57609. Metin
﷽
Bismillâhirrahmânirrahîm.
57610. Metin
٧٥
75
57611. Metin
سُورَة الْقِيَامَة
KIYÂMET SÛRESİ
57612. Metin
مَكِّيَّة وآياتها أَرْبَعُونَ
Mekkîdir ve kırk ayettir.
57613. Metin
الْآيَة ١ - ١٣
1 - 13. AYETLER
57614. Metin
أخرج ابْن الضريس والنحاس وَابْن مرْدَوَيْه وَالْبَيْهَقِيّ فِي الدَّلَائِل من طرق عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: نزلت سُورَة الْقِيَامَة وَفِي لفظ: نزلت {لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة} بِمَكَّة
İbnü'd-Durays, en-Nahhâs, İbn Merdûye ve ed-Delâil'de el-Beyhakî çeşitli yollardan İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Kıyâmet sûresi -bir lafızda ise { لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة } "Yemin ederim kıyâmet gününe" sûresi- Mekke'de indi."
57615. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن عبد الله بن الزبير قَالَ: نزلت سُورَة {لَا أقسم} بِمَكَّة
İbn Merdûye, Abdullah b. ez-Zübeyr'den rivayet ettiğine göre o: "{ لَا أقسم } "Yemin ederim" sûresi Mekke'de indi" demiştir.
57616. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة قَالَ: حَدثنَا أَن عمر بن الْخطاب قَالَ: من سَأَلَ عَن يَوْم الْقِيَامَة فليقرأ هَذِه السُّورَة وَالله أعلم
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Katâde'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: Bize nakledildiğine göre Ömer b. el-Hattâb: "Kıyâmet gününü soran kimse bu sûreyi okusun" demiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
57617. Metin
أخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن سعيد بن جُبَير فِي قَوْله: {لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة} يَقُول: أقسم
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Saîd b. Cübeyr'den rivayet ettiğine göre o, { لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة } “Yemin ederim kıyâmet gününe” kavli hakkında: "Yemin ederim demektir" demiştir.
57618. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَالْحَاكِم وَصَححهُ عَن سعيد بن جُبَير قَالَ: سَأَلت ابْن عَبَّاس عَن قَوْله: {لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة} قَالَ: يقسم رَبك بِمَا شَاءَ من خلقه قلت: {وَلَا أقسم بِالنَّفسِ اللوّامة} قَالَ: من النَّفس الملومة
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve sahih olduğunu belirterek Hâkim, Saîd b. Cübeyr'den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: İbn Abbâs'a { لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة } “Yemin ederim kıyâmet gününe” kavlini sordum; "Rabbin yarattıklarından dilediğine yemin eder" dedi. Ben: { وَلَا أقسم بِالنَّفسِ اللوّامة } “Ve yemin ederim [kendini] kınayan nefse” [ayetini sordum]; "Kınanan nefis demektir" dedi.
57619. Metin
قلت: {أيحسب الْإِنْسَان ألن نجمع عِظَامه بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه} قَالَ: لَو شَاءَ لجعله خفاً أَو حافراً
Ben: { أيحسب الْإِنْسَان ألن نجمع عِظَامه بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه } “İnsan, onun kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet, parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya kadiriz” [ayetini sordum]; "Dileseydi onu [el ve ayak parmakları yerine] deve tabanı veya toynak yapardı" dedi.
57620. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن قَتَادَة {لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة} قَالَ: يقسم الله بِمَا شَاءَ من خلقه {وَلَا أقسم بِالنَّفسِ اللوّامة} الْفَاجِرَة قَالَ: يقسم بهَا
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den { لَا أقسم بِيَوْم الْقِيَامَة } “Yemin ederim kıyâmet gününe” ayeti hakkında: "Allah yarattıklarından dilediğine yemin eder" dediğini rivayet etmişlerdir. { وَلَا أقسم بِالنَّفسِ اللوّامة } “Ve yemin ederim [kendini] kınayan nefse” ayeti hakkında da: "[Yani] fâcir nefse. Ona yemin etmektedir" demiştir.
57621. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {بِالنَّفسِ اللوّامة} قَالَ: المذمومة
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan { بِالنَّفسِ اللوّامة } “[Kendini] kınayan nefse” kavli hakkında: "Kınanmış [nefis]" dediğini rivayet etmişlerdir.
57622. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس {بِالنَّفسِ اللوامة} قَالَ: الَّتِي تلوم على الْخَيْر وَالشَّر تَقول لَو فعلت كَذَا وَكَذَا
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, İbn Abbâs'tan { بِالنَّفسِ اللوامة } “[Kendini] kınayan nefse” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "İyilikte de kötülükte de [kendini] kınayan; 'Keşke şöyle şöyle yapsaydım' diyen [nefistir]."
57623. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن ابْن عَبَّاس {بِالنَّفسِ اللوامة} قَالَ: تندم على مَا فَاتَ وتلوم عَلَيْهِ
İbnü'l-Münzir, İbn Abbâs'tan { بِالنَّفسِ اللوامة } “[Kendini] kınayan nefse” ayeti hakkında: "Elden kaçana pişman olan ve bundan dolayı [kendisini] kınayandır" dediğini rivayet etmiştir.
57624. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد {بِالنَّفسِ اللوامة} قَالَ: تندم على مَا فَاتَ وتلوم عَلَيْهِ
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid'den { بِالنَّفسِ اللوامة } “[Kendini] kınayan nefse” ayeti hakkında: "Elden kaçana pişman olan ve bundan dolayı [kendisini] kınayandır" dediğini rivayet etmişlerdir.
57625. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي الدُّنْيَا فِي محاسبة النَّفس عَن الْحسن {وَلَا أقسم بِالنَّفسِ اللوامة} قَالَ: إِن الْمُؤمن لَا ترَاهُ إِلَّا يلوم نَفسه مَا أردْت بكلمتي مَا أردْت بأكلتي مَا أردْت بحديثي نَفسِي وَلَا أرَاهُ إِلَّا يعاتبها وَإِن الْفَاجِر يمْضِي قدماً لَا يُعَاتب نَفسه
Abd b. Humeyd ve Muhâsebetü'n-Nefs adlı eserinde İbn Ebi'd-Dünyâ, Hasan[-ı Basrî]'den { وَلَا أقسم بِالنَّفسِ اللوامة } “Ve yemin ederim [kendini] kınayan nefse” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Mümini ancak nefsini kınarken görürsün: 'Sözümle neyi kastettim? Yemeğimle neyi kastettim? Kendi kendime konuşmamla neyi kastettim?' der ve onu hep nefsini azarlarken görürsün. Fâcir kimse ise nefsini hiç azarlamadan pervasızca öne atılıp gider."
