لبس الله عَلَيْهِم واللبس إِنَّمَا هُوَ من النَّاس قد بَين الله للعباد وَبعث رسله وَاتخذ عَلَيْهِم الْحجَّة وأراهم الْآيَات وَقدم إِلَيْهِم بالوعيد
İbn Cerîr ve Ebü'ş-Şeyh'in Katâde'den naklettiğine göre o, {وللبسنا عَلَيْهِم مَا يلبسُونَ} “ve onları yine düşmekte oldukları şüpheye düşürürdük” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Bir kavim kendi aleyhine işi karıştırmadıkça Allah onlara karıştırmaz. Karıştırma ancak insanlardan kaynaklanır. Oysa Allah kullarına açıklamış, elçilerini göndermiş, aleyhlerine delil getirmiş, onlara ayetleri göstermiş ve kendilerine uyarılarda bulunmuştur."
20634. Metin
- الْآيَة (١٠)
- Ayet (10)
20635. Metin
- أخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن مُحَمَّد بن إِسْحَق قَالَ مر رَسُول الله ﷺ فِيمَا بَلغنِي بالوليد بن الْمُغيرَة وَأُميَّة بن خلف وَأبي جهل بن هِشَام فهمزوه واستهزؤا بِهِ فَغَاظَهُ ذَلِك فَأنْزل الله {وَلَقَد استهزئ برسل من قبلك فحاق بالذين سخروا مِنْهُم مَا كَانُوا بِهِ يستهزؤون}
İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Muhammed b. İshâk'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: Bana ulaştığına göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, Velîd b. el-Mugîre, Ümeyye b. Halef ve Ebû Cehil b. Hişâm'ın yanından geçti. Onlar onu çekiştirip onunla alay ettiler. Bu durum onu öfkelendirdi. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: {وَلَقَد استهزئ برسل من قبلك فحاق بالذين سخروا مِنْهُم مَا كَانُوا بِهِ يستهزؤون} “Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edilmişti de onlarla alay edenleri, alay konusu ettikleri şey kuşatıvermişti.”
20636. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن أبي حَاتِم وَأَبُو الشَّيْخ عَن السّديّ فِي قَوْله {فحاق بالذين سخروا مِنْهُم} من الرُّسُل {مَا كَانُوا بِهِ يستهزؤون} يَقُول: وَقع بهم الْعَذَاب الَّذِي استهزؤا بِهِ
İbn Cerîr, İbn Ebî Hâtim ve Ebü'ş-Şeyh'in Süddî'den naklettiğine göre o, {فحاق بالذين سخروا مِنْهُم} “onlarla alay edenleri kuşatıvermişti” -yani elçilerle [alay edenleri]- {مَا كَانُوا بِهِ يستهزؤون} “alay konusu ettikleri şey” ayeti hakkında: "Alay ettikleri azap başlarına geldi demektir" demiştir.
20637. Metin
- الْآيَة (١١ - ١٢)
- Ayet (11 - 12)
20638. Metin
- أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن قَتَادَة فِي قَوْله {قل سِيرُوا فِي الأَرْض ثمَّ انْظُرُوا كَيفَ كَانَ عَاقِبَة المكذبين} قَالَ: بئس - وَالله - مَا كَانَ عَاقِبَة المكذبين دمر الله عَلَيْهِم وأهلكهم ثمَّ صيرهم إِلَى النَّار
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in Katâde'den naklettiğine göre o, {قل سِيرُوا فِي الأَرْض ثمَّ انْظُرُوا كَيفَ كَانَ عَاقِبَة المكذبين} “De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın!” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Allah'a yemin olsun ki yalanlayanların sonu ne kötüdür! Allah onları yerle bir etti, helak etti ve sonra onları ateşe sevk etti."