57626. Metin
وَأخرج سعيد بن مَنْصُور عَن ابْن عَبَّاس {بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه} قَالَ: نَجْعَلهَا كفا لَيْسَ فِيهِ أَصَابِع
Saîd b. Mansûr, İbn Abbâs'tan { بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه } “Evet, parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya kadiriz” ayeti hakkında: "Onu içinde parmaklar bulunmayan tek parça bir el gibi yaparız" dediğini rivayet etmiştir.
57627. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه} قَالَ: لَو شَاءَ لجعله كخف الْبَعِير أَو كحافر الْحمار وَلَكِن جعله الله خلقا سوياً حسنا جميلاً تقبض بِهِ وتبسط بِهِ يَا ابْن آدم
Abdurrezzâk, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan { بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه } “Evet, parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya kadiriz” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Dileseydi onu deve tabanı gibi yahut eşek toynağı gibi yapardı. Fakat Allah onu düzgün, güzel ve cemâl sahibi bir yaratılış kıldı ki ey Âdemoğlu, sen onunla [istediğini] tutasın ve [elini] açasın."
57628. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد {على أَن نسوي بنانه} قَالَ: يَجْعَل رجلَيْهِ كخف الْبَعِير فَلَا يعْمل بهَا شَيْئا
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid'den { على أَن نسوي بنانه } “Parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya [kadiriz]” kavli hakkında: "Ayaklarını deve tabanı gibi yapar da artık onlarla hiçbir iş yapamaz" dediğini rivayet etmişlerdir.
57629. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة {على أَن نسوي بنانه} قَالَ: إِن شَاءَ رده مثل خف الْبَعِير حَتَّى لَا ينْتَفع
Abd b. Humeyd, İkrime'den { على أَن نسوي بنانه } “Parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya [kadiriz]” kavli hakkında: "Dilerse [insanın elini/ayağını] hiçbir şekilde faydalanamayacağı şekilde deve tabanı gibi bir hale döndürür" dediğini rivayet etmiştir.
57630. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك {على أَن نسوي بنانه} قَالَ: يَجْعَل رجلَيْهِ كخف الْبَعِير فَلَا يعْمل بهما شَيْئا
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Dahhâk'tan { على أَن نسوي بنانه } “Parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya [kadiriz]” kavli hakkında: "İki ayağını deve tabanı gibi yapar da artık o ikisiyle hiçbir iş yapamaz" dediğini rivayet etmişlerdir.
57631. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة {على أَن نسوي بنانه} قَالَ: إِن شَاءَ رده مثل خف الْجمل حَتَّى لَا ينْتَفع بِهِ
Abd b. Humeyd, İkrime'den { على أَن نسوي بنانه } “Parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya [kadiriz]” kavli hakkında: "Dilerse onu kendisinden istifade edemeyeceği şekilde deve tabanı gibi bir hale döndürür" dediğini rivayet etmiştir.
57632. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك {على أَن نسوي بنانه} قَالَ: على أَن نجْعَل يَدَيْهِ وَرجلَيْهِ مثل خف الْبَعِير
İbnü'l-Münzir, Dahhâk'tan { على أَن نسوي بنانه } “Parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya [kadiriz]” kavli hakkında: "İki elini ve iki ayağını deve tabanı gibi kılmaya [kadiriz]" dediğini rivayet etmiştir.
57633. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن ﵁ أَنه قَرَأَ هَذِه الْآيَة {بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه} فَقَالَ: إِن الله أعف مطعم ابْن آدم وَلم يَجعله خفاً وَلَا حافراً فَهُوَ يَأْكُل بيدَيْهِ فيتقي بهَا وَسَائِر الدَّوَابّ إِنَّمَا يَتَّقِي الأَرْض بفمه
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Hasan [el-Basrî] radıyallâhu anh'ın { بلَى قَادِرين على أَن نسوي بنانه } “Evet, parmak uçlarını dahi düzeltip yapmaya kadiriz” ayetini okuduğunu ve şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Allah Âdemoğlunun yiyip içtiği şeyi nezih kılmış, onu deve tabanı yahut toynak yapmamıştır. O elleriyle yer ve [ağzını kirlenmekten] elleriyle korur; diğer binek hayvanları ise yerdeki şeye doğrudan ağızlarıyla uzanır."
57634. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله: {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} قَالَ: يمْضِي قدماً
İbn Cerîr, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” kavli hakkında: "Pervasızca öne doğru atılır gider" dediğini rivayet etmiştir.
57635. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم وَابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله: {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} قَالَ: هُوَ الْكَافِر يكذب بِالْحِسَابِ
İbn Ebî Hâtim ve İbn Cerîr, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "O, hesabı yalanlayan kâfirdir."
57636. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس ﵄ فِي قَوْله: {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} يَعْنِي الأمل يَقُول: أعمل ثمَّ أَتُوب
İbn Cerîr, İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” kavli hakkında: "Yani emel [sahibidir]; '[Günahı] işleyeyim, sonra tevbe ederim' der" dediğini rivayet etmiştir.
57637. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا فِي ذمّ الأمل وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن عَبَّاس ﵄ {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} قَالَ: يقدم الذَّنب وَيُؤَخر التَّوْبَة
İbn Ebi'd-Dünyâ Zemmü'l-Emel'de ve el-Beyhakî Şuabü'l-Îmân'da İbn Abbâs radıyallâhu anhümâ'dan { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” ayeti hakkında: "Günahı öne alır, tevbeyi ise erteler" dediğini rivayet etmişlerdir.
57638. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد ﵁ {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} قَالَ: يمْضِي أَمَامه رَاكِبًا
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid radıyallâhu anh'tan { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” ayeti hakkında: "[Günahlara] binmiş vaziyette önünde pervasızca ilerleyip gider" dediğini rivayet etmişlerdir.
57639. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن الْحسن {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} قَالَ: يمشي قدماً فِي معاصي الله
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Hasan[-ı Basrî]'den { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” ayeti hakkında: "Allah'a isyan hususunda pervasızca yürüyüp gider" dediğini rivayet etmişlerdir.
57640. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} قَالَ: لَا تلقى ابْن آدم إِلَّا تنْزع نَفسه إِلَى مَعْصِيّة الله قدماً قدماً إِلَّا من عصم الله وَفِي قَوْله: {يسْأَل أَيَّانَ يَوْم الْقِيَامَة} يَقُول: مَتى يَوْم الْقِيَامَة
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Katâde'den { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Allah'ın koruduğu kimse müstesna, nefsini adım adım Allah'a isyana meyleder bulmadığın hiçbir Âdemoğluna rastlayamazsın." { يسْأَل أَيَّانَ يَوْم الْقِيَامَة } “'Kıyâmet günü ne zaman?' diye sorar” kavli hakkında ise: "Kıyâmet günü ne zamandır? demektedir" demiştir.
57641. Metin
وَأخرج الْفرْيَابِيّ وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَالْحَاكِم وَصَححهُ وَالْبَيْهَقِيّ فِي شعب الإِيمان عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه} قَالَ: يَقُول سَوف أَتُوب {يسْأَل أَيَّانَ يَوْم الْقِيَامَة} قَالَ: يَقُول مَتى يَوْم الْقِيَامَة
el-Firyâbî, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, sahih olduğunu belirterek Hâkim ve Şuabü'l-Îmân'da el-Beyhakî, İbn Abbâs'tan { بل يُرِيد الإِنسان ليفجر أَمَامه } “Fakat insan önündekini yalanlayıp günaha devam etmek ister” kavli hakkında: "'İleride tevbe ederim' der" dediğini; { يسْأَل أَيَّانَ يَوْم الْقِيَامَة } “'Kıyâmet günü ne zaman?' diye sorar” ayeti hakkında da: "'Kıyâmet günü ne zamandır?' der" dediğini rivayet etmişlerdir.
57642. Metin
قَالَ: فَبين لَهُ {فَإِذا برق الْبَصَر} وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {فَإِذا برق الْبَصَر} يَعْنِي الْمَوْت
Dedi ki: [Allah] ona { فَإِذا برق الْبَصَر } “Göz kamaştığı zaman” [ayetini] açıkladı. İbn Cerîr de İbn Abbâs'tan { فَإِذا برق الْبَصَر } “Göz kamaştığı zaman” kavli hakkında: "Yani ölüm demektir" dediğini rivayet etmiştir.
57643. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة ﵁ {فَإِذا برق الْبَصَر} يَعْنِي الْمَوْت
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Katâde radıyallâhu anh'tan { فَإِذا برق الْبَصَر } “Göz kamaştığı zaman” ayeti hakkında: "Yani ölüm [anında]" dediğini rivayet etmişlerdir.
57644. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {فَإِذا برق الْبَصَر} قَالَ: شخص الْبَصَر {وَخسف الْقَمَر} يَقُول: ذهب ضوءه
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Katâde'den { فَإِذا برق الْبَصَر } “Göz kamaştığı zaman” ayeti hakkında: "Göz dikilip kaldığı zaman" dediğini; { وَخسف الْقَمَر } “Ve ay tutulduğu [zaman]” ayeti hakkında ise: "Işığı gittiği zaman demektir" dediğini rivayet etmişlerdir.
57645. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {فَإِذا برق الْبَصَر} قَالَ: عِنْد الْمَوْت {وَخسف الْقَمَر وَجمع الشَّمْس وَالْقَمَر} قَالَ: كورا يَوْم الْقِيَامَة
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Mücâhid'den { فَإِذا برق الْبَصَر } “Göz kamaştığı zaman” kavli hakkında: "Ölüm anında" dediğini; { وَخسف الْقَمَر وَجمع الشَّمْس وَالْقَمَر } “Ve ay tutulduğu, güneş ile ay bir araya getirildiği [zaman]” ayeti hakkında da: "Kıyâmet gününde dürüldükleri vakit" dediğini rivayet etmişlerdir.
57646. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن جريج فِي قَوْله: {وَجمع الشَّمْس وَالْقَمَر} قَالَ: كورا يَوْم الْقِيَامَة
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, İbn Cüreyc'den { وَجمع الشَّمْس وَالْقَمَر } “Güneş ile ay bir araya getirildiği [zaman]” kavli hakkında: "Kıyâmet günü dürüldükleri vakit" dediğini rivayet etmişlerdir.
57647. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن عَطاء بن يسَار فِي قَوْله: {وَجمع الشَّمْس وَالْقَمَر} قَالَ: يجمعان يَوْم الْقِيَامَة ثمَّ يقذفان فِي الْبَحْر فَيكون نَار الله الْكُبْرَى
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Atâ b. Yesâr'dan { وَجمع الشَّمْس وَالْقَمَر } “Güneş ile ay bir araya getirildiği [zaman]” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Kıyâmet günü o ikisi bir araya getirilir, sonra denize atılırlar da böylece Allah'ın en büyük ateşi olurlar."
57648. Metin
وَأخرج أَبُو عبيد وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن عبد الله بن خَالِد قَالَ: قَرَأَهَا ابْن عَبَّاس {أَيْن المفر} بِنصب الْمِيم وَكسر الْفَاء
Ebû Ubeyd, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Abdullah b. Hâlid'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "İbn Abbâs { أَيْن المفر } ayetini mîm'in fethası ve fâ'nın kesresiyle (el-mefirr) okudu."
57649. Metin
قَالَ: وَقرأَهَا يحيى بن وثاب {أَيْن المفر} بِنصب الْمِيم وَالْفَاء
Dedi ki: "Yahya b. Vessâb ise { أَيْن المفر } ayetini mîm ve fâ'nın fethasıyla (el-meferr) okudu."
57650. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي الدُّنْيَا فِي كتاب الْأَهْوَال وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم من طرق عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {لَا وزر} قَالَ: لَا حصن وَلَا ملْجأ وَفِي لفظ لَا حرز وَفِي لفظ لَا جبل
Abd b. Humeyd, el-Ehvâl kitabında İbn Ebi'd-Dünyâ, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim çeşitli yollardan İbn Abbâs'tan { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavli hakkında: "Kale ve sığınak yoktur" dediğini rivayet etmişlerdir. Bir lafızda "Korunak yoktur", bir lafızda da "Dağ yoktur" [demiştir].
57651. Metin
وَأخرج الطستي عَن ابْن عَبَّاس إِن نَافِع بن الْأَزْرَق قَالَ لَهُ: أَخْبرنِي عَن قَوْله: {لَا وزر} قَالَ: الْوزر الملجأ
et-Tastî, İbn Abbâs'tan rivayet ettiğine göre Nâfi' b. el-Ezrak ona: "Bana { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavlini haber ver" dedi. O da: "Vezer (وزر), sığınaktır" dedi.
57652. Metin
قَالَ: وَهل تعرف الْعَرَب ذَلِك قَالَ: نعم
[Nâfi']: "Araplar bunu bilir mi?" dedi. [İbn Abbâs]: "Evet" dedi.
57653. Metin
أما سَمِعت عَمْرو بن كُلْثُوم وَهُوَ يَقُول: لعمرك مَا إِن لَهُ صَخْرَة لعمرك مَا إِن لَهُ من وزر وَأخرج عبد بن حميد وَابْن أبي الدُّنْيَا فِي الْأَهْوَال وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن مَسْعُود فِي قَوْله: {لَا وزر} قَالَ: لَا حصن
"Amr b. Külsûm'un şöyle dediğini işitmedin mi: 'Ömrüne andolsun ki onun için hiçbir kaya yoktur / Ömrüne andolsun ki onun hiçbir sığınağı (vezer) yoktur.'" Abd b. Humeyd, el-Ehvâl'de İbn Ebi'd-Dünyâ, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Mes'ûd'dan { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavli hakkında: "Kale yoktur" dediğini rivayet etmişlerdir.
57654. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن سعيد بن جُبَير وعطية وَأبي قلَابَة مثله
Abd b. Humeyd; Saîd b. Cübeyr, Atıyye ve Ebû Kılâbe'den de bunun benzerini rivayet etmiştir.