20639. Metin
أخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن سلمَان فِي قَوْله {كتب على نَفسه الرَّحْمَة} قَالَ: إِنَّا نجده فِي التَّوْرَاة عطيفتين أَن الله خلق السَّمَوَات وَالْأَرْض ثمَّ جعل مائَة رَحْمَة قبل أَن يخلق الْخلق ثمَّ خلق
Abdürrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim'in naklettiğine göre Selmân, {كتب على نَفسه الرَّحْمَة} “[Rabbiniz] merhameti kendi üzerine yazmıştır” ayeti hakkında şöyle demiştir: "Biz Tevrat'ta iki şefkat kucağı [olarak şunu] buluyoruz: Allah gökleri ve yeri yarattı, sonra mahlukatı yaratmadan önce yüz rahmet var etti. Ardından
20640. Metin
الْخلق فَوضع بَينهم وَاحِدَة وَأمْسك عِنْده تسعا وَتِسْعين رَحْمَة فِيهَا يتراحمون وَبهَا يتعاطفون وَبهَا يتباذلون وَبهَا يتزاورون وَبهَا تحن النَّاقة وَبهَا تنْتج الْبَقَرَة وَبهَا تَيْعر الشَّاة وَبهَا تتَابع الطير وَبهَا تتَابع الْحيتَان فِي الْبَحْر فَإِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة جمع تِلْكَ الرَّحْمَة إِلَى مَا عِنْده وَرَحمته أفضل وأوسع
mahlukatı yarattı da aralarına bir [rahmet] koydu; kendi katında ise doksan dokuz rahmeti tuttu. Mahlukat onun sayesinde birbirine merhamet eder, onun sayesinde birbirine şefkat gösterir, onun sayesinde birbirine ikramda bulunur, onun sayesinde birbirini ziyaret eder, onun sayesinde dişi deve yavrusuna şefkatle meyleder, onun sayesinde inek doğurur/yavrusuna bakar, onun sayesinde koyun yavrusuna seslenir, onun sayesinde kuşlar ve denizdeki balıklar birbirini takip eder. Kıyamet günü olduğunda ise o [tek] rahmeti Kendi katındakine katar. O'nun rahmeti en üstün ve en geniştir."
20641. Metin
وَأخرج أَحْمد وَمُسلم وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن سلمَان عَن النَّبِي ﷺ قَالَ خلق الله يَوْم خلق السَّمَوَات وَالْأَرْض مائَة رَحْمَة مِنْهَا رَحْمَة يتراحم بهَا الْخلق وتسع وَتسْعُونَ ليَوْم الْقِيَامَة فَإِذا كَانَ يَوْم الْقِيَامَة أكملها بِهَذِهِ الرَّحْمَة
Ahmed, Müslim ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin Selmân'dan naklettiğine göre Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün yüz rahmet yarattı. Bunlardan biri mahlukatın birbirine merhamet ettiği rahmettir; doksan dokuzu ise kıyamet günü içindir. Kıyamet günü olduğunda, onu bu rahmetle [yüze] tamamlar."
20642. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَالْفِرْيَابِي وَابْن أبي شيبَة وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ لما قضى الله الْخلق كتب كتابا فَوَضعه عِنْده فَوق الْعَرْش: ان رَحْمَتي سبقت غَضَبي
Abdürrezzâk, Feryâbî, İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, İbn Merdûye ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah yaratmayı takdir edip tamamlayınca, Kendi katında Arş'ın üzerine bir yazı yazdı: 'Şüphesiz rahmetim gazabımı geçmiştir.'"
20643. Metin
وَأخرج التِّرْمِذِيّ وَصَححهُ وَابْن ماجة وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ لما خلق الله الْخلق كتب كتابا بِيَدِهِ على نَفسه: إِن رَحْمَتي تغلب غَضَبي
Tirmizî (sahih kabul ederek), İbn Mâce, İbn Merdûye ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah mahlukatı yarattığı zaman, Kendi eliyle kendi üzerine bir yazı yazdı: 'Şüphesiz rahmetim gazabıma galip gelir.'"
20644. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ إِذا فرغ الله من الْقَضَاء بَين الْخلق أخرج كتابا من تَحت الْعَرْش: إِن رَحْمَتي سبقت غَضَبي وَأَنا أرْحم الرَّاحِمِينَ فَيقبض قَبْضَة أَو قبضتين فَيخرج من النَّار خلق كثير لم يعملوا خيرا: مَكْتُوب بَين أَعينهم عُتَقَاء الله
İbn Merdûye'nin İbn Abbâs'tan naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah kullar arasındaki hükmünü bitirince, Arş'ın altından bir yazı çıkarır: 'Şüphesiz rahmetim gazabımı geçmiştir ve Ben merhametlilerin en merhametlisiyim.' Sonra bir veya iki avuç dolusu [insanı] kabzeder; böylece hiç hayır işlememiş pek çok topluluk ateşten çıkarılır ki onların alınlarında 'Allah'ın azatlıları' yazılıdır."
20645. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ أَن الله كتب كتابا بِيَدِهِ لنَفسِهِ قبل أَن يخلق السَّمَوَات وَالْأَرْض فَوَضعه تَحت عَرْشه فِيهِ: رَحْمَتي سبقت غَضَبي
İbn Merdûye'nin Ebû Hureyre'den naklettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah gökleri ve yeri yaratmadan önce Kendi eliyle Kendisi için bir yazı yazdı ve onu Arş'ının altına koydu; onda: 'Rahmetim gazabımı geçmiştir' [diye yazılıdır]."