57655. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الْحسن فِي قَوْله: {كلا لَا وزر} قَالَ: كَانَت الْعَرَب إِذا نزل بهم الْأَمر الشَّديد قَالُوا: الْوزر الْوَزير فَلَمَّا أَن جَاءَ الله بالإِسلام قَالَ: {كلا لَا وزر} قَالَ: لَا جبل
Abd b. Humeyd, Hasan[-ı Basrî]'den { كلا لَا وزر } “Hayır, hiçbir sığınak yoktur” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Araplar başlarına çetin bir iş geldiğinde 'el-Vezerü'l-vezîr (sığınak, sığınak!)' derlerdi. Allah İslâm'ı getirdiğinde { كلا لَا وزر } “Hayır, hiçbir sığınak yoktur” buyurdu. [Hasan] 'Dağ yoktur' dedi."
57656. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن الْحسن قَالَ: كَانَ الرجل يكون فِي مَاشِيَته فَتَأْتِيه الْخَيل بَغْتَة فَيَقُول لَهُ صَاحبه: الْوزر الْوَزير أَي أقصد الْجَبَل فتحصن بِهِ
İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Hasan[-ı Basrî]'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Kişi davarlarının başında bulunurken aniden üzerine atlılar gelirdi de arkadaşı ona: 'el-Vezerü'l-vezîr!' derdi. Yani; 'Dağa yönel ve onunla korun!' [demek isterdi]."
57657. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {لَا وزر} قَالَ: لَا جبل
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mücâhid'den { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavli hakkında: "Dağ yoktur" dediğini rivayet etmişlerdir.
57658. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن أبي قلَابَة {لَا وزر} قَالَ: لَا غَار لَا ملْجأ
Abd b. Humeyd, Ebû Kılâbe'den { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavli hakkında: "Mağara yoktur, sığınak yoktur" dediğini rivayet etmiştir.
57659. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن الضَّحَّاك {لَا وزر} قَالَ: لَا جبل محرزة
Abd b. Humeyd, Dahhâk'tan { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavli hakkında: "Korunaklı bir dağ yoktur" dediğini rivayet etmiştir.
57660. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الضَّحَّاك فِي قَوْله: {لَا وزر} قَالَ: لَا وزر يَعْنِي الْجَبَل بلغَة حمير
İbn Cerîr, Dahhâk'tan { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Lâ vezere, Himyer lügatinde 'dağ [yoktur]' demektir."
57661. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جريرعن مطرف {لَا وزر} قَالَ: لَا جبل
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Mutarrif'ten { لَا وزر } “Sığınak yoktur” kavli hakkında: "Dağ yoktur" dediğini rivayet etmişlerdir.
57662. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير عَن قَتَادَة قَالَ {لَا وزر} قَالَ: لَا جبل وَلَا حرز وَلَا ملْجأ وَلَا منجى {إِلَى رَبك يَوْمئِذٍ المستقر} قَالَ: الْمُنْتَهى {ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم} قَالَ: من طَاعَة الله {وَأخر} قَالَ: وَمَا ضيع من حق الله
Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr, Katâde'den rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: "{ لَا وزر } “Sığınak yoktur” [ayeti hakkında]; 'Dağ, korunak, sığınak ve kurtuluş yeri yoktur' dedi. { إِلَى رَبك يَوْمئِذٍ المستقر } “O gün varış yeri ancak Rabbinedir” [ayeti hakkında]; 'Varış noktasıdır' dedi. { ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم } “O gün insana önden gönderdiği... bildirilir” [ayeti hakkında]; 'Allah'a itaatten [önden gönderdiği]' dedi. { وَأخر } “...ve geride bıraktığı” [ayeti hakkında]; 'Allah'ın hakkından zayi ettiği şeylerdir' dedi."
57663. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَابْن جرير عَن مُجَاهِد وَإِبْرَاهِيم {ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر} قَالَ: بِأول عمله وَآخره
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd ve İbn Cerîr; Mücâhid ve İbrâhîm'den { ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر } “O gün insana önden gönderdiği ve geride bıraktığı şeyler bildirilir” kavli hakkında: "Amelinin ilkiyle ve sonuyla [bildirilir]" dediklerini rivayet etmişlerdir.
57664. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة فِي الْآيَة قَالَ: بِمَا قدم من الذُّنُوب وَالشَّر والخطايا وَمَا أخر من الْخَيْر
Abd b. Humeyd, İkrime'den bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Önden gönderdiği günahlar, kötülükler ve hatalar ile geride bıraktığı [yapmadığı] hayırlar bildirilir."
57665. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن ابْن مَسْعُود فِي قَوْله: {ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر} بِمَا قدم من عمله وَمَا أخر من سنة عمل بهَا من بعده من خير أَو شَرّ
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, İbn Mes'ûd'dan { ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر } “O gün insana önden gönderdiği ve geride bıraktığı şeyler bildirilir” kavli hakkında: "Önden gönderdiği amelleri ve kendisinden sonra uygulanıp hayır yahut şer olarak geriye bıraktığı çığır (sünnet) bildirilir" dediğini rivayet etmişlerdir.
57666. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر} قَالَ: بِمَا عمل قبل مَوته وَمَا يسن فَعمل بِهِ بعد مَوته
İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan { ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر } “O gün insana önden gönderdiği ve geride bıraktığı şeyler bildirilir” kavli hakkında: "Ölümünden önce işlediği ameller ile başlattığı ve ölümünden sonra da amel edilen çığırlar bildirilir" dediğini rivayet etmişlerdir.
57667. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن أبي صَالح فِي قَوْله: {ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر} قَالَ: قدم من حَسَنَة أَو أخر من سنة حَسَنَة عمل بهَا بعده علما علمه صَدَقَة أَمر بهَا
İbnü'l-Münzir, Ebû Sâlih'ten { ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر } “O gün insana önden gönderdiği ve geride bıraktığı şeyler bildirilir” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Önden gönderdiği bir iyilik veya kendisinden sonra amel edilen geride bıraktığı güzel bir çığır; öğrettiği bir ilim veya emrettiği bir sadaka [bildirilir]."
57668. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر} يَقُول: بِمَا قدم من الْمعْصِيَة وَأخر من الطَّاعَة فينبأ بذلك
İbn Cerîr, İbn Abbâs'ın { ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر } “O gün insana önden gönderdiği ve geride bıraktığı şeyler bildirilir” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Önden gönderdiği isyanlar ve geride bıraktığı (ertelediği) itaatler ile işte bunlarla haber verilir."
57669. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا فِي كتاب المحتضرين عَن الْحسن فِي قَوْله: {ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر} قَالَ: ينزل ملك الْمَوْت عَلَيْهِ مَعَ حفظَة فَيعرض عَلَيْهِ الْخَيْر وَالشَّر فَإِذا رأى حَسَنَة هش وأشرق وَإِذا رأى سَيِّئَة غض وقطب
İbn Ebi'd-Dünyâ el-Muhtadarîn kitabında Hasan[-ı Basrî]'den { ينبأ الإِنسان يَوْمئِذٍ بِمَا قدم وَأخر } “O gün insana önden gönderdiği ve geride bıraktığı şeyler bildirilir” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ölüm meleği koruyucu meleklerle beraber onun yanına iner; ona hayrı ve şerri arz eder. Bir iyilik gördüğünde sevinir ve yüzü parlar; bir kötülük gördüğünde ise gözlerini yere indirir ve yüzünü ekşitir."
57670. Metin
وَأخرج ابْن أبي الدُّنْيَا عَن مُجَاهِد قَالَ: بلغنَا أَن نفس الْمُؤمن لَا تخرج حَتَّى يعرض عَلَيْهِ عمله خَيره وشره
İbn Ebi'd-Dünyâ, Mücâhid'den şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bize ulaştığına göre müminin canı, hayrı ve şerriyle ameli kendisine arz edilmedikçe çıkmaz."
57671. Metin
الْآيَة ١٤ - ١٩
14 - 19. Ayetler
57672. Metin
أخرج عبد الرَّزَّاق وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر من طَرِيق عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة} قَالَ: الإِنسان شَهِيد على نَفسه وَحده {وَلَو ألْقى معاذيره} قَالَ: وَلَو اعتذر
Abdurrezzâk, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir bir yoldan İbn Abbâs'tan { بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة } “Doğrusu insan kendi nefsine karşı bir basirettir (şahittir)” kavli hakkında: "İnsan tek başına kendi aleyhine şahittir" dediğini; { وَلَو ألْقى معاذيره } “Mazeretlerini ortaya koysa bile” kavli hakkında da: "Mazeret beyan etse bile [kabul edilmez]" dediğini rivayet etmişlerdir.
57673. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة عَن سعيد بن جُبَير مثله
İbn Ebî Şeybe, Saîd b. Cübeyr'den de bunun benzerini rivayet etmiştir.
57674. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَعبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة فِي قَوْله: {بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة} قَالَ: شَاهد عَلَيْهَا بعملها {وَلَو ألْقى معاذيره} قَالَ: وَاعْتذر يَوْمئِذٍ بباطل لم يقبل الله ذَلِك مِنْهُ يَوْم الْقِيَامَة
Abdurrezzâk, Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Katâde'den { بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة } “Doğrusu insan kendi nefsine karşı bir basirettir” kavli hakkında: "Ameliyle kendi aleyhine şahittir" dediğini; { وَلَو ألْقى معاذيره } “Mazeretlerini ortaya koysa bile” kavli hakkında da: "O gün bâtıl bir mazeret öne sürse de Allah kıyamet günü bunu ondan kabul etmeyecektir" dediğini rivayet etmişlerdir.
57675. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد {على نَفسه بَصِيرَة وَلَو ألْقى معاذيره} قَالَ: لَو جادل عَنْهَا هُوَ بَصِير عَلَيْهَا
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Mücâhid'den { على نَفسه بَصِيرَة وَلَو ألْقى معاذيره } “Kendi nefsine karşı bir basirettir; mazeretlerini ortaya koysa bile” kavli hakkında: "Onu savunmak için mücadele etse de o, kendi aleyhine açık bir şahittir" dediğini rivayet etmişlerdir.
57676. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك {وَلَو ألْقى معاذيره} قَالَ: حجَّته
İbnü'l-Münzir, Dahhâk'tan { وَلَو ألْقى معاذيره } “Mazeretlerini ortaya koysa bile” kavli hakkında: "Hüccetini [öne sürse bile]" dediğini rivayet etmiştir.
57677. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن عمرَان بن جُبَير قَالَ: قلت لعكرمة: {بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة وَلَو ألْقى معاذيره} فَسكت وَكَانَ يستاك فَقلت: إِن الْحسن قَالَ: يَا ابْن آدم عَمَلك أَحَق بك قَالَ: صدقت
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, İmrân b. Cübeyr'den şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "İkrime'ye { بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة وَلَو ألْقى معاذيره } “Doğrusu insan, mazeretlerini ortaya koysa bile kendi aleyhine bir basirettir” [ayetini] sordum. O misvak kullanıyordu ve sustu. Bunun üzerine: 'Hasan[-ı Basrî], «Ey Âdemoğlu! Amelin sana [başkalarından] daha layıktır» dedi' dedim. [İkrime]: 'Doğru söylemiş' dedi."
57678. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة} قَالَ: إِذا شِئْت رَأَيْته بَصيرًا بعيون النَّاس غافلاً عَن عَيبه قَالَ: وَكَانَ يُقَال فِي الإِنجيل: مَكْتُوب يَا ابْن آدم أتبصر القذاة فِي عين أَخِيك وَلَا تبصر الجذل الْمُعْتَرض فِي عَيْنك
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Katâde'den { بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة } “Doğrusu insan kendi nefsine karşı bir basirettir” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "İstediğin zaman onu insanların kusurlarını çok iyi gören, fakat kendi ayıbından gafil olan biri olarak görürsün." Dedi ki: "İncil'de şöyle yazılı olduğu söylenirdi: 'Ey Âdemoğlu! Kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki enine duran kütüğü görmezsin.'"
57679. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة} قَالَ: سَمعه وبصره وَيَده وَرجلَيْهِ وجوارحه {وَلَو ألْقى معاذيره} قَالَ: وَلَو تجرد من ثِيَابه
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan { بل الإِنسان على نَفسه بَصِيرَة } “Doğrusu insan kendi nefsine karşı bir basirettir” kavli hakkında: "İşitmesi, görmesi, elleri, ayakları ve uzuvlarıdır" dediğini; { وَلَو ألْقى معاذيره } “Mazeretlerini ortaya koysa bile” kavli hakkında da: "Elbiselerinden soyunup dökülse (çıplak kalsa) bile" dediğini rivayet etmişlerdir.
57680. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك {وَلَو ألْقى معاذيره} قَالَ: ستوره بلغَة أهل الْيمن
İbnü'l-Münzir, Dahhâk'tan { وَلَو ألْقى معاذيره } “Mazeretlerini ortaya koysa bile” kavli hakkında: "Yemen halkının lügatinde 'perdelerini [örtse bile]' demektir" dediğini rivayet etmiştir.
57681. Metin
أخرج الطَّيَالِسِيّ وَأحمد وَعبد بن حميد وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَالتِّرْمِذِيّ وَالنَّسَائِيّ وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم وَابْن الْأَنْبَارِي فِي الْمَصَاحِف وَالطَّبَرَانِيّ وَابْن مرْدَوَيْه وَأَبُو نعيم وَالْبَيْهَقِيّ مَعًا فِي الدَّلَائِل عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ يعالج من التَّنْزِيل شدَّة وَكَانَ يُحَرك بِهِ لِسَانه وشفتيه مَخَافَة أَن يتلفت مِنْهُ يُرِيد أَن يحفظه فَأنْزل الله {لَا تحرّك بِهِ لسَانك لتعجل بِهِ إِن علينا جمعه وقرآنه} قَالَ: يَقُول إِن علينا أَن نجمعه فِي صدرك ثمَّ تقرؤه {فَإِذا قرأناه} يَقُول: إِذا أَنزَلْنَاهُ عَلَيْك {فَاتبع قرآنه} فاستمع لَهُ وأنصت {ثمَّ إِن علينا بَيَانه} بَينه بلسانك وَفِي لفظ علينا أَن نقرأه فَكَانَ رَسُول الله ﷺ بعد ذَلِك إِذا أَتَاهُ جِبْرِيل أطرق
Tayâlisî, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim, el-Mesâhif'te İbnü'l-Enbârî, Taberânî, İbn Merdûye, Ebû Nuaym ve Delâil'de Beyhakî birlikte İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem vahyin inişinden ötürü şiddetli bir meşakkat çeker, zihninden kaçıp gitmesin korkusuyla ve onu ezberlemek arzusuyla dilini ve dudaklarını hareket ettirirdi. Bunun üzerine Allah Teâlâ: { لَا تحرّك بِهِ لسَانك لتعجل بِهِ إِن علينا جمعه وقرآنه } “Onu acelece bellemek için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir” [ayetini] indirdi. [İbn Abbâs] dedi ki: 'Yani «Onu senin göğsünde toplamak, sonra da senin onu okuman bize aittir» buyurmaktadır. { فَإِذا قرأناه } “Biz onu okuduğumuz zaman” yani «Onu sana indirdiğimiz zaman»; { فَاتبع قرآنه } “onun okunuşuna uy” yani onu dinle ve sus! { ثمَّ إِن علينا بَيَانه } “Sonra onu açıklamak da bize aittir” yani dilinle onu açıkça okutmaktır.' Bir lafızda ise 'onu sana okutmak [bize aittir]' şeklindedir. Bundan sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine Cibrîl geldiğinde başını eğerdi."
57682. Metin
وَفِي لفظ اسْتمع فَإِذا ذهب قَرَأَ كَمَا وعده الله ﷿
Bir lafızda da: "[Cibrîl'i] dinler, o gittiğinde ise Allah Azze ve Celle'nin kendisine vaat ettiği gibi okurdu" [şeklindedir].
57683. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَ النَّبِي ﷺ إِذا نزل عَلَيْهِ الْقُرْآن تعجل بقرَاءَته ليحفظه فَنزلت هَذِه الْآيَة {لَا تحرّك بِهِ لسَانك} وَكَانَ رَسُول الله ﷺ لَا يعلم ختم سُورَة حَتَّى ينزل عَلَيْهِ بِسم الله الرَّحْمَن الرَّحِيم
İbnü'l-Münzir ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem üzerine Kur'an indiğinde onu ezberlemek için aceleyle okurdu. Bunun üzerine şu { لَا تحرّك بِهِ لسَانك } “Dilini kımıldatma” ayeti indi. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine 'Bismillâhirrahmânirrahîm' ininceye kadar surenin bittiğini bilmezdi."
57684. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس قَالَ: كَانَ رَسُول الله ﷺ لَا يفتر عَن الْقُرْآن مَخَافَة أَن ينساه فَقَالَ الله: لَا تحرّك بِهِ لسَانك {إِن علينا جمعه} أَن نجمعه لَك {وقرآنه} أَن تَقْرَأهُ فَلَا تنسى {فَإِذا قرأناه} عَلَيْك {فَاتبع قرآنه} يَقُول: إِذا يُتْلَى عَلَيْك فَاتبع مَا فِيهِ {ثمَّ إِن علينا بَيَانه} يَقُول: حَلَاله وَحَرَامه فَذَلِك بَيَانه
İbn Cerîr ve İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem unutma korkusuyla Kur'an okumaktan geri durmazdı. Bunun üzerine Allah Teâlâ: 'Dilini onunla kımıldatma. { إِن علينا جمعه } “Şüphesiz onu toplamak” yani onu senin için toplamak, { وقرآنه } “ve okutmak bize aittir” yani onu okuman ve unutmaman [bize aittir]. { فَإِذا قرأناه } “Biz onu” sana “okuduğumuz zaman”, { فَاتبع قرآنه } “onun okunuşuna uy” yani sana okunduğu vakit içindekilere tabi ol! { ثمَّ إِن علينا بَيَانه } “Sonra onu açıklamak da bize aittir” buyurmaktadır ki helalini ve haramını bildirmek işte onun beyanıdır' buyurdu."
57685. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس {فَإِذا قرأناه} قَالَ: بَيناهُ {فَاتبع قرآنه} يَقُول: اعْمَلْ بِهِ
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir ve İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan { فَإِذا قرأناه } “Biz onu okuduğumuz zaman” kavli hakkında: "Onu açıkladığımız zaman", { فَاتبع قرآنه } “onun okunuşuna uy” kavli hakkında da: "Onunla amel et" dediğini rivayet etmişlerdir.
57686. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر عَن مُجَاهِد فِي قَوْله: {لَا تحرّك بِهِ لسَانك} قَالَ: كَانَ يستذكر الْقُرْآن مَخَافَة النسْيَان فَقيل لَهُ: كفيناكه يَا مُحَمَّد
Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnü'l-Münzir, Mücâhid'den { لَا تحرّك بِهِ لسَانك } “Dilini kımıldatma” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "[Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem] unutma korkusuyla Kur'an'ı kendi kendine tekrarlardı. Bunun üzerine ona: 'Ey Muhammed, o hususta biz sana yeteriz' denildi."
57687. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن قَتَادَة {لَا تحرّك بِهِ لسَانك لتعجل بِهِ} قَالَ: كَانَ نَبِي الله ﷺ يُحَرك لِسَانه بِالْقُرْآنِ مَخَافَة النسْيَان
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Katâde'den { لَا تحرّك بِهِ لسَانك لتعجل بِهِ } “Onu acelece bellemek için dilini kımıldatma” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Allah'ın Nebisi sallallâhu aleyhi ve sellem unutma korkusuyla dilini Kur'an ile kımıldatırdı."
57688. Metin
فَأنْزل الله مَا تسمع {إِن علينا جمعه وقرآنه} يَقُول: إِن علينا حفظه وتأليفه {فَإِذا قرأناه فَاتبع قرآنه} يَقُول اتبع حَلَاله واجتنب حرَامه {ثمَّ إِن علينا بَيَانه} قَالَ: بَيَان حَلَاله وَحَرَامه وطاعته ومعصيته
Bunun üzerine Allah işitmekte olduğun şu ayeti indirdi: { إِن علينا جمعه وقرآنه } “Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize aittir” buyurur ki; 'Onun ezberlenmesi ve bir araya getirilmesi bize aittir.' { فَإِذا قرأناه فَاتبع قرآنه } “Biz onu okuduğumuz zaman onun okunuşuna uy” buyurur ki; 'Helaline uy ve haramından sakın.' { ثمَّ إِن علينا بَيَانه } “Sonra onu açıklamak da bize aittir” [ayeti hakkında Katâde] dedi ki: 'Helalinin, haramının, itaat edilecek ve isyan sayılacak hususlarının açıklanmasıdır.'
57689. Metin
الْآيَة ٢٠ - ٢٥
20 - 25. Ayetler
57690. Metin
أخرج سعيد بن مَنْصُور عَن مُجَاهِد أَنه كَانَ يقْرَأ / كلا بل يحبونَ العاجلة ويذرون الْآخِرَة /
Saîd b. Mansûr, Mücâhid'den onun { كلا بل يحبونَ العاجلة ويذرون الْآخِرَة } “Hayır, doğrusu siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz” şeklinde [üçüncü şahıs ye harfiyle: yuhibbûne / yezerûne] okuduğunu rivayet etmiştir.
57691. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عَاصِم أَنه قَرَأَ كلا بل تحبون العاجلة بِالتَّاءِ وتذرون الْآخِرَة بِالتَّاءِ
Abd b. Humeyd, Âsım'dan onun { كلا بل تحبون العاجلة } “Hayır, doğrusu siz peşin olanı seviyorsunuz” ayetini tâ harfiyle (tühibbûne) ve { وتذرون الْآخِرَة } “ve ahireti bırakıyorsunuz” ayetini de tâ harfiyle (tezerûne) okuduğunu rivayet etmiştir.
57692. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن قَتَادَة فِي قَوْله: / كلا بل يحبونَ العاجلة ويذرون الْآخِرَة / قَالَ: اخْتَار أَكثر النَّاس العاجلة إِلَّا من رحم الله وعصم
Abd b. Humeyd, Katâde'den { كلا بل يحبونَ العاجلة ويذرون الْآخِرَة } “Hayır, doğrusu onlar peşin olanı seviyorlar ve ahireti bırakıyorlar” kavli hakkında: "Allah'ın merhamet ettiği ve koruduğu kimseler müstesna, insanların çoğu peşin olanı (dünyayı) seçti" dediğini rivayet etmiştir.
57693. Metin
وَأخرج عبد الله بن أَحْمد فِي زَوَائِد الزّهْد عَن ابْن مَسْعُود فِي قَوْله: {كلا بل تحبون العاجلة} قَالَ: عجلت لَهُم الدُّنْيَا سناها وَخَيرهَا وغيبت عَنْهُم الْآخِرَة
Abdullah b. Ahmed Zevâidü'z-Zühd'de İbn Mes'ûd'dan { كلا بل تحبون العاجلة } “Hayır, doğrusu siz peşin olanı seviyorsunuz” kavli hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Dünya, parıltısı ve hayrıyla onlara peşin verildi; ahiret ise onlardan gizlendi."
57694. Metin
وَأخرج ابْن أبي حَاتِم عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: ناعمة
İbn Ebî Hâtim, İbn Abbâs'tan { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar (nâdıradır)” kavli hakkında: "Nimet içindedir" dediğini rivayet etmiştir.
57695. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر والآجري فِي الشَّرِيعَة واللالكائي فِي السّنة وَالْبَيْهَقِيّ فِي الرُّؤْيَة عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: يَعْنِي حسنها {إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: نظرت إِلَى الْخَالِق
İbnü'l-Münzir, eş-Şerîa'da Âcurrî, es-Sünne'de Lâlekâî ve er-Rü'ye'de Beyhakî, İbn Abbâs'tan { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "Güzelliğini kastetmektedir" dediğini; { إِلَى رَبهَا ناظرة } “Rabbine bakmaktadır” kavli hakkında da: "Yaratıcı'ya bakmıştır" dediğini rivayet etmişlerdir.
57696. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر والآجري عَن مُحَمَّد بن كَعْب الْقرظِيّ فِي قَوْله: {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: نضر الله تِلْكَ الْوُجُوه وحسنها للنَّظَر إِلَيْهِ
İbnü'l-Münzir ve Âcurrî, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî'den { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "Allah o yüzleri Kendisine bakması için ışıl ışıl yapmış ve güzelleştirmiştir" dediğini rivayet etmişlerdir.
57697. Metin
وَأخرج ابْن جرير وَابْن الْمُنْذر وَابْن أبي حَاتِم واللالكائي عَن مُجَاهِد {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: مسرورة
İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, İbn Ebî Hâtim ve Lâlekâî, Mücâhid'den { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "Sevinçlidir" dediğini rivayet etmişlerdir.
57698. Metin
وَأخرج عبد بن حميد وَابْن الْمُنْذر عَن أبي صَالح {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: بهجة لما هِيَ فِيهِ من النِّعْمَة
Abd b. Humeyd ve İbnü'l-Münzir, Ebû Sâlih'ten { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "İçinde bulunduğu nimet sebebiyle sevinçli ve pırıl pırıldır" dediğini rivayet etmişlerdir.
57699. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر عَن الضَّحَّاك {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: النضارة الْبيَاض والصفاء {إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: ناظرة إِلَى وَجه الله
İbnü'l-Münzir, Dahhâk'tan { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "Nedâret (نضارة), beyazlık ve saflıktır" dediğini; { إِلَى رَبهَا ناظرة } “Rabbine bakmaktadır” kavli hakkında da: "Allah'ın vechine (Zâtına) bakmaktadır" dediğini rivayet etmiştir.
57700. Metin
وَأخرج ابْن الْمُنْذر والآجري واللالكائي وَالْبَيْهَقِيّ عَن عِكْرِمَة {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: ناضرة من النَّعيم {إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: تنظر إِلَى الله نظرا
İbnü'l-Münzir, Âcurrî, Lâlekâî ve Beyhakî, İkrime'den { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "Nimetten ötürü ışıl ışıldır" dediğini; { إِلَى رَبهَا ناظرة } “Rabbine bakmaktadır” kavli hakkında da: "Allah'a bizzat bakışla bakar" dediğini rivayet etmişlerdir.
57701. Metin
وَأخرج الدارقطنى والآجري واللالكائي وَالْبَيْهَقِيّ عَن الْحسن فِي الْآيَة قَالَ: النضرة الْحسن نظرت إِلَى رَبهَا فنضرت بنوره
Dârekutnî, Âcurrî, Lâlekâî ve Beyhakî, Hasan[-ı Basrî]'den bu ayet hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Nedret (نضرة), güzelliktir; Rabbine bakmış ve O'nun nuruyla güzelleşip parlamıştır."
57702. Metin
وَأخرج ابْن جرير عَن الْحسن {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} يَقُول: حَسَنَة {إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: تنظر إِلَى الْخَالِق
İbn Cerîr, Hasan[-ı Basrî]'den { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "Güzeldir" dediğini; { إِلَى رَبهَا ناظرة } “Rabbine bakmaktadır” kavli hakkında da: "Yaratıcı'ya bakar" dediğini rivayet etmiştir.
57703. Metin
وَأخرج عبد بن حميد عَن عِكْرِمَة فِي قَوْله: {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: مسرورة {إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: انْظُر مَا أعْطى الله عَبده من النُّور فِي عَيْنَيْهِ أَن لَو جعل نور أعين جَمِيع خلق الله من الإِنس وَالْجِنّ وَالدَّوَاب وكل شَيْء خلق الله فَجعل نور أَعينهم فِي عَيْني عبد من عباده ثمَّ كشف عَن الشَّمْس سترا وَاحِدًا ودونها سَبْعُونَ سترا مَا قدر على أَن ينظر إِلَى الشَّمْس وَالشَّمْس جُزْء من سبعين جُزْءا من نور الْكُرْسِيّ والكرسي جُزْء من سبعين جُزْءا من نور الْعَرْش وَالْعرش جُزْء من سبعين جُزْءا من نور السّتْر
Abd b. Humeyd, İkrime'den { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün yüzler vardır ki ışıl ışıl parlar” kavli hakkında: "Sevinçlidir" dediğini; { إِلَى رَبهَا ناظرة } “Rabbine bakmaktadır” kavli hakkında da şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah'ın kulunun gözlerine ne büyük bir nur verdiğine bir baksana! Şayet Allah'ın yarattığı bütün varlıkların; insanların, cinlerin, hayvanların ve Allah'ın yarattığı her şeyin gözlerinin nurunu alıp kullarından bir kulunun iki gözüne koysaydı, sonra da güneşin önünden -ki onun önünde yetmiş perde vardır- bir tek perdeyi kaldırsaydı, o kimse güneşe bakmaya güç yetiremezdi. Güneş ise Kürsî'nin nurundan yetmiş cüzden bir cüzdür; Kürsî, Arş'ın nurundan yetmiş cüzden bir cüzdür; Arş da perdenin nurundan yetmiş cüzden bir cüzdür."
57704. Metin
قَالَ عِكْرِمَة: انْظُرُوا مَاذَا أعْطى الله عَبده من النُّور فِي عَيْنَيْهِ أَن نظر إِلَى وَجه الرب الْكَرِيم عيَانًا
İkrime dedi ki: "Allah'ın kulunun iki gözüne nasıl bir nur verdiğine bakın ki Kerîm olan Rabbin vechine apaçık gözleriyle bakabilmektedir."
57705. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن ابْن عَبَّاس فِي قَوْله: {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: تنظر إِلَى وَجه رَبهَا
İbn Merdûye, İbn Abbâs'tan { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة إِلَى رَبهَا ناظرة } “O gün birtakım yüzler ışıl ışıl parlar; Rabbine bakmaktadır” kavli hakkında: "Rabbinin vechine bakar" dediğini rivayet etmiştir.
57706. Metin
وَأخرج ابْن مرْدَوَيْه عَن أنس بن مَالك قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ فِي قَول الله: {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: ينظرُونَ إِلَى رَبهم بِلَا كَيْفيَّة وَلَا حد مَحْدُود وَلَا صفة مَعْلُومَة
İbn Merdûye, Enes b. Mâlik'ten rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Allah'ın: { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة إِلَى رَبهَا ناظرة } “O gün birtakım yüzler ışıl ışıl parlar; Rabbine bakmaktadır” kavli hakkında şöyle buyurmuştur: "Rablerine keyfiyetsiz, sınırlandırılmış bir hudut olmaksızın ve [mahlûkata ait] bilinen bir sıfat olmaksızın bakarlar."
57707. Metin
وَأخرج ابْن أبي شيبَة وَعبد بن حميد وَالتِّرْمِذِيّ وَابْن جرير وَابْن الْمُنْذر والآجري فِي الشَّرِيعَة وَالدَّارَقُطْنِيّ فِي الرُّؤْيَة وَالْحَاكِم وَابْن مرْدَوَيْه واللالكائي فِي السّنة وَالْبَيْهَقِيّ عَن ابْن عمر قَالَ: قَالَ رَسُول الله ﷺ: إِن أدنى أهل الْجنَّة منزلا لمن ينظر إِلَى جناته وأزواجه ونعيمه وخدمه وسرره مسيرَة ألف سنة وَأكْرمهمْ على الله من ينظر إِلَى وَجهه غدْوَة وَعَشِيَّة ثمَّ قَرَأَ رَسُول الله ﷺ: {وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة} قَالَ: الْبيَاض والصفاء {إِلَى رَبهَا ناظرة} قَالَ: تنظر كل يَوْم فِي وَجه الله
İbn Ebî Şeybe, Abd b. Humeyd, Tirmizî, İbn Cerîr, İbnü'l-Münzir, eş-Şerîa'da Âcurrî, er-Rü'ye'de Dârekutnî, Hâkim, İbn Merdûye, es-Sünne'de Lâlekâî ve Beyhakî, İbn Ömer'den rivayet ettiklerine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Cennet ehlinin derece bakımından en aşağısında olan kimse, cennetlerine, eşlerine, nimetlerine, hizmetçilerine ve tahtlarına bin yıllık mesafeden bakan kimsedir. Allah katında onların en değerlisi ise sabah akşam O'nun vechine bakan kimsedir." Sonra Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: { وُجُوه يَوْمئِذٍ ناضرة } “O gün birtakım yüzler ışıl ışıl parlar” ayetini okudu ve: "[Bu] beyazlık ve parlaklıktır" dedi; [sonra] { إِلَى رَبهَا ناظرة } “Rabbine bakmaktadır” ayetini okudu ve: "Her gün Allah'ın vechine bakar" dedi.
57708. Metin
وَأخرج عبد الرَّزَّاق وَأحمد وَعبد بن حميد وَالْبُخَارِيّ وَمُسلم وَالنَّسَائِيّ وَالدَّارَقُطْنِيّ فِي الرُّؤْيَة وَالْبَيْهَقِيّ فِي الْأَسْمَاء وَالصِّفَات عَن أبي هُرَيْرَة قَالَ: قَالَ النَّاس يَا رَسُول الله هَل نرى رَبنَا يَوْم الْقِيَامَة قَالَ: هَل تضَارونَ فِي الشَّمْس لَيْسَ دونهَا سَحَاب قَالُوا: لَا يَا رَسُول الله
Abdurrezzâk, Ahmed, Abd b. Humeyd, Buhârî, Müslim, Nesâî, er-Rü'ye'de Dârekutnî ve el-Esmâ ve's-Sıfât'ta Beyhakî, Ebû Hureyre'den rivayet ettiklerine göre o şöyle demiştir: İnsanlar: "Ey Allah'ın Resûlü! Kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?" dediler. [Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem]: "Önünde bulut bulunmayan güneşi görmekte bir zorluk ve şüpheye düşer misiniz?" buyurdu. Onlar: "Hayır, ey Allah'ın Resûlü!" dediler.